<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Işıl Demirel arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/isil-demirel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/isil-demirel/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 12 Dec 2018 13:51:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Işıl Demirel arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/isil-demirel/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İHD, Sinagog Saldırılarıyla İlgili Suç Duyurusunda Bulundu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/26/ihd-sinagog-saldirilariyla-ilgili-suc-duyurusunda-bulundu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Jul 2017 12:04:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[Avlaremoz]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Işıl Demirel]]></category>
		<category><![CDATA[sinagog saldırıları]]></category>
		<category><![CDATA[suç duyurusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17125</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, 26 Temmuz 2017 Çarşamba günü, 21 Temmuz’da Neve Şalom ve 22 Temmuz’da Ahrida Sinagogu önünde gerçekleştirilen antisemit eylemlere ilişkin Alperen Ocakları Başkanı Kürşad Mican hakkında suç duyurusunda bulundu. Basın açıklamasına Avlaremoz da katılarak görüşlerini paylaştı. Eren Keskin’in twitter hesabından yaptığı duyuruyla, “26 Temmuz Çarşamba ( yarın) Musevilerin ibadet merkezlerine Yönelik tehditler ile ilgili, Alperen [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/26/ihd-sinagog-saldirilariyla-ilgili-suc-duyurusunda-bulundu/">İHD, Sinagog Saldırılarıyla İlgili Suç Duyurusunda Bulundu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, 26 Temmuz 2017 Çarşamba günü, 21 Temmuz’da <a href="http://www.avlaremoz.com/2017/07/20/neve-salom-sinagoguna-antisemit-saldiri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Neve Şalom</a> ve 22 Temmuz’da <a href="http://www.avlaremoz.com/2017/07/22/neve-salom-ardindan-ahridaya-antisemit-saldiri-serdar-korucu/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Ahrida Sinagogu</a> önünde gerçekleştirilen antisemit eylemlere ilişkin Alperen Ocakları Başkanı Kürşad Mican hakkında suç duyurusunda bulundu. Basın açıklamasına Avlaremoz da katılarak görüşlerini paylaştı.</p>
<p>Eren Keskin’in twitter hesabından yaptığı duyuruyla, “26 Temmuz Çarşamba ( yarın) Musevilerin ibadet merkezlerine Yönelik tehditler ile ilgili, Alperen Ocakları na suç duyurusunda bulunacağız.” ve “Irkçılığa HAYIR diyenler yarın 11.30 da Çağlayan adliyesinde Buluşuyor.” kamuoyuna çağrıda bulunmuştu. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon tarafından gerçekleştirilen suç duyurusunda ibadethanenin taşlanması, tekmelenmesi gibi fiziki saldırıların yanı sıra sinagog önünde gerçekleştirilen eylemde sarf edilen sözlerin de suç teşkil ettiği ifade edildi.</p>
<p><span id="more-17125"></span></p>
<p>İHD adına açıklama yapan Işıl Su Erdoğan, “Irkçılık ve antisemitizm karşıtları olarak Türkiye Yahudilerini İsrail’in devlet politikalarından sorumlı tutan ve ırkçılık içeren bu söz ve davranışlar nedeniyle Alperen Ocakları Başkanı Kürşad Mican’ın suç işlediğini ve bu suçun toplumsal bir tehlike arz ettiğini düşündüğümüzden, ayrımcılığı yasaklayan AİHS  14. maddesi, TCK’nın tehdit suçunu oluşturan 106. maddesi, ayrımcılık suçunu yasaklayan 122. maddesi, ibadetin engellenmesini yasaklayan 155/2. maddesi ve halkın bir kesimini diğer kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa sevk edilmesini yasaklayan 216. maddesi uyarınca gereğinin yapılmasını arz ediyoruz” dedi.</p>
<p>İHD’nin basın açıklamasının ardından <strong>Avlaremoz</strong> adına söz alan Işıl Demirel aşağıdaki basın açıklamasını okudu;</p>
<p>“Geçtiğimiz hafta Kudüs’te yaşanan Mescid-i Aksa gerginliğinin ardından, İstanbul Alperen<br />
Ocakları, 20 Temmuz 2017 akşam saatlerinde, Neve Şalom Sinagogu önünde, 22 Temmuz 2017<br />
günü ise Ahrida Sinagogu önünde antisemit gösteri ve saldırılar gerçekleştirdi. Olayı ve İsrail’i<br />
protesto etmek üzere Sinagog önünde toplanan gruplar tekme ve taşlarla Sinagog kapılarına<br />
saldırırken, ellerinde pankartlar ile İsrail aleyhine çeşitli sloganlar atarak Türkiye’deki<br />
Yahudileri ibadethanelerine sokmamakla tehdit ettiler. Neve Şalom Sinagogu önünde<br />
gerçekleştirilen bu antisemit saldırının ardından 21 Temmuz günü, Anadolu Ajansı ve TRT,<br />
“Mescid-i Aksa’nın ibadete kapatılması yurt genelinde protesto edilecek” haberini söz konusu<br />
saldırının görsellerini kullanarak, bir ibadethaneye yapılan bu açık şiddet ve taciz olayını bir<br />
protesto gösterisi haberi olarak servis etti.</p>
<p>Yaşanan saldırılar çeşitli devlet mercileri tarafından kınansa da bu saldırılar ile ilgili soruşturma<br />
açılmadı. Kolluk kuvvetleri tarafından 24 saat esasına göre korunan bir ibadethanenin önünde<br />
gerçekleşen saldırılar engellenmediği gibi, saldırıyı gerçekleştirenler herhangi bir yaptırımla da<br />
karşılaşmadı. Saldırıları gerçekleştirenler kadar bu saldırının kullandığı dili pekiştiren ve daha<br />
kötüsü teşvik eden, Diyanet İşleri Başkanlığı, Trt ve Anadolu Ajansı gibi kurumlar da işlenen bu<br />
nefret suçu ile ilgili bir yaptırımla karşı karşıya kalmadı.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta yaşananlar gösteri hakkı, protesto olarak değerlendirilemez. İsrail’i protesto<br />
etmek amacıyla Türkiye’de yaşayan Yahudilerin ibadethanelerine saldırılması, özgürlükleri ve<br />
yaşam haklarının kısıtlanmaya çalışılması Türkiye’de yaşayan Yahudileri İsrail’in bir uzantısı ve<br />
Türkiye’deki yansıması olarak görmektir. Bu yurttaşlık haklarının ve eşit vatandaşlığın ihlalidir.<br />
Türkiyeli Yahudilerin, İsrail devletinin eylem ve politikalarından sorumlu tutulması, bunlar ile<br />
ilgili beyanda bulunmalarının, özür dilemelerinin, protesto etmelerinin beklenmesi ve bunlar<br />
olmadığında ise taciz ve tehdit ile karşı karşıya kalmaları kabul edilemez. Yaşanan saldırılar<br />
tehdittir, nefret suçudur, nefret söylemidir, nefret eylemidir ve Antisemitizmdir.<br />
Biz Avlaremoz olarak Antisemitizmle olan mücadelemizde her daim Türkiyeli Yahudilerin<br />
yaşam haklarını ve özgürlüklerini korumak üzere yola çıktık. Yahudilerin ibadet mekanları<br />
önünde yapılan bu saldırıların cezasız kalmaması, İsrail ve Filistin arasında yaşanan her gerilim<br />
sonucunda bugüne dek sayısız kez gerçekleştirilen saldırıların artık son bulması, basında<br />
Yahudilere karşı yaygın bir şekilde kullanılan nefret dilinin artık bir yaptırımla karşı karşıya kalması için mücadele etmek üzere ve daha da önemlisi “Türkiyeli Yahudiler Yalnız Değildir!” demek için buradayız!”</p>
<p>Kaynak:<a href="http://www.avlaremoz.com/2017/07/26/ihd-sinagog-saldirilariyla-ilgili-suc-duyurusunda-bulundu/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> Avlaremoz</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/26/ihd-sinagog-saldirilariyla-ilgili-suc-duyurusunda-bulundu/">İHD, Sinagog Saldırılarıyla İlgili Suç Duyurusunda Bulundu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Konuşmak bir isyan başlangıcı değil aslında, suskunluk geleneğinin bir yıkımı!&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/18/konusmak-bir-isyan-baslangici-degil-aslinda-suskunluk-geleneginin-bir-yikimi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/18/konusmak-bir-isyan-baslangici-degil-aslinda-suskunluk-geleneginin-bir-yikimi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Jul 2017 17:47:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Anne Frank]]></category>
		<category><![CDATA[Anti-semitizm]]></category>
		<category><![CDATA[Avlaremoz]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Işıl Demirel]]></category>
		<category><![CDATA[sehak]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Korucu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'deki Yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16841</guid>

					<description><![CDATA[<p>Işıl Demirel ile üç bölümden oluşan bir röportaj dizisinin sonuna geldik. İlk bölümde Trakya Pogromu&#8217;nu, ikinci bölümde Türkiye&#8217;deki anti-semitizmi konuştuk. Birazdan okuyacağınız son bölümde ise Türkiye&#8217;de anti-semit söyleme karşı mücadele veren &#8216;Avlaremoz&#8217; üzerine sohbet ediyoruz.  &#8216;Avlaremoz&#8217; Yahudi İspanyolcası&#8217;nda &#8216;konuşuyoruz&#8217; anlamına geliyor, yayınlarını ve faaliyetlerini internet üzerinden sürdürüyor. Ama bütün bunların ötesinde &#8216;Avlaremoz&#8217; gerek Yahudi  cemaati  içerisinde gerekse [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/18/konusmak-bir-isyan-baslangici-degil-aslinda-suskunluk-geleneginin-bir-yikimi/">&#8216;Konuşmak bir isyan başlangıcı değil aslında, suskunluk geleneğinin bir yıkımı!&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Işıl Demirel ile üç bölümden oluşan bir röportaj dizisinin sonuna geldik. <a href="https://www.sivilsayfalar.org/bes-yuz-yillik-misafirlik-turkiye-yahudilerinin-dunu-bugunu-yarini/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İlk bölümde</a> Trakya Pogromu&#8217;nu,<a href="https://www.sivilsayfalar.org/madem-misafirperverdik-500-yil-oncede-mi-kaldi-misafirperverlik/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> ikinci bölümde </a>Türkiye&#8217;deki anti-semitizmi konuştuk. Birazdan okuyacağınız son bölümde ise Türkiye&#8217;de anti-semit söyleme karşı mücadele veren &#8216;Avlaremoz&#8217; üzerine sohbet ediyoruz.  &#8216;Avlaremoz&#8217; Yahudi İspanyolcası&#8217;nda &#8216;konuşuyoruz&#8217; anlamına geliyor, yayınlarını ve faaliyetlerini internet üzerinden sürdürüyor. Ama bütün bunların ötesinde &#8216;Avlaremoz&#8217; gerek Yahudi  cemaati  içerisinde gerekse farklı bir inanç topluluğundan olsun toplumdaki bir dönüşüme işaret ediyor: Saklanma ve suskunluk geleneğinin yıkımı. Bu son bölümünde, Avlaremoz&#8217;un ortaya çıkışını, toplumsal ve Yahudi cemaati üzerindeki etkilerini ve geleceğini konuştuk. Şimdi de kaldığımız yerden  devam edelim.<span id="more-16841"></span></p>
<p><strong>Avlaremoz’dan devam edelim, neden, nasıl kurdunuz?  Kaç kişiydiniz?</strong></p>
<figure id="attachment_16852" aria-describedby="caption-attachment-16852" style="width: 242px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-16852" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/IMG_3355-e1499177828596-610x813-1.jpg" alt="" width="242" height="323" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/IMG_3355-e1499177828596-610x813-1.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/IMG_3355-e1499177828596-610x813-1-320x426.jpg 320w" sizes="(max-width: 242px) 100vw, 242px" /><figcaption id="caption-attachment-16852" class="wp-caption-text">Işıl Demirel</figcaption></figure>
