<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kazdağları arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/kazdaglari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kazdaglari/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 23 May 2020 08:50:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Kazdağları arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kazdaglari/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kirazlıyayla Mücadelesi: Halk ve Doğa Sermayeye Karşı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/23/kirazliyayla-mucadelesi-halk-ve-doga-sermayeye-karsi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 May 2020 08:50:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kazdağları]]></category>
		<category><![CDATA[Kirazlıyayla]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyla Doğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=54209</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ekoloji Birliği Eş Sözcüsü, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Doğan ile ÇED süreçlerindeki sorunları, Kirazlıyayla'da ve diğer bölgelerde yapılmak istenen doğa tahribatlarını ve pandemi sonrası dünyayı konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/23/kirazliyayla-mucadelesi-halk-ve-doga-sermayeye-karsi/">Kirazlıyayla Mücadelesi: Halk ve Doğa Sermayeye Karşı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bursa&#8217;nın doğal güzellikleriyle öne çıkan köylerinden Kirazlıyayla&#8217;ya maden tesisi kurulması için başlatılan çalışmalar, bölgenin ekosistemine ve insan sağlığına zarar vereceği gerekçesiyle ekoloji STK&#8217;ları ve yerel halk tarafından protesto ediliyor. Sosyal medyada #Bursayiterket hashtag&#8217;iyle kamuoyu yaratılırken Ekoloji Birliği gibi STK&#8217;lar da halkla el ele vererek hukuki yollarla Kirazlıyayla&#8217;daki doğa talanını durdurmanın yollarını arıyor. </span></p>
<p><b>Kirazlıyayla&#8217;da Meyra Madencilik tarafından başlatılan çalışmalara karşı yerel halkla birlikte bir mücadele yürütüyorsunuz. Yapılacak tesisin verdiği zarar bir yana, çalışmaların başlatılmasında, ÇED raporunda vb. usulsüzlükler göze çarpıyor. Öncelikle ÇED raporlarının inanılırlığı hakkında neler söylersiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-54211 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/suheyla1-640x425.jpeg" alt="Süheyla Doğan" width="330" height="219" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/suheyla1-640x425.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/suheyla1-350x231.jpeg 350w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/suheyla1.jpeg 1024w" sizes="(max-width: 330px) 100vw, 330px" />ÇED süreçleri başlı başına bir halkı kandırmaca sürecine dönüşmüştür. Firmalar en kısa sürede alana yerleşmek amacıyla ÇED Yönetmeliğinin eki olan EK-1 ve EK-2 listelerindeki alan büyüklüğü ve kapasite sınırlarını aşabilmek için ruhsat alanları büyük olduğu halde 25 hektar altında ÇED izni başvurusu yaparak, “ÇED Gerekli Değildir” kararı almaktadırlar. Bu durumda halkın katılımı toplantıları vb yapılmadığından halk bilgilenememekte ve projeden haberi olmamaktadır. Firmalar bu küçük alan için çalışma izinlerini alarak alana yerleşmektedirler. Daha sonra kapasite artışı projesi hazırlayarak gerçek amaçları doğrultusunda daha büyük bir alan için ÇED Başvurusu yapmaktadır. Bu süreçte de kahvehanelerden birine asılan bir duyuru ile (muhtar yeterli özeni göstermişse) halkı bilgilendirme toplantıları yapılmakta, bu toplantılarda da oldukça teknik bilgilendirmeler yapıldığından halk projelerş yeterince anlayamamaktadır. Kadınlar kahvehaneye gitmediklerinden ve ayrıca birkaç kahvehane varsa yalnız birine asıldığından kadınların ve halkın tümünün bilgisi olmamaktadır. Daha sonra e-CED üzerinden duyurulan ÇED Raporu’na ve Ankara’da gerçekleştirilen İnceleme Değerlendirme Komisyonu köylülerin erişimi ve takibi de mümkün olamamaktadır.  Firmalar yine zenginleştirme ve atık havuzları gibi tesisleri de çoğunlukla başlangıçtaki ÇED başvurularında göstermemekte, bunun için de bir üçüncü aşamayı tercih etmekteler. Bunun nedeni, ÇED formatlarının biraz daha karmaşık oluşu ve bu süreçten mümkün olduğunca kaçma istekleridir. Çevre ve Çehircilik Bakanlığı bu süreçlere bilerek ve isteyerek alet olmakta ve ruhsat alanlarının büyük olduğu bilinmesine rağmen küçük ÇED alanları için yapılan başvurularını kabul etmektedir. Bizler bu şekilde verilmiş ÇED Gerekli Değildir kararlarını takip edebildiğimiz ölçüde dava ettik ve çoğunlukla “ruhsat alanı büyüklüğü” gerekçesi ile de kazandık. </span></p>
<p><b>Kirazlıyayla&#8217;da ÇED süreci nasıl ilerledi? Bölgede yapılan hukuksuzluklar hakkında bizleri bilgilendirir misiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kirazlıyayla’da da benzer bir süreci gözlemliyoruz. Meyra Madencilik firması 2013 yılında 24.89 hektarlık alan için ÇED başvurusu yapıyor. 25 ha altında kaldığı için ÇED gerekli değildir belgesi alıyor. Firma  2015 yılında ise kapasite artışına giderek alanı 273 hektara çıkarıyor.  2015 de sunduğu ÇED Raporunda zenginleştirme yapmayacağını, flotasyon işlemini başka bir yerde yapacağını söylüyor. Ancak 2019 a gelindiğinde tekrar bir kapasite artışı ve 2015 yılında yapmayacağız dedikleri flotasyon tesisi ve atık havuzunu projeye ekliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Firmanın verdiği son ÇED raporuna göre alan ormanlık alan ve tarım alanlarından oluşmaktadır.  Tarım alanları için “tarım dışı kullanım izni” alınmak zorundadır. Firmanın başvurusu üçüncü kez uygun bulunmamıştır. Firma buna rağmen ağaç kesimlerini gerçekleştirmektedir. Ayrıca yeni ÇED alanında işe başlayabilmesi için 1. Sınıf Gayri Sıhhi Müessese Ruhsatı  almış olması gerekir. Bursa Valiliğine yapılan yazılı başvuruda GSM ruhsatının olup olmadığı sorulmuştu ve henüz almadığı bilgisine ulaşılmıştı. En son yapılan başvuruya ise Valilik henüz yanıt vermemiştir.  Firmanın GSM Ruhsatı olmaksızın çalışması yasal değildir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerel örgütler tarafından yürütmeyi durdurma talebi ile dava açılmıştır. Hukuki süreç devam etmektedir. </span></p>
