<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>izmir barosu arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/izmir-barosu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/izmir-barosu/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 May 2021 12:22:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>izmir barosu arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/izmir-barosu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İzmir Barosu LGBTİ+ Komisyonu Birinci Yılını Doldurdu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/izmir-barosu-lgbti-komisyonu-birinci-yilini-doldurdu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Dec 2019 09:17:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Temelli Ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Hande Buse Şeker]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[izmir barosu]]></category>
		<category><![CDATA[kaos gl]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ+ Komisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Baran Selanik]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46236</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Barosu Yönetim Kurulu üyesi Mehmet Baran, birinci yılını dolduran LGBTİ+ Komisyonu'nun çalışmalarını değerlendirirken, en temel taleplerinin nefret suçlarının Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmesi olduğunu belirtiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/izmir-barosu-lgbti-komisyonu-birinci-yilini-doldurdu/">İzmir Barosu LGBTİ+ Komisyonu Birinci Yılını Doldurdu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">LGBTİ hakları alanında ulusal ve uluslararası hukuk ekseninde, insan haklarının tanınması, korunması, uygulanması, geliştirilmesi, farkındalığın arttırılması, LGBTİ+’ların hak taleplerinin görünür kılınması açısından mesleki, kuramsal ve uygulamaya yönelik disiplinler arası bir yaklaşımla araştırma ve çalışma yapmak kurulan İzmir Barosu LGBTİ+ Komisyonu birinci yılını geride bıraktı. Komisyon, Türkiye’nin LGBTİ+ Hakları Komisyonu özelliğine de sahip. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Komisyon bir yıllık süreçte Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Temelli Ayrımcılık, Cinsiyetçilik ve İnsan Hakları konulu söyleşi, Kaos GL ortaklığı ve Bilgi Üniversitesi paydaşlığında Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Temelli Ayrımcılık Konulu Bireysel Başvurularda (AYM / AİHM) Avukatların Kapasitesinin Arttırılması Eğitimi, LGBTİ+ 101 Temel Kavramlar Semineri, Hak ihlallerine ve nefret suçlarına karşı hukuki girişimlerde bulunmak ve basın açıklaması yapmak gibi çalışmaların yanı sıra polis memuru tarafından katledilen trans kadın Hande Buse Şeker davasının takibini yaptı. </span></p>
<p><b>‘LGBTİ+ Hakları Da İnsan Haklarıdır’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-46239 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/mehmet_baran_selanik-640x391.jpg" alt="" width="362" height="221" />LGBTİ+ Hakları Komisyonundan Sorumlu İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Baran Selanik, komisyonun bir yıllık çalışma süreci ile ilgili Sivil Sayfalar’a açıklamalarda bulundu. LGBTİ+ haklarının da insan hakları olduğu bilinciyle komisyonu kurduklarını dile getiren Selanik, “Baroların, Barolar Kanunu’ndan kaynaklı insan haklarını korumak ve geliştirmek görevleri vardır ama Türkiye&#8217;de barolarda buna yönelik çalışmaların az olduğu gözledik. Başka komisyon ve merkezlerinin altındaki küçük grup çalışmaları ile yürüyordu. Biz de bunun diğer haklardan herhangi bir farkı olmadığını o yüzden bu alanda bir çalışma yapılması gerektiğini düşündük ve ayrı bir yapılanmanın daha sağlıklı olacağına kanaat getirdik” dedi. </span></p>
<p><b>‘Sahadaki Aktivizm Hayatı Dolu Hukuk Ayağı Boş Kalıyordu’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">LGBTi+ alanındaki derneklerin sahadaki aktivizm kısmını doldurduğu, alanı boş bırakmadığını ifade eden Selanik, “Ama hukuk ayağı boş kalıyor. Çünkü Türkiye’de bu alanda çalışan avukat sayısı çok az ve bu bir ihtiyaç. Baromuzun bulunduğu alan transların çalıştığı ve yaşadığı alana çok yakın ve biz hak ihlallerine şahit oluyorduk ama çok fazla talep gelmiyordu, bunu da anlamak lazım çünkü güven problemi yaşıyorlar. Ama son dönemde bunu aştığımızı düşünüyorum. Son birkaç aydır kolluğun translara güvenlik olarak çok fazla sayıda ihlale varacak yaptırımları oluyor, köpeğini gezdirenlere, motorlu taşıtlara cezalar kesmeye başladılar. Böyle garip garip uygulamalar var. Yaşadıkları evleri kapatmaya başladılar. Bu konularda büyük bir sorun çıktı ama komisyondaki bazı arkadaşlarımız gidip bilgilendirmelerde bulundular” diye konuştu. </span></p>
<p><b>‘Avukatların Kapasitelerinin Arttırılmasına Yönelik Çalışmalar Yaptık’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-46241 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/lgbt-komisyonunun-1.-y%C4%B1l%C4%B1-bas%C4%B1n-a%C3%A7%C4%B1klamas%C4%B1-640x428.jpg" alt="" width="345" height="231" />Komisyon üyelerinin bir polis tarafından öldürülen trans kadın Hande Buse Şeker’in dosyasında müdahillik yaptığını hatırlatan Selanik şunları söyledi: “Hem öldürülen transın yakınlarının hem de yaralanan transın avukatlığını yürütüyorlar. Komisyonun yaptığı en iyi işlerden biri o dosyada çalışmak oldu. STK’larla çok fazla çalışıyoruz özellikle avukatların bu alandaki kapasitelerinin artırılmasına yönelik çok fazla çalışma yaptık. Bir yıl gibi kısa bir sürede çok çalışmaya imza attık. Komisyonumuza yeni avukatlar arkadaşlarımız katılıyor. Gelen başvuruların hepsini karşılamaya çalışıyoruz özellikle polisle yaşadıkları problemlerde bizleri arayabiliyorlar. Böylece oraya gidip bir hak ihlali olmaması noktasında veya haklarının korunması noktasında bir çalışma yürütüyor”. </span></p>
<p><b>‘En Temel Talebimiz Nefret Suçlarının TCK’da Düzenlenmesi’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En temel taleplerinin nefret suçlarının artık Türk Ceza Kanunu&#8217;nda düzenlenmesi olduğunu belirten Selanik, “Kanunda buna ilişkin bir hüküm olmakla beraber kanun metni açısından pratikte uygulanması imkansız yani kadük kalıyor. Yasa çıkalı 15 sene oldu ama bu madde üzerinden bildiğim kadarıyla 4 veya 5 tane işlem yapılmış. Oysa Türkiye&#8217;ye baktığımızda her gün nefret suçuna maruz kalıyor translar, çok acil şekilde bir düzenleme gerekiyor. Maddenin geliştirmesi lazım. İnsan Hakları Mahkemesi verdiği kararların boyutuna taşımak lazım bizim mezuatımızı. Bu alanda milletvekili ile görüşmeler yaptık, onlara yasanın düzenlenmesine geliştirilmesini önerilerimizi sunduk onların adım atmasını bekliyoruz” dedi. </span></p>
<p><b>‘LGBTİ+ Eylemlerine Yönelik Yasak Baro Sayesinde Kırıldı’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İzmir Valiliği’nin LGBTİ+ eylemlerine yönelik yasakçı tutumunu da eleştiren Selanik, “Son olarak 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü’nde emniyet açıklama dahi yaptırmayacak, yürütmeyecekti ama evet bir baronun orada olması, bu alanda diğer sivil toplum kuruluşu ile beraber çalışması ne kadar önemli olduğunu gördük, oraya gittiğimizde hem açıklamanızı yaptık hem de yürüyüşümüzü yapabildik. İzmir&#8217;de bir dönem yasak da getirdiler buna aslında hala fiiliyatta bir yasak da var valilik özellikle LGBTİ+ yapılan konularında açıklama yapılmasını istemiyor. Baronun orada olması emniyetin bu direnişini kırıyor o yönden ifade özgürlüğünün kullanılması noktasında bir kazanım olduğunu düşünüyoruz”.  dedi.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/izmir-barosu-lgbti-komisyonu-birinci-yilini-doldurdu/">İzmir Barosu LGBTİ+ Komisyonu Birinci Yılını Doldurdu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Regl İzninin Hak Olarak Tanımlanması İçin Bir Adım Attık”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/29/regl-izninin-hak-olarak-tanimlanmasi-icin-bir-adim-attik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eylem Sonbahar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Nov 2019 10:26:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[25 kasım]]></category>
		<category><![CDATA[Canan Ay Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[izmir barosu]]></category>
		<category><![CDATA[Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü]]></category>
		<category><![CDATA[kaos gl]]></category>
		<category><![CDATA[regl izni]]></category>
