<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>okullaşma arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/okullasma/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/okullasma/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 05 Nov 2019 08:30:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>okullaşma arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/okullasma/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Filistin&#8217;i mi kastettiniz?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/05/filistini-mi-kastettiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özge Karakaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2017 13:52:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[ERG]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[okullaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Ürdün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18978</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen ay, Ürdün’e girerken havaalanındaki pasaport görevlisi Ürdün’den sonra başka bir ülkeye geçip/geçmeyeceğimi sordu. Ben de kendimden emin bir şekilde İsrail’e geçeceğimi söyledim. Görevli tekrar sordu: “Filistin mi dediniz?” Herhangi bir yanlış anlaşılmanın ülkeye giriş çıkışımı zorlaştırabileceği bir konumda olduğumdan “Hayır, önce İsrail’e gideceğim” diyerek düzelttim. Oysa, beni düzelten oydu: “Yani, Filistin’e gideceksiniz, değil mi?” [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/05/filistini-mi-kastettiniz/">Filistin&#8217;i mi kastettiniz?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen ay, Ürdün’e girerken havaalanındaki pasaport görevlisi Ürdün’den sonra başka bir ülkeye geçip/geçmeyeceğimi sordu. Ben de kendimden emin bir şekilde İsrail’e geçeceğimi söyledim. Görevli tekrar sordu: “Filistin mi dediniz?” Herhangi bir yanlış anlaşılmanın ülkeye giriş çıkışımı zorlaştırabileceği bir konumda olduğumdan “Hayır, önce İsrail’e gideceğim” diyerek düzelttim. Oysa, beni düzelten oydu: “Yani, Filistin’e gideceksiniz, değil mi?”<span id="more-20600"></span></p>
<p>Aslında İsrail dememin sebebi, gerçekten de önce İsrail adı verildiğini düşündüğüm topraklara girip, sonra Filistin adı verilen topraklara gideceğimi düşünmemdendi. İşin aslı, İsrail pasaportumuza damga basacak mı basmayacak mı, aldığımız vize Filistin’e geçmemize izin verecek mi, kontrol noktasında durdurulacak mıyız bilmiyordum. Endişelenmiyorduk; sadece merak ediyorduk. Yine de biz, Filistin topraklarındayken çıkabilecek herhangi bir olayın, tam da Mescid-i Aksa gerginliği yaşanan günlerde seyahatimizin zora girmesine sebep olabileceğini söyleyenleri göz ardı etmiyorduk. Her şeye rağmen, güneşin tepemizde parladığı bir günde Kudüs’ten Batı Şeria’ya, Bethlehem’e (Beytüllahim) giden otobüse bindik. Yaklaşık 20 dakika sonra kimse tarafından durdurulmamış, hiçbir soru sorulmamış halde Filistin topraklarında, Beit Jala’daydık.</p>
<p>Tesadüf müdür bilinmez, gördüğüm ilk şeylerden biri, bir okul oldu. Bir kilisenin hemen karşısında konumlanmış, kiliseyle neredeyse aynı mimariye sahip, beyaz taş duvarları, geniş bir avlusu, kapısında levhası olan ve kapısı alabildiğine açık bir okul. Önce okul olduğuna inanamadım, sonra da içeriye böyle elimi kolumu sallayarak girebileceğime&#8230; Çocuklara sunulan eğitim ortamları <a href="http://www.egitimreformugirisimi.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitim Reformu Girişimi’nde (ERG)</a> ekip toplantılarımızın gündem konusudur çoğu zaman. Türkiye’deki okulların çoğunun bahçesi yüksek duvarlarla örülü, duvarları tel örgülerle kaplıdır. Ne dışarıdakilerin içeriyle, ne de içeridekilerin dışarıyla temas edebildiği okullarımız vardır bizim. Hayattan soyutlanmış eğitim ortamlarında, çocuklara, bir arada güven içerisinde yaşayabileceğimiz bir gelecek öğretmeyi umarız.</p>
