<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nükleer atık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/nukleer-atik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/nukleer-atik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 May 2020 15:13:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>nükleer atık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/nukleer-atik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gaziemir&#8217;de Bazı Yeni Gerçekler ve İhmalin Otoriter Hali</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/08/gaziemirde-bazi-yeni-gercekler-ve-ihmalin-otoriter-hali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 15:13:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[EGEÇEP]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziemir]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Nükleer Karşıtı Platform]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer atık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53579</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tehlikeden korunmak için iç mekanlara kapandığımız bu dönemde dışarısıyla yegane bağlantıyı sağlayan bir balkon ya da pencereyi bile açmaktan imtina ettiğinizi hayal edin. Nükleer tehlike nedeniyle evin içinde her daim böyle bir yaşam süren Gaziemir sakinleri yıllardır sakin değil...</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/08/gaziemirde-bazi-yeni-gercekler-ve-ihmalin-otoriter-hali/">Gaziemir&#8217;de Bazı Yeni Gerçekler ve İhmalin Otoriter Hali</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İzmir&#8217;in 30 ilçesinden biri olan Gaziemir,  2011 yılında taşınmadan önceki adıyla Aslan Avcı Döküm Sanayi&#8217;ne ait olan arazideki nükleer atıklar nedeniyle &#8220;İzmir&#8217;in Çernobil&#8217;i&#8221; olarak hafızalara kazındı. Sahiplerinin Türkiye tarihindeki en yüksek çevre cezası olan 5,7 Milyon TL ödemesine hükmedildiği fabrika, önünden geçen yolun karşısında apartmanların, 75-100 metre mesafede 1000&#8217;e yakın öğrenci nüfusuyla birer okulun yer almasıyla yaşam alanlarının tam ortasında. Toplum sağlığını ve psikolojisini yıllardır olumsuz etkileyen bu nükleer atıklara çözüm bulunması için EGEÇEP ve İzmir Nükleer Karşıtı Platform başta olmak üzere birçok sivil toplum örgütü gerek basın açıklamalarıyla gerekse eylemlerle on yıldan fazla bir süredir yetkililerin meseleye ilgisini talep ediyor. İlk defa 2014 yılında açılan davalarla  sivil toplumun sürece müdahil olduğu görülse de daha önceki bir </span><a href="https://yesilgazete.org/blog/2016/12/15/gaziemirde-simdi-de-radyoaktif-atik-bertarafi-uzerinden-rant-cabasi/"><span style="font-weight: 400;">yazımda</span></a><span style="font-weight: 400;"> okuyabileceğiniz gibi seri  şekilde süreçten dışlandığına tanık olduk. Başlanılan noktaya geri dönülmüşken kaleme alınan bu yazı bir kez daha madunun sesi olmaya niyetlenirken meseleye çözüm üretilmesi için dikkatinizi çekmeye çalışacak. Bununla beraber Gaziemir Davası&#8217;nda mahkemeye beyanat veren bir görgü tanığının aktardıkları size sorunun ölçeğinin bugüne dek bilinenden daha büyük olabileceğini düşündürecek. Nihayet meselenin çözümü için bugün adına Cumhurbaşkanlığı sistemi denen sistemde hangi kurumun sorumluluk ehliyeti olduğu sorusuyla baş başa kalacağız.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hurda ve çeşitli parçaları  fabrika arazisine getirerek geri dönüşüm tesisinde işlemek kuruluş tarihi 1940&#8217;lara uzanan Aslan Kurşun San. ve Tic. A.Ş&#8217;nin 70 yıl boyunca rutin çalışma şekliydi. 2005 yılında Aslan Avcı Döküm Sanayi adını alıp ünvan değişikliğine gidildikten sonra da iş yapma biçimi değişmedi. Atıklar işlenerek geri dönüşüm prosesinden geçirilirken 122 hektarlık fabrika arazisi  işlenen atıklardan arda kalanların açılan çukurlara gömülmesi gibi prosedürün bir parçası haline gelmesi için elverişliydi. Normal şartlarda cezalandırılması gereken bu eylem denetimsizlik ortamında atık maliyetlerinden kurtulmanın bir yolu oluyordu. &#8217;80&#8217;li yıllarda  köyden şehre göç artıp şehirleşme Gaziemir&#8217;i 1992 yılında ilçe yaptıktan sonra 2000&#8217;lerde ilçe nüfusu artık yüz binlerle ifade edilirken de etrafı yerleşim alanları dolan fabrikada  kurşun geri kazanımı proseslerine aynen devam ediliyordu. Ne var ki kazanma hırsı ve denetimsizliğin açtığı yol bir gün uygun fiyata alınan nükleer atıkların araziye getirilmesine kadar uzandı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslan Avcı Döküm Sanayi&#8217;ye ait arazide gömülü olan atıklar ilk kez semt sakinlerinin ihbarı üzerine kamuoyunun gündemine 2007 yılında girdikten sonra bu nükleer atıkların gömülü olduğu Türkiye Atom Enerjisi Kurumu(TAEK) tarafından da teyit edilmişti.  