<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kürt arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/kurt/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kurt/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Jan 2020 09:51:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Kürt arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kurt/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jan 2018 12:25:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22660</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cuma Çiçek:  ‘Toplum içinde tarafları “aşan” bir çözüm hareketi ortaya çıkmadıkça Kürt meselesinin siyasi çözümünün çok zor olacağını söyleyebiliriz.’</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/">Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<aside class="mashsb-container mashsb-main mashsb-stretched"></aside>
<p>Barış Vakfı, iki yıl kadar süren son çözüm sürecinde, sivil toplum kuruluşlarının durumuna odaklanan bir rapor yayımladı. Raporda öne çıkan vurgular ise STK’ların çözüm sürecindeki yetersizliği ve tarafların STK’lardan bağımsız olmak yerine taraf olmayı bekledikleri. Raporu kaleme alan akademisyen Cuma Çiçek, “Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler” saptamasında bulunuyor<strong>.</strong></p>
<p>Barış Vakfı, 2013-2015 yılları arasında yaşanan çözüm sürecinde, sivil toplum kuruluşlarının (STK) performansını kendi ağızlarından dinleyerek bir rapor yayımladı. Akademisyen Cuma Çiçek’in yazdığı rapor Ankara, İstanbul, Van ve Diyarbakır’da toplam 45 STK temsilcisi ve üç uzman ile görüşüldü.</p>
<p>STK’ların kendi dilinden süreçteki pozisyonlarının dinlendiği raporda, çözüm sürecinde, Türkiye tarihine nazaran daha olumlu ve katılımcı bir yöntem izlendiğini ifade eden STK temsilcileri; sivil toplumun süreçteki katılımını yetersiz bulurken, tarafların onlardan beklentisinin ‘objektiflik’ olmamasından yakınıyorlar. STK’ların başka STK’lar, medya, akademi ve siyasetle ilişkilerine ‘çözüm’ bağlamında odaklanan rapor, yaşanması muhtemel ‘çözüm süreçleri’ için STK’lar için bir rehber niteliği taşıyor.</p>
<p>Kürt meselesinin ulusal sınırları aşmış olması, dünya deneyimlerindeki benzerlikler, sorunun silahla halledilemeyeceği gibi çıkarımlar sebebiyle STK temsilcileri “çözüm için masanın yeniden kurulmasını” kaçınılmaz bulurken, yeni bir çözüm süreci için daha hazırlıklı ve daha bağımsız olmaları gerektiğini kabul ediyorlar.</p>
<p>Barış Vakfı adına “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunu kaleme alan Cuma Çiçek ile sivil toplumun ahvalini, Sivil Sayfalar için konuştuk…</p>
<p><strong>Türkiye’de ve bölgede bağımsız bir sivil toplum yapısının oluşmadığı, rapora katkı veren STK temsilcilerinin de ağırlıklı görüşü. Bağımsız bir sivil toplum örgütlenmesi neden mümkün değil ve nasıl mümkün olabilir?</strong></p>
<figure id="attachment_14116" aria-describedby="caption-attachment-14116" style="width: 377px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-14116" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg" alt="" width="377" height="212" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-320x180.jpg 320w" sizes="(max-width: 377px) 100vw, 377px" /><figcaption id="caption-attachment-14116" class="wp-caption-text">Cuma Çiçek</figcaption></figure>
<p>Türkiye’de siyaset büyük oranda devletle özdeşleşmiş durumda. Böyle bir siyasi kültürümüz ve geleneğimiz var. Uzun yıllar siyaset dediğimizde bırakın sivil toplum örgütlerini siyasi partiler de akıllara gelmezdi, esasında devlet gelirdi. Bugün de siyaset büyük oranda devletle özdeşleşmiş durumda. Siyaseti devletle sınırlı algılayan bir toplumsal geleneğimiz var. Oysa siyaset gündelik hayatın her alanındadır. Kazandığımız ekmekten, konuştuğumuz dile, komşumuzla ilişkilenme biçimimizden, kadın-erkek arasındaki ilişkilere, çocuklarımızın yetişme biçimlerinden hayal dünyalarına kadar her alanı etkilemekte, sınırlandırmakta, şekillendirmekte. Buna karşın toplumun büyük bir çoğunluğu siyaseti beş yılda bir yapılan seçimlere katılmakla sınırlandırmış durumda. Bu anlamda bahsettiğiniz değişim için kapsamlı bir toplumsal dönüşüme ihtiyaç var ve bu öyle birkaç yılda olacak bir dönüşüm değil ne yazık ki. Büyük emekleri, farklı alanlarda mücadele ve deneyim biriktirmeyi gerektiriyor.</p>
<p>İkinci olarak belki siyaset kurumuna dair toplum içerisindeki negatif algıdan bahsetmek gerekiyor. Bizim toplumda “örgüt” kavramı suç ile eşdeğer görünüyor. Örgütlü olmak, örgüte katılmak suça bulaşmakla özdeşleşmiş durumda. Oysaki örgütlenme tam da gündelik hayatımızı her yönüyle etkileyen, siyaset kurumuna müdahil olmanın başat yollarından biridir. Tabii bu konuda ülkedeki siyasi deneyim ve geçmiş önem arz ediyor. Bir tür askeri yönetim olan 1927-1952 Umumi Müfettişlikler, 1960, 1971, 1980 askeri darbeleri, 1987-2002 olağanüstü hal yönetimi, 1997, 2007 post-modern darbeleri, en son 2016’da askeri darbe kalkışması ve ardından ilan edilen ve bugün hala süren OHAL, Türkiye’de siyasetin toplumsallaşmasına pek de uygun olmayan bir siyasi-yönetsel geleneğin olduğunu gösteriyor. En önemlisi toplumun siyasete katılımını sınırlandıran bu siyasi-yönetsel geleneğin neredeyse yüz yıllık bir sürekliliğe sahip.</p>
<p>Toplumsal yapıyla ilgili altını çizmem gereken bir diğer mesele, belki de en önemli mesele, kamu, kamusal sorumluluk, toplum algısı, topluma karşı sorumluluk algısının toplumsal yapımız içerisinde her geçen gün kaybolması. Neo-liberal ekonomi ve buna dayalı politik sistem toplumsal dayanışma ağlarını, kültürel ve zihinsel dünyamızı her geçen gün dağıtıyor. Bakın Türkiye toplumunun yüzde 99’unun Müslüman olduğu söylenir sıklıkla. İslam dininin ekonomi-politiğine dair sıklıkla hatırladığım ve hatırlattığım bir hadis var: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Şimdi bu sözü tek başına kapı komşunuz olarak algılamayın. Diyarbakır, Mardin’in komşusudur, İstanbul Edirne’nin komşusudur, Türkiye Suriye’nin komşusudur. Bu sözü evrensel bir yerden okursanız, esasında size yerel ölçekten sınır-ötesi düzeye kadar dayanışmayı, adaleti emreder. Türkiye’de toplumun neredeyse tamamı Müslüman olduğunu iddia ediyor, okuldan çok camii bulunuyor, öte yandan, milyonlarca yoksul insan var. Bir yanda milyonlarca işsiz, 1.400 TL ile çalışan 10 milyondan fazla asgari ücretli varken, öte yandan ülkenin kaynakları bir azınlık zümrenin elinde her geçen gün tekelleşmekte. Türkiye’de nüfusun en zengin yüzde 20’sinin ortalama geliri, en yoksul yüzde 20’lik kesimin ortalama gelirinin tam sekiz katı. En zengin yüzde 10’luk kesimin milli gelirden elde ettiği pay, en yoksul yüzde 40’nın aldığı toplam payın 1.9 katı. Neo-liberal ekonomi-politik toplumsal dayanışma ağlarımızı, toplumsallığımızı dağıttıkça, kamusal sorumluluğumuzu, eşitlik ve adalet fikriyatını ortadan kaldırdıkça çevresine karşı kör, ilgisiz, hatta çevresinin mahrumiyeti üzerinden biriktirmeyi normalleştiren bir toplum şekilleniyor. Bu da sivil topluma, siyasete katılımı sınırlandıran en önemli dinamiklerden biri.</p>
<p>Ülkemizdeki devlet geleneğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bu konuda yukarıda bahsettiğim yüz yıllık askeri yönetimler, darbeler ve olağanüstü hâl yönetimi geleneğimiz tek başına zaten tabloyu özetliyor. Türkiye’de Kürt meselesi, Ermeni meselesi, azınlıklar, ekonomi-politik gibi ana siyasi meseleler üzerine ana-akım partiler arasında bir mutabakatın olması tam da siyaseti şekillendiren bir devlet geleneğine işaret eder. 2000’li yıllardaki tüm reform söylemlerine rağmen, 15 Temmuz askeri darbe girişimi ve yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden OHAL yönetimi, bugün bu alanda pek de mesafe alamadığımızı gösteriyor.</p>
<blockquote><p>‘Olası bir çözüm sürecinde sivil toplumun güçlü bir aktör olarak süreçte yer alması için birikim oluşturmuş bir sivil topluma ihtiyaç var. Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler.’</p></blockquote>
<p>Son olarak, siyasi partiler ve gruplar düzeyinden bahsetmek gerekir. Türkiye’de siyaset yapma biçimlerinin büyük oranda toplum değil, devlet merkezli olduğu söylenebilir. Çok fazla iktidar odaklı, çok fazla merkeziyetçi, çok fazla lider odaklı, çok fazla erkek, aşırı düzeyde kapalı siyasi hareketlerle karşı karşıyayız. Son yıllarda özellikle ana-akım Kürt hareketinin katkısıyla Türkiye’de kadınlar siyaset alanında çok daha fazla görünür oldular. Türkiye’deki seküler siyasi gelenek bu konuda önemli bir referans oluşturmuştu. Ancak Kürt siyasetinin bu konuda önemli bir canlanma ve farklılık yarattığı açık. Özellikle HDP ile birlikte çok daha fazla görünür olan eş-başkanlık uygulaması, kadın kotası gibi konular diğer partiler içerisinde de önemli etkiler yarattı. Ancak geriye kalan hususlarda tüm siyasi farklılıklara rağmen ortak bir geleneğin olduğu söylenebilir. Tüm bu hususlar toplum merkezli, yerelleşmiş, makro düzeyle birlikte mikroya odaklanan, mikro düzeyler arasında ilişki kurarak makro düzeyde dönüşümü hedefleyen toplumsal mobilizasyon süreçlerini sınırlandırıyor.</p>
<p>Hem toplumsal yapıdan hem devlet geleneğinden hem de siyaset yapma biçimlerimizden kaynaklı olarak bugün sivil toplumun devlet ve siyasi partiler ve hareketler karşısında oldukça zayıf olduğu, büyük oranda siyaset kurumunun gölgesinde ya da onun organik bir aracına dönüştüğü görüyor. Türkiye’de toplumsal sorunların çözümünde etkin bir sivil toplum geleneği yaratmak istiyorsak bahsettiğim üç alanda kapsamlı dönüşümlerin yaşanması gerekiyor ve ilgili tüm aktörlerin çabasını gerektiriyor.</p>
<p><strong>Kürt sorununda silahı merkez, sivil aktörleri de çevre olarak konumlandırıyor ve bu aktörlerin yer değiştirmediği sürece çözümü pek mümkün olmayacağını söylüyorsunuz. Sivil iradenin merkeze yerleşeceği, silahın çepere çekileceği bir denklemi sivil toplum kuruluşları nasıl kolaylaştırabilir?</strong></p>
<p>Türkiye’de Kürt meselesinin silahtan arındırılıp, şiddet zemininden diyalog ve müzakere zeminine, siyaset zeminine çekilmesi birçok dinamiğe bağlı. Bu tek başına HDP’nin ya da KCK’nin tercihlerine bağlı değil. Oyun alanı içerisindeki diğer aktörlerin tercihlerine de bağlı. Ve bu aktörler bugün büyük oranda çeşitlenmiş, üstelik siyaset yaptıkları coğrafyalar da genişlemiş durumda. Artık sınır-ötesi bir bağlamda meseleyi düşünmek ve ele almak zorundayız.</p>
<p>Bununla birlikte, ana-akım Kürt siyaseti içerisinde dikkate değer bir dönüşüm krizi yaşandığını düşünüyorum. Bu krizin aşılması Türkiye’de Kürt meselesinin barışçıl demokratik yollarla çözümüne büyük bir katkı sunabilir. 1999 yılıyla birlikte Kürt sosyo-politik alanını şekillendiren üç önemli dönüşüm yaşandı. Birincisi Öcalan’ın yakalanması sonrası Kürt siyaseti siyasi-ideolojik ve örgütsel bir dönüşüme gitti. İkincisi, Türkiye’nin AB üyelik süreci ivme kazandı. Son olarak, ana-akım legal Kürt partileri yerel yönetimlerde iktidara geldiler. Şimdi bu üç dinamiğin sonucu olarak, Türkiye’deki Kürt siyasi muhalefeti önemli bir dönüşüm yaşadı. Ben bu dönüşümü üç kavramla formüle ediyorum: Kentleşme, legalleşme ve kurumsallaşma. Türkiye’deki genel sosyo-ekonomik dönüşüm ve zorunlu göç süreciyle birlikte Kürt muhalefeti zaten büyük oranda kentleşmişti. Yukarıda saydığım üç dinamik kentleşmeyi daha da hızlandırdı. Legal alanda bir yandan ana-akım legal Kürt partileri güçlenirken, öte yandan yerel yönetimler gibi devasa bir alan Kürt siyasetine açıldı. Tüm bu süreçler yaygın bir alanda legalleşmeyi getirdi. Son olarak hem kentleşme hem de legalleşme, Kürt siyasetinin şehirlerde, siyaset, sivil toplum, medya, kadın ve gençlik hareketleri, emek örgütlenmeleri gibi alanlarda göz ardı edilmeyecek ölçüde kurumsallaşmasını sağladı.</p>
<p>Kürt siyaseti kanaatimce bu dönüşüme ayak uyduramadı. Özetle toplumsal alanda yaşanan bu dönüşüme paralel olarak şiddet meselesi Kürt siyasetini belirleyen ana dinamik olmaktan çıkabilir ve sivil siyaset Kürt muhalefetinin yeni merkezi olarak şekillenebilirdi. Kürt siyaseti 1999 yılından bu yana tüm tartışmalara ve girişimlere rağmen bunu sağlayamadı. İşin doğrusu devlet de bu dönüşümün olması için gerekli koşulları sağlamadı, çoğu durumda engelleyici pozisyonlar aldı. Yine Irak ve Suriye’de yaşanan iç savaşlar da bu dönüşümü zorlaştırdı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-24825 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi.jpg" alt="" width="270" height="176" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi-320x208.jpg 320w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" /><br />
Şimdi sivil toplum bu alanda bir rol oynayabilir mi? Açıkçası 2015-2017 kent çatışmaları, 15 Temmuz askeri darbe kalkışması ve OHAL ile birlikte bugün bu dönüşüm çok daha zor. Zira, Kürt siyasetindeki legalleşme ve kurumsallaşma büyük bir darbe aldı. HDP’nin iki eş başkanı dahil birçok vekili tutuklu, belediyelerin tamamına yakınına kayyım atandı, Kürt meselesine duyarlı medya kuruluşlarının ve neredeyse tamamı kapatıldı, sivil toplum kuruluşlarının büyük bir bölümünün kapasına mühür vuruldu, açık olanlarının çalışma düzeyi çok alt seviyelere gerilemiş durumda. Kısa vadede böylesi bir dönüşüm beklememek gerekiyor.</p>
<p>Ancak orta ve uzun vadede bu dönüşüme sivil toplum örgütleri katkı sağlayabilirler. Bu konuda sivil toplumun yüzünü siyaset kurumundan biraz topluma çevirmesi gerektiğini düşünüyorum. Devlet merkezli bir siyaset algısından, toplum merkezli bir siyaset algısına geçişte sivil toplum örgütleri bir rol oynayabilirler. Tabii bu konuda öncelikle sivil toplumun kendi içinde böylesi bir dönüşüm yaşaması gerekir. Sivil toplum aktörleri, siyasi partiler ve devlet ile toplum arasında bir köprü kurma rolünden öteye geçerek, toplumun doğrudan siyasete katılımını destekleyici, toplumsal kapasiteyi artırıcı bir misyon üstlenebilirler. Daha açık bir ifadeyle, toplumu temsil etmek ve onun adına konuşmak yerine, toplumun doğrudan siyasete katılma ve konuşma kapasitesini güçlendirebilirler, buna dönük işlere odaklanabilirler.</p>