<p>Avlaremoz tam olarak sivil toplumun eksik bıraktığı, göz ardı ettiği bu mücadele alanını tamamlamak için Ocak 2016’da kuruldu. Peki, bu boşluk neydi? Bir, anti-semitizm bilinir bir kavram değildi. Her şeyden önce bu kavramı bilinir kılmak ve anlatmak; iki, anti-semitizmle mücadele edecek bir alanın var olmayışı. Bu motivasyonla kuruldu Avlaremoz. Bizleri bir araya getiren anti-semitizmle mücadele etmekti. Avlaremoz&#8217;u kuran, bir araya getiren insanların hepsi bu mücadeleye kendilerini adamış, yıllardır farklı mecralarda bireysel olarak anti-semitizm mücadelesi veren gönüllü insanlardı. Bu mücadeleyi veren insanlar bir avuç olunca, birbirimizi de yakından tanıma imkânımız oldu. Süreç içinde aynı şeye inanan, aynı yöntemlerle mücadele edilmesine yönelik fikir birliğine varan bir grup insan olarak bir araya gedik. Hep soruluyor ben sorulmadan cevap vereyim: Hayır, hepimiz Yahudi değildik. Yahudi de var aramızda, yarı Yahudi de, hiç Yahudi olmayan da. Bizi birleştiren tek şey anti-semitizme karşı ortak duruşumuz. Bir şey oluşturmak için &#8220;Ne yapabiliriz?&#8221; diyerek bir araya geldik. Bu toplanma, Yahudi toplumunun problemlerini konuştuğumuz toplantılara dönüştü ve gördük ki aslında toplumun en önemli problemlerinden biri konuşmamak. &#8216;Avlaremoz&#8217; adı da, Yahudi geleneği içinde “Kayades” geleneğine karşı çıkmak üzere ortaya çıktı. “Kayades” ‘sus konuşma’ anlamına gelen Yahudi İspanyolcası bir sözcük ve bir öğretidir. Bu coğrafyada yaşayan her Yahudi bunu öğrenerek büyür. Yahudiler bu coğrafyada yaşayabilmenin ana kuralının susmak, konuşmamak, kendini ifşa etmemek, her şeyi ortalıkta konuşmamak, ana dilini konuşmamak, gerçek adını söylememek olduğunu öğrenmişlerdir<strong>.</strong> Biz &#8216;Avlaremoz&#8217; adını seçerken artık en temelde susmamak, konuşmak gerektiğine inandığımız için yine Yahudi İspanyolcasında “Konuşalım” anlamına gelen ‘Avlaremoz’ ismi seçtik. Çünkü ancak konuşarak ortak bir dil geliştirilebilir. Avlaremoz’u kurarken amacımız her şeyi konuşmaktı. Bugüne kadar konuşulmayanları da, az konuşulanları da. 1934’ü de konuşmak, İsrail’i de konuşmak, eşcinsel Yahudiyi de konuşmak, Yahudi kadını ve erkeğini de konuşmak, cemaat politikasını da konuşmak, anti-semitizmi de konuşmak. ‘Bunlar konuşulmuyor muydu?’ dersen &#8211; evet,  Yahudilerin bir yayını var. O da Şalom Gazetesi. 70 yıldır Türkiye gibi bir ülkede Yahudilere yönelik bir gazete çıkarabilecek kadar da önemli bir oluşum. Türkiye gibi yaygın bir anti-semitizmin var olduğu bir ülkede böyle bir gazete çıkarmak da çok önemli bir çaba. Ancak ‘anti-semitizmle mücadele alanı’ olmak gibi bir misyonu olmamalı Şalom’un. O bir cemaat yayını. Cemaatin ölüm haberini de oradan alabilirsiniz doğum haberini de. Cemaat haberlerini de ülke, dünya gündemini de. Ancak bir geleneği olan yayın anlayışı olan bir gazeteden siyasi bir mecraya dönüşmesini bekleyemezsiniz.</p>
<p><strong>Avlaremoz’un farkı ne?</strong></p>
<p>Avlaremoz her şeyden önce bir gazete değil. İnternet platformu. Bağımsız bir platform. Gönüllülerden oluşuyor. Kimseye hesap vermek zorunda kalmıyor. Dünya gündemini tutmak, ülkeden haber vermek kısacası bir gazeteden beklenenleri yapmak gibi bir zorunluluğu yok. Avlaremoz anti-semitizmle mücadele mecrası dolayısıyla aslında siyasi bir mecra. Düşünen, düşündürmeyi, dönüştürmeyi, öğretmeyi amaçlayan, tartışmaya, yaratmaya çalışan bir mecra. Toplumun susma refleksine meydan okuyan, konuşmaya teşvik eden bir platform. Dolayısıyla köklü bir gazeteyle karşılaştırma yapmak çok da anlamlı değil. Avlaremoz’un yalnızca Şalom’dan değil tüm “azınlık” gazetelerinden farkı aslında özgürlük alanı. Avlaremoz bir web portalı, dolayısıyla bir özgürlük alanı var. Avlaremoz’da yayınlanan yazı yalnızca yazarını bağlar. Hiçbir yerden fon almıyoruz, hiçbir gelirimiz yok, reklam almak gibi bir kaygımız yok çünkü çok sesli ve özgür kalabilmeyi çok önemsiyoruz. Evet, bunu bir sivil topluma dönüştürmek çok anlamlı olabilir, bu şekilde fonlanmayı, arzu ediyoruz, ama ‘Bununla ilgili bir şey yapıyor musunuz?’ dersen henüz değil. İlk amaçlarımızdan biri bir sivil toplum örgütü yolunda ilerlemekti ancak bunun yerine var olan sivil toplum kuruluşlarına katkıda bulunmak bize daha anlamlı geldi. Güç birleştirmeyi, onlara destek vermeyi, bilgiyi ve emeği artırmayı daha önemli bulduk. Bu sebeple şimdilik var olan sivil toplum kuruluşlarına destek olmayı ve ortak çalışmalarla bir şeyler ortaya çıkarmanın şu aşamada daha önemli olduğunu düşündük.</p>
<p><strong>Nasıl bir çalışma hedefliyorsunuz peki?</strong></p>
<p>Avlaremoz, Sivil ve Ekolojik Haklar Derneği (SEHAK), Anne Frank, Almanya’da faaliyet gösteren ve anti-semitizim üzerine çalışan KİGA gibi proje üreten  pek çok sivil toplum kuruluşunun proje ortağı. Faaliyetleri Almanya’daki Müslüman göçmenlerin anti-semitizm aşılanmasında araç olarak kullanılması olan KİGA, Müslümanlara anti-semitizm öğretiyor, pek kıymetli bir iş yapıyorlar.</p>
<h4>&#8220;Avlaremoz olarak hem Yahudi toplumunu konuşur kılmak hem de anti-semitizmi Yahudi olmayan topluma öğretmek istiyoruz&#8221;</h4>
<p><strong>Yanılmıyorsam sadece Müslümanlara anti-semitizmi öğreten KİGA, projeleriyle tepki görmüştü Almanya’da?</strong></p>
<p>Normal ama bence çok anlamlı bir iş yapıyorlar, tartışılmaz mı?- Tartışılır. Neden Müslümanlara yönelik olduğu tartışılmalı tabii. Çünkü Avrupa’daki anti-semitizmin ana kaynağı hiçbir zaman Müslümanlar değildi. Bütün Avrupa İslam dünyasından çok daha önce anti-semitizmi keşfetti, kullandı ve anti-semit suçlara imza attı. Müslüman dünyasının anti-semitist suçları tarihsel olarak çok daha yenidir, hatta onların yaptıkları yanında masum bile sayılır. Dolayısıyla o tartışmaya katıldığımı belirtmek isterim. Ama yaptıkları işleri karalama boyutuna giderse orada yokum çünkü yapılan işin kıymetli olduğunu düşünüyorum. Almanya tarihin en anti-semit suçuna sahne olmuş bir ülke olarak bugün hala ülkede var olan, kalıntıları süren anti-semit düşüncenin suçlusu olarak Müslüman göçmenleri işaret ediyor. KİGA da tam olarak bu düşüncenin bir parça altını kazıyor çokça. Hakikaten Müslümanları anti-semitizm konusunda eğitiyor. Bana kalırsa yaptıkları iş bir taşla iki kuş vurmak. Bizim de Avlaremoz olarak yapmaya çalıştığımız çalışma tam olarak bu aslında. Hem Yahudi toplumunu konuşur kılmak hem de anti-semitizmi Yahudi olmayan topluma öğretmek. Yola böyle başladık, böyle de devam edeceğiz.</p>
<h4>&#8220;Bugün ‘misafirsiniz’ lafını yutacak bir halk kitlesi, genç kitlesi yok Yahudi toplumunun. Bugün artık bu misafirlik meselesi aşıldı, ‘Ben de buradayım’ diyen bir kitle var ve bu Avlaremoz’la da pekişti&#8230;&#8221;</h4>
<p><strong>Tepkiler nasıl? Röportajın başında susmaya alışık bir halk demiştiniz?</strong></p>
<p>Avlaremoz neredeyse iki yıldır yayında. Yahudi toplumundan da, akademik ve sivil toplum alanından da çok güzel tepki ve destekler alıyoruz. Yayınlarımız hem Yahudi toplumu tarafından okunuyor hem akademik alana bilgi ve data sağlayan materyaller olarak kabul görüyor hem de sivil toplum alanına bilgi üretimi bağlamında katkı sağlıyor. Susmaya alışık meselesine gelince, aslında öyle varsaymışız, bu gelenek artık değişiyor. Sanki bir kıvılcım lazımmış, o da Avlaremoz belki de.  Demin dediğim gibi, cemaat başkanlarının bile tutumu değişti artık. Bugün yirmi yıl önceki tutumlar yok. Bugün devlet kademesinde biri yanlış bir şey dediği zaman ‘Biz bununla ilgili özür talep ediyoruz’ diyen bir cemaat yönetimi var. Bugün sokakta kimliğini geçmiş kuşaklara nazaran açıkça konuşabilen bir genç kuşak var. Bugün ‘misafirsiniz’ lafını yutacak bir halk kitlesi, genç kitlesi yok Yahudi toplumunun. Bugün artık bu misafirlik meselesi aşıldı, ‘Ben de buradayım’ diyen bir kitle var ve bu Avlaremoz’la da pekişti diye düşünüyorum. Avlaremoz’un böyle bir misyonu oldu. Her ne kadar böylesi bir misyonu üstlenmek için yola çıkmadıysa da yola çıkınca gördük ki aslında bizim gibi konuşmak isteyen çok insan varmış.</p>
<h4>&#8220;Konuşmak bir isyan başlangıcı değil aslında, bir suskunluk geleneğinin bir yıkımı!&#8221;</h4>
<p><strong> Avlaremoz’un gençlerde karşılığı oldu gibi, yaşlılarda da oldu mu?</strong></p>
<p>Genç, yaşlı hemen herkes üzerinde Avlaremoz’un olumlu bir etkisi oldu işin doğrusu. Gençlerde olması zaten olağandı. Bizi şaşırtan en çok da 50 yaş ve üzeri bir kitle tarafından takip edilmek, daha da güzeli beğenilmek oldu. Cemaat başkanlığının ya da hahambaşılığın tavrını soruyorsan, orada da olumlu bir tepki aldığımız kesin.  Hem takip ediyor hem de sık sık beğenilerini dile getiriyorlar. Bağımsız olmamız onların da memnun olduğu bir alan. Aramızda organik ya da inorganik hiçbir bağ yok bunu özellikle belirtmek isterim. Avlaremoz bir Yahudi yayın kuruluşu değil anti-semitizmle mücadeleyi kendine dert edinen bir mecradır. Ama biliyoruz ki bir ihtiyacımız olduğunda  hem okurlarımızdan, hem akademik alandaki dostlarımızdan hem de cemaat yönetiminden o destek gelecektir. Bağımsız olmak, duruşundan taviz vermemekle bu güveni hepsine aşıladığımızı düşünüyorum. Konuşmak bir isyan başlangıcı değil aslında, bir suskunluk geleneğinin bir yıkımı!</p>
<p><strong>Parantez açayım, anti-semitizm Müslümanları da kapsayan sınıflama bir açıdan. O yönde çalışmalarınız var mı? Anti-semitizm ile nefret suçu arasında bir ayrım yapıyor musunuz?</strong></p>
<p>Avlaremoz’un kuruluş amacı anti-semitizm ile mücadele. Nefret suçu da bizim alanımıza giriyor, nefret söylemi de. Üst başlık anti-semitizm olduğu sürece her konuda yayın yapıyoruz. Bugüne dek Yahudilerin başına gelen olaylara dair anti-semitizmi haber yapan ve kendine mesele edinen hiçbir mecra yoktu Avlaremoz’dan önce. Avlaremoz aslında bu ülkenin anti-semitizm güncesini de tutuyor bir anlamda. Twitter’da atılan her ‘tweet’ Avlaremoz’un ağına mutlaka takılıyor.</p>
<p><strong>Nasıl başarıyorsunuz?</strong></p>
<p>Ciddi bir mesai harcıyoruz. Bu işin en büyük kahramanı Serdar Korucu aslında. Twitter’da tam bir haberci olarak çalışıp, ciddi taramalar yapıyor. En ufak bir anti-semitizm hortlaması yaratacak her konu hemen ağımıza yani Serdar’ın ağına takılıyor. Bir de okuyucularımızdan geliyor tabii. Gördüklerini, yakaladıklarını bize mail atıyorlar. ‘Bakın Twitter’da bunları bunları yakaladık’ diyen, mesaj atan, mail gönderen okuyucularımız var. Bu da ayrıca çok kıymetli.</p>
<p><strong>Sadece sosyal medya üzerinden mi yoksa gündelik gazeteler ve medyadaki programları da mı tarıyorsunuz?</strong></p>
<p>Her şeyi tarıyoruz diyebilirim. Bir gazetede çıkan köşe yazısının anti-semitizmi de haber oluyor Avlaremoz’da. Bunun dışında da Yahudileri ilgilendiren haberlere de kaynak belirterek yer veriyoruz. Dolayısıyla aslında Yahudi toplumuna dair her şeyin içinde olduğu bir dolap oluşturuyoruz.</p>
<h4><strong>&#8220;Anti-semit düşünce sahipleri korksunlar bizden çünkü ifşa ediyoruz&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Peki ne çıkıyor Pandora’nın Kutusu’ndan Türkiye’deki anti-semitizme dair?</strong></p>
<p>Bir kere bunun çok yaygın olduğu ortaya çıktı, bir diziyle, bir maçla, bir reklamla, herhangi bir olayla tetiklenebilen çok başlı bir canavarın anatomisini ortaya çıktı en temelde. Bunun dışında ‘Neye fayda sağladı?’ dersen, evet bunların ifşası tekrar yapılmadığı anlamına gelmiyor. İşte Payitaht dizisinde bir şey çıkıyor ve bunun üzerine yüzlerce &#8216;tweet&#8217; atılıyor. İki gün sonra maç oluyor, yine aynı hikâye yaşanıyor. Azaltıyor mu?- Hayır. Engelliyor mu?- Hayır. Ama şuna adım gibi eminim toplumda çok önemli bir kesim bu ifşa ile birlikte anti-semitizmin ne olduğunu ve nasıl yapıldığını öğreniyor. Bu öğrenmenin zaman içinde yapmamaya evrileceğini düşünüyorum. Ya da uyarmaya ya da ‘senin bu yaptığın anti-semitizm’ demeye götürür insanı. Bunun küçük küçük örneklerini görmeye başladık. Twitter’da gerçek ismini bilmediğimiz hesaplar, anti-semitizm konusunda vicdanlı insanlar, ‘bu yaptığınız anti-semitizm’ diyerek tepkilerini ortaya koyuyorlar. Bu tartışmalar da Avlaremoz’da yer buluyor. Bu da çok anlamlı bir yandan. Bu kadar yaygın bir suçun bu kadar yaygın bir zihniyetin bir mecrası yoktu. Evet, artık var. Yola çıkarken de söyledik, her yerde tekrar ediyoruz: Anti-semit düşünce sahipleri korksunlar bizden çünkü ifşa ediyoruz. Kendimi onlar yerine koyuyorum bir grubu tehdit ettiğim, nefret suçu işlediğim ortaya çıkarsa kendi adıma çok kötü hissederim ve rahatsız olurum. Hep de söyledik başından beri, bu ‘tweetleri’ biz yayınlıyoruz ama kendi profilinizden kaldırır, siler ve özür beyan ederseniz, bunu da önemli ve olumlu bir örnek olarak haber yaparız.</p>
<p><strong>Oldu mu peki böyle bir şey?</strong></p>
<p>Henüz olmadı. Ama kişisel olarak yaşadığım tecrübeler var. Yazdığım yazılar üzerinden özellikle Twitter’da benimle, hakaretle başlayan pek çok diyaloğun karşılıklı saygı ve sevgi çerçevesinde sonlanmasına çok denk geldim. Eve,t aynı düşünmeyebiliriz. Birbirimizi sevmeyedebiliriz ama saygı göstermek zorundayız. Birbirimizin yaşam hakkına saygı göstermek zorundayız.</p>
<p><strong> </strong><strong>Nasıl başarıyorsunuz? Mesajlaşıyor musunuz?</strong></p>
<p>Bence Avlaremoz’un gücü de burada. Avlaremoz platformu üzerinden değil, direkt kişisel olarak girdiğim tartışmalar bunlar, yazıma istinaden bana küfür kıyamet atılmış mesajlara, diyalog ile cevap verip, hakikaten o diyaloğu uzatıp aynı platforma gelebilmek. Ya da aynı insani duruma gelebilme. Zaten Avlaremoz’un anlamı bu. Hakikaten konuşarak ortak bir diyalog ortak bir dil oluşturmak, bir şeyi çözmekten öte bunu konuşulabilir kılmak. Konuşabiliyor olmak her şeyi mümkün kılar çünkü konuşmanın ve diyaloğun öyle bir gücü var.</p>
