<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mavi Marmara arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/mavi-marmara/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/mavi-marmara/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 31 May 2021 08:03:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Mavi Marmara arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/mavi-marmara/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>11. Yılında Mavi Marmara…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/31/11-yilinda-mavi-marmara/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 May 2021 07:38:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze Özgürlük Filosu]]></category>
		<category><![CDATA[Gülden Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[ihh insani yardım vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Marmara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70723</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsrail’in 30 Mayıs 2010 gecesi Gazze Özgürlük Filosu’na yönelik gerçekleştirdiği saldırının üzerinden 11 yıl geçti. Filodaki 10 sivil yardım gönüllüsünün hayatını kaybettiği, 50’den fazlasının yaralandığı saldırıyla ilgili hukuki mücadele henüz tam anlamıyla sonuçlanmadı. İsrail’in Gazze’ye yönelik yürüttüğü ambargo da sürüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/31/11-yilinda-mavi-marmara/">11. Yılında Mavi Marmara…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İHH İnsani Yardım Vakfı, abluka altındaki Gazze&#8217;ye insani yardım götürdüğü sırada uluslararası sularda İsrail&#8217;in saldırısına uğrayan Mavi Marmara gemisini sanal müze haline getirdi. <a href="https://www.mavimarmara.co/">Sanal müze</a> bugün akşam saatlerinden itibaren izleyicilere açılacak.</p>
<h5>Gazze Özgürlük Filosu…</h5>
<p>İsrail’in Gazze’ye yıllardır uyguladığı abluka, üç boyutta Cenevre Sözleşmelerini, Lahey Yönetmeliğini ve uluslararası insancıl hukuku ihlal ediyor. Ambargoyu delmek ve Gazzeliler&#8217;e insani yardım ulaştırmak için birçok ülkede girişimler oluştu. Bunlardan Free Gaza Movement 2007 yılı Ağustos-Aralık arası dönemde küçük teknelerle denizden Gazze’ye ulaşma çabalarında kısmen başarılı oldu. Aralık 2009’da Viva Palestina ve İHH İnsani Yardım Vakfı “Filistin’e Yol Açık (Viva Palestina)” adıyla bir kara konvoyu organize etti. Bütün engellemelere rağmen konvoy Gazze’ye ulaşmayı başardı. Daha sonra The European Campaign to End the Siege on Gaza, The Free Gaza Movement, İHH İnsani Yardım Vakfı, The International Committee to Lift the Siege on Gaza, Ship to Gaza Greece ve Ship to Gaza Sweden öncüllerinin oluşturduğu daha kapsamlı olan “Gazze Özgürlük Filosu” çalışmalarına başlandı. Akdeniz’de uluslararası sularda bir araya gelen filo, dünyanın 37 ülkesinden yaklaşık 700 gönüllüsüyle birlikte 30 Mayıs 2010’da Gazze’ye doğru yola çıktı. Filoda, Almanya, Kuveyt, İsrail, İrlanda, İsveç, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Fas, Yemen, Mısır ve Cezayir gibi 36 ülkeden gelen yolcular  arasında 15’den fazla milletvekili, 60’ın üzerinde uluslararası basın mensubu, sanatçılar, din adamları ve Nobel Barış Ödüllü aktivistler de yer alıyordu.</p>
<p>Gazze Özgürlük Filosu’nun amacı, dünya kamuoyunun dikkatini Filistin’deki yaşananlara çekmek, İsrail’in uyguladığı hukuksuz ablukayı kırarak kalıcı bir insani yardım koridoru oluşturmak ve insani yardım malzemelerini Gazze’ye ulaştırmak idi. Özgürlük filosu uluslararası sulardayken; İsrail canlı olarak yayınlanan bir operasyonla saldırıda bulundu. Saldırıda Türkiye vatandaşı 10 yardım gönüllüsü hayatını kaybederken 50 kişi de yaralandı. İsrail güçleri, gemileri Aşdot Limanı’na çekip, yolcuları Berşeva Hapishanesi’nde sorguladı ve 3 Haziran’da Türkiye’ye gönderdi.</p>
<h5><strong>İsrail’in Mavi Marmara’daki Hak İhlalleri</strong></h5>
<p>İsrail’in yaşam hakkı başta olmak üzere özgürlük ve güvenlik hakkı, mülkiyet, haberleşme hakkı gibi birçok hak ihlaline sebep olduğu saldırıyla ilgili o günlerden bu yana dünyanın çeşitli ülkelerinde hukuk mücadelesi yürütülüyor. Türkiye’deki şikâyetler 2012 yılında ceza davasında birleştirildi. 78’i yabancı 502 müştekinin yer aldığı davada dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Gavriel Ashkenazi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Eliezer Marom, Hava Kuvvetleri İstihbarat Sorumlusu Tuğgeneral Avishai Levi, İsrail İstihbarat Başkanı Tümgeneral Amos Yadlin yargılanmaya başlanmıştı. Ancak 28 Ağustos 2016’da Türkiye ve İsrail arasında yapılan anlaşma gerekçe gösterilerek 9 Aralık 2016’da mağdur avukatlarının itirazlarına rağmen Mavi Marmara Davası düşürüldü.  Mavi Marmara hukuk mücadelesini yürüten avukatlardan Gülden Sönmez, sürece en büyük zararı bu anlaşmanın verdiğini savunarak, “Gerçekten garabet bir anlaşma gerçekleşti. Belki de tarihte ilk defa kendi vatandaşlarını katleden insanları affeden bir anlaşmaydı. Normalde hukuken geçerli değil, evrensel hukuk kurallarına göre hangi ülkeye giderseniz gidin, hangi hukuk belgesine bakarsanız bakın mağdur insanların, katledilen insanların haklarının siyasi bir anlaşmayla yargıdan muaf edilmesi olacak iş değildir.&#8221; diyor.</p>