<p><b>Yapılması planlanan maden zenginleştirme tesisi ve atık barajı bölgenin ekosistemi ve insan sağlığı için ne gibi riskler taşıyor? Bölge halkıyla da iletişim halinde olan bir STK olarak orada yaşayanların temel şikayetleri neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevre ve Şehircilik Bakanlığı cevher zenginleştirme tesislerinin çevresel etkisini şöyle sıralıyor:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Çevresel Etkiler:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cevher Zenginleştirme Tesislerinin çevreye olabilecek önemli etkileri şöyle sıralanabilir:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-54212 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/ekoloji1.jpg" alt="Ekoloji" width="341" height="174" />Toz,  vibrasyon, gürültü,  kimyasal atıklar oluşacaktır.  Sulu sistem zenginleştirme sonucu ortaya çıkan sıvı atıklar ise sedimentasyon havuzlarına ihtiyaç gösterirler ve bu nedenle pasa barajlarında toplanırlar. Sıvı atıkların depolanması çoğu zaman su ilişkileri ve tuzlanmada etkili olurlar ve tarımsal zehirli metallerin veya maden cevherini işlemede kullanılan kimyasal atıkları bulundurabilirler. Aşırı dolu sedimentasyon havuzları oldukça zararlı ve tehlikelidir. Bunların etkileri ile hidrostatik basınç artar ve atık baraj duvarlarının çökmesi veya sızıntı olması durumunda çevrede doğrudan büyük tehlike oluşturabilirler.  Genellikle yüksek düzeyde tuzun ve bitki örtüsü için zararlı diğer metallerin bulunması, atık barajındaki drenajla ilgili güçlükler nedeniyle, sulu pasa çamurunun iyileştirilmesi işleri oldukça sorunlu bir durum meydana getirebilir. Zenginleştirme tesislerinden çıkan atık çamurların, atık barajı kullanılmadan ve analiz yaptırılmadan düzensiz olarak gelişigüzel depolanması, siklonlardan oluşan çamurların ve mermer peledyenlerinin düzenli depolama alanlarında depolanmaması, yığın özütlemesi alanındaki HCN ölçümlerinde, cihaz arızalarına tedbir olarak yedek cihazların bulundurulmaması, yığın özütlemesi alanı kuşaklama kanallarının uygun yapılmaması, siyanür depolama alanlarının standartlara uygun yapılmaması, endüstriyel atık suyun çökeltme siklonlarından geçirilmeden tesis içerisinde devir daim yaptırılması, zenginleştirme tesislerinde kullanılan suyun çöktürme havuzlarından geçirilmeden devir daim yaptırılması gibi durumlarda da bu tesisler çevreye ve insan sağlığına oldukça olumsuz etkilerde bulunacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Henüz zenginleştirme tesisi ve atık havuzları yapılmadığından halk yukarıdaki gerekçelerle endişe duymakta ve itiraz etmektedir.</span></p>
<p><b>Olimpos&#8217;un SİT alanı derecesinin düşürülmesi, Hasankeyf&#8217;in yok oluşu, Salda Gölü&#8217;ne iş makinelerinin girmesi. Kaz Dağları&#8217;nın talan edilmeye çalışılması ve daha saymakla bitmeyecek bir çok vaka gündemimizden düşmüyor. Ekoloji Birliği olarak genel tabloya baktığınızda Türkiye&#8217;nin ekoloji politikasındaki en öncelikli sorunları neler? İvedilikle hangi somut adımlar atılmalı, siz çözümü nerede görüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ülkemizde mevcut kalkınma anlayışı ve politikası kar ve talan odaklıdır ve sermayeden yanadır. Doğanın hakları ve halkın çıkarları gözetilmemektedir. Her ne pahasına olursa olsun sermayeden yana bir politika izlenmekte ve bu da büyük doğa yıkım ve talanına yol açmakta, çevre ve insan sağlığı hiçe sayılmaktadır. Maden Yasası ve yönetmelikleri ile ve daha birçok yasada yapılan değişikliklerle doğal ve kültürel tüm varlıkların sömürüsü için  gerekli yasal düzenlemelerle sadece rant düşünen yatırımcılar için dikensiz gül bahçeleri yaratılmıştır. Hukuk sistemi dönüştürülmüştür. Hukuki süreçle elde edilen bazı kazanımlar bile Bakanlar Kurulu kararları veya Valilikler aracılığıyla arkadan dolanılarak uygulanmaz hale getirilmiştir. Yerel halka ve sivil toplum örgütlerine baskı ve şiddet uygulanmaktadır. Mafyatik ilişkilerle de Ali Ulvi &amp; Aysin Büyüknohutçu gibi bazı yaşam savunucuları öldürülmektedir. Hem alandaki mücadelenin, hem de hukuk mücadelesinin birlikte gerçekleştirilmesi ve bu süreçte ulusal ve uluslararası boyutta dayanışma sağlanması önemlidir. Bir yandan da  talan ve sömürü yasalarının değişmesi ve hukuk sisteminin  özerkliğinin korunması için çaba gösterilmelidir. Yerellerdeki mücadeleleri ortaklaştıracak ve dayanışma zeminini yaratacak olan Ekoloji Birliği bu anlamda oldukça önemlidir. Çözüm tabii ki esas olarak halktan ve doğadan yana bir düzenin tesisi ile mümkündür ancak mevcut düzende mücadelemizi yükselterek bu düzen içerisinde de gedikler açmaya devam edeceğiz. </span></p>
<p><b>Sosyal medya üzerinden de bir kamuoyu yaratma gayreti içerisindesiniz, En son Kirazlıyayla için #Bursayiterket hasthag&#8217;iyle bir görünürlük de yarattınız. Ekoloji Birliği zaten yapı olarak da bir arada çalışmayı, işbirliğinin gücünü öne çıkarıyor. Ekoloji mücadelelerinde toplumun her kesimine, özellikle de bölge halklarına ulaşmada, kamuoyu yaratmada izlediğiniz metotlar neler, zorluk yaşıyor musunuz? Medya organlarıyla, diğer STK&#8217;larla ve devletin ilgili kurumlarıyla iletişiminiz, işbirliğiniz nasıl ilerliyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-54213 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/ekoloji2.jpg" alt="Ekoloji" width="405" height="270" />Ekoloji Birliği’nin halihazırda ülkenin her yanından 63 bileşeni vardır. Her bölgedeki sorunlar Birliğimizin üye olduğu  haberleşme kanallarımızla veya telefonlarla bize ulaşmaktadır. Ayrıca bileşenlerimiz dışında basına, kamuoyuna ve sosyal medyaya yansıyan diğer sorunlar, mücadeleler de takip edilmekte ve raporlanmaktadır. Sosyal medya hesapları  takip edilmektedir. Yerellere ulaşılarak iletişim bilgileri alınmakta  ve görüşmeler yapılmaktadır. Yerelin ihtiyaç duyduğu yol haritası oluşturma, teknik ve hukuki bilgi desteği verilmekte, bileşen olmayanlar da bileşenliğe davet edilmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birliğimiz, sosyal medya hesapları ve web sitesi üzerinden ve basına yolladığı mektuplarla faaliyetlerini ve açıklamalarını duyurmaktadır. Yerellere ziyaretler gerçekleştirmekte, bölge toplantıları yapmaktadır. Medya organları ile düzenli bir ilişkimiz vardır ancak çok az sayıda medya sesimizi duymakta, ana akım medya ise görmezden gelmektedir. Diğer STK’larla iletişimimiz iyidir. Yerellerde işbirliği yaptığımız gibi merkezi düzeyde de temaslarımız olmaktadır. Miting izni başvurusu vb. dışında merkezi olarak devlet kurumlarıyla doğrudan ilişkimiz yok denecek kadar azdır. Ancak yerellerde bileşenlerimiz devlet kurumlarıyla mücadele alanlarında çokça karşı karşıya gelmektedir. </span></p>
