<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kerem Dikmen arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/kerem-dikmen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kerem-dikmen/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 May 2022 11:24:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Kerem Dikmen arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kerem-dikmen/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Yargısal ve İdari Tacizlerin Yıkıcı Etkisine Karşı Örgütlenmeli!&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/30/yargisal-ve-idari-tacizlerin-yikici-etkisine-karsi-orgutlenmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 May 2022 15:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Dernekler Mevzuatı]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi davası]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Dikmen]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[tarlabaşı toplum merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=81048</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Sivil toplum, değişikliklerin yıkıcı etkilerini uzun vadede görecek.' Bu tespitleri yapan KAOS-GL Hukuk Koordinatörü Kerem Dikmen, Gezi Davası ve diğer davalarda sivil toplumun darboğazdan çıkmaya çalıştığını ve bunun da tüm kısıtlara rağmen örgütlenmekle mümkün olabileceğini belirtiyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/30/yargisal-ve-idari-tacizlerin-yikici-etkisine-karsi-orgutlenmeli/">&#8216;Yargısal ve İdari Tacizlerin Yıkıcı Etkisine Karşı Örgütlenmeli!&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="&#039;Yargısal ve İdari Tacizlerin Yıkıcı Etkisine Karşı Örgütlenmeli!&#039;" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/R3E-e2vYD3A?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong>Kitle imha silahlarına yönelik düzenleme de dâhil olmak üzere, son birkaç yılda sivil toplumu ilgilendiren mevzuat değişikliklerinin, STK’lar üzerinde nasıl bir etkisi oldu? İçinde olduğunuz kurumların deneyimleri ve diğer STK’lara dair gözlemleriniz neler?   </strong></p>
<p>Buradaki temel problemlerden biri bu konudaki mevzuatın sınırlılıkları: bir derneğin faaliyetini yürütürken bakması gereken beş farklı kanun maddesi var. Ayrıca, Dernekler Kanunu&#8217;nun içerisindeki bazı maddeler, Ceza Kanunu’na ve dolaylı olarak terörle mücadele mevzuatına atıf yapıyor. Her şeyden önce bunun daha saf hale getirilmesi gerekir. Kitle İmha Silahlarının Finansmanının Önlenmesi Kanunu’nun içeriğindeki maddelerin büyük bir kısmı Dernekler Kanunu&#8217;nu değiştirdi.</p>
<p>Bu değişikliklerle, temel olarak derneklerin “risk odakları” olarak algılandığı bir metni gördük. Dernekleri “risk sınıflandırması yapılması gereken topluluklar” olarak görürseniz buna göre onların düzenini tesis edersiniz. “Bu neyi değiştirdi?” diye bakarsak, biz çok mikro düzeyde bir resmin küçük boyutuna odaklanmış oluruz. Türkiye&#8217;de sivil toplumla ilgili mevzuatın gittiği yer de böyle bir yer. Biz aslında sivil alanda iklimin değiştiğini görüyoruz.  Bir norm yürürlüğe girdiği zaman, bunun hemen yarın etkisini göremeyiz.  Türkiye’de sivil toplum bunun yıkıcı etkilerini uzun vadede görecek.</p>
<blockquote><p>Sivil alanda denetim fırtınası esiyor!</p></blockquote>
<p><strong>Pratikte ne oldu? Dernekler bundan nasıl etkilendi? </strong></p>