<p>İspanya, ABD, İngiltere, Güney Afrika’daki yargılamaların yanı sıra Mavi Marmara’nın bayrak devleti olan Komor Devleti adına Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (ICC) başvuru yapıldı. Türkiye’den hak savunucuları, Kamboçya ve Yunanistan bu başvuruya dâhil oldu. ICC’de Mavi Marmara ile ilgili soruşturma başlatılması süreci, savcılık ve üst mahkeme arasındaki usul tartışmaları nedeniyle hâlen devam ediyor.</p>
<h5><strong>Türkiye-İsrail Anlaşması Dünyadaki Hukuk Mücadelesini de Etkiledi</strong></h5>
<p>BM Uluslararası Vaka İnceleme Heyeti raporlarında Özgürlük Filosu yolcularının mağduriyeti tescillense de hukuk mücadelesinde henüz etkili bir sonuç alınamadı. Dünyanın farklı ülkelerindeki yargılamaların düşürülmesi ve İsrail&#8217;in cezasızlıkla korunmasının ana sebebi olarak 2016 yılında Türkiye’nin İsrail’le yaptığı anlaşma gösteriliyor. Aktivist hukukçu Gülden Sönmez, İsrail’in Kudüs ve Gazze’de yaptığı son saldırılar sebebiyle sosyal medyadan yaptığı açıklamada, sorunun çözümü için söz konusu anlaşmanın iptal edilmesinin önemine vurgu yaptı. Mavi Marmara ceza davasının tekrar başlaması gerektiğini vurgulayan Sönmez şu çağrıda bulunuyor: “İsrail, Türkiye ile yapmış olduğu anlaşmadaki yükümlülüklerinin hiçbirini yerine getirmemiştir. İsrail, Gazze ablukasını ölümcül şekilde uygulamaya ve Filistin işgaline devam etmekte, sokak ortasında kadın ve çocukları acımasızca infaz etmektedir. Sözleşmeyle belirlenen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ve elbette zaten hukuka aykırı olduğu için Türkiye-İsrail anlaşması derhal Türkiye tarafından feshedilmeli, TBMM bu anlaşmanın iptali için gerekeni yapmalıdır.&#8221;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/31/11-yilinda-mavi-marmara/">11. Yılında Mavi Marmara…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mavi Marmara Avukatı Uğur Yıldırım: Kimse bunu alelade bir tazminat davası olarak değerlendirmesin</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/mavi-marmara-avukati-ugur-yildirim-kimse-bunu-alelade-bir-tazminat-davasi-olarak-degerlendirmesin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2017 08:48:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Marmara]]></category>
		<category><![CDATA[uğur yıldırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15746</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen hafta mecliste basın toplantısı düzenleyen CHP Milletvekili İbrahim Özdiş Maliye Bakanlığı&#8217;nın, İsrail&#8217;in verdiği 20 milyon doları Mavi Marmara ailelerine vermeyi reddettiğini iddia etmişti. Maliye Bakanlığı avukatının sunduğu dilekçenin kamuoyunda paylaşılması üzerine Mavi Marmara mağdurlarına saygısızlık edildiği gerekçesiyle tepkiler yükseldi. Mavi Marmara avukatı ve Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Uğur Yıldırım&#8217;la söz konusu dava ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/mavi-marmara-avukati-ugur-yildirim-kimse-bunu-alelade-bir-tazminat-davasi-olarak-degerlendirmesin/">Mavi Marmara Avukatı Uğur Yıldırım: Kimse bunu alelade bir tazminat davası olarak değerlendirmesin</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geçen hafta mecliste basın toplantısı düzenleyen CHP Milletvekili İbrahim Özdiş Maliye Bakanlığı&#8217;nın, İsrail&#8217;in verdiği 20 milyon doları Mavi Marmara ailelerine vermeyi reddettiğini iddia etmişti. Maliye Bakanlığı avukatının sunduğu dilekçenin kamuoyunda paylaşılması üzerine Mavi Marmara mağdurlarına saygısızlık edildiği gerekçesiyle tepkiler yükseldi. Mavi Marmara avukatı ve Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Uğur Yıldırım&#8217;la söz konusu dava ve dilekçe hakkında konuştuk. Yıldırım sürecin daha hassas bir şekilde ele alınması gerektiğini söyledi.</strong></p>
<p><span id="more-15746"></span></p>
<p><strong>-Öncelikle Maliye Bakanlığı avukatları tarafından yazılan ve sosyal medyada paylaşılan dilekçe ne anlama geliyor?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye ile İsrail arasında imzalanan anlaşmada şehit yakınlarına para ödeneceği de yazılıydı. Fakat bunun nasıl ödeneceği belirtilmemişti. Anlaşma öncesinde yapılan bazı haberlerin içeriğinde Türkiye&#8217;de kurulacak bir vakfa bu paranın teslim edileceği ve bu vakıf aracılığıyla mağdur ailelere ulaştırılacağı gibi seçenekler konuşuluyordu ama mevcut sözleşmeyle bu seçeneklerin bir anlamı kalmadı çünkü İsrail ve Türkiye arasındaki sözleşme uyarınca şehit yakınlarına verilecek paranın Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ne ödeneceği söylendi. Bu para ödendi ve ödendiği İsrailli makamlar tarafından belirlendi. Bunun üzerine de açılmış bazı pilot davalar vardı ve dava muhatabı Maliye Bakanlığı oldu çünkü para devlet hazinesindeydi.</span></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15755" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/ugur-yildirim.jpg" alt="" width="524" height="325" /></p>
