<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Ali Çalışkan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/mehmet-ali-caliskan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/mehmet-ali-caliskan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Mar 2025 05:14:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Mehmet Ali Çalışkan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/mehmet-ali-caliskan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mehmet Ali Çalışkan, Bir Bilgi Emekçisidir</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/24/mehmetalicaliskan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Mar 2025 07:31:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Reform Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=87356</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dilsiz şeytanlığınızı bozmanız için memlekette daha kaç hayatın kararmasını bekliyorsunuz?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/24/mehmetalicaliskan/">Mehmet Ali Çalışkan, Bir Bilgi Emekçisidir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır medya operasyonlarıyla, tetikçilikle sivil toplumdan, akademiden, medyadan, siyasetten başta olmak üzere nice insanın hayatını karartan, onlara itibar suikasti yapanlar bugün hedeflerine Mehmet Ali Çalışkan’ı koydu.</p>
<p>Mehmet Ali Çalışkan, sivil toplum, özel sektör ve son olarak da siyaset için veri-bilgi üreten bir bilgi emekçisidir. Sadece bilgi üretmedi o bilginin toplumun, ülkenin yararına kullanılması için çeşitli mecralar, diyalog girişimleri, müzakere ortamları yaratan, bilgisini, emeğini, desteğini hiç kimseden esirgemeyen biridir. Kim olduğunu merak edenler için aşağıdaki videoda hayat hikayesini, bu topluma, meselelerine bakışın sarih bir şekilde anlatıyor.</p>
<p><iframe title="KOLEKTİF ÇALIŞMA VE GÖNÜLLÜLÜK | MEHMET ALİ ÇALIŞKAN | TÜRKİYE&#039;NİN GÖNÜLLÜ GÜCÜ" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/poF8o3XxcwM?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İktidar içinde-çevresinde izanı ve insafı kalanlara sesleniyorum.</p>
<p>Mehmet Ali Çalışkan&#8217;ı tanıyorsunuz, bu ülkede diyaloğun, müzakerenin, demokratikleşmenin dışında derdi olmayan birinin &#8216;terör&#8217; örgütü üyesi diye tutuklanmasını vicdanınız kabul ediyor mu?</p>
<p>Dilsiz şeytanlığınızı bozmanız için memlekette daha kaç hayatın kararmasını bekliyorsunuz?</p>
<p>İçi boş iddialarla yapılan bu darbenin bu ülkeye maliyetini, gençlerine, geleceğine yazık olduğunu sadece özel sohbetlerinizde değil kamusal alanda da dile getirme cesaretini ne zaman göstereceksiniz!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/24/mehmetalicaliskan/">Mehmet Ali Çalışkan, Bir Bilgi Emekçisidir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Sivil Toplumun Misyonu İyilik Değil, Etki Alanı Yaratmak!”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/08/sivil-toplumun-misyonu-iyilik-degil-etki-alani-yaratmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2021 09:01:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Ahu Özyurt]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Altınay]]></category>
		<category><![CDATA[İyiliği Düşünmek]]></category>
		<category><![CDATA[İyiliğin Sivil Hali]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[sivil sayfalar]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Meydanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=65205</guid>

					<description><![CDATA[<p>İyiliği Düşünmek Platformu'nun Sivil Sayfalar işbirliğiyle düzenlediği 'İyiliğin Sivil Hali' webinarında konuşan YADA Vakfı kurucularından Mehmet Ali Çalışkan, "Sivil toplumun misyonu iyilik değil etki yaratmak olmalı" dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/08/sivil-toplumun-misyonu-iyilik-degil-etki-alani-yaratmak/">“Sivil Toplumun Misyonu İyilik Değil, Etki Alanı Yaratmak!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="İyiliğin Sivil Hali: “Sivil Toplumun Misyonu İyilik Değil, Etki Alanı Yaratmak!”" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/L9ajHFqgnGU?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>İyiliği Düşünmek Platformu&#8217;nun düzenlediği webinar serisinin ikincisi Sivil Sayfalar işbirliğiyle 7 Şubat 2021’de &#8216;İyiliğin Sivil Hali&#8217; başlığıyla yapıldı. Ahu Özyurt’un moderatörlüğü yaptığı etkinlikte YADA Vakfı Kurucusu Mehmet Ali Çalışkan, Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu Direktörü Hakan Altınay, Sivil Sayfalar’dan Emine Uçak ve Ashoka Ülke Direktörü Zeynep Meydanoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Konuşmacılar farklı açılardan sivil toplumda iyiliğin nasıl konumlandırılabileceğine ilişkin görüşlerini paylaştı.</p>
<p><a href="https://iletisim.com.tr/kitap/iyiligi-dusunmek/9967" target="_blank" rel="noopener">İyiliği Düşünmek</a> adlı kitabı Zülfü Livaneli ile derleyen Ayla Göksel, programın açılışında yaptığı konuşmada, kendi sivil toplum deneyimleri ve sorgulamaları çerçevesinde, merhamet ve iyilik gibi kavramların neden sivil toplumda başarı kriterleri arasında olmadığı sorusundan hareket ettiğini söyledi. Göksel’e göre içinde bulunduğumuz koşullarda “naif bir çaba” olarak değerlendirilse de iyilik gibi temel değerleri tartışmaya açmak gerekli, zira iyi bir toplumun araçlarından biri sivil toplum.</p>
<h5>“<strong>Sivil Toplumun Misyonu İyilik Değil, Etki Alanı Yaratmak!”</strong></h5>
<p>İyiliği Düşünmek kitabında, “İyi, Kötü, Kirli &#8211; Sivil Toplum Hikâyesi” başlıklı yazısında “iyilerin yeri” olarak sivil toplumun görülmesini eleştiren Mehmet Ali Çalışkan, bu durumda sivil toplumun “kirli” olarak değerlendirilen diğer sektörlerden kaçanların &#8216;sığınma evine&#8217; dönüşeceğini dile getirdi. Bu yaklaşımın sivil topluma ahlaki üstünlük iddiası da verdiğini kaydeden Çalışkan’a göre, karar mercii olan özel sektör ve siyasi alanın kötülerin yeri olarak görülmesi, sivil toplumun bu iki alanla diyalog geliştirme ve iş birliği kanallarını zorlaştırıyor; bu da sivil toplumun etki alanını sınırlıyor.  Zira, sivil toplum bir yandan siyasi düzeyde kararları etkileme ve dönüştürmeye çalışırken, yurttaşların kanaatlerini etkilemeye çalışan bir aktör.</p>
<p>Çalışkan&#8217;a göre, sivil toplumu “iyiler dünyası” olarak konumlandırarak konforlu ama etkisiz kılmak yerine, kararları etkileyebilecek bir imkân alanı olarak, sorunları keşif-sorunları görünür kılma- müzakere etme şeklinde konumlandırmak daha doğru. Diğer bir deyişle, sivil toplum siyaset ve özel sektörde alınan kararların yol açtığı mağduriyetleri, sahaya en yakın aktör olarak keşfeden, sorunları görünür kılma, nihai olarak da karar alan aktörlerle müzakere ederek, misyonunu yerine getirebilen bir aktör.</p>
<p>Mehmet Ali Çalışkan özetle, sivil toplumun misyonunun iyilik arayışı değil alınan kararlar üzerinde etki yaratma olduğunu savundu. Bu yaklaşımla, sivil toplumu iyiler-kötüler-kirliler dünyası içinde konumlandırmak yerine, sivil toplumun beceresini politika önerileri geliştirmede görmek daha doğru bir yaklaşım olacak.</p>
<h5><strong>“İyilik Vardır, Yaygındır ve Önemlidir!”  </strong></h5>
<p>İyiliği Düşünmek kitabında “Medeni &#8211; Müşterek – Muhabbet” başlıklı yazısı ile yer alan Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu Direktörü Hakan Altınay konuşmasında “iyilik vardır, yaygındır ve önemlidir” ana fikrinden hareketle, insanların ancak dayanışma ile hayatta kalabildiğini vurguladı. Bu gerçeği hatırlamak zorunda kalmanın bile şaşırtıcı olduğunu söyleyen Altınay, iyilik gibi temel insani değerlerden bahsetmenin naif bir çaba olarak görülmesinin ve dünyada erdemli tercihler yapmak isteyenlerin çoğunlukta olmalarına karşın kendilerini yalnız hissettiren bir sistem olduğuna dikkat çekti. Bu tespitlerden hareketle, Altınay İyiliği Düşünmek adlı çalışmanın iyiliği tekrar bağlamına yerleştirme çabası olarak değerli bulduğunu ve benzer çalışmalarla zenginleşmesini umduğunu kaydetti.</p>
<p>İyiliği yanında kötülüğün de olduğunu ve her ikisinin, her alanda olduğu gibi sivil toplumda da yer aldığını kaydeden Altınay, “sivil toplumun” çok geniş bir kategori olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti ve kurumsal yapılarla birlikte pek çok çeşitli aktörün de bu alanın içinde değerlendirilebileceğini söyledi.</p>
<p>Sivil toplum da dahil olmak üzere, her aktörün her an başka bir sürü insanın iyiliğine ve desteğine ihtiyaç duyduğunu ve aslında herkesin tüm yaşamı boyunca bu iyiliklerle ilerlediğini hatırlatan Altınay, bu nedenle birbirine borçlu olmayı dert etmeden, toplumsal düzeyde aktörler arasında “iyilik” odaklı alışverişin sürekli devam ettiğini kabul etmek gerektiğini kaydetti. Altınay şöyle konuştu: “Bizim birbirimizin iyi niyetine ve erdemine ihtiyacımız var. İyiliği önemsiyorsak, ona toplumsal ve sistemik boyutta bakmalıyız; analiz düzeyimiz bireyler olmamalı. Bu yaklaşımla toplumda sürekli ve karşılıklı bir etkileşim var; bu hem iyiliği yapan hem iyiliğe muhatap olan taraf için kazanç ve buna günün sonunda “bilanço, hesabı kapatma” şeklinde yaklaşılmamalı. Aksine, herkese “açık hesapla” çalışmalı çünkü hesaplar nesilden nesile aktarılan ve bir nesilde kapanmayan bir nitelik taşıyor.&#8221;</p>
<p>Altınay’ın konuşmasında çeşitli araştırmaların bulgularından hareketle, yaygın olmasına karşın iyiliğe dair çok az hikâye olduğunu ve bu hikayelerin çoğaltılmasını gerektiğini vurguladı. Dayanışmanın nasıl güçlendirileceğini düşünmek gerektiğini de söyleyen Altınay, her şeye rağmen Türkiye’nin hala muhabbete inanan bir toplum olduğunun altını çizdi.</p>
<h5><strong>“İyilik Kendinden Farklı Olanı Eşit Görmeyi de İçermeli”</strong></h5>
<p>Sivil Sayfalar Yayın Yönetmeni Emine Uçak ise konuşmasında sivil toplumu sadece kurumsal yapılar olarak görmek yerine Fuat Keyman’ın “dayanışma içinde bir vatandaşlık” modeli tanımının daha geniş ve kapsayıcı bulduğunu, informel alanda da çok fazla çalışma yapıldığına dikkat çekti. Uçak’a göre sivil toplumun hareket noktası “bir şeyi değiştirme”.</p>
<p>“Sivil toplum iyilerin yeri midir?” sorusuna Uçak’ın yanıtı, sivil alanın Türkiye’de diğer sektörlerden farklı olmadığı ve toplumdaki &#8216;arızaların&#8217; sivil alanda da olduğu idi. Uçak’a göre hem siyasi baskının arttığı hem kendi içinde sıkıntılı olduğu bu dönemde, sivil toplumda bu konuları konuşmak, eleştirel bir yaklaşımla daha iyi birlikte olma çabasına katkı sunabilir.</p>
<p>Toplumdaki kutuplaşmanın sivil alanda da olduğunu belirten Uçak, her sivil aktörün kendine yakın olan kurumlarla hareket etmeyi tercih ettiğini, diğerlerini ise kendisinin karşısında konumlandırdığını kaydetti. Bu nedenle, iyiliğin sivil alanda eşitliği de içermesi gerektiğini, iyiliğin sahibi olarak kendini konumlandırmanın, iyilik yapılan kesimi “eşit” görmeme sonucunu doğurduğunu vurgulayan Uçak, aynı olmak değil eşit olarak konumlandırma konusunda Türkiye’de genel bir sorun olduğunu vurguladı. Bu yaklaşımla, iyilik yaparken kendinden farklı olanın bir “sorun” olarak görülmediğini ancak kendi ile aynı olmayanı “eşit” bir yerde konumlandırılmadığını, yardım yapılmasına itiraz edilmeyen mültecilerle eşit düzeyde ilişki geliştirilmesine, vatandaşlık hakkına karşı olunması örneği üzerinden açıkladı.</p>
<p>Emine Uçak’ın konuşmasında dikkat çektiği bir diğer husus, Türkiye’de sivil toplumda olmanın bir bedel ödemeyi gerektirdiği idi.  Bu bedeli ödemek istemeyen bazı aktörlerin sivil topluma girmeden, sorunlarını paylaşmadan, “kenarından iyiliğin sahibi olma” tercihinde bulunduğunu söyleyen Uçak’a göre “sivil toplum kriminalize edilen bir alan” oldu. Bu da beraberinde siyasi iktidarın bakış açısıyla “makbul sivil toplum” ve “makbul olmayan sivil toplum” yaklaşımını getirdi. Emine Uçak’ın sivil toplumda iyilik ile ilgili bir diğer önemli nokta, sıklıkla göz ardı edilen, sivil toplum çalışanlarını iyi olma hali idi. Sivil toplumda çalışmanın zor olduğu bir dönemde, sivil toplum kurumlarının kendi çalışanlarının iyi olma halini göz ardı etmemesi gerekiyor.</p>
<h5><strong>“Farklılıkların Diyalog İçinde Olduğu Tek Yer Sivil Toplum”</strong></h5>
<p>Ashoka Türkiye Direktörü Zeynep Medyanoğlu, sivil toplum deneyimleri ekseninde yaptığı konuşmada, çalışan-işveren-yönetişim boyutu ile değerlendirildiğinde tüm sektörlerin Türkiye’de benzer sıkıntıları çektiğini, bu nedenle sivil toplumun idealize edilmemesi gerektiğini kaydetti. Bu tespitine rağmen Meydanoğlu’na göre &#8216;farklılıkların diyalog içinde olduğu tek yer olan sivil toplum olduğundan, iyiliği sivil toplumda bu yönüyle&#8217; arayabiliriz. &#8220;Kurumlar yerine sivil alanın kendisi, sorunları görünür kılma ya da karar alıcılar üzerinde etki etmenin ötesinde, sivil toplumun varlığı tek başına değerli” diyen Meydanoğlu, bu yerin korunması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Sivil toplumun “başkalarının iyiliği için çalışanların yeri” olmasının “iyiliğin imtiyazı” durumu yarattığını söyleyen Meydanoğlu, sivil toplumda bu imtiyazlı konumun dile yansımasına “hedef kitle”, “faydalanıcı” gibi kavramlara sinen üsttenci dili hatırlatarak dikkat çekti. Söz konusu “iyiliğin imtiyazı” konumunun, sivil toplum ile toplum arasında bir kopukluk yaratılabildiğini belirten Meydanoğlu, bunu bazı STK’ların toplumda bir soruna ya da ihtiyaca karşılık gelmeyen çalışmaların yapılmasında, sosyal etki yaratmayan çeşitli faaliyetlerde gördüğümüzü kaydetti.</p>
