<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Itri Levent Erkol arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/itri-levent-erkol/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/itri-levent-erkol/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Dec 2019 13:00:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Itri Levent Erkol arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/itri-levent-erkol/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Küdür Yarımadası Koruma Planlaması Çalıştayı Gerçekleştirildi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/18/kudur-yarimadasi-koruma-planlamasi-calistayi-gerceklestirildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayse Erarslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Jun 2019 14:21:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Bütüncül Koruma Alan Yönetimi ve Eylem Planı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Itri Levent Erkol]]></category>
		<category><![CDATA[küdür platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Küdür Yarımadası]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Develi]]></category>
		<category><![CDATA[Okan Ürker]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Altınbaş Koşkan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39777</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bodrum Yalıkavak Küdür Yarımadası “Bütüncül Koruma Alan Yönetimi ve Eylem Planı” Çalıştayı, doğa koruma, bitki bilimi, arkeoloji, mera yönetimi, zooloji, jeoloji gibi farklı dallardan uzmanlar, STK  temsilcileri  akademisyenler ve bölgede yaşayan halkın katılımıyla 15-16 Haziran tarihleri arasında Yalıkavak’ta gerçekleştirildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/18/kudur-yarimadasi-koruma-planlamasi-calistayi-gerceklestirildi/">Küdür Yarımadası Koruma Planlaması Çalıştayı Gerçekleştirildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çalıştay fikrini ortaya atan ve organizasyonunu üstlenen <a href="ttps://www.facebook.com/kuduryarimadasi/">Küdür Platformu</a>, önemli doğa alanı olan bölgede Ocak ayında başlayan kaçak bir ‘beach club’ inşaatını engellemek üzere bir araya gelen bir grup bölge sakininin çabalarıyla kuruldu. Bölgede gezen bir kişinin, kıyıda bir iskele yapıldığını etrafındakilere haber vermesi üzerine harekete geçen grup ilk olarak savcılık ve kaymakamlığa dilekçe verdi ve ardından sahilde 2000 kişinin katıldığı bir şenlik düzenledi. Yaptıkları toplantılar neticesinde Küdür Yarımadası için bütüncül bir koruma planlaması yapılması gerektiği sonucuna varan grup, farklı disiplinlerden görüş toplamak üzere Küdür Platformunu kurmaya ve akabinde bir çalıştay toplamaya karar verdi. Çalıştaya doğa koruma, bitki bilimi, arkeoloji, mera yönetimi, zooloji, jeoloji gibi farklı dallardan uzmanlar, Bodrum Kent Konseyi’nden, yerel derneklerden ve Muğla İl Tarım Müdürlüğü’nden temsilciler, akademisyenler ve bölgede yaşayan halktan toplam 100 kişi katıldı. Çalıştayın sonrasındaki süreçte eylem planının yazılı hale getirilmesi ve ilgili kurumlara sunulması hedefleniyor.</p>
<p>Sivil Sayfalar olarak çalıştay süresinde yaptığımız söyleşileri, katılımcıların sunumlarını ve tartışmaları birleştirerek yazılı ve görsel bir haber dosyası hazırladık.</p>
<blockquote><p>Küdür’de 90lı yıllardan beri süregelen bir inşaat baskısı var. Mevcut kaçak yapılar ve günübirlik tesislerin kurulması için hala devam eden başvurular Küdür’ün korunmasını isteyen yerel halkı tedirgin ediyor.</p></blockquote>