<p><strong>-Peki bu normal bir prosedür mü?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Devlet bu şekilde anlaştığı için evet normal. Eğer devletler bir vakfın kurulmasını talep etseydi öyle yapılırdı. Anlaşmaya bu şekildeydi.</span></p>
<p><strong>-Maliye Bakanlığı&#8217;nın parayı ailelere ödeme sürecinde ortaya çıkan bu sıkıntının sebebi nedir?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şöyle diyelim, aileler zaten hiçbir zaman paranın peşinde olmadılar. Bu yüzden de &#8220;Aman da paramız nerede?&#8221; denmedi. Fakat netice itibariyle bunun kamuoyunda konuşuluyor olması, bu tahsilatın Türkiye&#8217;ye geldiğinin belirtilmesi nedeniyle şehit aileleri bize, avukatlarına ilettiği bazı şikayetleri vardı. Piyango kazandığınız zaman türeyen kayıp akrabalar veya borç isteyenler olduğu gibi bu noktada ailelerden para talep edenler olmaya başladı. Çocuklarının kaçırılıp fidye talep edilmesinden endişelenen aileler oldu. İsrail basınında olsun, Türkiye basınında olsun paranın ailelere ödendiğine dair rahatsız edici biçimde yapılan haberler vardı. Tüm bunlar şehit ailelerini oldukça rahatsız etti. Bunlar haricinde açılmış bazı davalarda, ki ben bu davaların bazılarında avukatım, Maliye Hazinesi hususi itirazını yönlendirdi anlaşma çerçevesinde. Mahkemeler bunu göz önünde aldı çünkü bu kamuya mal olmuş bir davaydı artık ve hakimler bunu göz önüne alarak Maliye avukatını davaya dahil etti. Avukat cevap dilekçesinde yine kamuya yansıyan dilekçeyi verdi.</span></p>
<p><strong>-Siz bu dilekçeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Burada yanlış olan şey şu; bu bedel zaten devletler tarafından değerlendirildi. İsrail devleti ve Türkiye Cumnuriyeti devleti kendi aralarında yaptıkları anlaşmada, bizler buna muhalif olsak da, şehit yakınları adına 2 milyon dolar ödenmesiydi. 10 şehit yakını ailesi var. 20 milyon dolar şehit aileleri için Türkiye&#8217;ye verildiği bir gerçek. O yüzden burada standart bir tazminat davasının yürütülmesi veya tazminat belirleme prosedürlerinin işlemesinin bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Fakat sonuç olarak meslektaşım bu dilekçeyi vermiş oldu. Bu durum CHP&#8217;li bir milletvekili tarafından kamuya taşındı ve bu şekilde şu an kamuoyunun gündemine taşınmış oldu.</span></p>
<p><strong>-Meslektaşınız yani Maliye Hazinesi avukatının vermiş olduğu dilekçe standart bir prosedürün parçası diyebilir miyiz?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet standart bir tazminat davasında prosedür bu. Fakat bahsetmiş olduğum gibi devletlerin anlaşmanın bir parçası olarak belirledikleri para miktarının şehit yakınlarına hasledilmesini anlayamamış, standart kamu avukatlarının veya kamu çalışanlarının hemen her şeye itiraz eden &#8220;Başımız ağrımasın sonrasında&#8221; yaklaşımının bir tezahürü olarak görüyorum dilekçede yazanları. </span></p>
<p><strong>-Anlıyorum, para İsrail tarafından teslim edildikten sonra muhatabınız Türkiye Cumhuriyeti Devleti oldu yani?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bakın şehit yakınlarının en büyük sıkıntısı buydu anlaşma yapılırken. &#8220;Biz İsrail&#8217;le bu noktada bir dava süreci yürütüyoruz ve tazminat alacaksak da ceza davası yürüteceksek de İsrail&#8217;e karşı yürütmek istiyoruz&#8221; diyorlardı. Maaelesef devlet bu anlaşmayı yaparak hem mağdurların karşısına kendisi geçmiş oldu hem de diğer davaları engelleyici konumda kalmış oldu. Bugün de yaşadığımız sıkıntının kaynağı bu.</span></p>
<p><strong>-Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kimse bunu alelade bir tazminat davası olarak değerlendirmesin. Hem şehit yakınlarının hem bu davaya emek veren biz avukatlarının davaya bakış açısı anlamında bu önemli. Biz İsrail’in her koşulda, her şartta yapmış olduğu insanlığa aykırı davranışın cezalandırılması talebindeyiz ve bunun peşindeyiz. Burada ödenecek bir tazminat da bu suçun cezası olduğu sürece anlamlıdır. Bunun haricinde bizim için bir anlamı yoktur. İçinde olduğumuz süreçte de Türkiye Devleti’nin ve yetkililerin çok daha hassas olması gerektiğini söylemek istiyorum.</span></p>
<p>Ana görsel: Hürriyet</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/mavi-marmara-avukati-ugur-yildirim-kimse-bunu-alelade-bir-tazminat-davasi-olarak-degerlendirmesin/">Mavi Marmara Avukatı Uğur Yıldırım: Kimse bunu alelade bir tazminat davası olarak değerlendirmesin</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak ve Adalet Platformu kuruldu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Mar 2017 20:29:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[16 Nisan Referandumu]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat Darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Berrin Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[Cihangir İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Dindar Kamuoyu]]></category>