<p>Betlehem’deki bu okul, güvenlik kaygılarının her bireyinde en yüksek seviyede olduğunu varsaydığım bu ülkede, bana “hoş geldin” dedi. Kapıdan girdiğimde gördüğüm ilk ve tek kişiyi gülümseyerek yanımdan geçerken yakaladım. Kendimi tanıttım; ne iş yaptığımı ve nereli olduğumu, onlarla tanışmak istediğimi söyledim. Duyduklarından memnun bir şekilde gülümsedi, beni okulun öğretmenleriyle tanıştırmak için eşlik etti. Herhangi bir sınıf görüp göremeyeceğimi sorduğumda okul müdürünün yanına götürdü, aldığımız onayla sınıfa çıkardı ve nihayetinde 12&#8217;nci sınıf coğrafya dersinin öğrencileriyle bu yazıya kapak olan fotoğrafın çekilmesine vesile oldu.</p>
<p>Döndüğümden beri, tasavvur gücümün ötesinde acılar yaşanan bu topraklardaki eğitim ve eğitim alanında çalışan kurumları daha çok merak etmeye başladım. Filistin’de pek çok okul ve eğitim alanında faaliyet gösteren yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşları bulunuyor. Bu okullar ve kuruluşlar, USAID, Avrupa Birliği, çeşitli devletlerin hükümetleri, Hristiyan yardım kuruluşları vb. gibi pek çok farklı kaynak tarafından fonlanıyor. Elbette Gazze gibi şehirlerde, fonların sivil topluma ulaşması meselesi daha karmaşık. Ancak Filistin’deki eğitim, hala bölgenin en güçlülerinden biri olmaya devam ediyor. Araştırmalar<strong>*</strong>, geçtiğimiz yıllarda Filistin’deki okuryazarlık oranının, Batı Şeria ve Gazze’de toplam yüzde 91.2’ye ulaştığını söylüyor.</p>
<p>Öte yandan Filistin’de eğitim, bölgedeki politik ve güvenlik sorunlarından kaynaklı istikrarsızlığın arasında sıkışmış halde. Özellikle C Bölgesi<strong>**</strong>, Doğu Kudüs ve Hebron şehrindeki H2<strong>***</strong> olarak bilinen bölgelerdeki okullar neredeyse günlük olarak ihlale uğruyor. Bu ihlaller gaz bombası, şok bombası, ev ve okul arasında giden çocuklara düzenlenen saldırılar, kontrol noktalarında geciktirmeler, öğrenci gözaltıları ve okulların etrafında askerlerin bulunması olarak gerçekleşiyor. Sonuç olarak okul rutininin bölünmesine ve derslerin gerçekleşememesine sebep oluyor.</p>
<p>Filistin’de, eğitimin kalitesini artırmaya odaklanmış pek çok sivil toplum kuruluşu Eğitim Bakanlığı’yla (<em>Ministry of Education and Higher Education</em>) devamlı iş birliği içinde. Bu iş birliği, okul çalışanları ve öğretmenlerin kapasitesini artırma, altyapıyı ve okula ulaşımı iyileştirme, okulların ve öğrencilerin korunması için savunu faaliyetleri, alıkonan öğrenciler için telafi eğitimi ve travma altındaki çocuklar için psikososyal destek faaliyetlerini içeriyor. Bazı STK’lar geçici okullar, okul gereçleri vs. sağlarken; diğerleri, yıkılan okullar, alıkonan öğrenciler için geri iade gibi konularda hukuksal temsiliyet ve uluslararası kamuoyunu bilgilendirme aktiviteleri gerçekleştiriyor. Tüm bu çabalara rağmen hem insani yardım hem kalkınma boyutlarında hala yapılması gereken çok şey var.</p>
<p>Peki tüm bunlar bir yana, Filistin’de doğmuş, büyümüş, okumuş bireyler ne düşünüyor ve hissediyor? Sivil toplumun, hükümetin ve uluslararası kuruluşların çalışmalarının ötesinde, Filistin’de öğrenci olmanın nasıl bir deneyim olduğunu Filistinli arkadaşlarıma sordum.</p>
<p>Aralarından birisi sorum üzerine, Filistin’de, özellikle ayaklanma zamanlarında öğrenci olmanın zorlayıcı bir deneyim olduğunu söyledi. Tekrar okula dönmek ve arkadaşlarıyla birkaç saatliğine bile olsa buluşabilmek için sokağa çıkma yasağının bitmesini nasıl sabırsızlıkla beklediklerini anlattı. Kontrol noktasına yakın yaşamanın, okul ve ev arasında gidip gelirken yaşadığı korkutucu yolculukları, gençler ve İsrail askerleri arasında yaşanan çatışmalardan birinde yanlışlıkla vurulan sınıf arkadaşı gibi, bir çocuk için unutması zor anılardan söz etti. Ama tüm bu karmaşık ortama rağmen, rahibeler tarafından katı disiplinle yönetilen bir Katolik okulunda, harika bir eğitim alacak kadar şanslı olduğunu da söyledi. Ve hayatı boyunca, kendisine sadakati, dirençli olmayı, yaratıcı düşünmeyi ve özgüveni öğreten bu okula ve öğretmenlerine minnettar kalacağını da ekledi hemen arkasından.