<p>Bodrum’da yapılaşmanın olmadığı yegâne alanlardan biri, Yalıkavak’taki Küdür Yarımadası&#8230; Yarımada da işgal edilmiş ve eğlence yerine dönüştürülmüş alanlar var. Bu kaçak yapıların yıkımı henüz gerçekleştirilmediği gibi, yeni inşaatların yapılması da söz konusu. 90’lı yıllardan beri süregelen inşaat baskısı ve günübirlik tesislerin kurulması için hala devam eden başvurular da Küdür’ün korunmasını isteyen yerel halkı tedirgin ediyor. Ancak yarımadada hala dokunulmayan 4 milyon m²lik alan var ve bu alan Türkiye’nin önemli doğa alanları arasında sayılıyor. Bu alanın tamamı İl Tarım Müdürlüğü’nün tescil ettirdiği bir mera statüsüne sahip ve önemli bir bölümü 1. ve 3. derece arkeolojik SİT alanı kabul ediliyor. Bunun yanı sıra IUCN verilerine göre Türkiye’de sayıları 100’e düşen ve nesli küresel ölçekte de koruma altında olan Akdeniz foklarının yaşam ve üreme alanı. Ayrıca birçok deniz canlısı, memeli ve kuş türünün ve bitki taksonunun yayılış gösterdiği bir alan. Küdür, yerel halkın günlük hayatında da önemli bir değere sahip. İnşaat yapılmak istenen Alacain Koyu Yalıkavaklıların denize girdiği bir plaj ve bölgede otellerden uzak tek ücretsiz plaj olduğu için bölge sakinleri tarafından sevilerek kullanılıyor.</p>
<figure id="attachment_39784" aria-describedby="caption-attachment-39784" style="width: 458px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-39784" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/RESİM-1-640x458.jpg" alt="" width="458" height="328" /><figcaption id="caption-attachment-39784" class="wp-caption-text">Küdür Yarımadası haritası. Kırmızı işaretli alanlar günübirlik tesis inşaatının söz konusu olduğu yerler.</figcaption></figure>
<blockquote><p>Küdür Platformu’nun bağımsız bir inisiyatif olarak ortaya çıkması ve ortaya koyduğu çalışmalar çalıştaya katılan tüm paydaşlar tarafından önemseniyor.</p></blockquote>
<p>Doğa Derneği Koruma Koordinatörü Itri Levent Erkol, yaptığı sunumda Akseki, Alakır ve Doğu Karadeniz’deki doğa koruma örneklerini anımsatarak “tüzel kişiliği olan, hantallaşmış STK’larla değil yerel insiyatiflerle yapılan koruma çalışmalarının” daha değerli olduğunu, bu anlamda Küdür Platformu’nun çalışma yönteminin de değerli olduğunu belirtti. Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Natura Doğa ve Kültür Koruma Derneği kurucu üyesi Ekolog Okan Ürker de koruma eylem planlarının Küdür Çalıştayı’nda olduğu gibi sivil toplum, akademi, kamu kurumları ve yerel halk işbirliğinde yapılmasının sonuç verdiğini ve tüm paydaşlar için fayda ürettiğini belirtti. Ürker, Natura’nın Köyceğiz’de sığla ormanlarının koruma eylem planı çalışmalarında kurumlar arasındaki işbirliğinin verdiği sonuçlardan örnekler verdi ve çalıştay sonunda ortaya çıkacak eylem planının kurumların sorumluluğunda olduğunu belirtti. Bodrum Belediyesi yetkilileri ise, kıyı işgalini engellemek için yazılı bilimsel raporların değerli olduğunu, Küdür Çalıştayı’nın bu anlamda tüm Bodrum için bir örnek teşkil ettiğini ve çalıştaydan çıkacak raporu beklediklerini ifade ettiler. Çalıştayın sonucunda bir koruma ve eylem planının raporlaştırılması ve yazılı olarak ilgili kurumlara sunulması hedefleniyor.</p>
<figure id="attachment_39785" aria-describedby="caption-attachment-39785" style="width: 428px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" class=" wp-image-39785" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/RESİM-2-640x360.jpg" alt="" width="428" height="241" /><figcaption id="caption-attachment-39785" class="wp-caption-text">Mera statüsünün korunması için Muğla Tarım Müdürlüğü çalışıyor, ancak mera statülerinin geleceği belirsiz</figcaption></figure>
<p>Çalıştayda konuşma yapan Muğla Tarım Müdürlüğü Çayır Mera ve Yem Bitkileri Şube Müdürü Tandoğan Uysal Müdürlüğün bu konuda üstüne düşeni yaptığını örneklerle anlattı. Uysal, Küdür Yarımadası’nın daha önce mera alanı olarak tescil edilmiş olmasına rağmen tescile karşı dava açıldığını ve bu davayı 2015’te tekrar kazandıklarını, şu anda 4 milyon m²lik alanın mera alanı olarak tescilli olduğunu belirtti. Tarım Müdürlüğü’nün Küdür Yarımadası’nda günübirlik tesis kurulmak istenen alanlarda mera statüsünün iptali için yapılan başvuruları reddettiklerini belirten Uysal, mevcut işgallerle ilgili İl Mera Komisyonu tarafından kanun tedbirlerinin alındığını ve tahliye sürecine başlandığını ifade etti. Uysal daha önce İl Mera Komisyonu kararlarının başbakanlık genelgesi kapsamında bakanlıkça onaylandığını, ancak yeni sistemde başbakanlık kaldırıldığı için artık Cumhurbaşkanlığı genelgesi kapsamında Bakanlık tarafından onaylandığı ifade etti.</p>