		<category><![CDATA[Diyadin Fırat]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem Baran]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Bostan Ünsal]]></category>
		<category><![CDATA[Hak ve Adalet Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Halil İbrahim Yenigün]]></category>
		<category><![CDATA[Herkes için Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Hüda Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Sediyani]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Özkan]]></category>
		<category><![CDATA[Kadrican Mendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Medine Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Bekâroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Efe]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem Şaşkın]]></category>
		<category><![CDATA[Nurcihan Saatçioğlu Rençber]]></category>
		<category><![CDATA[Nurten Ertuğrul]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Atalar]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Recep İhsan Eliaçık]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyla İnal]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Altıntaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12527</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslami kesimin önde gelen yazar ve siyasetçileri, Hak ve Adalet Platformu adı altında bir araya geldi. Platform, 16 Nisan&#8217;daki referandumda özellikle AK Parti tabanında kararsız mütedeyyin kesimlerin &#8216;hayır&#8217; yönünde tercih yapmaları için çalışmalar yapacak. Dîndar kamuoyunun yakından tanıdığı, hak mücadelesinin ve İslamî entelektüel camianın tanınan isimlerinden Adem Geverî, Ahmet Kaya, Berrin Sönmez, Cihangir İslam, Diyadin Fırat, Edip Yüksel, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/">Hak ve Adalet Platformu kuruldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İslami kesimin önde gelen yazar ve siyasetçileri, Hak ve Adalet Platformu adı altında bir araya geldi. Platform, 16 Nisan&#8217;daki referandumda özellikle AK Parti tabanında kararsız mütedeyyin kesimlerin &#8216;hayır&#8217; yönünde tercih yapmaları için çalışmalar yapacak</strong>.</p>
<p>Dîndar kamuoyunun yakından tanıdığı, hak mücadelesinin ve İslamî entelektüel camianın tanınan isimlerinden <strong>Adem Geverî, Ahmet Kaya, Berrin Sönmez, Cihangir İslam, Diyadin Fırat, Edip Yüksel, Ekrem Baran, Fatma Bostan Ünsal, Halil İbrahim Yenigün, Hüda Kaya, İbrahim Sediyani, İslam Özkan, Kadrican Mendi, Mehmet Bekâroğlu, Mehmet Efe, Muharrem Şaşkın, Nurcihan Saatçioğlu Rençber, Nurten Ertuğrul, Ömer Atalar, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Recep İhsan Eliaçık, Süheyla İnal</strong> ve <strong>Yasin Altıntaş</strong> olmak üzere yirmiden fazla ilahiyatçı, siyasetçi, gazeteci ve yazar, “Hak ve Adalet Platformu” adı altında bir araya geldi.</p>
<p>Kuruluşunu geçen cumartesi İstanbul’un Fatih semtinde düzenlediği bir etkinlikle ilan eden platform, referandum gününe kadar, özellikle AK Parti tabanında olan kararsız mütedeyyin kesimlerin &#8216;hayır&#8217; yönünde tercih yapmaları için çalışmalar yapacak.</p>
<p>Mütedeyyin kesimlerin İstanbul’da nüfûs olarak yoğun olduğu Fatih, Üsküdar, Bağcılar, Sultanbeyli, Beykoz, Halkalı gibi bölgelerde, aynı zamanda Ankara’da da çalışmalar yapacak olan platform, salon buluşmalarına ağırlık vermekle birlikte sosyal medyayı etkin kullanarak, sokakta stand açıp bildiri dağıtarak da geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p>Salonda yer alan pankartlarda, “Hak ve Adalet İçin HAYIR”, “Vicdan İçin HAYIR”, “Mazlumların Sesi Olmak İçin HAYIR”, “Tekçi Yönetim Değil; İstişare, Hak ve Adalet” gibi sloganlar yazılıydı.</p>
<p>Üçü de Kanun Hükmünde Kararname (KHK) mağduru olan Ömer Faruk Gergerlioğlu, Fatma Bostan Ünsal ve Cihangir İslam’ın konuşmacı olduğu etkinlikte bu değişikliğe neden ‘hayır’ denmesi gerektiğinden bahsedildi. Platform olarak bu çıkışın tepkili ama sesini çıkaramayan dîndar kesimlere cesaret vermesini hedeflediklerini belirten konuşmaların ardından salonda yer alan dîn alimleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri de söz alarak platforma destek verdiklerini belirttiler. Etkinliğe katılanlar arasında, İstanbul Dîn Alimleri Derneği, Demokratik İslam Kongresi Kadın Meclisi, Eğitim İlke – Sen, Antikapitalist Müslümanlar, Tekirdağ Adalet Zemini gibi kurumlar vardı.</p>
<p>Hak ve Adalet Platformu tarafından okunan bildiri ise şöyle:</p>
<h4>Tekçi Yönetim Değil; İstişare, Hak ve  Adalet!</h4>