		<category><![CDATA[Şükran Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet Eşitlik Komisyonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45095</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlara regl izni veren ilk belediye olan Dersim Belediyesi'sinden Başkan Yardımcısı Canan Ay Doğan ile kadın meclisleri olarak yürüttükleri çalışmaları konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/29/regl-izninin-hak-olarak-tanimlanmasi-icin-bir-adim-attik/">“Regl İzninin Hak Olarak Tanımlanması İçin Bir Adım Attık”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>“Her Alanda Kadının Özneleşmesini Esas Alıyoruz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kadın meclislerinin birkaç ay önce kuruluş çalışmalarına başladığını belirten Doğan şunları söyledi: “Süreç içerinde bir dizi toplantılar gerçekleştirdik ve tartışmalarımız sonucunda bir program metni ortaya çıkardık. Tüzük çalışmalarımız ise devam ediyor. Kısa bir süre önce Belediye Kadın Meclislerimizin mahalle ayağını da oluşturmak için geçici bir yürütme oluşturarak çalışmalarımızın yaygınlaşmasının startını verdik. Belediye Kadın Meclislerimiz belediyemiz içerisinde kurulan ve daha sonra bir birime dönüştüreceğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitlik Komisyonu’na bağlı olarak çalışıyor. Kadınların erkek egemen sistemden kaynaklanan çok yönlü sorunları var. Her alanda kadının özneleşmesini esas alan kadın meclislerimiz, kadınların bu sorunlara çözümler bulmak, kadınların haklarını savunmak ve geliştirmek ve yaşam koşullarını iyileştirmek yanı sıra erkek egemen sisteme karşı kadınların özgürleşme mücadelesinin içerisinde yer almayı hedefliyor. Program metnimizde de yer aldığı gibi kadınların ve LGBTİ’lerin yaşadığı her türlü şiddetle mücadele etmek,  emek, sağlık, kültür, dil ve sosyal alanda kadınları güçlendirici çalışmalar yürütmek ve alanlar açmak istiyoruz.”</span></p>
<p><b>“Belediye İçerisinde Eşitlikçi Bir Perspektifle Çalışmalar Yürüteceğiz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumsal Cinsiyet Eşitlik Komisyonu’nun bir önceki belediye meclisi toplantısında alınan kararla belediye meclisi içerisinde bulunan kadın üyeler tarafından kurulduğunu ifade eden Doğan, “Bu komisyon belediye içerisinde bir Toplumsal Cinsiyet Eşitlik Birimi’ni oluşturmak için çalışmalar yürütüyor. Bu birimi oluşturmak için başka yerellerle deneyim ve bilgi alışverişinde bulunuyor ve eşitlik biriminin alt yapısını oluşturmaya çalışıyoruz. Bir sonraki belediye meclis toplantısında çalışmalarımızı bir birimin kuruluşu altında somutlamak ve deklare etmek istiyoruz. Belediye içerisinde eşitlikçi bir perspektifle çalışmalar yürütüp düzenlemeler yapacağız ve Kadın Meclisimizle birlikte programımızı hayata geçirecek araçları ve alanları yaratacağız.” dedi.</span></p>
<p><b>“Bu Uygulamamızın Örnek Teşkil Etmesi Bizi Mutlu Etti”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Regl izninin herhangi bir belediye bünyesinde uygulanmadığını belirten Doğan, </span><span style="font-weight: 400;">İzmir Barosu, KAOS GL gibi bazı kurumların da regl izni verdiğini ekledi. Doğan, “Yaşadığımız coğrafyada kadınlara ve LGBTİ’lere yönelik gündemde çok geri yaklaşımlar olduğu için kadınlara yönelik iyi ve iyileştirici bir uygulama maalesef yeterince anlaşılamayabiliyor. Ancak regl izni uygulamamız bu alanda mücadele yürüten kurumlar ve devrimci, demokratik kamuoyu tarafından olumlu tepkiler aldı ve bu da bizi çok mutlu etti. Sendikayla imzaladığımız protokolden sonra başka bir belediyede çalışan kadınların bu uygulamayı kendi belediyelerine taşımak için sendikayla iletişim kurdukları bilgisini edindik. Ve uygulamamızın örnek teşkil ederek yaygınlaşmaya başlaması bizi mutlu etti. Biz bu uygulamayla her şeyden önce reglin bir hastalık olmadığını, utanılacak bir şey değil kadının doğasının bir parçası olduğunu gösterip regl iznini bir hak olarak tanımlanarak meşrulaştırılması için bir adım attık.” diye konuştu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/29/regl-izninin-hak-olarak-tanimlanmasi-icin-bir-adim-attik/">“Regl İzninin Hak Olarak Tanımlanması İçin Bir Adım Attık”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Hayvanlar Arasındaki Ayrım Kalkmalı, Bakanlığı Kurulmalı’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/04/hayvanlar-arasindaki-ayrim-kalkmali-bakanligi-kurulmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 08:45:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Emre Cumalıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Funda Ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Haytap]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları Federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanları koruma kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[izmir barosu]]></category>
		<category><![CDATA[Nevcivan Güldaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Okçuoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğçe Berber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43876</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Barosu'nun gündemde olan Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklikler ilgili düzenlediği Hayvan Hakları Yasası Çalıştayı'nda yasadaki hayvanlar arasındaki ayrımın kalkması ve bakanlık önerisi gündeme geldi. Barınakların kötü durumlarının de gündeme getirilirken belediyelere sivil toplum kuruluşları ile ilgili işbirliklerini arttırması gerektiği vurgulandı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/04/hayvanlar-arasindaki-ayrim-kalkmali-bakanligi-kurulmali/">‘Hayvanlar Arasındaki Ayrım Kalkmalı, Bakanlığı Kurulmalı’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Baronun konferans salonundaki çalıştayda avukatlar, akademisyenler, veteriner hekim örgütleri ve hayvan hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri sunum yaptı. Çalıştayda mevcut yasa ve yönetmelikte sorunlar tespit edildi, çözüm önerileri dile getirildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Bölümü&#8217;nden Doç. Dr. Emre Cumalıoğlu, mevzuatta hayvanlara ilişkin net tanımlar yapılmadığını, kimi zaman eşya kimi zamanlı olarak ele alındığını hatırlatarak, “İnsan ile hayvan arasındaki ilişkinin; kültüre, iklime, inanca göre farklılık göstermesi, evrensel hayvan hakkı tanımı yapılamayacağı, yapılsa da uygulanamayacağı görüşünün esaslı dayanaklarındandır. Ancak tüm bu farklılıklar, hayvanların özgürlüklerini reddetmeye gerekçe olamaz, nitekim aynı farklılıklar insan hakları bakımından da mevcuttur. Hayvan hakları, kişinin ve devletin hayvan üzerindeki hakkının sınırıdır. Önemli olan bu sınırın aşılmamasının hukuki yaptırımlar dışındaki yollarla sağlanması ancak bu sağlanamıyorsa caydırıcı yaptırımlara yer verilmesidir.” dedi. </span></p>
<p><b>‘Uygulamalar Belediyeden Belediyeye Değişmemeli’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-43878 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/hayvan_haklar%C4%B1_calistay3-640x428.jpg" alt="" width="389" height="260" />Belediye Veteriner Hekimler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Sinan Okçuoğlu, hayvan hakları ile ilgili mevzuatın açık ve net olarak belirlenmediğini ve nasıl uygulanacağına dair boşlukların olduğunu dile getirdi. Önerilerini dile getiren Okçuoğlu, “Standartları belirlenmemiş bakımevlerine ciddi yaptırımlar getirilmeli, bakımevi standartlarına uymayan yerler ivedilikle kapatılmalı ve bu yerler hakkında cezai işlem uygulanmalıdır. Rehabilitasyon merkezlerinde standardizasyon olmalıdır. Barınak standartlarıyla ilgili kanun maddesi yeterli değildir. Her ilçede veteriner işleri müdürlüğü kurulması zorunlu olmalıdır. Bütçesi bakanlık tarafından belirlenmelidir. Uygulamalar belediyeden belediyeye hatta başkandan başkana değişmemelidir. Sokak hayvanı rehabilitasyonu işlemi başkan inisiyatifinden çıkmalıdır.” dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Okçuoğlu&#8217;nun önerilerinin arasında mikrochipin sahipli sahipsiz tüm hayvanlara uygulanması, ulusal bir veri tabanı oluşturulması, sokakta bulunan sahipli hayvanlar için ciddi yaptırımlar getirilmesi, hayvan besleme ehliyetinin mutlak surette hayata geçirilmesi, satış ve üretim çiftliklerinin sıkı takip altına alınması gerektiği yer alıyor. </span></p>