<p>Sivil toplum olarak “kendi bildiklerimizi sorgulamaya açık mıyız? eleştiriye açık mıyız?” gibi soruları kendimize sormamız ve düşünmek gerektiğini söyleyen Meydanoğlu, Türkiye’de büyük STK’larda yöneticilerin özel sektörden ve dışarından atanması eğilimi ile yerel ve küçük STK’larda ise yöneticilerin yaş ortalamasının yüksekliğini ve genç jenerasyona yer verilmeyişi örneklerini paylaştı.</p>
<p>İyiliğin Sivil Hali webinarının tamamını izlemek için <a href="https://www.youtube.com/watch?v=L9ajHFqgnGU&amp;feature=youtu.be" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/08/sivil-toplumun-misyonu-iyilik-degil-etki-alani-yaratmak/">“Sivil Toplumun Misyonu İyilik Değil, Etki Alanı Yaratmak!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar Değerlendiriyor: COVID-19 Salgını Türkiye’deki Sivil Toplumu Nasıl Dönüştürüyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/21/uzmanlar-degerlendiriyor-covid-19-salgini-turkiyedeki-sivil-toplumu-nasil-donusturuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2020 12:42:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSEV]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[Liana Varon]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar İlkiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=54169</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜSEV, COVID-19 salgınının ve bu kapsamda alınan önlemlerin Türkiye’deki STK’ların işleyişi üzerindeki etkilerinin anlaşılması ve doğan ihtiyaçlar ışığında savunuculuk stratejilerinin geliştirilmesi amacıyla 170 STK’nın katılımıyla Nisan ayında bir anket çalışması yaptı. Anket, salgının sivil toplum kuruluşları (STK’lar) üzerindeki etkisi, bu dönemde STK’ların kaynaklara erişimi ve istihdam kapasitesi, hibelerin durumu, yardım ve bağış toplamada değişen önceliklere yönelik önemli bulgular sundu. Ayın yazısında, anket sonuç raporunda derlenen bulguları değerlendirmek üzere farklı alanlarda çalışan uzmanlara danıştı ve Yaşama Dair Vakıf kurucularından Mehmet Ali Çalışkan, Pikan Ajans Kurucu Ortağı ve İletişim Geliştirme Direktörü Pınar İlkiz, Sivil Toplum için Destek Vakfı Koordinatörü Liana Varon’un yorumlarını derledi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/21/uzmanlar-degerlendiriyor-covid-19-salgini-turkiyedeki-sivil-toplumu-nasil-donusturuyor/">Uzmanlar Değerlendiriyor: COVID-19 Salgını Türkiye’deki Sivil Toplumu Nasıl Dönüştürüyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mehmet Ali Çalışkan, Pınar İlkiz, Liana Varon’la röportaj</strong></p>
<p><strong>Anket sonuçlarını genel olarak nasıl değerlendirirsiniz? Çarpıcı bulduğunuz sonuçlardan kısaca bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>Mehmet Ali Çalışkan (Yaşama Dair Vakıf):</strong> TÜSEV araştırması Koronavirüs salgını döneminde sivil toplum kuruluşlarının ilk algıları, refleksleri, kaygıları ve öngörülerini ortaya koyan önemli bir çalışma oldu. Araştırmanın işaret ettiği üç önemli sonuç olduğu söylenebilir: 1) salgının izolasyonla birlikte yol açtığı yeni çalışma biçimlerine adaptasyon kabiliyeti, 2) çalıştıkları tematik alanların salgının öne çıkardığı ihtiyaçlara uyum gereksinimi, 3) kaynak geliştirme stratejilerinin gözden geçirilme ihtiyacı. STK’ların çalışma biçimlerini ve kültürlerini sanal ortamda sürdürme konusunda iyi bir sınav verdiği görülüyor. %60’ının büyük bir zorluk çekmeden yeni çalışma düzenine alışmış olması ve daha ilk aylardan duruma uyum refleksi göstermesi, ilerleyen aylarda bu oranın daha da artabileceğinin işareti olarak görülebilir.</p>
<p>Araştırma salgında öne çıkan ihtiyaçların da sivil toplum tarafından hızla yorumlandığını ve kendilerine duyulan ihtiyaç kadar, kendilerinin de odak konularında revizyona gitmeleri davranışının gündemlerinde olduğunu gösteriyor. Bu da sivil toplumun, önümüzdeki dönemde salgının yol açabileceği toplumsal ve çevresel etkilere ve bunların kendilerine yükleyeceği sorumluluklara dair alarm durumunda olduklarını işaret eden önemli bir gösterge. Bu iki olumlu durumun yanında STK’ların kırılganlıklarını gösteren alanın ise kaynak bulma, geliştirme, kaynaklara erişim olduğu görülüyor. Gelir kaybının daha uzun bir vadeye yayılabileceği kaygısının olduğu anlaşılıyor. Zira ankete cevap verenlerin yarısından fazlası kaynak geliştirme konusunda yeni stratejik arayışlara gireceğini dile getirmiş. Bu durum sivil toplumun kendisi dışındaki kaynaklara bağımlılığını gösteren bir kırılganlık. Dolayısıyla sivil toplumun önümüzdeki dönem, kaynak bulmak kadar kaynak yaratmak ve kendi becerilerini finansal değere dönüştürmek gibi seçenekleri gündemlerine aldığını, sosyal girişimlere dönüşmek, sosyal ve çevresel faydası yüksek “startup”larla iş birlikleri yapmak gibi tutumlar geliştirdiğini görmek mümkün.</p>
<p><strong>Pınar İlkiz (Pikan Ajans): </strong>Değerlendirmemde şu soruyu başa koyarım; “Yeni kaynak yaratma faaliyeti yürütmeden, mevcut kaynaklarınızla ne kadar süre mevcut iş yapınızı ve personel sayınızı koruyabileceğinizi öngörüyorsunuz?” %46’lık bir kesim 1-6 ay demiş, 6-9 ay diyenlerin oranı ise %17.</p>
<p>Buna eşlik edecek veri ise “COVID-19 salgınına yönelik alınan önlemler kuruluşunuzun hangi faaliyetlerini etkiledi?” sorusuna %43 “Hizmet sağlama (saha çalışmalarının durdurulması, hizmet merkezlerinin kapatılması)” ile aynı oranda “Kaynak geliştirme faaliyetleri” cevabının verilmiş olması.</p>
<p>Bu da bize şunu söylüyor, eğer sivil toplum kuruluşlarının büyük bir çoğunluğu, iletişim kanallarını ve yöntemlerini kaynak geliştirmeyi -hatta özellikle bireysel kaynak geliştirmeyi- odağına alacak bir şekilde değiştirmezse ayakta kalmakta zorlanacak. Dolayısıyla aslında bütün rapordan çıkardığım en önemli sonuç dijitale (hem iletişim, hem eğitim, hem de kaynak geliştirme açısından) ağırlık vermenin öneminin fark edilmiş olması.</p>
<p><strong>Liana Varon (Sivil Toplum için Destek Vakfı): </strong>Anket sonuçları, Covid-19 sürecinin başından anketin tamamlandığı Nisan ayı ortasına kadar ankete katılan STK’ların süreçten ve alınan tedbirlerden nasıl etkilendiğine dair tabloyu farklı boyutlarıyla ortaya koyuyor. Katılımcıların %67’sinin çeşitli zorluklarla karşılaşmalarına rağmen çalışmalarını bu döneme adapte edebildiklerini söylemeleri, STK’ların sürecin yarattığı değişimi ve getirdiği gerekliliklere mevcut koşullar içerisinde hızlı şekilde cevap verebildiklerine işaret ediyor. Bu durum, sivil toplumun çalışmalara dijital araçlar kullanarak devam etmesi açısından olumlu bir tablo sunsa da bu dönemde kullanılan yöntemlerin ve yapılan çalışmaların etkilerini anlamak için henüz çok erken.</p>
<p>Ankete verilen cevaplar bir yandan STK’ların çalışmalarına duyulan ihtiyacın önümüzdeki dönemde artarak devam edeceği beklentisini ortaya koyarken diğer yandan da finansal sürdürülebilirlik konusundaki kırılganlıklarını ve yaşanan belirsizliğin olası etkilerini gözler önüne seriyor. Ankete katılan STK’ların %62’sinin çalışma alanlarındaki ihtiyacın arttığını; %43’ünün ise kendi çalışma alanlarının dışında kalan farklı bir alandaki ihtiyaç̧ artışına vurgu yapması önümüzdeki dönemde gerek STK’ların hedef kitlelerine yönelik yaptıkları çalışmaların gerekse de kendi kurumsal dönüşümleri açısından ihtiyaçlarının çeşitleneceği ve artacağını gösteriyor. Bu bağlamda, özellikle kurumsal dönüşüme ilişkin öne çıkan dijital araçların kullanımı, dijital platformlarda gönüllülük ve eğitim gibi konular sivil toplumun iş yapma biçimlerinin ve hedef kitlelerine erişmek için kullandıkları yöntemlerin önümüzdeki dönemde daha da fazla değişebileceğini ve bu değişimi gerçekleştirebilmek için hem altyapıya hem de çeşitli uzmanlıklara yönelik ihtiyaçlar oluşacağını öngörebiliriz.</p>
<p>COVID-19 sürecinde STK’ların çalışmaların ve dönüşümü için kapasitelerinin güçlenmesine dair ihtiyaçlar artarken; sivil topluma yapılan bağışın düşmesi ve önümüzdeki dönemde kaynak geliştirme faaliyetlerini gerçekleşememesinden kaynaklanabilecek sorunlar da anketin önemli bulgularından bazıları. Bu veriler ankete katılan STK’ların %46’sının mevcut kaynaklarıyla çalışmalarını yalnızca 1-6 ay süreyle devam ettirebileceği bulgusuyla birleştirildiğinde, STK’ların finansal açıdan kırılganlığını ve çalışmalarına devam edebilmek için ileriki dönemde daha fazla kaynağa ihtiyacı olacağını gösteriyor. STK’ların önümüzdeki günlerde bireysel bağışçılara yönelik çalışmalara ve dijital bağış̧ kampanyalarına öncelik vereceklerini söylemeleri de anketin önemli sonuçları arasında değerlendirilebilir. Bu yönelim Türkiye’de bağışçılığın gelişimi ve STK’ların bağışçılarla ilişkilerini geliştirmeleri açısından önemli. Fakat gerek salgını takip etmesi beklenen ekonomik kriz, gerek sivil toplumun büyük ölçüde bireysel bağışçılarla çalışma pratiğinden uzak olması ve gerekse Yardım Toplama Kanunu’ndan kaynaklı kısıtlamaların bu alanda yapılacak çalışmaların sivil toplumun ihtiyaç̧ duyduğu kaynaklara hızlı bir şekilde ulaşmasını zorlaştırabilir. Bu zorluklar karşısında sivil toplumun bireysel bağışçılarla çalışmaya yönelik becerilerini artırması geleceğe yönelik önemli bir yatırım olarak düşünülebilir. Ankete katılan STK’lar her ne kadar bireysel bağışçılara yönelik çalışmalara öncelik vereceklerini belirtseler de, çalışmalarına devam edebilmek ve insan kaynağını koruyabilmek için bu konuda öncelikli desteği hibe ve fon veren kuruluşlardan ve onların hibe yaklaşımlarında yapılacak değişikliklerden bekliyorlar. Ayrıca, etkin kamu-sivil toplum iş birlikleri ve devletin bu süreçte sivil topluma yönelik teşviklerinin artması ankete katılan kuruluşların önemsediği konular.</p>
<p><strong>Türkiye’deki STK’ların varlıklarını sürdürmeye devam edebilmeleri için sizce neler yapılabilir, nasıl iş birlikleri kurulabilir?</strong></p>
<p><strong>Mehmet Ali Çalışkan:</strong> STK’ların varlıklarını sürdürme konusunu finansal bir indirgemenin dışında düşünmek gerekir. Sivil toplumda salgın döneminde ilk refleksin finansal kaygıların öne çıkması olduğu görüldü. Oysa bu tür kriz dönemleri sivil topluma olan ihtiyacı artırmaya daha yatkın olurlar. Türkiye sivil toplumu bugünkü olgunluk seviyesine 1999 depreminde gösterdiği performansın da etkisiyle ulaştı. Sivil toplum; depremde arama kurtarma ile başladığı çalışmaları, deprem sonrası mağdurların hayatta kalması için gerekli desteğin sürdürülmesi ve daha sonra hayata tutunmaları için kapasite artırımı çalışmaları ile genişlemişti. Deprem döneminde sivil toplumun ilk kaygısını finansal sürdürülebilirlik oluşturmamıştı. Daha ziyade mağduriyetleri keşfetmek, anlamak ve çözümler geliştirme motivasyonu bunu sağlamıştı. Bugün de benzer bir durumla yüzleşiyoruz. Salgın bir sağlık krizi olmanın ötesine geçiyor. İşsizlik, yoksulluk gibi ekonomik ve toplumsal sorunlara doğru eviriliyor. Depremden sonra sivil toplumun ulusal ve uluslararası kaynaklara erişim becerisi de gelişmişti. Koronavirüs krizinde ortaya çıkan ilk kaygılar gösteriyor ki, bu beceri zamanla bir bağımlılık ilişkisi yaratmış ve sivil toplumun özgüvenini zedelemiş.</p>
<p><strong>İletişim açısından bakıldığında, COVID-19 salgını gibi tüm dünyadaki sivil toplumun varlığını derinden tehdit eden bir durum karşısında sizce fırsata çevrilebilecek olanaklar da bulunuyor mu, bunlar hangileri?</strong></p>
<p><strong>Pınar İlkiz: </strong>Bu sürecin fırsata çevrilebilecek en önemli yanı bireysel bağışçılarla konuşmaya başlamak. “2020 yılı için planlanmış olan kaynak geliştirme planlarınızda değişiklik yaptınız mı/yapacak mısınız?” sorusuna sadece %54’lük bir kesim “Evet” cevabı vermiş. Açıkçası bunun daha yüksek olmasını beklerdim.</p>
<p>Öte yandan da fon ya da hibe alan kurumların oranı %60. Bu noktada sivil toplum kuruluşlarına “Fon ya da hibe almayın” gibi keskin bir cümle kurmak mantıksız, ama “Sadece fon ya da hibelere bel bağlamayın, yüzünüzü artık bireysel bağışçılara dönün” denebilir.</p>
<p>Kaynak geliştirme planlarını değiştirmeye “Evet” diyenler, cevaplarını detaylandırınca sekiz başlık çıkmış ortaya. “Bireysel Bağışçılık Odaklı Kaynak Geliştirme Stratejileri / Aktif Sosyal Medya İletişimi / Dijital Bağış Kampanyaları” başlıkları benim için öne çıkıyor.</p>
<p>Sivil toplum kuruluşlarının bir kısmı halihazırda bireysel bağışçısıyla konuşuyordu. Bu arada bireysel bağışçı ile konuşmak sadece ondan bağış istemek, yeni bir sertifika/ürün tasarladığınızda onu bildirmek, doğum günü yaklaşınca doğum gününü bağışlamasını istemekten ibaret değil. Bağışçı Hakları Beyannamesi gereğince onu bilgilendirmeniz, sorularına açık ve şeffaf bir şekilde cevap vermeniz gerektiğini unutmayın. Yoksa kazandığınız bireysel bağışçılarınızı kaybedebilirsiniz.</p>