<p>Biz daha çok başındayız: normların hayattaki etkilerini görmek biraz daha uzun vadeli gözlem yapmayı gerektiriyor. Aktif olan derneklere baktığımızda, bir denetim rüzgârı, denetim fırtınasının estiğini görüyoruz. Dernekler denetlenecek tabii ama dernekleri “riskli yapı” olarak görmek Dernekleri senelik aralıklarla herhangi bir gerekçe olmaksızın senede bir denetlenmesinden bahsediyorsunuz. Bir derneğin denetlenmesi demek o derneğin çalışanlarının, o derneğin, gönüllülerin, o denetimden önceki ve denetim süresinde ve denetim süreci bittikten sonra denetçilerin hazırladığı raporlarla ilgili yazışmalar ya bu aslında derneklerin emeklerinden ve vesairelerinden çalınan bir zaman anlamına geliyor.</p>
<p>Örneğin dernekler zaten DERBİS sistemi üzerinden ya da periyodik beyannamelerle zaten kendilerinden istenilen bilgileri devlete veriyor. Yabancı kuruluşlardan aldıkları fon destekleriyle ilgili kullanmadan önce bu paraları devlete zaten bilgi veriyorlar. Bu da yetmezmiş gibi bu bilgilerin hepsini tekrar bir denetim sürecine sokmak, bu aslında onları asli işlerinden alıkoymak.</p>
<p>Hastaneye diyorsunuz ki “sizi denetleyeceğim. Üç gün, beş gün bir hafta hizmet verme” diyorsunuz. Bu böyle bir şey çünkü sivil toplum da toplumsal hayatta bir ihtiyaca gidermeye çalışıyor. Siz bu denetim şeyiyle birlikte fırtınasıyla birlikte onu çalışamaz hale getiriyorsunuz. Bir diğer diğer yön de şu: uzun vadede insanlar dernekleri kriminal bir yapı olarak gördüğü için üye olmaktan kaçınacaklar. Bu da örgütsüz bir toplum ve ifade özgürlüğünün kullanılamaması demek.</p>
<blockquote><p>Gezi Davası ile topluma sınırlarını göstermek, ona sınırlarını çizmek ve o sınırların dışına çıkıldığında ne tür bir sonuçla karşı karşıya kalacağını somut olarak göstermek…</p></blockquote>
<p><strong>Gezi Davası’nda alınan kararın sivil toplum üzerindeki etkisi ve önemini, hukuki boyutuyla nasıl değerlendirirsiniz? </strong></p>
<p>Siz bir eylemi cezalandırdığınızda artık toplumun o eylemi gerçekleştirmemesi gerektiği konusunda bir bilinç oluşturmaya çalışırsınız. Gezi Davası olarak bildiğimiz davada da bu yönü ağır basan bir cezalandırma var. Toplumun toplu olarak ses vermesiyle ilgili olarak, bu dava sonucunda verilen karar geçmişe dönük değil, geleceğe dönük bir mesaj. Topluma sınırlarını göstermek, ona sınırlarını çizmek ve o sınırların dışına çıkıldığında ne tür bir sonuçla karşı karşıya kalacağını somut olarak göstermekle ilgili bir anlamı var diye düşünüyorum.</p>
<h5><strong>Sivil Toplum Bilincine Açılmış, Tahrip Etkisi Yüksek Davalar!</strong></h5>
<p><strong>Tarlabaşı Toplum Merkezi ve KCDP hakkında devam eden yargı süreci, “münferit” olarak değerlendirilebilir mi? Söz konusu davalar, hukuki boyutuyla sivil alanı nasıl etkiliyor?    </strong></p>
<p>Toplumun örgütlülüğüne, sivil toplumun varlığına dönük bu tür davaları, “münferit”, sadece nokta atışı yapılan yerlerde tahribata yol açacağını düşünmemeliyiz.  Bunlar sivil toplumun bilincine açılmış davalar. Son gelen değişikliklerden sonra, bahsettiğim iklim değişikliğinin sonuçlarından biri de bu davalar oldu. Çok tahrip etkisi yüksek bu davalar açıldıktan sonra artık derneklerin Anayasadaki ya da Türkiye&#8217;nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerdeki örgütlenme özgürlüğünü gerçekleştirmesinin birer araçları olma ihtimalleri ortadan kalkıyor.</p>
<p>Burada topluma verilen mesaj “tek tek bireyler olarak varlığınız tamam ama örgütlenmeniz durumunda bir takım baskılarla yüz yüze kalacaksınız”. Bu kadar kaygılarla yüklü bir bünyenin, bu tür yargısal ve idari tacizlerle sürdürülen bir sivil hayattan dernekleşme özgürlüğünü kullanması ya da vakıflar veya diğer güzel kişilikler aracılığıyla örgütlenme özgürlüğünün kullanılmasını beklemek saflık olur.</p>