<p><b>‘Görev İhmali Olan Belediyeler Ceza Almalı’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ege Hayvan Hakları Federasyonu Başkanı Funda Ersoy, Türkiye’nin 2004’ten bu yana hayvanların yaşadığı sorunların üstesinden gelemediğini dile getirdi. Hayvanlara angarya olarak bakan belediyelerin tutumundan dolayı 14 yıldır sokak ve evcil hayvan sorununun giderek büyüdüğünü ve çözülemediğini belirten Ersoy, “O nedenle sadece hayvanlar ile ilgilenecek, proje yapacak, çözüm getirecek hayvan hakları bakanlığının kurulması ve aynı zamanda yasa bilgisi olan komisyonların belediye bünyesinde bakanlığa bağlı olarak görev alması gerekmektedir.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Barınaklardaki durumların içler acısı olduğunu ifade eden Ersoy şunları söyledi: ”En iyi barınak yoktur, kötünün iyisi vardır denir ama aç, susuz bırakmanın adını ne koymalı bilemiyorum. Barınaklar eleştirilmedikçe kendi düzenini ve yanlışını sürdürmeye devam eder. STK’ların böyle durumlarda belediye barınaklarını siyasi kimliği nedeniyle koruma altına alması, eleştirileri görseller ile ispatlansa bile inkar eden belediyenin koruması haline gelmesi  barınaktaki durumları içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Köpek barınaklarına yeterli sayıda veteriner hekim ve işçi tahsis edilmemektedir.  Personel sayısı artmalı ve barınaklarda çalışan görevli işçiler belediyenin istemediği kişilerin  sürgün yerleri olmamalıdır. Barınaklar idrarını yapmaması için su verilmeyen, dışkısını yapmasını engellemek için mama verilmeyen zulüm yerleri olmamalı. Görev ihmali olan her belediye barınağının ve belediyenin ceza alması için yaptırım getirilmelidir”.</span></p>
<p><b>‘Barınak Değil Bakımevleri, Mesai Saatleri Dışında Da Hizmet’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43879 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/hayvan_haklar%C4%B1_calistay3-1-640x428.jpg" alt="" width="379" height="253" />HAYTAP (Hayvan Hakları Federasyonu) İzmir Temsilcisi Dr. Nevcivan Güldaş, sokak hayvanları dahil her türlü yabani ve deniz hayvanlarına kötü muamelede bulunmanın Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilmesinin Hayvanları Koruma Kanunu’nun hükmünü yitirmesine neden olduğunu belirtti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Binlerce hayvanın doldurulduğu barınaklara karşı olduklarını ifade eden Güldaş, “Bunun yerine, gölgelikli, kapalı ve açık alanlı, ağaçlı bahçelerden oluşan, toprak zeminli, mağdur, sakat, kör, güçten düşmüş, terk edilmiş, işkence görmüş hayvanlar için olan orta ve küçük ölçekli, hayata yakışan, gönüllülerin orada yaşayan canlılarla birebir ilgilenebildiği fonksiyonel bakımevlerinin her ilçede, tüm hayvanları da kapsayacak şekilde olması gerektiğini düşünüyoruz. Halen birçok belediye bakımevi gönüllü işbirliğine yanaşmıyor.</span> <span style="font-weight: 400;">Hayvan bakımevlerinin, gelen tüm hayvanların tedavilerinin yapıldığı birer küçük hastane olması esastır. Belediye bakımevlerinde mesai saatleri dışında hizmet verilmemesi çok önemli bir sorundur. Nasıl ki insan sağlığına hizmet veren hastanelerde 7 gün 24 saat  hizmet alınabiliyorsa hayvan sağlığı için de belediyelerin bu sistemi hayata geçirmesi gerekmektedir.” dedi.</span></p>
<p><b>‘Yasa Hayvan Değil İnsan Merkezli’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu üyesi Av. Tuğçe Berber, yeterli mevzuata ve yaptırım gücüne sahip olunmadığını vurgulayarak, “Hayvanları koruma adı altında çıkarılan yasa ve yönetmelikler hala insan merkezli olup yeri geldiğinde insan çıkarlarını ön plana çıkaran hükümler içermekte. AB uyum sürecinde mevzuatımıza eklenen yasa ve yönetmelikler günümüzde etkisini yitirmiş durumda. Öncelikle hayvanın canlı bir varlık olması sebebiyle hakları bulunduğu fikrinin sistemimize oturtularak mal kapsamından çıkartılması gerekiyor. Artık mesele; hayvanın hakka sahip olup olmadığı tartışmasından bir an önce çıkarak, ülkemizde hayvan haklarının nasıl daha etkin gözetileceğini, hayvana şiddete karşı ne tür önlemler alınması gerektiğini konuşmak olmalı. Toplumda bu bilince sahip olunması, akıl sahibi olan bizlerin bu dünyada tek başımıza yaşamadığımızı fark etmemizden geçmektedir.” dedi. </span></p>
<p><b>‘Yasadaki Hayvan Tanımları Kaldırılmalı’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yasada değiştirilmesi gereken hususlara da değinen Berber şunları söyledi: “Öncelikle yasanın adı Hayvan Hakları Kanunu olmalıdır. Yaptırımlar, Kabahatler Kanunu kapsamından çıkarılarak TCK’da düzenlenmeli, savcılığa resen soruşturma izni verilmeli. Kendisini savunamayacak durumda olan bir varlığa saldırı olduğu için ağırlaştırılmış hükümler uygulanmalı. İhlali gerçekleştiren kişilerin sabıkasına bu suç işlenmelidir. Sahipli-sahipsiz hayvan ayrımı, evcil ve süs hayvanı, deney hayvanı tanımları kaldırılmalı. Hayvan ticareti kavramı tamamen yasadan kaldırılmalıdır. Hayvanlı sirkler tamamen yasaklanmalıdır. Hayvan hakları ihlallerinin tespiti adına sadece bu konuda çalışacak kolluk kuvvetleri içerisinde bir ekip oluşturulmalıdır ”.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Atölye oturumları ile sonlanan çalıştayın sonuç metni önümüzdeki günlerde açıklanacak. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/04/hayvanlar-arasindaki-ayrim-kalkmali-bakanligi-kurulmali/">‘Hayvanlar Arasındaki Ayrım Kalkmalı, Bakanlığı Kurulmalı’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Yeni Medya Eşitsizlikleri Daha Da Büyütüyor’ </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/07/yeni-medya-esitsizlikleri-daha-da-buyutuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Oct 2019 07:46:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı]]></category>
		<category><![CDATA[Dilan Ayırkan]]></category>
		<category><![CDATA[Esra İnce Özer]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[izmir barosu]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Senex Lisansüstü Yaşlılık Çalışmaları Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[Tezcan Durna]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Veri Okuryazarlığı Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Kıyın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=42968</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de yapılan 4. Yeni Medya Kongresi’nde yeni medyanın yarattığı yeni eşitsizlikler ve bu eşitsizliklerle mücadele etme yöntemleri ele alındı.  Alternatif Bilişim Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tezcan Durna, yeni medyada bıraktığımız izlerin büyük şirketler tarafından ticari bir nesne hale getirilip bilgiye erişimde yeni eşitsizlikler yarattığının altını çiziyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/07/yeni-medya-esitsizlikleri-daha-da-buyutuyor/">‘Yeni Medya Eşitsizlikleri Daha Da Büyütüyor’ </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Yeni Medya Çalışmaları 4. Ulusal Kongresi ‘Yeni Eşitsizlikler’ başlığı ile bu yıl İzmir’de toplandı. İki gün süren kongrede 15 oturumda 29 farklı üniversiteden 77 araştırmacı tarafından 60 bildiri sunuldu ve 10 araştırmacı 6 atölye düzenledi. İzmir Barosu, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı, Senex Lisansüstü Yaşlılık Çalışmaları Kongresi, Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği ve Veri Okuryazarlığı Derneği’nin destekleri ile gerçekleşen kongreye İzmir Barosu ev sahipliği yaptı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Günümüzün anti-hümanist yapılanışını ve işleyişini yeni iletişim teknolojileri bağlamında irdelemek amacıyla yapılan kongrede ‘toplumsal cinsiyet, sınıf ve etnisite gibi konular başta olmak üzere, yeni eşitsizlikle mücadele; yeni eşitsizlikleri irdelemede mevcut ve geliştirilecek yöntemlerin ve yaklaşımların neler olabileceği; dijital uçurumun, veri eşitsizliğinin ve algoritmaların neden olduğu eşitsizlikler ve bu eşitsizliklerin aşılması için geliştirilmesi gereken tekno-kültürel politikalar; dijital teknolojilerin bilgi üretim ve tüketim süreçlerinde sunduğu fırsatlar ve kayıplar; yeni eşitsizliklerin haber üretim ve tüketim pratikleri üzerindeki etkileri; yeni eşitsizliklerin teknoloji dolayımıyla ekoloji üzerinde yarattığı/yaratacağı etkiler; dijital teknolojilerin sanatsal üretim alanında resmettiği görüngüler’ gibi birçok konu ele alındı. </span></p>
<p><b>‘Yeni Medya Ticari Nesne Haline Geldi, Yeni Eşitsizlikler Yarattı’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kongrenin düzenleme kurulunda yer alan ve Alternatif Bilişim Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tezcan Durna, Sivil Sayfalar’a kongre ile ilgili, derneklerinin dijital teknolojilerin getirdiği olanak ve tehditlerle ilgili farkındalığı arttırmak ve toplumsal bilgi yaratmak için çalışmalar yaptığını belirtti. Dijital medyanın ortaya çıktığı 90’lı yıllarda insanların bilgiye sınırsız erişim sağladığı için demokrasiye ve katılımcılığa olanak sağlayacağı yönünde tartışmalar yaşandığını belirten Durna, “Aslında gördük ki yeni medyada bıraktığımız izlerin büyük şirketler tarafından ticari bir nesne hale getirildi ve bilgiye erişimde yeni eşitsizlikler yarattı. Herkesin her türlü bilgiye ulaşabiliyor olarak görünüyor olmasına rağmen her şey pirüpak değil. Kongrenin amacı yaratılan yeni eşitsizlikleri ele almak. Günümüzde ilk akla gelen dijital medya araçlarını kullanan insanlardaki alışkanlık alternatif bilgilere erişimin kanallarını da tıkıyor. Kongrede yeni eşitsizlikleri nasıl aşabileceğimizi, yeni eşitsizliklerle nasıl mücadele edebileceğimizi konuşacağız” dedi. </span></p>