<p>Öte yandan bireysel bağışçılarınızla konuşmaya başladığınız için bir anda bireysel bağışlarınızın artmayacağını, bunun bir süreç olduğunu unutmamak gerek. İlk sertifikanızı kimse almayabilir, ilk SMS içeriğinizin ardından bir sürü mesaj gelmeyebilir. İnsanlar bağış yapmaya her zaman “gündelik hayatın koşulları” ile “kendi niyetleri” arasında bir yerde karar veriyordu. COVID-19’la insanların öncelikleri ve hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları şeyler değişim geçirdi. Bu bazıları için daha az tüketmeye de evirildi. O yüzden bağışçılık kültürünün de bütün bunların arasında bir yerde yıldızının parlayacağını düşünüyorum. Herkes birer bağışçıya dönüşecek demek çok iddialı olur, çünkü içinde yaşadığımız kültür normal şartlar altında da bağış, yardım, sadaka konularında değişik tercihlere sahip. TÜSEV’in bağışçılık raporları bunu zaten gözler önüne seriyor. Ama bu durumu fırsata çevirmek isteyen kurumlar kendilerini anlatma şekillerini, ne istediklerinden ziyade ne verebileceklerini de gözden geçirmeli derim.</p>
<p><strong>Anketi hibe veren kuruluşlar özelinde nasıl değerlendirirsiniz? COVID-19 süreci hibe veren kuruluşlar ile faydalanıcıları arasındaki ilişkileri hangi şekillerde değiştirecek?</strong></p>
<p><strong>Liana Varon: </strong>Ankete katılan kuruluşların önemli bir bölümü (%60) çalışmalarını hayata geçirebilmek için farklı hibe ve fon kaynaklarından (uluslararası kuruluşlar, uluslarüstü kuruluşlar, Türkiye’de hibe veren kuruluşlar vb.) faydalanıyorlar. Önümüzdeki dönemde bu kuruluşların çalışmalarını sürdürebilmeleri için bu kaynakların devam etmesi önem taşıyor. Araştırma, STK’ların çalışma alanları ve hibelerden yararlanma oranlarına ilişkin bir karşılaştırma yapmasa da; Türkiye’de STK’ların farklı finansal kaynaklara erişimi ve bireysel bağışçıların desteklemeyi tercih ettikleri alanlar açısından düşünüldüğünde özellikle hak temelli çalışmalar yapan STK’lar açısından hibe ve fonların devamlılığı ile öncelik alanlarının önümüzdeki dönemde nasıl değişeceğinin Türkiye sivil toplumu açısından önemli bir dönüm noktası olacağı söylenebilir. Bu bağlamda, araştırmanın Hibe ve Fonlar bölümünde yer alan en çarpıcı yanıtlardan birinin araştırmaya katılanların %81’inin yakın gelecekte hibe veren kuruluşların önceliklerinin değişmesini beklediklerini olduğunu düşünüyorum. Bu değişikliğin ne yönde olmasının beklendiğine dair elimizde somut bir veri olmasa da; hibelerin COVID-19’a ilişkin müdahalelere ve sağlık alanında çalışan kuruluşlara, salgından ve takip eden dönemde yaşanması beklenen ekonomik krizden etkilenenlere yönelik yardım çalışmalarına ya da dezavantajlı durumdaki hedef kitlelere yönelmesine dair beklentiler oluşabilir.</p>
<p>Hibe veren kuruluşların salgın ve bu salgınının yarattığı ihtiyaçları gidermeye yönelik çağrılar açmasını, bundan sonraki dönemde verilecek hibelerin de salgının derinleştirdiği ihtiyaçlar ve eşitsizlikleri azaltmaya yönelik müdahalelere yönelmesini beklemek yanlış̧ olmayacaktır. Örneğin; Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak COVID-19 salgını ekseninde güncellediğimiz <a href="http://siviltoplumdestek.org/vakif-haberi/covid-19-salgini-ekseninde-yasanan-gelismeler-dogrultusunda-2020-yili-hibe-stratejimizi-guncelledik/">Hibe Stratejimizde</a> yıl içerisinde mevcut hibe programlarımızı açmaya devam ederken, bu sürecin yarattığı etkileri de göz önüne alarak tüm hibe programlarımıza STK’ların iş yapma biçimlerinde yaşanacak değişimler ile yoksulluk ve yoksunlukla mücadele ve yaşanması beklenen ekonomik krizin de sonucunda dezavantajlı olan ve bu süreçte daha da kırılgan hale gelen gruplarla çalışan STK’ların çalışmalarına destek vermeyi önceliklendirdik. Birçok hibe veren kuruluşun bu dönemde oluşan ihtiyaçlara doğru şekilde yanıt verebilmek ve kaynaklarını en etkin şekilde kullanabilmek için hibe stratejilerini gözden geçirdiklerini biliyoruz. Hibe veren kuruluşların gelecek dönemdeki stratejileri ve hibe programlarına ilişkin bilgileri açık şekilde paylaşmalarının STK’ların hibe kaynaklarına ilişkin endişelerini bir nebze olsun azaltmak açısından faydalı olabileceğini düşünüyorum.</p>
<p>Anket sonuçları, mevcut veya devam eden hibeler açısından değerlendirildiğinde hibe veren kuruluşların ve bu hibelerden faydalanan STK’ların COVID-19 sürecinin getirdiği etkiler ve değişime hızlı şekilde cevap verebildiğine işaret ediyor. Ankete katılanların %70’i hibe veren kuruluşların bu süreçte esnek veya çok esnek olduğunu söylerken; neredeyse tamamı devam eden hibelerde COVID-19’dan kaynaklı olarak yapmak istedikleri değişikliklerin fon verenler tarafından kabul edildiğini belirtiyor. Bu yanıtlardan hareketle hem STK’ları hem de hibe veren kuruluşları etkileyen ve her iki taraf açısından da birçok belirsizliğin bulunduğu bu sürecin karşılıklı açık iletişim kurabilmek, daha esnek şekilde davranarak bazı durumlarda yapılacak çalışmalar ve proje takvimlerini birlikte güncellemek ve farklı paydaşlar arasında daha yakın bir ilişki ve düzenli bir iletişim geliştirmek açısından önemli gelişme ve fırsatlara vesile olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, hibe veren kuruluşlarla STK’ların ilişkilerinde yaşanan bu olumlu değişimin kalıcı olabilmesi için bundan sonraki süreçte de devam etmesi ve yeni açılacak hibe programlarına da yansıması gerekiyor. Bunun için her iki tarafın da birbirini ve koşullarını daha iyi anlaması, bu süreçte açılan iletişim kanallarını düzenli şekilde devam ettirmesi, STK’ların mevcut durumları ve ihtiyaçlarını açıklıkla paylaşması ve hibe veren kuruluşların da bu süreçte gösterdikleri esnekliği bundan sonraki dönem için de çalışma biçimlerinin bir parçası haline getirebilmeleri her zamankinden daha fazla önem taşıyor.</p>
<p>Anket sonuçlarından, STK’ların bir diğer beklentisinin de gelecek dönemde hibe veren kuruluşların kurumsal hibelere öncelik vermesi olduğu görülüyor. Kurumsal hibeye ilişkin talepler COVID-19 süreci ile birlikte daha görünür hale gelse de özellikle sivil alanın daraldığı ülkelerde sivil toplumu desteklemek açısından kurumsal hibelerin önemi farklı filantropik aktörler tarafından uzun zamandır tartışılıyor. Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak kuruluşumuzdan beri en fazla öncelik verdiğimiz yöntem olan kurumsal hibeleri hem bir fon programı olarak değerlendiriyor hem de yıl içinde açtığımız tüm tematik fonlarda STK’lara kurumsal hibe başvurusu yapma seçeneğini de sunuyoruz. Bu konudaki deneyimimiz, kurumsal hibelerin kapasite güçlendirme mekanizmaları ile de desteklendiğinde, sivil toplumun gelişimi açısından önemli bir araç̧ haline geldiği yönünde. COVID-19 sonrası güncellenen hibe stratejimizde de belirttiğimiz üzere önümüzdeki dönemde sivil toplumun ayakta kalması, yeni dönemin koşullarına adapte olması ve kendini dönüştürebilmesi için desteklerimizin önemli bir bölümünü kurumsal hibe olarak vermeye devam edeceğiz. Diğer yandan, bu yöntemin Avrupa Birliği fonlarının yeniden tahsisini yapan Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği (Birlikte Programı), Hafıza Merkezi (Haklara Destek Hibe Programı) ve Hrant Dink Vakfı (Sivil Toplumu Güçlendirme Programı) tarafından hayata geçirilen programlarla Türkiye’de daha yaygın hale geldiğini görüyoruz. Bununla birlikte, değişen öncelikler doğrultusunda özellikle 2020-2021 dönemi sonrasında bu programların ne şekilde devam edeceğini henüz bilmiyoruz. Türkiye’de az sayıda olan ve kendi kaynakları ile hibe veren kuruluşların ise kurumsal hibe verme yaklaşımındansa proje destekleri içerisinde kurumların insan kaynakları ya da idari giderleri için ayrılacak yüzdeleri artırması daha olası bir seçenek olarak gözüküyor.</p>
<p>COVID-19 ile başlayan süreç̧ hem STK’lar hem de fon veren kuruluşlar açısından birçok belirsizliği içinde barındırıyor. Bununla birlikte, salgınla birlikte daha da görünür hale gelen ve yakın zamanda etkilerini daha da fazla hissedeceğimiz ekonomik krizin her iki grubun kaynaklarında küçülmeye ya da kaynaklara erişimde zorluklarla karşılaşmasına neden olması bekleniyor. Bütün bu zorluklara rağmen, bu dönem hibe veren kuruluşlarla STK’ların birbirini daha fazla dinlemesi, daha kapsamlı bir paydaşlık ilişkisi geliştirmesi ve finansal desteklerin yanı sıra farklı kaynak mekanizmalarını ve iş birliklerini de harekete geçirerek birlikte çalışmaları için önemli fırsatlar barındırıyor.</p>
<p><strong>Anket verilerini de göz önünde bulundurarak, önümüzdeki dönemde Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarını bekleyen fırsat ve zorluklarla ilgili öngörülerinizi paylaşır mısınız?</strong></p>
<p><strong>Mehmet Ali Çalışkan:</strong> Salgın sonrası sivil toplumu bekleyen en önemli sorun kaynaklara erişim gibi duruyor. Ancak bundan daha önemli bir sorun var. Sivil toplumun salgının etkilerini anlama, çözümler geliştirme ve giderme konusunda vereceği bir sınav var. Sivil toplum bu konularda kararları etki alanında kendine yer bulmalı. Ancak görünen o ki, karar alıcılar kendilerine siyaseten angaje olmayan kuruluşlara kulaklarını kapalı tutuyorlar. Dolayısıyla sivil toplumun önünde iki zorlu iş duruyor. İlki salgının etkilerini, özellikle mağduriyetler ve mağdur tanımlamaları düzeyinde anlama ve tahribatı giderecek yaratıcı öneriler ve pilot uygulamalar geliştirme ile ilgili. İkincisi ise karar alıcıların, daha da genel olarak siyasetin genelinin kendilerine kulak vermesini sağlamak ile ilgili. Sonuç olarak sivil toplum kendi varoluşunu önceliklendirir ve kurumsal devamı için gerekli finansal arayışa odaklanırsa, hedef gruplarının mağduriyetlerini anlama ve giderme çabasından uzaklaşabilir. Bu da ona olan ihtiyacı ortadan kaldırma riski taşıyor.</p>
<p><strong>Pınar İlkiz: </strong>Fırsatlar bence bireysel bağışçının önemini kavrayan sivil toplum kuruluşları için geçerli olacak. Zorluk ise başından beri entegre çalışmayan iletişim, kaynak geliştirme ve kampanya/proje ekiplerinin entegre çalışmak zorunda olduğunu fark etmemesinde yatıyor. Bu alanların, sadece olup bitenler konusunda birbirini bilgilendirmesi değil birbirini beslemesi gerekiyor. İletişimden sorumlu kişinin, kurumun herhangi bir dijital mecrada aldığı mesaj ya da yorumun kampanyadan sorumlu kişide nasıl bir fikri oluşturacağını ya da besleyeceğini hiçbirimiz bilemeyiz.</p>
<p>Ki konu bireysel bağışçılar olduğunda avantaj bence iletişimcilerden yana. Çünkü dijital dünyada kurumla temas eden herkes onlar için potansiyel bağışçı ve bu da onlara birinci elden isteklerini, hassasiyetlerini ve kurumla ilgili düşüncelerini tecrübe etme fırsatı veriyor. Edindiği bu bilgiyi kurumun varlık sebebi ve ilkeleri ile harmanlayıp ürettiği içerikle bireysel bağışçılarla konuşmalı kurum.</p>
<p>Eğer kurum bu dönemde hızlıca bağışçı kazanmak için sadece potansiyel bağışçısı olarak gördüğü kitlenin istek ve ihtiyaçlarına yönelik iletişim yaparsa ve orta ya da uzun vadede bu bağışçılar kurumla yollarını ayırırsa, kurum aslında olmak istemediği bir yerde bulacaktır kendini. Bağış almak ya da bağışçı kazanmak uğruna kurumun varlık sebebinden şaşmak en büyük iletişim kazası olacaktır. Bunu göz önünde bulundurmayan kurumlar da uzun vadede zorluk yaşayabilir. Ama burada hem kurumun varlık sebebini anlatma hem de bağışçısının ihtiyaçlarına cevap verme dengesini tutturmak gerek. Ki bu ihtiyaç her zaman hizmet değil, bazen bilgi almak, bazen kurum tarafından aranmak bile olabilir.</p>
<p>Bu noktada sivil topluma yönelik yardım ve kapasite geliştirme olanaklarına da bakmak gerek. Benim takip edebildiğim kadarıyla Sivil Toplum Destek Vakfı hibe stratejisini güncelledi, Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği “Korona Zamanlarında Güçlendirme ve İyileştirme Fonu” açtı, Sivil Düşün, salgın koşullarına özel “Bizi Bağlayan Şeyler Özel Desteği”ni duyurdu. Facebook, bireysel bağışçılığa odaklanan ve sivil toplum kuruluşlarını dijitalde desteklemeyi hedefleyen Sivil Toplum Programı’na ara vermeden dijitale taşıdı ve devam ediyor. Dijitalden bahsetmişken: Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin (STGM) TechSoup ile ortaklığı kapsamında hayata geçirilen TechSoup Türkiye Bağış Programı kapsamında sivil toplum kuruluşlarının kullanabileceği Google AdGrants bu dönemde daha da kıymetli hale geldi.</p>
<p><strong>Liana Varon: </strong>Önümüzdeki dönem, sivil toplumun halihazırda kırılgan bir durumda olan finansal sürdürülebilirliği ve insan kaynaklarına erişimi açısından daha da zorlu bir sürecin yaşanacağını ortaya koyuyor. Bununla birlikte, bu süreçte alınan tedbirler ve bu doğrultudaki uygulamalar gerek sivil toplumun elverişli ve destekleyici bir ortamda faaliyet gösterebilmesi gerekse çalışmalarını dönemin getirdiği ihtiyaçlara adapte ederek ayakta kalabilmesi açısından da çeşitli zorluklar barındırıyor. Toplumsal ihtiyaçların arttığı ve kaynakların azaldığı bir dönemde STK’ların kendilerini var etmeleri, dönemin getirdiği ihtiyaç̧ ve koşulları doğru şekilde okuyarak yaklaşımlarını ve çalışmalarını bu doğrultuda adapte etmelerini ve tüm dünyanın gündemini belirleyen COVID-19 salgınına rağmen devam eden hak mücadeleleri ve kendi çalışma alanlarındaki önemli konuları duyurarak toplumun ilgisini çekmeyi ve desteğini almayı başarmalarını gerektiriyor.</p>