<h5><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-81050 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/yargisal-ve-idari-tacizlerin-yikici-etkisine-karsi-orgutlenmeli-1-640x550.jpg" alt="Yargısal ve İdari Tacizlerin Yıkıcı Etkisine Karşı Örgütlenmeli!" width="491" height="422" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/yargisal-ve-idari-tacizlerin-yikici-etkisine-karsi-orgutlenmeli-1-640x550.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/yargisal-ve-idari-tacizlerin-yikici-etkisine-karsi-orgutlenmeli-1-1280x1099.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/yargisal-ve-idari-tacizlerin-yikici-etkisine-karsi-orgutlenmeli-1-1024x879.jpg 1024w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" /></strong></h5>
<h5><strong>Sivil </strong><strong>Toplumun Darboğazdan Çıkma Çabası</strong></h5>
<p><strong>“Sivil alanın daraldığı” tespitleri, mevzuat değişiklikleri ve denetimler karşısında, sivil aktörlerin güçlü bir dayanışma sergilediği ve karar alıcılar üzerinde etki yaratacak şekilde savunuculuk faaliyeti yürüttükleri söylenebilir mi? Sivil toplum kendine özeleştiri yapmalı mı? </strong></p>
<p>Özeleştirileri verebilmek için vermek için öncelikle çevresel faktörlerin neler olduğunu    kararını vermiyor. Birtakım düzenlemeler, bir takım yargı kararları oluyor üzerine bu teşhisi yapıyoruz. Bir de şunu söylemek lazım: Türkiye özellikle 2000’li yıllarda Avrupa Birliği&#8217;yle yakın ilişkili olduğu dönemde bir takım reform süreçlerini hayata geçirdi. Orada<br />
özgürlük alanını gerçekten genişleten adımlar atıldı ki bu düzenlemelerin böyle bir etkisi var iken, şimdi de yeni düzenlemelerin sivil alanı daraltan etkisini görüyoruz.<br />
İkincisi, daralma içsel faktörlerden mi kaynaklanıyor? Yanıtını iyi vermek lazım. Gördüğüm kadarıyla bir dayanışma davranışı var ama şu da var : bu son kanuni değişikliklerle birlikte, zehirli yapılar olarak görüldü dernekler ve derneklerin işbirlikleri ağlar dahil oldukları ağlar ve platformlar üzerinden “toksik etkinin” diğerlerine de yansıması ihtimali var.</p>
<p>Mesela Dernekler Kanunu’ndaki son değişiklik, denetlenen derneğin ilişkide olduğu derneklerden istenilen belgelerin de karşı konulmaksızın denetçilere ibrazı hatta bankaların duruma göre kamu kurumları tarafından istenildiğinde denetçilerin ibrazına ilişkin zorunlu düzenlemeler var. Dolayısıyla, A sivil aktörüyle B sivil aktörü arasında iş birliği, ileride bir gün B sivil aktörünün uğradığı bir denetimden ötürü, A isimli sivil aktörün denetleneceği bir noktaya vardırılabilir.</p>
<p>Yaşadık bunları, geçmişte oldu bu Türkiye&#8217;de. “Neden şununla iş birliği yaptın?” “Neden  şuradan fon kullandın?” Bu tartışmalar geçmişte nasıl bir etki yarattı? Dolayısıyla, o dayanışma kanallarının da aslında, adı konularak değil ama dolaylı olarak engellendiğini görüyoruz. Bu konudaki dayanışmacı motivasyonun kırıldığını da görüyoruz maalesef.</p>
<p>Bence sivil toplum bu darboğazdan gerçekten çıkmaya çalışıyor. Ancak sivil toplum karar alıcılara ulaşamıyor. Karar alıcılara ulaşamadığınız noktada, karar alıcılara ulaşabilen diğer öznelerle, bir savunuculuk tekniği olarak. Ama karar alıcılara ulaşabilen diğer sivil öznelere de ulaşamıyorsunuz. Çünkü siz kriminalize edildiğinizde, karar alıcılara ulaşabilen sivil aktörler nezdinde de “uzak durulması gereken kriminaller” olarak yani potansiyel suçlular olarak görüyorsunuz. Bu da nihai olarak sivil alandaki dayanışmayı engelliyor, savunuculuk kararlarını etkiliyor.</p>
<p>Bir de şu boyutu var: finansal boyutu da var meselenin. Zaten bir ekonomik krizi de yaşıyoruz. Türkiye&#8217;de sivil toplumun durumunun pek iyiye gittiğini söyleyemeyiz ama ben bir çıkış noktası olacağını da düşünüyorum. Türkiye tarihine baktığınızda ya da  dünyada Türkiye&#8217;ye benzeyen diğer ülkelerin tarihine baktığınızda da zaman zaman bu tür geri çekilmeler oluyor. Sivil toplumun devlet kurumları tarafından takip edildiği idari ya da yargısal tacizlerle tahrip edildiği, işlemez hale getirildiği, daraltıldığı, kriminalize edildiği dönemler oluyor.<br />