<p><strong>Arkeolojik Kazılar Küdür’de Kadim Toplulukların Yaşadığını Gösteriyor</strong></p>
<p>Mimarlar Odası’ndan Oğuz Develi geçmiş yıllarda günübirlik tesis kurmak için yapılan başvuruların farkına vardıklarını ve bu vesileyle üniversitelerle işbirliği yaparak kazı çalışmalarını ve SİT alanı sürecini başlattıklarını anlattı. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Arkeoloji Bölümünden Prof. Dr. Adnan Diler yaptığı sunumda,  “Yarımadadaki kalıntılara baktığımızda 1950’lere kadar nesilden nesile kullanıldığını görüyoruz. Yarımadada kadim tarım alanları, taşlar, teraslar, zeytin işlikleri, limanlar, Roma dönemine ait çiftlik evleri, Hristiyanlık dönemine ait şapeller, kaya mezarları, tapınma alanları görüyoruz. Küdür’de bir antik kent yok, ancak müze boyutunda çalışmalarla koruma yapılabilir. Arkeolojik olarak tamamının 1. Derece SİT alanı olması lazım. Bunun yanısıra Küdür’ün köyünde yaşayan kişilerin mülkiyet mağduriyetinin çözülmesi gerekiyor” dedi. Yıllardır kaptanlık yapan Bodrum Kent Konseyi Başkanı Arif Yılmaz ise, Küdür’e ‘denizden bakma’ nın önemi üzerine konuştu. Sahilden denize bakıldığında tahribatın anlaşılmadığına dikkat çeken Yılmaz, yıllarca denizden çektiği kıyı fotoğrafları eşliğinde yıllar içinde yaşanan tahribatın boyutlarını gösterdi.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-39786 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/RESİM-3-640x360.jpg" alt="" width="368" height="207" /></p>
<p><strong>Küdür’ün Biyoçeşitliliği İçin Bütüncül Envanter Oluşturulması</strong></p>
<p>Küdür Yarımadası’nın önemli bir kısmı araba yolu gitmediği için bölgede yaşayan balıkçılar, doğaseverler ve araştırmacılar dışında geniş kitleler tarafından bilinmiyor ve bölgedeki biyoçeşitlilik hakkında bütüncül bir envanter çalışması bulunmuyor. Çalıştayın önemli bir çıktısı bu envanterin tüm parçalarının bir araya getirilmesi oldu. Türlerin tanınması ve korunması adına yapılan akademik ve sivil toplum çalışmalarını Yalıkavaklılar büyük bir ilgiyle takip ettiler. Devam eden ve gelecekte yapılması gereken envanter çalışmalarının Küdür’ün korunması için önemli olduğunun altı çizildi. Küdür’ün pek bilinmeyen bu kısımlarını yerelde yaşayanlarla birlikte gezip fotoğraflayan doğa araştırmacıları resimlerle Küdür’ün güzelliklerini tanıttılar. Ankara Kuş Gözlem Topluluğu ve Sualtı Araştırmaları Derneği’nden Cem Orkun Kıraç 1990 yılından günümüze kadar Küdür Yarımadasında Akdeniz foklarının ve kuşların korunması için yaptıkları çalışmalardan, Küdür’de bu çalışmalara destek veren yerel balıkçılardan bahsetti. Kıraç,  “Küdür kıyılarını 7-8 fokun kullandığını biliyoruz. Dip balıklarını ve taş balıklarını yiyorlar. Fokun yok olmasında en büyük etken habitat tahribatıdır. Bodrum’da son kalan kıyı şeridi Küdür’de 16 km’lik bir sahildir ve bu alanda turizm olamaz” diyerek Küdür’ün bütüncül koruma planında kitle turizminin yeri olmadığını vurguladı. Doğa Derneği Koruma Koordinatörü Itri Levent Erkol, ada doğanı, tavşancıl ve küçük kerkenez başta olmak üzere 29 çeşit kuş türünün Küdür’de habitatı olduğunu anlattı. Erkol, kuş gözleminin ekosistemin durumuna ilişkin bir gösterge oluşturduğunu ve Doğa Derneği’nin bölgede uygulanacak bir kuş izleme programına destek olabileceğini belirtti.</p>
<p>Ege Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Dr. Volkan Eroğlu Türkiye bitki biyoçeşitliliğinin dünyanın oluşumundan bu yana gelen nedenleri ve Küdür çevresinin bitki çeşitliliği hakkında bilgi verdi. Dr. Ruhi İlkbahar ise biyoçeşitlilik çalışmalarında genellikle göz ardı edilen bir grup olan likenleri tanıtarak Türkiye ve Muğla’nın liken biyoçeşitliliği ile ilgili yapılan çalışmaları sundu. Çalıştayın eylem planına dönüştürülmesi sürecinde Küdür’de en az bir yıl sürecek arazi çalışması ile bitki ve liken çeşitliliğini ortaya koyacaklarını belirtti. Eroğlu, Küdür için oluşturulacak bütüncül envanterin