<p><b>Koronavirüsün kötü etkilerinin yanında doğaya, hava kirliliğine, karbon ayak izinin azaldığı bir dönem de yaşıyor dünyamız. Siz pandemi sonrası nasıl bir dünya öngörüyorsunuz? Daha duyarlı, daha az tüketen ve doğaya daha az veren bir insanlığın ortaya çıkması mümkün mü yoksa fazla mı iyimseriz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kovid-19 sürecinde insanların evlerde kalmaları, daha az araç kullanımı, daha az ekonomik faaliyet, daha az tüketim nedeniyle doğa biraz olsun nefes almış, hava kirliliği azalmış, kuşlar ve diğer hayvanlar daha fazla görülür olmuş, bitkiler canlanmıştır. Bilim insanlarınca Kovid-19 salgını ile ormansızlaşma ilişkisi ortaya konulmuş, hava kirliliğinin Kovid-19 etkisini daha fazla artırdığına ilişkin araştırma raporlarının da ortaya çıkması ile doğaya müdahalenin sonuçlarının ne kadar yıkıcı olabileceği gözler önüne serilmiştir. Bu süreç sorgulamalara yol açmıştır. Umarız bu sorgulamalar kovid sonrası bir dünyanın yeniden inşaasında alınacak tedbir ve önlemlere ve politikalara ışık tutar. Daha duyarlı, daha az tüketen ve doğaya daha az zarar veren bir insanlık mümkündür, iyimser olmakta ve bunu başarmak için bıkmadan usanmadan dayanışma içinde  çalışmakta yarar vardır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şunu da eklemek isterim; Kovid-19 sürecinde katmerleşmiş bir şekilde zarar gören ve etkilenen kadınlar, çocuklar, yoksullar, göçmenler gibi kesimlerin mevcut durumlarının araştırılması ve özel önlem paketleri için mücadele edilmesi gerekir. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/23/kirazliyayla-mucadelesi-halk-ve-doga-sermayeye-karsi/">Kirazlıyayla Mücadelesi: Halk ve Doğa Sermayeye Karşı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Munzur Dağlarında Maden Aramak Bir Çevre Felaketidir&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/09/munzur-daglarinda-maden-aramak-bir-cevre-felaketidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Oct 2019 11:58:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[DAM]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim Araştırmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Kazdağları]]></category>
		<category><![CDATA[maden sahası]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksel Örgün Tutay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 12 Ekim 2019 Cumartesi günü İstanbul Taxim Hill Oteli toplantı salonunda, "Munzur Dağları madenlerle yok edilmek isteniyor" başlıklı bir konferans düzenliyor. DAM Başkanı Salman Yeşilgöz, Kaz Dağları için gösterilen duyarlılığın Munzur için de gösterilmesini istediklerini  belirtiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/09/munzur-daglarinda-maden-aramak-bir-cevre-felaketidir/">&#8216;Munzur Dağlarında Maden Aramak Bir Çevre Felaketidir&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz Temmuz ayında, Dersim&#8217;de (Tunceli) bulunan Munzur dağlarının tamamının &#8220;maden sahası&#8221; ilan edildiği ortaya çıkmıştı. Uzmanlar, bunun bölgede ciddi ekolojik, demografik ve kültürel bir yıkıma neden olacağını savunurken Dersim kuruluşları da tepki gösterdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43106 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/KonferansAfiş-640x853.jpg" alt="" width="301" height="401" />Yeraltı kaynakları bakımından en fazla çeşitliliğe ve zenginliğe sahip olan Yukarı Fırat havzasındaki Dersim&#8217;de, 145 maden projesi bulunuyor. 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları&#8217;nın tamamen &#8220;maden sahası&#8221; ilan edilmesinin, bölgedeki su kaynakları, endemik bitki örtüsü ve florayı tahrip edeceği belirtiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul&#8217;da çalışmalarını sürdüren Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 12 Ekim 2019 Cumartesi günü İstanbul Taxim Hill Oteli toplantı salonunda, konuyla ilgili bir konferans düzenliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Munzur Dağları madenlerle yok edilmek isteniyor&#8221; başlığıyla duyurulan konferansta, Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Prof. Dr. Yüksel Örgün Tutay, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası YK Başkanı Hüseyin Alan ve Avukat Murat Cano konuşmacı olarak yer alacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dersim Araştırmaları Merkezi Başkanı Salman Yeşilgöz, &#8220;Kaz dağlarında maden arama çalışmalarıyla ilgili önemli bir duyarlılık oluştu. Bu, tabii ki olumlu ve sevindirici bir şey. Aynı duyarlılığın Dersim ve Munzur konusunda da sergilenmesini istiyoruz, bekliyoruz.&#8221; dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Maden arama çalışmaları, bölgedeki endemik bitki örtüsünü tahrip edecek. Su kaynaklarını yok edecek. Bölgenin demografik yapısı olumsuz yönde etkilenecek&#8221; görüşünü savunan Yeşilgöz, &#8220;Amacımız bu çevre felaketine dikkat çekmek&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Konuyla ilgili uzmanlardan alınan görüşlerle bilimsel raporlar hazırlamakta olduklarını belirten Yeşilgöz, &#8220;Bu yanlıştan dönülmesi için çaba gösterdiklerini&#8221; kaydetti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Munzur Dağları madenlerle yok edilmek isteniyor&#8221; başlığıyla duyurulan konferans, 12 Ekim 2019 cumartesi günü saat 15.00&#8217;te Taxim Hill Oteli toplantı salonunda yapılacak.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/09/munzur-daglarinda-maden-aramak-bir-cevre-felaketidir/">&#8216;Munzur Dağlarında Maden Aramak Bir Çevre Felaketidir&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kazdağları İnteraktif Harita Yayında</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/09/kazdaglari-interaktif-harita-yayinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Oct 2019 07:55:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[GEF Küçük Destek Programı]]></category>
		<category><![CDATA[interaktif harita]]></category>
		<category><![CDATA[Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Kazdağları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43076</guid>