Ama bir yandan da sivil toplum biriktiriyor ve eminim genişleme dönemi olacak. Bu genişleme dönemi de elbette Türkiye toplumunun daha refah içerisinde, daha huzur içerisinde, daha barış içerisinde yaşadığı bir dönem olacak.</p>
<h5><strong>‘Tüm Kısıtlara Rağmen Örgütlenelim’</strong></h5>
<p><strong>Hukuki konularda desteğe ulaşamayan sivil aktörler, kendilerini etkileyen düzenleme ve uygulamalara karşı ne(ler) yapabilir? Ne önerirsiniz? </strong></p>
<p>Bu ihtiyacın artması tek başına bir tespit zaten çünkü hukuki destek, sivil alanda bu kadar ihtiyaç değildi, son yıllarda arttı. Bu konuda baroların adli yardım servisleri, küçük ölçekli yerellerde faaliyet gösteren STK’lar tarafından bunu bir uyuşmazlık haline getirtilebilirler.</p>
<p>Ayrıca, hukuk koordinatörlüğünü yürüttüğüm LGBTİ+  hakları alanında çalışan derneklere, bilgi be lge üretiyor ve bunu da kamusallaştırıyor. Hukuki desteğe ulaşamayanlar, bu yayınları takip edebilirler.  Ek olarak, küçük illerdeki dernekleri özel olarak merceği alıp onların faaliyetlerinde karşılaştıkları sorunlar nelerdir diye bir araştırma ve bunu raporlaştırmak bile, onlar açısından nefes aldıracak bazı çözümleri ulaştırmaya vesile olabilir. Özellikle mesela küçük illerdeki kamu kurumlarının derneklerle kurduğu iletişim ve denetim ilişkisinde oldukça hukuk dışı uygulamaları da duyuyoruz. Belki bu durumların röntgenini çekmek, küçük yerlerdeki sivil toplumun karşılaştığı sorunların görünürlüğü için iyi olabilir.</p>
<blockquote><p>Sivil toplum “kamunun bekçi köpeği” olarak ifade edilir.  Kamuyu uyarmak, sivil toplum olarak bizim temel işlevimiz.</p></blockquote>
<p><strong>Eklemek istediğiniz başka bir husus var mı? </strong></p>
<p>Mümkün olduğunca örgütlenelim. Tüm kısıtlara rağmen örgütlenelim. Örgütlülük iyi bir şey çünkü örgütlü dayanışma sizin gibi düşünen hem kendinizin hem toplumun hem bir bütün olarak insanların daha iyi olması için yapılan bir iş. Bu sadece profesyonel anlamda düşünülmesin. Gönüllü örgütlülükler de buna dâhil.</p>
<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;nin kararlarında, İngilizce tabirle, sivil toplum “kamunun bekçi köpeği” olarak ifade edilir.  Kamuyu uyarmak, sivil toplum olarak bizim temel işlevimiz. Biz alarm zilini erkenden çalarsak, büyük felaketleri yaşamadan önce önlem alabiliriz.  Umarım, sivil toplumu “kriminal- toksik yapılar” olarak gören bakış açısı bir an evvel devlet tarafından da terk edilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/30/yargisal-ve-idari-tacizlerin-yikici-etkisine-karsi-orgutlenmeli/">&#8216;Yargısal ve İdari Tacizlerin Yıkıcı Etkisine Karşı Örgütlenmeli!&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Gökkuşağı Yasağı Bir İfade Özgürlüğü İhlali”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/16/gokkusagi-yasagi-bir-ifade-ozgurlugu-ihlali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2020 12:34:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kaos GL]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[gökkuşağı]]></category>