bir benzerinin Seferihisar Doğa Mirası Projesi kapsamında tamamlandığını ve koruma faaliyetleri için faydalı bir kaynak oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Dr. Ufuk Altınbaş Koşkan kelebekler üzerine yaptığı sunumda Küdür Yarımadası’nda endemik olan Halikarnas kelebeğini, Ege Üniversitesi Zooloji Bölümünden Doç. Dr. Kerim Çiçek Küdür Yarımadası’nın ev sahipliği yaptığı çift yaşar, kaplumbağa, kertenkele ve yılanları tanıttı. Yıllardır Yalıkavak’ta yaşayan Jeolog Dr. Ursula Pfaffenberger Küdür Yarımadası’nın volkanik yapısına ve 8-10 milyon yıllık jeolojik geçmişine dair bilgiler verdi.</p>
<p>Yapılan sunumlar sonrasında ekosistemi yerinde incelemek için çalıştay katılımcıları ve konuşmacılar birlikte Alacain ve Paşalimanı taraflarında yürüyüş yaptılar.</p>
<p><strong>Yalıkavaklılar Küdür’ü Anlatıyor</strong></p>
<p>Bu bölümde çember şeklinde oturan Yalıkavaklılar Küdür’e ilişkin hatıralarını, beklentilerini ve uğraşlarını anlattılar. Katılımcıların çoğunun söz aldığı bölümde her cumartesi gönüllü olarak Küdür Yarımadası’nda sahile atılan çöpleri toplayan Zortul Çevre Grubu’ndan bir grup ilkokul öğrencisinin çalışmaları örnek gösterildi. Bu bölümde sürpriz bir belgesel sunumu da gerçekleştirildi. Bodrum’un yerel değerlerinin korunması için kısa belgeseller çeken Bodrum Lokal ekibinin Küdür Yarımadası ile ilgili çektiği belgeselde bölge halkından Halil Kaptan ile birlikte balıkçılık ve meracılık yapılan alanlar ziyaret edilirken, Şubat ayında başlayan iskele inşaatının görüntülerine, bölge halkı ve Bodrum Belediyesi tarafından yapılan eylemlere ve röportajlara yer veriliyor.</p>
<p><strong>Küdür Platformu Çalışmalarını Sürdürecek</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39787 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/SON-RESİM-640x360.jpg" alt="" width="437" height="246" />Küdür Platformu çalıştayın son kısmında gelecek dönemdeki iş planını çıkarmaya çalıştı. Hukuki destek ihtiyacı olan platform bundan sonraki süreçte yasal bilgi ve danışmanlık alabileceği insanlara ulaşmaya çalışacak. Korumanın öne çıkan dayanağı mera, arkeolojik SİT, doğal SİT alanı ve Akdeniz foku koruma alanı statüsü oldu. Ancak 3. arkeolojik SİT alanı ve 1. derece doğal SİT alanı oluşu yapılaşmaya engel olmadığı için mera statüsünün gerekliliğinin altı çizildi. Diğer yandan da sadece mera statüsüne güvenilmemesi gerektiğini belirten katılımcılar bütüncül eylem planına fok yaşam alanlarının haritasının eklenmesi ve SİT derecelerinin yükseltilmesi gerektiğini eklediler. Farklı bir koruma stratejisi olarak Küdür Yarımadası’na ilerleyen süreçlerde özel koruma statüsü kazandırılması için gerekli çalışmalara başlanabileceği önerisi getirildi. Katılımcılar çalıştay sayesinde uzun süredir birbirinden farklı mecralarda mücadele veren insanların birbirlerini dinleme ve tanışma fırsatı bulduklarını ve konusunda uzman doğa korumacıların sunumları sayesinde bölgenin biyoçeşitliliği hakkında bilimsel verilere ulaştıklarını ifade ettiler.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/18/kudur-yarimadasi-koruma-planlamasi-calistayi-gerceklestirildi/">Küdür Yarımadası Koruma Planlaması Çalıştayı Gerçekleştirildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğal Yaşam Alanının Tahribatı Türlerin Yok Olmasını Hızlandırıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/05/dogal-yasam-alaninin-tahribati-turlerin-yok-olmasini-hizlandiriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zümre Deniz Denli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jun 2019 10:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğa Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Artvin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Itri Levent Erkol]]></category>
		<category><![CDATA[kaçak avlanma]]></category>