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beitsahour’da bir Hristiyan okuluna gitmiş bir diğer arkadaşım, başka bir yerden yaklaştı soruma. Ortaokul ve liseyi Filistin’de okumasının hayatının en büyük şansı olduğunu söyledi. Öğrencileri değilse de okul çalışanlarının çok kültürlü olduğu bir okul ortamında, dünyayı ve farklı kültürleri tanıyarak büyüyecek kadar şanslı olduğunu belirtti. Onun okuduğu okulda, dans, tiyatro ve matematik kulübü gibi öğrencilerin sosyalleşmesine olanak veren okul dışı aktivitelere katılmak büyük bir şeymiş. Festival zamanında şehrin sokaklarında, sınıf arkadaşlarıyla müzik eşliğinde dans ederek geçirdiğini anımsıyor örneğin. Ayrıca okul, yabancı ülkelerin fonlarıyla kurulan ve yabancı okullarla “kardeş okul” anlaşmalarına sahip bir kurum olduğu için, öğrenciliği sırasında Avrupa ülkelerinde değişim öğrencisi olma, Birleşmiş Milletler’inkiler gibi uluslararası projelerde görev alma fırsatı bulmuş. Ona önemli deneyimler sağlayan bu imkanların yanında, eğitim sisteminin zorlayıcılığını, öğrenciyken bundan memnun olmadığını da anlattı. Ancak, eğitimini Filistin’de tamamlamış bir birey olarak, uluslararası platformlarda akranlarından daha iyi bir eğitimden geçtiğinin farkına vardığını da ekledi.</p>
<p>Birkaç örnek, araştırma bulgusu, proje çıktısı, Filistin’deki eğitimi anlayabilmeye yetmez elbette. Tıpkı Türkiye’de ve dünyanın her yerinde, eğitimin ve eğitim sistemlerinin bireyler üzerinde bıraktığı öznel, özgün ve hayat boyu taşıdığımız deneyimleri anlatmaya yetmeyeceği gibi. Ancak ne olursa olsun, özellikle çatışma altında veya dezavantajlı bölgelerde eğitim gören çocuklar için okulların, öğrenen toplulukları bir araya getirme yüceliği gösteren, fikir paylaşımına temel sağlayan mabetler olduğunu söyleyebiliriz. Okullar, ne olursa olsun, öğrencilerin kendilerinin farkına varmalarını, geçmişi ve içine doğdukları dünyayı anlamlandırabilmelerini, hayal kurabilmelerini ve daha iyi bir geleceğe liderlik edebilmelerini sağlıyor. Okulların kendi duvarlarından taşan gücü, bilinmezliğin ve kaosun ortasında, en karanlık anlarda bile umut vermeye devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>*</strong>: The World Bank and Bisan Center for Research and Development (2006). The Role and Performance of Palestinian NGOs: In Health, Education and Agriculture.</p>
<p><strong>**</strong>: Bölgede, idare ve güvenliği İsrail&#8217;e bırakılan alan.</p>
<p><strong>***</strong>: Hebron Protokolü ile şehir H1 (tamamı Filistinlilerden oluşan bölge) ve H2 (Yahudi yerleşimcilerin de olduğu bölge) olarak ikiye ayrılırken, H2 bölgesinin yönetimi İsrail’e verildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/05/filistini-mi-kastettiniz/">Filistin&#8217;i mi kastettiniz?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitimde son sıraları bırakmayan Türkiye&#8217;nin istatistiklerinde ümit veren veriler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/22/egitimde-son-siralari-birakmayan-turkiyenin-istatistiklerinde-umit-veren-veriler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Caner Özdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Aug 2017 09:28:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[OECD]]></category>
