<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hükümet arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/hukumet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hukumet/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 13 Apr 2022 11:44:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>hükümet arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hukumet/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sivil Toplumun Yerelliği</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/19/sivil-toplumun-yerelligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Alpman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Sep 2019 07:38:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[egemen siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=42336</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplumun, sağ popülist iktidarlara karşı kendini koruyabilmek için her yerde geçerli olan stratejileri ve taktikleri olamayacağına göre geriye kalan şey kendi ilkelerinden güç almak ve bu kuşatmaya teslim olmamak. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/19/sivil-toplumun-yerelligi/">Sivil Toplumun Yerelliği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Popülist sağ iktidarların ve Türkiye’deki egemen siyaset dilinin bir tahakküm aygıtına dönüşmesinin göstergelerinden biri, evrensellik taleplerinin karşısına yerleştirilen yerellik-millilik söylemidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu söylemin Türkiye ile sınırlı olmadığı, popülist sağın iktidarı ele geçirdiği her yerde bu söylemi tekrar ettiği biliniyor. Yine bu söylemin toplumsal muhalefeti ve sivil toplum hareketlerini bastırmak için dile getirildiği ve sivil toplum hareketlerini topluma, toplumsal değerlere yabancı, art niyetli ve seçkinlik talep eden hareketler olarak damgalanmasının sayısız örneğinden söz edilebilir. Toplum karşıtı ve seçkin olarak tasvir edilen bu örgütlerin, sivil toplum adı altında dile getirdikleri eleştirilerin ve taleplerin kendi imtiyazlarını korumak için gerçekleştirildiği iddiası, evrensellik taleplerini boşa çıkartmak için dile getirilen yerellik-millilik söylemiyle destekleniyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Popülist sağ iktidarlar açısından en sevimsiz ve can sıkıcı itirazların sivil toplumun içerisinden yükseliyor olmasının nedeni, sivil toplum tanımının niteliğinden kaynaklanıyor. Siyasal alana iktidar talep etmeksizin dahil olmanın getirdiği güç, muhalefet – iktidar arasında tercih yapmak zorunluluğunu ortadan kaldırmakla birlikte siyasal alana siyaset-üstü bir müdahale fırsatı sunuyor. Birçok popülist sağ iktidarın sivil topluma yönelik cebre başvurmasının nedenlerinden biri de bu bağımsızlıkla mücadele edemeyecek olmanın getirdiği çaresizlik olabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerli-milli söyleminin bu yaygınlığının nedenlerinden popülist sağ siyasetlerin, siyasal temsil maharetleriyle ilgili. Kendi seçmenlerini toplumun tümü ya da ezici çoğunluğu, toplumun gerçek üyeleri ya da temsil hakkına sahip olan kesimleri olarak gösteren bu siyaset tekniğinin gittikçe fanatikleşmiş taraftarlarının saldırganlıkları yoluyla kalabalık görünme telaşının arkasında, sosyo-politik alanla ilgili sivillik/medenilik talepleri var. Bu talepler, evrensellik ilkesinin yerli-milli, bağımsızlık ilkesinin ise ajanlık-hainlik suçlamalarıyla karşılanmasına neden oluyor. Buna, popülist sağ iktidarların temsil üzerinden kurdukları söylemlerin sivil toplumun varlığı nedeniyle aşınması da eklenebilir. Hegemonik söylem inşası için her uğrakta kendini restore etmeye motive olan bir iktidar mekanizmasının sürekli sivil toplum muhalefetiyle karşılaşması rahatsız edici olsa gerek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Macaristan’da Orbán ve Polonya’da Kaczynski’nin çeşitli yasal düzenlemelerle sivil toplum örgütlerini ajanlıkla suçlamaları tesadüf değil. Benzer biçimde Putin’in sivil toplum örgütlerini çalışamaz hale getirdiği ve birçok açıdan faaliyet göstermelerini engellediği de sır değil. Buna Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’yu da ekleyebiliriz. Canını sıkan ya da sıkması muhtemel herkesi ya da kesimi Sorosçulukla suçlayan Bolsonaro, dakikada üç futbol sahası kadar ormanın yok olduğu Amazon ormanlarda çıkan yangın için sivil toplum örgütlerini suçladı. Bolsonaro bu iddiası için kanıtı olmadığını ama sivil toplum örgütleri tarafından sevilmediğini bildiğini de ekledi. Hatta Brezilya’nın, Amazonlarla ilgili politikasını eleştiren Avrupalı ülkelerle gizli bir savaş içerisinde olduğunu söyledi.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hükümeti sıkıntıya düşürmek için Amazon ormanlarını yakmakla suçlanmak sivil toplum örgütleri için de yeni bir gelişme olarak kabul edilebilir. Ancak popülist sağ iktidarların tipik özelliklerinden biri haline gelen sivil toplum karşıtlığı ve düşmanlılarının, demokrasiye olan karşıtlıklarıyla paralel bir seyir izlediğini unutmamak gerekir. Buna rağmen popülist sağ iktidarların desteklenmeye devam ettiği de biliniyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suudi Arabistan ve benzeri rejimlerde otoriterliğe verilen destekle, örneğin Avrupa Birliği üyesi olan Macaristan’da Orbán</span><span style="font-weight: 400;"> ve </span><span style="font-weight: 400;">partisi Fidesz’e verilen destek arasında fark var. Popülist sağ iktidarların sivil topluma yönelik düşmanlıklarının arkasında krize odaklanan bir siyaset tekniği yer alıyor. Bu siyaset tekniği, popülist sağın, sivil toplum üzerinden, kendi siyaset tekniklerini meşrulaştırmayı ve demokrasinin varlığına saldırmayı kolaylaştıran yerlilik-millilik söyleminin şiddetine dayanıyor. Sivil toplumun, bu tür iktidarlara karşı kendini koruyabilmek için her yerde geçerli olan stratejileri ve taktikleri olamayacağına göre geriye kalan şey kendi ilkelerinden güç almak ve bu kuşatmaya teslim olmamak. Sivil toplumun yerelliğinden söz edilecekse bile bunu yerelin dinamiklerini küresel sivillik mücadelesinin bir parçasına dönüştürecek sivil toplum örgütlenmesinin pratiği içerisinde tartışmak gerekir. Nihayetinde bağımsız medyanın ve yargının ortadan kalktığı, demokratik kurumların çöktüğü popülist sağ iktidarlar döneminde sivil toplum, demokrasinin nefes aldığını gösteren son belirtilerden biri&#8230;</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/19/sivil-toplumun-yerelligi/">Sivil Toplumun Yerelliği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edelman Anketine göre Türkiye Medyasına Güvenmiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/29/edelman-anketine-gore-turkiye-medyasina-guvenmiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2019 13:06:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Anket]]></category>
		<category><![CDATA[Edelman]]></category>
		<category><![CDATA[Edelman raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Edelman türkiye 2019 raporu]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[şirket]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=34684</guid>