<p>Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Adaletin tesis edilmesi, toplumun farklı kesimlerine uygulanan ayrımcılıkların ortadan kaldırılması, farklı kültürler ve inançlar arasında eşitliğin sağlanması için yeni bir anayasaya ihtiyacımız var. Ancak önümüze konulan anayasa paketi, herkes için adaleti gerçekleştirmekten uzak. Bu değişiklikle güçlünün egemen olacağı bir anlayış tesis edilecek. Bu yüzden böylesi bir anlayışa en başta karşı çıkması gerekenler, hakkı ve adaleti ayakta tutmaya çalışanlar olmalıdır.</p>
<p>Bu toplumda kimliğimizden dolayı haksızlığa uğramış olsak da, sahip olacağımızı düşündüğümüz gücün hatırı için bir başkasının uğrayacağı adaletsizliğe göz yummak ilkelerimize ters düşen gayri ahlaki bir hevestir. Güçlünün haklılığı değil, haklının güçlülüğünden yana olmalıyız!</p>
<p>İlkelerimiz, kim olursa olsun sorgulanamaz, denetlenemez, frenlenemez tek adam iktidarının adalet değil zulüm getireceğini hatırlatır bize. Sınırsız ve denetimsiz bir güce izin vermek, hem o kişiye hem de topluma yapılmış büyük bir kötülüktür. Pusulamız; kaygılarımız, yandaşlarımız, karşıtlarımız değil, değerlerimiz olmalıdır.</p>
<p>Güç hayaline kapılmak, çoğunlukla tersine dönen ve altında kalınan bir akıbeti doğurur. Ne zalim ne de mazlum durumuna düşmemek için eksenimiz, gücün tek sahibi olmak değil, hak, adalet ve istişare ile yönetimin ortak paylaşımı olmalıdır.</p>
<p>16 Nisan’da referanduma sunulan 18 maddelik anayasa değişiklik paketi, toplumdaki kronik sorunları çözmek bir yana daha da ağırlaştıracak bir yapıdadır. Yürütmeyi, yasama ve yargı karşısında çok kuvvetli yapmaktadır. Oysa adil bir yönetim, güçlerin kontrolüne ve anında denetlenmesine bağlıdır.</p>
<p>Gücü ele geçirenin keyfileşeceği böylesi bir anlayışa, zamanında &#8220;Herkes için Adalet&#8221; diyen bizlerin razı olması mümkün değildir ve en başta bu sebeple bu değişikliğe karşı çıkmalıyız!</p>
<p>Kuvvetler ayrılığının sağlayacağı adalet için sarf edilecek her çaba, kuvvetin tek elde toplanması nedeniyle oluşacak haksızlıklardan çok daha güçlü ve değerlidir. Toplumun gerçek istikrarı, geçici, yanlı güç hayallerinden değil, adil bir demokratik katılımdan geçer.</p>
<p>Yakın tarihimizde gücün tek elde toplanmasının yol açtığı toplumsal afetleri gördük:</p>
<p>Suriye politikasının çökmesi,</p>
<p>Mavi Marmara katliamı,</p>
<p>Halkın yoksullaşması,</p>
<p>Yolsuzluk ve hırsızlıklara sessiz kalınması gibi olaylar karşısında hesap sorulamamıştır.</p>
<p>Bizler aynı filmi tekrar seyretmek istemiyoruz. Güçlü olanın kimliğine göre tavır değiştirenlerden olamayız. Gücü esas alan, ahlaki bir sonucu hayal etmesin; ortaya çıkacak sonuç güçler savaşıdır. Böylesi bir sonuç bu topraklardaki hastalıkları artıracaktır.</p>
<p>Yeni bir anayasa, farklı tüm toplum kesimlerinin omuzları üstünde yükselen, zor ve uzun da olsa toplumsal bir uzlaşma ve sözleşmeyi hedeflemelidir!</p>
<p>Dinî referansların tek adamlığı onaylaması mümkün değilken; en başta da Medine Sözleşmesi gibi çokluk, paylaşım ve yönetimde istişare geleneği ortadayken tek adam söylemleri temelsizdir.</p>
<p>Biz müslümanların kendi aramızda işleri birbirimizle danışarak yapmamız gerektiği ve özel olarak Kur’an’da bununla ilgili ‘’Şura Suresi’’nin olduğu malumdur. Bu da toplu denetim, istişare ve danışma ile yönetimde eşit ve adil ortaklığı esas almaktadır.</p>
<p>Biz müslümanlar, Allah’ın tek olduğuna inandığımız gibi yönetimlerin de ortaklık olduğuna inanmadıkça hakça bir yaşama kavuşamayız!</p>
<p>28 Şubat Darbesi’nde baskıya uğrayanlar olarak, o dönemde yaşadığımız zulmün, bugün benzerlerimiz tarafından daha şiddetli bir şekilde tüm topluma uygulanması, getirilmek istenen sistemle yapılabilecekler açısından ibret vericidir kanımızca.</p>
<p>Bu nedenle, 28 Şubat zulmünün hedef aldığı kesimlerden olan bizler bugünün zalimi olmaya karşı çıkıyoruz!</p>
<p>15 Temmuz darbe girişimine de karşı çıktık ve bundan sonrasında beyaz bir sayfa açılmasını istedik. Ama önümüze getirilen teklif daha çok demokrasi sunmadığı gibi, sorunları daha çok artıracak içeriktedir.</p>
<p>Darbeleri önlemek, güçler ayrılığına uymakla, bir gücün diğerlerini boyunduruk altına almamasıyla sağlanır.</p>
<p>Bütün müslümanlara, dindar kamuoyuna, halkımıza sesleniyoruz!</p>
<p>Kimsenin mağdur ve mazlum olmaması için;</p>
<p>Tekçi yönetim değil, istişare ve yönetimde ortaklık için;</p>
<p>Hak, Adalet ve Vicdan için &#8220;HAYIR&#8221;  diyoruz.</p>
<p>Gelin, bu itirazı birlikte yükseltelim; hak ve adalet arayışımıza bir &#8220;HAYIR&#8221;  ile sahip çıkalım!</p>
<p><strong>İMZACILAR:</strong></p>
<p>ADEM GEVERİ</p>
<p>AHMET KAYA</p>
<p>BERRİN SÖNMEZ</p>
<p>CİHANGİR İSLAM</p>
<p>DİYADİN FIRAT</p>
<p>EDİP YÜKSEL</p>
<p>EKREM BARAN</p>
<p>FATMA BOSTAN ÜNSAL</p>
<p>HALİL İBRAHİM YENİGÜN</p>
<p>HÜDA KAYA</p>
<p>İBRAHİM SEDİYANİ</p>
<p>İSLAM ÖZKAN</p>
<p>KADRİCAN MENDİ</p>
<p>MEHMET BEKAROĞLU</p>
<p>MEHMET EFE</p>