<p>Tüm bu zorluklara rağmen içinden geçtiğimiz süreç̧ STK’lar açısından çeşitli fırsatları da barındırıyor. Öncelikle bu süreç̧ tüm sektör ve alanlarda olduğu gibi sivil toplum açısından da engellenemez bir değişim sürecini zorunlu hale getiriyor. Bu değişimin örgütlenme modellerinden kaynak yaratma yöntemlerine, dijital platformları kullanma şeklinden gönüllülerle kurulacak ilişkilere kadar birçok alanda sivil toplumun iş yapma biçimlerini etkileyeceğini söylemek yanlış̧ olmaz. Zorlayıcı tarafları olmakla birlikte bu değişim ihtiyacı; STK’ların kendilerini ve amaçlarını yeniden tanımlaması, tabanıyla ilişkilerini ve bağını güçlendirmesi, kurumsallaşma süreçlerini yeniden tasarlaması için bir fırsat sunuyor. Bununla birlikte, içinde bulunduğumuz dönem sivil toplumun öncelikleri arasında yer alan “kaynak” konusunu da yeniden tanımlamak için bir fırsat sunuyor. Her ne kadar finansal kaynakları -hibe, fon, nakdi bağış̧- önceliklendirsek de bu dönemde yaşanan kısıtlar “kaynak” kavramını daha geniş̧ bir şekilde düşünmeyi sağlayarak; gönüllüler, ağlar, iş birlikleri gibi dayanışma temelli ve çoğu zaman finansal kaynağa bağlı olmadan gelişen desteklerin sivil toplum çalışmalarındaki rolünü̈ yeniden keşfetmek ve bu desteklere daha fazla yer açmak açısından önemli bir fırsat.</p>
<p>Yazıyı kaynağından okumak için <a href="https://degisimicinbagis.org/uzmanlar-degerlendiriyor-covid19-salgini-turkiyedeki-sivil-toplumu-nasil-donusturuyor/">buraya</a> tıklayınız.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/21/uzmanlar-degerlendiriyor-covid-19-salgini-turkiyedeki-sivil-toplumu-nasil-donusturuyor/">Uzmanlar Değerlendiriyor: COVID-19 Salgını Türkiye’deki Sivil Toplumu Nasıl Dönüştürüyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5. Hemzemin&#8217;de Sosyal Fayda Üretmek için Yeni Yollar, Yöntemler Konuşuldu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/5-hemzeminde-sosyal-fayda-uretmek-icin-yeni-yollar-yontemler-konusuldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Dec 2019 19:02:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[HEMZEMiN]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Myra Ajans]]></category>
		<category><![CDATA[Rauf Kösemen]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal fayda]]></category>
		<category><![CDATA[YADA Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46013</guid>

					<description><![CDATA[<p>Myra Ajans tarafından, YADA Vakfı'nın desteğiyle gerçekleştirilen Sosyal Fayda İletişimi Konferansı Hemzemin'in beşinci buluşmasında; sosyal fayda üretmek için yeni yollar, yeni yöntemler konuşuldu. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/5-hemzeminde-sosyal-fayda-uretmek-icin-yeni-yollar-yontemler-konusuldu/">5. Hemzemin&#8217;de Sosyal Fayda Üretmek için Yeni Yollar, Yöntemler Konuşuldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pera Müzesi&#8217;nde STK temsilcileri, akademisyenler, medya mensupları ve iletişimcileri bir araya getiren 5. Hemzemin Konferansı, Myra Ajans Başkanı Rauf Kösemen&#8217;in &#8220;Yeni Ne Kadar Yeni? Ne Zaman Yeni?&#8221; başlıklı açılış konuşmasıyla başladı. YADA Vakfı kurucularından Mehmet Ali Çalışkan da,  &#8220;Yeni Bir Gün Doğuyor mu&#8221; başlıklı konuşmasında,  sivil toplum ve iş dünyasının sosyal fayda ekseninde nasıl dönüştüklerini tartışmaya açtı. &#8216;İyilik. Güzellik, Yenilik&#8217; temasıyla yapılan 5. Hemzemin&#8217;de Sivil Sayfalar, Medyascope Tv, 140journous gibi medya konusundaki sunumların yanı sıra, inovasyondan, gıdaya, mülteci çalışmalarından iklim krizine bir çok alandaki &#8216;yeni yöntem ve arayışlar&#8217; konuşuldu. Gün boyu süren sunumların ardından toplu hatıra fotoğrafı çekimiyle sona eren Hemzemin Konferansı&#8217;ndaki konuşmacılar  ve konu başlıkları şöyle:</p>
<p>Ferhat Boratav, “Berber Sohbetlerinde Yeni Bir Başlık: Toplumsal Cinsiyet”</p>
<p>Helle Søholt, “Şehirler İçin Yeni Bir Planlama Perspektifi: İnsan Ölçeği”</p>
<p>Melda Çele, “İş Yapmanın Yeni Biçimi</p>
<p>Seval Gülen, “Yeni Bir Yürüyüş Yolu: Hafızanın Koridorları”</p>
<p>Simten Birsöz İnanç, “Yerelden Yeniye!”</p>
<p>Melek Nur Dudu, “Toprağın Eskisi, Çiftçinin Yenisi”</p>
<p>Olcay Silahlı, “Gıda Atığına Yeni Bir Gözle Bakmak: Fazla Gıda”</p>
<p>Ertan Karabıyık, “Yine, Yeni, Yeniden Kooperatifler”i</p>
<p>Burak Tatari, “Yeni Medyada Yenilik: Medyascope”</p>
<p>Cem Aydoğdu, “Haberciliğin Ar-Ge’si: 140journos’un Hikayesi”</p>
<p>Emine Uçak Erdoğan, “Sivil Toplum Gazeteciliğinde Yeni Bir Sayfa: Sivil Sayfalar”</p>
<p>Volkan Altınok, “Toplulukların Yeni Biçimi: E-Kabilenizi Seçtiniz mi?</p>
<p>Can Tonbil, “Aktivist Doğanlar”</p>
<p>Zehra Doruk, “Yeniliğin Açık Hali: Açık İnovasyon Derneği”</p>
<p>Wolter Braamhorst, “Büyük Diplomaside Küçük Hikayeler”</p>
<p>Sinan Kadife, “Mülteci Deneyimini Anlatmanın Yeni Yolu”</p>
<p>Rümeysa Çamdereli, &#8220;İki Dünya Arasında Yeni Mücadele”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/5-hemzeminde-sosyal-fayda-uretmek-icin-yeni-yollar-yontemler-konusuldu/">5. Hemzemin&#8217;de Sosyal Fayda Üretmek için Yeni Yollar, Yöntemler Konuşuldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>STK’ların Kamu, İş Dünyası ve Uluslararası İlişkilerini Konumlandırma Çalıştayı </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/04/stklarin-kamu-is-dunyasi-ve-uluslararasi-iliskilerini-konumlandirma-calistayi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsüm Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 09:08:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[Bahattin Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Tuncel]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal yönetim akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Yalçıntaş]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Mente]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Erdoğmuş]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Çaha]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Kuruluşları Çalıştayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43887</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurumsal Yönetim Akademisi’nin üç yıldır organize ettiği Sivil Toplum Kuruluşları Çalıştayı’nın sonuncusu 2 Kasım Cumartesi Günü İlke Vakfı’nda yapıldı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/04/stklarin-kamu-is-dunyasi-ve-uluslararasi-iliskilerini-konumlandirma-calistayi/">STK’ların Kamu, İş Dünyası ve Uluslararası İlişkilerini Konumlandırma Çalıştayı </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">STK’ların kamu, özel sektör ve uluslararası ilişkilerini nasıl konumlandırması gerektiğini konunun uzmanları ile tartışmaya açmak, bu ilişkilerin daha sağlıklı zeminde yürütülebilmesinin imkanlarını arayan çalıştayda bu sene </span><span style="font-weight: 400;">STK&#8217;ların Kamu, İş Dünyası ve Uluslararası İlişkilerini Konumlandırma</span><span style="font-weight: 400;"> konusunu ele alındı.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">KYA Başkanı Prof. Dr. Nihat Erdoğmuş&#8217;un karşılama konuşması ile başlayan çalıştayda akademisyenler, iş insanları ve birçok farklı STK&#8217;dan konuşmacılar üç oturumda düşünce ve önerilerini paylaştı. </span></p>
<p><b><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-43889 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/STK-CALISTAYI-3-640x427.jpg" alt="" width="387" height="258" />Sivil Toplum Kurumları Devletin Hangi Yanına Düşer?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başkanlığını Prof. Dr. Ömer Çaha’nın yaptığı </span><span style="font-weight: 400;">STK’ların Kamu ile İlişkileri</span><span style="font-weight: 400;"> oturumunda, kamu ile ilişkiler noktasında STK’ların konumlanma, konumlandırılma meselesi tartışıldı. İnönü Üniversitesi’nden Doç. Dr. Gökhan Tuncel; siyasetin, devletin desteğini gizli ya da açık sağlayabilen kurumların büyük işlere imza atabildiğini, ifade ederken “STK’lar az kızdığında devletin ateşine maruz kalıyor. Çok sevdiğinde ise pençeleri arasında can verme ihtimali var.” diyerek bu gerilimli ilişkinin risklerine dikkat çekti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doç Dr. Lütfi Sunar ise Osmanlı dönemindeki adalet dairesi ve 90’lardan başlayarak Türkiye Sivil Toplum hareketlerinin haritasını çıkardığı konuşmasında, cemiyetçi ve toplum merkezli STK arasındaki farklarından söz açarak; refah, felah ve hak kavramlarını meşruiyetin temeline yerleştirdi. </span></p>
<p><b>Sosyal Fayda İçin İş Birliği </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK’ların İş Dünyası ile İlişkileri</span><span style="font-weight: 400;">’nin masaya yatırıldığı ikinci oturumda Bahattin Aydın’ın başkanlığında İstanbul Ticaret Odası eski Başkanı Doç. Dr. Murat Yalçıntaş ve Mustafa Mente söz aldı. Artısı, eksisiyle özel sektörle STK’lar arasında kurulacak ilişkinin mahiyeti ve pratiği konusu masaya yatırıldı. Firmalar kârlarını artırmak ya da imaj/algı yönetimini parlatmak amacıyla STK’larla iş birliği yapmak isteyebileceği konuşuldu. Sonuç olarak ortaya çıkan sosyal faydaya odaklanılması gerektiğinde uzlaşıldı. Oturum sonunda izleyicilerin sorularıyla mesele genişleyerek konuşuldu. Toplumsal dayanışma Vakıf aracılığıyla mı, STK aracılığıyla mı yürütülmeli tartışmasında Murat Yalçıntaş “Hayır işlemek istiyorsak vakıf güzel bir model ama sosyal bir problemi çözeceksek başka sistemlere de bakmak lâzım.” diyerek her iki modelin de geçerliliğini koruduğunu gösterdi.</span></p>
<p><b>STK&#8217;ların Fon Alması ya da Almaması</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43890 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/KYA-STK-CALISTAYI-2-640x427.jpg" alt="" width="405" height="270" />STK’larda Kapasite Geliştirme Çalıştayı 3&#8217;ün son oturumunda sivil toplum ve uluslararası ilişkiler tartışıldı. </span><span style="font-weight: 400;">STK&#8217;ların Uluslararası İlişkileri</span><span style="font-weight: 400;"> oturumunda başkanlığı İlmi Etüdler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Güder yaparken Prof. Dr. İhsan Karaman ve Yaşama Dair Vakfı (YADA) kurucusu Mehmet Ali Çalışkan tecrübelerini ve çözüm önerilerini paylaştı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK&#8217;ların uluslararası arenada yer almasının gerekliliği, avantaj ve dezavantajlı yönleri tartışıldığı oturumda; yurt içi ve yurtdışından fon alarak çalışan STK’larla ilgili “kökü dışarıda” gibi ithamlara varan önemli bir yanlış anlamanın altı çizildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kurumsal Yönetim Akademisi (KYA), sivil toplum alanında kar amacı gütmeden faaliyet gösteren kuruluşların “kurumsal kapasitelerini” ve bu kuruluşlarda “gönüllü ve profesyonel çalışanların yetkinliklerini artırmayı” amaçlayan çalışmalar yürütüyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/04/stklarin-kamu-is-dunyasi-ve-uluslararasi-iliskilerini-konumlandirma-calistayi/">STK’ların Kamu, İş Dünyası ve Uluslararası İlişkilerini Konumlandırma Çalıştayı </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Hemşehri Dernekleri Temel Haklara Erişim Tecrübesine Sahip”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/30/hemsehri-dernekleri-temel-haklara-erisim-tecrubesine-sahip/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jul 2019 08:15:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[hemşehri dernekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41075</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Hemşehri Deyip Geçme" dosyamızın son röportajında hemşehri dernekleri ve sivil toplumun diğer aktörleri arasındaki ilişkiyi değerlendiren YADA Vakfı Kurucusu Mehmet Ali Çalışkan, "Hemşehri dernekleri temel haklara erişim tecrübesine sahip" diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/30/hemsehri-dernekleri-temel-haklara-erisim-tecrubesine-sahip/">“Hemşehri Dernekleri Temel Haklara Erişim Tecrübesine Sahip”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Hemşehri derneklerinin bir araya gelme motivasyonunu nedir sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri derneklerinin ortaya çıkışı 60-70 yıllık bir geçmişe dayanıyor. Dernek formu olarak, statü olarak ortaya çıkmaları daha yakın zamana dayanıyor fakat bir sivil toplum kuruluşu olarak hemşehri derneklerine baktığımızda, Türkiye&#8217;deki iç göçün sonucu şehirlere göçmüş kırsal nüfusun şehre tutunma ihtiyacını karşılamak için yurttaş girişimi olarak ortaya çıkıyorlar. Tüzel kişilik olan dernekler değil ama aynı mahallenin etrafında toplanmış; aynı köyden, aynı şehirden gelmiş olan göçmenlerin geldikleri yerde hayata tutunabilmeleri için bir dayanışma ihtiyacı oluyor ve bu sayede ortaya çıkıyorlar. Benim hemşehri derneklerine ilişkin aslında çok sembolik olarak gördüğüm ortaya çıkış hikayelerinden bir tanesi, bir grup göçmenin mahallesinde hemşehrilerinden biri hayatını kaybettiğinde onun cenazesini köye götürmek için arabaya, paraya, topluluğu köye taşıyacak kaynağa ihtiyaç duymaları. Yani önce cenazesini köye götürmek için bir ihtiyaç duydular. Aslında bu çok önemli bir dayanışma halinde ortaya çıkar. Dernek olmuyorlar ama aralarında para toplayıp araba tutuyorlar. Bu sayede hem cenazelerini hem de hemşehrilerini köye götürebiliyorlar ve cenazelerini orada defnediyorlar. Dolayısıyla hemşehri derneklerinin bir dernek formu olarak ortaya çıkmadan önce, bir grup yurttaşın ortak meselelerini çözmek için geliştirdikleri bir dayanışma formu olarak görüyoruz. </span></p>