					<description><![CDATA[<p>Edelman ajansının Ekim - Kasım aylarında online ortamda gerçekleştirdiği anketlere dayarak hazırladığı Türkiye 2019’da raporuna göre Türkiye hükümete yüzde 52 oranında güvenirken, uluslararası kuruluşlara güvenmiyor. Buna rağmen uluslararası kurumlara güvende artış olduğu belirtilen rapora göre Türkiye'de en az güvenilen kurum medya.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/29/edelman-anketine-gore-turkiye-medyasina-guvenmiyor/">Edelman Anketine göre Türkiye Medyasına Güvenmiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası İletişim Ajansı Edelman&#8217;ın 9 Ekim ile 16 Kasım 2018 tarihleri arasında online olarak 26 ülkede 33 binden fazla kişinin katılımıyla yürüttüğü anketler doğrultusunda <strong><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/dlm_uploads/2019/01/2019_Edelman_Trust_Barometer_Global_Report.pdf">2019 Güven Barometresi raporunu</a></strong> yayımladı.</p>
<p>BİA Haber Merkezi&#8217;nin verdği bilgilere göre; Türkiye’de halkın yüzde 72’si şirketlerin toplumu geliştirebileceğine ve geliştirdiğine inanıyor. Ancak Türkiye aynı zamanda Rusya ve Güney Kore’den sonra “genel anlamda iş hayatına, ticarete” en az güvenen üçüncü ülke. İş hayatına erkekler yüzde 47, kadınlar ise yüzde 39 oranında güveniyor. Kadınlar ve erkeklerin güven oranları arasındaki en büyük fark da bu alanda ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Hükümete Güven Yüzde 52 Ama Kadınlar Hükümete Daha Az Güveniyor</strong></p>
<p>Araştırmaya Türkiye’den katılanların yüzde 52’si hükümete güvendiğini söyledi. Bu kategoride bir önceki araştırmaya göre yüzde 1’lik artış yaşandı. Araştırmadaki 26 ülkenin ortalamasına göre dünya çapında hükümetlere duyulan güven yüzde 47.</p>
<p>Sivil toplum örgütlerine ise Türkiye’nin yüzde 57’si güveniyor. Bu kategoride önceki yıla göre yüzde 1’lik düşüş var. Kadınlar hükümete erkeklerden yüzde 3 daha az, sivil toplum kuruluşlarına erkeklerden yüzde 3 daha fazla güveniyor.</p>
<p><strong>AB ve BM&#8217;ye Güven Artıyor</strong></p>
<p>2019’da Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) güveni 7 puan artarak yüzde 40’a, Birleşmiş Milletler’e (BM) güveni de beş puan artarak yüzde 41’e çıktı.</p>
<p>Dünyada ise AB’ye duyulan güven yüzde 53, BM’ye duyulan güven yüzde 59. BM’ye Türkiye’den daha az güvenen iki ülke var, Rusya ve Japonya.</p>
<p><strong>Dört Kişiden Biri Medyaya Güvenmiyor</strong></p>
<p>Medya Türkiye’de de dünyada da en az güvenilen kurum. Rapora göre medyaya duyulan güven dünyada üç puan artarak yüzde 47’ye çıkarken, Türkiye’de üç puan azalarak yüzde 27’te düştü.</p>
<p>Türkiye, Rusya’dan sonra medyaya en az güvenen ikinci ülke</p>
<p>Raporu indirmek için tıklayınız: <strong><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/dlm_uploads/2019/01/2019_Edelman_Trust_Barometer_Global_Report.pdf">2019 Güven Barometresi raporu</a></strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/29/edelman-anketine-gore-turkiye-medyasina-guvenmiyor/">Edelman Anketine göre Türkiye Medyasına Güvenmiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meclis ve Hükûmet, 27. Dönemde, Hayvanları Görecek mi?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/09/meclis-ve-hukumet-27-donemde-hayvanlari-gorecek-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Özgüner]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jul 2018 08:30:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HAKİM]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan eziyeti]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[sokak hayvanları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28527</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir yasama dönemini daha bitirdik. 65. hükûmet de geride bıraktığımız 26. yasama döneminde, sistematik olarak işkence gören, tecavüze uğrayan, öldürülen hayvanları görmezden gelmeyi seçti. Peki 27. dönemde meclis ve yeni hükûmet, hayvanları görecek mi, toplumsal taleplere cevap verecek mi?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/09/meclis-ve-hukumet-27-donemde-hayvanlari-gorecek-mi/">Meclis ve Hükûmet, 27. Dönemde, Hayvanları Görecek mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Haklara, yaşama saygı duyan milyonlarca Türkiyeli, hayvanlara yönelik suç işleyen faillere karşı caydırıcı cezaî yaptırımlar beklerken, meclis bir türlü harekete geçmek bilmedi. Mecliste, farklı siyasî partilerin, hayvan hakları konusundaki denetim ve yasama faaliyetleri, koca bir yasama dönemi boyunca gündeme bile gelemedi; soru önergelerinin çok büyük bir kısmı yanıtsız bırakıldı. Sapanca&#8217;da dört ayağı ve kuyruğu kesilen yavru köpeğin ardından, Deneye Hayır Platformu ve Başka Bir Hayat Diliyorum Derneği&#8217;nden hayvan hakları aktivisti arkadaşım Yağmur Özgür Güven&#8217;in açtığı imza kampanyasında, sadece birkaç günde 1 milyon imza toplandı. Siyasîler, işkence gördükten sonra yaşamını yitiren köpeğin ardından, yine sahnedeydi. Öyle bir kamuoyu tepkisi oluştu ki seçim öncesinde, hiç alışık olmadığımız manzaralara şahit olduk. Neredeyse tüm siyasî parti liderleri, bir anda hayvan hakları savunucusu kesildi; mitinglerden, Twitter hesaplarından hayvan hakları ve hayvanları koruma için çağrılar yapıldı. Ne kadar samimiydiler peki? Siyasîlerin hiçbirisini samimi bulmuyorum ama bu yazıda hükûmetin tutumuna odaklanacağım çünkü meclisteki çoğunluk Ak Parti&#8217;deydi. Mecliste nasıl hayvan haklarına sıra gelmediyse kısıtlı alana sahip olduğum bu yazıda da muhalefete sıra gelemedi&#8230;</p>
<p><strong>Adalet ve Kalkınma Partisi&#8217;nin adaleti: İşkenceye, tecavüze 625 TL!</strong></p>
<p>Öncelikle, mevcut mevzuata ve duruma bakalım: Hayvanlara karşı suç işleyen faillere, 2004 yılında kabul edilen Hayvanları Koruma Kanunu&#8217;na göre sadece idarî para cezaları uygulanıyor. 2018&#8217;de hayvanlara işkenceye, tecavüze karşılık devletin belirlediği &#8220;bedel&#8221;, 625 TL. Beden, psikoloji üzerinde onarılmaz etkileri olan bu fiillere &#8220;bedel&#8221; biçilebilir mi? Bence biçilemez ama devlet biçiyor. Hayvanlara eziyet, tecavüz edenler, bize göre &#8220;fail&#8221; olsalar da devlete göre &#8220;kabahatli&#8221;. Hayvan işkencecileri; sahilde bira ya da kapalı alanda sigara içen, yere çöp atan kişiler ile hukuken aynı pozisyonda. Üstelik bu idarî para cezalarını ödemeyen failler, hiçbir yaptırım ile karşılaşmıyor. Hayvanlar, mevzuatın varlığına rağmen, hem belediyeler hem de işkenceciler, failler tarafından her gün öldürülmeye devam ediyor; biz ise bu failler ile bu cinnet toplumunda yaşamaya mahkûm ediliyoruz.</p>
<p><strong>Kamu İhale Kanunu &#8211; Hayvanları Koruma Kanunu: 186 &#8211; 0</strong></p>
<p>14 senedir bir kanunu değiştirmek, yasal olarak hayvanları gerçekten koruyacak adımlar atmak bu kadar zor olmamalıydı. Örneğin Kamu İhale Kanunu, yürürlüğe girdikten sonra, 187 ayda 186 kere değiştirildi. Neden değiştirildiğini tahmin ediyorsunuzdur, akçeli işler&#8230; İster istemez insanın aklına şu soru geliyor: Akçeli işler, yaşam hakkından, acıyı, stresi hisseden canlıların işkence görmesinden daha mı önemli? Evet, hükûmete göre akçeli işler daha önemli. Bunu, TBMM Genel Kurulu&#8217;nda müzakere edilerek kabul edilen kanun tasarı ve tekliflerine bakarak çok rahat görebiliyoruz.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28528" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1109.png" alt="" width="568" height="280" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1109.png 568w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1109-320x158.png 320w" sizes="(max-width: 568px) 100vw, 568px" /></p>
<p><strong>Parlamentoda hayvanlara sıra gelemedi mi?</strong></p>