					<description><![CDATA[<p>KazDağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği'nin GEF Küçük Destek Programı desteğiyle hazırladığı Kazdağı İnteraktif Haritası yayında.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/09/kazdaglari-interaktif-harita-yayinda/">Kazdağları İnteraktif Harita Yayında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnteraktif Harita, Kaz Dağları ve Edremit Körfezi&#8217;nde biyolojik çeşitliliğin korunması için; biyolojik çeşitlilik, biyolojik çeşitliliği tehdit eden projeler ve bu projelere karşı devam eden ekoloji mücadeleleri konusunda farkındalık oluşturulması, bölgedeki bu zenginliğin, tehditlerin ve mücadelelerin dijitalleştirilmesi, arşivlenmesi, yaygınlaştırılması kısaca hafızalaştırılması konusunda bir araçtır.</p>
<p>Harita sizin Kazdağı ve yöresindeki mevcut enerji/maden projelerine, biyoçeşitlilik alanlarına ulaşmanızı sağlar. Proje içerikleri ve işletme süreçleri konusunda bilgilere, ÇED raporlarına, projelere yönelik çıkmış olan haber içeriklerine ve varsa projelere karşı ortaya çıkan toplumsal muhalefet ile ilgili güncel süreçlere erişebilirsiniz.</p>
<p>Aynı zamanda ‘Yerelden Hikayeler’ başlığı altında Kaz dağları ve yöresinde yaşayan kişilerin hikâyelerine ulaşabilir, doğa ve kültür bağlamında ortaya çıkmış hikayeleri dinleyebilirsiniz.</p>
<p>Haritaya erişmek için <a href="https://servis2.dece.com.tr/?wsName=2076-TR-Kaz%20Da%C4%9Flar%C4%B1&amp;Tab=MAP">tıklayınız</a>.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/09/kazdaglari-interaktif-harita-yayinda/">Kazdağları İnteraktif Harita Yayında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kazdağları’nda Su ve Vicdan Nöbeti Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/su-ve-vicdan-nobeti-kazdaglarinda-devam-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Özgüner]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Aug 2019 08:29:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Birhan Erkutlu]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Jülide İskenderoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kadıköyİz Grubu]]></category>
		<category><![CDATA[Kazdağları]]></category>
		<category><![CDATA[Su ve Vicdan Nöbeti]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım Orman İş Sendikası]]></category>
		<category><![CDATA[TEMA Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Zuhal Orhun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41440</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaz Dağları’nda on binlerce kişinin katılımıyla başlayan Su ve Vicdan Nöbeti devam ederken, Tema Vakfı’nın Change.org’da başlatmış olduğu “Altında Ölüm Var” kampanyası da 470 bin imzaya yaklaştı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/su-ve-vicdan-nobeti-kazdaglarinda-devam-ediyor/">Kazdağları’nda Su ve Vicdan Nöbeti Devam Ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Kazdağları’nı yıllardır savunmak için mücadele veren oluşum ve yurttaşların çağrısı ile başlayan “Su ve Vicdan Nöbeti”nde büyük buluşma 5 Ağustos&#8217;ta gerçekleşti. Ekolojistlerden kent hakkı savunucularına, hayvan hakları savunucularından feminist aktivistlere, insan hakları savunucularından bisiklet aktivistlerine, on binlerce kişi, Kazdağları’nın talanı, işgali ve yıkımına karşı maden şantiyesine akın etti. Şantiye giriş kapısından içeri girmek isteyen yurttaşlar, güvenlik görevlilerince engellenmeye çalışılsa da binlerce kişinin baskısı ile kapılar açılmak zorunda kaldı.</span></p>
<div style="width: 640px;" class="wp-video"><video class="wp-video-shortcode" id="video-41440-1" width="640" height="352" preload="metadata" controls="controls"><source type="video/mp4" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/08/WhatsApp-Video-2019-08-08-at-14.54.10.mp4?_=1" /><a href="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/08/WhatsApp-Video-2019-08-08-at-14.54.10.mp4">https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/08/WhatsApp-Video-2019-08-08-at-14.54.10.mp4</a></video></div>
<p><span style="font-weight: 400;">Tarım Orman İş Sendikası, maden sahasının kapılarını halk adına kilitlediklerini ve ekolojik tahribata neden olan, ormanları yok eden sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı. Maden sahasının kapısını kilitleyenlerden, Tarım Orman İş Sendikası Genel Başkanı Şükrü Durmuş, “Burada doğa tahrip edildi; 200.000 ağaç kesildi. Anayasa’dan ve yasalardan doğan hakkımızı kullanıyoruz ve bu sahayı bugün kilitliyoruz” şeklinde konuştu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41456 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/08/WhatsApp-Image-2019-08-08-at-14.54.30-640x360.jpeg" alt="" width="409" height="230" />Su ve Vicdan Nöbeti’ne, Türkiye’nin birçok ilinden destek geldi. Kuzey Ormanları Savunması, Validebağ Savunması, Türkiye Ormancılar Derneği, Alakır Nehri Kardeşliği, Karadeniz İsyandadır Platformu, Ekoloji Birliği, Halkevleri, Yokoluş İsyanı, Bandırma Kent Konseyi, Bergama Çevre Platformu, Tema Vakfı, Ayvalık Tabiat Platformu, Havran Çevre Platformu, Edremit Kent Konseyi, Selçuk Esnaf ve Sanatkarlar Odası, Kepez Kent Konseyi, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği, Adalet Nöbeti Avukatları gibi birçok örgüt ve oluşum Su ve Vicdan Nöbeti’ne katıldı.</span></p>
<p><b>Ak Parti Çanakkale Milletvekili İskenderoğlu:</b></p>
<p><b> </b><strong>“Ormanlarımızın kontrolsüz bir şekilde tahrip edilmesine kesinlikle razı değiliz”</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41443 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/08/2-9.jpg" alt="" width="385" height="392" />Sürecin takipçisi olduklarını belirten </span>Ak Parti Çanakkale Milletvekili Jülide İskenderoğlu<span style="font-weight: 400;">, Sivil Sayfalar’a şöyle konuştu: “Konuştuğum toplantıdaki sözlerimin bazı basın organları tarafından cımbızlanarak çarpıtıldığını üzülerek gördüm. Ülkemizin ormanı da suyu da bize emanet. O toplantıda, yaptığım konuşmadan hemen sonra Orman Bölge Müdürlüğü yetkililerimize sözü bırakarak bu konuda halka bilgi vermelerini de sağlamıştım. Grup Başkan Vekilimiz Bülent Turan&#8217;ın da ifade ettiği gibi, Kazdağları çevresindeki maden ruhsat ve izinleri, çok önceden verilmiş. Biz bu konuda kesinlikle bir taraf değiliz. Bülent Başkan&#8217;ın önerisine katılıyorum, Tarım ve Orman Bakanlığı&#8217;nın Çanakkale ilimizdeki yetkilileri, Çanakkale&#8217;mizin tüm siyasî aktörlerini, sivil toplumunu davet ederek kamuoyundaki bilgi kirliliğini gidermelidir. Ormanlarımızın kontrolsüz bir şekilde tahrip edilmesine kesinlikle razı değiliz. Sürecin yakından takipçisiyim”</span></p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">+maden sahası <a href="https://twitter.com/hashtag/KazDa%C4%9Flar%C4%B1?src=hash&amp;ref_src=twsrc%5Etfw">#KazDağları</a>&#8216;nda değil, 40 km uzaklıktaki Kirazlı Balaban Tepesi&#8217;nde. İlk ruhsat 12 Mart 2001 tarihihli (AK Parti daha kurulmamış bile). Tüm kurumlar süreci hassasiyetle takip ediyor. ÇED Raporuna aykırı bir adıma asla izin verilemez. Çevre hepimize emanet +</p>