<h4>&#8220;Bugün bir asır öncesinin geleneksel Yahudi kadınları olmadığına göre bu geleneksel anlayışı da tartışmak lazım&#8221;</h4>
<p><strong>Hiç tehdit aldınız mı?</strong></p>
<p>Ben bireysel olarak aldım, diğer arkadaşlarım da aldı. ‘Avlaremoz’a bir tehdit geldi mi?’ dersen ‘herkese geldiği kadar’ deyip dramatize etmemeyi tercih ederim.</p>
<p><strong>Türkiye özelinde anti-semitizmden başka Yahudilerin başka sorunları da var onlara da değiniyor musunuz? Avlaremoz’da ne bulabiliriz? Eşcinsel bir Yahudinin sorunları…</strong></p>
<p>Aslında Avlaremoz toplumun birbiri ile konuştuğu, kendine ayna tuttuğu bir yer biraz da. Yahudi toplumu günün sonunda görece ataerkil bir toplum. Hem din hem de toplum tarafından kadına biçilmiş roller var. Bugün bu roller aslında o kadar da geçerli roller değil. Bugün bir asır öncesinin geleneksel Yahudi kadınları olmadığına göre bu geleneksel anlayışı da tartışmak lazım. Yahudi kadınların toplumsal rolleri de değişti, çalışıyorlar, anne oluyorlar, arkadaşları oluyor, dolayısıyla daha fazla toplumla bir araya geliyorlar. Dolayısıyla Avlaremoz bunu da konuşuyor. Evet eşcinsel bir Yahudi’nin röportajını Avlaremoz&#8217;da bulabilirsin, ‘Yahudi gençleri, kadınları kimdir?’ sorularının yanıtını da Avlaremoz’da bulabilirsin.</p>
<p><strong>Ortodoks Yahudiler,  ‘marjlarda’ dolaşan Yahudilere karşı nasıl bir tavır sergiliyor?</strong></p>
<p>Cemaatin içinden hiçbir tepki gelmedi bugüne kadar. Olduysa da bizim kulağımıza gelmedi. Hep çağrı yapıyoruz, hoşunuza gitmeyen bir yazı varsa, bir eleştiriniz varsa, Avlaremoz’un kapıları herkese açık. Buranın editöryal bir kurulu yok, bize gelen her yazı noktası, virgülü düzeltilerek, kimsenin kişilik haklarını zedelemediği sürece yayınlanır. Tekrar ediyorum burada yayınlanan her yazı kendi yazarını bağlıyor. Dolayısıyla bugüne kadar böyle bir rahatsızlıkla karşılaşmadık. Tabii bazen Facebook sayfamızda haber paylaştığımızda, altında çok ciddi tartışmalar döndüğü oluyor. Negatif tartışmalar da yaşanıyor. Yalancılıkla suçlayan da oluyor, haberin içeriğini zevzekçe ve boş bulan da oluyor ama ona da cevabı başka bir okuyucu veriyor. Biz bu yorumlara da pek karışmamaya çalışıyoruz. Ta ki, küfür hakaret içeren yorum gelinceye kadar. Ancak onları siliyoruz ve sildiğimiz yorum sahibine de bilgi veriyoruz neden silindiğine dair. Bize atılan her yorum her mesaj mutlaka okunur. Mutlaka cevaplanır, bu iletişime çok önem veriyoruz çünkü. Yaptığımız işin en iyi kısmı, sahadan karşılık bulmak. Sahadan kastım, okuyucu kitlesinden, Yahudi toplumundan karşılık bulmak.</p>
<p><strong>Karşılık buluyor musunuz peki?</strong></p>
<p>Buluyoruz bunu söyleyebilirim, her yaş grubundan okuyucumuz var bir kere bunu söyleyebilirim. Anneanne, babaanne, dede, büyük amcalar, anneler, babalar, arkadaşlarım içinde var. İşte gelip ‘bugün seninle buluşacağımı söyledim bilmem kim sana selam söyledi, seni çok beğeniyormuş. Okuyormuş’. Ya da sizde ‘bilmem kimi çok beğeniyormuş, ona selam söyleyin’ tarzında çok tatlı kutlama mesajları alıyoruz.</p>
<p><strong>Avlaremoz bir sivil toplum kuruluşuna dönüşür mü?</strong></p>
<p>Böyle bir ihtiyaç olduğu kesin ama henüz içeride böyle bir şey konuşulmadı.  Bir STK demek aynı zamanda yapılaşmak demek, oysa Avlaremoz güçlü bir gönül bağı, kurduğu başka bir şey var. Evet, bunu oraya evriltmek anlamlı ve manidar bir şey ancak dediğim gibi an itibariyle o eforu var olan STK&#8217;lara aktararak güç birleşimine gidiyor. Uzun vadede böyle bir şey olur mu, umarım olur.</p>
<h4>&#8220;İslami/muhafazakar sivil toplum kuruluşları davet ederse gideriz&#8221;</h4>
<p><strong>Başka bir projesi var mı?</strong></p>
<p>Hali hazırda yayınlarına devam ediyor Avlaremoz sadece. Ve bu aslında çok ciddi bir zaman demek. Dediğim gibi hiç para kazanmadan ve bu iş üzerinden kendini var etmeden, buraya emeğini koyan insanlar olarak kendi gündelik hayatımızdan vakit ayırarak buraya emek veriyoruz. Okuyucuyla iletişimi sağlamak, haber takibi yapmak, yazı yazmak, yayınlamak, araştırma yapmak çok önemli bir zaman. Avlaremoz olarak davet edildiğimiz toplantılara gidebilmek için bile, bir zaman ayırmak anlamına geliyor. Her türlü anti-semitizm toplantısına mutlaka Avlaremoz davet ediliyor.</p>
<p><strong>Kimler davet ediyor?</strong></p>
<p>Çoğunlukla sivil toplum örgütleri, sol örgütler, radyolar, televizyonlar ve tabii üniversiteler.</p>
<p><strong>Ya İslamcı ya da muhafazakâr sivil toplum örgütleri…</strong></p>
<p>Hiç davet edilmedik, edilirse her yere gideriz. Bizden hoşlandıklarını düşünmüyorum ama. Yani sol örgütler, bağırlarına taş basıp bizi davet ederken ve bak ‘Bu da anti-semitizmdir, sizin yaptığınız da anti-semitizmdir’ derken, onlar daha boyunlarını eğip bunu karşılarken İslami örgütlerin bunu yapacağını çok düşünmüyorum. Diyorum ya en beklemediğin gruplarda bile anti-semitizmle karşılaşıyorsun sol, aydınlar vs. Sağ düşünceden böyle bir davet geleceğini sanmıyorum.</p>
<p><strong>Sivil toplum örgütleriyle ne yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Şu kesin ki Avlaremoz’un en büyük takipçisi anti-semitizm ve Türkiye’deki Yahudi kültürüyle ilgilenen akademik platform ve sivil toplum örgütleri oldu. Onların bir numaralı danışmanı ve kullanım alanı haline geldik. Bir kere çıkardığımız dokümantasyonla onlara çok önemli bir veri sağlıyoruz. Bunun dışında iş birliği sürdürüyor, danışmanlık yapıyoruz. Yeri geliyor içeriden bilgi veriyoruz. İçeriden bilgiyle kastım şu: Avleramoz biraz cemaatin içinde biraz dışında her yerden bilgi ulaştırabilen bir mecraya dönüştü. Bu çok sesliliği de oralara da taşıyoruz. Bizden kim ne talep ederse, ona yetişmeye ve cevap vermeye çalışıyoruz. Bu aralar en önemli iş birliğimiz ise SEHAK ile.</p>
<p><strong>Ne yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Bu proje dahilinde SEHAK’ın, en önemli verisini Avlaremoz sağlıyor aslında. Güncel anti-semitizm gündemi tutmamız bu projenin en önemli verilerinden birini sağlıyor diyebiliriz. Bunun dışında birlikte yürüttüğümüz toplantılar, projenin gidişatıyla ilgili danışmanlık hizmetleri, eğitim toplantıları ve bunun dışında her türlü ihtiyaçlarına cevap vermek, yani tam bir paydaş ilişkisi yürütüyoruz.</p>
<p><strong>Bu eğitimlerin bir karşılığı var mı?</strong></p>
<p>SEHAK’ın bugüne kadar hedeflediği kitlelere ulaştığı kesin. Bunun dışında Türkiye’de anti-semitizm ve Yahudi toplumu üzerine pek çok proje üretmiş bir akademisyen ve araştırmacı olarak gözlemlerime dayanarak söyleyeceğim şey şudur ki, SEHAK’ın şu anda sağladığı katkı son derece önemli ve kıymetli bir iş çıkartıyor ortaya. Özellikle verdiği eğitimlerle dönüştürücü olduğu kesin.</p>
<p><strong>Kimler katılıyor?</strong></p>
<p>İnsan hakları konusunda duyarlı olan insanlar diye genellemek mümkün. Öğrenciler, STK çalışanları, avukatlar, iletişimciler, öğretmenler&#8230; Öğretmenler özellikle yoğunlukta. Yetiştirdikleri öğrencilere başka bir şey katmayı amaçlayan sağduyulu insanların pek çoğu bu listede var. Gençlerde büyük bir yoğunluk var. 50 kişiye eğitim veriliyor belki ama 300 kişinin içinden seçiliyor bunlar, keşke hepsine verilebilse. Ama yazık ki çıkan fonlar bunlara elverişli değil belki bu da artmalı.</p>
<p><strong>Bu fonlar Avrupa Birliği&#8217;nden mi geliyor?</strong></p>
<p>Çoğunlukla AB fonları ve Avrupa’dan gelen fonlar.</p>
<p><strong>Peki, Avrupa Birliği (AB) niye bu konuyu özellikle ele almıyor?</strong></p>
<p>AB’nin özel olarak anti-semitizmi düşündüğünü sanmıyorum. Burada bir çuvaldız batırayım. İnsan hakları ve demokratikleşme anlamında alt başlık olarak anti-semitizm giriyor, dolayısıyla bakarsınız fon bulmanız, herhangi bir demokratikleşme başlığından daha zor. Dolayısıyla bu fonların kapsamı ve var oldukları alanlar küçük. Tam olarak da bu yüzden aslında o kapalı toplantılar çok önemli. Yani zaten dönüştürücülük gücün onunla sınırlı, çünkü sana bahşedilen güç bu kadar. O yüzden AB’nin durum kapsamını genişletmesi Holokost özelinde, anti-semitizm özelinde fon dağıtan kurumlarında çoğalması gerekiyor. Ama çuvaldızı onlara batırırken iğneyi de Türkiye Cumhuriyeti&#8217; ne batıralım, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nde anti-semitizm çalışan kimseye fon verildiği yok, benim öyle bir beklentim de yok.</p>
<p><strong>OHAL devam ediyor. Dernekler kapatılıyor. Sizi ne zaman kapatırlar?</strong></p>
<p>Kapatacaklarını sanmam zira bu toplum için son derece olumlu bir katkısı var Avlaremoz’un. Ama tabii kapatmak isterlerse de buyursunlar. Bugüne kadar gördüğüm kapatılan, yayın yapması engellenen her basın organı daha güçlü bir sesle geri döndü. Basın özgürlüğünü, yayın özgürlüğünü savunmaktan ve inadına devam etmekten başka bir yol yok önümüzde. İnsan hakları savunuculuğu yaptığımız ve nefret suçunu, anti-semitizmi mücadele alanı haline getirdiğimiz için kapatılacaksak yılmayıp devam ederiz. Sonuçta bu mücadele her birimiz için ömürlük bir yolculuk.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/18/konusmak-bir-isyan-baslangici-degil-aslinda-suskunluk-geleneginin-bir-yikimi/">&#8216;Konuşmak bir isyan başlangıcı değil aslında, suskunluk geleneğinin bir yıkımı!&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/18/konusmak-bir-isyan-baslangici-degil-aslinda-suskunluk-geleneginin-bir-yikimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Madem misafirperverdik, 500 yıl öncede mi kaldı o misafirperverlik!”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/11/madem-misafirperverdik-500-yil-oncede-mi-kaldi-misafirperverlik/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/11/madem-misafirperverdik-500-yil-oncede-mi-kaldi-misafirperverlik/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jul 2017 17:48:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[500. Yıl Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Anti-semitizm]]></category>
		<category><![CDATA[İshak İbrahimzadeh]]></category>
		<category><![CDATA[Işıl Demirel]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Tanzimat]]></category>
		<category><![CDATA[Trakya Pogromu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16641</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; “Devlet ve kanunlar sizi eşit vatandaş olarak görmüyorsa siz kendinizi eşit görseniz kaç yazar? Bugün değiştirilmeye çalışılan tam da bu işte. Eşit vatandaşlığı madem devlet vermiyor, veremiyor gerek söylemini eleştirerek gerek davranışını eleştirerek, gerek zihniyetini eleştirerek ve tabii dönüşüm talep ederek burayı yaşanılır kılmak tek çare” Trakya Pogromu’nun sene-i devriyesine istinaden Trakya göçmeni bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/11/madem-misafirperverdik-500-yil-oncede-mi-kaldi-misafirperverlik/">&#8220;Madem misafirperverdik, 500 yıl öncede mi kaldı o misafirperverlik!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Devlet ve kanunlar sizi eşit vatandaş olarak görmüyorsa siz kendinizi eşit görseniz kaç yazar? Bugün değiştirilmeye çalışılan tam da bu işte. Eşit vatandaşlığı madem devlet vermiyor, veremiyor gerek söylemini eleştirerek gerek davranışını eleştirerek, gerek zihniyetini eleştirerek ve tabii dönüşüm talep ederek burayı yaşanılır kılmak tek çare”</strong></p>
<p>Trakya Pogromu’nun sene-i devriyesine istinaden Trakya göçmeni bir aileden gelen Işıl Demirel ile <a href="https://www.sivilsayfalar.org/bes-yuz-yillik-misafirlik-turkiye-yahudilerinin-dunu-bugunu-yarini/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">geçen söyleşimizde</a> yaşananların tarihsel alt yapısını ve günümüze yansımalarını konuşmuştuk. Işıl’la sohbetimize devam ediyor, bu bölümde Türkiye siyaset skalasının sağından soluna var olan, düşünce dünyamızın kılcal damarlarına dek işlemiş, tabularımızın üstüne inşa edildiği Türkiye’deki anti-semitizmi değerlendiriyoruz.</p>
<p>Işıl, Türkiye’deki anti-semitizmi tarihsel temelleri çerçevesinde değerlendirirken, Türkiye’deki Yahudi cemaatinin dönüşümüne, Türkiyeli Yahudilerin ‘hissettiklerine’ de değiniyor ve antise-mitizmi aşma yolunda bir kapı da aralıyor: Sivil toplumun çuvaldızı kendine batırma vakti geldi!</p>
<p>Işıl’la kaldığımız yerden devam edelim…</p>
<h4>&#8220;Almanlarla kurduğumuz ittifakı da hayranlığı da bir türlü bitirememişiz ve hala da bitiremiyoruz&#8221;</h4>