<p>Bizler, tam 3 yasama dönemi boyunca, hayvanlara karşı suç işleyenlere caydırıcı, ertelemesiz hapis cezası talep ettik ve her dakika kötü muamele gören hayvanların hakları için mücadele ettik, çalmadığımız kapı kalmadı. Koca yasama dönemi biterken mecliste sıra, sonunda hayvanlara geldi ama nasıl geldi, biliyor musunuz? 26. yasama döneminin son günlerinde TBMM, Ankara&#8217;daki Atatürk Orman Çiftliği&#8217;nin (AOÇ) &#8220;hayvanat bahçesi&#8221; gibi amaçlar ile Ankara Büyükşehir Belediyesi&#8217;ne kiralanmasını, devredilmesini tartıştı. AK Parti iktidarı ile artık geleneksel hâle gelen &#8220;torba yasa&#8221; şeklindeki bir teklifin kabulü ile AOÇ, 29 yıllığına Ankara Büyükşehir Belediyesi&#8217;ne devredilmiş oldu. AOÇ arazisi, hayvanat bahçesi gibi tesislerin inşası için büyükşehir belediyesi tarafından üçüncü kişilere de kiraya ya da işletmeye verilebilecek.  Hükûmet, bir yasama dönemi daha biterken, seçimler öncesinde bize müjde değil, hapishane haberi vermiş oldu. Sizce Türkiye&#8217;nin yeni hapishanelere ihtiyacı var mı? Hem insanlar hem de hayvanlar için hapishanelerin durumu içler acısı iken durum, &#8220;dışarıdaki&#8221;ler için de pek farksız değil; &#8220;açık hava hapishanesi&#8221;nde yaşıyoruz!</p>
<p><strong>Ak Parti&#8217;nin icraatı: 14 sene önce çıkarılıp uygulanmayan ve değiştirilmeyen kanun!</strong></p>
<p>14 sene önce Hayvanları Koruma Kanunu&#8217;nun kabul edilmesine önayak olan Ak Parti, ülkenin ulusal mevzuatına kattığı kendi yasasını kendi belediyelerine dahi uygulatamadı. Adına &#8220;bakımevi&#8221;, &#8220;rehabilitasyon merkezi&#8221;, &#8220;barınak&#8221; denilen toplama kamplarında yaşanan toplu ölümlerin, salgın hayvan hastalıklarının, açlık ve susuzluğun haddi hesabı yok! Ama bir devlet geleneği olarak, kamu görevlilerine cezasızlık var! Yüzyıllardır bu coğrafyada yaşamı paylaştığımız sokak hayvanları, her gün toplatılıyor, kaybediliyor, asla yaşamayacakları ıssız yerlere terk ediliyor. Kanun uygulanmadıktan, amacı ve lafzı ile çelişerek hayvanları ve haklarını koruyamadıktan sonra bundan bir icraat ya da başarı olarak bahsedilebilir mi? Bence bahsedilemez ama Ak Parti, seçim beyannamesinde bunu bir icraat olarak sundu.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28529" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1111.png" alt="" width="393" height="327" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1111.png 393w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1111-320x266.png 320w" sizes="(max-width: 393px) 100vw, 393px" /></p>
<p><strong>Büyük yalan: &#8220;Hayvana şiddete hapis cezası geliyor&#8221;</strong></p>
<p>26. yasama döneminde, Ak Parti hayvanlar için elle tutulur hiçbir şey yapmadı. Bu dönemde hükûmet hep nabız yokladı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 24. dönemde TBMM Çevre Komisyonu&#8217;nda tartışılan ancak TBMM Genel Kurulu&#8217;na inip sonra kadük (hükümsüz) kalan ve hayvan hakları örgütlerinin tepkisini çeken yasa tasarısını tekrar gündeme getirdi. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, konu hayvanlara geldiğinde 24. dönemde komisyonda kabul edilen tasarıdan &#8220;hayvana şiddete hapis cezası geliyor&#8221; reklamları eşliğinde bahsedip dursa da Bakan&#8217;ın müjdelediği hapis cezası gelmek bilmedi. Basına ısmarlama haberler yaptırılmaya başlandığında ise biz de hayvan hakları örgütleri olarak hemen <u><a href="http://bianet.org/bianet/hayvan-haklari/188253-hayvan-haklari-orgutleri-bakanlik-taydi-sokak-hayvanlarina-dokunmayin">karşı atağa geçtik</a></u>. Oluşturulmak istenen algı ve yapılmak istenen manipülasyona karşılık olarak, Orman ve Su İşleri Bakanlığı&#8217;nın tasarısının hayvanları korumaktan ziyade, zaten olmayan hayvan haklarını daha da esneteceğini topluma anlatmaya başladık. Tasarının en can alıcı aldatmacası, sokak hayvanları hakkındaydı.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28530" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1113.png" alt="" width="593" height="440" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1113.png 593w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1113-320x237.png 320w" sizes="(max-width: 593px) 100vw, 593px" /></p>
<p><strong>Sokak hayvanlarına ömür boyu müebbet hapis istendi</strong></p>
<p>&#8220;Hayvana şiddete hapis cezası geliyor&#8221; diye tanıtılan tasarının en büyük hilesi, 24. dönemde tartışılarak kabul edilen komisyon metni ile tasarıya giren ve sokak hayvanlarının tecridini öngören maddeydi. Sokaklardan toplatılan hayvanlar, okul, ibadethane, hastane, çocuk oyun alanı &#8220;gibi&#8221;, toplumun yoğun olarak yaşadığı yerlere geri bırakılmayacaktı. Ben kentte, bu &#8220;gibi&#8221; yerlerin olmadığı alanlar bilmiyorum. Yani tasarıda, sokak hayvanlarına, toplama kampları layık görülmüştü. Yasa tasarısı yasalaşmadı ama niyetler fiilen gerçekleşti; devasa toplama kampları inşa edildi. Yürürlükteki kanuna göre sokak hayvanlarının alındıkları yere bırakılmaları zorunlu ama pratikteki uygulama böyle değil. Örneğin İBB&#8217;nin Sarıyer Kısırkaya&#8217;da inşa ettiği dev toplama kampı, Danıştay&#8217;da kesinleşen iptal kararı ile birçok yönden mevzuata aykırı olduğu tescillenmesine rağmen, İstanbul&#8217;un dört bir yanından köpekler toplanarak, sivil denetime kapalı olan ve kayıtları şeffaf olmayan, bu yasadışı tesise kapatılmaya devam ediliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28531" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1114.png" alt="" width="450" height="432" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1114.png 450w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1114-320x307.png 320w" sizes="auto, (max-width: 450px) 100vw, 450px" /></p>
<p><strong>Adalet Bakanlığı&#8217;nın tasarısında da adalet yoktu: Tecavüze 2000 TL!</strong></p>
<p>Orman ve Su İşleri Bakanlığı&#8217;nın tecrit tasarısı, sivil toplumun zamanında harekete geçmesi ve toplumsal muhalefeti örgütlemesi ile gündemden düşerken bu kez Adalet Bakanlığı&#8217;nın tasarısı gündeme geldi. Basında çıkan haberlerin başlığı yine aynıydı: &#8220;Hapis cezası geliyor&#8221;. Adalet Bakanlığı&#8217;nın, hukuk nosyonundan uzak bir şekilde hazırladığı tasarıda öngörülen hapis cezalarının pratikte bir geçerliliği yoktu. Tasarıyı hangi bürokratın, uzmanların hazırladığını bilmiyorum ama bu kişilerde vicdan olmadığını çok rahat söyleyebilirim. Çünkü tasarı, hayvanlara tecavüz eden faillere 2000 TL idarî para cezası öngörüyordu. İdarî para cezası olduğu için, tecavüzcü bu cezayı ödemediğinde başına bir şey gelmeyecek, adlî siciline hiçbir not düşülmeyecekti. Adalet Bakanlığı&#8217;nın adaleti de buydu…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28532" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1115.png" alt="" width="594" height="294" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1115.png 594w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1115-320x158.png 320w" sizes="auto, (max-width: 594px) 100vw, 594px" /></p>
<p><strong>Ak Parti vekillerinin &#8220;kayıp&#8221; yasama ve denetim faaliyetleri</strong></p>