		<category><![CDATA[nesli tükenen hayvanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39387</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Çevre Günü vesilesiyle nesli tükenen hayvanları konuştuğumuz Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Itri Levent Erkol, "En temel sorun doğal yaşam alanlarının yani kendi habitatlarının insan eliyle parçalanması veya yok edilmesi” dedi. Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) Kurucu Üyesi Cem Orkun Kıraç da nesli tükenme tehdidi altındaki türler için doğal yaşam alanlarının korunmasının önemine değinirken, ODTÜ Erdemli Kampüsü Deniz Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Korhan Özkan, “Kentte hem insanı hem de doğayı bir arada var edecek yeni çözümler bulmalıyız” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/05/dogal-yasam-alaninin-tahribati-turlerin-yok-olmasini-hizlandiriyor/">Doğal Yaşam Alanının Tahribatı Türlerin Yok Olmasını Hızlandırıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü </span>Itri Levent Erkol <span style="font-weight: 400;">nesli tehlike altındaki türlerin başlıca sorunlarına değinirken, ÇED raporlarının bölgenin biyolojik çeşitliliğinin doğru ve yeterli araştırılmadan hazırlanmasının yapılaşma ve endüstrileşmenin önünü açmaya yönelik olduğunu belirtti. </span><span style="font-weight: 400;">Nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvanların en temel sorunu öncelikle bunların doğal yaşam alanlarının yani habitatlarının insan eliyle parçalanması olduğunu belirten Erkol, &#8220;Bu habitatların bozulmasının en temel gerekçeleri de özellikle şehirleşme, endüstri, artan nüfus, tasnif-tarım alanlarının açılması, ormanların yok olması yer alıyor. Örneğin bize çok basitmiş gibi gelebilecek bir otoyol projesi –ne yazık ki otoyollar ÇED’lerden de muaf- ciddi sorunlara yol açabiliyor; habitat alanının bölünmesi sebebiyle burada yaşayan pek çok canlı türü örneğin gece-gündüz içinde yaptıkları beslenme, su içme ihtiyaçlarını giderememe, karayollarında ezilmelerine sebep olabiliyor. Otoyollar yaptıkları gürültü nedeniyle özellikle kuşlar üzerinde üreme başarısını düşürücü etkilere sahip. Veya otoyollardan kalkan tozlar ve egzoz dumanları, akaryakıt ve yağ yakıtlarından kaynaklı çevredeki habitatları olumsuz olarak etkiliyor.&#8221; dedi.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-39389" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/Ekran-Alıntısı-1.jpg" alt="" width="360" height="242" />Türkiye’de biyolojik çeşitlilik üzerine yeterli akademik araştırma yapılmadığından yakınan Itri Levent Erkol bir proje hayata geçirilirken, o bölgenin doğasının yeterince tanınmadığı için zarar görebileceğinin altını çizdi. Türkiye&#8217;de </span><span style="font-weight: 400;">nesli küresel ölçekte tehlike altında olan kelaynak ve sürmeli kuşunun başta geldiğini belirten Erkol, &#8220;Sürmeli ülkemizde üremiyor ve kışlamıyor, yalnızca Afrika kıtasından Kazakistan ve Orta Asya’ya giderken göç döneminde bu bölgeyi kullanıyor. Geçmiş dönemde Suriye sınırı ile Urfa arasındaki TİGEM arazilerini (Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü) çok aktif olarak kullanırken o bölgedeki sulu tarıma geçiş sonrası eskisi kadar kullanamıyor. Çünkü tarım amaçlı sulama yapıldığı için durup dinlenebilecekleri, yiyecek bulabilecekleri alanlar yok edildi. Yine ülkemizde şah kartal nesli küresel ölçekte tehlike altında olanlardan; bundan 10 sene önceye kadar gittiğimizde sadece Bolu bölgesinde var olduğu, Türkiye’nin hiçbir bölgesinde üremediği düşünülürken Doğa Derneği’nin Bulgar BirdLife (BSPB) ile yaptığı çalışmalar sonrasında yalnızca Trakya’da bile 50 civarı çiftin ürediği ortaya çıktı. Bu şu anlama geliyor; eğer biz iyi bir araştırma yapmazsak, ekolojik bir türü iyi anlamazsak elimizdeki bilgi eksikliğiyle yanlış kararlar alabiliriz. Örneğin Trakya bölgesinde yapılacak bir endüstriyel projede orada şah kartal yoktur diye plan yaparsak hesaba katmadığımız için yok olmalarına sebep olabiliriz.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><strong>Avcılık Türlerin Devamını Tehdit Ediyor</strong></p>