<p><strong>Devlet temsilcileri</strong> ‘<strong>500</strong> <strong>senelik</strong> <strong>bir</strong> <strong>misafirlik”</strong> <strong>ifadelerini kullanıyor</strong> <strong>Türkiyeli Yahudilerden bahsederken.</strong></p>
<p>500. Yıl Vakfı’nda da yapıldı aynı şey ve Yahudi cemaati de alkışlamak durumunda kaldı bunu.</p>
<p><strong>Türkiye’deki anti-semitizm dalgasını nasıl değerlendiriyorsun? </strong></p>
<p>Aslında anti-semitizm bu coğrafyanın çok geç öğrendiği bir şey. Avrupa’daki gibi kökleri çok eskiye dayanmıyor. Hatta bana sorarsan ‘gayrimüslim’ çok uzun yılar bu coğrafyada Hristiyanlar için kullanılmış bir laf.  Çünkü Yahudi günün sonunda Müslüman gibi sünnet olan, Müslüman gibi domuz eti yemeyen harama-helale dikkat eden, dini ibadeti, kadın-erkek ilişkisi dolayısıyla da aslında daha fazla Müslüman’a benzeyen ya da benzetilen.</p>
<p><strong>Ama aslında sorun şu esas korkutucu olan o ‘benzeme’ ihtimali değil mi zaten? Holokost’a kadar, Almanya’daki Yahudiler neredeyse Almanlaşmış bir kimliği temsil ediyordu. Bu aynı zamanda sınırların ihlal edilmesi anlamında bir tehlike de barındırıyor…</strong></p>
<p>Kesinlikle öyle ama bu ülkedeki anti-semitizm oradaki gibi tek boyutlu değil. Her zaman söylerim; solun dahi anti-semitizmi var Türkiye’de. Her zaman vardı. 1940’ların komünist zihniyetinde de bir anti-semitizm vardı. Komünizmi öğrendikleri adamın bir Yahudi olduğunu gözden kaçırarak bu anti-semitizmi sürdürüyorlardı. Alman romantizmi o kadar yayılmış ki bu coğrafyaya, Tanzimat’ı nasıl sindiremediysek Almanlarla kurduğumuz ittifakı da hayranlığı da bir türlü bitirememişiz ve hala da bitiremiyoruz<strong>. </strong>Almanya’ya işçi gönderirken dahi seviniyoruz onlar için çünkü çok da gurbet değil orası artık. Bir nevi yarı Türkiye.</p>
<p><strong>‘Gurbetçiler’ için dahi “acı vatan Almanya” … </strong></p>
<p>Vatan işte sonuçta. Zamanında, ‘Onlar kaybedince biz de kaybettik, kazanırlarsa da kazanacağız’ dedik. Hep böyle bakıyoruz bu hikâyeye. Bugün ülkedeki anti-semitizm Almanya’dakinden çok daha boyutlu. Solun, Yahudi sermayesini düşmanlaştıran anti-semitizmi, İslami kesimin semitizm korkusu ve nefreti ile köklendirdiği anti-semitizmi, laik beyaz Türklerin antisemitizmi, milliyetçi muhafazakârların anti-semitizmi derken aslında çok boyutlu, çok katmanlı ve ayrı kaynaklardan beslenen pek çok antisemitizm olduğunu söylemek mümkün. Dolayısıyla düşman çok başlı bir ejderha aslında. Tek başlı değil. Bir gözünün ortasından sokup kılıcı öldürebileceğimiz bir düşman yok karşımızda. Ve yazık ki bu çok başlı ejderhanın vücudunun kökleri çok derinlere dayanıyor. Milliyetçi, islamcı, muhafazakâr internet forumları bunun güzel bir örneği. Mustafa Kemal Atatürk’ten hoşlanmayan bu cephenin tüm komplo teorileri bu ülkeyi Yahudiler kurdu ve dinimizi bize unutturdular üzerinedir.  Buradaki asıl gönderme Mustafa Kemal’in Selanikli kökleri olsa Yahudiler suçlanır. Ya da bugünün özel sağcı yayınları ile dikkat çeken gazete ve köşe yazılarını ele alalım; PKK söz konusu olduğunda Kürtler ya aslında Ermeni oldukları için kötüdür ya da İsrail’in maşası olarak kullanıldıkları için<strong>.</strong> Hep bir Yahudi oyunu velhasıl.</p>
<h4 style="text-align: left;">&#8220;Velev ki gerçekten Türkiye’nin kurucu elitleri Sabetayist yahut Yahudiydi, onların aldıkları kararlar tüm Yahudilere mal edebilebilir ya da onların seçimlerinden koca bir halk sorumlu tutulabilir mi? &#8220;</h4>
<p><strong>Hatta Abdullah Öcalan’ın tam tersi istikamette söylemi de var.  Milliyetçileşme, uluslaşma ve ‘Kürt sorunu’ Yahudilerle, Sabetaylardan kalma bir miras…</strong></p>
<p>Tam olarak sorun da bu aslında. Bahsettiğim anti-semitizm işte böyle çok boyutlu ve çok yönlü. Başımıza gelen her kötülükten, tarihteki her yanlış karardan hep Yahudiler sorumlu. Velev ki gerçekten Türkiye’nin kurucu elitleri Sabetayist yahut Yahudiydi, onların aldıkları kararlar tüm Yahudilere mal edebilebilir ya da onların seçimlerinden koca bir halk sorumlu tutulabilir mi? Yahudiden, Yahudi olduğu için bir kötülük yapmasını beklemek ile bir kötülükten Yahudiyi sorumlu tutmak farklı şeyler mi?</p>
<p><strong>Dinmek bilmeyen bir anti-semitizm atmosferi var. Türkiye Yahudileri nasıl hissediyor?</strong></p>
<p>Türkiye’deki Yahudi topluluğu, diğer azınlık gruplarına göre görece sessiz bir topluluk. Bunun cemaat yönetimleriyle ve güdülen politikalarla da çok alakası vardı bana kalırsa. Bugünkü durumu konuşacak olursak; günümüzde cemaat yönetiminin, geçmiş yönetimlerinden çok farklı bir politika izlediği artık aşikâr.</p>
<p><strong>Ne gibi?</strong></p>
<p>Daha fazla ses çıkaran, ‘hayır’ demesi gerektiğinde ‘hayır’ diyen, itiraz eden, yeri gelince iş birliğine evet diyen, bir yanlış yapıldığında da özür talep edebilen, yapılan yanlış karşısında susmayan bir yönetim.</p>
<p><strong>Cemaat yönetimini biraz daha açar mısın?</strong></p>
<p>Son cemaat başkanı İshak İbrahimzadeh ve onunla birlikte çalışan pek çok insanın adını anmak mümkün. Geçmiş yönetimlerden çok daha farklı bir dil kullanıyorlar artık. Bu aslında bir yandan içinde yaşadığımız çağın gereği bir yandan. Ancak düşman çok başlı olunca bu gereği yerine getirmek bir hayli zor tabii. Bu sebeple sosyal medya araçlarının yaygınlaşması ile daha fazla ses çıkarabilme özgürlüğü de ortaya çıktı tabii.</p>
<p><strong>Niye sesini fazla çıkarmaya başladı artık bu topluluğun?</strong></p>
<p>Özel bir sebebi yok bana sorarsan. Ama 500. Yıl Vakfı’nın kuruluşunda devlet erkanı Yahudilere “500 yıllık misafirlerimiz” dediğinde alkışlayan bir cemaat yönetiminden, bugün Struma anmasında sarf edilen hatalı bir sözden, bir milletvekilinin Yahudileri hedef alan çirkin bir ithamına ve hatta bir valinin tehditkâr çıkışına dek hemen her alanda “Buradayız ve bir özür bekliyoruz” diyen bir cemaat yönetimine geçildiği aşikâr. Bu da çok olumlu bir gelişme bana sorarsan.</p>
<p><strong>Nasıl okumalı bu değişimi?</strong></p>
<figure id="attachment_16642" aria-describedby="caption-attachment-16642" style="width: 299px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-16642" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b.jpg" alt="" width="299" height="222" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b.jpg 3000w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b-640x475.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b-1024x760.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b-1280x951.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b-610x453.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b-320x238.jpg 320w" sizes="(max-width: 299px) 100vw, 299px" /><figcaption id="caption-attachment-16642" class="wp-caption-text">İstanbul&#8217;a sığınmasından tam 72 gün sonra, 24 Şubat 1942 tarihinde bir denizaltı tarafından batırılan gemide 769 yolcusundan geriye kalan üçü ölü, dört bedendi&#8230;</figcaption></figure>
<p>Bence bu artık biraz çağın, politikaların gereği. Bir de herhalde artık herkesin ‘burasına geldi’ diye düşünüyorum. Aslında “Yahudi cemaati sessizdir” demek, bugüne dek cemaat yönetimlerinin güttüğü politikayı bütün bir topluluğa addetmek anlamına gelir. Oysa hiçbir toplumsal örgütlenme ya da hareketlenme olmadan, bireysel olarak kendi tepkisini ortaya koyan çok insan vardı ama bunları görmüyorduk, duymuyorduk ya da duysak da bu mahallenin delisidir deyip geçiyorduk. Bugün artık cemaat yönetiminin değişen tavrı sayesinde bu durum da değişiyor. Yeni gelen zihniyet artık susan bir zihniyet değil ve bu çok da iyi bir şey. Ama bu demek değildir ki, ‘devlete baş kaldıralım, düşmancıl politikalar güdelim’. Tam tersine birlikte yaşam kültürü oluşturma çabasına dair bir çaba var yeni söylemde. Türkiye’de azınlık cemaatlerinin ve cemaat yönetimlerinin bir misyonu var. Bu misyon da şudur; sana bağlı yaşayan topluluğunun sivil haklarını yönetebilmek, devlet ile iyi ilişkiler kurarak onların daha güvenli, refah içinde ve sağlıklı, huzurlu bir hayat sürdürebilmelerini sağlamak. Tanzimat’ı sindiremediğimizden, “azınlıkları” eşit vatandaş olarak kabul etmeyi beceremediğimizden, devlet yerine getirmesi gereken fonksiyonları yerine getiremediğinden, cemaat yönetimleri, dindaşlarını, kendi halklarını korumak, kollamak ve devletle ilişkilerini kolaylaştırmak adına bir politika gütmek zorunda kalıyor. Bugün bu politikalar bir parça değişti. Misyon aynı kalsa da yöntem farklılaştı. Artık susup, kabul edip, ayak uydurmak yerine varlığını kabul ettirmeye çalışan azınlık cemaatleri söz konusu. Kimlikler çağında yaşıyor olmamız da etkili tabii bu tutumda. Ancak baştan sona azınlıkların yaşadığı her türlü olumsuzluk da devleti suçlu bulduğumu söylemeliyim. Bugün hala Edirne Valisi çıkıp dünyanın en akıl almaz lafını edebiliyorsa, bir başkası Struma anmasında ya da Holokost anmalarında yeri olmayan lafları telaffuz edebiliyorsa bunda devlet en az bu lafı edenler kadar suçludur. Tamam bu adamlar anti-semit anladık ama bari başka yerde göstersinler bunu. Yahudiler ile ilgili anmalarda insanların suratlarına karşı bu suçu işlemek akıl alacak gibi değil.</p>
<p><strong>“Madem misafirperverdik, 500 yıl öncede mi kaldı o misafirperverlik</strong>!<strong>”</strong></p>
<p><strong>Ne</strong> <strong>demişti?</strong></p>
<p>Struma’da da insanların gözünün içine baka baka geminin açığa alındığı sürüklendiği vs.<strong>  </strong>Gemi kendi kendine sürüklenmedi, rüzgâr yoktu. O gemi oraya demirlerle bağlanarak başka gemiler tarafından açığa çekildi.</p>
<h4>&#8220;&#8230;bu ülkede anti-semitizm bir nefret suçu bile değil ne yazık ki. Sinagogun kapısına &#8216;yakılacak mekân&#8217; yazılı bir kâğıdı asacak kadar ‘özgüvenli’ öğretmenlere emanet ediyoruz biz çocukları&#8221;</h4>
<p><strong>Sovyetler’in</strong> <strong>batırdığı iddia ediliyordu&#8230;</strong></p>
<p>Kimin batırdığı çok da önemli değil. Ben oradaki insani durumdayım. Neden kurtarmadık ya! Madem misafirperverdik, 500 yıl öncede mi kaldı o misafirperverlik! 500 yıl öncede kaldıysa 1990’larda 500. Yıl Vakfı kurulurken biz ‘neden hala misafirperveriz’ diyoruz. 50 yıl önce o geminin batmasına o insanların açlıktan, sefaletten, hastalıktan kırılmasına müsaade ettiysek pek de misafirperver değiliz demek ki. Çelişkilerin ülkesiyiz. Bir karar vermemiz lazım. Bu ülkede Yahudilerin konumunun da anti-semitizmin de çok durumsal olduğunu düşünüyorum. Rıfat Bali’nin sevdiğim bir kitabı vardır; ‘Devletin Yahudi’si ve Öteki Yahudi’. Hakikaten devletin Yahudisi, Ermenisi, Rumu, Kürdü her bir şeyi var. Devletin Ermenisi olarak Etyen Mahçupyan’ı işaretlerim hemen. Tercih ettikleri biri. Devletin de var devletin Sünn’si de devletin Alevisi de var. Devletin çok iyi geçindiği insanlar var ama bir de ötekiler var. Ötekilerin sesinin de doğru yansıtıldığına inanmıyorum. Bugün günümüzün internet koşullarında sosyal medya koşullarında ses çıkarmak ve çıkardığınız sese karşılık bulmak o sesi duyurmak çok daha kolay. Bundan on yıl önce zaten böyle bir şey yapılamazdı. Yapılsa ‘Yahudi konuştu’ derlerdi. Hala öyle deniyor hoş ama bugün sosyal medya sayesinde sesinize karşılık bulmak, destek bulmak kolaylaştı. Artık kimse yalnız olmadığını biliyor. Ancak Yahudiler söz konusu olduğunda binlerce yıldır oradan oraya sürgün edilmiş ve hiçbir yerde barındırılamamış bir halktan söz ediyoruz. Ve bu coğrafyada da koşulsuz şartsız kabul edildiklerini de kimse karşıma geçip iddia edemez. Hala misafir oldukları yüzlerine vuruluyor. Her gün, her hafta onlarca antisemit yazı çıkıyor. Ve bu ülkede anti-semitizm bir nefret suçu bile değil ne yazık ki. Sinagogun kapısına “yakılacak mekân” yazılı bir kâğıdı asacak kadar ‘özgüvenli’ öğretmenlere emanet ediyoruz biz çocukları. Ve ceza vermiyoruz. Çünkü ne yaptı ki! Aslında kâğıt astı yani hepsi bu! Sinagog patlamalarının iç yüzünü hala konuşmuyoruz. Kim patlattı o sinagogları? Kim izin verdi o sinagogların patlamasına? Devlet ne yapıyordu biri bana anlatabilir mi? İstihbarat neredeydi? Bunlar benim kişisel sorularım, problemlerim. Aklımın almadığı şeyler. Cemaatin ya da topluluğun düşüncesi olarak iddia ettiğim şeyler değil. Bu devletin buradaki anti-semitizme yaklaşımı hakkındaki kişisel görüşlerim. Bütün bunların üzerinde düşünmeden, konuşmadan, açıklığa kavuşturmadan ya da Yahudi’yi Yahudi olarak işaretlemekten vazgeçmeden biz bu nefreti çözemeyiz. Bu sağ içinde böyle sol içinde böyle. Anti-semitizm yalnızca AKP ya da diğer sağ partilerin faili olduğu bir suç değil. Sol da en az sağ kadar suçlu. Ben özellikle sol düşünceye seslenen pek çok yazı yazdım bir dönem Şalom gazetesinde. “HDP niye Yahudilere seslenmiyor?” bunlardan biri. Yıllar geçti hala soruyorum. Ermeni’ye, Rum’a, Süryani’ye<strong>, </strong>Zaza’ya herkese seslenen HDP, neden Yahudi’ye seslenirken iki kere düşünüyor. Bu da bir sorun, kafalardaki ön yargı.</p>