<p>— Bülent TURAN (@turanbulent) <a href="https://twitter.com/turanbulent/status/1158491893413662720?ref_src=twsrc%5Etfw">August 5, 2019</a></p></blockquote>
<p><script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Su ve Vicdan Nöbeti’ne katılan, muhalefet partilerinden vekiller ise bölgedeki maden projelerinin derhal durdurulması ve ekolojik tahribatın önlenmesi gerektiğini ifade ediyor. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41444 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/08/4-3.jpg" alt="" width="396" height="292" /></b><span style="font-weight: 400;">Kadıköyİz Grubu’ndan Zuhal Orhun, Su ve Vicdan Nöbeti’nden izlenimlerini şöyle aktarıyor: “Çadır kurup nöbet tutan 200 kişi var ama onlar bir yerde iken başka bir alanda ormanı yok etme devam ediyormuş. Yürüyüşler sürdürülmeli. Sembolik meşe fidanları dikildi, o arada toprakların arasına sıkışmış yaralı bir keçi bulundu, veteriner anonsu yapıldı… Düşünün o alanda yapılan katliamı, ekosistem yok oldu. Ne sözcükler ne de fotoğraflar yeterli yapılan katliamı anlatmaya”. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alakır Nehri Kardeşliği’nden Birhan Erkutlu ise dayanışma çağrısı yaptı: “Çok güzel bir dayanışma ve birliktelik var. Kampın korumaya çalıştığımız doğanın içinde olması, yuva hissi veriyor ve sarmalıyor herkesi. Olunmak istenecek tek yer bizce şu zamanda. Çadırını, müzik aletini, sevgi ve dayanışmasını alıp gitmeli herkes. Destandaki yerini almalı”.</span></p>
<p><strong>Ekolojik Tahribatın Özeti&#8230;</strong></p>
<p>Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şube Başkanı ve ÇEKÜL Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ünal Akkemik, Kuzey Ormanları Savunması’na, ormanlar üzerindeki ekolojik tahribatı şöyle <a href="https://kuzeyormanlari.org/2019/08/05/kazdaglarindan-toros-daglarina-munzur-vadisinden-kuzey-ormanlarina-yasanan-sorun-para-saymayla-agac-saymayi-ayni-kefeye-koymaktir/">özetledi</a>: “Kazdağları’ndan Toros Dağları’na, Munzur Vadisi’nden Kuzey Ormanları’na yani Türkiye’nin en güzel dağları, işte bu para saymayla ağaç saymayı aynı kefeye koyan anlayış ve bilimsel (!) raporlar yüzünden parçalanmakta, altın, mermer ve maden ocaklarına, taş ve kum ocaklarına kurban edilmektedir.</p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41455 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/08/WhatsApp-Image-2019-08-08-at-14.54.31-640x360.jpeg" alt="" width="423" height="238" />Ve bu anlayış değişmediği, bu bakış açısı değiştirilmediği sürece ormanlarımız kesilmeye, sularımız kirlenmeye ve insanlarımız daha fazla kanser olmaya devam edecektir.”</span></p>
<p><b>TEMA Vakfı, “Altında Ölüm Var” kampanyasına imzanızı bekliyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TEMA Vakfı, “Kirazlı Altın Madeni’nde Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna aykırı işlem yapılıyor, işletme durdurulsun” diyerek ve Çanakkale Valiliği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü&#8217;nü muhatap alarak başlattığı </span><a href="https://www.change.org/p/kirazl%C4%B1-da-uydulara-g%C3%B6re-s%C3%B6ylenenin-4-kat%C4%B1-195-000-a%C4%9Fa%C3%A7-kesildi-i%C5%9Fletme-durdurulsun-alt%C4%B1nda%C3%B6l%C3%BCmvar-kazda%C4%9F%C4%B1nadokunma-canakkalegovtr-csbgovtr"><span style="font-weight: 400;">“Altında Ölüm Var” kampanyasına</span></a><span style="font-weight: 400;"> imzanızı bekliyor.</span></p>
<p><strong>Kazdağları’nda Madene Neden Karşı Çıkılıyor?</strong></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kirazlı Köyü’ndeki projenin ilk aşamaları proje alanındaki ormanların ve diğer bitki örtüsünün ortadan kaldırılması ve 45.650 ağacın kesilmesi olarak planlanmıştı. Haziran ayının ortasında yapılan tıraşlama ile ormanlarda büyük bir yara açıldı. TEMA Vakfı’nın uydu görüntüleri üzerinde yaptığı incelemeler, maden sahası ve  yol bağlantıları için yaklaşık 195 bin adet ağacın kesildiğini ortaya çıkarttı. Buna göre ÇED raporunda belirtilenden 4 kat daha fazla ağaç kesimi yapıldı.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">“Kirazlı Siyanürlü Altın İşletmesi” faaliyete geçmek için geri sayıma başladı. Çanakkale merkeze 30 km uzaklıkta olan maden alanı aynı zamanda 180 bin insanın tek su kaynağı olan Atikhisar Barajı ile aynı su havzasında yer alıyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Eşsiz florası, faunası ve binyıllar öncesinden günümüze ulaşmış efsaneleri, anlatıları ve mitolojik önemiyle dünyanın doğal ve kültürel mirası olan Kazdağları’ndaki yaşam, bitme noktasına gelecek. Kazdağları, tehlike altında otuz bir bitki türü ve tehlike altındaki yedi yarasa türünün yaşam alanı&#8230; Bölgede yaşayan ayı, karaca, yaban kedisi, su samuru, sincap, yarasa, kirpi, tavşan, porsuk, sansar, tilki, yaban domuzu, kartal, doğan, atmaca, şahin, keklik, tahtalı, çulluk ve balık cinslerinden alabalık ile sazan türleri de büyük zarar görecek. Doğa tahrip edilirken bu hayvanlar zorunlu göçe tâbi tutulacak, göç edemeyecek durumda olanlar ise ölüm projeleri sürerken yaşamını yitirecek. Milyonlarca hayvanın yaşamının yanında, bölgede yaşayan yüzbinlerce insan da bu ölüm projelerinden olumsuz etkilenecek. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kaz Dağları’nın kuzey yamacında, meşe, çam ormanları ile birlikte dünyada sadece Türkiye’de yaşayan 7 bitki türünün yaşam alanı üzerine kurulması planlanan maden projesi hayata geçtiğinde 20 bin ton siyanür kullanacak ve siyanürle birlikte arsenik gibi birçok ağır metal ortaya çıkacak. Bütün bir kentin tek su kaynağı, Kaz Dağları’nın dereleri, yer altı suları, tarım alanları kirlilik; ormanları ve nadir bitkileri ise yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Madencilik faaliyetleri durdurulmazsa, şu anki ekolojik yıkım Kirazalan Köyü’ne kadar ulaşılacak. Dinamitle gerçekleştirilecek bu “faaliyetler” nedeniyle, yerin altı üstü yerle bir edilecek. Dinamit patlamaları nedeniyle fizyolojik ve psikolojik birçok hastalık ortaya çıkacak; yöre halkı çok büyük zararlar görecek.