<p>Nesli tehdit altında olan türler için dahi avcılık serbestisi kararların verilebildiğini anlatan Erkol, <b>&#8220;</b><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de nesli dünya çapında tehlikede olan iki tür elmabaş patka ve üveyik kuşları ne yazık ki hala avlanmaya devam etmektedir. Avın kuş popülasyonu üzerinde birden fazla etkisi var. Birincisi hedef avlanabilecek türde kuşlar olsun veya olmasın, siz eli tüfekli, doğayı çok iyi tanımayan insanların doğal yaşam ortamlarında gezmelerine izin veriyorsunuz. Aslında en temel sıkıntı bu.  </span><span style="font-weight: 400;">İkincisi doğrudan öldürme! Günümüzde online sistemlerle kotalar alınıyor, bir sisteme girip ‘ben şuraya gideceğim, şu kadar kuş öldüreceğim’ diye kendi kendilerine kotalar alıyorlar. Ne yazık ki ülkemizde denetim faaliyetleri yetersiz. Yanınızda bir koruyucu yok, yetkili yok, siz gidip avınızı yapıp dönüyorsunuz. Artık elinize tüfeği alıp avlak dediğimiz bölgeye gittiğiniz anda vicdanınızla baş başasınız. Her ava giden avcının aynı vicdani kaygılara sahip olmadığını biliyoruz. Ancak konu üveyik üzerinde konuşulacak olursa diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak Türkiye’de bu tür “göç döneminde” ava açıklar. Bu da şu anlama geliyor; yumurtasından yeni çıkmış yavru bir üveyik henüz bir defa bile üreyemeden ilk gittikleri göçte öldürülüyorlar. Siz yumurtadan çıkmış o yılın yavrusuna bir kere bile üreme şansı vermeden hemen öldürüyorsunuz! Bu da global ve bölgesel popülasyon dinamiği üzerinde ciddi etkiler bırakıyor.&#8221; şeklinde konuştu.</span></p>
<p><strong>&#8220;İnsanlık Olarak Karar Aşamasındayız&#8221;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ODTÜ Erdemli Kampüsü Deniz Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. </span>Korhan Özkan, buzulların erimesinin, iklim değişikliğinin sadece kutuplar için değil tüm dünya için etkileri olacağını vurguladı. Türkiye&#8217;nin de bu etkilerden müstesna olmayacağını belirten Özkan, &#8220;<span style="font-weight: 400;">Ne yazık ki çağımızda büyük bir yok oluş yaşıyoruz. Mesela Adana’da çok güzel arkeolojik bir müze açıldı, orada yer alan Roma mozaiklerine baktığınızda çeşit çeşit hayvanlar var; aslanlar, parslar, filler&#8230; Bu topraklarda 1890’lara kadar aslan yaşıyordu, o ihtişamlı hayvanlar Ege ovalarında cirit atıyorlardı. O çizgili büyük 300-400 kiloluk kaplanlar son resmi kaydı Şırnak’ta 1970’lerde bulundu. Pars, leopar hala çok az sayıda olsa da var. Afrika Savana’ya gidip büyük safari turlarıyla gördüğümüz canlılar aslında Anadolu ekosisteminin ve kültürünün bir parçasıydı. Bir kısmını yok etmezsek hala tutunmaya çalışıyor; pars ve leopar bunun önemli bir örneği. Ama bunun dışında Artvin’in ılıman yağmur ekosistemi Tropiklerden çok da geri kalır değil. Karçal Dağları’nın çevresi çok ihtişamlı ormanlarla kaplı. Afrika belgesellerinden izlediğimiz sırtlan Çanakkale’de, İzmir’de 1990’lara kadar kaydı vardı ve hala Güneydoğu’da çok yaygın. Hala Hatay’da dağ ceylanı ya da gazel dediğimiz ceylan popülasyonu var. Dolayısıyla hala yaşama tutunan çok ihtişamlı bir ekosisteme sahibiz. Ancak ne yazık ki etkiler çok dramatik boyutlarda.&#8221; dedi.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Kent olarak, ülke olarak, insanlık olarak bir karar aşamasındayız: Doğanın bizle birlikte var olmasına izin verecek miyiz, hep beraber yok mu olacağız?</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada el değmemiş alanların  yüzde 15’in altına indiğini belirten Özkan, &#8220;Dünyada üretilen enerjinin, maddenin yüzde 50’si doğrudan ya da dolaylı olarak insan tarafından kullanılıyor. Biz sadece bir türüz ve bizimle birlikte ismini koyduğumuz 2,5 milyon canlı türü daha var! Bu dramatik bir durum. Bu umutsuz bir durum mu? Ben umutsuz olduğumuzu düşünmüyorum. İnsan ve doğa belki cennet bahçesi şeklinde değil ama en azından varlığını sürdürerek yaşayabilir. Bunun nasıl olacağı önemli. Bir yaşam stili değişikliği yapmamız lazım. Eskiden milli parkları çözüm olarak görürdük ancak etkimiz o denli büyük ki milli parklarla doğayı korumak mümkün değil, hangi