<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/insan-haklari-avrupa-mahkemesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/insan-haklari-avrupa-mahkemesi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Jan 2022 09:43:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/insan-haklari-avrupa-mahkemesi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;TCK 299 İfade Özgürlüğü Üzerinde Tehdit Oluşturuyor&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/25/tck-299-ifade-ozgurlugu-uzerinde-tehdit-olusturuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kadri İnce]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jan 2022 09:43:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[CMK]]></category>
		<category><![CDATA[cumhurbaşkanına hakaret suçu]]></category>
		<category><![CDATA[ifade özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=77956</guid>

					<description><![CDATA[<p>TCK’nın 299. maddesinde yer alan Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu, ifade özgürlüğüne uygun olup olmadığı tartışmalı haldeyken günümüz uygulamalarıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına da bir tehdit haline dönüşmüştür. Bu nedenle TCK’nın 299. maddesini hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hem de ifade özgürlüğü bağlamında ele almaya çalışacağız.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/25/tck-299-ifade-ozgurlugu-uzerinde-tehdit-olusturuyor/">&#8216;TCK 299 İfade Özgürlüğü Üzerinde Tehdit Oluşturuyor&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ol>
<li><b>Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunda Tutuklamanın Hukukiliği</b></li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">Son 6 yılda Cumhurbaşkanına Hakaret suçundan binlerce soruşturma ve dava açılmış, onlarca kişi tutuklanmıştır.</span></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-77957 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/01/tck-299.jpg" alt="TCK 299" width="570" height="464" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir kişi hakkında tutuklama tedbirinin uygulanması için kişinin delilleri karartma yahut kaçma şüphesi bulunması ve bu durumun somut delillerle ortaya konulması gerekir. Ayrıca bahse konu suç hakkında öngörülen cezanın alt-üst sınırı da tutuklama kararının verilmesinde etkilidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tutuklamanın, tedbir niteliğinde bir karar olduğu unutulmamalıdır. Tutuklama ile güdülen amaç henüz verilmeyen bir cezanın infazı değil, yargılamanın güvenliğinin sağlanmasıdır. İlgili suç yönünden inceleme yaptığımızda:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Suç için öngörülen cezanın alt-üst sınırları tutuklama için düşük mahiyettedir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Suça ait delillerin genellikle ortada olması (zira bu suç büyük çoğunlukla medya ya da aleni konuşmalar sırasında meydana gelmektedir) nedeniyle karartılmasının mümkün değildir.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Bahsedilen bu durumlar göz önünde bulundurularak, kişilerin bu suç nedeniyle tutuklanması hem CMK’ya hem de yerleşik ulusal ve uluslararası mahkeme kararlarınca çizilen içtihatlara aykırı olduğu açıktır. Bu noktada değinilmesi gereken bir husus da, bu suçla ilgili yürütülen soruşturmalar esnasında kişilerin gözaltına alınmasıdır. Her ne kadar gözaltı işlemi cumhuriyet savcılarının takdirindeyse de, kaçma şüphesi bulunmayan kişilerin özgürlüklerinden mahrum edilerek gece yarısı operasyonlarıyla gözaltına alınması hukuk devletinin temel sınırlarıyla çelişmektedir. Atılı suçun ifade özgürlüğüyle ilgili tartışmalı bir yönünün olması da düşünüldüğünde, bu işlemlerin toplum üzerinde oto-sansür etkisi doğuracağı toplum adına soruşturma yapan makamlarca unutulmamalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) de, Cumhurbaşkanına hakaret davalarında, kişilerin hiçbir şekilde gözaltına alınmasını, tutuklanmasını yerinde bulmamaktadır. Çünkü doğası gereği böyle bir yaptırım, özellikle cezanın etkileri dikkate alındığında, ilgili kişinin kamu yararına ilişkin konularda kendini ifade etme istekliliği üzerinde kaçınılmaz olarak caydırıcı bir etkiye sahip olacaktır.