Yalnızca nükleer atık çubuklarında bulunan bir madde olan EU 152 toprakta tespit edildiği için reaktör yakıt çubuklarının geri dönüşüme sokulmak istendiği anlaşılmıştı. Fakat 2014 yılında mahalle sakinlerinin şikayetiyle şirket sahiplerine dava açılmasına kadar bir önlem alınması için harekete geçilmedi. Davacı vekili Arif Ali Cangı tarafından yürütülen adli süreç 5,7 milyon TL ile şirketin Türkiye tarihinin en yüksek çevre cezasına çarptırılmasına imkan verdi. Ancak fabrika sahipleri cezaya itiraz ettiği gibi Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) alınarak yapılması hükme bağlanan radyoaktif temizliği de derme çatma yöntemlerle yapma girişimlerinde bulundu. Haklarında verilen cezayı aşırı bularak mülkiyet hakkına müdahale edildiği gerekçesiyle AYM&#8217;ye başvuran davalılar ikinci bir şoku 2019 yılının şubat ayında nihayetlenen mahkeme kararıyla yaşadı. Zira AYM verilen cezanın mülkiyet hakkına müdahale amacı taşımadığına bilakis verilen cezanın yerinde ve orantılı olduğuna hükmederek 5,7 Milyon TL&#8217;lik cezayı onadı.</span></p>
<p><b>&#8220;Tuz Ruhu ile Çamaşır Suyu Karışımı Bir Koku&#8221; </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-53582 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/gaziemir-arazi.jpg" alt="Gaziemir" width="347" height="194" />Gaziemir&#8217;le ilgili gelişmeleri kronolojik olarak gözünüzün önüne getirebildiysem şimdi nükleer tehlikenin kaderine terk edilen mahalle sakinlerinin gündelik yaşamlarına nasıl sirayet ettiğine bakalım.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zira tehlikeden korunmak için iç mekanlara kapandığımız bu dönemde dışarısıyla yegane bağlantıyı sağlayan bir balkon ya da pencereyi bile açmaktan imtina ettiğinizi hayal edin. Nükleer tehlike nedeniyle evin içinde her daim böyle bir yaşam süren Gaziemir sakinleri yıllardır sakin değil&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öyle ki bu yazı için  telefonla görüşüp bilgi aldığım bir anne adayı bebeği için duyduğu korkuyu anlatırken sesi titriyor. Bir diğer mahalleli ise çocuklarını apartman önünde oynamasına izin vermediğini söyleyerek gelin geldiği evde 17 yıldır maruz kaldıkları kokudan muzdarip. &#8220;Tuz ruhu ile çamaşır suyu karışımı&#8221; şeklinde tanımladığı bu koku  yüzünden balkona çıkmak, camı bile açmak çekinilmesi gereken eylemler&#8230; Esasen radyoaktif kirlilik göze görünmeyen, kokusuz, ölçüm aletleriyle ölçülmedikçe var olduğu tespit edilemeyen tehlike ise de bu fabrika arazisinde başka atıkların da gömülü olması toz ve koku gibi dışsallıklarıyla kendini gösteriyor. Dolayısıyla yağmurdan sonra yükselen duman, rüzgarın getirdiği kırmızı toz ve kokuyla yaşamak, nükleer atıkları da hatırlatarak durup dururken hep biraz  endişe duymak demek. Öte yandan bu dışsallıkların sağlık etkileri de yok değil&#8230; Yedi senedir Emrez Mahallesi Muhtarı olan Ramazan Arslanalp mahallede astım hastalıklarında bir artış olduğunu anlatıyor. Arslanalp fabrikayı 2011 yılında  kapattırana kadar şehir içinde böyle fabrika olmaz diyerek mücadele vermiş lakin, şimdi bir de fabrikanın hayaletiyle uğraşmak zorunda. Hatta 2011 yılında toprağa gömülü halde terk edilen nükleer bulaşıklı atıklar yanacak ağaç bile olmayan arazide kimyasal reaksiyona girerek kendiliğinden alevleniveriyor. Nitekim Muhtarın anlattığına göre en son 2019 yılının şubat ayında  meydana gelen yangına müdahale eden itfaiye görevlileri alevlenen arazi için &#8220;Burası patlamaya hazır bir bomba!&#8221; ifadesini kullanmış. Bu benzetmeyi 1993 yılında İstanbul Ümraniye&#8217;de metan gazı sıkışmasına yol açarak 39 kişinin ölümüyle sonuçlanan Ümraniye çöp patlamasıyla imlersek riskler daha iyi anlaşılabilir. </span></p>