<h4>“Söz konusu İsrail olduğunda burada yaşayan Yahudilere bir misyon yükleniyor: İsrail adına özür dilemeleri ve İsrail’i kötülemeleri”</h4>
<p><strong>Türkiye’de kalan Yahudiler ne hissediyor yükselen anti-semitizm karşısında? “Trakya Pogromu sırasında yaşadıklarını birbirlerine dahi anlatmıyorlar” demiştin oysa görmezlikten gelince bitmiyor. 6-7 Eylül olayları var, sinagoglara yönelik bombalı eylemler devam ediyor, Mavi Marmara, medyada ve sosyal medyada yazılan anti-semit ifadeler artık neredeyse olmazsa olmazlarımızdan!</strong></p>
<p>Türkiye’deki anti-semitizm en çok İsrail ile ilgili bir şey olduğunda hortlar yazık ki. Ne zaman İsrail’de bir taş yerinden oynar o zaman burada Yahudi’nin burnu kanar. Mavi Marmara’da ben iş yeri basılıp dövülen Yahudiler tanıyorum. Bunlar basında karşılık bile bulmadı kendine. Ve hakikaten bu insanların iş yerleri basıldı ‘Allahın belası Yahudiler’ diye dövüldüler. Dövülen bu insanların Mavi Marmara olayına bir destekleri mi vardı? -hayır. En ufak bir ilgileri mi vardı? &#8211; hayır, Tek suçları Yahudi olmaktı. Erdoğan’ın ‘one minutes’ çıkışında da burada bir sürü olay oldu. Yazık ki söz konusu İsrail olduğunda burada yaşayan Yahudilere bir misyon yükleniyor: İsrail adına özür dilemeleri ve İsrail’i kötülemeleri. Bu akıl alır bir durum değil. Cemaatin herhangi bir temsilcisini geçtim siyasetle hiç alakası olmayan, sıradan bir Yahudi olarak Müslüman Türklerin bulunduğu bir toplantı, sohbet hatta vatan kurtarılan içki sofrasında bile olsanız sohbet İsrail siyasetine gelirse bir Yahudi olarak İsrail’in politikalarını reddetmeniz ve onun adına özür dilemeniz beklenir sizden. En demokrat gözüken, en liberal ortamların bile yazık ki beklentisi budur. Bizim Türkiye’de yaşayan Yahudilere yüklediğimiz misyon bu ve bu çok acı bir şey. Bundan yıllar evvel, eski cemaat başkanlarından Bensiyon Pinto’nun bütün hayatını çok açık sözlülükle aktardığı kitabı için düzenlenen bir söyleşisine katılmıştım. Ülkenin son derece saygın üniversitelerinden birinde “akademik” bir toplantı havasında düzenlenmişti bu söyleşi. Pinto kitabında, babasının Varlık Vergisi öncesinde 20 Kur’a Asker olarak götürülüşünü ve aylar sonra yaşlanmış olarak geri dönüşünü, Varlık Vergisi sırasında küçücük bir çocukken altından çekilip alınan halıyla birlikte yere düşüşünün aslında bedensel olarak o acıyı hissetmesine sebep oluşunu, 6-7 Eylül olayları sırasında buradan gitmeye karar verişini ve burada geçen hayatını, yıllarını tüm açık sözlülüğü ile anlatmıştı. Oysa Pinto’nun sunuşu bitip de soru cevap bölümüne geçildiğinde sorulan tüm sorulan İsrail’in politikaları ve savaşı üzerineydi. Pinto’ya o salonda o gün yüklenen misyon da aynıydı. Ondan İsrail politikalarını reddetmesi, eleştirmesi ve hatta İsrail adına özür dilemesi bekleniyordu. Kitapta anlatılan onca hikâye ve acı burada yaşanmamışçasına biz bu topraklarda olan bitene gözümüzü kapayıp oturup İsrail’i konuşmayı tercih ediyoruz hep. Bunu çözmedikçe de bir adım ilerlememiz, burada kalmaya devam eden Yahudilere huzur telkin etmemiz mümkün değil.</p>
<p><strong>Peki nasıl bir duygu hali içindeler? Fransa’da bile yükselen</strong> <strong>anti-semit saldırılar nedeniyle, Yahudiler’in İsrail’e göçü her sene artıyor…</strong></p>
<p>Yahudiler bin yıllardır vatansız aslında. 1948’den itibaren bir vatan var hesapta. Ama İsrail’in vatan olarak kabul görüp görmediğini oturup tartışmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Bence İsrail hakikaten Nuh’un Gemisi. Dünyanın dört bir tarafından insanların bir arada yeni bir yaşam kurabilmesi bir mucize. Ancak buradan oraya göç etmiş ve orada yaşayamayıp geri dönmüş çok insan tanıyorum. Özellikle Türkiyeli Yahudiler için oranın bir “vatan” ya da “anayurt” olduğunu ben düşünmüyorum. Yaptığım pek çok saha araştırmasından sonra çok açıkça söyleyebilirim bunu. Türkiyeli Yahudiler için İsrail, işler iyi gitmezse, barınamazlarsa, başlarına kimliklerinden dolayı bir iş gelirse kaçabilecekleri, sığınabilecekleri, kendileri olarak yaşayabilecekleri bir liman. Buradan da özellikle son yıllarda çok fazla Yahudi göç etti. Özellikle gençler gidiyor artık. Kimse burada kalmak istemiyor çünkü güven duymuyor ama gitmek de kalmak kadar zor bir yandan. Yıllar önce bir saha araştırması sırasında yaşlı bir karı koca ile tanışmıştım. Bütün aile İsrail’e göçtükten sonra sonunda bir gün onlar da ‘artık yaşlandık kimsemiz de kalmadı’ deyip İsrail’e gidiyorlar. Göçleri üzerinden 5-6 ay geçiyor. Mevsim ilkbahara dönüyor. Kadına sorarsanız o aylar nasıl geçti hiç bilmiyor. 70 küsur yaşında bambaşka bir ülkeye gidiyor, dilini bilmiyor ve kendi akrabaların dışında bir sosyal çevresi yok. Alıştığı çevre, komşuluk ilişkileri, kültür hepsi geride kalmış. Kültürden kastı şuydu; hatırlı komşuluk ilişkileri, bir yaşlıya saygı duymak, hürmet göstermek, yer vermek vb. Bu kadıncağızın en büyük korkusu oğlunun İsrail’den biz kızla evlenmesiydi; “Gelsin Türkiye’de Türk bulsun, Müslüman bulsun ona razıyım yeter ki oradan, kökleri bizden olmayan biriyle evlenmesin. Kadınların buralarında etekler (mini etekleri kastediyor), terbiye diye bir şey kalmamış, senin karşına geçer bacak bacak üstüne atar oturur” diyordu. Kadının gelin adayından beklentisi bu coğrafyanın beklentisi ile aynıydı. Yani bu coğrafyanın ortak bir kültürü olduğu bir gerçek ve Yahudiler de bu kültürün bir parçası. Neyse asıl konuya geleyim, mayıs ayı geliyor. Bu hanımın en sevdiği meyve çilek. Eşi Rıfat’tan bir gün rica ediyor.  “Allah aşkına Rıfat kalk, çilek al- gel, burnumda tüttü memleketimin çileği, dün gece rüyamda gördüm bu yaştan sonra aş mı eriyorsun diyeceksin ama canım çekti git bana çilek bul!” Adamcağız hakikaten gidiyor arıyor, tarıyor bu coğrafyaya en benzeyen çileği alıp getiriyor. Ancak gelin görün ki onun istediği çilekle alakası yok. Gerisini bana anlattığı gibi aktarayım: “Kızım bana bir çilek getirdi ‘na’ avucumun içi kadar. “Böyle çilek mi olur Rıfat?” dedim “karpuz bu”. İki ay sonra döndük geldik senin anlayacağın. Ne çileği benim memleketime benzer ne havası ne suyu. Dayanamayacaktım yaban elde biz de döndük İstanbul’a geldik”.</p>
<h4>&#8220;Bir ön yargıyı tüm topluma mal ederek buradan bir nefret üretmek en büyük suç&#8221;</h4>
<p><strong>Bu söylem de fazla romantize edilmiş değil mi</strong>.? <strong>Yani, ait olduğu yere geri dönmek, güzel hoş ama eşit vatandaşlığı en doğal hak bir olarak düşünmek..</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-16643 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/bayrak.jpg" alt="" width="207" height="342" />Romantize edilmiş olmaktan öte bence hakikatin ta kendisi üstelik romantik bile değil dramatik. Siz Yahudiye ne kadar İsrailli muamelesi yaparsanız yapın o kendini buralı hissediyor. Bu tıpkı sevgili Hrant’ın yıllar evvel bir yazısında söylediği gibi: “<em>Evet, biz Ermenilerin bu topraklarda gözümüz var. Var, çünkü kökümüz burada. Ama merak etmeyin. Bu toprakları alıp gitmek için değil. Bu toprakların gelip dibine gömülmek için.</em>&#8221; Mevzu bu kadar insani ve dramatik bana kalırsa. Burası memleket, burası toprak, burası kök saldıkları yer, ata mezarları burada, kökleri, yaşamları burada. İsrail bunların hangisi olabilir? Ama bir yandan bir de gerçek var, biz bu insanlara yaşam alanı bırakmıyor, gündelik hayatlarını zehrediyor, her fırsatta Yahudiye olan nefretimizi kusuyoruz. Bu ortam içinde İsrail gibi bir seçenek olması tabii ki herkese kendini rahat hissettiriyor. Bir gün gitmek gerekirse gidilebilecek bir yer olması çok olumlu bir şey. Ama bu gidiş istekle mi olacak yoksa mecburiyetle mi bunu tartışmak gerek. Devlet ve kanunlar sizi eşit vatandaş olarak görmüyorsa siz kendinizi eşit görseniz kaç yazar? Bugün değiştirilmeye çalışılan tam da bu işte. Eşit vatandaşlığı madem devlet vermiyor, veremiyor gerek söylemini eleştirerek, gerek davranışını eleştirerek, gerek zihniyetini eleştirerek ve tabii dönüşüm talep ederek burayı yaşanılır kılmak tek çare. Bir de resmin ideolojik çerçevesinden çıkıp biraz daha aşağıdan bakmak lazım bence. Bize ezberletilen gerçekleri sorgulamak lazım. ‘Yahudiler zengindir’ diye bir ön yargı var mesela. Yok arkadaşlar bu yalan<strong>. </strong>En azından hepsi zengin değildir. Nüfusu oranlarsak önemli bir kısmı da zengin değildir. Bu korkunç bir ön yargı. Tüm AKP’liler zengindir demekle aynı şey hatta. Hayır, tüm AKP’liler nasıl zengin değilse tüm Yahudiler de zengin değildir. İşçisi de vardır, fakiri de. Benim yan apartmanım Yahudi fakirhanesi mesela. Oturduğum semtin en fakir insanları oturuyor o binada. Üstelik hepsi Yahudi. Semtin en fakir insanları Yahudiler. Haydi oturup bunu açıklasınlar şimdi? Bir ön yargıyı tüm topluma mal ederek buradan bir nefret üretmek en büyük suç.</p>
<h4>&#8220;Her şeyden önce anti-semitizmin bir nefret suçu olduğunu devlete kabul ettirmek ve bunun hukuki bir yaptırımı olmasını sağlamak yazık ki sivil toplumun üstlenmesi gereken bir vazife&#8221;</h4>
<p><strong>Peki nasıl önlenir anti-semit söylem, sivil topluma düşen ne?</strong></p>
<figure id="attachment_16644" aria-describedby="caption-attachment-16644" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-16644" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/b_22042015eOPQa3jc8DnKtMt0oijDkbToF.jpg" alt="" width="310" height="227" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/b_22042015eOPQa3jc8DnKtMt0oijDkbToF.jpg 834w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/b_22042015eOPQa3jc8DnKtMt0oijDkbToF-640x469.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/b_22042015eOPQa3jc8DnKtMt0oijDkbToF-610x447.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/b_22042015eOPQa3jc8DnKtMt0oijDkbToF-320x234.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 310px) 100vw, 310px" /><figcaption id="caption-attachment-16644" class="wp-caption-text">İsrail protestolarından bir kesit. Fotoğraf: Görkem Keser</figcaption></figure>
<p>Her şeyden önce bu önyargıların değişmesi için toplumu bilinçlendirmek gerek. Yahudileri ezberletilmiş ön yargılardan azade bu topluma tanıtabilmek gerek. Çünkü tanıdığınız, bildiğiniz birinden nefret etmeniz çok da mümkün olmaz. Ancak tanımadığınız birinden düşman yaratabilirsiniz. Bu tanıtma, tanıştırma meselesinde en büyük rol de tabii sivil topluma düşüyor. İnsan hakları ve demokratikleşme adına çaba gösteren, gösterdiğini iddia eden tüm sivil toplum örgütleri, ister islami düşünceyi kendine temel alsın ister seküler olsun söz konusu insan hakları ise nefret suçlarına gözlerini kapamaktan vazgeçmek durumundalar. Ermeni, Yahudi, Rum, Süryani, Kürt, Alevi fark etmez nefret suçu nefret suçudur. Anti-semitizm özelinde yapılması gereken tam olarak söylemin değişmesi için çaba göstermek, eğitmek, bunun yaygınlaşmasına engel olmaya çalışmaktır. Üç– beş sivil toplum örgütü dışında kimsenin anti-semitizm ile ilgili bir çabası yok. Yazık ki var olan AB fonlarının ve diğer fonların da pek çoğu anti-semitizmi bir alt başlık hatta alt başlığın da alt başlığı olarak görüyor. Dolayısıyla zaten alan sınırlanıyor. Devletten de bir şey beklemek doğru değil iş başa düşüyor.</p>
<p><strong>Neden devletten beklenmemeli, neden sivil toplum kuruluşlarına iş düşüyor bu konuda? </strong></p>