[1]</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak; kişilerin bu suç nedeniyle gözaltına alınması ve tutuklanması CMK’da amaçlanan ‘tedbir’ ölçülülüğünü aşmıştır. Bir cezalandırma ve sansür mekanizması haline gelmiştir. Bu uygulamalar mevcut haliyle ifade özgürlüğüyle beraber kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını tehdit eder niteliktedir.</span></p>
<ol start="2">
<li><b> Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunun İfade Özgürlüğü Yönünden İncelenmesi</b></li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa’nın 26., İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 10. maddesinde düzenlenen ve güvence altına alınan ifade özgürlüğü, demokratik toplumun olmazsa olmazlarındandır ve kısıtlanması çok ciddi şartlara bağlanmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İfade özgürlüğü, demokratik toplumun temellerinden birini oluşturmaktadır. Sadece lehte algılanan veya zararsız yahut önemsiz görülen “bilgi” ve “fikirler” değil, incitici, şok edici veya rahatsızlık uyandırıcı olanlar bakımından da geçerlidir. [2] </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Değinilmesi gereken bir diğer nokta ise, halka mal olmuş kişiler eleştiriye maruz kaldığında ifade özgürlüğünün ne şekilde ele alınacağıdır. Bu konu İHAM’ın bir kararında şöyle dile getirilmiştir:</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Kabul edilebilir eleştirinin sınırları, sıradan bir kimse ile karşılaştırıldığında halka mal olmuş bir kişi sıfatıyla hareket eden siyaset adamları için daha geniştir. Siyasetçilerin fiil ve davranışları, kaçınılmaz olarak ve bilinçli bir şekilde, gazetecilerin olduğu kadar vatandaşların da sıkı bir denetimine tabidir. Bir siyaset adamı, özellikle de kendisi eleştiriye yol açabilecek halka açık konuşmalar yaptığı zaman daha fazla hoşgörü göstermelidir.</span></i><span style="font-weight: 400;">[3]</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca İHAM, suç teşkil eden konularda Cumhurbaşkanına daha fazla koruma sağlayan özel bir hüküm kapsamında kişilere cezai bir yaptırım uygulanmasının İHAS’ın ruhuna aykırı olduğunu belirtmiştir. [4]</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu açıklamalar ışığında Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinin uygulanması nedeniyle başlatılan ceza yargılamalarının ifade özgürlüğü üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu söylemek gerekir. Hali hazırdaki düzenleme TCK m.125’de düzenlenen hakaret suçundan daha nitelikli bir haldedir ve uygulama alanı çok geniştir. Dahası 299. madde, suç alenen işlendiğinde ceza artırımı öngörmektedir ve bu durum medya üzerinde fiili bir sansüre yol açmaktadır. Bu nedenle mevcut uygulamada bir devletin kendi devlet başkanının itibarını korumadaki çıkarı ile devlet başkanı hakkında tüm toplumun bilgi verme ve görüş açıklama hakkı bir teraziye konulmalı ve oluşan orantısızlık giderilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Orantısız bu düzenlemeyle ilgili Venedik Komisyonu, bazı önerilerde bulunmuştur. Görüşte TCK m.299 uyarınca çok sayıda gazeteci, yazar, sosyal medya kullanıcısı hakkında soruşturma veya dava açıldığı, ilgili maddede bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasının öngörüldüğü, bu