<p><b>100 Bin Değil, 250 Bin Ton Radyoaktif Cüruf!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">13 yıldır toplum sağlığının hiçe sayılması ve önlem alınmamış olması yeterince endişe vericiyken sorunun ölçeğinin bilinenden daha büyük olma ihtimali de saklı. Zira fabrikada çalışmış olan bir görgü tanığının benimle paylaştığı dava tutanaklarındaki beyanatına göre nükleer atıklar 2006  yılı sonunda işletmeye getirilerek geri dönüşüm prosesine sokulmuş. Yani radyoaktif madde içerikli hurda kurşunlarla nükleer yakıt çubuklarından oluşan nükleer atıkların geri dönüşüme sokulması aynı fırınların sonraki proseslerinde kullanılmasına bağlı olarak radyoaktivitenin sonraki atıklara bulaşmasına yol açması sorunun bir boyutunu oluştururken, prosesten arda kalanların toprağa gömülmüş olmasıyla radyoaktivitenin önceki atıklara bulaşması  diğer boyutunu oluşturuyor. Nitekim tanığın aktardığına göre izleyen yıllarda IZAYDAŞ&#8217;ın bertaraf tesisine gönderilmek istenen bazı atıklar radyoaktivite tespit edildiği için reddedilmiş. Toparlayacak olursam edindiğim bilgi Aslan Avcı fabrika arazisinin tamamının radyoaktif bulaşıklı olduğu ve arazi içinde bertaraf edilmesi gereken toprakla karışık radyoaktif atık miktarının diğer bir deyişle radyoaktif cüruf miktarının 250-300 bin tona tekabül ettiği yönünde.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-53583 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/çukur-gaziemir-640x360.jpg" alt="Gaziemir" width="384" height="216" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/çukur-gaziemir-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/çukur-gaziemir.jpg 750w" sizes="(max-width: 384px) 100vw, 384px" />Bugüne dek işletme </span><span style="font-weight: 400;">arazisinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) ve üniversiteler tarafından yapılan inceleme, ölçüm ve analizlerin sonucuna göre alanda bulunan atıkların değişen oranlarda radyoaktivite ve kimyasal kirlilik içermekte olduğu belirlenmişti [1].</span><span style="font-weight: 400;"> Ancak resmi raporlarda Europium 152 (Eu-152) radyoaktif element ile birlikte toprakta kurşun, arsenik, çinko ve mangan gibi toksik elementler bulunduğu” belirtilmişse de bahsi geçen miktarlar yaklaşık 10.000 </span><span style="font-weight: 400;">ton olarak öngörülmüştü. Dolayısıyla yukarıda anlatılanlar doğru ve radyoaktif kirliliğin sirayet etmiş olabileceği miktar  250-300 bin ton civarındaysa bugüne dek önlem alınmamış olmasının nedeni  kendini &#8220;sorunla baş etmenin güçlüğü&#8221; şeklinde gösteriyor. O kadar ki Aslan Avcı işletmesinin sorumlusu davalılar </span><span style="font-weight: 400;">radyoaktif atıkların bertarafı için mahkeme kararına göre almaları gereken ÇED&#8217;i radyoaktif temizliği Turanlar AŞ adındaki taşeron firmayı görevlendirerek atıkların yerinde dolayısıyla mahalle ortasında kurşun geri kazanımı projesine dönüştürmeye kalkışabildi. Büyük resmi bu şekilde gördüğümüz noktada  ÇED raporundaki</span> <b>“Genel olarak, yüzeyde gelişi güzel olarak depolanan atık dışında sahada radyoaktif kirlilik gözlenmediği” </b><span style="font-weight: 400;">ifadesi de işletme ve ilgili kurumlarca meselenin çözümüne ne denli  bigane kalındığının ispatı oluyor.</span></p>
<p><b>Sorumlu NDK mı, TENMAK mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamuoyunun dağarcığına &#8220;nükleer atık&#8221;olarak yerleşen ve bugüne dek TAEK&#8217;in iştigal ettiği Gaziemir&#8217;deki nükleer atık sorunun yeni adresi Cumhurbaşkanlığı sisteminin ilan edilmesinden yalnızca 1 ay önce 2017 yılının Aralık ayında KHK ile kurulan Nükleer Düzenleme Kurumu(NDK). TAEK&#8217;in lağvedildiği açıklamalarını da beraberinde getiren bu yeni kurumun sorumlulukları arasında nükleer tesis güvenliğinden tutun da radyoaktif atıkların yönetiminden radyasyon güvenliğine kadar insan ve çevrenin haklarını ilgilendiren bir çok konu var[2] </span><span style="font-weight: 400;">. Öte yandan &#8220;lağvedilen&#8221;TAEK personelinin NDK&#8217;nın birimlerine transfer olması beklenirken iki yıl sonra kapanmış olan TAEK&#8217;in yine kapandığı haberleriyle karşılaştık [3]</span><span style="font-weight: 400;">. NDK, TAEK&#8217;i kapsamada yetersiz kalmış olacak ki  bu kez görev alanını biraz da genişleterek madencilik, ar-ge ve yenilenebilir enerji kategorileriyle nükleer araştırmaları aynı çatı altında toplayan Türkiye Enerji ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK)&#8217;nun kurulmasına ihtiyaç duymuştu. Sonuç itibariyle 65 yıllık TAEK&#8217;in deneyimi bugün idari, sosyal ve teknik kollarına göre iki kurum arasında bölüştürülmüş durumda. Ancak TAEK kadrolarının bu kurumlara transfer edilerek bilgi birikiminin aktarıldığı düşünülse de yeni durumun TAEK&#8217;in sahip olduğu bütüncül değerlendirmede bulunma yetisine olanak sağlamayacağı aşikar.  