<p><b>‘Toplumsal Cinsiyet Rolleri Akıllı Telefonlarla Yeniden İnşa Edildi’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dr. Yeliz Dede Özdemir de akıllı telefonlarla toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden inşasını anlattı. Akıllı telefon kullanımının toplumsal cinsiyet rollerinden bağımsız olmayacağını ifade eden Özdemir, “Akıllı telefon kimlik ve toplumsal cinsiyet rollerinin inşasında önemli bir yer tutuyor. Diğer tüm evcil teknolojiler gibi akıllı telefonların da kadınlarla erkekler arasındaki geleneksel rolleri kuvvetlendirdiği ve kadınları kendi geleneksel rollerine daha fazla bağladığı görülüyor. Kadınların yaş ve eğitim düzeyi fark etmeksizin bu teknolojilerin kullanım pratikleri dolayımı ile farklı açılardan da olsa hakim toplumsal cinsiyet ilişkilerini yeniden ürettiği gözlemleniyor. Çalışmam boyunca elde edilen tüm bulgular genişleyen teknoloji erişimine rağmen teknolojinin aracılık ettiği toplumsallığın, toplumsal cinsiyet dinamiklerinin büyük ölçüde aynı kaldığını açık ve net bir şekilde göstermektedir” diye konuştu. </span></p>
<p><b>‘Sosyal Medya Hak Arama Mücadelesinde Mekan Farkını Kaldırdı’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Arş. Gör. Esra İnce Özer, Batıkent’te yaşanan köpek katliamının ardından sosyal medyanın hak arama alanına dönüşmesini ele aldı. Sosyal medya paylaşımlarının kartopu gibi büyümesiyle birlikte paylaşımların politik bir güç ürettiğini söyleyen İnce, katliamın sosyal medya sayesinde duyulduğunu ve sosyal medyanın mücadele alanı haline geldiğini aktardı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni mücadele olanakları ile eski mücadele olanaklarının bir araya geldiğini dile getiren Özer, “Orada olsa da olmasa da sanal ortam üzerinden bir hak arama imkanı ortaya çıktı. Twitter üzerinden çağrılar mekan farkını yok etti. Twitter, fiziksel mesafelere rağmen ortak bir dava etrafında toplanmaya, eylemlere öncülük etti. Belediyeler ve bakan  temsilcilerle görüştü, parti genel başkanları telefon aracılığı ile ulaştı. Konu Cumhurbaşkanı’nın gündemine kadar taşındı. Kısa bir süre içinde dava görüldü ve yine twitter üzerinden çağrısı üzerinden katılanlar oldu.  Sosyal medyanın etkisi bu kadar politik çıktı yaratmasına neden oldu.” dedi.</span></p>
<p><b>‘Sosyal Medya Verisinin Ticarileşmesi Yeni Bir Ayrım Yarattı’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Arş. Görevlisi Zafer Kıyın, sosyal medya verisinin ticarileşmesiyle birlikte araştırmacılar açısından ortaya çıkan yeni bağımlılık ve eşitsizlik biçimlerini ve sosyal medya verisinin sadece müşterilere erişilebilir hale gelmesinin sorununun baş edebilme yollarının neler olabileceğini dile getirdi. Günümüzdeki sayıları 3 milyarı geçen sosyal ağ kullanıcıları tarafından yaratılan verinin, veri şirketleri tarafından ticarileştirildiğini belirten Kıyın, “Bu ticarileşmiş verinin ücretini ödeme gücüne sahip araştırmacılar için araştırmayı daha kolay ve kısa sürede sonuçlandırmak anlamında kapıların ardına kadar açılmasını sağladı fakat aynı zamanda bu güce sahip olmayan araştırmacılar açısından araştırma olanaklarının büyük ölçüde sınırlandırılmasına neden oldu. Sosyal ağ şirketlerince oluşturulan veri tekelinin günümüzde hem kapsam hem çeşitlilik açısından toplumsal araştırmaları özellikle de az gelişmiş ülkelerin araştırmacıları için güçleştiren en önemli engellerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır” dedi. </span></p>
<p><b>‘Yeni Medya Mültecilere Yönelik Eşitsizliği Derinleştirdi’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni medyada Suriyeli mültecilerin temsiline ele alan araştırmacı Dilan Ayırkan da haberlerde Suriyeli mültecilere yönelik ayrımcı, ırkçı ve ötekileştirici bir dile sahip olduğunu belirtti. Suriyeli mültecilerin yeni medya platformlarında çoğu zaman ‘hırsız’ ve ‘katil’ gibi anlatılarla suç ile ilişkilendirilerek yer verildiğini dile getiren Yapılan kasıtlı yalan haberlerle Suriyeli mültecilerin ekonomik ve toplumsal tehditlerin kaynağı olduğu algısı yaratılmaya çalışıldığını belirten Ayırkan, “Toplumdaki geleneksel eşitsizlikler dijital teknolojilerdeki gelişmelerle birlikte ortadan kaybolmamış aksine varlıklarını daha da güçlü devam ettirmektedir. Yeni medyanın çarpan etkisiyle bu platformlarda yayınlanan içerikler kitlelere çok hızlı yayılabildiği için bu platformlar çok rahat maniple de edilebilir hale gelmiştir. Bir takım ideolojik saiklerle dolaşıma sokulan yalan haberler nedeniyle toplumda Suriyeli mültecilere ilişkin ırkçı söylemler artmakta ve toplumsal eşitsizlikler derinleşmektedir” diye konuştu.  </span></p>
<p><b>‘Bilgi Eşitsizliği ve Dijital Uçurum Keskinleşti’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kongre, yeni iletişim teknolojilerine temelli yeni medya ortamlarının, bilgi eşitsizliğini ve dijital uçurumu keskinleştirdiğini açıkça ortaya konuldu. Bilginin ya da verinin yerel ve küresel ölçekte hareketinin, geleneksel eşitsizlikleri yeniden ürettiği, ilaveten yeni eşitsizlikler yarattığı ön plana çıktı. Aynı şekilde iletişim teknolojilerini üretenler ile tüketenler arasındaki mücadelenin şiddetle devam ettiği ve bunun da küresel düzlemde iktisadi, siyasi ve kültürel açıdan eşitsizlikler yarattığını ve mevcut eşitsizlikleri devam ettirdiği ortaya konuldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni iletişim teknolojileri, yaşamın her alanında eşitsizlikleri devam ettirdiği dile getirilirken teknolojinin üreticisi ve/veya tüketicisi olmak, dijital içeriğin üreticisi ve/veya tüketicisi olmak yalnızca toplumsal düzeyde değil global düzeyde de ülkelerin eşitsizlik seviyesini etkilediği vurgulandı. </span></p>
<p><b>Kongrede Öne Çıkan Öneriler;</b></p>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;"> Hem dünyada hem de Türkiye’de internetin düzenlenmesine ilişkin yeni gelişmeler yaşanmaktadır. Farklı ülkelerin bu düzenlemeleri nasıl ve hangi amaçlarla yaptığının saptanması için karşılaştırmalı tekno-siyasal çalışmalara ihtiyaç vardır. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Dijital gözetim ve algoritmaların egemenliğine karşı alternatif teknolojilerin nasıl güçlendirileceği üzerine çalışmalar yapılmalıdır. Karşı gözetim ve alternatif medya çalışmaları birbirinden beslenmelidir. Böylelikle dijital teknolojilerle birlikte iktidarın artan gözetim gücüyle mücadele edebilme kapasitesi artırılacaktır. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Ülkelerin siyasal kültürleri, çevrimiçi katılımı da şekillendirmektedir. İnternet aracılığıyla çevrimdışı ve çevrimiçi politik katılımın nasıl dönüştürülebileceğinin anlaşılması için farklı siyasal sistemleri ve kültürleri olan ülkelerden karşılaştırmalı çalışmalara ihtiyaç vardır. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Yeni medya haberciliği, veri gazeteciliği gibi pratiklerle, yaşam ile veri arasındaki bağın politikleştirilmesi gerekmektedir.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Yeni medya araştırmaları, disiplinleri kesen bir anlayışla ve dijital teknolojilerin sunmuş olduğu imkanları da sınıfsal bir kavrayışla veri toplama ve analiz sürecine dahil eder nitelikte araştırma tasarımları planlamalıdır. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Küresel güç mücadelelerinin anlaşılmasında medya ve yeni medya çalışmalarının önemi giderek artmaktadır; bu nedenle disiplinlerarası çalışma ve işbirliklerinin artması gereklidir. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Yeni medya araştırmalarında, farklı coğrafyalarda, kültür ve dillerde ekosistemlerin varlığı göz önüne alınmalıdır.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Veri etiğiyle birlikte veri okuryazarlığı çalışmalarının ve uygulamalarının güçlendirilmesi gerekmektedir.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Yeni medya çalışmalarında yeni kavramların üretilmesi elzemdir. Bu nedenle yeni medya araştırmalarının, felsefe, sosyoloji, psikoloji gibi temel sosyal bilimlerle bağlantılı bir şekilde yapılması yeni kavramların üretilmesine fırsat sunacaktır.</span></li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/07/yeni-medya-esitsizlikleri-daha-da-buyutuyor/">‘Yeni Medya Eşitsizlikleri Daha Da Büyütüyor’ </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harmandalı Geri Gönderme Merkezi Denetime Açılmalı&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/harmandali-geri-gonderme-merkezi-denetime-acilmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jun 2019 10:12:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Harmandalı Geri Gönderme Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence Görenlerle Dayanışma Günü]]></category>