suçun alenen işlenmesi halinde altıda bir oranında cezada artırım yapılabildiği, bunların birey üzerinde oto-sansür etkisi yaratacağı, caydırıcı etkiye sebep vereceği, Devlet Başkanına hakaretin suç olmaktan çıkarılması veya bu suçun sadece çok ağır sözlü saldırı biçimleriyle sınırlanması gerektiğine işaret eden Avrupa mutabakatının dikkate alınması gerektiği belirtilerek, Sözleşmenin 10. maddesinin daha fazla ihlal edilmesinin önlenmesi için tek çözümün 299. maddenin tamamen yürürlükten kaldırılması olduğu ifade edilmiştir. [5]</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tartışılması gereken son husus ise, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle beraber düzenlemenin amacından sapmış olup olmadığıdır. Zira ilgili düzenleme yapılırken parlamenter sistem yürürlükteydi. Maddenin gerekçesinde </span><i><span style="font-weight: 400;">“Cumhurbaşkanının Devleti temsil etmesi ve Anayasa’da belirtilen görev ve yetkileri göz önüne alınarak onun kişiliğine yöneltilen hareketin bir bakıma Devlet kuvvetleri aleyhine cürümlerden sayılması gerektiği düşüncesinden hareketle” </span></i><span style="font-weight: 400;">cumhurbaşkanına hakaretin ayrı bir suç olarak düzenlendiği belirtilmiştir. Parlamenter sistemdeki cumhurbaşkanının niteliklerinden birisi ise ‘tarafsız’ olmasıydı. Cumhurbaşkanı eğer bir partiye üye ise seçildikten sonra partiyle ilişiği kesilmekteydi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Devlet başkanına hakaret suçunun düzenlendiği farklı ülkelerdeki düzenlemeler incelendiğinde; parlamenter demokrasilerde, tarafsız ve siyasi olarak sorumsuz cumhurbaşkanı, devlet başkanı ya da monarkı, siyasi tartışmaların dışında tutmayı amaçlandığı görülmektedir. Bizzat kendisi partili olmak suretiyle taraf olan Cumhurbaşkanının seçimle geldiği ve yürütme organını tek başına temsil ettiği başkanlık sistemlerinde bu suç ve cezanın varlığı, gerekçeden ve meşruiyetten yoksundur.[6] </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak; fiili olarak partili olan cumhurbaşkanına hakaret suçunun kaldırılması yahut ağır hakaret ve saldırılarla sınırlı tutulması gerektiği görüşündeyiz. Ayrıca suçun ‘alenen’ işlenmesinin nitelikli hal olarak görülmesi de hatalıdır. Zira düzenleme bu yönüyle sivil toplum ve medya üzerinde baskı unsuru olarak kullanıma açık olacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[1] Şorli &#8211; Türkiye par. 45</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[2] Observer ve Guardian – Birleşik Krallık par. 59</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[3] Oberschlick – Avusturya par. 59</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[4] Şorli &#8211; Türkiye par. 47</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[5] Venedik Komisyonu’nun 15 Mart 2016 tarihli ve 831/2015 sayılı görüşü</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[6] Denge ve Denetleme Ağı’nın “İfade Özgürlüğünü Sınırlayan Hakaret Suçu, Ceza Kanunundan Çıkmalı” başlıklı politika belgesi</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/25/tck-299-ifade-ozgurlugu-uzerinde-tehdit-olusturuyor/">&#8216;TCK 299 İfade Özgürlüğü Üzerinde Tehdit Oluşturuyor&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İHAM Başkanı Spano’nun Türkiye Ziyareti ve Hak Hareketinin Ahvali</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/04/iham-baskani-spanonun-turkiye-ziyareti-ve-hak-hareketinin-ahvali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Sep 2020 06:30:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[hak savunuculuğu]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Ragnar Spano]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=57715</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye siyasi muhalefeti ve sivil toplumu, hukuki güvenliğin en kötü dönemlerinden birinde İHAM başkanının Türkiye’yi ziyaret ettiği bir sürecin sadece seyircisi olmamalıydı. Olmayabilirdi. Önümüzdeki süreçlerin benzer şekilde yürümemesi ve neticelenmemesi adına bu ziyaret vesilesiyle konvansiyonel yöntemlerin neyi ıskaladığının muhasebesinin yapılması elzemdir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/04/iham-baskani-spanonun-turkiye-ziyareti-ve-hak-hareketinin-ahvali/">İHAM Başkanı Spano’nun Türkiye Ziyareti ve Hak Hareketinin Ahvali</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) başkanı Robert Ragnar Spano’nun Türkiye’ye 3-4 Eylül tarihlerini kapsayacak bir ziyarette bulunacağı ve İstanbul Üniversitesi’nden fahri doktora alacağı haberi, Spano muhtemelen valizini hazırladıktan sonra gündemimize girebildi.</p>
<p>Anadolu Ajansı’nın (AA) konu ile ilgili yaklaşık üç ay önce <a href="https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/aihm-baskani-spano-eylulde-turkiyeye-gelecek/1875361">verdiği habere göre</a> ziyaret, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün daveti üzerine gerçekleşiyor ve Spano 3 Eylül&#8217;de gerçekleştirilecek 24. Dönem Hakim ve Savcı Adayları Eğitimi Açılış Programı&#8217;nda eğitim döneminin ilk &#8220;insan hakları&#8221; dersini vermek üzere geliyormuş. Nitekim öyle de oldu. Spano bu programda bir konuşma yaptı.</p>
<p>Spano’nun geldiği Türkiye atmosferi,  15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen ve iki yıl kesintisiz devam eden Olağanüstü Hal (OHAL) ve ardından <a href="https://www.ihd.org.tr/surekli-ohali-duzenleyen-7145-sayili-kanun-hakkinda/">7145 sayılı kanun ile</a> OHAL’de kullanılacak yetkilerin 3 yıllığına uzatıldığı, yani OHAL’in bazı yetkilerinin halen cari olduğu bir atmosferdir. İHAM’ın bu atmosfere katkısı oldukça tartışmalı ve hakkın tahakkukunu en az beş yıl geciktirecek bir kararla yaklaşık 25 bin başvuruyu “OHAL komisyonuna gidin” diyerek reddetmesiyle <a href="https://www.bbc.com/turkce/40255618">olmuştu.</a> Öte yandan İHAM’ın bugüne kadar Türkiye aleyhine verilmiş 18. madde ihlali kararlarının ikisi peş peşe Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala ile ilgili verilmişti. Bu kararlar özetle söz konusu yargılama ve tutuklamaların “hukuki değil politik olduğu” anlamına geliyor. AK Parti hükümetinin Demirtaş kararına ilişkin tepkisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın &#8220;AİHM&#8217;in verdiği kararlar bizi bağlamaz. Biz karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz&#8221; demesiyle olmuş ve aynen de öyle <a href="https://www.aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/cumhurbaskani-erdogan-aihmin-verdigi-kararlar-bizi-baglamaz/1316443">yapılmıştı.</a> Sonuç olarak Demirtaş da Kavala da İHAM’ın kararını teyit eden hamlelerle içeride tutulmaya devam ediyorlar.</p>
<p>Spano’nun gelişine ilk açık tepki görebildiğim kadarıyla ziyaretten üç gün önce, 31 Ağustos’ta Mehmet Altan’dan geldi. Altan, <a href="http://p24blog.org/yazarlar/4505/aihm-baskani-na-acik-mektup">mektubunda</a> İstanbul Üniversitesinin darbeci Kenan Evren’e de fahri doktora unvanı verdiğini hatırlatıyor, “beni KHK ile ihraç edenler ile size fahri doktora verecek kişiler aynı kişiler” diyordu. Aynı gün bir yazı yazan Eski İHAM yargıcı Rıza Türmen, Spano’nun değinmesi gereken konuları <a href="https://t24.com.tr/yazarlar/riza-turmen/turkiye-ye-hos-geldiniz-baskan-spano,27854">hatırlatıyordu.