<p>MUHARREM ŞAŞKIN</p>
<p>NURCİHAN SAATÇİOĞLU RENÇBER</p>
<p>NURTEN ERTUĞRUL</p>
<p>ÖMER ATALAR</p>
<p>ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU</p>
<p>R.İHSAN ELİAÇIK</p>
<p>SÜHEYLA İNAL</p>
<p>YASİN ALTINTAŞ</p>
<p>HAK ve ADALET PLATFORMU</p>
<p>hakveadaletplatformu@gmail.com</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/">Hak ve Adalet Platformu kuruldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır STK’ları çatışmasızlık ve tarafların uzlaşısını talep ediyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/08/22/diyarbakir-stklari-catismasizlik-taraflarin-uzlasisini-talep-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Aug 2016 06:50:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışmasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Marmara]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[özgürder diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[reha ruhavioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman nazlıcan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10126</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen haftalarda darbe girişimi sonrası Kürt meselesini konuşmak için stklarla röportaj yapmıştık. Son günlerde yaşanan birkaç gelişme sonucu yeni olaylar ışığında Kürt meselesinde neler olduğunu ve neler olacağını anlamak için Mazlumder Diyarbakır üyesi Reha Ruhavioğlu ve Özgürder Diyarbakır Şube Başkanı Süleyman Nazlıcan’la konuştuk. “İlan edilmemiş çatışmasızlık hali ciddi bir fırsattı ve bunun süreklilik arz edeceği [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/08/22/diyarbakir-stklari-catismasizlik-taraflarin-uzlasisini-talep-ediyor/">Diyarbakır STK’ları çatışmasızlık ve tarafların uzlaşısını talep ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geçen haftalarda darbe girişimi sonrası Kürt meselesini konuşmak için stklarla röportaj yapmıştık. Son günlerde yaşanan birkaç gelişme sonucu yeni olaylar ışığında Kürt meselesinde neler olduğunu ve neler olacağını anlamak için Mazlumder Diyarbakır üyesi Reha Ruhavioğlu ve Özgürder Diyarbakır Şube Başkanı Süleyman Nazlıcan’la konuştuk. </strong><span id="more-10126"></span></p>
<h4><strong>“İlan edilmemiş çatışmasızlık hali ciddi bir fırsattı ve bunun süreklilik arz edeceği bir kanal açılabilirdi, maalesef değerlendirilmedi”</strong></h4>
<p><strong>Şu an içinde bulunduğumuz durumu Kürt meselesi özelinde nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p><strong><em>Reha Ruhavioğlu: </em></strong>15 Temmuz darbe girişimi sonrasında PKK, bir hafta kadar ilan edilmemiş bir eylemsizlik pozisyonuna çekilmiş ve bu doğrusu bir parça ümit de vermişti. Hakeza devlet kanadının da bütün enerjisini darbenin bastırılması ve darbecilerin tasfiyesine harcaması, askeri operasyonların durmaya yakın bir noktada olduğunu göstermekteydi. Bu ilan edilmemiş çatışmasızlık hali ciddi bir fırsattı ve bunun süreklilik arz edeceği bir kanal açılabilirdi, maalesef değerlendirilmedi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10129" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/08/reha_ruhavioğlu.jpg" alt="reha_ruhavioğlu" width="222" height="227" /></p>
<p>Devlet düzeyinde HDP’yi de içine alan uzlaşma ve bütünleşme mesajları üçüncü günde HDP’yi çok belirgin bir şekilde süreçten dışlayan bir pozisyona evrildi ve o pozisyon devletin muhkem pozisyonuna dönüştü. Yenikapı mitinginde görülen manzara, darbe girişiminin ortaya çıkardığı reorganizasyon fırsatının Kürtlerin siyasal görünürlüğe davet edilmediği bir manzara oldu. Her ne kadar HDP’nin mitinge davet edilmemiş olması Kürtlerin davet edilmemişliği olarak okunmak istenmese de bu anlamda Diyarbekir’de ve Kürdistan’ın genelinde baskın hissiyatın “dışlanmışlık” olduğunu söyleyebiliriz. Devletin geleneksel aktörleri ve geleneksel yapısı ile sınırlı bir reorganizasyon süreci esaslı bir reorganizasyon değildir. 10-15 yılda bir çeşitli vesilelerle böyle bir değişim yaşayan devletin Kürtleri, aktif bir aktör olarak içine alacak bir yeniden yapılanmayı en az 10 yıl ötelediği görülüyor. Bu da görüşme ve müzakereler istisna, ama Kürt meselesinin nihai çözümünün en az 10 yıl ötelendiği şeklinde yorumlanabilir.</p>
<p>Çatışmanın nasıl sonlanacağı bir kritik eşikti ve 15 Temmuz sonrasındaki çatışmasızlık hali bu eşiği kolay geçilebilir kılmıştı ancak aktörler bu fırsatı değerlendirmedi ya da değerlendirmek istemediler. Geldiğimiz noktada PKK “ilan edilmemiş eylemsizlik” pozisyonunu bırakıp saldırılara yoğunlaşmış, devlet de operasyonlara dönmüş durumda. Şehir savaşlarının bittiği ancak şiddetin meskun mahalde sürdüğü bir gündelik hayatın endişe ve baskısı altındayız. PKK’nin sivil yerleşim yerlerinde gerçekleştirdiği bombalı saldırılar sivillere de zarar veriyor, son üç bombalı saldırıda yanılmıyorsam 6 polis ve 10 sivil yaşamını yitirdi, toplamda 50’den fazla insan yaralandı. Bu manzara bize nasıl bir kördüğüm içinde olduğumuzu gösteriyor.</p>