		<category><![CDATA[İşkenceye Karşı Sözleşme]]></category>
		<category><![CDATA[izmir barosu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40061</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşkence Görenlerle Dayanışma Günü kapsamında konuştuğumuz İzmir Barosu ve İnsan Hakları Derneği temsilcileri, kötü muamelelerle gündeme gelen Harmandalı Geri Gönderme Merkezi'nin denetime açılması gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/harmandali-geri-gonderme-merkezi-denetime-acilmali/">Harmandalı Geri Gönderme Merkezi Denetime Açılmalı&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-40063" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/harmandalı_ggm-640x480.jpg" alt="" width="379" height="284" /></p>
<p>Birleşmiş Milletler uzun yıllar süren hazırlık çalışmaları ve tartışmalar sonucunda 1984 yılında, kısaca “İşkenceye Karşı Sözleşme“ olarak ifade edilen, “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme”yi kabul etti. Sözleşme, yeterli sayıda devlet tarafından imzalandıktan sonra 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu tarihten on yıl sonra, 1997’de ise BM Genel Kurulu, sözleşmenin taşıdığı önem nedeniyle, kabul ediliş günü olan 26 Haziran’ı “İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” olarak ilan etti.</p>
<p><strong>K</strong><strong>ö</strong><strong>t</strong><strong>ü</strong><strong> Muameleler De İşkence Kapsamında </strong></p>
<p>Yakın zamanda kötü muamele uygulamaları ile gündeme gelen kurumların arasında İzmir Çiğli&#8217;deki Harmandalı Geri Gönderme Merkezi de bulunuyor. Haklarında idari gözetim kararı verilen mülteciler ya sınır dışı edilene ya da hukuki süreç sonuçlanıncaya kadar bu merkezde zorla tutuluyor. Açıldığında basına beş yıldızlı otel konforunda tanıtımı yapılan merkez içeride kalan mülteciler tarafından &#8216;cezaevinden daha beter&#8217; tanımlanıyor.</p>
<p>Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi, İzmir Barosu ve İnsan Hakları Derneği, GGM&#8217;de kalan mültecilerle görüşmeler yaparak mültecilerin yaşadığı hak ihlallerini gündemleştirdi. Raporlara göre mültecilerin yaşadığı sorunların başında adalete erişim hakkı, &#8216;gönüllü&#8217; geri dönüş için psikolojik baskı, hijyen koşulları, yetersiz yatak, günlük 45 dakikalık havalandırma izni, sağlık ihtiyaçlarının gecikmeli karşılanması dikkat çekiyor. Bütün bu uygulamalar sonucunda mülteciler ölümü göze alarak ülkelerine &#8216;gönüllü&#8217; geri dönüşü kabul etmek zorunda kalıyor. Merkezdeki hak ihlalleri basına da yansıdı. Yakın zamanda Taliban&#8217;ın ölüm tehditlerinden kaçarak Türkiye&#8217;ye gelen Afganistanlı bir mülteci GGM&#8217;nin koşullarına dayanamayarak ülkesine dönme kararı aldı.</p>
<p><strong>Baro: Başvuru Sayısı Her Ge</strong><strong>ç</strong><strong>en G</strong><strong>ü</strong><strong>n Artıyor</strong></p>
<p>İzmir Barosu Göç ve İltica Komisyonu&#8217;ndan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Ali Deman Güler merkeze her yıl getirilen binlerce mülteciden ulaşabildiklerinin sayılarının bir elin parmaklarını geçmediğini ifade dile getirdi. Mültecilerin dilini bilmedikleri kapalı bir mekanda herhangi bir şekilde haklarını bilmeden tutulması ardından başına gelecekler düşünülmeden ülkesine gönderildiğini dile getirdi. Merkezde kalan mültecilerden baroya çok sayıda başvuru geldiğini belirten Güler, yerinde kötü muameleler tespit ettiklerini ve hukuki süreci başlattıkları dosyaların olduğunun da bilgisini verdi. Vakaların sayısının git gide arttığını ifade eden Güler,  &#8220;Biz ne kadarına ulaşabilirsek o kadar bilgimiz olabiliyor. Bize dahi gelen vakaların sayısının artması içerideki vehameti gösteriyor. Git gide hapishanelerdeki durumu aşan bir noktaya geldi. Mültecilere &#8216;sahipsiz&#8217; gibi bir mantıkla yaklaşıyorlar. Yetkililer hakkında hukuki süreci başlatacağız. Açıkça söyleyebiliriz ki Harmandalı GGM&#8217;de kesin olarak işkence var&#8221; dedi.</p>
<p>Projenin ortağı olan uluslararası kurumların da merkezlerin durumunu gündeme alması gerektiğinin altını çizen Güler, baro ve insan hakları örgütlerinin merkezde habersiz inceleme ve denetleme yapabilmesinin gerektiğinin de aksi takdirde çözüm sağlanamayacağını vurguladı.</p>
<p><strong>&#8216;Merkeze Gidene Kadar M</strong><strong>ü</strong><strong>lteci G</strong><strong>ö</strong><strong>nderilmiş Oluyor&#8217;</strong></p>
<p>Başvuruların bir merkezi de İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi. Merkezde çok ciddi hak ihlalleri yaşandığını belirten Şube Başkanı Av. Zafer İncin, &#8220;Mültecilerin Türkiye&#8217;ye gelişine pişman edecek davranışlar gerçekleşiyor. Çok sayıda mülteci bu uygulamalardan kaynaklı geri dönüşü kabul etmek zorunda kaldı. Savaş koşullarından gelmiş insanlar GGM&#8217;lerin koşullarından kaynaklı ülkelerine geri döndü. Ülkelerine dönenlerin yaşamlarını takip edemiyoruz ama olası sonuçları tahmin edebiliyoruz. Suriyeli kürtler, ÖSO&#8217;nun kontrolündeki bölgelere gönderiliyor. Merkez kapalı bir kutu ve içeriden başvuru gelmez ise bilgi alamıyoruz, kimlerin hukuki desteğe ihtiyacı öğrenemiyoruz. Bize gelen bilgiyi değerlendirerek GGM&#8217;ye gidiyoruz ama biz gidene kadar mülteci gönderilmiş oluyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;STK&#8217;lar GMM&#8217;lerin Durumunu Daha </strong><strong>Ç</strong><strong>ok G</strong><strong>ü</strong><strong>ndemleştirmeli&#8217;</strong></p>
<p>GMM&#8217;lerin hukuka uygunluğundan bahsedilemeyeceğinin ifade eden İncin, STK&#8217;ların bu konuda eksik kaldığını da dile getirdi. GGM&#8217;lerle ilgili daha aktif bir çalışma yapılması gerektiğini de ekleyen İncin, &#8220;Türkiye, AB&#8217;den bu merkez için çok ciddi paralar alıyor ve Türkiye&#8217;nin AB standartlarına uygun davranması gerekiyor. AB&#8217;nin de denetim mekanizmasını çalıştırmasını ve GGM&#8217;leri denetime tabi tutması gerekiyor. STK&#8217;lar da denetim yollarını zorlamalı, daha çok gündeme getirmeli, müdürlük de STK&#8217;ların önerilerini dikkate almalı&#8221; dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/harmandali-geri-gonderme-merkezi-denetime-acilmali/">Harmandalı Geri Gönderme Merkezi Denetime Açılmalı&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harmandalı GGM’de Avukatlar Özgürlüklerinden Alıkonuldu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/20/harmandali-ggmde-avukatlar-ozgurluklerinden-alikonuldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 May 2019 11:01:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Harmandalı GGM]]></category>
		<category><![CDATA[izmir barosu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38893</guid>

					<description><![CDATA[<p>Harmandalı GGM’ye adli yardım görevini yerine getirmek için giden sekiz avukat ve bir tercüman saatlerce özgürlüklerinden alıkonulurken İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel merkezdeki hak ihlallerinin sistematikleştiğini dile getirdi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/20/harmandali-ggmde-avukatlar-ozgurluklerinden-alikonuldu/">Harmandalı GGM’de Avukatlar Özgürlüklerinden Alıkonuldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Haklarında sınır dışı kararı verilen mültecilerin ve göçmenlerin zorla tutulduğu Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’nde yeni bir hak ihlali yaşandı. 14 Mayıs 2019 tarihinde müvekkilleri ile görüşmek için merkeze giden İzmir Barosu üyesi sekiz avukat ve bir tercüman hukuk dışı bir uygulama ile karşı karşıya kaldı. Tercüman ve avukatlar saat 14:00 ile 17:30 arasında hukuka aykırı olarak özgürlüklerinden yoksun bırakıldı.</p>
<p dir="ltr">Avukatların ve tercümanın bekletildiği görüşme odasının olduğu koridorun her iki kapısı kapatıldı, yardım çağrıları yanıtsız bırakıldı, dışarı çıkmaları engellendi. Bu süre içerisinde tuvalet, su gibi insani ihtiyaçları karşılama imkanı da olmadı. Yakın zamanda doğum yapmış bir avukat ise sağlık sorunu yaşadı. Avukatların özgürlüklerinin engellenmesinin yanı sıra görevlerini yapmaları engellendi, müvekkilleri ile dosyalarına erişimleri de imkânsız hale getirildi. İzmir Barosu Harmandalı GGM’nin yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunacak ve idari soruşturma başlatılması için de girişimde bulunacak.</p>