<p>Her iki tasarının da hayvanların haklarını gözetmek bir yana, hayvanın bedenini, varlığını korumaktan çok uzaktı. Bu tasarıların haricinde, bu dönem parlamentoda olmayan, 26. dönem Ak Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk de bir yasa teklifi hazırlayarak TBMM Başkanlığı&#8217;na sunduğunu açıkladı. Teklife, TBMM&#8217;nin resmî internet sitesindeki kayıtlardan ulaşamadım ama Külünk&#8217;ün sosyal medya hesaplarından bir kısmını bularak inceledim. Külünk&#8217;ün teklifi, bakanlıkların rezil tasarılarından kuşkusuz daha iyiydi çünkü idarî para cezasından ziyade, adlî para cezası öngörüyordu; fiillerin &#8220;canavarca his&#8221; ile gerçekleştirilmesi durumunda ise faillere beş yıla kadar hapis cezası gündeme gelebilecekti. Ancak Külünk&#8217;ün teklifinde de &#8220;hayvanla cinsel ilişki&#8221; diye geçen tecavüze karşılık olarak, 50 güne kadar adlî para cezası öngörülmüştü. Tecavüzün cezası olarak öngörülen 50 günlük adlî para cezasını, alt limitten hesapladığımızda 1000 TL ediyor. Bu da çok büyük ihtimalle cezanın ertelenmesi ile sonuçlanacaktı. Külünk&#8217;ün teklifinde muğlak şekilde yer alan, nasıl uygulanacağı belli olmayan &#8220;beş yıla kadar hapis cezası&#8221; ibaresi içimizi rahatlatmalı mıydı? Hayvana işkence, 14 senedir kendi yasasını uygulamayan Orman ve Su İşleri Bakanlığı&#8217;nın ve çoğu, hayvanlara karşı önyargılı olan ve bu tür soruşturmaları &#8220;angarya&#8221; olarak gören savcıların ne kadar derdinde olurdu? Yorumu size bırakıyorum…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28533" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1116.png" alt="" width="592" height="338" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1116.png 592w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1116-320x183.png 320w" sizes="auto, (max-width: 592px) 100vw, 592px" /></p>
<p>Bakanlıkların tasarısı, sivil toplumun büyük tepkisine neden olduktan sonra, bu kez kedi-köpek dostu iki vekilin, Ak Parti Eskişehir Milletvekili Emine Nur Günay ve 26. dönem Ak Parti Bursa Milletvekili Bennur Karaburun&#8217;un öncülüğünde hazırlanan, birçok Ak Parti milletvekilinin de imza sahibi olduğu bir meclis araştırma önergesinin TBMM Başkanlığı&#8217;na sunulduğunu basından öğrendik. Bu araştırma önergesi de &#8220;kayıp&#8221;tı; TBMM&#8217;nin dijital kayıtlarından önergeye ulaşılamıyordu. Önergeye, Bursa vekili Bennur Karaburun&#8217;un sosyal medya hesaplarından ulaşmıştım. Biz, Adalet Bakanlığı&#8217;nın tasarısını el altından elde ettikten sonra, 100&#8217;ü aşkın sivil toplum kuruluşu ile eleştiri, endişe ve önerilerimizi bir <u><a href="http://bianet.org/bianet/hayvan-haklari/193488-hayvan-koruma-kanunu-tasarisi-cezai-yaptirimdan-uzak">basın toplantısı ile açıklamıştık</a></u>. Önergede, bu görüşlerimizin neredeyse tamamına yer verilmişti ama bu &#8220;kayıp&#8221; araştırma önergesi de Ak Parti&#8217;nin hayvan hakları konusundaki tüm girişimleri gibi hayvanlar için hiçbir fayda sağlamadı; basında sadece bir günlük haber oldu.</p>
<p><strong>Hayvan hakları, kedi-köpekten ibaret değil!</strong></p>
<p>Bugüne kadar, iktidar vekilleri de muhalefet vekilleri de hayvan hakları deyince sokak hayvanlarından öteye gidemedi; hepsi, oldukça sığ bir bakış açısına sahipler. Ne vekillerin ne de bakanların, hayvan hakları ihlâllerine dair hiçbir şey bilmediklerine sürekli tanık olduk. Bu yazıda, hayvan hakları konusunda sınıfta kalan muhalefete sıra gelemediğinden, yine Ak Parti&#8217;nin icraatları üzerinden gitmek durumunda kalıyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28534" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1117.png" alt="" width="590" height="333" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1117.png 590w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1117-320x181.png 320w" sizes="auto, (max-width: 590px) 100vw, 590px" /></p>
<p><strong>&#8220;Ucuz et&#8221; politikası: 975 bin hayvanın işkencesinden de Ak Parti sorumlu</strong></p>
<p>26. dönemde, sıra bir kez daha hayvanlara gelmişti ki Ak Parti, çok büyük bir hayvan hakları ihlâlinin altına imza attı. Canlı Hayvan ve Et İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması hakkındaki Bakanlar Kurulu kararı, Resmî Gazete&#8217;de 29 Temmuz 2017&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu karara göre, Et ve Süt Kurumu&#8217;na sıfır gümrük vergisiyle 2018 sonuna kadar 500 bin canlı büyükbaş hayvan, 475 bin baş canlı koyun kontenjanı ayrıldı. Toplamda 975 bin canlı hayvan, acıyı, korkuyu, stresi çok yoğun şekilde yaşayan hayvanlar, okyanus ötesi ülkelerden Türkiye&#8217;ye taşınmaya devam ediyor. Hayvanların ne kadar vahim ve korkunç koşullarda Türkiye&#8217;ye taşındıkları, Brezilya&#8217;daki aktivistlerce görüntülenerek belgelendi. Bu ağır hayvan hakları ihlâli silsilesi, Brezilya mahkemeleri tarafından da sabit kılındı ancak bizim her türlü girişimimiz <u><a href="http://bianet.org/bianet/hayvan-haklari/194613-hayvan-haklari-savunuculari-mersin-deydi-canli-hayvan-ticareti-yasaklanmali">Türkiye&#8217;de hiçbir karşılık bulmadı</a></u>. 2018 sonuna kadar devam edecek olan bu ağır işkenceden, başta Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı olmak üzere kabinedeki Ak Partili bakanların hepsi sorumlu&#8230;</p>
<p>Siyasetçiler, hayvan haklarını sadece kedi-köpeğe indirgeyerek, hayatın her alanında sürekli zulüm gören hayvanların varlığını yok saydılar. Halbuki biz, 24. dönemde yunus parklarından hayvanlı sirklere, hayvanat bahçelerinden hayvan toplama kamplarına, hayvan deneylerinden petshoplara, mezbahalardan avcılığa kadar birçok konuyu TBMM&#8217;de tartışmış, hayvan haklarının kedi-köpekten ibaret olmadığını vurgulamıştık.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28535" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1118.png" alt="" width="596" height="335" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1118.png 596w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-09_1118-320x180.png 320w" sizes="auto, (max-width: 596px) 100vw, 596px" /></p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan: (Hayvana işkenceye) &#8220;Müsamaha göstermemiz mümkün değil. Bizim için bu noktada bir insan ölümü neyse öyle bakıyoruz.&#8221; </strong></p>
<p>Gördüğü işkencenin ardından kolsuz, bacaksız, kuyruksuz kalan siyah yavru köpeğin hayatını kaybettikten sonra Cumhurbaşkanı ve hükûmet yetkilileri, hayvanlara yönelik işkenceye müsamaha gösterilemeyeceğini, seçimden sonraki ilk icraatlarının, hayvanlara karşı suç işleyenlerin hapis cezası ile yargılanmasının önündeki yasal engellerin kaldırılması olacağını ifade ettiler. Kanunî bir düzenlemeye gidileceğinden eminim çünkü toplumun, hayvanlara yönelik şiddete olan tepkisi görmezden gelinebilecek gibi değil artık. Sosyal medya sağ olsun&#8230;</p>
<p><strong>Kanunî düzenleme gelecek ama yine göstermelik mi olacak? </strong></p>
<p>1 Ekim&#8217;de parlamentonun açılmasından sonra, Erdoğan&#8217;ın, başbakanlık döneminde, Dolmabahçe&#8217;de hayvan hakları aktivistleri ve sanatçılara, tam 7 sene önce verdiği &#8220;hapis cezası&#8221; sözü tekrar gündeme gelecek. Ancak önemli olan, cezaların caydırıcı ve hayvan hakları ihlâllerini önleyecek, azaltacak nitelikte olması. Bugüne kadar bakanlıkların tasarıları, vekillerin teklifleri bizlere gösteriyor ki hükûmet, hayvan haklarının yakınına bile yaklaşmaya niyetli değil. Erdoğan&#8217;a göre, insan ölümü neyse hayvan ölümü de aynıymış ama özellikle şu son beş senede Türkiyeli insanların yaşadıklarını düşündüğümde, &#8220;Vay Türkiye&#8217;deki hayvanların hâline! Çekecek daha çok çileleri varmış&#8221; diyorum ister istemez!</p>
<p><strong>Erdoğan, hayvan hakları taahhütnamesini imzalamadı</strong></p>