<blockquote><p>‘Sivil toplum aktörlerinin çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oynayabileceği rollere baktığımızda yedi temel fonksiyonun olduğu görülüyor: 1- vatandaşların korunması, 2- izleme ve hesap verebilirlik, 3- savunuculuk ve kamusal iletişim, 4- grup içi sosyalleşme ve barış kültürü, 5- çatışmaya duyarlı toplumsal birliktelik, 6- arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık, 7- doğrudan hizmet sağlama.’</p></blockquote>
<p><strong>Son çözüm sürecinde, çözümün aktörleri sivil toplumu sürece dahil ettiler. Bugün aktörler arasında çözüme dair bir manzara olmadığını düşününce, taraflardan bağımsız bir çözüm hareketinin ortaya çıkması mümkün mü sizce?</strong></p>
<p>Taraflardan bağımsız bir çözüm hareketinin ortaya çıkması mümkün mü? Şimdi taraflardan bağımsız demeyelim ama toplum içinde tarafları “aşan” bir çözüm hareketi ortaya çıkmadıkça Kürt meselesinin siyasi çözümünün çok zor olacağını söyleyebiliriz.</p>
<p>Dünyanın farklı zaman ve mekanlarında ortaya çıkan bu tür devlet-içi (intrastate) kimlik temelli teritoryal çatışmalara ilişkin bilgiler bize çatışma çözümü ve toplumsal barış inşasının çok düzeyli, çok aktörlü bir diyalogu, müzakereyi ve helalleşmeyi gerektirdiğini söylüyor. Zira, bu tür çatışmalarda büyük ölçekli can kayıpları ve çoklu yıkımlar meydana geliyor. Şimdi çatışma çözümü büyük oranda çatışan aktörler arasında bir diyalog ve müzakere ile belki sağlanabilir. Ancak barış inşası çatışan aktörlerle sınırlı bir diyalog ve müzakereyle sağlanamaz. Bu noktada üst-liderlik dediğimiz ve doğrudan çatışan aktörlere gönderme yapan düzey kadar orta-düzeyde ve toplumsal-düzeyde diyalog, müzakere ve helalleşme süreçleri önem arz ediyor. Orta düzey daha çok kurumsal aktörlere ya da örgütlenmiş gruplara işaret ederken, toplumsal düzey doğrudan farklı halk grupları arasındaki ilişkilenmelerin altını çiziyor. Şimdi sivil toplum kuruluşları özellikle toplumsal-düzey ve orta-düzey müzakere süreçlerinin en önemli aktörlerinden biridir. Bununla beraber, özellikle üst-düzey liderlik alanında da önemli roller oynayabilir.</p>
<p>Sivil toplum aktörlerinin çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oynayabileceği rollere baktığımızda yedi temel fonksiyonun olduğu görülüyor: 1- Vatandaşların korunması, 2- İzleme ve hesap verebilirlik, 3- Savunuculuk ve kamusal iletişim, 4- Grup içi sosyalleşme ve barış kültürü, 5- Çatışmaya duyarlı toplumsal birliktelik, 6- Arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık, 7- Doğrudan hizmet sağlama. Ara buluculuk, izleme ve hesap verebilirlik gibi fonksiyonlar esasında çatışan aktörlere dönük çalışmalar iken, geriye kalan çalışmalar büyük oradan doğrudan topluma dönük faaliyetler. Hatta yukarıda sayılan fonksiyonların büyük oranda orta-düzeyde ve toplumsal-düzeyde yürütülen ilişkilenme, diyalog, müzakere ve helalleşme çalışmaları olduğu söylenebilir. Sivil toplum aktörleri çatışmaların sürdüğü bu dönemde, taraflar arası bir diyaloğu beklemeden doğrudan toplumsal alana hitaben yukarıdaki fonksiyonların birini ya da birkaçını birden gerçekleştirebilir.</p>
<blockquote><p>“‘Sivil toplum gettolarının’ iç muhalifleri bir araya gelebilirler. Yani kendi mahallesinden rahatsız olan, eleştirel perspektife sahip aktörler bir araya gelerek ortak işler yapabilirler.”</p></blockquote>
<p>Hem Türkiye genelinde hem de Kürt alanında sivil toplum aktörleri büyük oranda siyaset kurumuna angaje olmuş, hatta çoğu durumda siyaset kurumunun gölgesinde kalmış durumda. Bu kategorideki sivil toplum kuruluşlarından ziyade, herhangi bir siyasi partiye ya da gruba angaje olmamış, siyasete mesafeli durmuş sivil toplum aktörlerinin Kürt meselesi gibi toplumsal sorunlarla özellikle mikro ölçekte bağ kurmaları önem arz ediyor. Bu konuda ikinci olarak, farklı siyasi angajmanlara sahip sivil toplum aktörleri arasındaki diyaloğu ve iş birliğini geliştirici çalışmalar ön açıcı olabilir. İlgili aktörlerin “kendi siyasi mahallelerinden” çıktığı, farklı mahalledeki aktörlerle konuştuğu, karşılıklı anlama ve öğrenme süreçlerinin inşa edildiği deneyimler yol gösterici olabilir. Üçüncü olarak, “sivil toplum gettolarının” iç muhalifleri bir araya gelebilirler. Yani kendi mahallesinden rahatsız olan, eleştirel perspektife sahip aktörler bir araya gelerek ortak işler yapabilirler. Son olarak, “farklı siyasi mahallerde bulunan”, “farklı sivil gettolarda yaşayan” aktörler özellikle konu bazlı çalışmalarla ortaklık inşa edebilirler. Bugün Kürt meselesini doğrudan konuştuğunuz zaman bir araya gelemeyecek birçok aktör, çocuk hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, gelir adaletsizliği, eğitim, anadil, göç gibi konular etrafında bir araya gelebilirler. Bu konuları konuşmak Kürt meselesini de daha detaylı konuşmayı sağlayacaktır. Türkiye genelinde yaygın çalışmalarla çözüme dönük bir sivil hareket ortaya çıkmadıkça Kürt meselesi çatışan aktörlerin tercihlerine bağlı olarak bir seyir izleyecektir. Ben böylesi bir hareketin ortaya çıkışının zor ama mümkün olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Bugünlerde pek muhtemel değil ama iki aktörlü bir çözüm masasına dönüldüğünde sivil toplumun süreçte güçlü bir aktör olabilmesi için bugün ne yapmak gerekiyor?</strong></p>
<p>Şimdi olası bir çözüm sürecinde sivil toplumun güçlü bir aktör olarak süreçte yer alması için yukarıda özetlediğim alanlarda ciddi çalışmalar yapmış, birikim oluşturmuş bir sivil topluma ihtiyaç var. Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler.</p>
<p>İkinci olarak, bu sürecin bir hazırlık süreci olarak değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’deki sivil toplum aktörleri çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oldukça zayıf durumdalar. Bu konuda dikkate değer bir kapasite sorunu yaşanıyor. İnsan hakları ve toplumsal cinsiyet alanında önemli bir birikim oluşmuş durumda. Yine yukarıda saydığım yedi fonksiyon içerisinde izleme ve hesap verebilirlik ile savunuculuk ve kamusal iletişim alanında önemli bir kurumsal deneyim söz konusu. Ancak diğer beş alanda dikkate değer bir kurumsal kapasite sorunu yaşanıyor. Birçok yerde, farklı zaman ve mekanlarda bu tür devlet-içi kimlik temelli teritoryal çatışmalar yaşandı, yaşanıyor. Bu alanda önemli bir birikim oluşmuş durumda. Ancak Türkiye’deki STK camiasının örneğin bu alanlarda benzer deneyimler yaşamış STK’larla sınır-ötesi ilişkileri yok denecek kadar az. Bu alanda Türkçe ya da Kürtçe yazılmış metinler neredeyse hiç yok.</p>
<p>Özetle, sivil toplum aktörleri bu süreci olası bir müzakere süreci için bir hazırlık dönemi olarak değerlendirebilirler. Bir yandan toplumsal alanda çalışmalara odaklanırken, öte yandan çatışma çözümü ve barış inşası konusunda kurumsal bilgilerini ve tecrübelerini büyütebilirler.</p>
<p><strong>NOT:</strong> Barış Vakfı’nın “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunun Türkçe versiyonuna erişmek için <a href="http://www.barisvakfi.org/2017_turkce_rapor.pdf" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız…</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/">Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Irak’taki referandum krizinin sivil toplum örgütlerine etkileri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/10/iraktaki-referandum-krizinin-sivil-toplum-orgutlerine-etkileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Oct 2017 08:16:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Mesud Barzani]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[sınır tanımayan doktorlar]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum örgütleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19090</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yük taşımacılığına getirilen yasaklar, kontrol noktalarında artan gerilim… Sivil toplum örgütleri, Musul&#8217;un düşüşünden bu yana -zaten insani anlamda gergin olan bir bağlamda, Irak Kürdistan’ındaki bağımsızlık referandumu sonrası ortaya çıkan krizin ilk etkilerine maruz kalmaya başladı. Havaalanlarının kapatılması ilaç, teçhizat ve lojistik ekipman tedariki konusunda sıkıntılar yaratıyor Geçen cuma öğleden sonrası itibariyle yurtdışına sefer yapan uçaklar Kürdistan’ın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/10/iraktaki-referandum-krizinin-sivil-toplum-orgutlerine-etkileri/">Irak’taki referandum krizinin sivil toplum örgütlerine etkileri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yük taşımacılığına getirilen yasaklar, kontrol noktalarında artan gerilim… Sivil toplum örgütleri, Musul&#8217;un düşüşünden bu yana -zaten insani anlamda gergin olan bir bağlamda, Irak Kürdistan’ındaki bağımsızlık referandumu sonrası ortaya çıkan krizin ilk etkilerine maruz kalmaya başladı.</p>
<h4><strong>Havaalanlarının kapatılması ilaç, teçhizat ve lojistik ekipman tedariki konusunda sıkıntılar yaratıyor</strong></h4>
<p>Geçen cuma öğleden sonrası itibariyle yurtdışına sefer yapan uçaklar Kürdistan’ın başkenti Erbil ve Süleymaniye’yi terk etti. Bağdat, halkın ezici bir çoğunluğunun ‘evet’ dediği referandumu geçersiz kılmak için hava sahasını kapatmaya yönelik yaptırımlarda bulundu. Erbil havaalanı yönetimine göre yasaklar, insani, askeri ve diplomatik uçuşlara uygulanmasa dahi, bölgeye gelmek için ticari uçuşları kullanan STK çalışanlarını ciddi bir şekilde etkiledi.</p>
<p>Fransız Haber Ajansı’na (AFP) konuşan Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) Kuzey Irak Sorumlusu Malika Saïm, “Çalışanların (bölgeden) ne gelebildiklerine ne de çıkabildiklerine” dikkat çekiyor. Saïm, ayrıca “Bağdat-Erbil arasında insani yardım uçuklarını kullanmanın da zorlaştığını” sözlerine ekliyor. Saïm hava sahasının kapatılmasıyla geçen cuma, Bağdat üzerinden Erbil’e gelen kargoların iptal edildiğini üzüntüyle söylerken bunun ilaç, teçhizat ve lojistik ekipman tedariki konusunda sıkıntılar yarattığını vurguluyor.</p>
<h4><strong>&#8220;Irak Ordusu askerleri ve bazı milisler kontrol noktalarında hem sivil Kürtlere hem de insani yardım çalışanlarına hakaretlerde bulunuyor&#8221;</strong></h4>
<p>Action Contre la Faim’in (ACF) Ortadoğu Müdür Yardımcısı Eric de Guerpe ise, Irak Ordusu askerleri ve bazı milislerin kontrol noktalarında hem sivil Kürtlere hem de insani yardım çalışanlarına hakaretlerde bulunduğunu aktarıyor. Birçok insani yardım örgütü gibi ACF de, Kürdistanı, Kuzey Irak’taki faaliyetlerinin lojistik merkezi olarak kullanıyordu. De Guerpe, referandumdan önce Kürdistan üzerinden Musul’daki programa erişimin zorluğuna dikkat çekerek, bundan sonra işlerin nasıl yürüyeceği konusunda endişeli olduklarını dile getiriyor.</p>
<p>Yeryüzü Doktorları (Médecins du Monde- MDM) acil operasyonlar sorumlusu Marius Musca da, iki-üç günden bu yana Kürdistan ile Musul bölgesi arasındaki çalışanların etkinliklerini iptal etme kararı aldıklarını açıklıyor.</p>
<p><strong>‘Akut’ ihtiyaçlar</strong></p>
<p>MDM acil operasyonlar sorumlusu Musca “Kontrol noktalarında sorunları bekliyorduk ve yer değiştirmedik” derken, kliniklerin maksimum düzeyde olmasa da, yüzde 60-70 civarında açık kaldığını belirtiyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’ne (OCHA) göre insani ihtiyaçlar akut durumda. OCHA’nın rakamlarına göre sekiz ay süren mücadeleden sonra temmuz ayında kurtarılan Musul’da 700.000 kişi yerlerinden edildi. Ağustos ayında Musul’un istikrarı (BM henüz altyapının yeniden yapılandırılması, konut, eğitim sistemi, polis  vs. üstesinden gelmiş değil ) için en büyük meydan okuma nitelendirmesinde bulunan BM insani yardım koordinatörü Lisa Grande ise IŞİD’e karşı gerçekleşen operasyonlarda hâlâ on binlerce kişinin etkilediğine işaret ediyor</p>
<h4>&#8220;Kritik eşiğe yaklaşılıyor&#8221;</h4>
<p>OCHA güncel olarak ise &#8220;tüm tarafları sorumluluklarını üstlenmeye ve ihtiyaç sahiplerini engellenmeden insani yardım sağlamaya&#8221; çağırıyor.</p>
<p>MSF’den Malika Saïm sorunlarla şimdilik başedilebildiklerini fakat kısıtlı zaman sorunu olduklarını, kendi yapısal sorunlarının iki hafta içerisinde halledilememesi halinde kritik eşiğe yaklaşılacağının altını çiziyor. Sınır Tanımayan Doktorlar ise sorunsuz bir şekilde hizmetlerini üç ay süresince sürdürebilecekleri miktarda stoklara sahip olduklarını belirtirken, Marius Musca bu sürecin ötesine geçildiği takdirde, söz konusu örgütün faaliyetleri ve nihai olarak nüfus üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıyor.</p>
<h4>&#8220;Bağdat blöf yapıyor&#8221;</h4>
<p>Handicap International’in Irak program sorumlusu Thomas Hugonnier ise şimdilik bir kestirimde bulunmaktan uzakta. Hugonnier “Kuşkusuz bir risk var ama an itibariyle bu doğrulanmadı” derken yardım örgütünün sahada çalışmaya devam ettiğine işaret ediyor.</p>
<p>İsmini vermek istemeyen bir başka insani yardım görevlisi ise söz konusu ablukanın Bağdat yönetiminin bir blöfü olduğunu söylerken “İdari kısıtlamalar, faaliyet gösterilen tüm ülkelerde bulunabilir. Ve biz çok fazla sorun olmadan Musul krizini yaşadık halbuki durum Güney Sudan&#8217;da, Orta Afrika Cumhuriyeti&#8217;nde veya Yemen&#8217;de çok daha karışık” diyerek, yaşanan krizin aşılabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Söz konusu yazı Fransız <a href="http://www.lepoint.fr/monde/crise-au-kurdistan-irakien-premiers-impacts-pour-les-ong-30-09-2017-2160992_24.php#" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Le Point Dergisi</a>’nin internet edisyonundan çevrilmiştir.</p>
<p>Çeviren:<a href="https://www.sivilsayfalar.org/author/erdal/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> Erdal Aktaş</a></p>