		<category><![CDATA[kaos gl]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Dikmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62620</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaos GL Hukuk Koordinatörü Avukat Kerem Dikmen ile Ticaret Bakanlığı’nın online satış yapan sitelere LGBTİ+ ve gökkuşağı temalı ürünlere +18 ibaresi koyma zorunluluğunu konuştuk. Dikmen; “Karar bir sansür, çünkü gökkuşağı bayrağı LGBTİ+ hareket açısından kendini ifade etmenin sembolik bir aracı, bu araca getirilen kısıtlama aslında aynı zamanda bir ifade özgürlüğü ihlali” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/16/gokkusagi-yasagi-bir-ifade-ozgurlugu-ihlali/">“Gökkuşağı Yasağı Bir İfade Özgürlüğü İhlali”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bugünlerde yeniden gündeme gelen karar, esasen 2015 yılında yürürlüğe giren Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’yle başladı. 10 Kasım’da yapılan toplantıda ise</span><span style="font-weight: 400;"> e-ticaret sitelerinde satılan LGBT ve gökkuşağı temalı ürünler şikayet edildi ve cezai yaptırıma gidilmesi kararlaştırıldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Gökkuşağı”nın bir tartışma, kutuplaşma malzemesi olması yeni değil. Bu yılın mart ayında başlayan karantina döneminde çocuklar, gökkuşağı çizimiyle “evde kal” yazdıkları kağıtları pencerelere yapıştırıp bir tür dayanışma örneği gösteriyorlardı. O dönemde de kimi kesimler, gökkuşağı çizimine tepki göstermişti. Merdivenlerin gökkuşağı renklerine boyanması gibi uygulamalar da zaman zaman aynı tepkileri gördü. Son olarak, Ticaret Bakanlığı’nın aldığı kararla birlikte, bir doğa olayı olan gökkuşağının temsilinde +18 uyarısına yer verilmesi gibi tartışmalı bir durum ortaya çıktı. Ticaret Bakanlığı&#8217;nın kararını ve bunun hukuksal boyutunu Kaos GL Hukuk Koordinatörü Avukat Kerem Dikmen ile konuştuk. </span></p>
<p><b>Bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz? LGBTİ+ görünürlüğü ve temsiline karşı son yıllarda nasıl bir yaklaşım izleniyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-62624 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kaos-gl-kerem-dikmen.jpg" alt="kerem dikmen" width="279" height="267" />Evet, gündemimizdeki bu kararın dayanağının Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile o kanuna dayanılarak 2015’te yayımlanan yönetmelik olduğunu görüyoruz. Kararın dikkat çeken birkaç boyutu var. İlk boyut LGBTİ+ varoluşunu kriminalize ederek onu yok sayma, hayattan dışlama motivasyonuna sahip oluşu. LGBTİ+’lara yönelen nefret ve şiddeti kendi alanında yeniden üreten ve bu şekilde LGBTİ+ var oluşunu kendi alanında kriminalize ederek ceza hukuku açısından ona bir kabahat anlamı yükleyen boyut. Biliyorsunuz Ceza Kanunu&#8217;nun önceki versiyonu kabahat ve cürümleri bir arada kapsardı. Özel yasalarda kabahatlere ilişkin hükümler gene bulunurdu ama ceza kanununun da kabahat bölümü vardı. Kabahat dediğimiz fiil veya eylemsizliklere idari para cezaları veriliyor günümüzde, bu da böyle bir karar aslında. Diğer boyut elbette insan hakları boyutu. Yasaların uygulanmasında eşitlik anayasal bir yükümlülük, Türkiye Cumhuriyetinin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerle de ayrımcılık yasaklanmış, öte yandan kişilerin özel hayatlarına saygı gösterilmesini isteme hakkı var. Bu karar, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin uluslararası yükümlülüklerine aykırı. Ancak Türkiye’de anayasanın sınırlı da olsa güvence alanları o kadar tahrip edilmiş ve uygulayıcıların onu yok sayması o kadar sıradan ki, kimsenin “Ya şu Anayasada ne yazıyor, şu insan hakları metinlerinde ne yazıyor demek” aklına bile gelmemiş belli ki. Son olarak karar kendini dayandırdığı normlara da aykırı. Gökkuşağı temasının ve ürün tanıtımında geçen ifadelerin çocukların gelişimini olumsuz etkilediği, davranışlarını bozmayı amaçladığı öne sürülüyor. Öne sürülen bu argümanın gerçeğe aykırılığı ve değersizliği bir yana, bilimsel bir karşılığı da yok. </span></p>