<p>Geride bıraktığımız seçimler öncesinde, yaklaşık 250 sivil toplum örgütünün bir araya gelerek başlattığı &#8220;Hayvan Haklarını Yok Sayan Siyasîlere OY YOK&#8221; kampanyası kapsamında hazırlanan taahhütname, Cumhurbaşkanı adaylarına ve milletvekili adaylarının imzasına açıldı. &#8220;Hayvanların yaşam haklarını koşulsuz koruyacağıma söz veriyorum&#8221; şeklinde son bulan taahhütnameyi imzalamayan iki Cumhurbaşkanı adayından biri de Erdoğan&#8217;dı. Miting meydanlarından hayvan hakları savunuculuğuna soyunan Erdoğan, &#8220;OY YOK&#8221; kampanyası bileşeni yüzlerce sivil toplum örgütünü temsilen, İstanbul Sarıyer&#8217;deki son mitingine kendisi ile görüşmeye giden temsilciler ile görüşmeyi ve taahhütnameyi imzalamayı reddetti. Erdoğan&#8217;ın danışmanı, &#8220;Yasa zaten çıkacak, daha ne istiyorsunuz&#8221; diyerek temsilcileri eli boş gönderdi. Halbuki diğer 4 Cumhurbaşkanı adayı, temsilciler ile birebir görüşmüş ve taahhütnameyi imzalayarak söz vermişti.</p>
<p><strong>Sivil toplumsuz yasa, hayvanları asla koruyamaz!</strong></p>
<p>Erdoğan&#8217;ın danışmanının dediği gibi &#8220;yasa zaten çıkacak&#8221; ancak yasanın, tıpkı şu anda yürürlükte bulunan Hayvanları Koruma Kanunu gibi kâğıt üstünde kalmaması, hayvanları ve haklarını gerçekten koruyabilmesi için bu süreçte, sivil toplumun kilit aktör olduğu unutulmamalı. Kimse, sivil toplumun görüş ve önerilerinin dikkate alınmadığı bir yasama çalışmasından medet ummasın, ana akım medyanın ısmarlama haberlerine de inanmasın.</p>
<p>Bu dönem, hayvan hakları hakkında hiçbir bilgiye sahip olmamalarına rağmen, Ak Partili vekillerin eline, muhtemelen Cumhurbaşkanlığı&#8217;nda hazırlanacak olan bir tasarı tutuşturulacak ve bu tasarı kabul edilerek yürürlüğe girecek. Şimdiden Ak Partili vekilleri uyarmakta fayda var: Eğer ülkede ayyuka çıkmış hayvan tecavüzlerini, işkencelerini ve cinayetlerini gerçekten engellemek istiyorsanız bu yasa yapım sürecine sivil toplumu dâhil edin.</p>
<p>Erdoğan taahhütnameyi imzalamasa da son başbakan Binali Yıldırım, seçimden hemen önce taahhütnameyi imzalayarak hayvan hakları için söz verdi. Çok yakında TBMM Başkanı olarak göreve başlaması kuvvetle muhtemel olan Binali Yıldırım&#8217;a verdiği sözleri hatırlatmak da biz hayvan hakları savunucularının görevi olacak tabii ki.</p>
<p>Kendisine tekçi değil, çoğulcu; demokrasi sevdalısı, katılımcı diyen Ak Parti, sivil topluma &#8220;figüran&#8221;, &#8220;istenmeyen kişi&#8221; muamelesi yapıp hayvan hakları örgütlerini yasama sürecinin dışarısında bırakırsa kanun ne hayvanları ne de onların haklarını koruyacak. Türkiye&#8217;nin göstermelik mevzuat hanesine bir yenisi daha eklenecek ve tabii ki en önemlisi, hayvanlara yönelik şiddet de toplumsal şiddet de önlenememiş olacak.</p>
<p>Toplumsal infiali değil, hayvan hakları ihlâllerini önlemeyi amaçlayan bir yasa istiyoruz. Eğer çoğulcu ve katılımcı olan bir yasama süreci işletilmeyecekse yeni bir yasa istemiyoruz, kalsın!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/09/meclis-ve-hukumet-27-donemde-hayvanlari-gorecek-mi/">Meclis ve Hükûmet, 27. Dönemde, Hayvanları Görecek mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Apr 2017 22:08:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Selahattin Demirtaş]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum kuruluşları]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[ulaş tol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13417</guid>

					<description><![CDATA[<p>15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar, şimdiye dek hep siyasetin aynasında tartışıldı. Oysa ki, darbe girişimi ve ilan edilen KHK’lar toplumdaki birçok kesimi mağdur etti. Referanduma günler kala Sivil Sayfalar olarak her dönemin ‘kaybedeni’ olan Alevilerin, 15 Temmuz darbe girişimine ve sonrasında yaşananlara nasıl baktığını sayfamıza taşıdık. 15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/">15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar, şimdiye dek hep siyasetin aynasında tartışıldı. Oysa ki, darbe girişimi ve ilan edilen KHK’lar toplumdaki birçok kesimi mağdur etti. Referanduma günler kala Sivil Sayfalar olarak her dönemin ‘kaybedeni’ olan Alevilerin, 15 Temmuz darbe girişimine ve sonrasında yaşananlara nasıl baktığını sayfamıza taşıdık.</em></strong></p>
<p>15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki verdi? OHAL Alevileri nasıl etkiledi? Devletten tasfiyeler sadece FETÖ’cüleri mi hedef alıyor? Alevilik kamusal alandan siliniyor mu? Peki, Alevilerin referandumdan beklentileri ne? 15 Temmuz darbe girişiminin Alevilere yansıması ve Alevilerdeki algısını, <a href="http://podem.org.tr/wp-content/uploads/15-Temmuzdan-Bug%C3%BCne-Alevilerin-G%C3%BCndemi.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">PODEM</a> için hazırladığı rapor vesilesiyle Ulaş Tol’la konuştuk.</p>
<p><strong>-Araştırmadan bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Öncelikle bu bir araştırmadan ziyade Alevilerin bu dönemdeki ruh halini görmek için yapılmış bir çalışma. Kapsayıcı ve tüketici bir çalışma değil.</p>
<p><strong>-Yüz yüze görüşmeler yaptınız. Çalışmadan konuşalım o halde. Nasıl bir çalışma oldu?</strong></p>
<p>Bir anlamda mevcut durum hakkında kaba bir fotoğraf görmek için yapılmış bir çalışma ama temsili ya da keşfedici araştırma teknikleriyle yapılmış bir çalışma değil. Gözlemlere ve görüşmelere dayanan bir çalışma. Aralık ve ocak ayında Aleviler arasında sahayı iyi gözlemleme fırsatı olmuş, sahada vakit geçiren kanaat önderleriyle görüştüm. Daha sonra da şubat başında yine benzer bir profilin katıldığı bir toplantı yapıldı.</p>
<p><strong>-Yine Alevi önderlerin de yer aldığı bir çalışmadan bahsediyoruz &#8230;</strong></p>
<p>Evet. Farklı tipte Aleviler oldu orada. Bir televizyonda Alevilik üzerine program yapan bir Alevi de oldu, önemli Alevi kuruluşlarının yöneticileri de yer aldı ya da genç Alevi arkadaşlar da yer aldı. Görüştüğüm ve toplantıya katılan kişilerin ortak özellikleri Aleviliği önemseyen ve Alevilerle teması kuvvetli olan, Alevi mahallelerinde, cemevlerinde vakit geçiren, Alevi dünyasını gözlemleme şansı olan kişiler olması oldu. Ben de, bu kişilerin kendi ruh hallerini ve gözlemlerini derleyip toparlamış oldum bu çalışma ile.</p>
<figure id="attachment_13419" aria-describedby="caption-attachment-13419" style="width: 4032px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13419" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607.jpg" alt="Ulaş Tol" width="4032" height="3024" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607.jpg 4032w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-320x240.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 4032px) 100vw, 4032px" /><figcaption id="caption-attachment-13419" class="wp-caption-text">Ulaş Tol</figcaption></figure>
<p><strong>-O zaman 15 Temmuz’dan başlayalım. 15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki verdi, ne düşündüler?</strong></p>
<p>Bir kere gece önce ne oluyor ne bitiyor onu anlamaya çalışmışlar. Refleks içe kapanma olmuş. “Ya bir şeyler oluyor ve iyi bir şey olmuyor”.  Bu darbeyse kötü bir şey ve kim yapıyorsa ve ne için yapıyorsa yapsın biz buradan zararlı çıkarız hissine kapılmışlar. Evlere kapanmışlar.</p>
<h4>“Darbe girişiminde sonuç ne olursa olsun o ortamdan ve karışıklıktan Aleviler zararlı çıkar düşüncesi hakim olmuş.”</h4>
<p><strong>-Faturanın kendilerine kesilmesi gibi bir cümle vardı raporda. Bunun somut bir dayanağı var mı yoksa Alevilerin rejime karşı geleneksel tepkisi mi?</strong></p>