		<category><![CDATA[okullaşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17792</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;&#8230;gelişmiş ülkeler olarak tanımlayabileceğimiz OECD ülkelerinin epeyce gerisindeyiz. Bu ülkelerin gelişmişlik düzeyini yakalayabilmek için Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat penceresi olarak duran genç nüfus yapısının doğru kullanılabilmesi için de en önemli araçlardan birisi hem niceliğiyle hem de niteliğiyle eğitim&#8221; Bir önceki yazıda[1] Türkiye’nin OECD verilerindeki durumunu özetlemeye çalışmış ve biraz da karamsar bir tablo çizmiştim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/22/egitimde-son-siralari-birakmayan-turkiyenin-istatistiklerinde-umit-veren-veriler/">Eğitimde son sıraları bırakmayan Türkiye&#8217;nin istatistiklerinde ümit veren veriler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;&#8230;gelişmiş ülkeler olarak tanımlayabileceğimiz OECD ülkelerinin epeyce gerisindeyiz. Bu ülkelerin gelişmişlik düzeyini yakalayabilmek için Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat penceresi olarak duran genç nüfus yapısının doğru kullanılabilmesi için de en önemli araçlardan birisi hem niceliğiyle hem de niteliğiyle eğitim&#8221;</strong></p>
<p>Bir önceki yazıda<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Türkiye’nin OECD verilerindeki durumunu özetlemeye çalışmış ve biraz da karamsar bir tablo çizmiştim. Türkiye’nin özellikle nüfus yapısı itibariyle barındırdığı potansiyelleri kullanabilmek konusunda epey zayıf olduğunu göstermiştim. Ancak, bütün göstergeler tamamıyla olumsuz da değil. Bu yazıda, Türkiye’nin ilerleme kaydettiği alanlardan birinde bazı istatistikleri paylaşacağım. Söze böyle başladıktan sonra pek çok kişinin ilerleme kaydedilen alanın eğitim olmasını hayretle karşılayacağını tahmin ediyorum. Keza, önceki yazıda bahsettiğim “Türkiye yine sonuncu oldu” başlıklı haberlerin çoğunun eğitim alanında olduğunun farkındayım. Fakat dediğim gibi eğitim, her şeye rağmen Türkiye’nin &#8211; en azından niceliksel anlamda &#8211; ilerleme kaydettiği bir alan.</p>
<p>Grafik 1, 1994-95 eğitim-öğretim yılından 2015-16 öğretim yılına kadar farklı öğretim düzeylerindeki net okullaşma oranlarını gösteriyor. Net okullaşma oranı bir eğitim düzeyindeki öğrenci nüfusunun o eğitim düzeyine ait yaş grubundaki nüfusa oranı olarak hesaplanıyor. Örnek vermek gerekirse, ilkokul çağı 6-10 yaşları arası ise ilkokul düzeyinde net okullaşma oranı bize 6-10 yaş arasındaki nüfusun yüzde kaçının ilkokula devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p>Aşağıdaki grafik kapsadığı yıllardaki sistem değişiklikleri göz önüne alınarak ilköğretim (ilkokul+ortaokul), lise ve üniversite düzeyleri için hesaplanmış. Grafikte ilk göze çarpan sonuç her üç düzey için de görülebilen kuvvetli yükseliş.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-17793" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/gr1.png" alt="" width="641" height="288" /></p>
<p>Grafik 1. İlköğretim, Ortaöğretim ve Yükseköğretimde net okullaşma oranları<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>22 yıl bu kadar ciddi artışlar için aslında çok uzun bir süre değil. Bu yıllar arasındaki üç büyük eğitim politikası uygulamasının, hayata geçirilmelerindeki politik motivasyonlar ne olursa olsun, bu gelişmelere olanak sağladığı gerçeğini teslim etmek zorundayız.</p>
<p>Bu uygulamaların birincisi 1997 yılında hayata geçirilen 8 yıllık kesintisiz eğitim reformu. Grafikten de görülebileceği gibi 1997 yılından itibaren ilköğretim düzeyinde okullaşmada bir sıçrayış var. Grafiğin başladığı 1994 yılında ilköğretim çağındaki nüfusun yarısından fazlası eğitim hayatının dışında kalırken bugün bu yaş grubundaki nüfusun tamamına yakınının eğitimde oluşu hafife alınmaması gereken bir gelişme.</p>
<p>Grafikteki başka çarpıcı bir sonuç da azalan cinsiyet farkları. 1994 yılında başta ilköğretim olmak üzere üç eğitim düzeyi için de okullaşma oranlarında kadınların erkeklerin epey gerisinde kaldıkları görülüyor. Günümüze geldiğimizde ise bu farkların kapandığını hatta kadınların az da olsa öne geçmeye başladığını görebiliyoruz.</p>