<p>Devletin kendisi anti-semitizmin en önemli faillerinden biri iken anti-semitizmle mücadele etmesini ondan beklemek saçma olmaz mı? Yazık ki devletin pozitif ayrımcı bir tavır sergilediğini söylemek mümkün dahi değil. Bu yüzden iş sivil toplum kuruluşlarına düşüyor. Her şeyden önce anti-semitizmin bir nefret suçu olduğunu devlete kabul ettirmek ve bunun hukuki bir yaptırımı olmasını sağlamak yazık ki sivil toplumun üstlenmesi gereken bir vazife. Yahudiler konunun mağduru iken, mağdurdan faille mücadele etmesini beklemek haksızlık olur. Bu yüzden sivil topluma en çok da anti-semitizm ile mücadelede ihtiyaç var diye düşünüyorum. Bugün Yahudiler söz konusu olduğunda anti-semitizm söz konusu olduğunda sokağa çıkan, eylem yapan, bildiri yayınlayan, mücadeleye kafa yoran o kadar az kurum o kadar az insan var ki. Sivil toplumun çuvaldızı kendine batırma vakti geldi diye düşünüyorum.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/11/madem-misafirperverdik-500-yil-oncede-mi-kaldi-misafirperverlik/">&#8220;Madem misafirperverdik, 500 yıl öncede mi kaldı o misafirperverlik!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/11/madem-misafirperverdik-500-yil-oncede-mi-kaldi-misafirperverlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beş yüz yıllık ‘misafirlik’! : Türkiye Yahudilerinin dünü, bugünü, yarını…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/05/bes-yuz-yillik-misafirlik-turkiye-yahudilerinin-dunu-bugunu-yarini/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/05/bes-yuz-yillik-misafirlik-turkiye-yahudilerinin-dunu-bugunu-yarini/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jul 2017 15:06:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Anti-semitizm]]></category>
		<category><![CDATA[Elza Niyago]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Tali]]></category>
		<category><![CDATA[Işıl Demirel]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Trakya Pogromu]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16446</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Yahudiler güvensizliği öğrendiler ve bu devlete bir daha güvenmemeyi de öğrendiler. Bugün Yahudi toplumunun maruz kaldığı anti-semitizmde de ve susmasında da bunun cevabını buluruz&#8221; Türkiye ‘toplumu’ yine yüzleşmediği bir tramvayı ‘geride’ bıraktı. Daha giriş cümlesinde iki anahtar kelimeyi tırnak içerisinde aldım.  Zira ‘geçmişiyle’ yüzleşememiş, ortak hafızası oluşmamış insan birlikteliğini toplum olarak adlandırmak anlamsız. Öte yandan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/05/bes-yuz-yillik-misafirlik-turkiye-yahudilerinin-dunu-bugunu-yarini/">Beş yüz yıllık ‘misafirlik’! : Türkiye Yahudilerinin dünü, bugünü, yarını…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Yahudiler güvensizliği öğrendiler ve bu devlete bir daha güvenmemeyi de öğrendiler. Bugün Yahudi toplumunun maruz kaldığı anti-semitizmde de ve susmasında da bunun cevabını buluruz&#8221;</strong></p>
<p>Türkiye ‘toplumu’ yine yüzleşmediği bir tramvayı ‘geride’ bıraktı. Daha giriş cümlesinde iki anahtar kelimeyi tırnak içerisinde aldım.  Zira ‘geçmişiyle’ yüzleşememiş, ortak hafızası oluşmamış insan birlikteliğini toplum olarak adlandırmak anlamsız. Öte yandan özür dilemeden, geçmişle yüzleşmeden de yaşananlar “geride” bırakılmıyor. Anti-semit söylemin Türkiye örneğinde görüldüğü üzere her fırsatta tekrar tekrar yüzümüze çarpıyor. Hayat ne güzel şuursuz olunca!</p>
<p>1934’ün 21 Haziran- 4 Temmuz’unda, Trakya’da sadece inançları farklı olduğu için, sayıları da hiç önemli değil, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin binlerce yurttaşı yerlerinden edildi.  Literatürde Trakya Pogromu olarak anılan, Türkiye Yahudilerini hedef alan olayların sene-i devriyesinde, hafızanın nesilden nesile devredilmiş haliyle, bir bilenle konuşmak istedim. Bu yüzden anti-semitizme karşı bir platform olarak faaliyet gösteren Avlaremoz’a başvurdum. Avlaremoz da beni Işıl Demirel ile buluşturdu. Işıl Demirel ile yaptığım röportaj sırasıyla, Trakya Pogromu, Türkiye’de anti-semitizm ve Avlaremoz’un faaliyetleri başlığı altında üç bölümde yayınlanacak.</p>
<p>Işıl Demirel, Gezi ‘olayları’ sonrası ‘sendikal örgütlenme ve siyasal hareketlenme’ nedeniyle işten atılan eski bir akademisyen. Antropolog olan Demirel yaklaşık bir senedir <span class="f"> </span>Sivil ve Ekolojik Haklar Derneği&#8217;nde (<a href="https://www.sehak.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><em>SEHAK</em></a>) ve iki senedir<a href="http://www.avlaremoz.com/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> Avlaremoz</a>’un içinde yer alıyor. Anne tarafından da Yahudi olan Işıl Demirel ile, Türkiye Yahudilerinin dününü, bugününü ve yarınını konuştuk…</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sizi tanıyalım öncelikle..</strong></p>
<p>1934 Trakya göçmeni bir ailenin kızıyım. 1934’te altı aylık bir bebekken annemin ailesi Gelibolu’dan İstanbul’da göç ediyor. Yüksek lisans tezimi o hikâyeyi keşfettikten sonra hikâyenin izini sürmek için yapmaya çalıştım. Ama sadece 1934 çıkmadı o hikâyeden; Varlık Vergisi çıktı, Trakya olayları çıktı, 6-7 Eylül de çıktı, İsrail’in kuruluşu da çıktı, vatandaşlık çırpınışları gibi pek çok şey çıktı. Sözlü tarih yaptım ama asıl amacım 1934’te ne olduğunu ortaya çıkarmaktı.</p>
<p><strong>Trakya Pogromu’ndan söz edelim. 1934&#8217;te neler yaşandı?</strong></p>
<figure id="attachment_16450" aria-describedby="caption-attachment-16450" style="width: 295px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-16450" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/IMG_3355-e1499177828596.jpg" alt="" width="295" height="394" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/IMG_3355-e1499177828596.jpg 3024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/IMG_3355-e1499177828596-640x853.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/IMG_3355-e1499177828596-1024x1365.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/IMG_3355-e1499177828596-1280x1707.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/IMG_3355-e1499177828596-610x813.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/IMG_3355-e1499177828596-320x427.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 295px) 100vw, 295px" /><figcaption id="caption-attachment-16450" class="wp-caption-text">Işıl Demirel</figcaption></figure>
<p>Şimdi biraz tarihçilik yapayım. Hikâye 1934’te başlamıyor 1926’dan beri o kırılmalar var. Yerli malı kampanyalarıyla, ülkü ocakları benzeri yapılanmaların ilk oluşumuyla birlikte zaten Yahudiler ciddi bir hedef. Bir de şöyle bir gerçeklik var. Mübadelelerle Rumları gönderdik. 1915’te Ermenileri katlettik. Geri kalanları büyük şehirlere sıkıştırdık. Ve Anadolu’da problematik olarak ele alabileceğimiz, elimizde kalan tek azınlık nüfus Yahudiler çünkü dönem zihniyeti Sünni kitleyi hedef almıyor. Türk’ten anladığı Sünni olsun, ne olursa olsun etnik kimliğini dönüştürürüz nasıl olsa diye, bir toplum mühendisliği çalışması var orada. Tabii ki devlet tarafından gerçekleştiriyor. O toplum mühendisliğine uymayan parça da gayrimüslimler. Adı üzerinde Müslüman olmayan kesimi hedef aldıkları çok ortada. Yahudi, Ermeni, Rum ya da Süryani demiyor onlara, toplu bir isim koyuyor &#8216;Müslüman olmayan&#8217; diyor. Bu isim halk tarafından seçilmiş ve günlük ağızda kullanılmış bir isim değil bence. Hakikaten devlet jargonu tarafından dilimize, yaşantımıza yerleştirilmiş bir kelime. Müslümanın ötekisi olarak kurguladığı için de elinde kalan en büyük kitle Yahudiler, Anadolu’nun pek çok yerinde varlar ve &#8216;biz bunlardan bir kurtulalım&#8217; demişler. Ekonomik dönüşüm kaygısının çok büyük olduğunu düşünüyorum. Savaştan çıkmış bir ülkesin. Alman romantizminden acayip etkilenmişsin. Bana sorarsan kuruluş bildirgen ve kuruluşunda güttüğün zihniyette zaten nasyonal-sosyalizmden farklı değil.</p>
<p><strong>Benzerlik iki ülkenin geç modernleşmesinden mi ileri geliyor?</strong></p>
<p>Hakan Yücel çok güzel bir laf etti. Ben geçen ayın AltÜst dergisi için onunla bir röportaj yaptım. ‘Rum olmak Rum kalmak’ diye bir kitap çıkardılar. ‘Niye yaşadık biz bütün bunları?’ diye sordum. ‘Biz Tanzimat’ı sindiremedik’ dedi. Hakikaten biz Tanzimat’ı bugün dahi sindiremedik. Çok katılıyorum. Bunun temel sebebi hakikaten Tanzimat’ı sindirememek, eşit vatandaşlık meselesini gram anlayamamak en temelde. Osmanlıcı görünüyorum böyle söylediğimde ama Osmanlı &#8216;millet&#8217; sisteminin, aslına bakıldığında, bu sindirilememiş Tanzimat’a göre daha geçerli, akla yatkın ve adaletli olduğunu düşünenlerdenim. 1934 öncesi 1931 yılında zaten ilk kırılmalar başlıyor. Üç başlık halinde değerlendirilebilir. İskân Kanunu diye bir kanunumuz var. İskân Kanunu aslında bu hikâyenin ilk koptuğu yer, ne yazık ki. Yani memlekette yükselen bir anti-semitizm olduğu kesin. Bu 1926’da hem yerli malı kampanyalarıyla hem de Elza Niyago adında bir kadının cinayetiyle başlıyor. Bir Müslüman Türk subay Elza adlı bir kıza kafayı takar. Bu arada adam, evli ve babası yaşındadır. Ama illa Elizayı nikâhına almak istemektedir hesapta, niyeti o olduğu söylenir. Ama aile kızlarının namusundan endişe ettiği için kızlarını kısa vakitte nişanlar. Bu nişanlama adamı çığırından çıkartır. &#8216;Ya benimsin ya kara toprağın&#8217; diyerek bir gün iş çıkışı Elza’yı takip eder, evine dönmekteyken sokak ortasında öldürür. İstanbul’un göbeğinde Osmanlı Bankası’nın neredeyse önünde yaşanır bu cinayet. Bu kızcağızın cesedi saatlerce sokak ortasında kalır. Bu coğrafyada Yahudilerin ilk kitlesel yürüyüşü bu cenazede gerçekleşir. On binlerce Yahudi sokağa dökülür. Sloganlar atarak sokakta yürürler. Bu yürüyüş basındaki anti-semitizmi coşturur. 1926’dan 1934’e varıncaya kadar zaten bana sorarsan yasaklanan dergiler, kapatılan gazeteleri geçtim, yasaklanmayan yayınların en temel mevzusu hep Yahudiler. Cumartesi karikatürlerinin, Cumhuriyet Gazetesi’nin bütün köşe yazılarının kahramanı Yahudiler. Yaz gelir adalarda Yahudiler, kış gelir Tahtakale’de Yahudiler, Eminönü’nde Yahudiler, ticarette Yahudiler, ticaret odasında Yahudiler, tek mevzuları Yahudiler. Şeyi de bence kimsenin inkâr etmemesi lazım: Evet, biz dönemsel olarak Almanya’ya çok özendik. Oradaki Nazi zihniyeti bizi etkiledi çünkü bizim kurucu zihniyetimizle Almanya&#8217;nınki birbirine çok yakın, bunun etkileriyle biz milliyetçi yazarları çok da susturmak istemedik, susturamadık ama susturmak da istemedik.  Mütemadiyen bir nefret propagandası var. Uzun yıllar nefret propagandası vardı. Bu nefret propagandası 1930’lara vardığında artık tehditlere ulaşıyor. Pogrom da, 1934’de İbrahim Tali ile birlikte İskân Kanunu hikâyesiyle başlıyor.</p>
<p><strong>Kimdir bu İbrahim Tali?</strong></p>
<p>İbrahim Tali, Trakya Bölgesi’ne atanan bir umumi müfettiş ama ayrı bir özelliği var. Atatürk ile birlikte Samsun’a çıkan 19 kişiden biri. Çok güvendiği bir adam, sağ kolu gibi görüyor. Fikirlerine güveniyor. Oturuyorlar, başbaşa toplantı yapıyorlar. Ve Trakya’daki durumu kritik görüyorlar. Kritik görmelerinde haklı bir sebep var.<strong>  </strong></p>
<p><strong>Yahudilerin nüfus yoğunluğu dolayısıyla mı ‘kritik’ görülüyor? </strong></p>
<figure id="attachment_16463" aria-describedby="caption-attachment-16463" style="width: 288px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16463" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/CCx7lI5WYAAduBA.jpg" alt="" width="288" height="393" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/CCx7lI5WYAAduBA.jpg 600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/CCx7lI5WYAAduBA-320x437.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 288px) 100vw, 288px" /><figcaption id="caption-attachment-16463" class="wp-caption-text">Cevat Rıfat Atilhan&#8217;ın sahibi olduğu Milli İnkilap Dergisi&#8217;nin 1 Temmuz 1934 tarihli sayısı.</figcaption></figure>