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kanadalı şirket Alamos Gold’un şu anda yarattığı ekolojik tahribat sınırlı. Proje alanı, 36 bin dönümlük ormanlık alan olarak belirlenmiş. Çanakkaleliler, şu anda fotoğraflara yansıyan ve “cehennem çukuru” olarak adlandırılan maden alanının, projenin sadece onda biri olduğunu ifade ediyor. Proje tamamlanırsa fotoğraflarda görülen ekolojik yıkımın on katı gerçekleşecek.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Proje durdurulamazsa, Bayramiç’e kadar, 30 km’lik alanda, el değmemiş ormanlar da farklı şirketlerin girişimleri ile yok edilecek. Bu şekilde, maden talanının on katına ulaşacağı öngörülüyor; 360 bin dönüm orman yok edilecek. Şu anki proje alanından 26 milyon ton; Çan Ağı Dağı’ndan ise 60 milyon ton, arazilerdeki her şey öğütülecek… Lapseki Şahinli’deki maden ise 5 tane köyü yutacak. </span></li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/su-ve-vicdan-nobeti-kazdaglarinda-devam-ediyor/">Kazdağları’nda Su ve Vicdan Nöbeti Devam Ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/08/WhatsApp-Video-2019-08-08-at-14.54.10.mp4" length="5854752" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Sisifos&#8217;un İmkanları </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/sisifosun-imkanlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Aug 2019 08:00:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Alamos Madencilik Şirketi]]></category>
		<category><![CDATA[Artvin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Etki Değerlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Kazdağları]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyla Doğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41435</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Umut ve gelecek yoksunluğu, insanın her şeye açık oluşunda bir artış anlamına gelir".*  Ceza olarak aşağı yuvarlanan kayayı hep yeniden tepeye çıkarabilmek, buyruğu verenlere başkaldırmanın yegane yoludur aslında...</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/sisifosun-imkanlari/">Sisifos&#8217;un İmkanları </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Kazdağları&#8217;nın bağrına bıçak saplayıp yüz doksan sekiz bin ağacı katleden, altın çıkarmak için bitki örtüsünün içine zehir akıtıp doğal yaşamın kaybına yol açacak olan Alamos Madencilik Şirketi&#8217;nin Ceo&#8217;su işletecekleri madende yabancı işçi istihdam etmeyeceklerini &#8220;Türkler taş taşımakta çok iyi&#8221; diyerek açıklıyordu. Haksız değil. Özellikle son 5 yıldır neoliberal ekonomi politkasının rüzgarının çılgınlık derecesine varan hızla aşağı yuvarladığı taşları yukarı çıkarmakla uğraşıyoruz. Fatsa, Hasankeyf, Artvin&#8230; nereye bakarsanız bir kıyım, arkasında bekleyen bir yenisi&#8230; Yine Kütahya, Balıkesir, İznik ve Munzur altını üstüne getirmek için katli vacip görülen yerlerden. Sadece Kazdağları&#8217;nda 40 ayrı şirket  ruhsatlandırılmış şekilde altın çıkarmak için sırasını bekliyor. Bu kıyıma zemin hazırlayan 17 yıldır yasa ve kanun maddeleri üzerinde her türlü tasarrufa sahip olan kurduğu ittifakla gücüne güç katarak torbaya atılan teklifleri toptan TBMM&#8217;den geçiren siyasi iktidardan başkası değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">5177 Sayılı Yeni Maden Yasası&#8217;nda yapılan değişikliklerin 2004 yılı itibariyle yürürlüğe girmesini izleyen süreçte yabancı şirketlerin maden ruhsatı almak üzere başvurması madencilik sektöründe  sömürgecilik döneminin başladığına işaret eder gibi. Zira Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı&#8217;nın internet sitesinde bu zemin üzerinde yükselen yatırımların 2018 Eylül ayı itibariyle 136&#8217;sı yabancı firmaya ait 657 maden ruhsatına ulaştığını görüyoruz. Bakanlık tarafından yabancı yatırımcılar için ingilizce olarak hazırlanmış </span><a href="https://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Sayfalar/Yabanci-Yatirimcilara-Yonelik-Turkiyede-Maden-Sektoru-icin-Yatirim-Rehberi"><span style="font-weight: 400;">Maden Yatırım Rehberi </span></a><span style="font-weight: 400;">ise bu artışın nedenlerine ışık tutan türden: taş, mermer, çinko, altın, gümüş, kurşun, krom her şeyi çıkarmaya davet ediliyor yatırımcılar. Sadece altın yatırımı ile ilgili kısımda Türkiye&#8217;de 6500 ton altın rezervi olduğu ve çoğunun yer altından çıkarılmayı beklediği belirtiliyor. Vaatler arasında %50 ucuz arazi tahsisi ve orman satışından %50 pay verilmesi de dikkat çekici. Aşağıda hiç de profesyonel olmayan altın haritası görselinde solmuş yıldızlar halihazırda operasyondaki madenleri, sarı parlak olanlarsa açılmayı bekleyen madenleri temsil ediyor. Rehberde açılacak her tür altın madeni işletmesi için azaltılmış bürokrasi ve çeşitli vergi indirimi uygulamaları da taahhüt ediliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41437 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/08/altın-map-yatırım-640x334.jpg" alt="" width="372" height="194" />Yatırımlar, modern dönemde iktidarlar tarafından ilerlemeci  anlayışın bir ürünü olarak kalkınma ve gelişme saikleriyle birlikte anılır, çoğu kez populist söylemlerde de yer bulur. Yıllardır nükleer santral gibi ülkenin hiç de menfaatine olmayan bir projenin dahi gerçeklerin tam aksi söylenerek  temiz, ucuz, güvenli şeklinde tanıtıldığı malum. Ne var ki, Kazdağları&#8217;nda altın çıkarmak için davete icabet eden Alamos&#8217;un işletme ruhsatını almış olduğunu duymamız 10 yıl kadar sürdü. Bölgede 2007&#8217;den beri bir direniş olmasına rağmen hükümetin bu projeyi istihdam ya da başka sözlerle gündeme getirdiğini hiç duyduk mu? Belki de Türkiye&#8217;nin akciğeri sayılan bir coğrafyayı siyanüre boğmanın açıklanabilir bir tarafı yoktur? Esasen işler arka planda öyle gizli yürütülmüş ki Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nden Süheyla Doğan iki yıl önce bu maden