<p>Şehirdeki çatışmalardan rahatsız ancak buna karşı çıkacak güç ve imkandan yoksun bölge halkı, bir şekilde bir neticelenmesini bekliyordu. Çatışmanın şehir çatışmalarından şehirde saldırılara dönüşmüş olması bir yenişememe durumunda kilitlenmiş ve giderek büyüyen bir öğrenilmiş çaresizlik hissiyatı oluşturmaktadır. Kürt meselesinin sivil enstrümanları olan HDP’ye baskınlar, belediyelere kayyum atama niyetleri ve Özgür Gündem’in kapatılması, OHAL sebep gösterilerek basın açıklaması ve eylemlerin yasaklanması gibi uygulamalar 30 yıllık tekrarın bir kere daha tecrübe edilmesinden başka bir şey değildir ve silahsız her alana baskı, Kürt meselesinde silahlı alanı büyütmektedir.</p>
<h4><strong>“Çatışmaların devam etmesi hem devlet açısından, hem Pkk açısından büyük riskler taşımaktadır”</strong></h4>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10128" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/08/süleyman_nazlıcan.jpg" alt="süleyman_nazlıcan" width="200" height="265" /></p>
<p><strong><em>Süleyman Nazlıcan:</em></strong> Son yıllarda yaşadıklarımız Kürtlerin siyasal mücadelesinde çok farklı tecrübeler üretti. Bu tecrübeler üzerinden bugünü okuduğumuzda daha gerçekçi mülahazalar yapmamız mümkün. Kürt meselesi şimdi eskisi gibi ürkek ya da ütopik talepler etrafında yapılan totolojik (kendi kendini tekrarlayan) önermeleri, çözümleri aşıp çeşitlilik gösteren siyasal okumalara konu olmaya başlamıştır.</p>
<p>Öncelikle sistemin çözüme kapı aralayan tavrı (çözüm süreci) Türkiye’nin yüzyıllık siyasal paradigmasını değişime uğrattı. Bu değişim Kürt sorununun terör sorunu olarak okunmaktan ziyade anlamaya yönelik bir motivasyonla ele alınmasıydı ve Kemalist Ulusçu sistemin kodlarıyla pek de uyuşmayan bir açılımdı. Bu bağlamda ret, inkâr ve asimilasyon politikaları ortadan kalktı ve sorunun çözüme kavuşması için iyi niyet göstergeleri olarak Kürtçe tv, radyo, Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması, üniversitelerde Kürt dili bölümlerinin açılması, Kürtçe hutbe, propaganda yapılması gibi adımlar atıldı.</p>
<p>Bütün bu açılımlarla beraber Pkk’nin de Kürt sorununun bir sonucu olarak ikna edilmesi ve şiddetin tasfiyesi projesi tedavüle sokuldu. Ancak sorunun bir parçası ve aktörü haline gelen Pkk’nin maksimalist talepleri bu işi çıkmaza sürükledi ve 2015 yılı yaz aylarından itibaren çözüm süreci donduruldu. Elbette mesele sadece Pkk’nin talepleri etrafında düğümlenmedi. Ortadoğu siyasetinde meydana gelen gelişmeler taraflar arasında farklı hesaplar yapılmasına neden oldu. Devlet Kürt sorununu çözmekle Ortadoğu’da yeni bir oyun kurucu konumuna geleceğini düşündü. Pkk ise Kürtlerin tarih sahnesine yeniden çıkma ihtimali üzerinden Irak ve Suriye’deki konjonktürden yararlanma hesapları yaptı.</p>
<p>Kanaatimce burada hem devlet, hem de Pkk büyük bir yanılgı içine düştü. Çünkü Ortadoğu’daki konjonktür her iki aktörü aşacak düzeyde büyük hesapların ve büyük aktörlerin işe müdahil olmasıyla beraber bambaşka bir yöne doğru evirildi. Zaten bu işin evveliyatında Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali vardı. Bildiğimiz gibi ABD’ nin küresel bir güç olarak bu bölge üzerindeki hesapları hiçbir zaman ne Türkiye’nin siyasetiyle uyuşur, ne de Pkk nin hesaplarıyla uyuşur. ABD’nin duruma vaziyet etme biçimi her zaman ayrılık, çatışma, istikrarsızlık ekseninde olmuştur. Bu yönüyle düşününce sorunlarından kurtulmuş bir Ortadoğu’nun Amerika’nın menfaatiyle uyuşmadığı ortadadır.</p>
<p>Türkiye’nin son yıllarda istikrarlı bir yola girmesiyle Kürt sorununu çözmek istemesi de bu yönüyle ele alınmalıdır. Türklerin Ortadoğu’da Kürtlerle güç birliği yapması ve güçlenmesi uluslar arası reel politik dengelerle pek de uyuşmayan bir projedir ve başarıya ulaşmaması için her yola başvurulacağını bilmemiz gerekir. Zaten 15 Temmuz darbe girişimi de bahse konu olan bu siyasal sürecin devam etmemesi için tasarlanmış bir projeydi. Yani iç içe geçmiş sorunlar yumağından Kürt sorununu ayırıp müstakil bir konum üzerinden okumak şu aşamada pek mümkün gözükmüyor. Şu anda PYD Suriye’de ABD’nin bir numaralı müttefiki konumuna gelmiş vaziyette. Bu ilişkiyi görmeden Kürt sorunu hakkında yapacağımız siyasal analizler eksik kalacaktır diye düşünüyorum.</p>
<p>Diğer taraftan Pkk şu an Türkiye’de yaptığı bombalı eylemlerle devleti yeniden müzakere sürecine dönmeye zorluyor. Elbette bu çatışmalı süreç ilelebet devam etmeyecektir. Çatışmaların devam etmesi hem devlet açısından, hem Pkk açısından büyük riskler taşımaktadır. Devlet için olası riskler içinde en büyüğü; Türkiye’nin olağanüstü hal yasalarıyla uzun sürecek istikrarsız bir ortamla yönetilmesi olacak ve bu da hem ekonomik, hem de siyasal anlamda gerilemenin devam etmesi anlamına gelecektir.</p>