<p>Ana görsel: © SAFIN HAMED AFP</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/10/iraktaki-referandum-krizinin-sivil-toplum-orgutlerine-etkileri/">Irak’taki referandum krizinin sivil toplum örgütlerine etkileri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>III. Kürt Kültür ve Sanat Günleri başlıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/05/iii-kurt-kultur-sanat-gunleri-basliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2017 09:55:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Amed Şehir Tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Kültür ve Sanat Günleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mezotopamya Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[MKM]]></category>
		<category><![CDATA[Rojhelat Project]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18962</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Mezotopamya Kültür Merkezi (MKM) tarafından bu yıl 3&#8217;üncüsü düzenlenecek olan Kürt Kültür ve Sanat Günleri, 25 Ekim Çarşamba günü İstanbul’da başlıyor Tiyatro gösterileri, konser, resim sergisi gibi sanatsal etkinliklerin yanı sıra 3. Kürt Kültür ve Sanat Günleri kapsamında film gösterimleri ve paneller gerçekleşecek. İstanbul Mezotopamya Kültür Merkezi (MKM) tarafından bu yıl 3.sü düzenlenecek olan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/05/iii-kurt-kultur-sanat-gunleri-basliyor/">III. Kürt Kültür ve Sanat Günleri başlıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Mezotopamya Kültür Merkezi (MKM) tarafından bu yıl 3&#8217;üncüsü düzenlenecek olan Kürt Kültür ve Sanat Günleri, 25 Ekim Çarşamba günü İstanbul’da başlıyor</p>
<p class="m_4407386580282064706gmail-MsoNoSpacing">Tiyatro gösterileri, konser, resim sergisi gibi sanatsal etkinliklerin yanı sıra 3. Kürt Kültür ve Sanat Günleri kapsamında film gösterimleri ve paneller gerçekleşecek.</p>
<p class="m_4407386580282064706gmail-MsoNoSpacing"><img decoding="async" src="https://bianet.org/resim/olcekle/83578/200/377" width="176" height="332" align="right" hspace="5" />İstanbul Mezotopamya Kültür Merkezi (MKM) tarafından bu yıl 3.sü düzenlenecek olan Kürt Kültür ve Sanat Günleri, 25 Ekim Çarşamba günü İstanbul’da başlıyor. Festivalin açılışı Çarşamba günü saat 13.30’da Murat Satılmış adlı bir mahpusun resimlerden oluşan sergi ile yapılacak. Beyoğlu’nda bulunan Cezayir Toplantı Salonu’nda yapılacak açılış etkinliğinden sonra yine aynı mekanda saat 14.00’te OHAL döneminde yürütülen Kürt kültür ve sanat çalışmaları ve kapatılan kültür sanat kurumlarının yaşadıkları zorlukların konuşulduğu bir panel düzenlenecek.</p>
<p class="m_4407386580282064706gmail-MsoNoSpacing">Aynı gün saat 20.30’da ise Şişli Kent Kültür Merkezi’nde “Türkçeleştirilmiş Kürtçe şarkılar”ın seslendirilmesi ile gündeme gelen ve MKM’li sanatçıların yürüttüğü Şahiya Stranan (Şarkıların Şöleni) adlı projenin konseri gerçekleşecek.</p>
<p class="m_4407386580282064706gmail-MsoNoSpacing"><strong>Rojhelat Project</strong></p>
<p class="m_4407386580282064706gmail-MsoNoSpacing">Festivalde etkinlikler Kenter Tiyatrosu ve Şişli Kent Kültür Merkezi dışında Su Gösteri Merkezi, Bostancı Gösteri Merkezi gibi mekanlarda seyirciyle buluşacak.</p>
<p class="m_4407386580282064706gmail-MsoNoSpacing">Festivalin dikkat çekici etkinliklerinden biri de İran Kürtleri’nin katılımıyla Kürtçe’nin Erdelanî, Lorî ve Kurmancî lehçelerinde şarkıların söyleneceği konser projesi. 27 Ekim Cuma günü saat 16.00’da Kenter Tiyatrosu’nda sahnelenecek olan bu projenin adı Rojhelat Project. Projede İran’ın Kürt kentleri olan Sinê’den Laya Tabibi, Shadi Gholami, Sharmin Zarneshan ve Sanandaj’dan Faraz Marofi ile Türkiye’den Kürt müzisyen Serhat Kural yer alıyor. Rojhelat Project konserinin ardından yine aynı yerde Mizgîn Tahîr ve Ayfer Düzdaş sahne alacak.</p>
<p>29 Ekim Pazar günü saat 20.00’de Teatra Jiyana Nû (Yeni Yaşam Tiyatrosu)’nun Kenter Tiyatrosu’nda sahneleyeceği yeni oyunu Bêrû (Yüzsüz) ile sona erecek olan 3. Kürt Kültür ve Sanat Günleri kapsamında ayrıca Amed Şehir Tiyatrosu’nun oyunları, yazar Selim Temo’nun “Üç Diasporada Kürt Edebiyatı” sunumu, yeni dönem Kürt müzisyenlerinin sahne alacağı bir konser seyirci ile buluşacak.</p>
<p>*<a href="https://bianet.org/system/uploads/1/files/attachments/000/001/981/original/Festival_Program.pdf?1507130116" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Festival programı için tıklayın.</a></p>
<p>Kaynak:<a href="https://bianet.org/bianet/sanat/190333-3-kurt-kultur-ve-sanat-gunleri-basliyor" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> Bianet</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/05/iii-kurt-kultur-sanat-gunleri-basliyor/">III. Kürt Kültür ve Sanat Günleri başlıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımsızlık Referandumuna Bildirili Destek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/20/bagimsizlik-referandumuna-bildirili-destek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Sep 2017 09:11:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsızlık Referandumu]]></category>
		<category><![CDATA[Barzani]]></category>
		<category><![CDATA[KBY]]></category>
		<category><![CDATA[Kürdistan Bölgesel Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Emin Aktar]]></category>
		<category><![CDATA[Rawest İnsani ve Siyasi Araştırmalar Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Vahap Coşkun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18537</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Kürtlerinin, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül’de yapmayı kararlaştırdığı Bağımsızlık Referandumu&#8217;na &#8216;nasıl baktığının&#8217; tartışıldığı bugünlerde, cevap bölgeden sivil toplum, iş dünyası, akademi ve edebiyat insanlarının yer aldığı farklı inanç, görüş ve mesleklerden  100 imzacının çağrıcı olduğu bildiri ile geldi. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY), geçen haziran ayında aldığı kararla 25 Eylül’de Bağımsızlık Referandumu yapacağını duyurmuştu. Bugüne [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/20/bagimsizlik-referandumuna-bildirili-destek/">Bağımsızlık Referandumuna Bildirili Destek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Kürtlerinin, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül’de yapmayı kararlaştırdığı Bağımsızlık Referandumu&#8217;na &#8216;nasıl baktığının&#8217; tartışıldığı bugünlerde, cevap bölgeden sivil toplum, iş dünyası, akademi ve edebiyat insanlarının yer aldığı farklı inanç, görüş ve mesleklerden  100 imzacının çağrıcı olduğu bildiri ile geldi.</strong><span id="more-19055"></span></p>
<p>Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY), geçen haziran ayında aldığı kararla 25 Eylül’de Bağımsızlık Referandumu yapacağını duyurmuştu. Bugüne kadar birçok ülkeden gelen referandumu erteleme taleplerini geri çeviren Mesud Barzani, ‘ikna edici bir alternatif’ olmadığı sürece sandığa gidileceğini açıkladı. KBY partilerinin tamamı bağımsızlığa onay verirken Goran ve Komel partileri de zamanlamayı önemli bir gerekçe göstererek referandumun ertelenmesini istiyor. Bu yıl Diyarbakır’da kurulan Rawest İnsani ve Siyasi Araştırmalar Merkezi, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül 2017’de yapacağı “Bağımsızlık Referandumu” için Erbil, Duhok, Süleymaniye ve Kerkük’te toplam 1.285 kişiyle yüz yüze görüşerek yaptığı kamuoyu yoklamasının sonuçlarını geçen hafta bir raporla açıkladı. Katılımcıların yüzde 45.8’i zamanlamanın doğru olmadığını düşünse de, referanduma katılacağını söyleyenlerin oranı yüzde 83.9. Türkmen ve Arapların tamamına yakını boykot edeceği için Kerkük’te &#8216;evet&#8217; oylarının yüksek çıkacağının vurgulandığı raporda, 5 Ağustos itibariyle bölgede yüzde 65.5 oranında olan bağımsızlığa desteğin, Gorran ve Komel gibi partilerin ‘hayır’ oyuna yakın olan tutumlarını esnetmeleri durumunda %77’ye çıkabileceği öngörülüyor.</p>
<p>Referandum kararının alındığı haziran ayından bu yana Türkiye ve İran gibi bölge ülkeleri de ABD ve İngiltere gibi batı ülkeleri de yüksek sesli reaksiyon göstermediler. Ancak referandumun yapılacağı tarih yaklaştıkça konu uluslararası gündemi daha çok meşgul etmeye başladı. Bugün artık sertleşen tepkilerle birlikte Türkiye siyasetinin de önemli bir gündemi haline gelen bağımsızlık referandumu, son günlerde siyaset ve medya camiasında “Türkiye Kürtleri bağımsızlık referandumuna nasıl bakıyor?” sorusu etrafında düşünülüp konuşuluyor. Bu soruya cevap olacak bir açıklama, bölgeden 100 imzacılı bir bildiri ile geldi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-18963 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/09/el-zewat-saya-bexda-kurd-w-serxwebn-by-referandm-ragihnin.jpg" alt="" width="280" height="158" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/el-zewat-saya-bexda-kurd-w-serxwebn-by-referandm-ragihnin.jpg 620w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/el-zewat-saya-bexda-kurd-w-serxwebn-by-referandm-ragihnin-610x344.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/el-zewat-saya-bexda-kurd-w-serxwebn-by-referandm-ragihnin-320x181.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 280px) 100vw, 280px" />Aralarında sivil toplum, iş dünyası, akademi ve edebiyat insanlarının yer aldığı farklı inanç, görüş ve mesleklerden 100 kişinin yayınladığı bağımsızlık referandumuna destek bildirisi şu şekilde:</p>
<p><em>“Birleşmiş Milletlerin 1966 tarihli İkiz Sözleşmelerinin müşterek 1. maddesine göre; “Bütün halklar, kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler. Bu hak uyarınca kendi siyasal statülerini serbestçe oluştururlar ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimlerini serbestçe sağlarlar.” </em></p>
<p><em>Kürdistan Bölgesel Yönetimi, bu hak doğrultusunda 25 Eylül 2017 tarihinde bir bağımsızlık referandumu yapma kararı almıştır. </em></p>
<p><em>Bizler aşağıda imzası bulunanlar<strong>*</strong>; </em></p>
<p><em>Kürdistan’ın bağımsızlık referandumunu, bir halkın demokratik ve meşru bir hakkını kullanması olarak görüyor ve destekliyoruz.</em></p>
<p><em>Uluslararası kuruluşları ve bağımsız heyetleri, referandum sürecini izlemeye davet ediyoruz.</em></p>
<p><em>Referandum  neticesinde ortaya çıkacak demokratik iradeye herkesin saygı duymasını istiyoruz.</em></p>
<p><em>Bağımsız bir Kürdistan’ın Ortadoğu’da barışa, güvenliğe ve istikrara katkı sağlayacağına inanıyoruz.</em></p>
<p><em>Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”</em></p>
<p>Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık referandumuna destek bildirisi imzacılarına Sivil Sayfalar olarak bölgeden referanduma yaklaşımları sorduk.</p>
<figure id="attachment_18543" aria-describedby="caption-attachment-18543" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18543 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/fft64_mf1191661-300x202.jpeg" alt="" width="300" height="202" /><figcaption id="caption-attachment-18543" class="wp-caption-text">Mehmet Emin Aktar</figcaption></figure>
<p><strong>Mehmet Emin Aktar (Avukat): </strong>Yaşadığımız coğrafya özellikle son iki yılda geleceğe ilişkin umudunu, heyecanını ve beklentisini yitirmiş durumdaydı. Toplumsal olay ve siyasal gelişmelere karşı sessizleşen toplum, haziran ayında alınan Bağımsızlık Referandumu kararına ilgi duymuştu. Ancak bu ilgi gerek siyaset kurumu ve gerekse sivil toplum tarafından yeterince gündemleştirilememişti. Bunun birçok nedeni olabilir. Ancak referandum tarihi yaklaştıkça birçok ülkeden referandumun ertelenmesi yönünde çağrılar yapılmaya başlanmış, ana akım Kürt siyasetini temsil iddiasında bulunan bir siyasal partinin “anlaşılmaz bir dilde” referandum karşıtlığını dile getirmesi üzerine toplumun gerçek bakışını ortaya çıkarma ihtiyacı kendini daha fazla göstermişti. Bu inançla farklı görüşte ve ayrı mesleklerde insanların ortak bir metin ile yapacakları bir açıklama ile toplumun bağımsızlık referandumuna genel bakışını ortaya çıkarma düşüncesi ortaya çıktı. Amaç Peşewa Qazi Mihemed’in vasiyetinde söylediği gibi &#8220;Biz gerçekleştiremiyorsak gerçekleştirene destek olmak, o da olmuyorsa engel olmamak.&#8221;</p>
<p><strong>Vahap Coşkun (Akademisyen): </strong>Referandumu tarihi bir dönüm noktası; Kürtlerin asgari yüzyıllık &#8220;bağımsız devlet&#8221; rüyasının gerçekleşmesi yolunda atılmış en ciddi adım. Kürdistan Bölgesel Yönetimi, bu hamlesini geri çevirmek veya bilinmeyen bir tarihe ertelemek için yapılan bütün telkinlere ve baskılara göğüs gerdi, referandumu yapma iradesinden taviz vermedi. Eğer beklenmedik bir facia ya da siyasi gelişme olmazsa, 25 Eylül’de Kürdistan’da sandık kurulacak.</p>
<figure id="attachment_16965" aria-describedby="caption-attachment-16965" style="width: 317px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-16965" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/273153Image1.jpg" alt="" width="317" height="197" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/273153Image1.jpg 460w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/273153Image1-320x199.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 317px) 100vw, 317px" /><figcaption id="caption-attachment-16965" class="wp-caption-text">Dcle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Vahap.Coşkun</figcaption></figure>
<p>Buradan bakınca, Türkiye’deki Kürtlerin kahir ekseriyetinin referandum kararının arkasında durduğunu görüyorum. Bilindiği üzere Türkiye’deki altı Kürt siyasi partisi bir araya gelerek “Bağımsızlık Referandumunu Destekleme İnisiyatifi” kurdular. Bu inisiyatif, kamuoyunda referanduma yönelik müspet bir algının oluşması için yaptığı çalışmalarının yanında, siyasi parti ve diplomatik temsilciliklerle de görüşmeler yapıyor. İnisiyatif oluşturan partilerin PKK’nin tavrına burada ayrıca değinmek gerekiyor. Bilindiği gibi PKK, referanduma karşı olduğunu açıkladı. Ancak bana göre, PKK tabanı PKK yönetiminden farklı bir noktada duruyor ve tabanın çok ağırlıklı bir kısmı 25 Eylül’ü destekliyor. Nitekim HDP’nin referandumun yanında aldığı pozisyon da, tabandaki bu desteğin bir sonucu olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde Goran ve Komel referandum aleyhtarı bir çizgideler. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu partiler de bağımsızlık fikrine ve bağımsız Kürdistan devletine karşı değiller. Onlar zamanlamanın ve şartların uygun olmadığını belirtiyorlar, bunun için referanduma &#8216;hayır&#8217; diyorlar. Tabi &#8216;hayır&#8217; tercihinin arkasında siyasi çekişmelerin de yattığı unutulmamalı.</p>