şirketlerinin Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) başvuru sürecinde tepki çekmemek için altın çıkarma faaliyetini başvuru dosyasına &#8220;kuartz çıkarma&#8221; şeklinde yazdırarak izin aldığı yönündeki tespitlerini paylaşmıştı. Ne yazık ki devlet kurumlarının ve şirketlerin gerek mega projelerde gerekse kirletici tesislerin yatırımlarında sergilediği işbirliğini şimdi de  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı&#8217;nın Alamos&#8217;un yatırım faaliyetini savunan, Alamos&#8217;un iştirakı Doğu Biga Madenciliğin açıklarını kapatan sözlerinde hatta, ÇED imzalarındaki usulsüzlüklerde görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Usulsüzlüklerin olduğu hangi projede  facialar yaşanmaz ki ? Altın madeninden devam edersek misal 2000 yılında Romanya&#8217;da Baire Mare Aurul altın madenine ait siyanür havuzunun çökmesi  Sırbistan, Bulgaristan ve Romanya olmak üzere üç ülkenin topraklarının zehirlenmesine yol açmıştı. Çalışanlar, Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;ni hatırlatırcasına sınır ötesi kirliliğe örnek teşkil eden bu facianın oluşma nedenlerini inşaat sürecindeki usulsüzlüklere bağlamıştı. Bir altın madeni işletmesinin kaza olmasa da doğa ve doğal varlıkları tarumar ettiğini ise Kanada menşeili Goldcorp&#8217;un Guetemala, Meksika, Honduras&#8217;taki faaliyetleri nedeniyle yurttaşlar ve  bilim insanları tarafından yargılandığı yurttaş mahkemesinde suç teşkil etiği ilan edilen gerekçelerde görebiliriz (</span><a href="https://healthtribunal.org/"><span style="font-weight: 400;">Health tribunal 2012</span></a><span style="font-weight: 400;">). Buna göre Goldcorp  su varlıklarının kirlenmesinden, bitki örtüsünün geri dönüşü olmayan şekilde kaybedilmesinden, zehirli siyanür tozlarının havaya saçılmasından, ağır metallerin açığa çıkmasından, evcil ve vahşi hayvanların, insanların hastalanmasından ve ölmesinden sorumlu tutulmuştur. Mahkemede konuşan tanıklıklar ise siyanür uygulaması nedeniyle çevrelerinde ve kendi bedenlerinde meydana gelen değişimi şöyle tanımlamışlardır: Deri ve göz hastalıkları, saç dökülmesi, bebek düşükleri, ölü doğumlar, yeni doğan bebek ölümleri, sinir sistemi hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları, çocuklarda kronik hastalıklar&#8230;.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Savaşlarla uğruna kan dökülen toprakların ve üzerinde yaşayanların idasine talip olan siyasi iktidarlar, önayak oldukları ticari ve endüstriyel faaliyetlerle işte bu şekilde hastalığa ve ölüme bizzat kapı aralayabilmekte. Bilim, teknoloji ve kültür etkileşimi üzerine eserleri bulunan Lewis Mumford&#8217;un da tespit ettiği gibi madencilik çevreye getirdiği yıkım ve insan hayatının karşı karşıya olduğu tehlikelere kayıtsızlığıyla savaşa benzer. </span><span style="font-weight: 400;"> Savaşın kendisi yeterince anlamsızken benzerine niye tahammül edelim ki? Savaşta ölmemenin yani yaşamda kalmanın koşulu direnmekse şayet, Hasankeyf&#8217;te, Salda&#8217;da, Fatsa&#8217;da, Uşak&#8217;ta, Artvin&#8217;de, Sinop&#8217;ta, Honduras&#8217;ta, Meksika&#8217;da iradesinin dışına taşan idare karşısında Sisifos&#8217;un imkanlarıyla sınırlı olan yurttaşlar taşın tekrar aşağı yuvarlanacağını bile bile onu yukarı taşımadan; sağlığına, geleceğine, kurdun, kuşun, ormanın hakkına sahip çıkmadan yaşamaya başka nasıl devam edebilir ki? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İki yıl önce yaşam alanlarına kurulmak istenen mermer ocağına karşı çıktıkları için hedef haline getirilerek mücadele yolunda öldürülen Ali Ulvi ve Ayşin Büyüknohutçu çiftine saygıyla.</span></p>
<p>*<span style="font-weight: 400;">Camus A., Sisifos söyleni, 95</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/sisifosun-imkanlari/">Sisifos&#8217;un İmkanları </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kazma Dağları! Bırak Yerin Altında Kalsın&#8230; </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/25/kazma-daglari-birak-yerin-altinda-kalsin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jul 2019 21:38:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Etki Değerlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kazdağları]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Kaynaklara Bakış]]></category>
		<category><![CDATA[Madencilik raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Siyanürlü Altın Madeni Projesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40981</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gün geçmiyor ki yeni bir yerin kazılacağını, doğal kaynakların talan edilerek su varlıklarının, çevre ve canlı yaşamının gözden çıkarıldığını duymayalım!  Çanakkale'de Kazdağları, Kütahya'da Murat Dağı'nın etekleri, Fatsa'da Bahçeler, Artvin'de Cerattepe yerin altındakinin üstündekinden daha değerli varsayılmasıyla madenciliğe açılan  dolayısıyla toplumsal muhalefetin kabardığı yerlerden. Oysa bugün bile deneyimlediğimiz aşırı hava olayları, sel ve kuraklık gibi afetler sıklaşarak kısa zamanda günlük yaşamın bir parçası olacak ve  biz "hep daha fazlasını iste!" noktasından "elindekini koru!" safhasına zorunlu geçiş yapacağız. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/25/kazma-daglari-birak-yerin-altinda-kalsin/">Kazma Dağları! Bırak Yerin Altında Kalsın&#8230; </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">En son geçen hafta Kazdağları mevkiinde yurttaşların yaklaşık on yıldır kurulmasına karşı mücadele verdiği altın madeni projesiyle ilgili olarak teyakkuza geçildi, kampanyalar yapıldı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı&#8217;nın bu yıl mart ayında projeye Çevre Etki değerlendirme (ÇED) onayını vermesi üzerine Çanakkale&#8217;nin Kirazlı Köyü&#8217;ne yapılması planlanan Siyanürlü Altın Madeni Projesi ile ilgili çalışmalara başlayan firmanın, onay kapsamında izin verilenin 4 katına çıkarak 195 bin ağacı kesmiş olması sabırları taşırdı. Proje gereği 20 bin ton siyanür kullanımına maruz kalacak olan Kazdağları&#8217;nın meşe, çam ormanları ile birlikte dünyada sadece Türkiye&#8217;de yaşayan 7 bitki türünün yaşam alanı olması da ağaç kesiminin yanında sorunun çok önemli bir boyutu. Zira siyanürle birlikte açığa çıkacak olan arsenik gibi ağır metaller Kazdağları&#8217;ndaki dereleri, yer altı sularını, tarım alanlarını zehirleyen kirlilikle; ormanları ve