<p>Okullaşma oranlarının artışında etkili bir başka değişiklik de 2012 yılında hayata geçirilen 4+4+4 eğitim sistemi ve zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmış olması. 97 reformundan sonra zaten hızla artışa geçen lise düzeyindeki okullaşma oranlarının 2012’den sonra daha da hızlı artarak % 80’ler seviyesini geçmeye başladığını görebiliyoruz.</p>
<p>Okullaşma oranlarını artıran bir başka politika da şüphesiz 1992 ve 2008 yıllarında tavan yapan üniversite sayısının artırılması adımları. 1994 yılında üniversite düzeyinde net okullaşma oranı % 10’un altıda iken bugün % 40’ın üzerine çıkmış durumda.</p>
<p>Tüm bu ilerlemeler Türkiye’yi alt sıralara mahkumiyetten bir nebze kurtarsa da, hala kat edilecek çok mesafe var. Grafik 2’de çeşitli ülkelerin 2000 ve 2015 yıllarında ortaöğretimdeki net okullaşma oranları verilmiş. Grafiğin geneline bakıldığında bütün dünyada okullaşma oranlarının artığı görülebiliyor. Türkiye, bu dönemde % 64’ten % 86’ya yükselerek eğim çizgisinin üstünde kalmış. Yani, tablodaki diğer ülkelere göre okullaşmasını daha çok artırmış. Ancak, pek çok ülkenin tablonun sağ üst köşesinde toplandığını, yani 2000 yılı itibariyle ortaöğretime erişimde doyum noktasına çoktan ulaştıklarını görebiliyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-17794" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/GR2.png" alt="" width="732" height="483" /></p>
<p>Grafik 2: Çeşitli ülkelerin orta öğretim düzeyinde okullaşma oranları (2000-2015)<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>Bu artışların nüfusun genel eğitim durumunu ne kadar etkilediğini ise Grafik 3’te izleyebiliriz. 25 yaş üstü nüfusun içinde en az lise diplomasına sahip olan kişilerin oranına baktığımızda yaklaşık % 37 ile Türkiye’nin en alttaki ülkelerden biri olduğu görülebiliyor. Yükseköğretim düzeyinde de benzer bir durum söz konusu. TÜİK’in 2012 tarihli Yetişkin Eğitimi Araştırması verilerine göre 25 yaş ve üzeri nüfus içerisinde en az yüksekokul mezunu olanların oranı hala % 10’un altında. Tabii ki, yukarıda gösterdiğim okullaşma oranlarının artışıyla bu oranların da uzun vadede yükselmesini bekliyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-17795" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/GR3.png" alt="" width="729" height="270" /></p>
<p>Grafik 3: Çeşitli ülkelerde 25 yaş üstü nüfus içerisinde en az lise mezunu olanların oranı (2015)<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>Yine önceki yazıda bahsettiğim demografik fırsat penceresinin iyi değerlendirilmesi için nüfusun ortalama eğitim düzeyinin artması olmazsa olmazlardan biri. Ancak, tabii ki tek başına yeterli değil. Nicel anlamdaki bu atılımın yanında nitel bir sıçramaya da ihtiyaç olduğu açık. Demografik fırsat penceresi deneyimini atlatan ülkeler üzerinde yapılan araştırmalar yenilikçi ekonomiye geçen ve teknolojik üretim yapabilen ülkelerin bu fırsattan yararlanabildiğini gösteriyor<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>. Bunun da yolu nitelikli bir eğitimden geçiyor.</p>
<p>Eğitimde nitelik konusunda Türkiye’yi dünya ile karşılaştırabileceğimiz çeşitli araştırmalar var. Bunların en popüleri 15 yaşındaki öğrencilere Fen, Matematik ve Okuma alanlarında uygulanan PISA testi. PISA dışında 4. ve 8. sınıf öğrencilerine uygulanan Fen ve Matematik becerilerini ölçen TIMMS ve 9. Sınıf öğrencilerinin okuma becerilerini ölçen PIRLS araştırmaları da bu anlamda önemli veri kaynakları. Pek çoğunuzun medyadan aşina olacağını tahmin ettiğim bu araştırmalarda da Türkiye’nin durumu çok iç açıcı değil.</p>