<p>Zaten bütün Trakya’nın en baskın nüfusu gönderilen Ermeni ve Rum toplumundan sonra Yahudiler. Türk’ten fazla Yahudi olduğu da doğru. İspanya’nın İtalya’nın açık tehdidi var. Artık I. Dünya Savaşı bitmişse de hala o bölgelerde bu insanların gözü var. Mussolini, oralara saldıracağını belirterek çıkış yapıyor. Bu çıkış çok açık bir tehdit olarak algılanıyor, devlete de çok güzel bir fırsat doğuyor bence. Şöyle bir zihniyete gidiyorlar. Trakya’daki durumu bir teftiş edelim ondan sonra nasıl önemler alacağımıza bakarız diyorlar. Bu teftiş altında İbrahim Tali buraya umumi müfettiş olarak atanıyor. Bölgenin dört bir tarafını geziyor. Gezerken raporlar tutuyor. Tuttuğu raporlar ışığında da 1934’ün Haziran’ında bir iskân kanunu yayınlanıyor. Bu kanuna göre Trakya beş bölgeye bölünüyor. Birincil mıntıkalar kesinlikle yaşanmaması gereken bölge. Askeri mıntıka olarak hemen boşaltılacak oralar. Bütün oradaki nüfus başka yerlere aktarılacak. Tesadüfe bakın ki, buralarda ağırlıklı  olarak Yahudiler yaşıyor. İkincil bölgeler &#8216;az&#8217; bölgeler. Buralarda Türk ağırlıklı nüfusun barındırılması dışında bir şeye izin verilmiyor. Ve bunun da seyrek yapılması öneriliyor. Üçüncül mıntıkalarda da benzer bir politika var. Dördüncü mıntıkalarda artık Yahudiler de yaşayabilir ama ayrı mahallelerde bir arada yaşamamak koşuluyla.  Ve aynı iş kollarını kendilerinden sonra gelecek insanlara ya da dindaşlarına öğretmemek koşuluyla yani bu da bütün oradaki toplu Yahudi yaşamını yıkmak anlamına geliyor. Mesela, babanız marangoz ve siz Yahudiyseniz asla artık marangozluk yapamazsınız, babanız size işini aktarmak için dükkânını veremez kendi zanaatını öğretemez. Türk barındırmak zorundasınız. Bu kanunlar çok yürürlükte kalamıyor ama ciddi bir tartışmaya yol açtığı kesin. Zaten devlet bu kanunu uygulamayı da beklemeden, bana göre ciddi bir tezgâhla, bu sağcı faşist Nazi yanlısı yazarları devreye sokar, bunların başında Nihal Atsız, Cevat Rıfat Atilhan, Mehmet Esat Bozkurt gelir, halkı galeyana getirecek yazılar yazmaya başlar. Bu adamların yazdığı yazılarla birlikte tesadüfen halk Trakya’nın beş şehrinde beş günde ayaklanıyor. Türk halkı “tesadüfen” ayaklanıyor ve Yahudilere yönelik tacizler başlıyor. Kırklareli’de çok korkunç şeyler yaşanıyor. Edirne’de gene görece korkunç şeyler yaşanıyor. Kırklareli’de bir adam çırılçıplak soyuluyor sakalları kesiliyor, karısına ve kızına tecavüz edildiği söyleniyor ama bunun ispatı yok. Bunun dışında sürgüne gönderiyorlar.</p>
<h4>&#8220;İbrahim Tali’nin bütün raporları, Trakya’nın askerileştirilmesi, mıntıka olarak korunmasından öte bu bölgedeki Yahudilerin ekonomik gücünün ellerinden alınması üzerine&#8221;</h4>
<p><strong>-Nereye gönderiliyorlar? </strong></p>
<p>Nereye diye bir şey yok. Bütün bu şehirlerde günde bir kere var olan trenler, arka arkaya garlarda bekliyor. Bu insanlar defolup gitsin diye bütün hazırlık yapılmış zaten. Yapılan bütün hareketler korkutmaya ve göndermeye dayalı. Çok az insanın burnu kanıyor, evet bu gerçek ama yaşanılan şeyler de kötü. Yollarda trene gitmek için canlarını kurtarmak için bölgeden kaçmaya çalışırken çeteler tarafından önleri kesilip, parmağı kesilip yüzüğü alınan insanlar mı dersiniz, kafasının gözünün kırılıp iş yerindeki parasının çalınması mı dersiniz, bir sürü vaka yaşanıyor. Bence rastgele değil. Gayet planlı. Artık pek çok şey okuduktan sonra hikâyeyi şöyle görebiliyorsunuz. Devlet mercilerinin bu işten haberleri var. Neresi olduğunu tam anımsamıyorum, Kırklareli ya da Lüleburgaz’da Yahudilerin oturduğu bir sokak var, karakolun bütün ışıkları yanıyor ve o gece, o sokaktaki bütün Yahudilerin evlerinin camları kırılıyor. İnsanlar evlerden feryat figan bağırıyorlar. Aşağıdaki grup ‘ateşe verin evleri’ diye slogan atıyorlar. Bu insanlar yanmaktan korkuyor ‘polis yok mu imdat!’ diye bağırıyorlar. Karakolun bütün ışıkları açık, insanlar içeride ama hiç kimse dışarı çıkmıyor. Bunun aksi yönünde münferit tek bir olay var. Neresiydi o, onu da hatırlayamıyorum. Belediye Başkanı bu işlerin döndüğünü duyup bir sürü Yahudiyi tren istasyonunda yakalıyor ‘hemen geri dönüyorsunuz sizin canınız malınız bir bana emanet hiçbir şey yapılmayacak size’ diyor ve tek tek bu olayları çıkartanları yakalatıyor, hakikaten nezarete attırıyor ve orada tek bir burun bile kanamıyor, bir kişi bile göç etmeden geri dönüyor. Çanakkale’de benim konuştuğum aslında münferit pek çok olay var, dükkânı basılanlar, evleri taşlananlar, 20 gün boyunca evine dönemeyenler, kırsalda saklanan, hakikaten gemilere trenlere binip basıp giden bir daha asla geri dönmeyenler ya da ciddi bir zaman geçtikten sonra geri dönenler ama tez vakitte malını mülkünü satıp gidenler. Bu arada malını mülkünü satıp gitme meselesinde de halk çok kurnazca davranıyor.</p>
<p>Pek çok ciddi araştırmacının üzerinde anlaştığı tek bir nokta var, bu sermayenin dönüştürülmesi için yapılmış bir şey. İbrahim Tali’nin bütün raporları artık çıktı. Adamın bütün raporları, Trakya’nın askerileştirilmesi mıntıka olarak korunmasından öte bu bölgedeki  Yahudilerin ekonomik gücünün ellerinden alınması üzerine. Yazdığı bütün raporlarda şunu söylüyor: “Nereye gitsem her köşeyi bezirgân Yahudi tutmuş durumda. Şu iş kolu bunun elinde, bu iş kolu bunun elinde.” Bu bir mıntıka raporu değildir. Devletin ve resmi tarihin bu konuyu açıklaması şu dur ki: Efendim bölge tehlikeliydi zaten Yahudiler de I. Dünya Savaşı&#8217;nda “beşinci kol faaliyeti” yürüttü mü devlet emin olamadı, ‘beşinci kol faaliyetine’ istinaden biz bunları bir denetleyelim dediler aslında iyi niyetli. Bu sav çürüdü bugün. İki sene evvel I.Dünya Savaşı’nda şehit olan yüzlerce Yahudinin sergisi yapıldı bu ülkede.  Bu arada on yıllık Yahudi çalışması yapan bir antropolog olarak söyleyebilirim, ben tırnak içinde Müslüman Türk olarak görünen bir insan olarak benden çok daha milliyetçi benden çok daha vatanperver Yahudiler tanıdım. Ben tek bir örnek değilim. Milliyetçi bir insan olmadım hiçbir zaman.</p>
<p><strong>Kendini ispat etmek… Sorunlu bir bakış değil mi? </strong></p>
<p>Stockholm Sendromu, kastın buysa evet. Ama bir yandan cansiperane yaşadığın toprağı sevmek diye bir şey var. Munis Tekinalp falan gibi adamlardan bahsetmiyorum.</p>
<p><strong>Trakya olaylarına dönersek…</strong></p>
<p>Trakya’da olaylar 15 gün içinde başlıyor ve bitiyor aslında, bütün her yerde olduğu gibi. İlk Çanakkale’de başlıyor 21 Haziran&#8217;da ve sonrasında birer gün arayla dedikodu, fısıltı gazetesi nasıl çalıştı bilmiyorum ama Edirne’ye haber gelip ‘Yahudilere Çanakkale’de bir şeyler oluyormuş’ dendiğinde, aynı günün akşamı orada da başlıyor. Kümülâtif şekilde çok eş zamanlı yaşanıyor, aynı saat aynı dakika değil kastım çok polemik üretiliyor çünkü böyle söylediğim zaman. Arada bir-iki gün arayla olması da, aynı yöntemle olması da eş zamanlı olduğunu gösterir. 15 gün içinde bütün Trakya’dan çeşitli kaynakların üzerinde anlaşamadığı şekilde 3 bin ile 15 bin arası Yahudi yerinden oluyor. Bunların bir kısmı dönüyor bir kısmı asla geri dönmüyor.</p>
<p><strong>Nereye gidiyor bu insanlar?</strong></p>
<p>Çoğunluğu İstanbul’a kaçıyor ilk etapta. Sonrasında hızlıca daha İsrail kurulmadan Filistin’e göçler başlıyor. Bir kısmı Amerika’ya gidiyor. Otuzlu senelerin içinde hali hazırda. Bir kısmı gerçekten geri dönüyor. Benim aileme gelince en iyi bildiğim şeyden bahsedeyim. Benim anne tarafım Gelibolulu Varon ailesindedir. Son derece varlıklı ve rahat bir hayatları varmış.</p>
<p><strong>Aileniz neler yaşıyor o zaman? </strong></p>
<p>Ailem, baharat ticareti ve yapa (ayakkabının hammaddesi) imalatıyla uğraşıyorlarmış. Bir ayakkabısı imalathaneleri de var aynı zamanda. Bölgenin hatta yakınlardaki pek çok yerin bütün imalatı onlarda. Anadolu’dan gelen baharatı gemilerle Avrupa’ya özellikle İtalya’nın Livorno limanına, İspanya’ya gönderdikleri biliniyor. Varlıklı rahat bir hayat, bir öğleden sonra haziranda evin en büyük kızının sokakta yolu kesiliyor. ‘Kaçıracağız, tecavüz edeceğiz’ nidaları atılıyor. Aynı gün eve adamlar giriyor sorgusuz sualsiz. Eşyaları talan etmeye başlıyorlar. Canlarının çektiklerini alıyorlar. İstemediklerini kırıp döküyorlar. Pek çok yerde hikâye böyle işliyor, Çanakkale’de de böyle. Eve tanımadığınız adamlar giriyor.</p>
<h4><strong>&#8220;Trakya olaylarında, 6-7 Eylül’deki gibi &#8216;kahraman komşu hikâyesini&#8217; hiç duymadım&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Tanımadığınız adamlar?</strong></p>
<p>Tanımıyorsunuz komşusu değil. Ama Müslüman komşularda siniyor mesela. Trakya olaylarında, 6-7 Eylül’deki gibi ‘kahraman komşu hikâyesini’ hiç duymadım.  ‘Yan komşumuz geldi bizim apartmanın önüne dikildi burası benimdir beni çiğneyeceksiniz de öyle gireceksiniz’ gibisinden. Tanıdığımız yaptı diyen az insanı duydum. Mesela Yahudi bir beyin hikâyesi çok etkilemişti beni. Bu beyin pek çok çocuğu oluyor ama çocuklarının hiçbir kendi iş koluyla ilgilenmiyor.  İş arayan kendi akrabaları olmasına rağmen, dükkânına küçük yaşta annesiz babasız kalan Müslüman Türk çocuğu alıyor. Ve onu yetiştiriyor hakikaten öyle çok güzel bir ilişki kuruluyor ki aralarında, kendi evladı gibi her gün öğle yemeğini getiren, bayramda seyranda çoluk çocuğundan ayırmayan ona harçlığını veren, yattığı yeri düşünen bir ilişki modeli içindeler. Çanakkale’de 1934 olayları başlamadan gizli kapaklı toplantılar başlıyor sadece Müslüman Türklerin davet edildiği.</p>
<h4>&#8220;Ben bir tane Yahudi tanımadım ki, ‘Ben ölünce İsrail’e gömülmek istiyorum’ desin. Ya da ölmeye yakın İsrail’e göç etsin&#8221;</h4>
<p><strong>Kim yapıyor bunu?</strong></p>
<p>Türk ocakları</p>
<p><strong>-Bir nevi sivil toplum yani?</strong></p>
<p>Devlet elli sivil toplum kurumları diyorum ben Türk Ocakları’na. Bir gün bu oğlanda bu toplantılara katılıyor. Ve orada kışkırtıldığını düşünüyor o aile. Ertesi gün Çanakkale’de olaylar başladığında baba her zamanki gibi yanında çalışan çocuğa ‘hadi oğlum kapatalım artık eve gidelim yemek yiyelim’ diyor. Ben gelmeyeceğim diye huzursuzlanıyor. Adam ısrar edecek gibi oluyor ama genç adamdır, vardır bir derdi diye üstüne düşmüyor. Adam kalkıp evine gidiyor. Akşam yemeğini yedikten yaklaşık yarım saat sonra önce bir gürültü ardından da taşlı saldırı başlıyor. Evlerini taş yağmuruna tutanlar arasında evlatları yerine koydukları çırak oğlan da var. Bu aile Çanakkale’yi geçici bir süreliğine terk ediyor. Olaylar bittikten sonra geri dönüyorlar. Bu arada döndükleri zaman ev bir harabe, camlar kırılmış eşyalar talan olmuş, kilere kadar boşaltılmış. Yeni bir yaşam kurmak zorundasınız. Bütün dönüş hikâyeleri böyle Trakya olaylarında. Geriye bir şey kalmıyor sıfırdan hayata başlamak gibi. Evet, eviniz var, dükkânınız duruyor ama içi boşaltılmış, gittiğiniz koşullarla alakası olmayan bir şekilde. Ve her zaman o yeniden yaşanabilir tehditle birlikte. Kısa bir süre sonra şehri terk ediyorlar ve İstanbul’a yerleşiyorlar. Aradan yıllan geçiyor bu beyefendi vefat ediyor. Cenazesini Çanakkale’ye geri götürüyorlar orada gömülmek istediği için. Bahsettiğim vatan sevgisi bu işte. Ailenin İsrail’de de kolu var. Ben bir tane Yahudi tanımadım ki, ‘Ben ölünce İsrail’e gömülmek istiyorum’ desin. Ya da ölmeye yakın İsrail’e göç etsin. İsrail’e göç eden varsa bile ölmeye yakın buraya gelmeye çalışan çok insan tanıdım. Çanakkale’ye gömüyorlar. Cenazesine yıllardır yüzünü görmedikleri bu yanlarında çalışan çırak katılıyor. Ve aileden özür diliyor. Babaları çok iyi bir insan, hayattayken çok yardımsever ve kin tutmayı sevmeyen bir insan, “babamın hatırına affettik onu ama Allah biliyor ya ben onu Allah&#8217;a havale ettim varsa bir günahı Allah affediyorsa affetsin ben zaten affederim” dedi kadın bana. Ama bunun yarası hiç geçmemişti. Evet, tanıdığı insanlardan darbe görenler de var yardım görenler de. Benim anneannemin ailesinin kaçmasına yardım edenler, yanlarında çalışan hizmetli vasıflı insanlar. Bizimkiler apar topar şehri terk etmeye karar veriyorlar. Yanlarına çamaşır işlerine bakmak için gelen kadın bir sabah saati bütün aile için giysiler, bohçalar getiriyor. Yanlarında çalışan bir başka yardımcı üstlerine cepkenler dikiyor eve göz kulak olmaya çalışıyorlar, bir işe yaramıyor tabii, ama kaçmalarına yardım ve yataklık eden bu insanlar. İstanbul’a geliyorlar ve oraya yerleşiyorlar. Bir daha geri dönmeye gözleri yemiyor. Çünkü benim gördüğüm ne kadar zenginseniz o kadar büyük tehdit var aslında. Çünkü zaten açık tehdit size dönük. Daha alt gelir gruplarına az dokunulmuş , dönseler de göz yumulmuş. Daha yukarılardaki gelir grupların asla dönmemesi tercih edilen şey. Bizimkiler söz konusu olduğunda öyle olmuş. Burada feci bir fakirlik başlıyor.  Yanlarında para ve mücevher dışında başka hiçbir şey yok. Onlarda bir süre sonra suyunu çekiyor. Burada bambaşka bir hayat yaşamaya başlıyorlar.</p>
<p><strong>Nasıl bir hafıza kaldı pogromun ardından? </strong></p>