<p dir="ltr">Özgürlüğünden alıkonulan avukatlardan Nurdan Parlak yaşadıklarını anlattı. Sürekli olarak benzer sorunlarla karşılaştıklarını dile getiren Parlak, “Her gittiğimizde bekletiliyoruz, o güne özel değildi. Güvenlikler, uzmanlara ulaşamadıklarını, uzmanlar ise güvenliklerin kendilerine haber vermediğini söyleyerek bizi bekletiyorlar. O gün de kilitli kaldığımızı ilk başta anlayamadık. Bulunduğumuz alanda başka görevlinin olmadığını fark etmedik. Normalde de kapılardan biri kilitli olduğu halde açık bırakılıyordu. Kapılara vurduk, sesimizi duyurmaya çalıştık ama kimse gelmedi. O an aramızda tutanak tuttuk” dedi.</p>
<p dir="ltr"><b>&#8216;Tesadüfen Geçen Bir Uzman Kapıyı Açtı&#8217;</b><br />
Baro yönetimini arayarak durum hakkında bilgi verdiklerini de dile getiren Parlak şunları söyledi;  “En sonunda kapıyı ‘tesadüfen’ oradan geçtiğini söyleyen iki uzman açtı. Mültecilerin bulunduğu idari alana çıktık. Biz orada iken mülteciler çıkışı yapılıyordu, kalabalık bir grup vardı. Bu sefer güvenlik bizi tekrar içeri sokmaya çalıştı ancak uzman gelmediği sürece girmeyiz deyince de güç uygulamaya çalıştılar. Uzunca süre müvekkillerimize ve dosyalarına ulaşmak için mücadele verdik. En son gelen uzman ise kaba davrandı, saygısızca tutum içinde idi. Avukata yapılanlar bile bu kadar hukuksuz ise mültecilere nasıl davrandıklarını düşünmek bile istemiyoruz. Takipçisi olacağız”.</p>
<p dir="ltr"><b>‘İşkence Suçu Kapsamında Bir Eylem’</b><br />
İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel, uygulamanın, Türk Ceza Kanunu’nun 94/2-b fıkrasında düzenlenen işkence suçu kapsamındaki eylemlerden biri olduğunun belirterek, Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’ndeki hak ihlallerinin münferit olmadığını ifade etti. Yücel, uygulamanın merkezde tutulan yabancıların uğradığı hak ihlallerini gizlemeye, iltica hakkına ve avukatlık hizmetlerine erişimlerini engellenmeye yönelik olduğunu dile getirdi. Geri Gönderme Merkezlerinin; ceza infaz kurumu olmadığını, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında kurulmuş idari binalar olduğuna da hatırlatan Yücel burada bulunanların da suçlu yahut güvenlik tehdidi oluşturan kişiler olmadığını vurguladı.</p>
<p dir="ltr"><b>‘GGM’de Hak İhlalleri Sistematikleşti’</b><br />
Hak ihlallerinin sistematikleştiğini de ifade eden Yücel, “İhlaller başta sağlık hizmetlerine erişememe, kötü muamele, hakaret, darp, uygun koşullarda barınamama, temizlik malzemesi ve sıcak suya erişememekten kaynaklanan yaygın bulaşıcı deri hastalıkları, yeterli beslenememe, çocukların merkezde mahremiyetten yoksun tutulmaları ve eğitim haklarından mahrum bırakılmaları, dilekçe hakkını kullanamama, avukata erişememe, gönüllü geri dönüşe zorlanma, bulaşıcı hastalık riski, hassas gruplara gerekli özen ve önceliğin tanınmaması, telefon hakkını kullanamama konularında yoğunlaşmaktadır. Bu muamelelere muhatap olan yabancılar, maruz kaldıkları ihlaller karşında sınır dışı edilme tehdidi ve korkusu ile şikâyetçi olamamaktadır. Yabancıların tüm bu ihlaller karsında beden ve ruh sağlığı bozulmakta hatta intihara varan vakalar yaşanmaktadır” diye konuştu.</p>
<p dir="ltr">İzmir Barosu ve sivil toplum kuruluşları GGM önünde basın açıklaması yaparak merkezde yaşanan hak ihlallerinin takipçisi olacaklarını duyurdular. Açıklamada, “Merkezde avukatların ve yabancıların dilekçeleri kayda alınmamakta, dilekçeler yırtılmakta, yazılı başvurulara cevap verilmemekte, avukatlar özel güvenlik görevlileri ile muhatap bırakılarak bina içerisinde kamu personeline ulaşmakta bile güçlük çekmektedirler. Harmandalı Geri Gönderme Merkezi, her geçen gün çıkartılan yazılı olmayan ve tarafımıza resmi olarak tebliğ edilmeyen uygulamaları ile avukatlık mesleğini zedeleyici, onur kırıcı ve keyfi uygulamalar yapmayı alışkanlık haline getirmiş durumdadır. Kurum personelinin avukatlara karşı kullandığı saygı sınırını aşan dil, lakayt, yasalara ve genel hukuk mantığına aykırı uygulamalar ile üslup ve davranış şekilleri kurumun sıradan uygulaması haline geldi” denildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/20/harmandali-ggmde-avukatlar-ozgurluklerinden-alikonuldu/">Harmandalı GGM’de Avukatlar Özgürlüklerinden Alıkonuldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Barosu Herkes İçin Yeni Bir İnsan Hakları Perspektifi Çabasında</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/13/izmir-barosu-herkes-icin-yeni-bir-insan-haklari-perspektifi-cabasinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tülin Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Mar 2019 08:35:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Deman Güler]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[izmir barosu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36268</guid>

					<description><![CDATA[<p>“İzmir İnsan Haklarının Başkenti Olsun” vizyonunu konuştuğumuz İzmir Barosu İnsan Haklarından Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Deman Güler, projeyi ‘sadece İzmir’e değil tüm Türkiye’ye yeni bir yaklaşım getirmek, yeni bir umut yaratmak’ olarak anlatıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/13/izmir-barosu-herkes-icin-yeni-bir-insan-haklari-perspektifi-cabasinda/">İzmir Barosu Herkes İçin Yeni Bir İnsan Hakları Perspektifi Çabasında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Barosu, geçtiğimiz aylarda, çeşitli meslek ve sivil toplum örgütlerinin de katılımıyla İzmir’in potansiyelini kullanarak yerelden insan haklarını inşa etmek, pilot projelerle halkın hak ve özgürlük alanını genişletmek amacıyla yürüteceği “İzmir İnsan Haklarının Başkenti” kampanyasını duyurduğu bir basın toplantısı düzenlemişti. İzmir Barosu İnsan Haklarından Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Deman Güler’le projenin detayını ve hedeflerini konuştuk.</p>
<p><strong> </strong><strong>Önce bu kampanyanın çıkış noktasını hatırlatmakla başlasak…</strong></p>
<p>‘İzmir İnsan Haklarının Başkenti” bir vizyon çalışması ve şu tespitten çıktı: Türkiye’de insan hakları git gide kötüye doğru gidiyor. Uluslararası kurumların özgürlük listelerinde artık Türkiye çeşitli Afrika ülkelerinin bile gerisine düşmüş durumda. Böyle olumsuzluklar var ama bir yandan da Türkiye’nin gençlerinin ve sivil toplumunun çok ciddi beklentileri var, umutları var. Yani bu kadar kötücül olmamak gerektiğini düşünüyoruz bir taraftan da. Bunun için sadece durum tespiti ve hukuki alanda sınırlanmış birtakım planlamalar yapmaktan başka şeyler üretelim dedik. O da işte bu insan haklarının başkenti projesi oldu. Bu temel itibariyle tüm topluma, yani sadece İzmir’e de değil, aslında tüm Türkiye’ye yeni bir yaklaşım getirmek, yeni bir umut yaratmak istedik.</p>
<p>Bu proje biraz da şuradan kaynaklandı: Merkezi hükümetin üstlenmediği ya da üstlenmiş olsa bile sürdürmediği birtakım uluslararası insan hakları ilişkileri var. Bunlar genelde Avrupa Birliği altında bilinir ama aslında bununla sınırlı değildir. Avrupa Konseyi ile olan ilişkilerimiz var, Birleşmiş Milletler üzerinden sürdürdüğümüz ilişkilerimiz var. Yani bizim çağdaş dünyayla devam eden resmi bir ağımız var. Bunlar git gide geriliyor. Biz de bunun böyle olmaması gerektiğini, Türkiye’nin aydın bir yüzünün olduğunu, Türkiye’de özgürlük isteyen gençler olduğunu, Türkiye’nin canlı bir sivil toplumunun olduğunu bilerek ve onlara da biraz ön açıcı, umut verici bir söylemle layık olmaya çalışarak bu çalışmayı başlatmaya karar verdik. “İzmir İnsan Haklarının Başkenti” dediğimiz şey  temelde böyle özetlenebilir.</p>
<p><strong>Yani aslında Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler veya başkaları istiyor diye değil de  tüm yurttaşların farkındalığa sahip olması gerektiğinin altını çizmek diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Türkiye’de bazı şeyler yukarıdan aşağı doğru kurgulanıyor. Ama bu yanlış. İnsan hakları ve temel haklar meselesi, vatandaşın doğrudan bilincinin arttırılmasıyla ve ertesinde onların talepleriyle şekillenen bir şey. Yani hiçbir toplum yoktur ki üstüne sonradan biçilmiş bir özgürlük gömleğiyle özgür olsun. Bu gerçekleşmeyecek bir hayal. Bizde genelde böyle algılanmış ama görüyorsunuz fiiliyatta mücadele verilmeden kazanılan haklar bir sonuca ulaşmıyor. Mesela Türkiye’nin kadın haklarıyla ilgili kazanımlarının önemli bir bölümü Cumhuriyet kurulduktan sonra elde edildi. Ama bu kazanımların ülkemizde kadınların sorunlarını ortadan kaldırdığını söyleyemiyoruz.</p>