</a> Eğer diğerlerini gözden kaçırmadıysam uluslararası kuruluşlardan <a href="https://twitter.com/RSF_tr/status/1300423939194327046">RSF</a>, Türkiye merkezli İnsan hakları kuruluşlarından sadece İHD’nin Spano’ya bir mektup yazdığını gördüm. “Sadece iktidar yetkilileri ile değil hukuk ve insan hakları alanında çalışan kurumlarla da görüşme çağrısı” yapan İHD’nin mektubu, Türkiye’deki insan haklarının durumunu özetleyerek “Bu koşullar altında Türkiye’ye yapacağınız ve sadece devlet kurumlarını muhatap alacağınız bir ziyaret, tüm bu olanlara göz yumduğunuz, onay verdiğiniz anlamına gelebilecektir.” vurgusunu <a href="https://www.ihd.org.tr/avrupa-insan-haklari-mahkemesi-baskani-sayin-robert-spanoya-acik-mektup/">içeriyordu.</a> Siyasi partilerden de yalnızca HDP’nin tepki verdiğini görebildim. Eş Genel Başkan Mithat Sancar’ın imzasını taşıyan açık mektupta Spano’ya “Türkiye&#8217;deki insan hakları sorunlarını gündeme getirmesi ve İstanbul Üniversitesi&#8217;nden alacağı fahri doktorayı gözden geçirmesi” çağrısı <a href="https://hdp.org.tr/tr/sancar-dan-aihm-baskanina-istanbul-da-verilecek-fahri-doktorayi-kabul-kararinizi-gozden-gecirmelisiniz/14579">yapılıyordu.</a></p>
<p>Türkiye’nin içinde bulunduğu ahval ve şeraiti en iyi bilmesi beklenen aktörlerden biri olan Spano’nun bu ahval ve şerait içinde Türkiye’ye gelmesi ve KHK sicili kabarık bir yönetimdeki üniversiteden fahri doktora alacak olması hiç şüphesiz AK Parti hükümetinin son yıllarda Avrupa kurumları nezdinde yürüttüğü “tam saha press” lobisibin bir başarısıdır. Mehmet Altan yazısında <em>“Ahmet Altan dosyası görüşülmesin, eğer bir gün görüşülürse de kesin bir ihlal çıkmasın diye kimlerin nasıl ve hangi gayretler içinde olduğundan da haberdarız.”</em> derken hiç şüphesiz bu tam saha press lobisinden bahsediyor. Bu hükümet başarısı, hak hareketi için pek iyi bir gelecek vadetmemekle birlikte muhalefet için de önemli bir yenilgi sayılabilir. Muhalefet ve hak hareketinin bu lobi girişimine hazırlıksız yakalanmış olabileceğine dair düşüncem, AA’nın ziyareti üç ay önceden haber verdiğini öğrenince değişti.</p>
<p>Hükümetin uluslararası alanda ve İHAM nezdinde sicilinin oldukça problemli olduğu bir dönemde Spano&#8217;nun Türkiye ziyaretinin Avrupa’daki sivil toplum ve kamuoyunu da hareketlendirmesi beklenirdi. Göründüğü kadarıyla böyle bir hareketlilik yok. Türkiye muhalefeti ve hak örgütleri de, Spano neredeyse yola çıktığında ona seslenmeye başladılar. Oysa bu çağrıların Avrupa kamuoyuna ulaşması, gündemleşmesi ve mahkeme üzerinde baskı yapması haftalar sürebilir, dolayısıyla bu çağrılar ve tepkiler çok daha erken başlamalıydı. Peki neden başlamadı ya da başlayamadı?</p>
<p>Türkiye muhalefeti ve hak hareketinin son umudu, Spano&#8217;nun Türkiye&#8217;de bulunduğu süre içinde hukuk ve insan hakları bağlamında bir manifesto aşk etmesi. Bunun kısmen yapıldığı da söylenebilir, haberlere göre Spano Adalet Akademisindeki konuşmasında sözü darbe girişimi sonrasında tutuklanan ve İHAM’ın hakkında ihlal kararı verdiği Anayasa Mahkemesi (AYM) üyesi Alparslan Altan’a getirmiş ve AYM’nin kararını <a href="https://serbestiyet.com/haberler/gundem/aihm-baskani-ankarada-feto-tutuklamasini-elestirdi-40448/">eleştirmiş.</a> Ayrıca iktidarın mahkemeleri kontrol edemeyeceğini vurgulamış ve “kanunlar sadece halka değil, aynı zamanda gücü elinde bulunduranlara da her an uygulanabilmelidir&#8221; <a href="https://t24.com.tr/haber/aihm-baskani-spano-iktidar-mahkemeleri-kontrol-edemez,900956">demiş.</a> Ancak hükümetin bu kadarını tahmin ve tolere etmeyeceğini düşünmek büyük bir hata olur. Yargının bugünkü şartları içinde ve akademik bir toplantıda yapılmış birkaç eleştirinin pek anlam ifade etmeyeceğini, üç gün sonra hatırlanmayacağını ama Spano’nun bu ziyaretinin Avrupa’da hükümet lehine bir işlevi olacağını söylemek pekala mümkün ve muhtemeldir.</p>