<p>Zannımca Kürdistan’daki seçmenler de referanduma kısır politik çatışmaların ötesinde bir anlam atfediyorlar. Mesela KDP’yi ya da Barzani’yi tasvip etmemeleri, bağımsızlık referanduma karşı oldukları anlamına gelmiyor. Bağımsızlığın oylandığı bir vasatta bir Kürdün elinin &#8216;hayır’a gitmesi çok zor. Bu sebeple, Goran ve Komel’de de tavan ile taban arasında, bağımsızlık oylaması noktasında bir ayrışmanın yaşanması beklenebilir. Parti yönetimleri &#8216;hayır&#8217; için çabalasa da, bu iki partinin seçmenlerinin önemli bir bölümünün &#8216;evet&#8217; yönünde bir irade ortaya koyacaklarını tahmin ediyorum.</p>
<figure id="attachment_18542" aria-describedby="caption-attachment-18542" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18542 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/29306-e1505884119325-300x253.jpg" alt="" width="300" height="253" /><figcaption id="caption-attachment-18542" class="wp-caption-text">Rauf Çiçek</figcaption></figure>
<p><strong>Rauf Çiçek (Avukat): </strong>Kürdistan bölgesi için, Rawest’in açıkladığı bağımsızlık referandumu anketinde çıkan oranlar yapılmış olduğu tarih olan 5 Ağustos itibariyle ele alındığında &#8216;evet&#8217; oranlarının yüksek olduğunu düşünüyorum. Zira referandum tarihinin yaklaşmasıyla şu andaki atmosferle birlikte değerlendirdiğimizde bu oranın  yüzde 80&#8217;lerin üstüne çıkacağına inanıyorum. Diyarbakır&#8217;da referandumun nasıl göründüğüne gelince Kürdistan bölgesinde yapılan bağımsızlık referandumun aslında Kürtlerin zihninde ve de aklının bir köşesinde her zaman olan bir düşünceye eylemsel olarak tekabül ettiğinden hissen ve aklen taraftardırlar.</p>
<p>Diyarbakır ve Türkiye içindeki Kürtler açısından her ne kadar bağımsızlık referandumu şartlar ve zemin açısından müsait değilse de Kürtlerin zihin dünyasında böyle bir referandumu gönülden  desteklediklerine inanıyorum.</p>
<p><strong> </strong></p>
<h4>* Bağımsızlık Referandumuna Destek Bildirisi İmzacıları:</h4>
<p>Abdulbaki Erdoğmuş, Abdullah Keskin, Abdurrahman Aslan, Adnan Güllüoğlu, Ahmet Faruk Ünsal, Ahmet Özmen, Ahmet Sayar, Ahmet Sevim, Alaattin Epözdemir, Ali Fuat Bucak, Arzu Yılmaz, Ayetullah Aşitî, Barış Yavuz, Bedrettin Karaboğa, Berivan Bingöl, Beşir Yılmaz, Bilal Medeni, Brusk Solduk, Burç Baysal, Emine Uçak, Erkan Azizoğlu, Eta Pektaş, Fahriye Adsay, Faruk Balıkçı, Fehim Işık, Ferda Cemiloğlu, Feridun Taş, Fikrî Amedî, Fuat Elçi, Fuat Önen, Gafur Türkay, Gülçin Avşar, Günay Aslan, Hamit Çakan, Hüseyin Kalkan, Hüseyin Sarıgül, Hüseyin Siyabend Aytemur, İbrahim Halil Küçük, İlyas Buzğan, İrfan Aktan, İrfan Burulday, Kadri Salaz, M. Xalid Sadînî, Mehmet Alkış, Mehmet Baykara, Mehmet Emin Aktar, Mehmet Kaya, Mehmet Rauf Çiçek, Mehmet Sanrı, Mehmet Vural, Mesut Yeğen, Muharrem Erbey, Murat Timur, Mustafa Özer, Mücahit Bilici, Müzeyyen Nergiz, Naif Bezwan, Nakşi Sayar, Necat Özdemir, Necdet İpekyüz, Nevin İl, Nurcan Baysal, Nurettin Elhüseyni, Nuşirevan Elçi, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Raci Bilici, Reha Ruhavioğlu, Reyhan Aktar, Reyhan Yalçındağ, Rojbin Tugan, Roşan Lezgin, Sabahattin Korkmaz, Sabih Ataç, Sabri Vesek, Sait Sever, Sedat Yurtdaş, Seher Akçınar Bayar, Seid Veroj, Selahattin Çoban, Selçuk Mızraklı, Selim Ölçer, Selim Temo, Sıtkı Zilan, Suat Bükün, Şahismail Bedirhanoğlu, Şehmus Ülek, Şemsettin Koç, Şerafettin Kaya, Şerif Derince, Talat İnanç, Tarık Ziya Ekinci,  Umamettin Yetiz, Ümit Fırat, Vahap Coşkun, Veli Encu, Yakup Aslan, Yaşar Abdulselamoğlu, Yüksel Avşar, Zahit Çiftkuran, Zozan Özgökçe.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/20/bagimsizlik-referandumuna-bildirili-destek/">Bağımsızlık Referandumuna Bildirili Destek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır&#8217;da Çocuklardan Savaşı Öğrenmek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/diyarbakirda-cocuklardan-savasi-ogrenmek/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/diyarbakirda-cocuklardan-savasi-ogrenmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 14:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ana dili]]></category>
		<category><![CDATA[Ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtçe]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16836</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıllardır sivil toplum içerisinde yer almaya, Kürt meselesi de dahil olmak üzere birçok konuda etkinliklere katılmaya, sözümü söylemeye, var olan sorun ve yanlışlara dair sözümü yükseltmeye çalışıyorum. *Ancak benim için hiçbir tecrübe geçen yıl öğretmenliğe başladığımda yaşadıklarım kadar vurucu ve dönüştürücü olmadı. Öğretmenliğim vesilesiyle iletişime geçtiğim çocuklarla yaşadıklarımdan kısa bir derleme yapmak istedim: “Öğretmenim biz [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/diyarbakirda-cocuklardan-savasi-ogrenmek/">Diyarbakır&#8217;da Çocuklardan Savaşı Öğrenmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır sivil toplum içerisinde yer almaya, Kürt meselesi de dahil olmak üzere birçok konuda etkinliklere katılmaya, sözümü söylemeye, var olan sorun ve yanlışlara dair sözümü yükseltmeye çalışıyorum. <strong>*</strong>Ancak benim için hiçbir tecrübe geçen yıl öğretmenliğe başladığımda yaşadıklarım kadar vurucu ve dönüştürücü olmadı. Öğretmenliğim vesilesiyle iletişime geçtiğim çocuklarla yaşadıklarımdan kısa bir derleme yapmak istedim:</p>
<p><strong>“Öğretmenim biz Türk değiliz, mutlu değiliz ?&#8221;</strong></p>
<p>İlk tecrübemi halihazırda öğretmenliğe ilk adımla yaşıyorum. Öğretmenliğimin ilk yılındayım ve öğrencilerim de henüz birinci sınıftalar. Hepimiz için yeni bir dünya. Çocuklar tek kelime Türkçe bilmiyor. Oysa ben onlara varlıkların birbirlerine göre durumlarını anlatmaya başlayacaktım. Öyle yapmıştım tüm planları. Başladım her şeyi okula taşımaya. Bu elma, bu toka, bu kitap, bu karpuz, bu boş bardak, ‘hayır!’ o dolu bardak. Kasım ayına gelmeden başladılar ‘çat pat’  Türkçe konuşmaya. Konuşmaya başlayan öğrencilerimden biri &#8221; Öğretmenim, biz Türk değiliz, mutlu değiliz?&#8221;  diye sordu bana.</p>
<p><span id="more-16836"></span></p>
<p>Soruda soru eki yok. Anlamaya çalışıp afalladım. İzahı olmayan bir soru sormuştu. Oradaki devlet bendim. Çocuğun devletle ilk karşılaşması bendim ve devlet olarak ilk fireyi vermiştim. Oysa Türk olmayan ben, o yaşlarda varlığımı Türk varlığına armağan ediyordum. Günler geçmeye başladıkça benim sancılarım artıyordu. Cevapsız sorular çoğalıyor, ben yani devlet küçülüyor, silikleşiyordu.</p>
<p><strong>&#8220;Öğretmenim ben bir şarkı söyleyeceğim ama siz kızacaksınız &#8220;</strong></p>
<p>Kendi ilkokul yıllarımdaki müzik derslerinden hatırladığım bir söz vardı: Halk yöresinde bildiği şarkılar söyler. Bu söz,  halk ve konuşulan dilin devamlılık içinde ayrılmaz yapısını da ifade ediyor.  Bir gün müzik dersinde öğrencim, “Öğretmenim, ben bir şarkı söyleyeceğim ama siz kızacaksınız” dedi. Çünkü şarkı Kürtçe&#8217;ydi. Şarkıyı söyledi ama ekleme yapmayı da ihmal etmedi: Öğretmenim devlet gelince söylemeyeceğim değil mi?</p>
<p>Çocukları dilinden, mahallesinden, dedesiyle anılarından, tekerlemelerinden, türkülerinden kopardık. Kendilerini tanımaya başladıkları ilk andan itibaren kısıtladık. Okulda başka, sokakta başka çocuklar oldular. İçlerinde hep bir söyleyememişlik, hep bir yarım kalmışlık…</p>
<p><strong>&#8220;Bunlar Kürtler uzaktan bakıyorlar&#8221;</strong></p>
<p>Bir tecrübemi de resim dersinden aktarayım<strong>. </strong>Sınıfta 23 Nisan etkinlikleri için resim yapıyorduk. Resim yaparken  öğrencilerime “yaptığınız resimleri anlatın” diyordum. Öğrencilerimden birinin yaptığı bir resim dikkatimi çekti: Resmin merkezin bir yerde oynayan bir sürü çocuk, kâğıdın öbür köşesinde ise onlardan ayrı üç beş çocuk. Öğrencime bu nedir diye sorduğumda: Öğretmenim bunlar Türklerdir. Kendilerine oynuyorlar (Kendilerine Kürtçe bir kelimedir)<strong>.</strong> Bunlar da Kürtlerdir. Türkler dövmüş onları kendilerine uzaktan bakıyorlar. <strong> </strong>Ben, yani devlet daha ilk bayramda oyun dışı bırakmıştım çocukları.</p>
<p>Yıllar geçti sonra Türkçe kitabında &#8220;Eskici ile Hasan&#8217;ı&#8221; okuduk çocuklarla. İstanbul&#8217;dan koparılan, Arabistan&#8217;a akrabasına gönderilen küçük Hasan&#8217;ın hikayesi. Hikayenin teması “Hasan Türkçeyi unutmasındı, dil önemliydi ve korunsundu”. Bunları söylerken artık ben yani devlet, karanlıktım. Söylediklerimin altında eziliyordum. Hiç bilmediği bir dilin muhafazası için onu mücadeleye zorlarken, kendi dilini büyük bir zevkle unutturuyor, konuşturmuyor, cezalandırıyordum. Ve anlıyorlardı. Oysa küçücük çocukların oyundan başka hiçbir şeyi bilmemesi gerekirdi…</p>
<p>Anlattıklarım şahitlik yaptığım  hikayelerden yalnızca bir kaçı&#8230; Elektrik yok, su  yok, öğretmenden başka devlet yok. Köydeki tek devlet öğretmen. O da, ondan olmadığı biri gibi davranmasını istiyor, zorluyor.</p>
<p>Tüm bu hikaye ve anekdotlardan yola çıkarak söyleyebiliriz ki: Bölgenin çocukları, ülkenin herhangi bir yerindeki çocuklardan çok erken büyüyor, politize oluyor, sorgulamaya çok erken yaşta başlıyor, sonucunda kimlik sıkıntıları çekiyor, doğuştan kazandığı annesinin ak sütü gibi helal olan &#8220;dil&#8221; i haram olarak görülüyor, aklımda bir ayet yankılanıyor: Renkleriniz ve dilleriniz Allah&#8217;ın ayetleridir.</p>
<p>Yaptığımız tüm işlerde, geleceğe yönelik, barışa yönelik tüm planlarımızda burada bahsi geçen çocukları da göz önüne almamız, onların savaşa sıkışan, örselenen hayal güçlerini de dikkate aldığımız bir barış çağrısında bulunmamız önemini her zaman koruyor.</p>
<p>*Yazarının talebi uyarınca kendisinin ismi belirtilmemiştir.</p>
<p>**Ana görsel <a href="http://www.haber7.com/guncel/haber/1080824-bir-zamanlar-doguda-ne-mutlu-turkum" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Haber 7 </a>sitesinden alınmıştır. 90&#8217;lı yıllara ait olduğu tahmin edilen fotoğrafta üniformalı askerler, çocuklara  (muhtemelen Kürt asıllı)  Mustafa Kemal Atatürk&#8217;e ait &#8220;Ne mutlu Türküm&#8221; diyene ifadesini yazmayı &#8216;öğretiyor&#8217;.</p>
<p><em>Bu yazı Sivil Sayfalar, Reçel Blog, Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği ve İsveç Baş Konsolosluğu ortaklığında gerçekleştirilen Sivil Toplum Haberciliği Kadın Odaklı Kuruluşlarla Haber Atölyesi kapsamında yazılmış ve yayına alınmıştır.</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/diyarbakirda-cocuklardan-savasi-ogrenmek/">Diyarbakır&#8217;da Çocuklardan Savaşı Öğrenmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/diyarbakirda-cocuklardan-savasi-ogrenmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MAZLUMDER&#8217;den Kürt işçilere saldırı raporu: Siyasetin ötekileştirici dili tehlikeli noktalara ulaştı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/01/mazlumderden-kurt-iscilere-saldiri-raporu-siyasetin-otekilestirici-dili-tehlikeli-noktalara-ulasti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2017 13:56:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Nallıhan]]></category>
		<category><![CDATA[nefret suçu]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16379</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nallıhan&#8217;da 11 Haziran&#8217;da Kürt işçilere yönelik ırkçı saldırıyla ilgili MAZLUMDER raporu açıklandı: Saldıranları herkes biliyor ama savcı &#8216;bulamıyor.&#8217; MAZLUMDER Ankara Şubesi&#8217;nin raporuna göre 11 Haziran günü Nallıhan&#8217;da Kürt inşaat işçilerine yönelik ırkçı saldırı, Ülkü Ocakları Başkanı’nında aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişilik bir grup tarafından gerçekleştirildi. Aralarında Beypazarı’ndan gelenlerin de bulunduğu belirtilen grup Kürt işçilerinden birisini [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/01/mazlumderden-kurt-iscilere-saldiri-raporu-siyasetin-otekilestirici-dili-tehlikeli-noktalara-ulasti/">MAZLUMDER&#8217;den Kürt işçilere saldırı raporu: Siyasetin ötekileştirici dili tehlikeli noktalara ulaştı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nallıhan&#8217;da 11 Haziran&#8217;da Kürt işçilere yönelik ırkçı saldırıyla ilgili MAZLUMDER raporu açıklandı: Saldıranları herkes biliyor ama savcı &#8216;bulamıyor.&#8217;</strong></p>
<p>MAZLUMDER Ankara Şubesi&#8217;nin raporuna göre 11 Haziran günü Nallıhan&#8217;da Kürt inşaat işçilerine yönelik ırkçı saldırı, Ülkü Ocakları Başkanı’nında aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişilik bir grup tarafından gerçekleştirildi. Aralarında Beypazarı’ndan gelenlerin de bulunduğu belirtilen grup Kürt işçilerinden birisini inşaatın balkonundan attı, diğer işçilere de zorla bozkurt işareti yaptırdı. İşçilerin anlatımına göre polis izlemekle yetindi. Saldırıyı soruşturan Cumhuriyet Savcısı ise linç girişiminin olduğu tarihte ilçede MOBESE&#8217;lerin kurulumu bitmediği için failleri bulmakta güçlük çektiklerini ileri sürdü.</p>
<p>Ankara&#8217;nın Nallıhan ilçesinde, 11 Haziran 2017 tarihinde, TOKİ inşaatında çalışan çoğu Bingöllü Kürt işçileri, yaklaşık 100 kişilik ırkçı grubun saldırısına uğramıştı. Saldırı sonrasında yaralanan 9 işçi, hastanede tedavilerinin ardından memleketlerine gönderilmişti.</p>
<p><strong>Yardım ettiler, lince uğradılar</strong></p>