<p><strong> <img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-36285 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/WhatsApp-Image-2019-03-13-at-12.23.19-1-640x644.jpeg" alt="" width="405" height="407" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/WhatsApp-Image-2019-03-13-at-12.23.19-1-640x644.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/WhatsApp-Image-2019-03-13-at-12.23.19-1-160x160.jpeg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/WhatsApp-Image-2019-03-13-at-12.23.19-1-1024x1030.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/WhatsApp-Image-2019-03-13-at-12.23.19-1.jpeg 1027w" sizes="auto, (max-width: 405px) 100vw, 405px" /></strong><strong>İzmir’de Yeni Bir Kalkınma Modeli Önerisi…</strong></p>
<p>Yani şöyle, şunu söylemeye çalışıyorum. Kadın hakları mücadelesi veren kadınlar olmasa  mesela kadın cinayetleri bu kadar gündeme gelmeyecekti. Ya da çocuk gelinler meselesi bu kadar tartışılmayacaktı. Bir ülkenin insan hakları karnesi sadece sadece bir hukuk sistemi oluşturmakla düzelmiyor. O yüzden herkesin bulunduğu noktadan bir şeyler üretmesi gerekiyor. Biz İzmir Barosu olarak aslında üstümüze düşen bir sorumluluk olduğunu hissettik. Yani bu insan haklarının başkenti vizyonu aslında sadece İzmir Barosu&#8217;nun altından kalkacağı bir şey değil. Biz  tüm yerel yönetimler başta olmak üzere sivil toplum ile iş birliği içinde İzmir’de yeni bir kalkınma modeli öneriyoruz.</p>
<blockquote><p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gözünüzü açtığınız zaman başınız üstünde duran çatı sizin barınma hakkınız, konut hakkınız. Kahvaltı yaparken içtiğiniz su, su hakkınız; yediğiniz ekmek yemek hakkınız. Üstünüzü giydiniz, çıktınız sokağa, otobüse mi bineceksiniz, kendi özel aracınızla mı yolculuk edeceksiniz, işte seyahat hürriyeti. Ve buraya geliyorsunuz, sizinle sohbet ediyoruz, bir taraftan fikir ve ifade hürriyeti, basın özgürlüğü; bir taraftan belki barış içinde bir araya gelme yani toplanma hakkı. Dolayısıyla günlük hayatımızda farkında olmadan gerçekleştirdiğimiz pek çok davranış biz farkında olmasak da insan haklarının ta kendisi&#8230;</p></blockquote>
<p><strong> </strong><strong>Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, ‘’</strong><strong>İnsan haklarını korumak ortak amaç &#8216;farklı siyasal görüşlere sahip insanların ortak amacı olunca&#8217; yaşanmakta olan bazı önemli sorunlar çözülebilir.’’ diyor.</strong><strong> İzmir Barosu olarak farklı görüşlere sahip geniş kitleleri bu mesele etrafında bir araya getirebileceğinizi düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Tabi ki bu böyledir. Kuçuradi Hoca&#8217;nın dediği şey çok yerinde. İnsan hakları meselesi yalnızca bir azınlık grubunun, tek bir siyasi düşünceyi benimseyen bir grubun ya da yalnızca bir cinsel yönelime sahip olan insanların -çoğaltabiliriz örneklerini- meselesi değil. İnsan hakları, sabah evde bir çatının altında uyandığımız andan akşam gözümüzü kapatana dek devam eden, herkesin hayatını doğrudan ilgilendiren bir mesele. Bunu bazen unutuyoruz. Ben bu örneği vermeyi seviyorum,  mesleğe yeni adımını atmaya başlayan stajyer avukat meslektaşlarımıza veediğimiz insan hakları eğitiminde de dile getiriyorum. Ben orada mesela şunu söylüyorum: “Belki siz insan haklarının hayatınızda, mesleğinizde bir önemi haiz olmayacağını düşünüyorsunuz. Ama öyle değil. Niye? Çünkü, gözünüzü açtığınız zaman başınız üstünde duran çatı sizin barınma hakkınız, konut hakkınız. Kahvaltı yaparken içtiğiniz su, su hakkınız; yediğiniz ekmek yemek hakkınız. Üstünüzü giydiniz, çıktınız sokağa, otobüse mi bineceksiniz, kendi özel aracınızla mı yolculuk edeceksiniz, işte seyahat hürriyeti.&#8221; Ve buraya geliyorsunuz, sizinle sohbet ediyoruz, bir taraftan fikir ve ifade hürriyeti, basın özgürlüğü; bir taraftan belki barış içinde bir araya gelme yani toplanma hakkı. Dolayısıyla günlük hayatımızda farkında olmadan gerçekleştirdiğimiz pek çok davranış biz farkında olmasak da insan haklarının ta kendisi&#8230;</p>
<p><strong> </strong><strong>Pek çoğu farkında olmadan kullandığımız haklar, sadece kaybettiğimizde idrak edebileceğimiz belki de…</strong></p>
<p>Evet… Mesela biz burada bir sohbet yapıyoruz. Bu kapı açılıp, bizim sohbetimiz kesilip, niye siz bu konuları konuşuyorsunuz denmiyorsa işte bu hem anayasamızca hem de uluslararası sözleşmelece korunan haklarımız sayesinde oluyor. Yani bu hak ve özgürlükler toplumların, insanlık tarihinin süzgecinden geçirip önümüze getirdiği meseleler. Dolayısıyla belki farkında değiliz ama artık bunlar hayatımızın bir parçası. İzmir Barosu, &#8220;insan haklarının başkenti&#8221; vizyonunu hem tüm sivil toplum örgütleriyle hem de hangi siyasi görüşten olduğuna bakmaksızın bütün yerel yöneticilerle ve yerel seçim önümüzde olduğu için yerel yönetim adaylarıyla paylaşacak. Ve biz yerel yönetime talip olan kişilerden bazı taleplerde bulunacağız lütfen &#8220;İzmir İnsan Haklarının Başkenti&#8221; vizyonunun paydaşı olun diye. Dolayısıyla bütün toplum kesimlerinin bu işin altına imza atmasını istiyoruz. Çünkü şunu biliyoruz ki, bu sadece bir STK ile ya da bir kamu tüzel kişiliği ile olacak bir proje değil. Herkes bu vizyonun paydaşı olduğu zaman iş genişleyecek ve belki de ilginç ve dünyada benzeri olmayan bir şekilde insan haklarını markalaştıran, insan haklarıyla anılan bir şehir yaratıp hem ülkeyi hem bir bölgeyi değiştirmeye vesile olacak. O yüzden aslında çok iddialı bir projeyi İzmir&#8217;e öneriyoruz.</p>
<p><strong>Yerel Yönetimlerin İnisiyatif Almasını Sağlamak…</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Hedefi nedir bu kampanyanın? İnsanları haberdar edip bilinçlendirmek mi, çözüm üretmek mi yoksa siyasette gündem yaratmak mı?</strong></p>
<p>Öncelikle tespitlerinizden başlamak lazım. Tutuklu gazeteciler meselesi Türkiye’deki problemin sadece bir örneği. Kötü örnekler ülkemizde ne yazık ki sonsuza dek çoğaltılabilir. Özellikle uluslararası toplantılara katıldığımızda, yurtdışına gittiğimizde, Avrupa Konseyi ile temaslar yaptığımızda ya da yurt dışındaki hukuk örgütleriyle beraber paylaşımlarda bulunduğumuzda hep şunu söylüyorlar: &#8220;Türkiye  insan hakları ile uğraşan akademisyenler için bir cennet!&#8221;. Yani bu kötü durum, trajikomik bir hal de alıyor bir yerden sonra.</p>
<p><strong>Aslında cerrahinin de en çok geliştiği dönemler savaş dönemleri. </strong></p>
<p>Tam da öyle bir şey. Hiç yaşanmamış örnekler yaşanıyor Türkiye’de ne yazık ki. Hukuk alanında yeni kararlar çıkmasına vesile oluyor bu durum. Ya da hiç düşünülmemiş uygulamalar ortaya konuluyor. Şimdi pek çok farklı alandan Türkiye’de olan bitenlerin ne hale geldiğine dair  geri dönüşler alıyoruz. Çeşitlendirmek çok mümkün. Mülteci meselesi ile ilgili baktığımızda Türkiye’nin yasal mevzuatı dünyada eşi benzeri olmayan karma bir mevzuat.  Ama bir yandan da Türkiye dünyadaki en çok mülteci kabul eden ülke. Dolayısıyla ülkemiz hem uluslararası standartların dışında kalmaya çalışıyor hem de aynı zamanda insan haklarıyla ilgili büyük problemlerle başa çıkmaya çalışıyor. Yani gazetecilerin hapiste olma meselesi sadece gazetecilerin birey olarak bir meselesi değil. Hukukçular, avukatlar için de böyle. Gazeteciler toplumun ifade özgürlüğünü yansıtabildikleri, bilgi alma hakkının bir aracı haline gelmiş bir mesleğin erbapları. Avukatlar için de durum buna benzer. Yani bir yurttaş, hakkını savunmak istediğinde hukuki yardımı avukatından alacaktır. Peki avukatlar bu yardımdan dolayı hapise atılmaya başlandığında ne olacak?</p>
<p>Bizim yapmaya çalıştığımız şey ne? İyi örnekler oluşturarak yeni bir model önermek. Bilgilendirmeyle mi ilgili derseniz: evet halkı, yurttaşı insan hakları konusunda bilgilendirmek bunun bir parçası ama önemli bir parçası mı ondan emin değilim. Esasen bizim hedefimiz yerel yönetimlerin, merkezi iktidarın üstlenmediği birçok alanda sorumluluk alması ve bu sorumluluk doğrultusunda ilerlemeler kaydetmesi. Kampanyanın esası burada yatıyor. Biz, İzmir’deki yerel yönetimlere bir hedefler listesi sunuyoruz. Ve onlardan şunu istiyoruz: “İnsan haklarının şu, şu, şu alanlarında lütfen bize bir vaatte bulunun. Bu alanlarda üretim yapın, somut gelişme sağlayın. Örneğin, görme engelliler için bir kilometre kılavuz yolunuz mu var?  Bunu beş kilometreye çıkaracağınızı vaat edin. Ya da örneğin kadınların güvenliği ve topluma tam manasıyla karışması sokak lambalarının sayısını arttıracağınızı bize vaat edin. Bunların gece boyunca bunun açık kalacağını garanti edin.</p>