<p><b>Hemşehri derneklerinin sivil toplum sektörü içinde ikinci sınıf olarak görüldüğüne dair bir tespit var. &#8216;Lokallerde pişpirik oynamaktan öteye geçemediklerine&#8217; dair bir kanı var. Bu algının sebebi nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-2223" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2016/02/Turkiyede-oyun-oynayan-yetiskin-olmadigi-icin-oyun-oynayan-cocuk-yok.-Mehmet-Ali-Caliskan-Aktif-Yasa-e1455662344608.jpg" alt="" width="276" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/02/Turkiyede-oyun-oynayan-yetiskin-olmadigi-icin-oyun-oynayan-cocuk-yok.-Mehmet-Ali-Caliskan-Aktif-Yasa-e1455662344608.jpg 491w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/02/Turkiyede-oyun-oynayan-yetiskin-olmadigi-icin-oyun-oynayan-cocuk-yok.-Mehmet-Ali-Caliskan-Aktif-Yasa-e1455662344608-320x417.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 276px) 100vw, 276px" />Bunun sebebi Türkiye sivil toplum dünyasının kendi iç yapılanmasındaki bir takım dinamikler olabilir. Daha kentli arka plana sahip olan yurttaşların oluşturdukları yapılar, bu derneklerle karşılaştırıldığında görece seçkinci bir performans ortaya koyuyor. Mesela onlar daha hobi odaklı, hizmet odaklı ya da savunuculuk odaklı kuruluşlar kuruyorlar. Yani kendilerinin mağdur olmadıkları meseleler hakkında mağdurların hakkını savunmak üzere bir yapı kuruyorlar. Bu da ortak bir bilgi birikimine ihtiyaç duyuyor. Bir tür kentli ortak sosyallik ya da mağduriyet tarifine dayanıyor. Dolayısıyla ya hayırsever bir yaklaşım ya da belli bir kültürel arka plandan gelen kuruluşlar ortaya çıkıyor (hobi gibi). Daha çok da bir bilgi birikimine ve yurttaşlık kültürüne dayanan, bilginin üzerine inşa edilmiş bir entelektüel form ortaya çıkıyor. Şimdi bu formları üretenler, kendilerine benzemeyen; hem sınıfsal olarak kendilerinin temsil ettiği orta-orta üst sınıfın kültürel kodlarına uymayan hem de kültürel olarak kentlilikle arasında mesafe gördükleri kuruluşlara bir küçümsemeyle bakabiliyorlar. Eğer Türkiye sivil toplum dünyasının içerisinde bir ikinci sınıflaştırma söz konusuysa, bunu yapanların kendilerini birinci sınıf olarak görmesiyle ilgili. Bu sadece hemşehri topluluklarına yönelik bir küçümseme değil aslında. Mesela hangi konuyla ilgileniyor olursa olsun -çevre, insan hakları, kent hakkı vs.- bu seküler kuruluşlar da daha inanç eksenli örgütlenmiş olanları da aynı şekilde sivil toplum dışı olarak görebiliyor.. Ya da savunuculuk odaklı, hak eksenli olarak kendisini tarif eden kuruluşlar kendilerine benzemeyen kuruluşları &#8220;hizmet eksenli&#8221; ya da &#8220;hayırsever eksenli&#8221; kuruluşlar olarak görüyorlar. Oraya yönelik bir talileştirici bakış ortaya koyabiliyorlar. Sivil toplum kuruluşları arasında bir değer hiyerarşisi üretiyorlar. İlgilendikleri konunun sofistike, rafine ve kentli bir konu olduğunu düşünüyor ve buna uygun olmayanları; yani kentli bulmadıkları, rafine bulmadıkları, bir uzmanlık kategorisinin dışında buldukları, daha kültürel, daha inanç odaklı buldukları ya da daha kırsal buldukları şeylere dair bir değer hiyerarşisi yarattıklarını ve bu değer hiyerarşisi içerisinde kendilerini yukarıda yerleştirdiklerini düşünüyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yani hemşehri dernekleri kendilerinin ikinci sınıf görmezler ama kendilerini birinci sınıf bulanlar onları ikinci sınıf olarak konumlandırır. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri derneklerinin de hak eksenli kuruluşlar kadar hakla ilgili kuruluşlar olduklarını düşünüyorum. Çünkü mesela cenazeyi köyüne götürme girişimi aslında hak bağlamında değerlendirilmeli. Ya da kendi köyünden hemşehrisi şehre göçtükten sonra onun gecekondusunu onunla birlikte yapmak için inşaat çalışmasına destek verme girişimi, barınma hakkıyla ilgili bir girişim. </span></p></blockquote>
<p><b>Dosya için görüşlerini bildiren Ulaş Bayraktar da buna yakın tespitlerde bulunmuştu. Sivil toplumun, hemşehri derneklerinin nasıl bir potansiyele sahip olduklarının farkında olmadığını ifade etti. Bu potansiyeli nasıl değerlendiriyor sunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye sivil toplum dünyasında özellikle ayrımı şu şekilde yapma eğilimi çok güçlü; hak eksenli olanlar, hizmet eksenli olanlar ve hayır eksenli olanlar diye ayrım yapma davranışı. Bunu böyle ayırdığımızda hizmet eksenli ya da hayır eksenli olanların hakla bir bağı olmadığını varsaymış oluyoruz. Bu tasnifin kendisini problemli buluyorum. Çünkü Türkiye&#8217;nin sivil toplum yapısına ve tasnifine uygun bulmuyorum. Hemşehri derneklerinin de hak eksenli kuruluşlar kadar hakla ilgili kuruluşlar olduklarını düşünüyorum. Çünkü mesela cenazeyi köyüne götürme girişimi aslında hak bağlamında değerlendirilmeli. Ya da kendi köyünden hemşehrisi şehre göçtükten sonra onun gecekondusunu onunla birlikte yapmak için inşaat çalışmasına destek verme girişimi, barınma hakkıyla ilgili bir girişim. Ya da birlikte enformel, kayıt dışı işler yapıp hayatını geçindirmeye çalışan yoksul bir hemşehri mahallesinin yaptığı şey bir istihdam hakkı girişimi. Zamanla bu derneklerin şehre tutunmasıyla, refahtan daha fazla pay aldıkça, göçtükleri yerdeki çocukların, gençlerin eğitime daha fazla katılması için dayanışma geliştirmeye başlıyorlar. Bu eğitim hakkıyla ilgili bir girişim. Dolayısıyla hak eksenli, hizmet eksenli ayrımı yaptığınızda bunun hakla ilgisini görmüyorsunuz. Bunu bir sosyal dayanışma ya da hizmet gibi görebiliyorsunuz. Bu ayrımın kendisi çok problemli olduğu için biz hemşehri derneklerinin hakla kurdukları bağdaki potansiyeli göremez hale geliyoruz. Fakat ayrımı hak eksenli-hizmet eksenli diye yapmaktan çıkarıp konu eksenli ayrım yapmaya başlarsak, mesela barınma hakkıyla, eğitim hakkıyla, inanç haklarıyla ilgili meseleler olarak görmeye başlarsak hemşehri derneklerinin çok önemli bir potansiyel ortaya koyduklarını görüyoruz. Kürt şehirlerinden gelen hemşehrilerin kurdukları derneklerde Kürtçe konuşulur. Suriyelilerin bugün Türkiye&#8217;de kurduğu derneklerde Arapça konuşulur ya da Kafkas derneklerinde Kafkas dilini koruma etkinlikleri yapılır ve sonraki nesle de aktarılır bu diller aynı zamanda. Bu ana dil hakkıyla çok ilgili bir faaliyet aslında. Dolayısıyla bu ayrımın kendisi onların esas potansiyellerinin ortaya çıkmasını engelliyor ve kendini hak eksenli olarak tarif edenlerin kendilerini izole etmelerini de aşamıyor. Bu yüzden asıl potansiyelin, onların haklarla olan bağının görünürleştirilmesiyle ortaya çıkacağını düşünüyorum.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri kuruluşlarının, açıkça haklarla çok doğrudan bir bağı var. Bir katkısı var bu alana, bir tecrübe katkısı var. Örneğin bütün haklar devletle müzakere edilerek elde edilemeyebiliyor, onu uygulayarak elde edilebiliyor. Hemşehri dernekleri bize barınma, istihdam, eğitim gibi hakların müzakereci, savunucu odaklı; görece daha orta üst sınıflara ait, batılı yurttaşlık kültürünün içerisindeki bir tarzdan farklı olarak tecrübeyle, bu tür uygulamalarla elde edilebileceğini gösteriyor. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir potansiyel daha gördüğümü söylemek istiyorum. Hemşehri kuruluşları şehirdeki refahtan daha fazla pay almaya başladıkça, kendilerinden başka hemşehri gruplarıyla da temas etmeye başlıyorlar. Dolayısıyla bu, bir arada hayatı mümkün kılacak olan diyalog kanallarının oluşma imkanını da sağlıyor. Yani Türkiye&#8217;nin göç hakikatine baktığımızda gördüğümüz önemli bir dinamik var. O da, Türkiye göçünü şehirlerden topluca yapan bir ülke. Yani Sivas&#8217;tan, Kars&#8217;tan, Tokat&#8217;tan, Rize&#8217;den topluca göçüyor insanlar. Burada küçük topluluklar oluşturuyorlar. Küçük Sivas, Küçük Kars, Küçük Tokat&#8230; Fakat yeni kuşaklar için böyle değil. Başlangıçta birbirinden uzak, kendi izole hayatlarını kuran ve bu küçük, izole topluluklarının içerisindeki dayanışma ağlarıyla haklara erişmeye çalışan topluluklar iken, yeni kuşakların yeni formlar yaratmalarıyla beraber, diğerleriyle temas ettikleri, köprüler kurdukları, diyalog kurdukları bir araca dönüşüyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birinci büyük potansiyelin hakla kurdukları bağda olduğunu inanıyorum. İkincinin ise şehirlerdeki farklılıkların birbiriyle diyaloglarını kurabilme kanalları oluşturduklarını ve birlikte bir hayatın nasıl inşa edileceğine ortak tecrübeyle karar verme verme potansiyeli olduğunu düşünüyorum.</span></p>
<p><b>Yaptığım görüşmelerde, özellikle KAFFED&#8217;le yaptığım görüşmede, şunu gördüm ki; gençlerin hemşehri derneklerine ilgisi çok az. Ya burs almaya gidiyorlar ya çocukken babalarıyla bir kez gitmişlerdir. KafDer gibi dil ve folklor kurslarının olduğu bir kuruluş yine gençlerin ilgisini daha çok çekiyordur ama daha küçük çaplı dernekler, gençlerin gözünde babalarının sosyalleşme alanından ibaret. Bu durum hemşehri derneklerinin eleştirilmesi gereken bir yönü mü sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu bence hemşehri derneklerinin sorunu değil, bu Türkiye sivil toplum dünyasındaki dernek formunun bir sorunu. Yani dernek ya da vakıf statüsü şeklinde örgütlenen, devletten bir statü talep eden, onun formal prosedürünü izleyerek kurumsallaşan bütün yapıların sorunu bu. Türkiye&#8217;deki genç kuşaklar çevre odaklı derneklere de aktif bir şekilde katılmıyor. Ya da hak eksenli kuruluşlara da aktif katılmıyor. Yani Türkiye&#8217;nin insan hakları camiası genç kuşaklardan yeterince insan kaynağı elde edebiliyor mu ki hemşehri dernekleri buradan yeterince insan kaynağı elde edemiyor diye bunu onların sorunu olarak görelim? Bence buradaki konu esas olarak, Türkiye sivil toplum dünyasının vakıf, dernek, kooperatif vesaire gibi formlarının; bir statü ile kurulmuş formlarının artık eskimiş olduğunu ve yeni kuşakların bu formlarla ilişki kurmak istemediğini gösteriyor. Esas üzerine düşünülmesi gereken şey de bu. O zaman soruyu şöyle sormalıyız, hemşehri derneklerinin fonksiyonlarını yerine getirmek için kullandıkları bu araçlar, genç kuşaklar tarafından itibar görmüyor ve buraya katılım ortaya koymuyorlarsa o zaman bu gençler o performansı nerede ve nasıl icra ediyorlar? Bu, bir yurttaşlık tavrının olmadığı anlamına gelmez. Gözlemlerimden yola çıkarak söylüyorum, Türkiye&#8217;nin çevre meseleleri çevre kuruluşlarının dışında gençler tarafından da tartışılıyor, konuşuluyor. Fakat o formlarda değil. Bu kent hakları, hayvan hakları gibi meseleler için de geçerli. Gençler bu konuşlarda yeni formlar ortaya koyuyorlar. Yani kurumsal yapılar artık statüsüzleşerek sivil toplumun kendini yeniden ortaya koymasını sağlıyor. Kurumlar statüsüzleşiyor, genç kuşaklar statüsüz sivil toplum girişimleri kuruyorlar. Mesela internette bir Facebook grubu kuruyorlar. O Facebook grubu içerisinde kendi kültürlerini de konuşuyorlar, kendi dilleriyle alışverişte bulunuyorlar ya da kent hakları konusunda gidip bir dernek kurmuyor ama bisiklet topluluğu olarak hayata bir performans geçiyor. Onunla birlikte &#8216;farkındalık sürüşleri&#8217; diye sürüş yapıyor. Yani 50 tane genç Facebook&#8217;ta konuşup kararlaştırıyorlar ve mesela &#8220;Bugün Ümraniye&#8217;de bir farkındalık sürüşü yapacağız&#8221; diyorlar ve 50 tane genç bisikletleriyle Ümraniye&#8217;den, trafiğin içerisinden geçiyorlar ve yurttaşlara &#8220;bisikletin trafikte bir yeri vardır&#8221; farkındalığı kazandırmaya çalışıyorlar Dolayısıyla bence gençler katılmıyorlar demek doğru değil, gençler katılıyorlar. Neye katılıyorlar? O konuya katılıyorlar. Hemşehri dernekleri açısından düşünürsek, gençler kendi memleketlerinin lokal jargonunu öğreniyorlar. Nereden öğreniyorlar? Dernekteki yetişkinden öğrenmiyorlar ama internetten öğreniyorlar. Kendi coğrafyalarından, oradaki kültürden, geçmişlerinden haberdar olmadıklarını söyleyemeyiz. Bunlardan haberdar oluyorlar ama bilgiyi kendi araçları üzerinden elde ediyorlar. Yetişkinler gibi dernekler, buluşmalar üzerinden değil sosyal medya üzerinden yapıyor. Onun için buradaki esas konu, hemşehri derneklerinin gençlerini kapsayıp kapsayamadığı değil. Gençlerin hemşehri derneklerinin mevcut formu yerine ne koyduğuyla ilgili. </span></p>