<p>Öğrencilerin müfredat bilgilerini ölçmekten ziyade Fen, Matematik ve Okuma alanlarında kazandıkları becerileri gerçek hayat deneyimlerine uygulayabilme yeteneklerini ölçmeyi hedefleyen PISA araştırmasında; her üç alanda da OECD ülkelerindeki tüm öğrencilerin ortalaması 500, standart sapması 100 olacak şekilde 200-800 arasında değişen puanlar hesaplanıyor. Grafik 4’ten görülebileceği gibi Türkiye araştırmaya ilk kez katıldığı 2003 yılından beri OECD ortalamasının epey altında. 2012 yılına kadar ufak da olsa ilerlemeler görürken, 2015 yılında üç alanda da ortalama puanlarımızın 2003’teki değerlerin bile altına gerilediğini gördük.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-17796" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/GR4.png" alt="" width="727" height="426" /></p>
<p>Grafik 4: Türkiye’nin PISA performansı (2003-2015)<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p>TIMSS ve PIRLS araştırmaları ise biraz daha müfredat odaklı. Bu araştırmalarda da benzer bir puanlama yöntemi kullanılıyor ve Türkiye yine ortalamanın altında. Ancak, bu araştırmalarda Türkiye’nin katılımcı ülkeler ortalamasına yavaş yavaş yaklaştığını söylemek mümkün.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-17797" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/GR5.png" alt="" width="578" height="347" /></p>
<p>Grafik 5: Türkiye’nin TIMSS ve PIRLS performansı (1999-2015)<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a></p>
<p>Önceki yazıda bahsettiğim gibi pek çok başlıkta gelişmiş ülkeler olarak tanımlayabileceğimiz OECD ülkelerinin epeyce gerisindeyiz. Bu ülkelerin gelişmişlik düzeyini yakalayabilmek için Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat penceresi olarak duran genç nüfus yapısının doğru kullanılabilmesi için de en önemli araçlardan birisi hem niceliğiyle hem de niteliğiyle eğitim. Eğitim düzeyinin niceliksel olarak artırılması yolunda yukarıda gösterdiğim hızla artan okullaşma oranlarının bu anlamda umut verici olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan, eğitimin niteliği konusunda da benzer atılımlara acil olarak ihtiyaç duyduğumuz da kesin.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <a href="https://www.sivilsayfalar.org/oecd-verilerinde-turkiye-son-siralara-mahkumiyet/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://www.sivilsayfalar.org/oecd-verilerinde-turkiye-son-siralara-mahkumiyet/</a></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Özdemir C (2017). “Educational expansion and occupational segregation in Turkey”. International Sociological Association, RC28 on Social Stratification and Mobility Summer Meeting, 7-10 Ağustos 2017, New York, ABD.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Veriler Dünya Bankası’nın data.worldbank.org adresli internet sitesinden alınmıştır. Erişim tarihi, 16.08.2017<a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Veriler Dünya Bankası’nın data.worldbank.org adresli internet sitesinden alınmıştır. Son erişim tarihi, 16.08.2017</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Gill, I., &amp; Kharas, H. (2007). An East Asian renaissance: ideas for economic growth. World Bank, Washington, DC.</p>
<p>Kharas, H., &amp; Kohli, H. (2011). What is the middle income trap, why do countries fall into it, and how can it be avoided? <em>Global Journal of Emerging Market Economies</em>, 3, 281–289.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Veriler <a href="http://www.oecd.org/pisa/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://www.oecd.org/pisa/</a> adresinden alınmıştır. Son erişim tarihi: 17.08.2017</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Veriler <a href="https://timssandpirls.bc.edu" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://timssandpirls.bc.edu</a> adresinden alınmıştır. Son erişim tarihi: 17.08.2017</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/22/egitimde-son-siralari-birakmayan-turkiyenin-istatistiklerinde-umit-veren-veriler/">Eğitimde son sıraları bırakmayan Türkiye&#8217;nin istatistiklerinde ümit veren veriler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