Zira TENMAK faaliyetleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı&#8217;nın bütçesine tabi ve TAEK&#8217;e yapılmış tüm bilimsel atıflarının mirasçısı olsa da nükleer süreçlerle ilgili radyasyon güvenliği ve toplumsal sağlık konularında </span><span style="font-weight: 400;">yetki sahibi  yalnızca NDK. Lakin kurumlar nasıl yapılanırsa yapılansın bugünkü hükümete de yakın  bir isim olarak 2013 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mehmet Emin Birpınar&#8217;ın radyoaktif cürufun tespitini teyit ederek bu atıkların yer altı suyuna karışmasından mütevellit yeraltı suyunun dahi kullanılmaması yönündeki uyarılarına rağmen NDK&#8217;nın Gaziemir&#8217;de hiç bir girişimi olmadı [4].</span> <span style="font-weight: 400;">Çok açık ki teorideki bu değişikliklere rağmen önceki bir yazımda ifade ettiğim üzere Gaziemir NDK&#8217;nın ilk imtihanıydı [5]</span><span style="font-weight: 400;">, sınav başlayalı 2 yıl oldu ve NDK pratikte sınıfta kaldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özetle, Gaziemir&#8217;in Emrez Mahallesi&#8217;ndeki nükleer atıkların bertarafındaki bu başarısızlık ve ilgisizlik son kertede bir sistem sorunu haline gelmiştir. Mevzu nükleer atıklar olduğu için Gaziemir Belediyesi&#8217;nin 2020-2024 Strateji Planı&#8217;nda bile görünmediği üzere ilçede yurttaşlara sağlıklı bir yaşam sunmanın tek yolu NDK&#8217;dan geçiyor. Bu noktada çözüm üretmekten uzak duran bir NDK&#8217;nın Akkuyu&#8217;da bir nükleer reaktör &#8220;atom çekirdeğinin üzerinde yükseliyor&#8221;şeklinde tanıtıldığı ortamda gelecekte oluşabilecek bir nükleer kaza ve felaketlerden korunmayı nasıl sağlayacağı cevabını hiç bir zaman bilmek istemeyeceğimiz bir merak konusudur.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine de Gaziemir&#8217;in rahat bir nefes alması için şimdilik talebimizi NDK&#8217;ya iletmeken başka yol görünmüyor. NDK radyoaktif cürufun çıkarılarak arazinin temizlenmesine yönelik çalışmaları ivedilikle başlatmalı, çıkarılacak radyoaktif cürufun doğruca bertaraf tesisine gönderilmesini sağlamalıdır.</span></p>
<p>[1] <span style="font-weight: 400;"> </span><span style="font-weight: 400;">Radyoaktivite Bulaşmış Atıkların Fiziksel Yöntemlerle Ayıklanması, Sahanın Temizlenmesi ve Elde Edilen Kurşunun Geri Kazanımı Projesi Nihai Çed raporu  http://eced.csb.gov.tr/ced/jsp/ek1/13520  Ek- 10 Sahadan Alınan Örneklerle İlgili Sonuç ve Uzman Raporu son erişim: 8 Mayıs 2020</span></p>
<p>[2] https://ndk.org.tr/tr/mevzuat/yonetmelikler/teknik-yonetmelikler.html</p>
<p>[3]https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/turkiye-enerji-nukleer-ve-maden-arastirma-kurumu-kuruldu/1782850</p>
<p>[4]http://www.agos.com.tr/tr/yazi/5896/turkiye-tarihinin-en-buyuk-cevre-cezasi-izmirde-kesildi</p>
<p>[5]http://yeniyasamgazetesi1.com/gaziemir-nukleer-duzenleme-kurumunun-ilk-imtihanidir/</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/08/gaziemirde-bazi-yeni-gercekler-ve-ihmalin-otoriter-hali/">Gaziemir&#8217;de Bazı Yeni Gerçekler ve İhmalin Otoriter Hali</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Japonya&#8217;da Nükleer Atık Sorununa Çare Aranıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/23/japonyada-nukleer-atik-sorununa-care-araniyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jan 2019 07:43:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Greenpeace]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima]]></category>
		<category><![CDATA[Greenpeace Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer atık]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktif]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikeli madde]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikeli maddeler]]></category>
		<category><![CDATA[TEPCO]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=34516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Japonya hükümetinin alternatif çözümler bulmaması nedeniyle Fukuşima'daki nükleer santralden çıkan 1 milyon tondan fazla radyoaktif suyun Pasifik Okyanusu’na boşaltılması tartışılıyor.  Greenpeace Almanya Nükleer uzmanı Shaun Burnie, şu anki tek seçeneğin suyun tanklarda depolanması olduğunu savunuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/23/japonyada-nukleer-atik-sorununa-care-araniyor/">Japonya&#8217;da Nükleer Atık Sorununa Çare Aranıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fukuşima’daki nükleer santral felaketinin ardından geçen sekiz yılda radyoaktif su krizi yaşanıyor.</p>
<p>Greenpeace Almanya’nın raporuna göre, Japonya hükümetinin alternatif çözümler bulmaması nedeniyle santralden çıkan 1 milyon tondan fazla radyoaktif suyun Pasifik Okyanusu’na boşaltılması söz konusu.</p>
<p><iframe src="https://www.youtube.com/embed/GN1L5Hu4rDw" width="560" height="315" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p>