<p>Korkunç bir şey. Bu hikâyeyi pek çok insan çoluğuna çocuğuna anlatmamıştı. Benim görüştüğüm insanlar da dâhil. Hatta pek çoğu şey “sus”dedi. O kadar ısrarlı soruyordum ki, çünkü benim ailemin hikâyesiydi ve ben parça birleştirmek, kendi ‘puzzle’ımı ortaya çıkarmak için sahaya çıkmıştım. Pek çok insan artık susayım ve bir daha gelmeyeyim diye anlattı. Ve anlattıktan sonra kendi çocuklarının yaşananları bilmediklerini, bilsinler de istemediklerini söylediler. O nefretle büyümesinler kendilerini güvende hissetsinler güvensizliği yaşamasınlar diye. Çok anlaşılır bir kaygı bu. Kocasına anlatmayanı tanıdım. Bir kadın çocukken yaşadıklarını asla kocasına anlatmadığını, hafızasında kalan şeyleri ilk defa biriyle paylaştığını söyledi.</p>
<p><strong>Niye anlatmıyorlar?</strong></p>
<p>Kendi içlerinde bile konuşmuyorlar. Hani hep denir ya böyle bir komplo teorisi vardır: Yahudiler kendi içlerinde konuşup dışarıda konuşmazlar. Hayır, kendi içlerinde de konuşmuyorlar. Çünkü bu travmalarla yaşamak zor bir şey. Benim büyük teyzem, anneannemin ablası bana bu göç hikâyesini o anlattı anneannem öldükten sonra. Ağır bir hastalık geçiriyordu, artık ölüm döşeğindeydi. Bana anlattıktan altı ay sonra kaybettik onu. Anlatırken tek bir şey sordum: Kim istemedi sizi orada, kim? Etrafına bakındı sesini düşürdü. Bana böyle yapıp (sus işareti yaparak) ‘Atatürk bizi orada istememiş’ dedi. Bunu ben pek çok insandan duydum. Bu çok can acıtan bir şey. Atatürk orada bir insanı temsil etmiyor sadece. Aynı zamanda bir devleti, zihniyeti ve yönetimi temsil ediyor. Bugün AKP dediğimizde Tayyip Erdoğan’dan bağımsız tarif edemezsiniz. Tayyip Erdoğan dediğimizde AKP’den bağımsız düşünemeyiz. Bu ikisinin temsiliyet gücü aynıdır benim için.</p>
<p><strong>Genel olarak Atatürk&#8217;ün istemediği söylemi belirgin mi? </strong></p>
<p>Çok belirgin.</p>
<h4>&#8220;&#8230;Birbirini tanımayan bir sürü insan Trakya olaylarını anlatırken &#8216;Göz yakmayan soğan acı vermeyen Türk olmaz&#8217; dedi. Aynı yerde yapılmadı bu görüşmeler. Birbirinden bağımsız zamanlarda yapıldı. Bazıları birbirlerini tanımıyordu bile&#8230;&#8221;</h4>
<p><strong>Mesela Dersim konusunda o kadar belirgin değil. Şöyle bir şey, Dersim’deki katliam sırasında  Mustafa Kemal’in bir mesiyanik bir şekilde, at ile gelip kurtardığı rivayeti var. Genellikle Mustafa Kemal’e rağmen yapıldığı inancı hakimdir, kulaktan kulağa geçen söylentilerde.</strong></p>
<figure id="attachment_16469" aria-describedby="caption-attachment-16469" style="width: 291px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16469" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/ataturk-ve-riza-pehlevi.jpg" alt="" width="291" height="218" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/ataturk-ve-riza-pehlevi.jpg 560w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/ataturk-ve-riza-pehlevi-320x240.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 291px) 100vw, 291px" /><figcaption id="caption-attachment-16469" class="wp-caption-text">Mustafa Kemal, İran Şahı Rıza Pehlevi ile 1934&#8217;ün  25 Haziran&#8217;ında Çanakkale&#8217;de.</figcaption></figure>
<p>Bu çok belirgin. Dersim zamanlaması itibari ile Atatürk&#8217;ün hasta olduğu devre. Benim demek istediğim Mustafa Kemal&#8217;den bağımsız değil zaten. Tabii ki özellikle de bahsettiğiniz o dönemleri yaşamış o kuşakta Mustafa Kemal’i bir aklama çabası ister istemez var. Çünkü adamlar için yaşadıkları toprağı kurtaran onlara yaşam hakkını veren, burada bir cumhuriyet kuran, hesapta eşit vatandaşlık veren bir adam söz konusu. Bir yandan da çok özür dilerim ama hoşa gitsin ya da gitmesin sevmek zorundasın. Ama 1934 olayları söz konusu olduğunda Atatürk hasta değil, hali hazırda hayatta ve daha da korkuncu bu olayların yaşandığı dönemde bu bölgelerde bulunmuşluğu da var. Üstelik elimizdeki verilerde, gazetelerde çıkan haberlerde İbrahim Tâli’nin Mustafa Kemal tarafından gönderildiği ve Trakya haberleri var. İnsanların ellerinde bunu aklayabilecekleri veri yok. İnan ki, bütün samimiyetimle söylüyorum, bu verinin olmasını da çok diliyorlar bir yandan da. Çünkü bu onların hayatlarını kolaylaştıran bir şey değilmiş. Bu açıkça söyleniyor mu dersen hayır “off the record” hikâyelerle söyleniyor. Üç-dört farklı versiyonu var. Birincisi, Çanakkale’den İran Şahı geliyor Atatürk ile birlikte bir gezideler. Bu gezi sırasında Çanakkale’den de geçiyorlar. Trakya olaylarının da tam olarak başlamaya yüz tuttuğu evre. Bütün yerel halk karşılamaya gidiyor. Yahudiler de var bu karşılama komitesinde. Ve yerel halktan bir Yahudi ‘Paşam, bir maruzatım var’ diyor. Atatürk de “Buyur adını ve maruzatını söyle” diyor. Yahudi adam adını söylüyor, ‘Paşam bizi burada istemiyorlar, göndermeye çalışıyorlar yardım edin bize’ diyor. Paşa dönüp soruyor ‘Kim sizi burada istemeyen?’. “Halk paşam” diyor. &#8216;Halk bizi burada istemiyor&#8217;. Atatürk duruyor şapkasına uzanıyor; ‘Eğer halk bir gün beni burada istemezse ben şapkamı alır giderim. Size de aynısını tavsiye ederim” diyor. Bunu hiçbir gazetede okuyamazlar. Anlatılan hikâye bu, çok yaygın bir anlatımdır pek çok kitapta da çıkar. Şimdi başka bir anlatıya göre ki, bu hiç kimsenin görüp duyamayacağı bir şey. Hani vardır ya halk mitolojileri. Hikâyenin içeriden nasıl göründüğünü, düşünüldüğünü ve planlandığını çok iyi ortaya koyan hikâyeler. Atatürk ve silah arkadaşları Çankaya’da bir akşam köşkte içki sofrasındalar. Kazım Karabekir orada, İnönü orada bütün o içki camiası hep birlikte otururlar. Tesadüfe bakın o gece paşanın canı rakı yerine bira çeker. Gecenin sonunda artık bütün sofra toplanmıştır. Sadece içki bardakları kalmıştır. Karabekir atılır ve ‘Paşam, memleketi büyük ölçüde temizledik. Rum gitti, Ermeni gitti, şunlarla davamızı çözdük bununla davamızı çözdük ama Yahudiler duruyor ne olacak memleketin hali, ne yapacağız bunlarla?’ der. Paşa bir Karabekir’e bakar sonra önündeki bira bardağına, bir hareketle vurur ve bardağı devirir. Bütün bira beyaz masa örtüsünün üzerine yayılır. Bunun üzerine paşa dönüp “Şu anda görüyorsun ya bütün örtünün üzeri köpük, birazdan bu köpük sönecek ve biranın özü kalacak işte yakında memleketin ahvalide bu olacak” der. Bu da bir anlatı. Bir de çok tatsız laf öğrendim ben. Trakya olaylarını anlatırken pek çok insan tekrar etti bunu “Göz yakmayan soğan acı vermeyen Türk olmaz”. Bu İspanyolca bir deyim. Çok uzun yıllarca da kullanıldığına adım gibi eminim. Sorduğumuz zaman hiçbir Yahudi ‘Ben bunu biliyorum’ demez. Ve çok acayip, birbirini tanımayan bir sürü insan Trakya olaylarını anlatırken “Göz yakmayan soğan acı vermeyen Türk olmaz” dedi. Aynı yerde yapılmadı bu görüşmeler. Birbirinden bağımsız zamanlarda yapıldı. Bazıları birbirlerini tanımıyordu bile&#8230;</p>
<p><strong>Kaç</strong> <strong>kişi</strong> <strong>bundan</strong> <strong>etkileniyor,</strong> <strong>ölen</strong> <strong>var</strong> <strong>mı?</strong></p>
<p>Bir tane adamın öldüğünü biliyoruz, kızına tecavüz edilirken kurtarmaya çalıştı vs. deniliyor. Başka da münferit olay bilmiyoruz ama zaten Ermeni Soykırımı gibi büyük bir olaydan bahsetmiyoruz. 6-7 Eylül gibi devlet planıyla hareketlendirilmiş bir şeyden de bahsetmiyoruz. Daha küçük ama daha organize daha planlı ve devletinde göz yumduğu bir şeyden bahsediyoruz.</p>
<h4>&#8220;500 yıllık bir şecerem var benim, niye gideyim!&#8221;</h4>
<p><strong>Ne</strong> <strong>kaldı</strong> <strong>pogromdan</strong> <strong>geriye</strong> <strong>Trakya’da?</strong></p>
<p>Bugün Trakya’nın tamamında toplasanız iki elin parmağını geçmez yaşayan Yahudi sayısı. Çanakkale’de, Kırklareli’nde ikişer kişi kalmıştır. Edirne’de varsa üç kişi vardır ve Edirne bir dönemin Yahudi başkenti sayılabilecek kadar büyük nüfusuna sahipti. Ve hakikaten gittiğiniz zaman Yahudi mimarisini görmemiz çok mümkündü bundan belki on-yirmi sene öncesine kadar. Ama özellikle geçen son on senede bu ülkenin her köşesinin çok hızla değiştiğini düşünüyorum. Bugün artık geriye kimsenin kalmaması çok önemli bir veri. En son 70’lere kadar görece kalabalık nüfusla yaşadılar ama her zaman Müslüman halktan az olmak kaidesiyle. Dolayısıyla İbrahim Tali’nin tutuğu raporların ışığında örgütlenen planın çok başarılı olduğunu söyleyebilir. 6-7 Eylül’den daha başarılı bir operasyon yaptıkları da kesin. Çünkü bugün bir dönem Nihal Atsız’ın, Atilhan’ın söylediği çok doğru: “Çanakkale çarşısına gidin bakın bütün esnaf Yahudi diye veryansın eder. Alacağız biz onların elinden bunu, Türk uşağı Türk parası yiyecek” gibi. Şuursuzluk çok had safhada. 1934 devletin göz yumduğu, yerelde örgütlediği, başarıya ulaştığı çok ciddi bir eylem planı. Çok az insanın yerinden edilmiş olması da bir şey vermiyor bize. Yahudiler güvensizliği öğrendiler ve bu devlete bir daha güvenmemeyi de öğrendiler. Bugün Yahudi toplumunun maruz kaldığı anti-semitizm de ve buna susmasında da bunun cevabını buluruz. Sen 1934’te yok yere benim evime saldırırsan ve devlet buna ‘dur’ demezse hiçbir yerel merci buna karışmazsa…. 6-7 Eylül’de bütün bu saydıklarım yapıldı asker Taksim’de bekledi. Ve müdahale etmedi o insanlara. Bunu bugün biliyoruz artık. Orgeneral kimdi, neden askere &#8216;müdahale et&#8217; emri vermedi bütün bunlar Yassıada’da mahkemede görüşüldü ve ortaya döküldü. Bütün bunların günahları ortaya çıktı. Evet, Rumlar da aynı şeyi yaşadılar ‘Bizim canımıza kastedildi, devlet sustu’ dediler bir kısmı 1964’te gönderildi, zorla vatandaşlıktan çıkarıldı toprağından edildi, geri kalanlarda biraz 1964, biraz 6-7 Eylül sebebiyle bu ülkeyi çok büyük oranda terk etti. Bu insanların terk edebilenleri gitti ama fakir olanları gitmedi. İsrail’e zengin olan biri gitmez. Sanıldığının aksine insanlar bu coğrafyaya çok bağlı. Parası var diye de gitmiyor değil. Burada bir Yahudi’nin parasının olması büyük tehlike. İsrail’e gitse o parayla çok daha rahat yaşayabilir. Ama bunu kabul etmek lazım insanların  bu coğrafyaya bir bağlılıkları var. Ve herkes kadar burada kalmaya ve bu topraklarda yaşamaya da hakları var. Hrant hep derdi ya: “Evet bu topraklarda gözümüz var ama alıp devlet kurmak için değil en dibine girip yatmak için”. Hakikaten böyle. Ölmek için gelir bir Yahudi buraya, yeniden toprağında olabilmek için. Sadece Sefaradlar diye baktığımızda bile. 1934 olaylarının mağduru çok büyük ölçüde Sefaradlar. Zaten en aşağı 600 yıllık bir tarih süresince burada bu adamlar. 1492’de geliyorsun ve bildiğin tek toprak burası. 500 yıllık bir şecerem var benim niye gideyim!</p>
<h4>&#8220;6-7 Eylül daha devlet teşkilatıyla götürülen ama 1934 yerelde teşkilatlanarak götürülen bir hikâyeydi&#8221;</h4>
<p><strong>Ben bu röportajı üç parça düşündüm pogrom, anti-semitizm ve Avlaremoz konuşmak istemiştim. Son olarak ne söylemek istersin…</strong></p>
<p>Yani ben kimsenin söylemediği bir şeyi söylemeyi çok önemsiyorum. Tarihi kim nerede açarsa okuyor.  On yıldır her sene 28 Haziran’da bir şeyler yazılıyor çiziliyor. Tarihi okumak çok mümkün ama galiba nokta atışı yapmak çok önemli burada çünkü literatürde boş bırakılan alan o. Bu, devletin göz yumduğu bir pogromdur. 6-7 Eylül nasıl pogromsa bu da öyle bir pogromdur. Burada 6-7 Eylül’den farklı olan şey komşudan da yardım/destek görülememiştir. Bu bana örgütlenme çok iyiydi, habersiz değildi hissiyatı veriyor. 6-7 Eylül daha devlet teşkilatıyla götürülen ama 1934 yerelde teşkilatlanarak götürülen bir hikâyeydi. 6-7 Eylül tepeden indi ve birileri tarafından gaza gelinerek hakikaten kendiliğinden bir şekilde ortaya çıktı. Ama 1934 belli ki yerelde planlanıp örgütlenip teşkilatlanarak yapılmış planlı programlı bir eylemdi. Yerel yönetimlerin büyük günahı olduğunu düşünüyorum. Kimsenin yargılanmaması benim bu savımı destekliyor. Birkaç kişiyi göstermelik tutukluyorlar. Üç-beş gün hapis yatırıyorlar. Çapulcuydu bu işi yapanlar diyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Ana görsel<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2013/02/turkiyede-yahudi-aleyhtarligi-ve-trakya-olaylari.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> tarih ve medeniyet </a>adlı siteden alınmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/05/bes-yuz-yillik-misafirlik-turkiye-yahudilerinin-dunu-bugunu-yarini/">Beş yüz yıllık ‘misafirlik’! : Türkiye Yahudilerinin dünü, bugünü, yarını…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/05/bes-yuz-yillik-misafirlik-turkiye-yahudilerinin-dunu-bugunu-yarini/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