<blockquote><p>Doğu Akdeniz İnsan Örgütü diye bölgesel bir mekanizma kurmak istiyoruz. Bunun sebebi  Türkiye ve yakın coğrafyasının aslında merkez Avrupa ve Batı Avrupa ile eşdeğer bir tarihsel bir mirasa sahip olmayışı. Biz farklı bir coğrafyayız. Balkanlar, Orta Doğu, Doğu Akdeniz Çanağı ne yazık ki Batı Avrupa ile aynı tarihsel gelişime sahip olmadı. Bizim sorunlarımızın kronikliği de bölge ülkeleri ile benzer süreçleri yaşamamıza sebep oluyor. Dolayısıyla bizim buradan kuracağımız merkezi İzmir olan bir bölgesel insan hakları örgütlenmesi aynı zamanda tüm bölgede insan haklarında genel bir kalkınmayı sağlayacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong><strong>İnsan Hakları Üniversitesi Projesi…</strong></p></blockquote>
<p><strong> </strong><strong>Bir vizyon belgesinden söz ediyoruz. İçeriğini anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Vizyon belgemizde vaat ettiğimiz, yapılmasını talep ettiğimiz, yapabileceğimizi ortaya koyduğumuz işler İzmir’e bir insan hakları şehri kimliği kazandıracak projeler. Vizyon projemizin yanında 50 maddeden oluşan bir de hedefler listemiz var. Bu 50 maddelik listeyi yerel yöneticilerin ve adayların gelip tek tek imzalamasını istiyoruz. Vizyon belgesini projelerini kısaca özetlersek, işte bir tanesi İzmir&#8217;i bir insan hakları konferansları kenti yapmak. Bir diğeri, Ege İnsan Hakları Köyü&#8217;nü inşa etmek. İçinde uluslararası bir kütüphanenin olduğu, akademisyenlerin, insan hakları alanında çalışan aktivistlerin ve öğrencilerin gelip hem kalacağı hem bilgilerini paylaşacağı bir köy. Onun dışında İnsan Hakları Günleri yapmayı planlıyoruz. 10 Aralık’tan başlayan 2-3 haftalık bir süreçte &#8220;İnsan Hakları Filmleri Festivali&#8221; ve Avrupa&#8217;daki noel pazarlarına alternatif &#8220;İnsan Hakları Kış Pazarları&#8221;nı düzenleyeceğiz. İzmir İnsan Hakları Üniversitesi Projesi de vizyon belgemizin temel taşlarından. Bunun yine yerel yönetimlerin altından kalkabileceği bir iş olduğuna inanıyoruz. Bir diğer önerimiz olan Uluslararası İnsan Hakları Ödülü, İzmir’in insan haklarının başkenti kimliğini dünyaya tanıtmanın bir aracı olacak. Törende dünyanın her tarafından alanda büyük katkısı olmuş bir kişi ya da kuruma insan hakları büyük ödülünü vermeyi düşünüyoruz. Ayrıca çocuk hakları alanında,  kadın hakları alanında, fikir ve ifade hürriyeti alanı ile daha sonra tespit edilecek başkaca alanlarda ödüller verilecek. Bunun için özel bir jüri kurulacak, adayları değerlendirip kazananları belirleyecek.</p>
<p>Doğu Akdeniz İnsan Örgütü diye bölgesel bir mekanizma kurmak istiyoruz. Bunun sebebi  Türkiye ve yakın coğrafyasının aslında merkez Avrupa ve Batı Avrupa ile eşdeğer bir tarihsel bir mirasa sahip olmayışı. Biz farklı bir coğrafyayız. Balkanlar, Orta Doğu, Doğu Akdeniz Çanağı ne yazık ki Batı Avrupa ile aynı tarihsel gelişime sahip olmadı. Bizim sorunlarımızın kronikliği de bölge ülkeleri ile benzer süreçleri yaşamamıza sebep oluyor. Dolayısıyla bizim buradan kuracağımız merkezi İzmir olan bir bölgesel insan hakları örgütlenmesi aynı zamanda tüm bölgede insan haklarında genel bir kalkınmayı sağlayacak. Biz sorunlarımızı birbirimizle paylaşacağız, kararları beraber alacağız. Bunun içinde Suriye de olacak Mısır da olacak, Yunanistan gelecek, Kosova gelecek, Bulgaristan olacak. Bizim zaten kültürel mirasımızı paylaştığımız ülkeler olacak bunun içinde. Böyle bir bölgesel örgütlenme henüz yok. Özellikle coğrafi olarak tamamı Asya’da kalan ülkelerde böyle hiçbir uluslararası mekanizma yok.</p>
<p><strong>Basın toplantısında çocuklarla ilgili vurgular da vardı 23 Nisan şenliklerinin yeniden yapılmasıyla ilgili…</strong></p>
<p>23 Nisan Uluslararası Çocuk Hakları Şenliği bundan 20-25 yıl önce Türkiye’de bütün insanları televizyona kitleyen, uluslararası çaplı, dünyanın her tarafından cıvıl cıvıl çocukların ülkemize geldiği, gülen yüzleriyle halk oyunları gösterileri yaptığı, çocukların evlerde ağırlandığı eşsiz bir etkinlikti. Sonra biraz da bilinçli politikalarla niteliği düşürüldü, o coşkunun altı biraz oyuldu, yerine başka şeyler konmaya çalışıldı ki bunun ne kadar hatalı bir tercih olduğu sonradan ortaya çıktı. İşte yaratılan bu boşluğu biz İzmir İnsan Haklarının Başkenti vizyonuyla doldurmaya çalışacağız. Bizim iddiamız, 23 Nisan’ın olması gerektiği gibi uluslararası niteliği ile yeniden İzmir&#8217;de kutlanması. Bu memleketin kurucu liderlerinden bugüne gelen ve çocukları önemseyen bir çizgiyi devam ettirmesi gerçekten dünyada eşi benzeri olmayan bir şey olacaktır. Peki bunun için neden biz İzmir İnsan Hakları Başkenti vizyonundan bir şey katmayalım dedik. Zira çocuk hakları insan haklarının çok temel alanlarından biridir ve bizim de İzmir İnsan Haklarının Başkenti vizyonu ile bunun altını doldurabileceğimizi düşünüyoruz. Bir uluslararası çocuk hakları konferansı burada neden toplanmasın?</p>
<p><strong>Çocuklar ve insan hakları üzerine şenlik dışında başka projeleriniz var mı?</strong></p>
<p>Bu şenlik aslında bunun biraz taçlandırılması gibi. Yoksa biz uluslararası bir şenlik yapacağız ve iş burada kalacak demek değil. Çocuk Dostu Kentler projesi var UNICEF’in. Ne yazık ki İzmir Büyükşehir Belediyesi doğrudan bunun bir paydaşı olmamış ve diğer ilçe belediyelerinden de bildiğim kadarıyla bir tane örnek var.  Dolayısıyla biz İzmir’in tamamen Çocuk Dostu Kentler projesinin içinde bir bileşen olmasını istiyoruz. Bunun dışında Hedefler listemiz in içinde  yeşil alanlarının arttırılması, oyun parklarının çoğaltılması, çalışan annelerin ya da bir iş kursuna gitmek isteyen kadınların aynı zamanda çocuklarını bırakabileceği kreşler açılması gibi alanlar var. Dolayısıyla hedefler listesi imzalandığında bu tip uygulamaların hayata geçirilmesi çok kolaylaşacak ve çocuk hakları bakımından somut ilerlemeler elde edilmiş olunacak. Yerel yönetimlerin söz verdikleri alanlarda bize somut veri sunmasına ve şu anki durumla gelecek sene bildirilen verileri kıyaslayarak gelişme sağlanmasına dayanan genel bir programımız var. Çocuk hakları şenliği dediğimiz etkinlik aslında bu gelişmelerin kutlandığı bir gün olacak.</p>
<p><strong>Gelin “İzmir İnsan Haklarının Başkenti” olsun! çağrısını kime yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Bu çağrı yerel yönetimlere, yerel yönetimlere talip olanlara, siyasi parti temsilcilerine, İzmirli tüm STK’lara, İzmir’deki tüm kamu kurumlarına ve kuruluşlarına. Hepsine. Uluslararası kurumların İzmir’deki temsilcilerine ve aslında bunun altına imza atmak isteyen tüm birey ve yurttaşlara, tüm İzmirlilere. Dolayısıyla biz sadece bir grubu spesifik olarak öne çıkarmıyoruz. Şunu tekrar etmekte fayda var: Bunun yöneticisi olacak esas kişi ve kurumlar yerel yöneticiler ve yerel yönetimlerdir. Biz yerel yönetimlerin çok güçlü olduğunu düşünüyoruz. Yerel yönetimlerin hakkıyla idare edildiğinde, işini doğru şekilde yaptığında, ülkeyi dönüştürebilecek bir güç olduğuna inanıyoruz. Bunu tek başlarına yapamayabilirler. Biz projelerimizle, fikri öncülüğümüzle onlara yardım etmeye hazırız. Bu yaptığımız, ortaya koyduğumuz vizyon belgesi de zaten aslında bunu anlatan, bu durumu anlatan bir belge.</p>
<p><strong> </strong><strong>İzmir Barosu’nun tarihsel misyonun gereğini yapmaya bu şekilde hazırlanıyor o zaman.</strong></p>
<p>İzmir Barosu 111.yılını kutluyor bu sene. Cumhuriyet’in kuruluşundan önce kurulmuş, çok ciddi bir insan hakları geleneği olan, hukuk devletinin yanında yer almış, zor dönemlerde geri adım atmamış, 71 muhtırasında, 80 darbesinde ve devamında gelen tüm acı süreçlerde sözünü sakınmamış, çok önemli insan hakları hukukçuları yetiştirmiş, çevre hukukunda Türkiye’ye model olmuş, öncülük etmiş, mülteci hukukunda Türkiye’deki en iyi hak savunucularını çıkartmış, bu alanda ilkleri gerçekleştirmiş, dezavantajlı gruplar için sürekli çalışmalar yürütmüş saygın ve değerli bir kurum. Biz bunun hakkını vermeye çalışıyoruz. İzmir Barosu’nun yapacağı etkinlikler ile şimdiye kadar biriktirdiği tarihi mirasın üstüne daha fazlasını koymayı hedefliyoruz. Baromuzun tarihsel mirasını onurlu tarihine yaslanmanın rahatlığıyla, onun rehavetiyle devam ettirmekten yana değiliz. Bizim de üstüne bir şeyler koymamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu proje de bunun bir örneği.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/13/izmir-barosu-herkes-icin-yeni-bir-insan-haklari-perspektifi-cabasinda/">İzmir Barosu Herkes İçin Yeni Bir İnsan Hakları Perspektifi Çabasında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