<p>MAZLUMDER Ankara Şubesi,  işçilere yönelik bu saldırıyı araştırarak rapor hazırladı. Rapora göre inşaatta çalışan Kürt işçiler ilçede yaşayan akli dengesi yerinde olmadığı belirtilen bir vatandaşa yardım ediyor, ona yemek veriyordu. Akli dengesi yerinde olmadığı iddia edilen bu kişi ise işçiler kendisine yardım ettiği için, ilçe merkezine gittiğinde çevredekilere “Yaşasın Kürtler, Kürtler karnımı doyuruyor” diyordu. Bu kişinin sözlerini dayanak yapan kimi çevreler ilçede “inşaatta bölücü propaganda yapılıyor” dedikodusu yaymaya başlandı.</p>
<p>11 Haziran günü ise Nallıhan ilçesine komşu Beypazarı ilçesinde çatışmada ölen bir askerin cenaze defin töreni vardı. Bu törene Ülkü Ocakları Başkanı ve ülkücüler de katıldı. Törenin akşamı ise Beypazarı&#8217;nda ve Nallıhan&#8217;da yaşayan ve sayılarının 100 kadar olduğu belirtilen ırkçı grup işçilerin çalıştığı inşaatı bastı. Grup inşaatın Rizeli şantiye şefini &#8220;Neden bunları burada çalıştırıyorsunuz&#8221; diyerek darp ederken, Kürt işçileri de linç etmeye kalkıştı.</p>
<div class="ilgili_haber"></div>
<p><strong>Polis müdahale etmedi </strong></p>
<p>Grubun saldırısına maruz kalan ve daha sonra memleketine gönderilen işçi Y.K. , ırkçı grubun hakaretler, küfürler yağdırarak bulundukları inşaata geldiklerini, kendilerine “Siz burada Kürdistan sloganları atıyorsunuz” diyerek  saldırdıklarını söyledi. Grubun ellinden kurtulmak için saklandıklarını belirten Y.K., polisin kendilerine yardım etmediğini vurgulayarak, “Devriye atan iki polis, şans eseri denk geldi. Olanlara hiç bir müdahale etmediler. Karakolu aradık. Göndereceğiz dediler, ama kimse gelmedi” dedi.</p>
<p><strong>Öldü zannedip bıraktılar </strong></p>
<p>Saklandıkları yere saldırgan grubun geldiğinde saldırının şiddetinin arttığını ifade eden Y.K., canlarına kast edildiğini şöyle anlattı: “Bulunduğumuz odanın kilidini kırıp içeri girdiler. Balkona da gelip küfür edip sorgusuz, sualsiz ellerindeki cop ve demir çubuklarla dövmeye başladılar. Beni balkonda dövüp aşağı attılar. Binanın ön tarafı üç kat oluyor arka tarafı iki kat. Ben arka tarafa düştüm, diğer arkadaşlarımı döve döve aşağı indirdiler. A. adlı arkadaşım kafasından darbedildi. orada bayıldı ve öldü zannedip bıraktılar. Sonra bizi o meydanda öldürürcesine ellerindeki aletlerle dövdüler sonra o halimizle yerden kaldırıp, bozkurt işareti yaptırıp İstiklal marşı okuttular ve bayrak astılar. Yanlış anlamayın, ben ülkemi ve bayrağımı seviyorum ama onlar bizi vatan haini ilan ederek, bu hale getirdiler. ”</p>
<p><strong>Mobese yokmuş</strong></p>
<p>Nallıhan Belediye Başkanı İsmail Öntaş, Mazlum- Der yetkilileriyle yaptığı görüşmede, “Olay çok yanlış ve kabul edilemez. Nallıhan&#8217;da etnik temelli böyle bir olayın ilk kez yaşandı. Beypazarı&#8217;ndan ciddi bir katılımla bu olay gerçekleşti” dedi. Olayı araştıran Cumhuriyet Savcısı Abdulaziz Arslan ise saldırıya müdahalelerinin gecikme nedeninin TOKİ şantiyesinin Nallıhan merkezinden biraz uzak olmasına bağlayarak, “Polis olay yerine ulaştığında işin boyutu fark edildi. Jandarmadan destek istendi ancak bu süreçler zarfında olayı çıkaranlar olay yerinden uzaklaştı. Olay gece gerçekleşmesi nedeniyle faillerin teşhisi güçleşti. Nallıhan&#8217;da MOBESE sisteminin daha kurulmakta, kamera kayıtları bu yüzden bulunmadı” dedi. Savcı Arslan, saldırganlarla ilgili soruşturmanın devam ettiği bilgisini verdi.</p>
<p><strong>&#8220;Olayın üstü kapatılmasın&#8221;</strong></p>
<p>Şantiyede çalışan ve ismini vermek istemeyen Nallıhanlı bir işçi, ırkçı saldırıyla ilgili şunları söyledi: “Bu yapılan zulümdür. Eğer failler bulunup gerekli cezalar verilmese bu Nallıhan için hiç iyi olmaz. Çünkü bu teşvik edici olur. Ülkü Ocağı Başkanı üzerinden gidilerek faillere ulaşılabilir fakat o da serbest bırakılmış durumda. Bu işçiler vatanına devletine bağlı insanlardı. İnançlı kişilerdi. İkinci kattan aşağı atılan işçi elinde Kur&#8217;anla aşağı atılmış. Bizler oruç tutmazken bu işçiler oruç tutup bizi de tutmaya teşvik ediyorlardı. Biz bu işçilerden yanlış bir ifade duymadık. Yazık oldu. İnşallah olayın üstü kapatılmaz.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;&#8216;Size aş verdik&#8217; demeleri ağrımıza gitti&#8221; </strong></p>
<p>Saldırıya uğrayan işçi H.C. ise saldırgan grubun kendilerini darbettikten sonra işçilere İstiklal Marşı okuttuğunu dile getirerek, “İstiklal Marşı okuttular. Medyaya da söyledim; bayrağımla marşımla sorunum yok, ülkemi seven birisiyim; ama orada çok ağırımıza gitti. Bozkurt işareti yapıp İstiklal Marşı okutmaları, &#8216;biz size aş verdik siz içine ettiniz&#8217; demeleri! &#8216;Defolup gidin buralardan ülkemizden&#8217; demeleri” diye yaşadığı duyguyu anlattı.</p>
<p>&#8220;Ayrımcı dile dikkat&#8221;</p>
<p>MAZLUMDER&#8217;in ırkçı saldırıyla ilgili tespit ve önerileri de raporda yer aldı. Dernek,olaylara karışan kişilerin tespit edilip, yargı önüne çıkarılması, polisin saldırıya müdahalede geç ve yetersiz kalmasının araştırılması gerektiğini belirtirken, zarar gören işçilerin zararlarının tazmin edilmesi çağrısı yaptı.<br />
Siyasetin ötekileştirici dilinin toplumsal yansımalarının tehlikeli noktalara vardığına dikkat çeken MAZLUMDER, hem siyaset hem de eğitim kurumları vasıtasıyla Türkiye&#8217;nin tek etnik köken, tek din, tek dil, tek mezhepli bir toplum olmadığının, farklılıkların bulunduğunun sıklıkla ifade edilmesi gerektiğini vurguladı. Raporda, “bölünme, parçalanma gibi tehlike algıları bu tür şiddet olaylarına sebep oluyorsa, esas bölünmenin ötekileştirmekle, şiddetle olacağının siyaset, bürokrasi, basın-medya ve sivil toplum örgütleri tarafından işlenmeli” ifadesi yer aldı.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.evrensel.net/haber/325137/kurt-iscilere-saldiri-raporu-savci-bulamiyoruz-diyor" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Evrensel</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/01/mazlumderden-kurt-iscilere-saldiri-raporu-siyasetin-otekilestirici-dili-tehlikeli-noktalara-ulasti/">MAZLUMDER&#8217;den Kürt işçilere saldırı raporu: Siyasetin ötekileştirici dili tehlikeli noktalara ulaştı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Çiçek: Kürt meselesinin adem-i merkeziyet üzerinden çözümü hâlâ mümkün</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 May 2017 15:45:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe Teşebbüsü]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[KCK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Selahattin Demirtaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14094</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Bölgedeki Kürtlük tek başına kültürel kimlik değil, ondan öte bir politik kimlik. Bu politik kimliğin çekirdeğini de bedel oluşturuyor. Bu bedeli de  dört metafor üzerinden tanımlıyorum: dağ, mezar, sürgün ve zindan. İnsanlar ana akım Kürt hareketiyle, bu dört metafor üzerinden ilişki kuruyorlar. Sadece sayısal olarak baktığımızda dahi çatışma sürecine dahil olmuş, öznesi olmuş, nesnesi olmuş [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/">Cuma Çiçek: Kürt meselesinin adem-i merkeziyet üzerinden çözümü hâlâ mümkün</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Bölgedeki Kürtlük tek başına kültürel kimlik değil, ondan öte bir politik kimlik. Bu politik kimliğin çekirdeğini de bedel oluşturuyor. Bu bedeli de  dört metafor üzerinden tanımlıyorum: dağ, mezar, sürgün ve zindan. İnsanlar ana akım Kürt hareketiyle, bu dört metafor üzerinden ilişki kuruyorlar. Sadece sayısal olarak baktığımızda dahi çatışma sürecine dahil olmuş, öznesi olmuş, nesnesi olmuş çok geniş bir kitleden bahsediyoruz. İnsanlar kendi çocuklarının dönemediği, cezaevinden çıkamadığı, yurt dışından dönemediği bir siyasal çözüm içerisinde bence bir barışa, huzura kavuşamayacak.”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>16 Nisan referandumu hakkında itiraz ve şaibe iddiaları sürerken YSK’nın açıkladığı resmi sonuçlar resmi gazetede yayımlandı. Bu referandumla birlikte Kürt bölgeleri, tartışmaların merkezine taşındı. AK Parti’nin referandum sürecinde MHP ile sıkı bir ittifak yapmasına rağmen Kürt bölgelerinde oylarını artırması, anayasal değişikliğin toplumun yarısına yakını tarafından benimsenmemesi, daha da merkezileşmesi beklenen karar alma mekanizması karşısında sivil toplumun nasıl bir imtihan vereceği gibi konular, bölgede de birçok siyasi tartışmanın gündemini oluşturuyor. Bu konuların yanında 15 Temmuz&#8217;dan bu yana yaşanan yapısal değişikliklerin sebebi ve muhtemel sonuçları ile Kürt meselesinde bozulan çözüm sürecinin nedenlerini ve yeni bir süreç ihtimalini Cuma Çiçek ile konuştuk.</p>
<p>Ocak ayında yayınlanan 679 sayılı OHAL KHK’sı ile Mardin Artuklu Üniversitesi’nden ihraç edilen Cuma Çiçek çeşitli dergiler için Kürt meselesi, Kürt islamcılığı, dil politikaları, yönetim modelleri gibi konularda makaleler kaleme almış ve 2015 yılında &#8220;Ulus, Din, Sınıf: Türkiye’de Kürt Mutabakatının İnşası&#8221; adlı kitabı yayınlanmış bir akademisyen olarak çalışmalarına Barış Vakfı ile Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) gibi sivil toplum kuruluşları bünyesinde devam etmektedir.</p>
<p><strong> </strong><strong>Referandumla ilgili değerlendirmelere girmeden önce biraz geriden bir soru ile başlamak istiyorum. Görebildiğim kadarıyla meclis karar alma mekanizmasıydı daha çok ve mecliste MHP, HDP’nin daha gerisinde bir role sahipti. 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte MHP karar alma mekanizmasını merkezileştirirse ve kendine benzetirse o mekanizmaya daha çok etki edebileceğini gördü ve böyle bir sürece girişti sanki. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>MHP rakamsal olarak meclisteki dördüncü parti ama son dönemde olan bitene baktığımızda siyaset alanını dizayn etme anlamında en etkin parti MHP. Çünkü Türkiye’deki ana siyasi aktörü kendisine benzetti; yani onun siyasal söylemini, önerdiği paketin içeriğini belirleyen aktör oldu, siyaset sahnesini nerdeyse dizayn eden temel aktöre dönüştü. Burada dert, karar mekanizmasını merkezileştirmek miydi? Böyle bir olgu var, bu çok açık, ama bunu düşünerek mi yaptı çok emin değilim. MHP açısından şöyle bir plan var bence: Bir, zaten ciddi bir kriz yaşıyordu. Bu krizi aştı ve mevcut tercihiyle AK Parti’ye kendi rengini verdiği bir paket olanağı sunarak kendi krizini aştı. İki, AK Parti gibi bir hükümetin kendisine vereceği destek üzerinden onun bütün söylemini, siyasetini belirledi. MHP’nin tek başına hükümet olamayacağının farkında. Şunu düşündü: Yasama açısından, başkanlık rejimi olması durumunda zaten parlamentodaki vekil sayısını üç aşağı beş yukarı koruyacak. Yürütme açısından, eskiden partiler ve meclis üzerinden bir koalisyon yapılıyordu. Sanırım daha çok devlet üzerinden, seçim dışı mekanizmalarla AK Parti ile pazarlık yapıp bir koalisyon hesabı yaptı. “Görünür siyasi aktörler gibi değil ama kapı arkasında yine bir koalisyon ortağı olurum, bu anlamda gücümü korurum” dedi. Yasama organında yine gücümü korurum yüzde 10-11 oyumu alırım ama öte yanda da Türkiye’nin bütün siyasal sürecin ana belirleyici aktörü olurum diye düşündü.</p>
<p><strong>Darbe girişimiyle bugüne kadar şöyle genel bir kanı vardı; devlet darbe girişimiyle birlikte zayıfladı fakat bu zayıflığı örtmek için sertleşti ve güçlü görünmeye çalıştı. Buna katılır mısınız?</strong></p>
<figure id="attachment_14116" aria-describedby="caption-attachment-14116" style="width: 340px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14116" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086.jpg" alt="" width="340" height="191" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 340px) 100vw, 340px" /><figcaption id="caption-attachment-14116" class="wp-caption-text">Cuma Çiçek</figcaption></figure>
<p>Burada temel soru şudur: Devletin güç kaynağı nedir? Antonio Gramsci örneğin ‘hegemonya + zor’ der. Hegemonya devletin sivil toplum alanında rıza üretme kapasitesi; “zor” ise bildiğimiz kaba kuvvet (asker, polis, cezaevleri gibi) araçlarıdır. Fransız düşünür Pierre Bourdieu devletin kullandığı zorda da bir rıza olduğunu, bu rıza olmadan devletin zoru kullanmayacağını ileri sürer. Devletler rıza üretme kapasitesiyle şiddet üretme kapasitesinin dengesinden oluşur. Rıza daha merkezdeyse daha güçlüyse daha demokratik, katılımcı bir devlet ortaya çıkar. Zor ve şiddet daha merkezdeyse otoriter, totaliter rejimler ortaya çıkar. Sorunuza gelecek olursam devletin şiddet kapasitesinin bu kadar merkezi olmasını tersinden okursak rıza üretme becerisinin zayıflaması olarak okuyabiliriz. Şöyle bir analizim var olan bitenlere dair; 2010 anayasa referandumundan bu yana bir devlet kriziyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum; yani Ankara’da bir kriz var. Bu krizin bence üç ana ekseni var. <strong>Birincisi;</strong> 2010 anayasa referandumundan sonra AK Parti ya da temsil etmiş olduğu siyasal islam, geleneksel Kemalist devlet elitini büyük anlamda marjinalize etti, bu konuda kritik eşiği aştı. 2010’dan bu yana CHP tarafından temsil edilen Kemalist elitlerle siyasal islamcı gelenekten gelen elitler ve temsil ettikleri toplumsal gruplar arasındaki çatışma derinleşti. Bence birinci kırılma buydu ve bu ciddi bir kriz yarattı ve bu kriz hala devam ediyor. <strong>İkincisi;</strong> 2011-2012’de dershane krizi ile ortaya çıkan şey, siyasal islamın iki kanadı arasındaki bir krizdi. O da şu: Aslına baktığınızda AK Parti’nin başarısını mümkün kılan şey, 2002 öncesinde bir araya gelememiş iki İslamcı hareketin ittifakıydı. Biri Gülen hareketiydi; sosyal alanda, akademide, ekonomide, medyada örgütlenmiş, hatta darbeden sonra gördüğümüz gibi askeri ve sivil bürokrasi içinde de ciddi olarak örgütlenmiş bir Gülen Hareketi vardı. Bir de Milli Görüş hareketinin 1970’lerden bu yana daha çok siyasi partiler üzerinden örgütlendiği bir hareket vardı. Bunlar AK Parti’ye kadar birbirine soğuk iki hareketti ama 2002’den sonra ittifak kurdular ve bu ittifak sayesinde AK Parti, Kemalist elitleri marjinalize edip iktidar olabildi. Ancak 2010’da kritik eşiğin aşılmasından sonra derin bir çatışma başladı. Tam da bu krizler devam ederken Suriye’de bir <strong>üçüncü</strong> çatışma alanı doğdu. Suriye’de, PKK’nin kardeş örgütü PYD liderliğinde bir ‘de facto’ yönetimin oluşmasıyla birlikte Türkiye, birdenbire İran’dan Hatay’a kadar, bir ihtimal Akdeniz’e kadar siyasal olarak bütünleşik olmasa da coğrafik olarak bütünleşik bir Kürdistan ihtimali ile karşı karşıya kaldı. Özellikle 2015 Haziranı’nda Tel-Ebyad’ın YPG’nin kontrolüne geçmesiyle birlikte Cizir ve Kobanî kantonları birleşti ve bunların Efrîn ile birleşme ihtimali ortaya çıktı. Bu ihtimal, devletin aslında çok da hazırlıklı olmadığı ve ciddi bir kriz içindeyken karşı karşıya kaldığı büyük bir çatışma alanıydı. Ben şahsen 15 Temmuz’u da 16 Nisan’ı da bu üç eksende derinleşen devlet krizinin parçaları ya da durakları olarak okuyorum.</p>