<p>Pkk için riskler ise Kürtler arasında kazandığı siyasal gücü ve otoriteyi kaybetmek ve marjinal bir konuma sürüklenmek olacaktır. Tabi bununla beraber Kürtler içinde alternatif siyasal aktörlerin sahneye çıkması da mümkündür. Bu işin siyasal ayağında olan Hdp’ nin bu süreçte maalesef sivil siyaseti işletemediği aşikâr. Pkk’nin vesayetinden kurtulamayan Hdp kendisini bu süreçte zor durumda bırakacak kadar basiretsiz bir konuma itti. Oysaki Hdp sivil konumunu korumalıydı ve siyaset kanallarını tıkayan eylemlere karşı durmalıydı. Fakat şimdilik bu kapasitede olmadığı kesinleşti.</p>
<h4><strong>“Çatışmalar devam ederse tükenmeye yüz tutmuş umutlar hepten sönebilir”</strong></h4>
<p><strong>Bundan sonra olacaklara dair fikirleriniz nelerdir?</strong></p>
<p><strong><em>Reha Ruhavioğlu:</em></strong> Önümüzde yakın zamanda bir seçim olmadığından devletin geleneksel aktörleri arasında kısa vadede bir çatışma beklemiyorum, yani HDP’nin muhalefet seçeneği olarak daha görünür olabileceği bir süreç yaşayabiliriz ve bu da Türkiye siyasetinde Kürt meselesinin muhalefet zemininde kapladığı yerin daha aşikar görünmesi açısından öğretici olabilir. Ancak HDP üzerinde PKK vesayeti ve devlet baskısı rolünü oynamayı engellemekte, HDP de buradan sivil alanı heyecanlandıracak bir siyasetle çıkamamaktadır. Böyle devam ederse sivil alana dair tükenmeye yüz tutmuş ümitler hepten sönebilir, epeydir “daha fazla sürdürülemez” denilmesine rağmen süren çatışmalar da böyle devam ederse bir sihirli el beklemek zorunda kalabiliriz.</p>
<p>Oysa her çatışmanın bir çözümü olmak zorundadır, bu Kolombiya’daki gibi 50 yıl ve 220bin ölümden sonra olabileceği gibi Kürdistan ve Türkiye’de 30 yıl ve 60bin ölümden sonra da olabilir. Yıkımın derinleşmemesi, ölüm tarlasının daha çok kanlanmaması için tarafların atabilecekleri adımlar vardır, bunları atmalıdırlar. Örneğin; Taraflar kendi hata ve yanlışları yanında Roboskî’den 6-8 Ekim olaylarına, oradan bugüne çatışmasızlığı bitirmek isteyen bir üçüncü elin provokasyonlarını masaya yatırarak yeni bir yolun eşiğine gelebilirler. Bu eşik; PKK’nin devlet içi aktörler netleşene kadar çatışmasızlık ilan etmesi, hükümetin de bunu bir iyi niyet adımı olarak görerek görüşmelerin kapısını yeniden aralaması ile aşılabilir, oradan daha sağlam ve daha şeffaf bir sürece başlanabilir. Sonrası Allah kerim…</p>
<h4><strong>“Sorunlarımızı şiddet sarmalından çıkarak aklıselimle çözmekten başka yolumuz yok”</strong></h4>
<p><strong><em>Süleyman Nazlıcan:</em></strong> Şimdi denenmiş ve sonuç alınmamış politikalardan yavaş yavaş vazgeçip bölgede tansiyonu düşürecek adımlar atılmaya başlanacaktır diye düşünüyorum. Çünkü güçlerin birbirini sınama aşamaları tek tek aşıldı. Bunun emarelerini Türkiye’nin dış politikasında yaptığı değişimlerle görebiliyoruz. İsrail ve Rusya krizlerinin aşılması ve ardından Suriye politikasına dair ılımlı mesajlar bu işin şahin politikalarla devam edilmeyeceğinin göstergesidir. Bu Kürt sorunu ve Pkk sorunu bağlamında da benzer adımların atılabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Devlet yapabileceği kadar operasyon yaptı. Pkk da yapabileceği kadar saldırı yaptı. Her iki tarafta bu haliyle bir sonuca ulaşamadı. Dolayısıyla yeniden müzakerelerin başlama ihtimali yüksek. Kandilin bu süreçte stratejik davranarak tekrar Öcalan üzerinden müzakere talep etmesi de bunun göstergesidir diye düşünüyorum. Şayet böyle bir yola girilmezse Pkk açısından siyasal ve sosyal desteğin azalma ihtimali çok yüksek ve bu da pragmatik siyaseti iyi tasarlayan Pkk’nin işine gelmeyecektir. En azından tekrar gücünü toparlayana kadar böyle bir sürece girilmesi Pkk’nin menfaatine olacaktır. Çünkü Türkiye’nin darbeyi püskürtmesi küresel güçlerin de yeni politik hamleler yapma ihtimalini güçlendiriyor. Bu hamleler arasında Türkiye ile ilişkilerin normale döndürülmesi büyük bir olasılıktır. Bundan dolayı Pkk’nin de küresel güç odakları tarafından yalnız bırakılma ihtimali yüksektir. Bunu gören Pkk kendince bir denge politikası gütmek zorunda kalacaktır.</p>
<p>Unutmamamız gereken şey şu ki; yüzyıllarca kader birliği ettiğimiz bu coğrafyada istesek de istemesek de beraber yaşamaya mecburuz. Tarihte farklılıklarımızla, etnik ve dinsel kimliklerimizle beraber yaşama kültürünü oluşturduk. Bundan sonra da bu kültürün doğal mirasçıları olarak siyasal ve sosyal sorunlarımızı çözme iradesi göstermek zorundayız ve bunun da yolu şiddet değil; kardeşliğimizi pekiştirecek empati yollarını zorlamaktır. Yani kendimiz için istediğimiz (siyasal, sosyal ve insani haklar) şeyi kardeşimiz için de istemektir. Umarım sorunlarımızı şiddet sarmalından çıkarak aklıselimle çözme yoluna gideriz. Çünkü bundan başka yolumuz yok.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/08/22/diyarbakir-stklari-catismasizlik-taraflarin-uzlasisini-talep-ediyor/">Diyarbakır STK’ları çatışmasızlık ve tarafların uzlaşısını talep ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