<p>Geçmiş toplam hafıza birikiminin getirdiği bir şey. Ülkede bir karışıklık olduğunda, bir çatışma hali olduğunda Aleviler kendi niyetlerinden bağımsız olarak işin ortasında bulurlar kendilerini ve genellikle de zararlı çıkarlar. Yani böyle bir geçmiş tecrübeleri var. Bu darbe girişiminde de sonuç ne olursa olsun o ortamdan, karışıklıktan Aleviler zararlı çıkar düşüncesi hakim olmuş. Nasıl zararlı çıkacak? Mesela Alevi mahallelerine saldırılar olacak, Aleviler sorumlu tutulacak vb.</p>
<p><strong>-15 Temmuz’un hemen ertesi günü Alevi mahallelerine saldırdılar…</strong></p>
<p>Ona dair çok fazla veri yok. Şöyle şeyler olmuş; zaten Alevilerin kapanma refleksinin arkasından da öyle bir şey var: Yani sokağa çıkan öfkeli kalabalıklardan korkar Aleviler. Tekbir getirerek sokağa çıkan bir öfkeli kalabalık var, herhangi bir gerilim anında öfkesini şiddete dönüştürme potansiyeline sahip Alevilere göre bu kalabalık. O yüzden de hani sokağa çıkıp, yani diyelim ki slogan atan birine bir söz söylediğinde, o hızla bir şiddete dönebilir. Ya da öfkeli kalabalık oradan geçerken laf atabilir, bir cemevine saldırıda bulunabilir. Bu yüzden kapanmaya ve onlara bulaşmamayı tercih etmişler. O yüzden de sokağa çıkmamışlar. Bir dizi gerilim olduğunu söylüyorlar ama öyle çok kuvvetli, sonu şiddetle biten saldırı olduğuna dair bir anlatıya veya bulguya rastlamadım.</p>
<p><strong>-15 Temmuz’dan sonra üç partinin katıldığı Yenikapı Mitingi’ne kadar Alevilerin ruh halini nasıl?</strong></p>
<p>Yenikapı Mitingi ve işte ‘Yenikapı ruhu’yla yaratılmaya çalışılan şey Alevi dernek yöneticileri için demiyorum ama tabandaki Aleviler için rahatlatıcı bir unsur olmuş. Çünkü orada farklı kesimlerin bir araya gelip bu darbe girişimine karşı bir “Hepimiz karşıyız” mesajı vermesi tabanda rahatlama yaratmış.</p>
<p><strong>-Özellikle herhalde Kılıçdaroğlu’nun mitinge katılmasından bahsediyoruz<em>.</em></strong></p>
<p>Evet. CHP’nin de katılmasından. Ama daha çok da karşı tarafın yani AK Parti’nin de buna sıcak bakmasından. “Bu işin sorumlusu Gülen Cemaati’dir ve biz diğer kesimleri suçlu görmeyeceğiz” mesajını vermiş oldular Aleviler için. “Tamam, artık bu işin sorumlusu biz olmayacağız, görülmeyeceğiz. Bize beklediğimiz gibi bir fatura kesilmeyecek. Gündelik hayatımıza dönebiliriz” hissi hakim olmuş Alevilerde. Bu arada kimi Alevi kuruluşlarının liderlerinin hükümeti ve meclisi ziyareti söz konusu. Buna tepki veren Alevi kuruluşları, yöneticileri de var ama toplamda darbe girişimi sonrası Aleviler için rahatlama dönemi oluyor.</p>
<p><strong>-Bundan sonra KHK’ların çıkmasıyla beraber işten atılmalar söz konusu oldu. Sosyal medyada şöyle yankılanmıştı; ‘hayatımda hiç bu kadar rahat olmamıştım hem ateistim hem Aleviyim hem solcuyum, dolayısıyla bu ihraçlar bana dokunmaz’ denmişti. </strong></p>
<p>Evet, Alevilerin hissiyatı da öyleydi. Fakat daha sonra ihraçlar Gülen Cemaati’yle, FETÖ adı verilen organizasyon ile sınırlı kalmadı. Özellikle öğretmenler arasında. Bunun tabi gerisinde şöyle bir şey var, belki ondan bahsetmek lazım. 2000’li yıllarda aslında Aleviler daha kendi inançları ve kimlikleriyle ilgili taleplerin peşinde oldu ve onunla ilgili mücadeleler öne çıktı. Bu sırada da görece iyileşmelere rağmen AK Parti karşıtı oldular. AK Parti’ye oy veren Aleviler de var elbette ama yoğunlukla CHP’ye oy verir Aleviler. CHP’ye oy verirken de gönül rahatlığıyla vermez bu kısım. Hep eleştirel kalırlar. Bir anlamda alternatifsiz gördükleri için CHP’ye oy verirler. Bu son 7 Haziran  2015 seçimlerinde HDP kampanyasının da etkisiyle Kürt Aleviler başta olmak üzere Aleviler arasında HDP’ye de bir eğilim oldu. Yani HDP liderlerinin seküler görünümü, işte Demirtaş’ın sempati toplaması, çıkıp televizyonda bağlama çalması, Alevilerin haklarına yönelik HDP’nin vurgularının önde olması, bir de geçmişe göre farklı olarak Alevi hareketi önderlerinin milletvekili adayı olması ve seçilmesi HDP’ye yönelik bir ilgi yaratmıştı. Dolayısıyla Alevilerin HDP ile organik ilişkisinin olduğu bir dönemdi bu. Bu KHK’lar da FETÖ’den sonra Kürtlere, HDP’ye, Kürt siyasetinin farklı kuruluşlarına ve STK’larına yöneldiği için oradan başta HDP’ye yakın olan Aleviler de pay almaya başladı.</p>
<p><strong>-OHAL’de Alevilerin başına ne geldi genel olarak<em>?</em></strong></p>
<p>En büyük pay  KHK ile bir çok Alevi öğretmenin görevden alınmasında oldu. İkincisi de  Alevi televizyonların kapatılması oldu. Bir yandan KHK’larla görevden almalar, diğer yandan da görev alımlarındaki seçicilik ve keyfilik Alevilerde “tam bir tasfiye” yaşıyoruz hissiyatını getirdi.</p>
<p><strong>-Kimi Alevi dernekleri de kapatıldı Gülen’le ilişkili olduğu iddia ediler<em>ek.</em></strong></p>
<p>Onlar Alevilerle ilgili kuruluşlar değil. Zaten çok fazla üyesi olmayan, daha Alevilere yönelik Gülen Cemaati’nin operasyonunu yürütmek amacıyla kurulmuş dernekler olarak görülüyor. Yani onların kapatılmasına Alevilerin arasında üzülen olmamıştır diye düşünüyorum. Ya da onlardan yola çıkarak FETÖ Alevilerin içine de sızmış diye yorumlayanlar da olmadı. Üçüncü bir şey daha var KHK’larla ilgili, onu da söyleyeyim. Esas belki de hani duygusal olarak etkileyen şeylerden biri de o. Meslekten atılmalar oldu ama bir yandan da KHK’larla ve devletin yeni örgütlenmesinde devlet kurumlarına yeni kadrolaşmaların yolu çizildi. Burada en önemli şeylerden biri de işe alımlarda mülakat şartı gelmesi. Bir yandan tasfiyeler, yani KHK’larla görevden almalar, diğer yandan da görev alımdaki seçicilik ve keyfilik Alevileri şu duyguya getirdi: “Biz bu devletten tasfiye ediliyoruz. Zaten çok büyük bir temsiliyetimiz yoktu ama hasbelkader gelebildiğimiz yerler vardı. Bundan sonra hiçbir şekilde devlet kadrolarında Alevi yer almasında imkân kalmadı. Tam bir tasfiye yaşıyoruz” duygusuna getirdi. KHK’ların belki bu üç başlıkta etkisi oldu diyebiliriz.</p>
<p><strong>-Bir de STK’ların stratejisinin değiştiğinden bahsediyorsunuz?</strong></p>
<p>90’lı yıllar Alevilik üzerine çalışan birçok düşünür tarafından Alevi uyanışı yılları olarak tanımlandı. Aleviler kitlesel olarak artık daha görünür olmaya ve gizlenmeye alışık ruh halinden daha görünür bir davranışa geçtiği yıllar olmuştu. O yıllarda Alevi kuruluşları daha çok örgütlenmeye ve biz varız demeye yönelmişlerdi. Örgütlenme ve düşünce özgürlüğü ön plandaydı orada. Ve bu kuruluşlar diğer sol kuruluşlar gibi 80 darbesinden çıkan ve belki hak itibariyle bugünden daha geri bir noktada olan ama daha umutlu olan bir haldeydiler. Bir mücadele içerisindeydiler. 2000’li yıllar ise Aleviler için artık kuruluşlarını kurdukları, kurumsallaştıkları ve daha inançsal faaliyetlere yöneldikleri, cemevlerini inşa etmeye başladıkları ve Alevilikle ilgili taleplerini öne çıkardıkları yıllar oldu. Darbe girişimi sonrasındaki koşullar Alevilere biraz 90’lı yılları hatırlattı<strong><em>.</em></strong> Oraya geri çekiliyoruz düşüncesinde oldular. Geri çekilmeye başladılar ve en temel haklarımız elimizden gidiyor, belki hani cemevlerimiz kapatılacak, belki kuruluşlarımız kapatılacak diye düşündüler. Kimi Alevi kuruluşlarının yöneticileri gözaltına alındı. Alevi eksenli mücadeleden demokratik eksenli mücadeleye doğru bir geri çekilme olduğu hissi hakim. Fakat bir yandan da cemevleri duruyor, dernekler duruyor, cemler devam ediyor.</p>
<p><strong>-Ama çalışmada cemlere katılımın düştüğüne değiniliyor…</strong></p>