<p><strong>16 Nisan’dan sonra bu kriz aşıldı mı peki?</strong></p>
<p>Üç sebepten dolayı aşılmadı. Birincisi; Kürt/Kürdistan meselesinde Ankara’nın ne yapacağı çok belirgin değil. İkincisi; sert bir kutuplaşma üzerinden kampanyalar yürütüldü ve bu seçim sonucuna yansıdı. Yüzde 49’a yüzde 51 şeklinde bir tablo var. Bu tablo çok bariz bir şekilde ayrılmış iki toplumsal kesimin olduğunu ortaya koyuyor. Toplumdaki bu yarılmayı devletteki yarılmanın bir yansıması olarak okunması gerekir. Üçüncü olarak da siyasal islamın krizi de devam ediyor. Türkiye’de üç ana blok olduğu söylenebilir; biri CHP’nin temsil ettiği seküler-muhafazakâr milliyetçi blok, biri HDP’nin temsil ettiği sol popülist Kürt bloğu ve üçüncüsü de Ak Parti ile MHP’nin temsil ettiği islamcı-muhafazakâr milliyetçi blok. İslamcı muhafazakâr bloğun iki kanadının biri diğeri tarafından çok sert bir şekilde bertaraf edildi. Kısa vadede AK Parti’nin güçlenmesi ve cemaatin ortadan kaldırılması olarak okunabilir ama daha geniş bir tablodan baktığımızda ana akım islamcı-muhafazakâr blok, bir kanadının elli yıllık birikimini yerle bir etti. Bu elli yıllık birikimin yerini doldurmak, insani kaynak olarak da kurumsal birikim olarak da kolay değil. Bu üç sebepten dolayı bu devlet krizinin hala devam ettiğini düşünüyorum. Kısa vadede bunun aşılacağının emaresi yok. Belki 2019 seçimlerine kadar bu devam edecek.</p>
<h4><strong>“2019 seçimlerinde bile artık AK Parti ve Erdoğan’ın kazanacağı kesin değil”</strong></h4>
<p><strong>Ülkede demokratik yollarla bir şeylerin değişeceğine dair umudu giderek azalan bir kitle var ve özellikle batı yakasında son aylarda hareketliliğin, protestoların arttığını görüyoruz. Bahsettiğiniz krizin devam etmesi halinde bu durumda nasıl bir gelecek öngörebiliriz?</strong></p>
<p>Devlet krizinin bir boyutu da kurumsal yapıların çöküşüdür. Türkiye’de şu anda ciddi bir kurumsal çöküşle karşı karşıyayız. Bunun en görünür yüzü son bir yıldır ortadan kaldırılmış olan hukuk sahasıdır. Demokrasinin asgari şartı seçimlerdir. Yani yönetimin seçimle değişebildiği ülkeler demokratik ülkelerdir. Ama bugün adil seçimi mümkün kılabilecek kurumsal yapılar şu an ciddi bir şaibe altında, YSK vakası örneğin (YSK’nın mühürsüz zarf ve pusulaları geçerli sayması). Demokratik sisteme olan güven azaldıkça ‘bu iş seçimle olmuyor, hileler yapılıyor, OHAL gibi bütün hakların sınırlandığı bir ortam içerisinde seçimlere götürülüyor, şu an demokratik olarak rekabet etme ortamımız yok’ düşüncesinin güçlendiği bir zeminle karşı karşıyayız. Türkiye’de seçimler üzerinden yönetime gelme ihtimalinin olduğunu gösterilemezse bu risk muhtemelen artacaktır.</p>
<p>AK Parti’nin referandumdan ana derdi, 1950’den bu yana seçmen profilinin yüzde 65-70 oranında olan islamcı-muhafazakâr kesiminin desteğiyle yürütmeyi birkaç dönem garanti altına almaktı. Bütün muhalif medya kapatıldı, akademisyenler işinden oldu, susmaya zorlandı, medya susturuldu. Bütün devlet kanallarının “evet” için kanalize olduğu bir ortamda ancak yüzde 51’lik bir oy ortaya çıktı. Bunun karşısında HDP’nin kurumsal olarak ortadan kalktığı, liderlerin tutuklandığı ortamda yüzde 49’a yakın bir oy çıktı. Bu şu anlama geliyor bence, 2019 seçimlerinde bile artık AK Parti ve Erdoğan’ın kazanacağı kesin değil. Hatta bir de bunun profiline baktığımızda özellikle kıyı şehirlerde, 30 büyük şehrin 17’sinde seçimi kaybetmiş. İstanbul, Ankara, İzmir gibi üç büyük şehirde kaybetmiş, Kürt bölgelerinde HDP oy kaybetmiş ama yine de yüzde 60’larda oy aldı. 10-12 ilde gücü olan partiyle karşı karşıyayız. Ben işin doğrusu beklenenin aksine referandum sonuçlarının 2019’da hayır cephesinin kazanma ihtimalini ortaya çıkardığını düşünüyorum. Türkiye’de ilk defa sosyal demokratların kazanabileceği ihtimali görüldü. Yüzde 49 oluyorsa yüzde 51 de olabilir. OHAL’in olmadığı ya da belli bir normalleşme olduğu ortamı düşünün iyi bir siyasal örgütlenme olduğu takdirde “hayır” cephesinin 2019’da yüzde 50’yi aştığını görebiliriz.</p>
<h4><strong>&#8217;17 Nisan&#8217;da muhalefet için ciddi bir siyaset alanı doğdu’</strong></h4>
<p><strong>Başlarken &#8220;siyasal karar alma süreçleri giderek merkezileşiyor, mecliste daha geniş tartışılan işler meclise pek uğramadan vs. yürütülüyor, referandum sonucu bu merkezi karar alma mekanizmasını sürekli kılabilecek bir mahiyet de içeriyor&#8221; demiştik. Bu süreçte sivil toplum hem daha fazla homojen oldu hem de  da daha az görünür oldu. Bizi bu anlamda nasıl bir gelecek bekliyor, sivil toplum bu karar alma mekanizmalarına dahil olmak için nasıl yöntemler bulmalı? Bu anlamda sivil toplumun önündeki imtihanı da biraz değerlendirmenizi isterim.</strong></p>
<p>Siyaset tek başına bildik devlet kurumları üzerinden yürüyen bir süreç değil. Kısa vadede muhalif hareketlerin güç sahası devlet sahasından öteye toplumsal sahaya yönelecek. Burada başka bir rızanın inşasına yönelecek ve böyle olursa Türkiye’de bir alternatif ortaya çıkabilir. Devlet iktidarına yönelmiş bir siyaset devam ederse işi biraz daha zor olur. Ama toplumsal alanı temel hedef olarak önüne koyan, burada bir dönüşümü, başka bir rızayı, başka bir Türkiye tahayyülünü ortaya koyan bir hareket olursa bence şu anda bunun önü açık.</p>
<p>Bir de bu rıza ve zor aygıtlarından ‘zor’un öne çıkmasının negatif tarafları da var. Baskı aygıtları kalıcılaşırsa sokak mobilizasyonu çok daha fazla artabilir. Bunu yanında, OHAL’de referanduma giden, çatışmacı, kutuplaştırıcı bir dille konuşan AK Parti’ye, AK Parti ile MHP’nin toplam tabanının beşte birinin onay vermediği görülüyor. Yüzde 62-63 oy alması gereken bir blok 12 puanlık bir kayıp yaşadı. Bu kesim büyük oranda eğitim düzeyi yüksek, daha kentleşmiş, sosyal sermayesi yüksek olan bir kesim. Böylesi bir siyaset üzerinden devam etmesi ‘evet’ cephesini de bir arada tutamayabilir. AK Parti tablosu böyle devam ettiği takdirde İslamcı muhafazakâr kesimde zaten var olan arayışın derinleşeceğini düşünüyorum. Bu anlamda 17 Nisan’da ciddi bir siyaset alanının oluştuğu bir güne uyandık aslında.</p>
<h4>“Bölgede HDP’nin temsil ettiği Kürtlük dışında ikinci bir Kürtlük oluşmuş durumda”</h4>
<p><strong>Görünen o ki Kürdistan’da 400-500 bin oy ‘evet’in lehine artmış durumda. MHP ile ittifak edilmesine rağmen bölgede Kürt seçmenden destek alındı ve kırılgan bir durum oluştu. Paketi halka götürmek için MHP mecliste önemli bir aktördü ama görülüyor ki MHP tabanından pek destek yok. Bunu da göz önüne alarak, örneğin MHP denklemden çıkarılarak 2019 seçimlerinde Kürtlerle ciddi bir ittifak kurulup başkanlığa gidilebilir mi? MHP ittifakının kırılganlığı ve sonucun önümüze koyduğu resimle ilgili ne söylenebilir?</strong></p>
<p>Açıkçası bu AK Parti’nin yapacağı tercihe bağlı. AK Parti daha kalıcı olmak istiyorsa böyle bir eyleme girmek zorunda. Ama bu kısa vadede çok mümkün değil. Bu kadar sert bir kampanya yürütmüş, bu kadar milliyetçi söyleme yaslanmış bir AK Parti’nin, aylardır idam tartışması yürüten bir partinin, kısa vadede Kürt meselesine döneceğini zannetmiyorum. Rasyonel bir siyaset yürütmeleri durumunda buraya kaymaları gerekecek, ama bunun için de koşullarının oluşturulmasına ihtiyaç var. 2019’a kadar seçimleri beklersek böyle bir eğilime girebilir. Kaybettiği yüzde 20’lik oyu değerlendirip, tekrar toparlanıp ilk çıkış yıllarını hatırlayarak daha reformist eğilime girebilir. Bunun için bile olsa zamana ihtiyaç var.</p>
<p>Kürt bölgesi bağlamında bir de şöyle bir tablo var AK Parti karşısında: sınır ötesinde Kürt meselesinin geldiği koşullar var; Irak’ta federe olan ve bağımsızlık eğiliminde olan bir Kürt bölgesi var. Suriye’de fiili bir otonom yapısı olan Kürt bölgesi var.</p>
<p>Burada, son dönemlerde Kürt siyasetinin güç kaybettiği şeklinde bir argüman da vardı. Bir güç kaybı var ama bu yapısal değil sayısal bir kayıp. Örneğin Diyarbakır’da yüzde 72’den yüzde 67’ye düşmüş, bu ciddi bir kayıp ama Diyarbakır’da HDP hala hegemonik bir güç. 1990’dan bugüne kadar legal Kürt partilerinin almış olduğu oylara baktığımızda 2014’e kadar yüzde 4-7 bandında olan bir hareket vardı. Ama 2014’ten bu yana yüzde 11-13 bandına yükselen bir HDP oluştu. Referandumu 400-500 bin oy kaybı olarak okuyabilirsiniz. Ama ‘2014’ten bu yana devam eden yüzde 10-12 bandındaki HDP artık burada kalıcı bir parti’ olarak da okuyabilirsiniz. Bu kadar sert bir döneme rağmen yüzde 10’luk bir bantta oyunu korumuş durumda. 2014’ten bu yana HDP’nin yaşamış olduğu bu yükseliş geçici değil yapısal bir dönüşüm olduğunu gösterir. Dolayısıyla Türkiye ölçeğinde yüzde 10 bandında bir HDP var artık.</p>
<p>Kürt bölgesine baktığımızda 9-10 ilde hegomonik bir güç, 3-4 ilde bir denge gücü 4-5 ilde de dikkate değer bir muhalefet. Yani yaklaşık 20 ilde iddiası olan bir parti ve Türkiye’nin 10 büyük şehrinde yüzde 7-10 bandında oy alan bir parti. İşin bir boyutu bu. Diğer boyutunu AK Partili Kürtler üzerinden değerlendirerek okuyayım. Bu çatışma döneminde HDP’nin oy kaybedeceğini bekliyordum çünkü ciddi bir kesim HDP’den çatışmaları durduracak, çatışmalara karşı çıkan, çözüm sürecine sahip çıkan çok daha aktif bir pozisyon almasını bekliyordu. Çok da aktif rol almadı, barışa sahip çıkamadı. Arada ezildi. Bundan dolayı oy kaybı bekliyordum, şaşırmadım. Benim şaşırdığım AK Parti’nin oylarının artması. AK Parti’nin de oy kaybedeceğini, seçime katılmama eğiliminin daha fazla olacağını bekliyordum.</p>
<p>AK Parti bölgede gücünü korumuş ve artırmış durumda. Bunu şöyle okuyorum: Birincisi; bölgede HDP’nin temsil ettiği Kürtlük dışında ikinci bir Kürtlük oluşmuş durumda. İslamcı Kürtler, dindar Kürtler 2005-2006 yıllarına kadar Kürt meselesinde çok aktif rol almıyorlardı. Ama şu anda AK Parti’ye oy veren Kürtler, MHP ile kurulan ittifaka ya da milliyetçi söyleme oy vermiş olmuyorlar. Çünkü bunlar da üç aşağı beş yukarı Kürtlerin kendilerini yönetmesinden, anadilde eğitimden, yerelleşmeden bahsediyorlar. Ama bunu HDP gibi sol, toplumsal cinsiyet gibi motivasyonlarla değil çok daha İslami, muhafazakâr, geleneksel motiflerle yapıyorlar. Kürt kimliğine sahip çıkan, bunu İslami argümanlarla yapan ama MHP’nin siyasal çizgisine yakınlaşan AK Parti’den de ayrılmayan büyük bir Kürt kesimi var. Bunun iki anlamı var bence. Ankara’daki AK Parti ile buradaki Kürtler arasında nasıl bir ilişki var? AK Parti buradaki Kürtleri kendini büyütmek için araçsal olarak mı kullanıyor ya da tam tersi muhafazakâr Kürtler HDP karşısında daha güçlenmek için AK Parti’yi siyaset, ekonomi, bilgi kaynağı olarak mı görüyor? Bence bu kitle hem araçsal bir ilişki üzerinden güçleniyor, yani HDP’nin yanında başka bir Kürtlük inşa ediyor, hem de AK Parti ile kurduğu İslami özdeşlik ona biraz ideolojik, politik olarak bir normatif çerçeve de sunuyor.</p>
<p>Hem Irak ve Suriye’deki Kürt bölgelerine hem de HDP’nin taleplerini paylaşan muhafazakâr Kürt tabanında baktığımızda rasyonel bir akıl olursa AK Parti’nin bu meseleyle yüzleşip hem yüzde 30’u canlı tutmak için hem sınır ötesi bu dinamikle ‘etkin baş edebilmek’ için Kürt meselesinde çözüme dönmek zorunda olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Aslında çözüm sürecinde bir yerelleşme üzerinde taraflar mutabakata varmıştı. İdris Baluken’in AK Partili bir yetkiliye cevaben yaptığı bir hatırlatma vardı. “Bu polemikleri bir tarafa bırakın, biz birlikte yasalar hazırladık, siz bu yasaları ne yaptınız?” diye iki yasayı telaffuz etmişti. Biri sivil toplum yasasıydı. Diğeri de yerel yönetimleri güçlendirme yasası. Belli ki süreç bir yasa tasarısı haline kadar gelmiş. Benim öngörüm şu Türkiye&#8217;de yerelleşme, adem-i merkeziyet üzerinden Kürt meselesinin çözümü hala mümkün. Bu şu anki başkanlık paketini daha demokratik hale getirir. Merkezi dengeleyecek yerel ve bölgesel güçler oluşur. Şu an bu şans hala var ama AK Parti şu anki hatta ısrar ederse MHP ile ittifakında yeni bir Türk-İslam kimliği inşasına yönelirse AK Parti’nin şu anki yerelleşme seçeneğini de arayabileceğini düşünüyorum.</p>
<h4><strong>“Referandumda, iki parti açısından ‘çözüme dönün, bu işi çözün’ mesajı çıkmış durumda”</strong></h4>
<p><strong>Bir yıldan uzun süre şehir savaşları yaşadık ve silahlı çözümün bölgede artık daha çok eleştirildiği bir durumla karşı karşıyayız. Cumhurbaşkanı Erdoğan için ‘referandum sürecinde sertleşiyor, süreç bittiğinde yumuşayacak, yeni bir çözüm sürecine başlayacak’ söylentileri dolaşıyordu Kürt bölgelerinde. Hatta bölgede başkanlık referandumuyla ilgili oy toplanırken ‘başkanlık demek, eyalet sistemine daha kolay geçiş demek’ şeklinde de anlatılıyordu. Bunları birlikte düşündüğümüzde önümüzdeki dönem için yeni bir çözüm süreci sizce nasıl yürütülebilir,  bizi bekleyen süreç yine PKK ile devletin oturup bir şeyler konuşması mıdır, bunun dışında başka bir yol var mı?</strong></p>