<p>Raporda, Japonya hükümetinin ve Tokyo Elektrik Enerji Şirketi’nin (TEPCO) kısa vadeli tasarruf planları ve çeşitli teknik başarısızlıklarının, Fukuşima Daiichi nükleer santralindeki su krizini derinleştirdiği belirtildi.</p>
<p>Greenpeace yaptığı açıklamada Japonya hükümetini ve TEPCO’yu Fukuşima Daiichi’deki radyoaktif suyun uzun vadeli yönetimi için seçeneklerini acilen yeniden değerlendirmeye çağırdı.</p>
<p>Kazue Suzuki: Tasarruf etmek için yaşam tehlikeye atılıyor</p>
<p>Su krizine karşı yerel toplulukların yanında olduklarını belirten Greenpeace Japonya Enerji Kampanya Sorumlusu Kazue Suzuki şöyle konuştu: “Kısa vadede tasarruf etmek için sudaki radyoaktif trityumu ortadan kaldıracak su işleme teknolojisinin geliştirilmemesi, Pasifik Okyanusu’nu ve Fukuşima Kıyısı’nda yaşayan topluluklarının yaşam kaynakları ile sağlıklarını tehlikeye atıyor.”</p>
<p><strong>Shaun Burnie: Su tanklarda tutulmalı</strong></p>
<p>Greenpeace Almanya Nükleer uzmanı Shaun Burnie, şu anki tek seçeneğin suyun tanklarda depolanması olduğunu belirterek şöyle konuştu:</p>
<p>“Japonya hükümeti ve TEPCO, 2020’ye kadar radyoaktif su krizini çözmeyi hedefliyor ancak bu inandırıcı değil. TEPCO, sudaki stronsiyum ve diğer tehlikeli radyoaktif maddeleri yasal seviyeye indiremediğini kabul etmek zorunda kaldı. Hem hükümet hem de TEPCO’nun zayıf kararları nedeniyle Fukuşima&#8217;daki su krizinin sonu yok. Pasifik&#8217;e kirli su deşarj etmek en kötü seçenektir. Uygulanabilir ve risksiz tek seçenek bu suyun en azından bir sonraki yüzyıl boyunca sağlam çelik tanklarda uzun süre depolanması ve su işleme teknolojisinin paralel olarak geliştirilmesidir.”<br />
Hükümete göre en ucuz yol denize boşaltmak</p>
<p><strong>Fukuşima Daiichi Bölgesinde Depolama Tanklarına Her Hafta 2-4000 Ton Kirli Su Ekleniyor.</strong></p>
<p>Japonya hükümeti yüksek seviyelerde radyoaktif trityum içeren suyun denize deşarjının en ucuz ve en hızlı seçenek olduğunu söylüyor. Bu seçeneğe göre suyun denize deşarj edilmesi 3,4 milyar yen (30 milyon ABD Doları) tutacak ve tamamlanması 7 yıl sürecek. Hükümete sunulan ve sudan trityumun ayrıştırılmasını öneren diğer teklifler teknik değerlendirmeler yapılmadan reddedildi.</p>
<p>TEPCO, uzun yıllardır radyoaktif sudan stronsiyum gibi tehlikeli maddeleri “tahliye için izin verilen seviyenin altına düşüreceğini” iddia ediyordu. Ancak TEPCO, Eylül 2018’de kullandığı teknolojinin sudaki kansere neden olan stronsiyum 90 da içeren maddeleri yasal sınırın altına düşüremediğini kabul etmek zorunda kaldı.</p>
<p><strong>Bianet.org</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/23/japonyada-nukleer-atik-sorununa-care-araniyor/">Japonya&#8217;da Nükleer Atık Sorununa Çare Aranıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altın Madeni İşletmesi İçin İzmir Temiz Suya Muhtaç Hale Getiriliyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/12/bir-sirketin-altin-madeni-isletmesi-icin-izmir-temiz-suya-muhtac-hale-getiriliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Aug 2017 08:29:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Aliağa]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Arif Ali Cangı]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[maden işletmeleri]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer atık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17593</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;deki çevresel sorunlar, ekolojik yaşamı tahrip eden boyutlara ulaştı. İzmir&#8217;de Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi bir basın toplantısı yapmış ve yaşanan ekolojik yıkımlarla ilgili bilgi vermişti. Basın açıklamasında paylaşılan başlıklar çerçevesinde İzmir&#8217;deki çevre sorunlarını Avukat Arif Ali Cangı* Sivil Sayfalar&#8217;a değerlendirdi. -Türkiye ekolojik yıkımın neresinde? Bugün artık insan emeğinin yanı sıra doğal varlıklar da sömürüden [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/12/bir-sirketin-altin-madeni-isletmesi-icin-izmir-temiz-suya-muhtac-hale-getiriliyor/">Altın Madeni İşletmesi İçin İzmir Temiz Suya Muhtaç Hale Getiriliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;deki çevresel sorunlar, ekolojik yaşamı tahrip eden boyutlara ulaştı. İzmir&#8217;de Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi bir basın toplantısı yapmış ve yaşanan ekolojik yıkımlarla ilgili bilgi vermişti. Basın açıklamasında paylaşılan başlıklar çerçevesinde İzmir&#8217;deki çevre sorunlarını Avukat Arif Ali Cangı* Sivil Sayfalar&#8217;a değerlendirdi<strong>.</strong></p>