hayvana diyeceğiz milli parka git de orada yaşa? Bu mümkün değil, dolayısıyla yeni bir yol bulmamız lazım o da kentte hem insanı hem de doğayı bir arada var edecek çözümler bulmalıyız. Örneğin deniz kaplumbağalarının yeniden üremesi için nesi eksik, kumsal ve deniz ihtiyacı olan. İkisi de var! Üremesi için tek yapmamız gereken diğer etkileri, insan etkilerini kontrol etmek. Biz izin verdiğimiz sürece Akdeniz fokları yeniden Mersin Limanı’na çıkabilir, deniz kaplumbağaları yeniden kumsallarımızda var olabilir. Bunlar başarılabilecek şeyler. Sadece kent olarak, ülke olarak, insanlık olarak bir karar aşamasındayız: Doğanın bizle birlikte var olmasına izin verecek miyiz, hep beraber yok mu olacağız? Ben umut görüyorum, giderek farkındalık artıyor, akademilerimiz çalışıyor, kentlerde örgütsel etkinlikler yapılıyor. Yolun sonunda ışık görüyorum.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><b>&#8220;Yaban Hayatının Bizimle Var Olmasına İzin Vermeliyiz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mersin’de Erdemli sahilinde canlı hayatı inceleyen Doç. Dr. Özkan kurdukları fotokapanlarla şehirde geceleri adeta bir yaban hayatının uyandığını gözlemlediklerini belirterek, bu bölgelerin korunması gerektiğini vurguladı: &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Bunları yerleştirdiğimizden beri farkına vardık ki akşamları bir doğa parkı haline geliyor çevre. Tilkiler, porsuklar, sansarlar, bazen kuşlar, yaban tavşanı, oklu kirpi fotokapanlara yakalanan türlerden. Oklu kirpik bizim bildiğimiz kirpi değil. Köpek boyutunda leoparlarla güreşen bir tür, Lamas Kanyonu’nda Doktorun Yeri’ne (piknik alanı) gece gidin, sizin gündüz bıraktığınız karpuz kabuklarını kemiriyorlar. Geceleri buralar cıvıl cıvıl bir yaban hayatına dönüşüyor. Gece biz uyurken yaban hayatı uyanıp bizim bulunduğumuz alanlarda yaşamaya çalışıyorlar. Yaban hayat zaten içimizde, sadece bizimle birlikte var olmasına izin vermemiz gerek. </span><span style="font-weight: 400;">Anadolu’nun avantajlı yanı dağlık olması. Çok dağlık bir coğrafya olduğu için birçok canlıyı yok etmeye insanlığın eli ulaşamamış. Oklu kirpik de bunlardan biri, bu tür aktif olarak avlanıp yemek olarak tüketilen bir anlı. Mersin’de de sürekli avcılığı yapılıyor. Bunca yıl saklanmış, hala saklanmaya devam ediyor.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-39390" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/j.jpg" alt="" width="360" height="224" />Türkiye&#8217;nin kritik bir eşikte olduğunu belirten Özkan, &#8220;Endüstriye de geç adım attığımız için dağları o kadar düzleyememişiz. Doğa var olmaya devam etti. Şu an o kritik aşamadayız. Anadolu artık koruyup korumayacağına karar verecek. Avrupa’nın yaşadığı yok oluşla yüz yüzeyiz. Önümüzdeki birkaç on yıl çok önemli, bir dönüşüm sağlayabilirsek seçimimizi doğru yaparsak yok etmeden var olabiliriz. Yoksa Avrupa’nın yolunu gitmek zorunda kalacağız: Önce yok edip sonra geri kazanmak! Bu çok pahalı bir yol! Bugün İngiltere yeniden yabanlaşma projeleri yürütüyor, Danimarka’ya bizon saldılar, fil salalım mı diye düşünüyorlar. Eğer böyle devam ederse büyük bir yok oluşu global yaşamakla yüz yüzeyiz. Ümit var. Bugün bütün gazetelerde İsveçli bir kızın Avrupa Parlamentosu’na kadar çıkışını konuşuyoruz. ABD’de Trump iklim kriziyle mücadeleye destek vermeyeceğini açıkladı, ertesi günü Fransa Amerikalılara özel bir program başlattı ve Amerika’da iklim değişimi çalışmaları yapamayan bilim insanlarına çalışmalarına Fransa’da devam edebilmeleri için 10’ar milyon destek sağladı. Bu savaş tek taraflı değil. Biz doğru yerde durmalıyız. Bizim ve gelecek nesiller için varoluşsal bir dönüm noktası.