<p>Referandum sonuçlarına bölge bazında bakıldığında son iki yılda yaşamış olduğumuz kent çatışmaları ile devletin sert güvenlik eksenli politikasının sokakta bir karşılık bulmadığı görülüyor. Tamam, HDP’den Ak Parti’ye bir oy kayması var ama bu yapısal bir değişimi ifade etmiyor. Bunca hatasına ve kent çatışmalarında kitlesiyle yaşamış olduğu güven krizine rağmen HDP büyük oranda gücünü korumuş durumda. AK Parti içerisindeki Kürtler kendi Kürtlüklerinden, taleplerinden vazgeçerek MHP ile kurulmuş bu Türkçü, milliyetçi siyasete onay vermiş değiller. Tam tersine AK Parti’ye onu hala muhatap olarak kabul ettiklerini, onu desteklediklerini, çözüm merkezi olarak AK Parti’yi gördüklerini ifade ediyorlar. Referandumda, iki parti açısından ‘çözüme dönün, bu işi çözün’ mesajı çıkmış durumda. Bu sonuç, aşağıdan gelen siyasal taleple de örtüşüyor.</p>
<p><strong>Peki bu çözüm nasıl olacak? </strong></p>
<p>Çözüm sürecinde başarısızlığın bir sürü nedeni var, bunlardan bir tanesi AK Parti’nin görünür, somut bir projesinin olmayışı. Yani meselenin yönteminden ziyade içeriğine dair ciddi bir boşluk var.</p>
<p>Sahadan, aktörlerden aldığım izlenime göre AK Parti ‘biz bu işi çok büyük ölçüde çözdük, bireysel haklar sağlandı, geriye bir tek silahlar kaldı’ noktasında görünüyor. Ama sokaktaki insanlara baktığımızda haklar bağlamında talepleri karşılanmış değil. Geçen ay bir çalışma için AK Parti ile HDP dışındaki (Hüda-Par, PSK, ÖSP, PDK gibi) siyasi partilerle ve iki tarafla da konuşma kapasitesi olan sivil toplum camiasıyla (baro, Mazlum-Der, DTSO vb.) görüştüm. Örneğin 18 görüşmenin 16 tanesinde anadilde eğitim talebi ortak. Yine bu 18 görüşmenin 14’ünde yerinden yönetim, yerelleşme, âdem-i merkeziyet vurgusu var. Ankara daha çok ‘TRT Şeş açıldı, üniversitede bölümler açıldı, artık bunun ötesi yok’ gibi bir eğilim içinde. Ama bunun sokakta karşılığı yok. Dolayısıyla, PKK ile diyalog kurulmaksızın bu hakları merkeze alan, bu hakları tanıyıp kabul eden bir eğilime girerse bunun en azından çözüm üretme potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Böyle olursa PKK, HDP gibi yapılar üstünde toplumsal baskı artabilir, ‘hükümet reformlar yapıyor, siz niye bu kadar şiddette ısrar ediyorsunuz?’ diye daha güçlü bir ses çıkabilir.</p>
<p>Süreç bir yere kadar böyle ilerleyebilir ama bir yerden sonra, PKK’ye dahil olmuş, dağa ya da sürgüne gitmiş, cezaevine girmiş insanların dönüşünü mümkün kılacak bir içeriğe de kavuşması gerekecek.</p>
<p>Kişisel tespitim şu: Türkiye’de ana-akım Kürt hareketinin tabanını oluşturan kitleler tek başına bir Kürtlük ya da Kürt kimliğini garanti altına alma üzerinden mobilize olan Kürtler değildir. Devletteki yaklaşım ‘Kürtlük bu kitle için kültürel bir kimlik dolayısıyla biz bu kültürel kimliği güvence altına alan bir reform yaparsak bu iş çözülür’ varsayımına dayanıyor. Ama ben bu varsayımın doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü esasında bu bölgedeki Kürtlük tek başına kültürel kimlik değil, ondan öte bir politik kimlik. Bu politik kimliğin çekirdeğini de bedel oluşturuyor. Bu bedeli de ben dört metafor üzerinden tanımlıyorum: dağ, mezar, sürgün ve zindan. İnsanlar ana-akım Kürt hareketiyle, bu dört metafor üzerinden ilişki kuruyorlar. Sadece sayısal olarak baktığımızda dahi çatışma sürecine dahil olmuş, öznesi olmuş, nesnesi olmuş çok geniş bir kitleden bahsediyoruz. İnsanlar kendi çocuklarının dönemediği, cezaevinden çıkamadığı, yurt dışından dönemediği bir siyasal çözüm içerisinde bence bir barışa, huzura kavuşamayacak. Bir de silah meselesi var. Bence devlet bu tarz hakları merkeze alarak ilerlerse PKK/KCK’yi silahsızlanma konusunda zorlayabilir, çok daha yoğun bir baskı kurabilir. Ama son kertede silahın bırakılması için tekrar bir temasa ihtiyaç olacaktır.</p>
<p>Özellikle HDP ve AK Parti dışındaki aktörlerden aldığım izlenim şu: bir yanda ana dilde eğitim gibi, yerelleşme gibi, siyasal haklar gibi haklar bağlamında, içinde diğer Kürt partilerin de olduğu ya da sivil toplum, kanaat önderlerinin de olduğu daha geniş bir grupla temas edilir. Öte yandan da PKK/KCK ile silahsızlanma diyaloğu yürütülür ama bu ikisi paralel olur. Zaten PKK ile yürütülen sürecin çözüme kavuşabilmesi için diğer sahada yol alması lazım. Ama nasıl Kürt sahasında görüşmecileri çeşitlendirip artırmak gerekiyorsa Ankara’da da CHP gibi, sivil toplum gibi çeşitli kurumların dahil olduğu, çatışmaların yumuşatıldığı bir sürecin olması lazım. Siyasi reformlar bağlamında daha katılımcı daha geniş bir süreç olabilir. Bu elbette daha zor olacak. Çünkü farklı düşünen aktörleri bir arada tutmak demek daha çok çatışma ve daha çok çatışma yönetimi demek ama ben böylesi bir sürecin daha kalıcı bir çözüm üreteceği kanaatindeyim.</p>
<p><strong>Silah dışındaki kültürel ve siyasal hakların tanınması müzakerelerinde HDP gibi legal aktörlerin daha aktif olduğu bir süreçte, ana akım Kürt hareketi içinde sizin tabirinizle merkez-çevre arasında bir rol değişimi mümkün mü ya da böyle bir rol değişimi gerekli mi?</strong></p>
<p>Doğrusu bu rol değişimi olmadan mesele çözüme kavuşamaz, bu mümkün değil. Kürt hareketi içerisinde iktidar ilişkilerinin yeniden dizayn edilmesi lazım. Ana akım Kürt hareketi içinde illegal alan dediğimiz PKK/KCK, Öcalan merkezde konumlanıyorlar. HDP, DBP, yerel yönetimler, basın, gibi legal siyasetler de daha çok çeperde konumlanıyorlar. Merkez, büyük oranda ana siyaseti kuran, ana politikaları belirleyen bir aktörken çeper ise bu siyaseti taşıyan ve temsil eden aktör. Kürt meselesi bir siyasal çözüme kavuşacaksa bir rol değişiminin olmasına ihtiyaç var. Ana akım Kürt hareketinin 1999’dan bu yana siyasi çözümde kafa karışıklığı yoksa, bir iç çözüm konusunda net bir hat varsa aslında kademeli olarak legal Kürt siyasetinin çeperden merkeze taşınması, merkezin de çepere gelip en sonunda da lağvedilip legal siyasete dahil olması gerekiyordu.</p>
<p>Benim görebildiğim kadarıyla Kürt hareketinin merkezindeki aktörler çok merkezden vazgeçmek istemediler. Çeperdeki aktörlerin de merkeze geçebilecek kadar ne güçleri var ne kapasiteleri var ve işin doğrusu ne de cesaretleri var. Çünkü bu yer değişimi kavgasız olmayacak.</p>
<p>Öte yandan devlet de bu dönüşüme onay vermedi. 90’lardan bu yana açılıp kapatılan Kürt partilerine baktığımızda ortalama ömürleri üç-dört yıl. Devlet Kürt partilerini kapatarak merkezdeki 50-60 siyasi figürünü siyasi yasak koyarak, cezaevine atarak bir şekilde bunu tekrara yöneltti. Bu da birikim sağlamayı, kurumsallaşmayı engelleyen bir mesele.</p>
<p>Son çözüm sürecine baktığımızda HDP’nin postacı olduğu yönünde eleştiriler vardı. Belki de HDP’nin çok daha merkezde olduğu bir güç dağılıma ihtiyaç vardı. Ama öte yandan bu rol dağılımını devlet de onayladı. Demirtaş tam da Kürt siyaseti içerisinde dönüşüm yaşayabilmek için ihtiyaç duyulan liderlerdendi. Böylesi güçlü bir lideri içeri atıyorsunuz. Çeperde kalma hali daha çok Kürt hareketi içerisindeki sorunlardan kaynaklı ama devlet de bir yönüyle buna onay veriyor.</p>
<p>Ama bu referandumun da teyit ettiği üzere HDP bu kadar pasifleştiği, bu kadar sahadan çekildiği, arada sıkıştırılıp ezildiği bir ortamda bile şu an arkasında duran ortalama yüzde 10’luk bir kitlesi var. Bu beş milyona yakın yetişkin nüfus demek. Şu an sokak HDP’ye biz senin arkandayız, arkanda durmaya devam edeceğiz mesajını veriyor. Dolayısıyla bu dönüşümü yapmak konusunda ana sorumluluk bence HDP’ye düşüyor. HDP’nin böylesi bir sorunun altına girip, riskler alıp biraz daha cesurca adım atması gerekiyor.</p>
<p><strong>Ana görsel</strong>: Cizre&#8217;deki çatışmalar sonrasında aileler yıkılan evlerinin önünde bekliyor.</p>
<p>YASİN AKGUL-AFP</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/">Cuma Çiçek: Kürt meselesinin adem-i merkeziyet üzerinden çözümü hâlâ mümkün</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Apr 2017 22:08:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Selahattin Demirtaş]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum kuruluşları]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[ulaş tol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13417</guid>

					<description><![CDATA[<p>15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar, şimdiye dek hep siyasetin aynasında tartışıldı. Oysa ki, darbe girişimi ve ilan edilen KHK’lar toplumdaki birçok kesimi mağdur etti. Referanduma günler kala Sivil Sayfalar olarak her dönemin ‘kaybedeni’ olan Alevilerin, 15 Temmuz darbe girişimine ve sonrasında yaşananlara nasıl baktığını sayfamıza taşıdık. 15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/">15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar, şimdiye dek hep siyasetin aynasında tartışıldı. Oysa ki, darbe girişimi ve ilan edilen KHK’lar toplumdaki birçok kesimi mağdur etti. Referanduma günler kala Sivil Sayfalar olarak her dönemin ‘kaybedeni’ olan Alevilerin, 15 Temmuz darbe girişimine ve sonrasında yaşananlara nasıl baktığını sayfamıza taşıdık.</em></strong></p>
<p>15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki verdi? OHAL Alevileri nasıl etkiledi? Devletten tasfiyeler sadece FETÖ’cüleri mi hedef alıyor? Alevilik kamusal alandan siliniyor mu? Peki, Alevilerin referandumdan beklentileri ne? 15 Temmuz darbe girişiminin Alevilere yansıması ve Alevilerdeki algısını, <a href="http://podem.org.tr/wp-content/uploads/15-Temmuzdan-Bug%C3%BCne-Alevilerin-G%C3%BCndemi.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">PODEM</a> için hazırladığı rapor vesilesiyle Ulaş Tol’la konuştuk.</p>
<p><strong>-Araştırmadan bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Öncelikle bu bir araştırmadan ziyade Alevilerin bu dönemdeki ruh halini görmek için yapılmış bir çalışma. Kapsayıcı ve tüketici bir çalışma değil.</p>
<p><strong>-Yüz yüze görüşmeler yaptınız. Çalışmadan konuşalım o halde. Nasıl bir çalışma oldu?</strong></p>
<p>Bir anlamda mevcut durum hakkında kaba bir fotoğraf görmek için yapılmış bir çalışma ama temsili ya da keşfedici araştırma teknikleriyle yapılmış bir çalışma değil. Gözlemlere ve görüşmelere dayanan bir çalışma. Aralık ve ocak ayında Aleviler arasında sahayı iyi gözlemleme fırsatı olmuş, sahada vakit geçiren kanaat önderleriyle görüştüm. Daha sonra da şubat başında yine benzer bir profilin katıldığı bir toplantı yapıldı.</p>
<p><strong>-Yine Alevi önderlerin de yer aldığı bir çalışmadan bahsediyoruz &#8230;</strong></p>
<p>Evet. Farklı tipte Aleviler oldu orada. Bir televizyonda Alevilik üzerine program yapan bir Alevi de oldu, önemli Alevi kuruluşlarının yöneticileri de yer aldı ya da genç Alevi arkadaşlar da yer aldı. Görüştüğüm ve toplantıya katılan kişilerin ortak özellikleri Aleviliği önemseyen ve Alevilerle teması kuvvetli olan, Alevi mahallelerinde, cemevlerinde vakit geçiren, Alevi dünyasını gözlemleme şansı olan kişiler olması oldu. Ben de, bu kişilerin kendi ruh hallerini ve gözlemlerini derleyip toparlamış oldum bu çalışma ile.</p>
<figure id="attachment_13419" aria-describedby="caption-attachment-13419" style="width: 4032px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13419" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607.jpg" alt="Ulaş Tol" width="4032" height="3024" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607.jpg 4032w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-320x240.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 4032px) 100vw, 4032px" /><figcaption id="caption-attachment-13419" class="wp-caption-text">Ulaş Tol</figcaption></figure>
<p><strong>-O zaman 15 Temmuz’dan başlayalım. 15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki verdi, ne düşündüler?</strong></p>
<p>Bir kere gece önce ne oluyor ne bitiyor onu anlamaya çalışmışlar. Refleks içe kapanma olmuş. “Ya bir şeyler oluyor ve iyi bir şey olmuyor”.  Bu darbeyse kötü bir şey ve kim yapıyorsa ve ne için yapıyorsa yapsın biz buradan zararlı çıkarız hissine kapılmışlar. Evlere kapanmışlar.</p>
<h4>“Darbe girişiminde sonuç ne olursa olsun o ortamdan ve karışıklıktan Aleviler zararlı çıkar düşüncesi hakim olmuş.”</h4>
<p><strong>-Faturanın kendilerine kesilmesi gibi bir cümle vardı raporda. Bunun somut bir dayanağı var mı yoksa Alevilerin rejime karşı geleneksel tepkisi mi?</strong></p>
<p>Geçmiş toplam hafıza birikiminin getirdiği bir şey. Ülkede bir karışıklık olduğunda, bir çatışma hali olduğunda Aleviler kendi niyetlerinden bağımsız olarak işin ortasında bulurlar kendilerini ve genellikle de zararlı çıkarlar. Yani böyle bir geçmiş tecrübeleri var. Bu darbe girişiminde de sonuç ne olursa olsun o ortamdan, karışıklıktan Aleviler zararlı çıkar düşüncesi hakim olmuş. Nasıl zararlı çıkacak? Mesela Alevi mahallelerine saldırılar olacak, Aleviler sorumlu tutulacak vb.</p>
<p><strong>-15 Temmuz’un hemen ertesi günü Alevi mahallelerine saldırdılar…</strong></p>
<p>Ona dair çok fazla veri yok. Şöyle şeyler olmuş; zaten Alevilerin kapanma refleksinin arkasından da öyle bir şey var: Yani sokağa çıkan öfkeli kalabalıklardan korkar Aleviler. Tekbir getirerek sokağa çıkan bir öfkeli kalabalık var, herhangi bir gerilim anında öfkesini şiddete dönüştürme potansiyeline sahip Alevilere göre bu kalabalık. O yüzden de hani sokağa çıkıp, yani diyelim ki slogan atan birine bir söz söylediğinde, o hızla bir şiddete dönebilir. Ya da öfkeli kalabalık oradan geçerken laf atabilir, bir cemevine saldırıda bulunabilir. Bu yüzden kapanmaya ve onlara bulaşmamayı tercih etmişler. O yüzden de sokağa çıkmamışlar. Bir dizi gerilim olduğunu söylüyorlar ama öyle çok kuvvetli, sonu şiddetle biten saldırı olduğuna dair bir anlatıya veya bulguya rastlamadım.</p>
<p><strong>-15 Temmuz’dan sonra üç partinin katıldığı Yenikapı Mitingi’ne kadar Alevilerin ruh halini nasıl?</strong></p>
<p>Yenikapı Mitingi ve işte ‘Yenikapı ruhu’yla yaratılmaya çalışılan şey Alevi dernek yöneticileri için demiyorum ama tabandaki Aleviler için rahatlatıcı bir unsur olmuş. Çünkü orada farklı kesimlerin bir araya gelip bu darbe girişimine karşı bir “Hepimiz karşıyız” mesajı vermesi tabanda rahatlama yaratmış.</p>
<p><strong>-Özellikle herhalde Kılıçdaroğlu’nun mitinge katılmasından bahsediyoruz<em>.</em></strong></p>