<p><strong>-Türkiye ekolojik yıkımın neresinde?</strong></p>
<p><span id="more-17827"></span></p>
<figure id="attachment_17597" aria-describedby="caption-attachment-17597" style="width: 257px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-17597" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/ömömö.png" alt="" width="257" height="292" /><figcaption id="caption-attachment-17597" class="wp-caption-text">Avukat Arif Ali Cangı</figcaption></figure>
<p>Bugün artık insan emeğinin yanı sıra doğal varlıklar da sömürüden nasibini alıyor. Kapitalizmin sürekli büyüme ve kalkınma anlayışı, bunu hedefleyen endüstrileşmenin geldiği aşamada, yenilenemeyen doğal varlıklar hızla tükeniyor, oluşan atıklar çevrenin taşıma kapasitesinin çok üzerinde kirlilik oluşturuyor. Nükleer ve tehlikeli atıklar yaşanabilir bir gelecek vaat etmiyor, onun yerine hastalıkların ve ölümün habercisi. Doğal varlıkların ölçüsüz tüketilmesi, yaşam alanlarının geri dönüşsüz kirletilmesi, fosil yakıt endüstrisi sonucu oluşan küresel iklim değişikliği ile ekolojik yıkımın eşiğine geldik. Çevre sorunlarının ilk farkına varıldığı dönemde bir tür koruma kavramı olan ‘sürdürülebilir kalkınma’ kavramı bugün artık, kirletmenin, yok etmenin kılıfı halini aldı. Türkiye’de de bu politikaların en vahşisi uygulanıyor. Tam bir kuralsızlık hali söz konusu. Hükümetin aldığı günü birlik kararlarla şu ana kadar kazanılmış çevre hukuku kuralları yerle bir ediliyor. Türkiye bugün karbon salınımını en çok artıran ülkelerden birisi. Avrupa ülkelerinin vazgeçtiği çok enerji tüketen kirli teknolojilerle çok yoğun yatırımlar yapılıyor. Yanlış politikalar ve yaşanan iklim krizi neticesinde tarım ve hayvancılığın geçimlik iş olmaktan çıkması, ortaya çıkan işsizlik ve yoksulluk yüzünden Türkiye insanı, madencilik ve diğer kirli işlerde karın tokluğuna çalışmaya mahkum ediliyor. Artık buna dur demenin vakti geldi de geçiyor.</p>
<p><strong>-Bu çerçevede İzmir’in başlıca çevre sorunları nelerdir?</strong></p>
<p>Koruma altında olan alanların yapılaşmaya açılması, koruma niteliklerini kaybetmeleri, körfezin doğal ömründen daha erken solmasına yol açabilir. Ancak bütün itirazlara rağmen Başbakan Binali Yıldırım’ın projesi olarak hızla oldu bittiye getirilmeye çalışılıyor.</p>
<p><strong>-Bir de malum her sene dile getirilen İzmir&#8217;in susuzluk sorunu da var&#8230;</strong></p>
<p>Küresel iklim değişikliği ile zaten azalan temiz su kaynaklarını tüketiyor, bunun üstüne de su havzalarının kirlilik yaratan faaliyetlere açılması söz konusu sorunu daha da içinden çıkılmaz bir hale sokuyor. Somut bir örnek vermek gerekirse : Efemçukuru Altın Madeni İşletmesi. İzmir’in en önemli su havzası altın madeninin kirlilik tehdidi  altında. Kentin su ihtiyacının yüzde 40’ını sağladığı Tahtalı Barajı havzasının yüzeysel sınırında bulunan Efemçukuru Köyü’nde tüm uyarılara ve bilimsel tespitlere rağmen 1 Haziran 2011’den bu yana altın madeni işletiliyor.  Kayaç yapısı ağır metalden zengin olan bölgede yapılan madencilik faaliyeti sonucunda ağır metallerin aktive hale gelmesi, yeraltı ve yüzey sularını kirletmesi riski konusunda onlarca bilimsel rapora rağmen maden çalışmaya devam ediyor. Çamlı Barajı projesine de izin verilmiyor. Bu havza İzmir’in temiz kalmış tek yüzeysel su kaynağı. Burası dışında elde edilen yeraltı suları arsenik bakımından çok zengin, çok büyük miktarlarda paralar harcanarak arsenik arıtma tesisi kuruldu. İzmir’in eksik kalan su ihtiyacı şimdilik Gördes barajından sağlanmaya çalışılıyor. Bu arada Gördes barajı tabanı su kaçırdığı için bunda da aksama var, diğer yandan orası da nikel madeni kirliliği tehdidi altında. Düşünebiliyor musunuz, bir şirketin altın madeni işletmesi için Türkiye’nin üçüncü büyük kentine başka bir havzadan su aktarılıp, İzmir temiz suya muhtaç hale getiriliyor. Düşünebiliyor musunuz, su havzasını denetlemekle yetkili ve görevli olan İzmir Su Kanalizasyon İdaresi (İZSU) kirletici madene sokulmuyor. İki yıl önce mahkeme tarafından yapılan bilirkişi incelemesinde maden işletmesi yüzünden ağır metal kirliliğinin başladığı tespit edildi. Yerel yönetim etkisiz kalmış durumda, merkezin yönetimin tam desteği ile altın madeni su havzasını kirletmeyi sürdürüyor. En vahimi de sorunun  İzmirlinin gündeminde olmaması.</p>
<p><strong>-İzmir ve bölgenin çevre sorunları denilince ilk akla gelen yerlerden birisi de Aliağa ve termik santraller&#8230;</strong></p>