<p>Eski İHAM yargıcı Rıza Türmen de yazısında, “<em>Bu gibi ziyaretlerde programı ev sahibi devlet yapar. Devletin insan hakları, demokrasi konularında kamburu varsa, programı resmi makamlarla yapılacak görüşmelerle doldurur. Amaç, konuğun insan haklarıyla uğraşan sivil toplum temsilcileriyle görüşmesine olanak vermemek” </em>diyordu.  Spano’nun ilk gün temaslarında hükümetin belirlediği çerçevenin dışına çıkmaması bu lobi çalışmasının boşluk bırakmayacak şekilde planlandığını da gösteriyor. Spano’nun sivil toplum ve özellikle de hak örgütleri ile görüşmemesi, süreci hükümet açısından başarıyla taçlandıracak ve muhalefet ile sivil toplumun umut ettiği iyimser adımın da kursakta kalacağı anlamına gelecektir.</p>
<p>Bütün bu sürecin İHAM, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği ve genel olarak Avrupalı kurumlara bakan yönü elbette eleştiriyi hak ediyor. Türkiye’nin mülteci kozuyla başlayan sürecin Avrupa’da nasıl bir ikircikli tutum doğurduğunun eleştirisini şimdilik Avrupalı dostlara bırakmayı ve Türkiye muhalefeti, sivil toplumu ve hak örgütlerinin bu imtihandan nasıl geçtiklerini öncelemeyi tercih ediyorum.</p>
<p>Muhalefetin üç ay önceden belirlenmiş ve haber yapılmış olduğu bir ziyaretten haberdar olmaması, buna yönelik bir alternatif lobi yürütememiş olması, Spano’yu en azından hak örgütleriyle görüşmeye zorlayacak bir mekanizma işletememiş olması, muhalefetin iç politik tartışmalarda nasıl saplanıp kaldığının hatta boğulduğunun bir göstergesi olabilir. AK Parti’nin, devletin bütün imkanlarıyla Avrupa’da neredeyse her düzeyde “bire bir markaj” uyguladığı bir süreçte Türkiye’ye yeni bir gelecek vadeden bir muhalefetin içeride AK Parti ile ağız dalaşı gibi raksiyoner çıkışlar dışında bu gibi durumlarda sürecin eksenini değiştirecek bir siyaset ortaya koyamaması ümit kırıcı bir fotoğraftır. Eş genel başkanı, milletvekilleri, yöneticileri binlerce üyesinin hukuki görünümlü siyasi operasyonlarla hapsedildiği bir süreçte HDP’nin bu ziyarete ancak bir gün önceden tepki verebilmiş olması, CHP ve diğer muhalefet partilerinin ise neredeyse hiç tepki vermemiş olmaları siyasetin sadece “kendi ceza sahasında” oynanan bir oyun olmadığını, iç çekişmelerle tüketilen enerjinin daha verimli kullanılması gerekliliğini çarpıcı bir şekilde göstermiştir.</p>
<p>Türkiye’deki sivil toplum ve özelde hak hareketinin bu geziye gereken önemi vermemiş olması sadece sivil toplumun zayıflığı ile açıklanamaz. Türkiye sivil toplumu son beş yılda oldukça zayıflatılmış olmasına rağmen Spano’nun ziyaretinden hükümetin murad ettiği sonucu değiştirebilecek bir potansiyele sahiptir. Buna rağmen bu potansiyelin kullanılmamış olmasını, içeride ve dışarıdaki ilişkilerin böyle bir seyahate müdahale edebilecek bir mekanizmayı harekete geçirmek üzere kullanılmamış olmasını zayıflıktan çok rehavetle açıklamak mümkündür. Elbette Covid-19 pandemisi sebebiyle sivil toplumun kamusal alanının biraz daha daraldığı, iş yapma kapasitesinin sınırlandığını biliyorum. Ancak bu sınırlı imkanlara rağmen neler yapılabildiğini gören ve neler yapılabileceğini bilen biri olarak mazeretlere sığınmak yerine iğneyi kendimize batırmanın daha hayırlı olacağını düşünüyor, umuyorum.</p>
<p>Türkiye siyasi muhalefeti ve sivil toplumu, hukuki güvenliğin en kötü dönemlerinden birinde İHAM başkanının Türkiye’yi ziyaret ettiği bir sürecin sadece seyircisi olmamalıydı. Olmayabilirdi. Önümüzdeki süreçlerin benzer şekilde yürümemesi ve neticelenmemesi adına bu ziyaret vesilesiyle konvansiyonel yöntemlerin neyi ıskaladığının muhasebesinin yapılması elzemdir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/04/iham-baskani-spanonun-turkiye-ziyareti-ve-hak-hareketinin-ahvali/">İHAM Başkanı Spano’nun Türkiye Ziyareti ve Hak Hareketinin Ahvali</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