<p><b>İkinci potansiyeli ele alalım. Hemşehri derneklerinin bulundukları şehirlerde iletişim köprüleri kurabilme potansiyelinden bahsediyorsunuz. Bana göre bunu ikinci nesil üstlenmeli, çünkü onların sırası geldi. Fakat diğer yandan ikinci nesil de hemşehri derneklerinin yöntemleri yerine daha yeni yöntemlere yönelmiş durumda. Bunların yanı sıra, az önce kendilerini birinci sınıf olarak addettiklerini söylediğin sivil toplum sektörüyse sosyal medyayı kullanma konusunda daha başarılı. Buradan şöyle bir çözüme varamaz mıyız? Sivil toplum sektörü bir şekilde hemşehri dernekleriyle irtibata geçmeli ayrıca gençlerle birinci nesil arasındaki iletişimi sağlamalı. Bu şekilde şehir içi diyalogun gerçekleşmesi mümkün diyebilir miyiz?</b></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Fonlara, insan kaynağına, mekansal kaynağa ulaşan ve kendini hak eksenli olarak tanıtan kuruluşların bence Türkiye&#8217;deki temel açmazlarından bir tanesi bu. Kendilerini değer hiyerarşisinin tepesinde konumlandırdıkları için kendilerinin dışında olan her sivil toplum yapısıyla ilişkisini de o hiyerarşiyle kuruyor, tepeden bir dille, üstten bir akıl olarak, bilen olarak bilmeyene öğretmeye çalışan akıl olarak&#8230; Bizim buradaki ilişkideki bu birinci, ikinci sınıf tutumunu ortadan kaldırmaya ihtiyacımız var. Aradaki ilişkiyi daha eşitlikçi kılmaya ve birbirinden öğrenen bir ilişki haline getirmeye, ortak bir tecrübe arayışına ihtiyacımız var. </span></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Sivil toplum hemşehri dernekleriyle irtibata geçmeli&#8221; cümlesine bir itirazım var. Çünkü, sanki sivil toplum içerisinde gerçekten birinci sınıf diye bir şey varmış da hemşehri dernekleri de ondan ayrı bir sivil toplum olmayan bir şeymiş gibi konuşuyoruz.</span></p>
<p><b>Fakat diğer yandan, eleştirsek de kabullensek de kendini ayrı bir yere konumlandırmış durumda. Fonları onlar alıyor, sosyal medyayı onlar kullanıyor&#8230;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tam da buna değinmek istiyorum. Böyle konumlandırdığımızda birinci grubun ikincisine öğretecek bir şeyi varmış gibi yorumlamış oluyoruz. Yani bilgi orada, kaynaklar orada, paraya onlar erişiyor, vasıflı insan kaynağına onlar erişiyor. Dolayısıyla bütün kaynaklar orada konsantre oluyormuş gibi düşünüyoruz. Böyle düşününce de onların ötekilere öğretecek bir şeyi varmış gibi kuruyoruz. Şimdi ilişkiyi böyle tahayyül ettiğimizde, çok tahakkümcü ve hiyerarşik bir ilişki olur. Oysa benim argümanım şu; bu &#8220;birinci sınıf&#8221; kategorisinin, hemşehri dernekleri gibi yapılarla ilişkisinde öğreteceklerinden daha çok öğrenecekleri şeyler var. Çünkü tecrübe orada, temel haklara erişim tecrübesi de orada. Biz oradaki lokal tecrübeyi değersizleştirdiğimiz için, burada ürettiğimiz bilgiyi hakiki bilgi olarak konumlandırdığımız için onlara haklara nasıl erişeceklerini anlatmaya gidiyoruz. Fonlara, insan kaynağına, mekansal kaynağa ulaşan ve kendini hak eksenli olarak tanıtan kuruluşların bence Türkiye&#8217;deki temel açmazlarından bir tanesi bu. Kendilerini değer hiyerarşisinin tepesinde konumlandırdıkları için kendilerinin dışında olan her sivil toplum yapısıyla ilişkisini de o hiyerarşiyle kuruyor, tepeden bir dille, üstten bir akıl olarak, bilen olarak bilmeyene öğretmeye çalışan akıl olarak&#8230; Bizim buradaki ilişkideki bu birinci, ikinci sınıf tutumunu ortadan kaldırmaya ihtiyacımız var. Aradaki ilişkiyi daha eşitlikçi kılmaya ve birbirinden öğrenen bir ilişki haline getirmeye, ortak bir tecrübe arayışına ihtiyacımız var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eski kuşakla yeni kuşak arasında da benzer bir ilişki görüyoruz. Eski kuşak kendini şöyle konumlandırıyor; diyelim hemşehri derneklerindeki yönetici &#8220;Gençler artık çok yozlaştı, buraya hiç gelmiyorlar. Kendi kültürlerini merak etmiyorlar&#8221; diyebiliyor. Aynı o hak eksenli kuruluşun hemşehri derneğiyle kurduğu ilişkiye benziyor ve o yetişkin, gence bir şey öğretmek istiyor. Buradaki varsayım da şöyle, &#8220;Gençler buna ilgi göstermiyor.&#8221; Bu varsayımın da doğru olmadığını düşünüyorum. Sorunun şöyle olması gerekiyor; &#8220;Gençler bu tutumlarını nasıl gerçekleştiriyorlar? Yani kendi kültürleriyle bağlarını hangi araçlarla kuruyorlar? Hangi yaratıcı, yenilikçi yöntemleri kullanıyorlar?&#8221; Eski kuşak yeni kuşağa böyle yaklaşsa, yeni kuşaktan öğrenecek şeyleri var. Yaşlının gence öğrettiği bir halden çıkıp ikisinin arasında görece daha eşitlikçi ve ortak tecrübe üretmeye dönük bir ilişki haline getirecek olsalar, gençlerinin araçlarının o derneklerde yer bulma imkanları oluşur. Dolayısıyla bu meselenin arkasındaki temel problemin katılım eksikliği değil, değer hiyerarşisinde kendilerine biçtikleri yer olduğunu düşünüyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İletişimi kurma rolü de gençlere düşmüyor bana kalırsa çünkü gençler için bu önemli değil. Gençler oraya gidip de hayatlarını oraya vakfetmek istemiyorlar. Gençler çevre kuruluşlarına da hayatlarını vakfetmek istemiyorlar, hemşehri kuruluşlarına da. Geçmişteki dernek kurma davranışına baktığımızda, insanların oraya kendilerini, enerjilerini, zamanlarını vakfettiklerini görüyoruz. Gençlerin katılım mekanizmalarına baktığımızdaysa artık bunu görmüyoruz. Daha esnekler. Üç beş gün çevre meseleleriyle ilgili bir şey yapıyor, ondan sonra gidiyor bir koruma projesinde çalışıyor veya başka bir şey yapıyor. Yani konudan konuya geçiyor. Nasıl dernek formu statüsüzleşiyorsa, enformelleşiyorsa, bir dernek mekanında olmaktan çıkıyor ve sosyal medyada bir mecra haline geliyorsa katılma mekanizmalarında da bir esneklik yaşıyor. Onun için bu esnekliğin inkar edilmemesi ve buna uyum sağlanması gerekiyor. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Savunuculuk odaklı kuruluşları iyi rapor yazarlar, bilgi üretirler, bir konuyu gündemleştirmeyi iyi bilirler. Ötekiler ise daha geniş topluluklara erişmeyi, onların mekanlarına ulaşmayı daha iyi biliyorlar. Bu iki yaklaşımın ve mekan kullanımının aralarında bir etkileşime ihtiyaç var. Dolayısıyla hemşehri kuruluşlarının siyasi angajmanlarını gözden geçirmeleri ve yeniden bir toplumsal kuruluş olarak faaliyet göstermeye ihtiyaçları var, sivil toplumun savunuculuk odaklı çalışanlarının ise hemşehri derneklerinin mecra, mekan kullanımlarını, geniş kitlelere erişme olanaklarını anlamaya ve onunla bir etkileşim kurmaya ihtiyacı var. </span></p></blockquote>
<p><b>Sonuç olarak bir iletişim gerekliliğinden bahsettik. Sivil Sayfalar da sivil toplum içerisinde iletişim ve haberleşme sağlamayı hedefleyen bir platform olarak geçti hayata. Bu dosya yayınlandıktan sonra, okuyacak olan insanlar &#8220;Evet burada bir potansiyel var ve bu potansiyelin değerlendirilmesi lazım. Hak temelli kuruluşların hemşehri derneklerine, hemşehri derneklerinin de gençlere ulaşmak konusunda inisiyatif alması lazım&#8221; diyecek belki. Fakat sonuçta somut bir ilk adım nasıl gerçekleşmeli?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence burada birkaç dinamik var. Birincisi, hemşehri derneklerinin kendini gözden geçirmesi gereken bir alan var. Hemşehri dernekleri, toplumsal bir ihtiyaçla ortaya çıkmış ama günümüzde daha siyasi angajmanlara girmeye başlamış bir özellik gösteriyor. Özellikle de Türkiye&#8217;nin girdiği seçim dönemlerinde, şu geçtiğimiz 10 yılda da sık seçim gerçekleştiği için, siyasi partiler Türkiye&#8217;deki seçmenin oy verme davranışının da kolektif olduğunu varsaydığı için hemşehri derneklerini, kitlesel oyu iknada bir araç olarak görmeye başladılar. Yani Sivaslılara tek tek, birer yurttaş olarak seslenen propaganda dilinden ziyade gidip Sivaslı dernekleriyle, Erzurumlu dernekleriyle, Ordulu, Trabzonlu dernekleriyle bütün o memleketlilerin oyunu almaya çalışan bir araç olarak görmeye başladılar. Siyasetçiler için bu çok kullanışlı bir araç, yani daha az enerjiyle daha büyük bir kitleye seslenebiliyorsunuz. Siyasetin keşfettiği bu imkanı sivil toplumun da keşfetmesi gerekir. İki düzeyi var bunun, hemşehri derneklerinin siyasi araç angajmanı olmaktan çıktıkları, daha toplumsal bir rol üstlendikleri, farklılıkların bir arada yaşamasına yönelik yeni tecrübeleri ürettikleri bir mecraya  dönüşmeleri gerekir. Siyasetle arasındaki mesafeyi yeniden tarif etmeleri gerekir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye sivil toplum dünyasının, özellikle savunuculuk ve hak eksenli gibi kategorilerinin de, oradaki tecrübeden öğrendiklerini kendi projelerine yansıttıkları bir yeni düşünme tarzına geçmeleri gerekir. Mesela orada gördüğüm çok önemli şeylerden bir tanesi şu, proje odaklı çalışan sivil toplum kuruluşlarının mekanları ofisleri ve toplantı yaptıkları salonlardır. Hemşehri derneklerinin hedef gruplarıyla buluşma mekanları ise mahalleleri, dernek lokalleri, piknik alanlarıdır. Buradaki mekansal mesafe bana çok önemli geliyor. Aşılabilir olduğunu düşündüğüm şeylerden bir tanesi de bu. İkisinin de kendi mecralarından biraz ötekilerin mecrasına geçmeye ihtiyaçları var. Çünkü salonlarda yapılan önemli bir iş var ya da ofislerde üretilen önemli bir bilgi alanı var. Savunuculuk odaklı kuruluşları iyi rapor yazarlar, bilgi üretirler, bir konuyu gündemleştirmeyi iyi bilirler. Ötekiler ise daha geniş topluluklara erişmeyi, onların mekanlarına ulaşmayı daha iyi biliyorlar. Bu iki yaklaşımın ve mekan kullanımının aralarında bir etkileşime ihtiyaç var. Dolayısıyla hemşehri kuruluşlarının siyasi angajmanlarını gözden geçirmeleri ve yeniden bir toplumsal kuruluş olarak faaliyet göstermeye ihtiyaçları var, sivil toplumun savunuculuk odaklı çalışanlarının ise hemşehri derneklerinin mecra, mekan kullanımlarını, geniş kitlelere erişme olanaklarını anlamaya ve onunla bir etkileşim kurmaya ihtiyacı var. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/30/hemsehri-dernekleri-temel-haklara-erisim-tecrubesine-sahip/">“Hemşehri Dernekleri Temel Haklara Erişim Tecrübesine Sahip”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hemşehri Deyip Geçme: Hemşehri Derneklerinin Türkiye Sivil Toplumundaki Yeri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/hemsehri-deyip-gecme-hemsehri-derneklerinin-turkiye-sivil-toplumundaki-yeri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jul 2019 09:41:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[hemşehri dernekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Dernekleri Federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Atalar]]></category>
		<category><![CDATA[Ulaş Bayraktar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40906</guid>

					<description><![CDATA[<p>İçişleri Bakanlığı’na bağlı Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü’nün sitesine göre Türkiye’de faal olan hemşehri derneklerinin sayısı 15 bin 941. Bu sayı, faal olan tüm derneklerin yüzde 7.2’sini oluşturuyor. Hemşehri dernekleri Türkiye sivil toplumunda nicel olarak büyük bir yer kaplıyor. Bu dosya çalışması ise hemşehri derneklerinin oynadığı nitel rolü incelemeyi amaçlıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/hemsehri-deyip-gecme-hemsehri-derneklerinin-turkiye-sivil-toplumundaki-yeri/">Hemşehri Deyip Geçme: Hemşehri Derneklerinin Türkiye Sivil Toplumundaki Yeri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de 1950’li yıllardan itibaren kırdan kente gerçekleşen yoğun göç, şehirlerde “hemşehrilik” adı verilen kültürü yarattı. Göçün büyük oranda tamamlandığı günümüzde, hemşehrilik kültürü hala devam etmekte. Bu kültürü koruyan hemşehri dernekleri ise sivil toplum içerisinde özgün bir yere sahip.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İçişleri Bakanlığı’na bağlı Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü’nün sitesine göre Türkiye’de faal olan hemşehri derneklerinin sayısı 15 bin 941. Bu sayı, faal olan tüm derneklerin yüzde 7.2’sini oluşturuyor. Hemşehri dernekleri Türkiye sivil toplumunda nicel olarak büyük bir yer kaplıyor. Bu dosya çalışması ise hemşehri derneklerinin oynadığı nitel rolü incelemeyi amaçlıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40908 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/hemşehri-giriş-yazısı-e1563872324337.jpg" alt="" width="399" height="193" />Geçmişte Mersin Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi bölümünde öğretim görevliliği yapan Ulaş Bayraktar, kaleme aldığı “Formalleşen Hemşehri Dayanışma Ağları” adlı makalesinde, görüşme yaptığı hemşehri derneği yöneticilerinin hemen hepsinin kuruluşlarını her şeyden önce birer “kültür platformu” olarak algıladığını söylüyor:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Amaçlarının, memleketlerine ait kültürü kendi aralarında yaşatmaya çalışmanın ötesinde, yeni kuşaklara ve ‘yabancılara’ tanıtabilmek için çeşitli faaliyetler yürütmek olduğu hemen hemen her dernekte çok benzer ifadelerle duyduğumuz bir saptamadır.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün Çankırı Karatekin Üniversitesi’nde çalışan Doç. Dr. Gürbüz Özdemir, “Tampon Mekanizmadan Siyasal Aktörlüğe” adlı makalesinde hemşehri derneklerinin siyasi rollerine dikkat çekiyor. Kırdan kente göç etme sürecinde, insanların şehirlileşmesinde bir adım olarak ‘tampon mekanizma’ işlevi gören hemşehri dernekleri Özdemir’e göre; “demokrasiye katkı yapabilecek potansiyele sahip bir ‘siyasal aktör’ konumuna gelmişlerdir.