<p><b>Öncelikle LGBTİ+ için gökkuşağının sembolik anlamını sormak isterim. Sonra da gökkuşağı gibi aslında insanın içini açacak, rengarenk bir doğa olayının uzak durulması, yasaklanması gereken bir simgeye indirgenmeye çalışılmasını nasıl okuyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62628 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/gokkusagi.jpg" alt="gökkuşağı" width="324" height="230" />Gökkuşağı temasının LGBTİ+ hareket içinde kullanımı 1970’lerin sonuna dayanıyor ve San Fransisco’da, 1978 yılında yapılan yürüyüşte kullanılıyor. Bu ilk kullanım, kendisi de bir drag queer olan Gilbert Baker’a dayanır ve onun da Harvey Milk tarafından teşvik edildiğini biliyoruz. Yaygınlaşması içinse biraz daha zamana ihtiyaç var. New York polisinin Stone Wall Inn isimli barda yaptığı şiddet eylemlerine karşı 1969 yılında yapılan protestolar, küresel hafızada önemli bir yerde, bunun 25. Yılında yapılan anmada ise yaklaşık 1.5 km’lik gökkuşağı bayrağının kullanılmasının ardından sembolün yaygınlaştığını biliyoruz. Renkler hem LGBTİ+ hareketin çeşitliliğini, hem de hayattaki şifa, sağlık, cinsellik, gün ışığı, doğa, huzur, sanatı temsil eder. Gökkuşağı bir yandan da yenilenmeyi temsil ediyor ve müthiş bir doğa olayı, tek renkten ibaret sandığımız gökyüzünün aslında ne kadar çok rengi içinde barındırdığını da ifade ediyor. Bu yasaklama hali, yurttaşlar arasındaki farklılığı, çeşitliliği yok sayan ve onları tek bir organizma olarak gören hükmetme halinin, LGBTİ+’ların varoluşundan duyduğu nefretin dile gelmiş hali. </span></p>
<p><b>Hukuksal açıdan değerlendirdiğinizde hem e-ticaret siteleri hem de tüketici hakları açısından bu karar, nasıl bir yerde duruyor? Sorunları neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-62629 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/gokkusagi-cocuk-e1608121416642.jpg" alt="" width="360" height="255" />Kararın kendini dayandırdığı ana mevzuat Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun. Kanunun amacı </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemek</span><span style="font-weight: 400;">” olarak ifade edilmiş madde metninde. Görüleceği üzere verilen kararla kanunun amacı arasında bir ilişki yok. Karar bir sansür, çünkü gökkuşağı bayrağı LGBTİ+ hareket açısından kendini ifade etmenin sembolik bir aracı, bu araca getirilen kısıtlama aslında aynı zamanda bir ifade özgürlüğü ihlali. Öte yandan satışa arz edilen mal ve hizmetler üzerinde getirdiği kısıtlama ile başka ihlal alanlarını da yaratıyor. Öyle tahmin ediyorum ki kurul, yönetmelikteki “ahlak”, “çocukların ahlakı” gibi ifadelere dayanarak kararı almış ancak bu maddelerin daha çok cinsel oyuncakların satışı için kullanılan reklamlar için uygulandığını biliyoruz. Kurulun bu kararı bir yandan da LGBTİ+’ları yalnızca cinsel performans açısından kavradığını gösteriyor. Peki ahlak nedir? Hukuken denetlenmeye elverişli, yasal veya anayasal bir tanımı var mıdır, neye göre saptanır ve kişilerin var oluşunu sembolize eden her şey bu gerekçe ile kısıtlanabilir mi? Tabii ki burada uygulayıcının kendi perspektifine göre bir yorum yaparak homofobik, transfobik nefretine hukuki bir kılıf yaratmaya çalıştığını görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir hukukçu olarak, bir insan hakları eylemcisi olarak merak ettiğim konu ise şu; karar veren kurulda Barolar Birliği olmak üzere Türk Tabipleri Birliği, Türk Eczacılar Birliği, Türk Dişhekimleri Birliği&#8217;nin de temsilcileri var. Basına yansıyan haberlerde kurulun kararı oy birliği ile aldığı ifade edildi. Bu tartışmanın kurulda nasıl yapıldığını gerçekten merak ediyorum.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/16/gokkusagi-yasagi-bir-ifade-ozgurlugu-ihlali/">“Gökkuşağı Yasağı Bir İfade Özgürlüğü İhlali”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