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><b>“Habitat Kaybı En Temel Sorunumuz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1985 yılından beri Türkiye kıyılarında, denizlerinde ve su altında nesli azalan türleri araştıran ve koruyan </span>Sualtı Araştırmaları Derneği<span style="font-weight: 400;"> (SAD) Kurucu Üyesi Cem Orkun Kıraç, yunuslar, su samurları, yeşil deniz kaplumbağası, Akdeniz foku gibi canlıların kıyılara çok bağımlı olduğunu, bu canlılar için kıyıların sanıldığından çok daha değerli olduğunu belirtiyor. </span>Türkiye&#8217;de nesli tehlike altında olan türlerin en temel sorununun yaşam alanı kaybı olduğunu belirten Kıraç, &#8220;<span style="font-weight: 400;">Doğal yaşam alanları yok ediliyor, tahrip ediliyor, parçalanıp bölünüyor, bu şekilde insan eliyle meydana gelen habitat kaybı en temel sorunumuz. Bütün dünyada da Türkiye’de de en temel faktör bu. Su altı ve kıyılar için de temel sorunumuz aynı. Mesela nesli tehlikede olan Akdeniz foku ve ada martısı için temel sorunlarımızdan biri bu; kıyı alanları denizden girişli mağaraların üzerlerine ve yakınlarına yapılan oteller, turistlik tesisler, limanlar, marinalarla imara açılması, betonlaşması. Yine soyu azalan Tepeli karabataklar kayalarda ve uçurumlarda yaşarlar. Artık uçurumun tepesine bilinçsizce evler yapılıyor. Deniz kaplumbağalarının en önemli yok olma nedeni dişilerinin yumurtlamak için çıkabilecekleri sağlıklı kumsallara ulaşamamaları. Bu kumsalların hem arkasındaki hinterlandına hem de üstüne yapılar yapılıyor. Hayvana yumurtlayabilecek alan bırakılmıyor, yumurtlayamazsa neslini devam ettiremez. Günübirlik yapılaşma adı altında da habitat tahribatı yaşanıyor.&#8221; dedi. </span></p>
<blockquote><p>“Az sayıda katılımcıyla dar çerçevede hazırlanan, konusunda uzmanlaşmış akademisyen ve dernekler olmadan planlanmış mevzuat sonunda ciddi itirazlara ve fikirsel çatışmalara neden olur”</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevre Bakanlığı son yıllarda hayata geçirdiği “</span>Korunan Alanlar Yönetmeliği<span style="font-weight: 400;">” projesinin en büyük eksikliğinin günü bilirlik tesisler için yol yapılmasını serbest hale getirmesinin önemli bir sorun olduğuna işaret eden Kıraç, &#8220;Bir doğal alana yol açtığınız zaman zaten birçok şeyin önünü açıyorsunuz. Bu çok büyük bir tehlike! Ve günübirlik tesislerin kullanılabilir yoğunluk kriteri yok. En büyük eksiklik nitelikli koruma alanları kısmının kriterlerinin baştan gözden geçirilmesi gerekiyor. Birine izin verildi aldı, ikincisi de aldı, üçüncüsü de bastırdı aldı! Oraya bir tane otel yapmak yerine misal sahile 3 tane çay bahçesi yapıldığında çok daha tehlikeli! İnsanlar oraya yığılacak, kaplumbağa gelir mi, Akdeniz foku gelir mi, ada martısı gelir mi? Oraya karga bile, martı bile gelmez. Bu nedenle korunan alanlarda nitelikli koruma alanları teknik kriterleriyle birlikte yönetmeliği de işini bilen uzman akademisyen ve derneklerle birlikte hazırlanması gerekir. İstişare ve muakabat olmadan yapılan yönetmelik ve mevzuat sonunda bir şekilde itirazlara maruz kalıyor. Dar çerçevede hazırlanan az sayıda katılımcı istişareler olmadan konusunda uzmanlaşmış akademisyenler ve dernekler olmadan hazırlanan mevzuat sonunda ciddi itirazlara ve fikirsel çatışmalara neden oluyor ve maalesef bilimsel gerçekliği de yansıtmıyor.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de çok fazla nesli tehlike altında olan canlı olduğunu belirten Kıraç, &#8221; Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği çok fazla. 12 bin bitki türümüz ve bunun 3 bin çeşidi de endemik (bölgeye özgü bitki türü). Canlılar açısından da önemli noktadayız. 3 bölgenin (Asya, Afrika, Avrupa) kesiştiği noktadayız. Fakat böyle günlere sığınıp çevrecilerin, akademisyenlerin, derneklerin çok fazla beyanatta bulunmaları boşa vakit. Bu günler çalışıp doğanın, ağacın korunması gereken alanları korusak bence çok daha verimli geçer. Ayrıca biz Sualtı Araştırmaları Derneği olarak doğa koruma ve planlama konusunda her zaman resmi kurumlarla iş birliği yapmaya da hazırız. &#8221; diye konuştu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/05/dogal-yasam-alaninin-tahribati-turlerin-yok-olmasini-hizlandiriyor/">Doğal Yaşam Alanının Tahribatı Türlerin Yok Olmasını Hızlandırıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