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akademi dünyasında hemşehri derneklerine, sivil toplum içerisinde bir önem atfedilse de sivil toplum dünyasıyla bu dernekler arasında bir mesafe olduğunu gözlemleyebiliyoruz.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Söz konusu mesafeyi tanımlamak için başlattığımız dosya çalışması boyunca;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Hemşehri derneklerinin işlevleri nedir?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Bu derneklerin geçmişten bugüne yaşadığı fonksiyonel değişim kendini nasıl gösterdi?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Türkiye sivil toplumu hemşehri derneklerine nasıl bakıyor?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Hemşehri derneklerinin siyasal mekanizma içerisindeki yerleri ne şekilde tanımlanır?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">şeklindeki soruların izini sürdük.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri derneklerinin varoluşundan bu yana gösterdiği gelişim ve dönüşüm hakkında konuşan Gürbüz Korkmaz, bu derneklerin “siyasi aktör” şeklindeki rollerini tanımlayacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin ilk federasyon derneklerinden biri olan Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun bir hemşehri derneği olarak kuruluş hikayesini ve çalışma alanlarını federasyon başkan yardımcısı Ömer Atalar’dan dinleyeceğiz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ulaş Bayraktar, hemşehri dernekleri ile sivil toplum dünyası arasındaki mesafeyi tanımladı ve bu derneklerin sivil toplum içerisindeki rolünün önemini vurgulayacak </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1940’larda çeşitli şehirlerden İstanbul’a göç eden Rumelihisarı mahallesi sakinlerinin hemşehri dayanışmasını mahalleli dayanışmasına döndürme hikayelerini dosyamızda göreceğiz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak Mehmet Ali Çalışkan dosya boyunca sorduklarımızı yanıtlarken, var olduğunu tespit ettiğimiz sorunlara da çözümler önerecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">50’li yıllardan beri varlıklarını korumaya devam eden hemşehri örgütlenmelerinin Türkiye sivil toplumuna neler katabileceği, yine sivil toplum öznelerinin bir araya gelip konuyu ele almasıyla mümkün. Bu amaçla başlattığımız dosya çalışmasının, yapılacak katkılarla zenginleşmesini umuyoruz. </span></p>
<p><em>Kapak görseli: Star Gazetesi</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/hemsehri-deyip-gecme-hemsehri-derneklerinin-turkiye-sivil-toplumundaki-yeri/">Hemşehri Deyip Geçme: Hemşehri Derneklerinin Türkiye Sivil Toplumundaki Yeri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>STK’lar ve Sivil Toplum Aktivistleri Gezi İddianamesi’ni Tartıştı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/stklar-ve-sivil-toplum-aktivistleri-gezi-iddianamesini-tartisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jun 2019 08:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi davası]]></category>
		<category><![CDATA[gezi iddianamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[Şebnen Korur Fincancı]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit aksakoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39939</guid>

					<description><![CDATA[<p>24 Haziran'da başlayacak Gezi Davası öncesinde; avukatlar, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve aktivistlerin katılımıyla, Taksim Point Otel’de “Gezi İddianamesi: Hedefteki Sivil Toplum” başlığıyla bir toplantı düzenlendi. Toplantıda Gezi İddianamesi’nin hukuki çelişkileri ve sivil toplum dünyasını etkileyen yanları konuşuldu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/stklar-ve-sivil-toplum-aktivistleri-gezi-iddianamesini-tartisti/">STK’lar ve Sivil Toplum Aktivistleri Gezi İddianamesi’ni Tartıştı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İki oturumdan oluşan toplantının ilk oturumunda, Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun tutukluluklarının hukuki açıdan değerlendirilmesi yapıldı. İkinci oturumda ise iddianamede geçen suçlamaların sivil toplum faaliyetlerini nasıl etkilediği ve iddianamede bahsi geçen suçlamalar karşısında sivil toplum dünyasının neler yapabileceği konuşuldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplantının ilk oturumu konuşmacıları Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nden Duygu Türemez, gazeteci Gökçer Tahincioğlu ve avukat Hürrem Sönmez, gazeteci Mehveş Evin’i moderatörlüğünde Gezi iddianamesini hukuki açıdan tartıştılar. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39941 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/genel1-640x427.jpg" alt="" width="366" height="244" />“Cebir ve Şiddet Eylemlerine Katıldığına Dair Bilgi ve Kanıt Yok”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gezi İddianamesi’nin 657 sayfadan oluşan çok kalın ve kimsenin okumak istemeyeceği türden ve sıkıcı bir metin olduğunu belirten Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nden Duygu Türemez, “İşin özüne bakarsanız ortada önce bir suç iddiası var sonrasında bu 16 kişinin görüşmelerinden zorla çekilmiş birkaç cümleyle oluşturulan ve çok fazla çaba harcanmadığı görülen bir metin.” dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İddianamedeki Gezi Parkı eylemleri yoluyla, FETÖ/PDY başlığına değinen Türemez, bu başlık ile örgütünün amacı olan hükümete yönelik yıpratma ve ortadan kaldırma çalışmalarının birleştirildiğini söyledi. Bu kapsamda psikolojik sorunları nedeniyle ordudan atılan bir askerin ifade verdiğini vurgulayan Türemez, daha sonra aynı askerin bizzat savcılığa gidip dilekçe verdiğini, “Benim ifademi dikkate alabilirsiniz ben akıl sağlığım yerinde olmadığım için ordudan atıldım” dediğini söyledi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İddianamede Türkiye’yi uluslararası alanda zor durumda bırakmak için yapılan faaliyetler diye ayrıca bir başlık olduğuna da değinen Türemez, “Bu başlıkta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurma hazırlıkları, Avrupa Birliği’ne rapor sunmak veya Brüksel’de bir gezi sergisi düzenlemek gibi konular yer alıyor. Kimi aktivizm düzeyinde kalan kimi yurttaşlık hakkından kaynaklanan faaliyetler. Bunlar suç olarak isnad ediliyor. İddianamede söylenen suçun yapıldığına dair cebir ve şiddet ibaresi yok.16 kişi arasında hiç birinin cebir ve şiddet eylemlerine katıldığına dair bilgi ve kanıt yok. Bunun dışındaki o dönemde farklı illerde olan mala zarar verilen başkalarının yaptığı eylemler iddianameye dahil edilmiş.” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><b>“Gezi İddianamesi’ni Hazırlayan Savcı Firari”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gazeteci Türemez’in ardından hukuki değerlendirmelerde bulunan avukat Hürrem Sönmez, Gezi İddianamesi’nin FETÖ/PDY ile ilişkilendirilmeye çalışıldığını vurguladı. Sönmez konuyu şöyle özetledi: “Gerçek şu ki iddianamenin bizatihi kendisi FETÖ ile ilişkili. İddianame zaten 2013’te gezi olayları devam ederken hazırlanmaya başladı. Hangi savcı hazırladı? Muammer Aktaş. Peki nerede Gezi İddianamesi’ni hazırlayan savcı? Firari. Dolayısıyla bize göre bu iddianamenin gerek sivil topluma gerek ise barışçıl gösteri, barışçıl toplanma hakkına yaklaşımını anlamak için aslında o 657 sayfayı okumaya gerek yok. İlk paragrafı okuduğunuzda zaten şunu görüyorsunuz. 2011 yılında temelleri atılan ve 2013’te Mayıs ayı itibari ile sahneye konulmaya çalışılan kamuoyunda Gezi Parkı Eylemleri olarak anılsa da aslında bir kalkışma hareketi olan diye devam ediyor. Dolayısıyla bu başlangıç, fezlekelerde ve soruşturma dosyalarında sıklıkla tekrar ediliyor. Bu cümle hem yargının hem de siyasi iktidarın son derece anayasal güvence altındaki hakka nasıl yaklaştığını açık açık ortaya koyuyor” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gezi İddianamesi ile savcının ne söylemek istediğine de vurgu yapan Sönmez, “Gezi protestolarını hükümeti devirmeye yönelik bir kalkışma olarak göstererek savcı zaten yaklaşımını belli ediyor. Bu durumda çok ciddi deliller bekliyoruz. Türk Ceza Kanunu’nun 12. maddesinde düzenlenmiş olan hükümeti devirmeye kalkışma suçunu işlemeye elverişli bir takım delillerle tekzip edilmesini bekliyoruz bu iddianamede. Ama iddianamede hükümeti devirmeye yönelik bir delil göremiyoruz. Sanıklar arasındaki ilişkilerde hiçbir şekilde ortaya koyulamadığı gibi onlara isnat edilen eylemlerle ilişkilendirilecek hiçbir şey iddianamede zaten yer almıyor.” diyerek devam etti. </span></p>
<p><b>Gezi İddianamesi’nde Geçen Kıymetlendirme Nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yirmi yıldır avukatlık mesleğini icra eden Sönmez, “Kıymetlendirme” diye bir kavramla ilk defa karşılaştığını belirterek, savcının iddianamedeki kıymetlendirme kavramını açıkladı.  Sönmez, “İddianamemizin tanzim edildiği dönemde şüpheliler, şüpheliler vekilleri ve bazı basın organlarında bu soruşturma evrakı ile ilgili olarak olayların yaşandığı dönemde devlet birimleri içerisine kanser hücresi gibi sızmış olan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü militanı oldukları daha sonrasında tespit olunan şahıslar tarafından bu soruşturmanın başlatıldığı ve yönlendirildiği yönünde bir kısım iddialar ileri sürülmüşse de Cumhuriyet Başsavcılığımızın soruşturma safahatı sonunda ve özellikle 2016 yılı sonrasında soruşturmaya konu tüm delillerin ve özellikle de tapelerin tamamının yeniden kıymetlendirilmesinin yaptırıldığı, bu nedenle de iddia edildiğinin aksine dosyanın dış etkilerden ve bahsi geçen örgüt militanlarının dosya üzerindeki tüm etkilerinin ortadan kaldırıldığı hususunun da izahı zaruret arz etmiştir. Yani kötü emelleri olan kişilerin ellerinde iken bunlar delil değillerdi. Sonra biz bunları yeniden ele aldık Sihirli ellerimizle dokunduk ve onlar birden tekrar delil halini aldı. Biz o delilleri kıymetlendirdik.” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün kararlarda iki tane hakimin imzası olduğunu belirten avukat Sönmez, “Bu hakimlerden bir tanesi Selam Tevhid dosyasıyla yargılanmakta olan hakim ve tutuklu. Diğer hakim de şu anda firari. Terör örgütüne üye olduğu iddia edilen ve yargılanan hatta bir tanesi hakkında mahkumiyet kararı olan iki hakimine imzasıyla bu insanları hükümeti yıkmaya kalkışmak, dışardan destek almak ve finanse etmek gibi çok ciddi suçlamalar yöneltiyorsunuz. Evet trajikomik ama insanların müebbet hapis cezasıyla yargılanmaya başlayacağı, iki kişinin tutuklu olduğu iddianame karşısında ne yazık ki biz imza yeteneğini devreye sokamıyoruz. Çünkü durum son derece vahim.” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplantının ikinci oturumu  konuşmacıları, Yurttaşlık Derneği’nden Emine Uçak, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan Şebnen Korur Fincancı, Yaşama Dair Vakfı’ndan Mehmet Ali Çalışkan ve Hak İnisiyatifi’nden Suphi Çörekçi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi İletişim Direktörü Tarık Beyhan’ın moderatörlüğünde Hedefteki Sivil Toplum başlığını tartıştılar. Bu oturumda iddianamede yer alan suçlamalar ve bu suçlamaların sivil toplum açısından önemi ve sivil toplumun bu konuda neler yapabileceği konuşuldu. </span></p>
<p><b>“Hakikatin Dile Getirilmesi Rahatsız Ediyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-39944 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/şebnem-korur-fincancı-640x602.jpg" alt="" width="292" height="275" />Konuşmasında, Türkiye’de gezi süreciyle birlikte hakikatin dile getirilmesinin ve görünür kılınmasının çok rahatsız edici bulunduğu dile getiren Türkiye İnsan Hakları Başkanı (TİHV) ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnen Korur Fincancı şunları söyledi: “Gezi’de hakikat neydi? Bir şehrin uygun olmayan biçimde el değiştirmesi ve kötüye kullanılması görünür kılmak için insanlar doğal haklarını korumak adına seslerini çıkardılar ve büyük bir tepkiyle karşılaştılar. Çıkan haberler üzerinden yapılan belgeleme ile 12 binin üzerinde insanın yaralandığını biliyoruz. Bu şiddet sonrasında da sivil topluma ve bütün sivil toplum örgütleri ne yönelik saldırılarla devam etti. Herhalde şu anda davası olmayan hiçbir sivil toplum örgütü yok.”</span></p>