<p>Cemlere katılımda düşüş olduğu söyleniyor. Öte yandan bir dizi Alevi talepleri de gündeme gelmeye devam ediyor. Yani bir yandan vites düşürüyor ama bir yandan işte din dersi tartışırken vitesi orada artırmaya da devam ediyor. Ruh hali olarak 90’lara döndük hissiyatı var ama pratikte 2000’li yıllar devam ediyor bence Aleviler için.</p>
<p><strong>-Bir de şöyle bir şey var. Gülenci konumuna düşmeme adına sokağa çıkmama ve tepki göstermeme gibi bir durum var. Dolayısıyla hani Alevilerin OHAL stratejisi nedir?</strong></p>
<p>Yani, şimdi o tabi bu referandum süreci biraz değiştirdi. Ben bu raporu yazdığımda daha kampanyalar başlamamıştı, görüşmeleri yaptığımda. Daha şöyle bir ruh hali vardı özellikle KHK’lar da dozunu çok artırdığı için, Alevilerde kamusal alandaki refleks kimliklerini saklama yönündedir. Yani bugüne kadar böyle gelmiştir. Kendi mahallelerinde ve daha güçlü olduğunu hissettikleri yerde kimliğini dile getirirler ama ‘ötekiyle’ karşılaştığı yerde önce Alevi olduğunu saklar. Zorunda olmazsa söylemez. Bunun hani kırılmaya başladığı yerler vardı. Son dönemde ise bu tekrar geriye döndü. Darbe girişimden sonraki sürece eleştirel yaklaşmak darbeci olarak yaftalanmak olarak çevrelerinde görüldüğünü anlatıyorlar. O yüzden de hani o eleştirileri de ne bileyim kamusal bir tartışmada söz ağzına gelse bile yapmamayı yeğlediklerini söylüyorlar.</p>
<h4>“Kim olursa olsun bir kişinin böyle bir güç elde etmesinden Aleviler zararlı çıkar düşüncesi var.”</h4>
<p><strong>-Peki, Alevilerin referandumdan beklentileri ne<em>?</em></strong></p>
<p>Referandum sürecinde ‘hayır’ kampanyaları bir olanak oldu. Her ne kadar kimi yerlerde, özellikle de HDP’nin çalışmalarının üzerinde baskı olsa da görünür bir ‘hayır’ kampanyası da var ve burada zaman zaman eleştirel doz da yüksek olabiliyor. Bu, Alevilere kuvvet veriyor tabi. Bir de anketlerde zaman zaman ‘hayır’ önde görünüyor. O da umutlandırıyor, oysa öncesinde son derece bir umutsuzluk hâkimdi. Referandum ve anayasa değişikliğiyle aslında bu kampanyalar başlamadan önce ben görüştüğümde çok ilgili değildiler. Mesela Kılıçdaroğlu’nun gafı. Anayasa değişikliğinde ne olup bittiğini anlamadığını gösteren bir gafı oldu biliyorsunuz. AK Parti mitinglerinde çok kullandı bunu. O tür bir durum Aleviler arasında da çok vardı. Bunun esas nedeni ilgisizlik değil. Daha çok inançsızlıkla ilgili bir şey. Yani ne olup bittiği önemli değil. Bugün neyse bundan sonra da o olacak. ‘Evet’ çıksa da o olacak ‘hayır’ çıksa da. Anayasa değişse de öyle olacak değişmese de öyle olacak. Zaten müthiş bir ümitsizlik hâkim. Bir tür tepki olarak ilgilenmediler. Referanduma da öyle baktılar fakat buna karşın da referandum hem bir yandan ilgilenmedikleri ve bir şeyi değiştirmeyeceğine inandıkları bir şeyken öte yandan da çok hayati bir şey olarak gördüler. Bir rejim değişikliği olarak düşündüler. Rejim değişikliği deyince de mevcut sistemin aksaklıkları vs. düşünmeden, biz cumhuriyeti savunuyoruz konumuna çekildiler. Orada cumhuriyetin bence onlar için anlamı sistemsel değil; güçler ayrılığı, meclis, cumhurbaşkanlığı, başkanlık, başbakanlık tartışmalarından bağımsız olarak Alevilere bir eşit yurttaşlık hakkı tanıyor olması. Yani diğer yurttaşlarla eşitliğini sağlaması. İşte, demin söylediğimiz devlet kurumlarında, siyasette yer alma, eğitimde ve başka alanlarda eşit muamele göreceklerine dair bir inancı taşıyor olmalarıydı. Bu süreçteyse bunun kaybolduğunu düşünüyorlar. Bunun da en önemli sonucu adalete olan güvencini yitiriyorlar. Hatta bunu diyenler oldu, ne kadar doğru olduğundan bağımsız olarak, hissiyat açısından böyle demeleri önemli. “12 Eylül Darbesi’nden de biz çok çektik ama hasbelkader orada hani asker vardı, polis vardı vb. ama mahkemelere güvenebiliyorduk” diyorlar. Bugün ise o da kalmadı diyor. Yani yargı da tamamen tarafsızlığını yitirdi. Bugün bir husumet yaşasak ve yargıya düşsek Alevi olarak buradan zararlı çıkacağız. Dolayısıyla hissettikleri şey eşit, adil muamele görme konumunu yitirecek olmaları bu değişiklikle.</p>
<p><strong>-‘Evet’ çıkması halinde beklentileri ne Alevilerin? Referandumda ‘evet’ çıkarsa, başkanlık çıkarsa Aleviler başlarına neyin geleceklerini düşünüyorlar?</strong></p>
<p>Bugün fiilen olan eşit ve adil yurttaşlık hakkını kaybetmiş olma durumlarının hukuki bir statü kazanacağını düşünüyorlar. Burada mesela, Erdoğan karşıtlığı önemli ama Erdoğan değil esas sorun. Devlette bir gücün bu kadar yetkiyi toplayacak olması korkutuyor. Çünkü Aleviler şunu düşünüyor, kim olursa olsun bir kişinin böyle bir güç elde etmesinden Aleviler zararlı çıkar düşüncesi var.</p>
<h4>AK Parti karşıtlığı müzakere etmeyi destekleyen Alevilerde de güçlendi</h4>
<p><strong>-Alevilerin AK Parti’ye bakışı nasıl bu süreçte<em>?</em></strong></p>
<p>Yani kitlesel anlamda zaten hiçbir zaman Aleviler AK Parti’ye sıcak bakmadılar. Yani 90’lı yıllarda Refah Partisi’nin, sonra işte Fazilet Partisi’nin, Milli görüş geleneğinin yükselişini büyük bir tedirginlikle karşılamışlardı. Çünkü Sivas olayları da tazeydi ve şeriat geliyor tartışması vardı. O nedenle zaten AK Parti’ye hiçbir zaman sıcak olmadılar. Çünkü her zaman dindar bir yönetimin olması anlamına geldi. Fakat 2000’li yıllarda bu biraz yumuşadı aslında. AK Parti karşıtlığı devam etti belki ama benim görüştüğüm gençler arasında bugün şeriat diye bir tehlike olduğunu düşünmüyorum diyebiliyorlar. Türkiye’ye şeriat gelir gibi bir kaygı ön planda değil. Fakat AK Parti’ye hiçbir zaman yakın olmadılar. Alevi açılımlarında ise iki tür pozisyon oldu. Bir, o açılımla müzakerede bulunmayı reddedenler oldu. Bir de ‘hayır, müzakerede olmalıyız ve taleplerimizi AK Parti ile müzakere halinde dile getirmeliyiz’ diyenler oldu. Bu süreçte durum oradan da geriye gitti aslında. Şunu diyebiliriz, her zaman bir karşıtlık vardı ama hiç değilse müzakereyi kabul eden bir tarafı vardı. O tarafta da artık AK Parti karşıtlığı daha kuvvetlendi.</p>
<p><strong>-Yani devletle işbirliği yapan tarafta mı?</strong></p>
<p>Yani işbirliği demeyelim de müzakereye daha açık olan taraftı. Fakat açılımlara ilişkin şunu söyleyebilirim, şöyle bir faydası oldu: Niyetinden bağımsız olarak, Alevi açılımları, Aleviler arasında da biz ne istiyoruz, temel taleplerimiz neler, buralarda hangi konularda uzlaşıyoruz konusunda bir tartışmanın olgunlaşmasını sağladı. Pozisyonları netleştirdi. Yer yer de belki 2000’li yılların başlarında ayrıksı, daha uzlaşmaz olan pozisyonlar birbirlerine yaklaşmaya başladı ve çok temel bazı hak taleplerinde ortaklaştılar. Dolayısıyla açılım süreçleri bir sonuç getirdi mi derseniz, en önemli sonucu belki Alevilerin kendi aralarında ne istediğini daha iyi tarif edebilmesini sağladı diyebiliriz.</p>
<h4>Referandumda sonuç ne olursa olsun Alevilerin kaygı ve ümitsizlikleri devam edecek</h4>
<p><strong>-Aleviler peki ne bekliyor geleceğe dair olarak<em>?</em></strong></p>
<p>Referandum kampanyalarından önce dediğim gibi çok ümitsiz bir hal var, beklentiler çok azalmıştı. Çok fazla somut gözlemlerim yok ama bu kampanya dönemi biraz ümidi artırmış gibi. Ümidi artıran referandumdan hayır çıkacağını bekliyor olmaları değil. Az çok muhalefete imkân tanıyan bir zemin olduğunu hissetmeleri. Önemli bir şey daha var. Son iki yıldır yaşadığımız bir şey aslında. Çok fazla patlama, bombalı saldırı vs. oldu biliyorsunuz. IŞİD tehdidi var ve IŞİD sıraya cemevlerini koyacak, Alevi mahallelerini koyacak düşüncesi var. Son birkaç aydır patlama ve bombalı saldırı olmaması da kötü havayı bir nebze yumuşatmış gibi hissediyorum.</p>