<p>Aliağa deyince söyleyecek çok şey var. Petrokimya tesisleri, demirçelik fabrikaları, gemi söküm tesisleri, termik santraller… Gelin termik santraller konusunu konuşalım.  Termik santral ve Aliağa deyince yıllar önce yaşanan çevre hareketi akla gelir. Aliağa’da Termik Santral macerası 27-28 yıl önce de yaşandı, İzmirliler Konak’tan Aliağa’ya kadar elele oluşturdukları insan zinciriyle bu belayı def etmişlerdi. Bu hareket yargı kararları ile tamamlanan süreç sonunda, bir yandan termik santrali önlemiş diğer yandan Türkiye çevre hareketi için güzel bir miras bırakmıştı. Yıllar sonra Aliağa’da yeniden termik santral yapımı gündeme geldi. O aşamadan sonra yaşananlar da son derece önemli, daha önce belediye başkanı, siyasetçisi, kadını, erkeği, çocuğu, genci, yaşlısı “Termiğe hayır” derken, şimdi artık başta belediye başkanları ve siyasetçiler olmak üzere utangaç ‘evet’ diyorlar. Ama ne olursa olsun, Aliağa’nın, Foça’nın, Menemen’in, Bergama’nın, İzmir’in, Ege Bölgesi’nin, Türkiye’nin, dünyanın sağlıklı yaşamını kömürün karasına feda etmemek için halen direnenler var. Yaşam için direnenler mahkemelerden kararlar da aldılar. Gel gör ki, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı şirketlerle el ele verip ne mahkeme kararı dinliyor ne de  çevre. Yaşananları kısaca özetleyeyim; şu anda Aliağa’da davaları devam ederken üç yıldan bu yana gayrisıhhi müessese açılma ruhsatı olmadan çalışan bir termik santral var. İzdemir Enerji Santrali- II için Çevre Bakanlığı’nın verdiği  17 Haziran 2010 tarihli ÇED olumlu belgesi, uzun yıllar süren yargılama sonunda 16 Aralık 2016 tarihli mahkeme kararı ile iptal edildi. Karar Bakanlığa 21 Şubat 2017 tarihinde tebliğ edildi,  bu karar Anayasa ve yasalar gereği en geç 30 gün içinde uygulanıp, termik santralin kapatılması gerekiyordu. Ama öyle olmadı; şu meşhur 2009/7 sayılı genelgeye dayanılarak yeni bir ÇED süreci başlatıldı, bir iki günde yeni ÇED raporu hazırlandı ve bakanlığa sunuldu, bakanlık da İnceleme Değerlendirme Komisyonu&#8217;nu (İDK) 6 Mart 2017 tarihinde toplantıya çağırdı.  Toplantıya koltuğumuzun altında bilimsel raporlar olan dosyalarla katıldık, komisyon üyelerine yapılan hukuksuzluğu anlatmak için çırpındık, ama ne nafile, hemen ertesi gün 7 Mart’ta  ÇED Raporunun uygun bulunduğu  duyurusu yapıldı. Duyurulan nihai ÇED Raporu için 10 günlük itiraz süresi içinde bakanlığa  yüzlerce itiraz gitti, onların da bir faydası olmadı. Termik santralın kapatılmaması için mahkeme kararının tebliğinden itibaren 30 günlük sürede yeni bir izin verilmeliydi, öyle de oldu, 22 Mart’ta yeniden ÇED olumlu kararı verildiği duyuruldu. İşte böyle, bir kez daha mahkeme kararının arkasından dolanıldı ve Aliağa’nın, Foça’nın, Karaburun’un, Menemen’in, İzmir’in sağlıklı yaşamı hiçe sayıldı, termik santralin bacası tütmeye devam ediyor ve sağlıklı yaşam hakkımız hiçe sayılmaya devam ediliyor.</p>
<p><strong>-Maden işletlemeleri ve ÇED kararları başlıca sorun olarak karşımıza çıkıyor&#8230;</strong></p>
<p>Çevre hukukunun ve sağlıklı yaşam hakkının yok sayılması konuşulurken Bergama-Ovacık altın madeni sorunu atlanmamalı. Hatta Türkiye ekoloji hareketinden bahsederken Bergama atlanmamalı. Zira  Ovacık Altın Madeni ve ona karşı yürütülen Türkiye ekoloji hareketinin dönüm noktalarından olan Bergama Hareketi, açılan davalar ve verilen yargı kararları, mahkeme kararlarını takmayan idari uygulamalar, ekoloji hareketini itibarsızlaştırmak, kriminalize etmek için yürütülen algı operasyonları, psikolojik harekat uygulamaları, son olarak FETÖ/PDY soruşturması nedeniyle maden şirketinin kayyıma devredilmesi, patronunun  terör suçlusu olarak arananlar listesinde yer alması gibi yönleriyle bu konu 1990’lı yıllardan bu yana Türkiye’nin tarihinde önemli bir yer kaplıyor. Bergama Ovacık Altın Madeni ile ilgili olarak geçtiğimiz aylarda bir kez daha mahkemenin iptal kararı verdi. <em>İzmir 3.İdare Mahkemesi tarafından 25.04.2017 tarih ve 2015/1285 Esas 2017/524 Karar sayılı karar ile “18/02/2009 tarihli &#8220;Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı&#8221; </em>iptal edilmişti<em>.</em>  Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yasalarına göre yapılması gereken maden işletmesinin kapatılması, maden şirketinin sahayı (mümkün olduğunca) eski haline getirmesi, ortaya çıkan ekolojik zararların tazminatını ödeyip, pılını pırtısını toplayıp gitmesi, ardından şimdiye kadar hukuka aykırı biçimde izin veren, suç işleyenlerin yargılanması gerekirdi. Bunun ilk adımının atıldığı sanısı uyandıran bildirim yapıldı. Davacı EGEÇEP’in  başvurusu üzerine İzmir Valiliği tarafından 18.07.2017 tarihli yazı ile maden işletmesi için düzenlenen 04.08.2011 tarihli 40 nolu 1.sınıf gayrisıhhi müessese işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edildiği ve işletmenin mühürlendiği bildirildi.  