<p><b>“Önceden Yargılamalarda Beraat Edilirdi, Şimdi Öyle Olmuyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de hak arama mücadelesi sonucunda verilen cezaların değiştiğine vurgu yapan Fincancı, “Özellikle insan hakları mücadelesi yürüten örgütler ve bu mücadelenin içerisinde yer alan eylemciler, Türkiye’de çok uzun yıllardır çeşitli davalara konu olurlar. Önceden soruşturulmaları takipsizlikle sonuçlanır ve yargılamalarda beraat edilirdi, şimdi öyle olmuyor. Soruşturmalar üç gün ya da üç yıl sonra, kopyala yapıştır iddianamelerle karşımıza çıkıyor bu iddianamelerle yargılamalar yapılıyor ve ceza ile sonuçlandırılıyor. Barış akademisyenlerine destek veren 743 imzacıya dava açılmış. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması Sonucuyla olan karar 156, toplam ertelemeli karar dört, toplam bizim gidip cezaevinde yatacağımız karar sayısı 35.” diyerek devam etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fiziki olarak sokakta eylem yapma konusunda ki zorluklarla ilgili açıklama yapan Fincancı, ‘‘İnsan hakları örgütleri, Türkiye’de sokağa çıkıyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı sokağa çıkıyor. 8 Mart’ta polisin bütün saldırılarına rağmen kadın örgütleri inatla istiklal caddesine sahip çıkmıştır. Bizim de sorumluluğumuz onların yanında olmaktır. Biz basın açıklamalarımızın tamamını sokakta yapıyoruz İnatla. İstanbul Valiliği’nin alan belirlemesi var. Basın açıklamaları nerelerde yapılabilir diye bir takım alanlar tanımlamış. Mümkün olduğunca alanları kullanıyoruz çok değişik alanlar var. Ama aynı zamanda da onların tanımlamadığı alanlarda da çıkıp basın açıklamamızı yapıyoruz. Bence inat etmek gerekir. İnsan hakları mücadelesi Bir inat gerektirir ve bu inadı sürdürmek gerekir.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39946 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/suphi-çörekçi-640x376.jpg" alt="" width="409" height="240" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte İslami camiada insan haklarına ilişkin bir şeyler söylemenin çok zor olduğuna değinen Hak İnisiyatifi Derneği’nden avukat Suphi Çörekçi, farklı perspektifler de, farklı ideolojilerde farklı yaşam formlarında insan haklarına dair bir söylem geliştirilmesinin elzem olduğunu vurguladı. Çörekçi şöyle konuştu: “İnsanların mağduriyetini birbiriyle yarıştırmadan en azından mazlumun hakkını vererek. Her grup buna katkıda bulunabilir. Bunun çok faziletli olacağını düşünüyorum. İnsan hakları boyutundaki imkanları da genişletecektir.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39943 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/IMG_2938-640x480.jpeg" alt="" width="475" height="356" />Büyükada baskınıyla ilgili soru yöneltilen Yurttaşlık Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Emine Uçak, “Bu olayda insanlar toplantıya katılma gibi çok temel bir hakkı kullanırken gözaltına alındılar. bu açıdan bir ilk diyebiliriz.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplumun Büyükada baskını gerçekleştikten sonraki süreçte ne yaptığı ya da yapamadığı üzerine değerlendirmede bulunan Uçak, sivil toplumun dava sırasında kötü bir sınav vermediğini, insanların bir araya gelerek neler yapabileceklerini konuştuklarını söyledi. Davalar söz konusu olduğunda herkesin kendini sahadan çekerek koruma altına almaya çalıştığına vurgu yapan Uçak, “Bunu anlıyorum ama ardından gelen davalarla kendini koruma altına almanın ve bu korumanın işe yaramadığı durumlarda oluyor. Size karşı bir şey olacaksa, bu geliyor sizi buluyor. Büyükada baskınında gelen bir mail üzerinden insanlar suçlandı. ” diye devam etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bazı STK’ların başına gelenlerin daha çok önemsendiğini ve destek bulduğunu, bazılarının ise ilgi alanı dışında oldukları için gerekli desteği bulamadığına değinen Uçak, “Sivil toplum faaliyetleri gibi görünen faaliyetler insanların en temel hakları ve kendilerini ifade etme yöntemleri. Bunların yasa ile korunması lazım. Çoğu davayı hukukla izah edemiyoruz, masumiyet karinesi denilen şeyin artık bu davalarda pek önemli olmadığını görüyoruz. İnsanlar baştan suçlu kabul ediliyor bir telefon konuşmasıyla. Bunların izahının hukuki olarak yapılabiliyor olması lazım” dedi. </span></p>
<p><b>“STK’ların Bir Arada Durması İçin Çoğullaşması Gerekiyor&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39942 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/mehmetali-caliskan-640x502.jpg" alt="" width="380" height="298" />Sivil toplumda hak savunucu ayrımının kimi durumlarda hiyerarşiye dönüştüğünü belirten Uçak, &#8220;Sosyal haklar alanında çalışan dernekler hak savunucusu derneklerden ayrışmamalı. Zaten bir toplumun sosyal haklarına kavuşmuş olsa, hiyerarşik olarak konumlanan yurttaş hakları dediğimiz alana girecek. STK’ların bir arada durması için çoğullaşması gerekiyor. Davalarla ilgili bazı STK’lar daha steril bir alanda tutuyor kendini. Böylece yaptıkları işlerin zarar görmesinin önüne geçtiklerini düşünüyorlar. Çünkü onların çalışmalarının ya da yardımlarının sekteye uğraması durumunda yardım alamayacak, toplumda çok fazla ihtiyaç sahibi insan var. Ama mevcut durumda yaptıklarınız değil yapmadıklarınız da önünüze suç olarak çıkabiliyor. Bu nedenle steril alanda kalmak sorunu çözmüyor.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><b>“Sivil Toplum Kamusal Alandan Tasfiye Edilmeye Çalışıyor&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplantının ilk oturumunda Gezi Davası’nın hukuki bir dava olmadığı etraflıca tartışılmıştı. Konuşmasında buna değinen YADA Vakfı&#8217;ndan Mehmet Ali Çalışkan, Gezi Davası hukuki bir dava değilse, sivil toplumun bu davayı başka bir alanın içinde görmeye ihtiyacı olduğunu vurguladı. Gezi davasını kendisinden önceki siyasi davalardan ayıran bir özelliğine vurgu yapan Çalışkan şöyle devam etti: “Balyoz, Ergenekon gibi davalara baktığınızda, siyaset mekanizmasını kontrol etmeye çalışan siyaset dışı unsurların, siyasetten tasfiyesi amacı tartışıldı. Davalar kötü yönetildi ama bu meşru bir amaçtı. Fakat Büyükada baskınıyla ve gözaltılarla başlayan Gezi Davası süreci bize başka bir şey gösteriyor. Gezi Davası ile Türkiye’nin kamusal hayatından sivil toplumu tasfiye etmeye çalışıyorlar. Sivil toplumun kamusal alandan tasfiyesinin bazıları için faydalı, bazıları için zararlı sonuçları olmalı. Bir otoriteryan ortam tesis etmek ve karar mekanizmasında herhangi bir aksi sese maruz bırakmadan işletebilmek isteyenler için sivil toplumun karara etki alanından çıkartılması çok kullanışlı bir ortam yaratabilir. Yani bu davayı açanların hukuki bir tasarımı yoksa başka bir tasarımı olmalıdır.”</span></p>
<p><b>“Gezi Davası, Türkiye Sivil Toplum Dünyasını Felce Uğratıyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gezi Davası’nda sivil toplumun bir tür yalnızlık hali yaşadığına vurgu yapan Çalışkan, “Devletin bugünkü iktidar kadrolarının Türkiye’de sivil toplumu tavsiye etme çabası, kendi iktidar alanlarını ve karar mekanizmalarını güçlendirmek için sivil toplumu tavsiye etme arzusu var. Lakin biz buraya çok odaklanarak konuştuğumuz için bugünkü yalnızlığın arkasındaki kendi payımızı ihmal etmiş oluyoruz. Bunu tartışmaya ihtiyaç duyuyorum. Mesela Gezi Davası nasıl sivil toplumum konusu olur? Bu dava sivil toplumda neye yol açıyor diye baktığımızda; baskı altında olduğunu hisseden sivil toplumdaki vasıflı insan kaynağı, ya yurtdışına kaçıyor ya da özel sektöre kayıyor. Çok fazla var rapor yayınlanmıyor, bilgi üretilmiyor. Okur azalıyor. Bu nedenle sivil toplum temel özelliklerini yerine getiremiyor. Gezi Davası, Türkiye sivil toplum dünyasını çok geniş bir felce uğratıyor. Meseleleri keşfetmekten uzaklaştırıyor, görünür kılmaktan uzaklaştırıyor, çözüm ve müzakere yöntemlerini ortaya koymaktan uzaklaştırıyor. Dolayısıyla Gezi Davası’nın bu özgün karakteri sivil toplum dünyasının yeniden toparlanma ihtimalini de çok zayıflatıyor. Bir grup yeni insanın bu alana yeniden ortaya çıkması kolay olmayacak.” şeklinde devam etti. </span></p>
<p><b>“Gezi İddianamesi İçerik İlhamını 28 Şubat’tan Alıyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gezi İddianamesi’ni okuduğunda ve savunan yazarların neler yazdıklarına bakıldığında ortaya net bir fotoğrafın çıktığını belirten Çalışkan, “Gezi İddianamesi, içerik ilhamını 28 Şubat’tan alıyor. 28 Şubat’taki sivil toplum kuruluşlarını açılan davalara baktığınızda, o dönemin İslami kuruluşlarının ve temsilcilerinin maruz kaldığı yargılama süreçlerine baktığımızda, devletin onlara o gün nasıl bir muameleyi uygun gördüğünü baktığımızda, üç aşağı beş yukarı benzer süreci Gezi Davası’nda da görüyoruz. Yani makbul ve şüpheli STK’lar var. 28 Şubat darbe döneminde devlet, bir dizi seküler STK’yı, biz dizi islami STK’yı suçlanan pozisyon almaya itmişti. Bugün de aslında çok benzer bir şey yaşıyoruz. Bugün gezi davasının etrafında kümelenmiş çoğunluğunu seküler STK’ların oluşturduğu bu kümenin 28 Şubat sürecini hatırlamaya ihtiyacımız var. İslami STK’ların önemli bir kısmını bu davanın etrafında bir destekçi olarak görmüyoruz.” dedi. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39947 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/1.oturum.-640x556.jpg" alt="" width="371" height="322" />“Seçmenlerin Ortalama Davranışıyla Gezi’ni değeri arasında bir örtüşme var”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak 31 Mart Yerel Seçimleri’nde ekonomisi büyük şehirlerin AK Parti tarafından kaybedilmesine sebep olan seçmen eleştirisini yapmış oldukları anket çalışması üzerinden değerlendiren Çalışkan, “Seçmenin &#8216;ben karar mekanizmasının bu kadar merkezileşmesinden memnun değilim&#8217;. &#8216;Türkiye’nin yerel kararlarının Ankara’dan verilmesinden memnun değilim&#8217; diyor. Şimdi buradaki duruma bakarsak aslında Gezi, Türkiye’nin yerel anlamda bir uygulama kararının, bu kadar merkezi bir şekilde alınmasına karşı itiraz etmiş yurttaşların, yerel kararlara katılma arzusunu ve itirazını dile getirmiş bir girişim. Yani Gezi’nin arkasındaki temel fikirlerden birini karar mekanizmasının merkezi karakterine itiraz olarak algılayacak olursak, bugünkü seçmenlerin ortalama davranışıyla gezinin değeri arasında bir örtüşme var” şeklinde sözlerini tamamladı. </span></p>
<p>Çalışkan, sivil toplumun Gezi olaylarından itibaren bir konfor alanına savrulduğunu bu konfor alanında olayları gerektiği gibi tartışmadığını ardından gelen davayla da &#8216;panik odasına&#8217; savrulduğunu belirterek, &#8220;Sivil toplum olarak konfor odasıyla panik odası arasında bir sorumluluk odası eklemek durumundayız. Sivil toplum bir tür kaderdaşlık yapmalı. Davada yargılanan, hayatı elinden alınan insanlara karşı sorumluyuz, bunun gerekliliğini yerine getirmeliyiz&#8221; dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/stklar-ve-sivil-toplum-aktivistleri-gezi-iddianamesini-tartisti/">STK’lar ve Sivil Toplum Aktivistleri Gezi İddianamesi’ni Tartıştı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak Savunucularından Ortak Panel: &#8220;Gezi İddianamesi: Hedefteki Sivil Toplum&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/14/gezi-iddianamesi-hedefteki-sivil-toplum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jun 2019 12:22:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Feray Salman]]></category>
		<category><![CDATA[gezi iddianamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[Şebnem Korur Fincancı]]></category>
		<category><![CDATA[Suphi Çörekçi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık Beyhan]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit aksakoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39666</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hak Savunucusu kurumlar 19 Haziran Çarşamba günü, 24 Haziran'da görülecek Gezi Davası öncesinde "Gezi İddianamesi: Hedefteki Sİvil Toplum" başlıklı bir panel düzenleyecek.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/14/gezi-iddianamesi-hedefteki-sivil-toplum/">Hak Savunucularından Ortak Panel: &#8220;Gezi İddianamesi: Hedefteki Sivil Toplum&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Civil Rights Defenders, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, Hak İnisiyatifi, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi, Yurttaşlık Derneği 19 Haziran Çarşamba günü ortak bir panel düzenleyecek.</p>
<p>Gezi İddianamesi: Hedefteki Sivil Toplum başlıklı panelle ilgili bilgiler şöyle:</p>
<p><strong>Yer: </strong>Point Hotel Taksim<br />
<strong>Tarih: </strong>19 Haziran 2019, Çarşamba,<br />
<strong>Saat: </strong>16:00 – 20:00</p>
<hr />
<h3><strong>Program</strong></h3>
<p><strong><u>1. Oturum: Gezi İddianamesi</u></strong></p>
<p>16:00 – 17:30</p>
<p>Konuşmacılar:</p>
<p><strong>Duygu Türemez</strong>, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi<br />
<strong>Gökçer Tahincioğlu</strong>, Gazeteci<br />
<strong>Hürrem Sönmez</strong>, Avukat</p>
<p>Moderatör: <strong>Mehveş Evin</strong>, Gazeteci</p>
<p><strong><u>2. Oturum: Hedefteki Sivil Toplum</u></strong></p>
<p>18.00 – 20.00</p>
<p><strong>Emine Uçak</strong>, Yurttaşlık Derneği<br />
<strong>Feray Salman</strong>, İnsan Hakları Ortak Platformu<br />
<strong>Mehmet Ali Çalışkan</strong>, Yaşama Dair Vakıf<br />
<strong>Suphi Çörekçi</strong>, Hak İnisiyatifi<br />
<strong>Şebnem Korur Fincancı</strong>, Türkiye İnsan Hakları Vakfı</p>
<p>Moderatör: <strong>Tarık Beyhan</strong>, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/14/gezi-iddianamesi-hedefteki-sivil-toplum/">Hak Savunucularından Ortak Panel: &#8220;Gezi İddianamesi: Hedefteki Sivil Toplum&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