nadir bitkileri de yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak. Ayrıca  maden sahası 180 bin nüfuslu Çanakkale şehrinin içme suyunu sağlayan Atikhisar barajına komşu olduğu için bu zehirli maddelerin şehrin şebeke suyuna karışma riski de bulunmakta. Kaldı ki iklim değişikliğine bağlı sel, deprem gibi afet olayları meydana gelirse tolere edilmesi mümkün olmayan büyük ölçekli sonuçlarla karşılaşılabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef  Kazdağları  örneği tek değil. Kütahya&#8217;nın Gediz ilçesine bağlı Karaağaç Köyü&#8217;nde de bir altın gümüş madeni kurulması için 8 Mayıs&#8217;ta ÇED onayı verilmiş bulunmakta. Madenin faaliyet göstermesi planlanan Murat Dağı eteklerinin 25 endemik bitki türü, hayvan türlerinin çeşitliliği ve ender bulunan yaban hayat ögeleriyle birlikte sulak alanlarına ev sahipliği yapması önemli bir doğa alanın altın uğruna gözden çıkarılacağının işareti. Uzmanlara göre proje için ağaçların kesilmesiyle toprağın erozyona uğraması ve bölgede heyelanların oluşması da kuvvetli ihtimal. Murat Dağı, Ege’nin en büyük iki akarsuyu olan Büyük Menderes ve  Gediz nehirleriyle Karadeniz’e dökülen Porsuk Çayı ve Sakarya Nehri&#8217;nin kaynağı olduğu için siyanür kullanımı nedeniyle açığa çıkacak olan zehirli maddelerin şehrin su kaynaklarına karışması yine önemli bir risk. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef  Fatsa ve Artvin de altın-gümüş madeni projeleri nedeniyle yıllardır adını bu risklerle duyurmakta. Yine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı&#8217;nın internet sayfasında altın-gümüş çıkartıldığı belirtilen Bergama, Manisa, Uşak, Gümüşhane, Eskişehir ve Erzincan da maden şirketlerinin ele geçirerek toprak, hava, su varlıklarını kirlettiği canlı cansız çevre açısından kıyam gerçekleştirdiği yerlerden. Oysa dünya genelinde iklim krizi konusunda hükümetler düzeyinde de bir farkındalık gelişirken, yalnızca altın madenciliğinden de değil  uranyumdan kömüre, altına, gümüşe kadar her tür yer altı kaynağının çıkarılması adına yürütülen operasyonlardan vazgeçilmesi gerekiyor. Zira madencilik çok yoğun enerji kullanılmasını gerektiren, karbon salımına neden olduğu için iklim krizini derinleştiren ve gerek çıkartılan madenin doğası, gerekse maden ayrıştırılırken kullanılan zehirli kimyasallar nedeniyle iklim krizi şartlarında kıymeti artacak su varlıklarını zehirleme potansiyeli de bulunduğu için terk edilmesi gereken bir sektör.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yıl Birleşmiş Milletler (BM) tarafından gerçekleştirilmiş olan Küresel Kaynaklara Bakış 2019 adlı araştırma (Global Resources Outlook 2019)  dünya genelinde karbon emisyonlarının yarısının maden ve fosil yakıt,ham maddelerinin yerin altından çıkarılma faaliyetinden kaynaklandığını ortaya koymakta. Buna göre sondajlar, açılan kuyular, çıkarılan maddelerin</span><span style="font-weight: 400;"> işlenmesi, sevkiyatı ve atıklarının neden olduğu sorunlar açısından sistemik reformların yapılması iklim krizi açısından elzem olmalı. Her ne kadar &#8220;sistemik reform&#8221; ifadesi neoliberal kimliğiyle sakil kalsa da bu raporun </span><span style="font-weight: 400;"> her tür madencilik faaliyetinin dünya genelinde  karbon emisyonlarının %53&#8217;üne neden olduğunu teslim etmesi önemli. Yine raporun ortaya koyduğu diğer bir gerçek, geçen 50 yıl içinde dünya nüfusu ikiye  katlanmışken küresel çapta yer altından çıkarılan maden ve fosil yakıt miktarının 1970&#8217;lerde 27 milyar tondan 2017 yılında 92 milyar tona yani yaklaşık 4 katına  çıktığını ortaya koyması. Bununla beraber yer altı kaynaklarına yönelik kişi 1970&#8217;lerde o dönemin nüfusuna göre kişi başı yıllık 7 ton olurken 2017&#8217;lerde kişi başı 12 tona çıkmış buluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BM raporunu incelerken kurumsal riskler üzerine çalışmış eski bir beyaz yakalı olarak maden şirketlerinin gelecek riskleri nasıl değerlendirmiş olduğu sorusu aklıma geldi. Avrupa Birliği tarafından 2016-2018 yılları arsındaki verilerle hazırlanarak yayımlanan Madencilik raporu (MARCO)&#8217;daki uyarılar  genel bir internet aramasıyla karşıma çıkan maden şirketlerine iklim riskleri danışmanlığı hizmetlerinin neden verildiğini de açıklıyordu. Nitekim raporda iklim riskleri verimlilikteki düşüşlerin ötesinde gerek maden alanı gerekse çevre açısından kirliliğe yol açabileceği belirtilmekte ve işletme yönetimi açısından ciddi ve hesaplanmayan maliyetlerin oluşabileceğine hatta, sel suyunun maden sahasını basması zehirlenmelerle beraber çalışma yaşamının sekteye uğramasına yol açabileceğine dikkat çekilmekte.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bununla beraber şirketler açısından iklim değişikliğine dair en büyük risk faktörünün hükümetlerin karbon emisyonlarını azaltmaya  dönük politikası olduğunu söylemeliyim. Zira Queensland Üniversitesi tarafından yapılan iklim değişikliği şartlarında madencilik sektörünü yurt dışı imkanlar açısından değerlendiren bir araştırma maden şirketlerine farklı ülkelerin  iklim değişikliği politikasına göre operasyonlarını gerçekleştirmesi yönünde tavsiyeler vermekte diğer bir deyişle uygun şartların küresel çapta aranması için madencilikte kolonyalizmi önermekte! Kuşkusuz Paris anlaşmasından çekilen bir Türkiye  küresel maden şirketleri için birbirinden cazip fırsatlar sunuyor, kaldı ki yabancısının gelmesine gerek olmadan yerli şirketler de doğa varlıklarının, yaşam alanlarının cellatlığına soyunmuş durumda.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Murat Dağı&#8217;ndaki kartalın, Kazdağları&#8217;ndaki  ceylanın içtiği suda siyanür olması ihtimalinde, bugün çocuklarımızın da içtiği suda siyanür olması ihtimali gizli. Tek çare hükümetlerin iklim krizini ciddiye alarak samimi politika üretmesinde. Ancak kömürlü termik santrallerinin filtresiz çalıştırılmasına, yeni termik santrallerin kurulmasına göz yuman hükümetlerin toplumsal muhalefet eliyle küresel iklim değişikliği politikalarına uymaya zorlanması yerin altındakini yerin altında bırakmak dahil bir çok sorunun ortak  anahtarı gibi görünüyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/25/kazma-daglari-birak-yerin-altinda-kalsin/">Kazma Dağları! Bırak Yerin Altında Kalsın&#8230; </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