<p>Evet. CHP’nin de katılmasından. Ama daha çok da karşı tarafın yani AK Parti’nin de buna sıcak bakmasından. “Bu işin sorumlusu Gülen Cemaati’dir ve biz diğer kesimleri suçlu görmeyeceğiz” mesajını vermiş oldular Aleviler için. “Tamam, artık bu işin sorumlusu biz olmayacağız, görülmeyeceğiz. Bize beklediğimiz gibi bir fatura kesilmeyecek. Gündelik hayatımıza dönebiliriz” hissi hakim olmuş Alevilerde. Bu arada kimi Alevi kuruluşlarının liderlerinin hükümeti ve meclisi ziyareti söz konusu. Buna tepki veren Alevi kuruluşları, yöneticileri de var ama toplamda darbe girişimi sonrası Aleviler için rahatlama dönemi oluyor.</p>
<p><strong>-Bundan sonra KHK’ların çıkmasıyla beraber işten atılmalar söz konusu oldu. Sosyal medyada şöyle yankılanmıştı; ‘hayatımda hiç bu kadar rahat olmamıştım hem ateistim hem Aleviyim hem solcuyum, dolayısıyla bu ihraçlar bana dokunmaz’ denmişti. </strong></p>
<p>Evet, Alevilerin hissiyatı da öyleydi. Fakat daha sonra ihraçlar Gülen Cemaati’yle, FETÖ adı verilen organizasyon ile sınırlı kalmadı. Özellikle öğretmenler arasında. Bunun tabi gerisinde şöyle bir şey var, belki ondan bahsetmek lazım. 2000’li yıllarda aslında Aleviler daha kendi inançları ve kimlikleriyle ilgili taleplerin peşinde oldu ve onunla ilgili mücadeleler öne çıktı. Bu sırada da görece iyileşmelere rağmen AK Parti karşıtı oldular. AK Parti’ye oy veren Aleviler de var elbette ama yoğunlukla CHP’ye oy verir Aleviler. CHP’ye oy verirken de gönül rahatlığıyla vermez bu kısım. Hep eleştirel kalırlar. Bir anlamda alternatifsiz gördükleri için CHP’ye oy verirler. Bu son 7 Haziran  2015 seçimlerinde HDP kampanyasının da etkisiyle Kürt Aleviler başta olmak üzere Aleviler arasında HDP’ye de bir eğilim oldu. Yani HDP liderlerinin seküler görünümü, işte Demirtaş’ın sempati toplaması, çıkıp televizyonda bağlama çalması, Alevilerin haklarına yönelik HDP’nin vurgularının önde olması, bir de geçmişe göre farklı olarak Alevi hareketi önderlerinin milletvekili adayı olması ve seçilmesi HDP’ye yönelik bir ilgi yaratmıştı. Dolayısıyla Alevilerin HDP ile organik ilişkisinin olduğu bir dönemdi bu. Bu KHK’lar da FETÖ’den sonra Kürtlere, HDP’ye, Kürt siyasetinin farklı kuruluşlarına ve STK’larına yöneldiği için oradan başta HDP’ye yakın olan Aleviler de pay almaya başladı.</p>
<p><strong>-OHAL’de Alevilerin başına ne geldi genel olarak<em>?</em></strong></p>
<p>En büyük pay  KHK ile bir çok Alevi öğretmenin görevden alınmasında oldu. İkincisi de  Alevi televizyonların kapatılması oldu. Bir yandan KHK’larla görevden almalar, diğer yandan da görev alımlarındaki seçicilik ve keyfilik Alevilerde “tam bir tasfiye” yaşıyoruz hissiyatını getirdi.</p>
<p><strong>-Kimi Alevi dernekleri de kapatıldı Gülen’le ilişkili olduğu iddia ediler<em>ek.</em></strong></p>
<p>Onlar Alevilerle ilgili kuruluşlar değil. Zaten çok fazla üyesi olmayan, daha Alevilere yönelik Gülen Cemaati’nin operasyonunu yürütmek amacıyla kurulmuş dernekler olarak görülüyor. Yani onların kapatılmasına Alevilerin arasında üzülen olmamıştır diye düşünüyorum. Ya da onlardan yola çıkarak FETÖ Alevilerin içine de sızmış diye yorumlayanlar da olmadı. Üçüncü bir şey daha var KHK’larla ilgili, onu da söyleyeyim. Esas belki de hani duygusal olarak etkileyen şeylerden biri de o. Meslekten atılmalar oldu ama bir yandan da KHK’larla ve devletin yeni örgütlenmesinde devlet kurumlarına yeni kadrolaşmaların yolu çizildi. Burada en önemli şeylerden biri de işe alımlarda mülakat şartı gelmesi. Bir yandan tasfiyeler, yani KHK’larla görevden almalar, diğer yandan da görev alımdaki seçicilik ve keyfilik Alevileri şu duyguya getirdi: “Biz bu devletten tasfiye ediliyoruz. Zaten çok büyük bir temsiliyetimiz yoktu ama hasbelkader gelebildiğimiz yerler vardı. Bundan sonra hiçbir şekilde devlet kadrolarında Alevi yer almasında imkân kalmadı. Tam bir tasfiye yaşıyoruz” duygusuna getirdi. KHK’ların belki bu üç başlıkta etkisi oldu diyebiliriz.</p>
<p><strong>-Bir de STK’ların stratejisinin değiştiğinden bahsediyorsunuz?</strong></p>
<p>90’lı yıllar Alevilik üzerine çalışan birçok düşünür tarafından Alevi uyanışı yılları olarak tanımlandı. Aleviler kitlesel olarak artık daha görünür olmaya ve gizlenmeye alışık ruh halinden daha görünür bir davranışa geçtiği yıllar olmuştu. O yıllarda Alevi kuruluşları daha çok örgütlenmeye ve biz varız demeye yönelmişlerdi. Örgütlenme ve düşünce özgürlüğü ön plandaydı orada. Ve bu kuruluşlar diğer sol kuruluşlar gibi 80 darbesinden çıkan ve belki hak itibariyle bugünden daha geri bir noktada olan ama daha umutlu olan bir haldeydiler. Bir mücadele içerisindeydiler. 2000’li yıllar ise Aleviler için artık kuruluşlarını kurdukları, kurumsallaştıkları ve daha inançsal faaliyetlere yöneldikleri, cemevlerini inşa etmeye başladıkları ve Alevilikle ilgili taleplerini öne çıkardıkları yıllar oldu. Darbe girişimi sonrasındaki koşullar Alevilere biraz 90’lı yılları hatırlattı<strong><em>.</em></strong> Oraya geri çekiliyoruz düşüncesinde oldular. Geri çekilmeye başladılar ve en temel haklarımız elimizden gidiyor, belki hani cemevlerimiz kapatılacak, belki kuruluşlarımız kapatılacak diye düşündüler. Kimi Alevi kuruluşlarının yöneticileri gözaltına alındı. Alevi eksenli mücadeleden demokratik eksenli mücadeleye doğru bir geri çekilme olduğu hissi hakim. Fakat bir yandan da cemevleri duruyor, dernekler duruyor, cemler devam ediyor.</p>
<p><strong>-Ama çalışmada cemlere katılımın düştüğüne değiniliyor…</strong></p>
<p>Cemlere katılımda düşüş olduğu söyleniyor. Öte yandan bir dizi Alevi talepleri de gündeme gelmeye devam ediyor. Yani bir yandan vites düşürüyor ama bir yandan işte din dersi tartışırken vitesi orada artırmaya da devam ediyor. Ruh hali olarak 90’lara döndük hissiyatı var ama pratikte 2000’li yıllar devam ediyor bence Aleviler için.</p>
<p><strong>-Bir de şöyle bir şey var. Gülenci konumuna düşmeme adına sokağa çıkmama ve tepki göstermeme gibi bir durum var. Dolayısıyla hani Alevilerin OHAL stratejisi nedir?</strong></p>
<p>Yani, şimdi o tabi bu referandum süreci biraz değiştirdi. Ben bu raporu yazdığımda daha kampanyalar başlamamıştı, görüşmeleri yaptığımda. Daha şöyle bir ruh hali vardı özellikle KHK’lar da dozunu çok artırdığı için, Alevilerde kamusal alandaki refleks kimliklerini saklama yönündedir. Yani bugüne kadar böyle gelmiştir. Kendi mahallelerinde ve daha güçlü olduğunu hissettikleri yerde kimliğini dile getirirler ama ‘ötekiyle’ karşılaştığı yerde önce Alevi olduğunu saklar. Zorunda olmazsa söylemez. Bunun hani kırılmaya başladığı yerler vardı. Son dönemde ise bu tekrar geriye döndü. Darbe girişimden sonraki sürece eleştirel yaklaşmak darbeci olarak yaftalanmak olarak çevrelerinde görüldüğünü anlatıyorlar. O yüzden de hani o eleştirileri de ne bileyim kamusal bir tartışmada söz ağzına gelse bile yapmamayı yeğlediklerini söylüyorlar.</p>
<h4>“Kim olursa olsun bir kişinin böyle bir güç elde etmesinden Aleviler zararlı çıkar düşüncesi var.”</h4>
<p><strong>-Peki, Alevilerin referandumdan beklentileri ne<em>?</em></strong></p>
<p>Referandum sürecinde ‘hayır’ kampanyaları bir olanak oldu. Her ne kadar kimi yerlerde, özellikle de HDP’nin çalışmalarının üzerinde baskı olsa da görünür bir ‘hayır’ kampanyası da var ve burada zaman zaman eleştirel doz da yüksek olabiliyor. Bu, Alevilere kuvvet veriyor tabi. Bir de anketlerde zaman zaman ‘hayır’ önde görünüyor. O da umutlandırıyor, oysa öncesinde son derece bir umutsuzluk hâkimdi. Referandum ve anayasa değişikliğiyle aslında bu kampanyalar başlamadan önce ben görüştüğümde çok ilgili değildiler. Mesela Kılıçdaroğlu’nun gafı. Anayasa değişikliğinde ne olup bittiğini anlamadığını gösteren bir gafı oldu biliyorsunuz. AK Parti mitinglerinde çok kullandı bunu. O tür bir durum Aleviler arasında da çok vardı. Bunun esas nedeni ilgisizlik değil. Daha çok inançsızlıkla ilgili bir şey. Yani ne olup bittiği önemli değil. Bugün neyse bundan sonra da o olacak. ‘Evet’ çıksa da o olacak ‘hayır’ çıksa da. Anayasa değişse de öyle olacak değişmese de öyle olacak. Zaten müthiş bir ümitsizlik hâkim. Bir tür tepki olarak ilgilenmediler. Referanduma da öyle baktılar fakat buna karşın da referandum hem bir yandan ilgilenmedikleri ve bir şeyi değiştirmeyeceğine inandıkları bir şeyken öte yandan da çok hayati bir şey olarak gördüler. Bir rejim değişikliği olarak düşündüler. Rejim değişikliği deyince de mevcut sistemin aksaklıkları vs. düşünmeden, biz cumhuriyeti savunuyoruz konumuna çekildiler. Orada cumhuriyetin bence onlar için anlamı sistemsel değil; güçler ayrılığı, meclis, cumhurbaşkanlığı, başkanlık, başbakanlık tartışmalarından bağımsız olarak Alevilere bir eşit yurttaşlık hakkı tanıyor olması. Yani diğer yurttaşlarla eşitliğini sağlaması. İşte, demin söylediğimiz devlet kurumlarında, siyasette yer alma, eğitimde ve başka alanlarda eşit muamele göreceklerine dair bir inancı taşıyor olmalarıydı. Bu süreçteyse bunun kaybolduğunu düşünüyorlar. Bunun da en önemli sonucu adalete olan güvencini yitiriyorlar. Hatta bunu diyenler oldu, ne kadar doğru olduğundan bağımsız olarak, hissiyat açısından böyle demeleri önemli. “12 Eylül Darbesi’nden de biz çok çektik ama hasbelkader orada hani asker vardı, polis vardı vb. ama mahkemelere güvenebiliyorduk” diyorlar. Bugün ise o da kalmadı diyor. Yani yargı da tamamen tarafsızlığını yitirdi. Bugün bir husumet yaşasak ve yargıya düşsek Alevi olarak buradan zararlı çıkacağız. Dolayısıyla hissettikleri şey eşit, adil muamele görme konumunu yitirecek olmaları bu değişiklikle.</p>
<p><strong>-‘Evet’ çıkması halinde beklentileri ne Alevilerin? Referandumda ‘evet’ çıkarsa, başkanlık çıkarsa Aleviler başlarına neyin geleceklerini düşünüyorlar?</strong></p>
<p>Bugün fiilen olan eşit ve adil yurttaşlık hakkını kaybetmiş olma durumlarının hukuki bir statü kazanacağını düşünüyorlar. Burada mesela, Erdoğan karşıtlığı önemli ama Erdoğan değil esas sorun. Devlette bir gücün bu kadar yetkiyi toplayacak olması korkutuyor. Çünkü Aleviler şunu düşünüyor, kim olursa olsun bir kişinin böyle bir güç elde etmesinden Aleviler zararlı çıkar düşüncesi var.</p>
<h4>AK Parti karşıtlığı müzakere etmeyi destekleyen Alevilerde de güçlendi</h4>
<p><strong>-Alevilerin AK Parti’ye bakışı nasıl bu süreçte<em>?</em></strong></p>
<p>Yani kitlesel anlamda zaten hiçbir zaman Aleviler AK Parti’ye sıcak bakmadılar. Yani 90’lı yıllarda Refah Partisi’nin, sonra işte Fazilet Partisi’nin, Milli görüş geleneğinin yükselişini büyük bir tedirginlikle karşılamışlardı. Çünkü Sivas olayları da tazeydi ve şeriat geliyor tartışması vardı. O nedenle zaten AK Parti’ye hiçbir zaman sıcak olmadılar. Çünkü her zaman dindar bir yönetimin olması anlamına geldi. Fakat 2000’li yıllarda bu biraz yumuşadı aslında. AK Parti karşıtlığı devam etti belki ama benim görüştüğüm gençler arasında bugün şeriat diye bir tehlike olduğunu düşünmüyorum diyebiliyorlar. Türkiye’ye şeriat gelir gibi bir kaygı ön planda değil. Fakat AK Parti’ye hiçbir zaman yakın olmadılar. Alevi açılımlarında ise iki tür pozisyon oldu. Bir, o açılımla müzakerede bulunmayı reddedenler oldu. Bir de ‘hayır, müzakerede olmalıyız ve taleplerimizi AK Parti ile müzakere halinde dile getirmeliyiz’ diyenler oldu. Bu süreçte durum oradan da geriye gitti aslında. Şunu diyebiliriz, her zaman bir karşıtlık vardı ama hiç değilse müzakereyi kabul eden bir tarafı vardı. O tarafta da artık AK Parti karşıtlığı daha kuvvetlendi.</p>
<p><strong>-Yani devletle işbirliği yapan tarafta mı?</strong></p>
<p>Yani işbirliği demeyelim de müzakereye daha açık olan taraftı. Fakat açılımlara ilişkin şunu söyleyebilirim, şöyle bir faydası oldu: Niyetinden bağımsız olarak, Alevi açılımları, Aleviler arasında da biz ne istiyoruz, temel taleplerimiz neler, buralarda hangi konularda uzlaşıyoruz konusunda bir tartışmanın olgunlaşmasını sağladı. Pozisyonları netleştirdi. Yer yer de belki 2000’li yılların başlarında ayrıksı, daha uzlaşmaz olan pozisyonlar birbirlerine yaklaşmaya başladı ve çok temel bazı hak taleplerinde ortaklaştılar. Dolayısıyla açılım süreçleri bir sonuç getirdi mi derseniz, en önemli sonucu belki Alevilerin kendi aralarında ne istediğini daha iyi tarif edebilmesini sağladı diyebiliriz.</p>
<h4>Referandumda sonuç ne olursa olsun Alevilerin kaygı ve ümitsizlikleri devam edecek</h4>
<p><strong>-Aleviler peki ne bekliyor geleceğe dair olarak<em>?</em></strong></p>
<p>Referandum kampanyalarından önce dediğim gibi çok ümitsiz bir hal var, beklentiler çok azalmıştı. Çok fazla somut gözlemlerim yok ama bu kampanya dönemi biraz ümidi artırmış gibi. Ümidi artıran referandumdan hayır çıkacağını bekliyor olmaları değil. Az çok muhalefete imkân tanıyan bir zemin olduğunu hissetmeleri. Önemli bir şey daha var. Son iki yıldır yaşadığımız bir şey aslında. Çok fazla patlama, bombalı saldırı vs. oldu biliyorsunuz. IŞİD tehdidi var ve IŞİD sıraya cemevlerini koyacak, Alevi mahallelerini koyacak düşüncesi var. Son birkaç aydır patlama ve bombalı saldırı olmaması da kötü havayı bir nebze yumuşatmış gibi hissediyorum.</p>
<p><strong>-Alevilerin referandumdan ‘evet’ çıkmasına dair kaygıları var mı?</strong></p>
<p>Alevi yurttaşların çoğunda böyle bir ‘evet’ çıkarsa ya da ‘hayır’ çıkarsa bugünden çok farklı bir şey olacak diye bir kaygı olduğunu düşünmüyorum. Bugüne dair kaygıları ve ümitsizlikleri ne düzeydeyse referandumdan sonra da o devam edecek. Bir dönüm noktası gözüyle bakıldığını hissetmedim ben. Evet çıkarsa bugünkü OHAL ile KHK ile, zaten seçimle de iktidara gelen AK Parti istediği yasayı çıkarabiliyor ve uygulamaları yapabiliyordu. Alışmış olduğu son on yılın daha da dozu artmış bir şekilde devam edeceğini düşünüyorlar. Öte yandan evet çıkması fark yaratmayacak şeklinde bir algı hakimken, hayır çıkması ümitsizliği azaltacak, duygu durumunu olumlu anlamda aşırı etkileyecek bir sonuç olur.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/">15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