<p><strong>-Alevilerin referandumdan ‘evet’ çıkmasına dair kaygıları var mı?</strong></p>
<p>Alevi yurttaşların çoğunda böyle bir ‘evet’ çıkarsa ya da ‘hayır’ çıkarsa bugünden çok farklı bir şey olacak diye bir kaygı olduğunu düşünmüyorum. Bugüne dair kaygıları ve ümitsizlikleri ne düzeydeyse referandumdan sonra da o devam edecek. Bir dönüm noktası gözüyle bakıldığını hissetmedim ben. Evet çıkarsa bugünkü OHAL ile KHK ile, zaten seçimle de iktidara gelen AK Parti istediği yasayı çıkarabiliyor ve uygulamaları yapabiliyordu. Alışmış olduğu son on yılın daha da dozu artmış bir şekilde devam edeceğini düşünüyorlar. Öte yandan evet çıkması fark yaratmayacak şeklinde bir algı hakimken, hayır çıkması ümitsizliği azaltacak, duygu durumunu olumlu anlamda aşırı etkileyecek bir sonuç olur.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/">15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İHD: Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici serbest bırakılsın</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/15/ihd-es-genel-baskan-yardimcisi-diyarbakir-sube-baskani-raci-bilici-serbest-birakilsin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2017 13:54:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM İnsan Hakları Savunucuları]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12447</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan Hakları Derneği, (İHD) Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı M. Raci Bilici&#8217;nin 15 Mart 2017 Çarşamba günü abah saatlerinde Diyarbakır’da evinde gözaltına alınması sonrası bir basın açıklaması yaptı. İHD&#8217;nin yaptığı basın açıklamasında şöyle dendi : Derneğimizin Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanımız Sayın Raci Bilici, 15 Mart 2017 tarihinde sabah saat 06.00’da, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/15/ihd-es-genel-baskan-yardimcisi-diyarbakir-sube-baskani-raci-bilici-serbest-birakilsin/">İHD: Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici serbest bırakılsın</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Hakları Derneği, (İHD) Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı M. Raci Bilici&#8217;nin 15 Mart 2017 Çarşamba günü abah saatlerinde Diyarbakır’da evinde gözaltına alınması sonrası bir basın açıklaması yaptı. İHD&#8217;nin yaptığı basın açıklamasında şöyle dendi :</p>
<p>Derneğimizin Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanımız Sayın Raci Bilici, 15 Mart 2017 tarihinde sabah saat 06.00’da, evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınmıştır. TEM Şubeye bağlı polis ekibi tarafından evinde yapılan aramanın ardından Sayın Bilici, İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesine götürülmüştür. Derneğimizin avukat yöneticileri, kendisiyle Emniyet Müdürlüğünde bir görüşme gerçekleştirmiş;  bu görüşme esnasında soruşturma dosyasında kısıtlılık kararı olduğunu öğrenmiştir. Bununla birlikte başkanımıza yöneltilen suçlamanın ne olduğu konusunda ne kendisine ne de görüşmeyi gerçekleştiren avukat arkadaşlarımıza herhangi bir bilgi verilmiştir.</p>
<p>8 aydır devam eden OHAL uygulamalarıyla temel hak ve özgürlükler sistematik ve yaygın bir biçimde ihlal edilmiş, özgürlükler baskı altına alınmıştır. Toplumun her kesiminden siyasetçi, gazeteci, akademisyen, aydın, yazar, öğretmen, öğrenci, sendikalı pek çok kişi haksız gözaltı ve tutuklamalardan nasibini almaktadır. Yaşanan hukuksuzluklara karşı sesini yükselten sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini durdurma ve engellenmenin yoğun bir biçimde yaşandığı bu süreçte, insan hakları savunucuları da tehdit, baskı, meslekten ihraç etme, gözaltına alma, tutuklama gibi uygulamalarla karşı karşıya kalmışlardır.</p>
<p>Derneğimizin Eş Genel Başkanı Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Sayın Raci Bilici de, yakın geçmişte iktidar yanlısı medya organlarının karalayıcı haberlerine ve kimliği belirsiz kişi ve çevrelerin tehditlerine maruz kalmış, hedef gösterilmiş nihayetinde bugün gözaltına alınmıştır.</p>
<p>İnsan Hakları Derneği kurulduğu 1986 yılından beri Türkiye’de insan hakları kültürü ve bilincinin gelişmesi için çaba sarf etmiş, koşullar ne olursa olsun ihlalcinin karşısında ihlale maruz kalanın yanında yer almıştır. Halen Türkiye’nin en eski ve en yaygın insan hakları örgütüdür. İHD, Türkiye İnsan Hakları Hareketi içindeki en önemli dinamik güçlerden biridir.</p>
<p>İHD’nin tüm üye, yönetici ve aktivistleri yaşam hakkı ve ifade özgürlüğünü savunmak başta olmak üzere her türlü işkence, zorla kaybettirme, faili meçhul cinayetler, ayrımcılık, kadın ve çocuk hakları, LGBTİ hakları, göç, iltica ve diğer birçok hak alanında hiçbir kişisel korku ve endişeye kapılmadan demokratik mücadele yürütmektedir.</p>
<p>İHD’nin insan haklarını bütün olarak gören bu yaklaşımı ve hak ihlallerine karşı vermiş olduğu mücadele İHD’yi hedef haline getirmiştir. Bu devlet politikası İHD gibi insan hakları örgütlerini ve savunucularını her zaman tehlikeli birer iç düşman olarak algılamıştır. İHD çalışmaları Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sorununu gidermeye dönük çalışmalardır. Bu çalışmalar eleştirel ve tarafsız bir temelde yapılmaktadır. Bu nedenle devlet bürokrasisi ve hükümetler bu çalışmalardan rahatsız olmakta ve kolluk kuvvetleri tarafından İHD yönetici ve üyeleri üzerinde hukuk dışı baskılar kurulmuş, birçok üye ve yöneticimiz, öldürülmüş, saldırıya uğramış, tutuklanmış veya haksız hapis cezalarına çarptırılmıştır. Hiçbir kişisel menfaat beklemeden her türlü baskı ve tehdit ortamında insan hakları mücadelesi yürüten insan hakları savunucularına bu uygulamalar kabul edilemez olduğu gibi BM İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi’ne de aykırıdır.</p>
<p>Diğer taraftan, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gözaltı işlemlerine dair yaptığı açıklama oldukça vahimdir. Derneğimizin faaliyetlerinin ve yöneticilerinin yasadışı örgütlerle bağlantılı gibi gösterilip itham edilmesi kesinlikle kabul edilemezdir.</p>
<p>Uluslararası alanda özellikle BM ve Avrupa Konseyi’nde Türkiye’de yaşanan hak ihlalleri ile ilgili önemli tespit ve raporlar yayınlandıktan sonra insan hakları savunucularına yönelik bu tip hukuk dışı baskıların geliştirilmesi kesinlikle kabul edilemezdir. Uluslararası toplumu insan hakları savunucuların korunması çerçevesinde duyarlı olmaya çağırıyoruz.</p>
<p><strong> </strong>Bilinmesini isteriz ki; bizler her zaman toplumsal yaşamımızda başta yaşam hakkı olmak üzere, kişilerin temel ve insani haklarını, özgürlük ve güvenliklerini korumak ve gelişimine katkıda bulunmak amacıyla yola çıkmış ve mücadele eden insan hakları savunucuları ve aktivistleriyiz. Baskılara bu güne dek boyun eğmedik, bundan sonra da eğmeyeceğiz.</p>
<p>Bu bağlamda, yaşanan diplomatik krizlerden dolayı hükümet yetkililerinin uluslararası insan hakları belgelerine atıfta bulunarak insan haklarına saygı gösterilmesi çağrısı yaptığı bugünlerde, bizler de hükümeti ve yargı makamlarını insan haklarına uygun davranmaya davet ediyor, Sayın Bilici’ye yönelik gerçekleşen haksız gözaltı işlemini sert dille kınıyor ve derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/15/ihd-es-genel-baskan-yardimcisi-diyarbakir-sube-baskani-raci-bilici-serbest-birakilsin/">İHD: Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici serbest bırakılsın</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