Buna rağmen maden gerçekten mühürlendi mi bilmiyoruz. Bildiğimiz başka şeyler var, Bergama’da bir kez daha yargı kararının aşılıyor olması. 2009/7 sayılı genelge kullanılarak, yeni ÇED Raporu 20 Haziran&#8217;da bakanlığa sunulmuş, 3 Temmuz&#8217;da İDK toplantısı yapılmıştı, 13 Temmuz&#8217;da da yeni ÇED raporunun nihai yapıldığı duyuruldu. ÇED’in nihai yapıldığı duyuruldu ancak ortada rapor yoktu. İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün web sitesindeki linki tıkladığımız zaman rapor kısmı boş çıkıyor.  Çevre İl Müdürlüğü’ne ve bakanlığa defalarca başvurduğum halde halen rapor yok. Buna rağmen hukuksuzluğu belgelendirmek için nihai rapora hukuki itirazlar yapıldı. Yapıldı ama dinleyen yok. 3 Ağustos itibariyle yeni ÇED olumlu belgesi verildiği duyuruldu. Bu arada maden işletmesinin iki atık havuzu dolduğundan üçüncüsü için düzenlenen ÇED raporu da nihai yapıldı.  Üçüncü atık havuzu biten açık ocağa yapılmak isteniyor. Oysa açık ocak deniz kotunun ve yer altı su tablasının altına inmiş durumda, olası kimyasal atık sızmalarında yeraltı sularını kirletebilecek.  Daha önce bu alanda yapılmak istenen  birinci atık havuzu projesine Devlet Su İşleri (DSİ) bu nedenle olumsuz görüş bildirmişti. Şimdi ne değişti de aynı alana izin veriliyor? DSİ yetkilileri bu soruyu yanıtlamalıydı.. Bu rapora da itiraz edildi, ama o itirazlar da umursanmadı Üçüncü atık havuzu için de 3 Ağustos’ta ÇED olumlu kararı verildiği duyuruldu. Yani  Bergama’da bir şey değişmedi, Eurogold, Normandy, Newmont, Koza, TMSF yönetimindeki Koza fark etmiyor, &#8216;siyanür liçi&#8217; yöntemiyle işletilen Ovacık Altın Madeni, çevre sağlığı ve canlı yaşamı için yaratacağı riskleri tespit eden onlarca bilimsel rapora, onlarca mahkeme kararına, AİHM kararına rağmen faaliyetini yıllardır sürdürdü, şimdi yine mahkeme kararının arkasından dolanılarak yeniden çalıştırılacak.</p>
<p><strong>-Sohbetimize başlamadan önce İzmir&#8217;deki nükleer santrol atıklarından bahsediyorduk. Bu konudan da bahsedebilir miyiz?</strong></p>
<p>Gaziemir-Karabağlar sınırları içindeki Aslan Avcı Kurşun Fabrikası atıkları içinde çıkan atıklardan söz ediyorum.Türkiye Atom Enerjisi Kurumu  (TAEK), kirliliğin  Europium- 152 (EU 152) radyoaktif kaynaklı, nükleer yakıt  çubuklarının eritilmesiyle oluştuğunu tespit etti. Radyoaktif atıkların Türkiye&#8217;ye ithali ve ticareti yasak.Yani  yaşadışı yollarla getirilmiş Gaziemir’deki nükleer atıkların varlığı Nisan/2007&#8217;de tesadüfen ortaya çıktı, Aralık/2012&#8217;ye kadar kamuoyundan gizlendi. Radikal Gazetesi’nin 3 Aralık 2012 tarihli sayısında Serkan Ocak imzası ile manşetten duyurulması üzerine ciddi bir tepki oldu. İlk tepkiye henüz bir aylık olan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi gösterdi. Ardından olay, fabrika sahasında oturan mahalle sakinlerinin, Ege Çevre Ve Kültür Platformu (EGEÇEP) başta olmak üzere İzmir’deki ekoloji hareketlerinin, sivil toplum örgütlerinin gündemini oluşturdu. ABD&#8217;den nükleer fizikçi Prof.Dr Hayrettin Kılıç, Almanya&#8217;dan Nükleer Karşıtı Hekimler Birliği&#8217;nden Dr.Angelika Claussen Alex Rosen ile Dr.Alper Öktem ile birlikte uluslararası düzeyde ciddi bir çalışma yürütüldü. Ancak bütün bu çalışmalara karşın atıkların nereden, hangi yollarla, kimler tarafından getirildiği ortaya çıkartılamadı. Alanda, halen yaklaşık 10.125 m3 radyoaktif element ile birlikte kurşun, arsenik, çinko ve mangan gibi toksik elementler var. Şimdi atıkların ayrıştırılması ve bertarafı gündemde. Ancak bir türlü düzgün bir proje yapılamadı ve  Türkiye’nin üçüncü büyük kenti nereden, hangi yasa dışı yollarla, kimler tarafından getirildiği bilinmeyen nükleer santral atıklarıyla yaşamaya devam ediyor.</p>
<p>*Arif Ali Cangı, Ege Bölgesinde doğal ve kültürel değerlerin korunması için çalışmalar yapan demokratik kitle örgütleri, sivil toplum örgütleri ile bireysel katılımcıların oluşturduğu  Ege Çevre ve Kültür Platformu’nun (EGEÇEP) 2006- 2008, arasında sözcülüğünü yürüttü.. Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu (Küresel BAK) İzmir Grubu’nda aktivist olarak çalıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/12/bir-sirketin-altin-madeni-isletmesi-icin-izmir-temiz-suya-muhtac-hale-getiriliyor/">Altın Madeni İşletmesi İçin İzmir Temiz Suya Muhtaç Hale Getiriliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
