<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Henry David Thoreau arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/henry-david-thoreau/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/henry-david-thoreau/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 04 Dec 2019 08:51:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Henry David Thoreau arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/henry-david-thoreau/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hepimiz Biraz Da Ormanız Artık!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/23/hepimiz-biraz-da-ormaniz-artik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Aug 2019 07:17:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Aldo Leopold]]></category>
		<category><![CDATA[Foucault]]></category>
		<category><![CDATA[Henry David Thoreau]]></category>
		<category><![CDATA[Karl Polanyi]]></category>
		<category><![CDATA[kaz dağları]]></category>
		<category><![CDATA[Sisifos]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41648</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Belki de bir toprak etiğinin gelişmesinin önündeki en büyük engel gerek eğitim gerekse ekonomik sistemimizin etik değerlerden değil de vicdanlı bir farkındalıktan uzak oluşudur".*</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/23/hepimiz-biraz-da-ormaniz-artik/">Hepimiz Biraz Da Ormanız Artık!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İnsanı diğer türler karşısında azınlık olarak değerlendiren Aldo Leopold, toprakla, doğayla etik değerler çerçevesinde kurduğu ilişkinin onu doğayı değiştirip dönüştüren sömürgeci pozisyonundan çıkarıp yalnızca bir doğa yurttaşı yaptığını savunur. Leopold&#8217;a göre bu ilişkinin sağlıklı bir şekilde işlemesi ancak sevgi, saygı ve hayranlık temelli olması halinde mümkündür. Toprak Etiği&#8217;ni 1949&#8217;da keleme alan Leopold bugün Kaz Dağları&#8217;nda altın madeni işletmek için  kurban edilen ağaçları, İzmir&#8217;de, Marmaris&#8217;te ve daha birçok yerde çıkan yangınlarda alevlere terk edilen ormanların halini görse insan türünün neredeyse bir asrın sonunda hala sınıfı geçemediğini, sevmenin öğrenilebilen bir şey olmasına rağmen başarısız olunduğunu anlayıp kuşkusuz çok üzülürdü. Tabii biz de üzüldük, kahrolduk, kahroldukça sevgimizi daha çok fark ettik&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yazıyı onurlandıran karikatürist Oğuz Demir&#8217;in Kaz Dağları Kardeşliği adındaki rüya gibi çizimine gözlerimin takıldığı 3-4 saniyede ben de orman oldum&#8230; Tüm canlar hemhal olmuş bir ağaca sığınmıştık&#8230; Çizimin içinde yerimi aldığımda fonda piyano sesi duyuluyor, binlerce kişi omuz omuza vermiş bulunuyor, bir arada olmanın gücüyle umutlu bir hava esiyordu. Sonra birden alevler sardı etrafımızı, farklı türlere ait olan sesler birbirine karışıyor, çığlık çığlığa bir kaçış yaşanıyordu. Bastığımız toprak erirken piyano gitmiş, yerinde alevlerin dansıyla bir trajedi sahneleniyordu&#8230; Sıcaktı, çok sıcak&#8230; Ateş çemberinin ortası cehennemin kendisiydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Katı olan her şey buharlaştığı gibi yangınlarla da kül oluyor&#8230; Ateş olmayan yerden duman çıkmadığı da malum, bu ateşin nedenleri arasında  piknikçinin mangalı, sigara izmariti, bir cam kırığının iklim krizinin coşturduğu aşırı sıcak hava, rant fırsatçılığı ve daha birçok olasılık sayılabilir. Ancak, yangın risklerinin arttığı bir dönemde yangınların tespit edilmesine ilişkin yeterli önlemlerin alınmasını, erken yangın tespit sistemi kurulması gibi alınabilecek önlemleri tartışmamız gerekirken bu yangınların neden söndürülmediğini ve yayılmaya bırakıldığını konuşmak zorundayız. Zira yetkili tarafların yaptığı açıklamalar yangınların  söndürülmesi için azami gayretin sarfedilmediğini hatta, yangın söndürme konusunda ehil ve donanımlı Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne bağlı Türk Hava Kurumu&#8217;nun bilinçli bir şekilde devre dışı bırakıldığını gösteriyor. Diğer taraftan Tarım ve Orman Bakanlığı&#8217;ndan kendi bakanlığının bütçe ve maliyet hesabı içine düştüğüne işaret eden açıklamalar duyuyoruz&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha açık ifade etmek gerekirse; yangınların çıkma nedeni ne olursa olsun bu yangınların ölçeğinin büyütüldüğünü, ormanlarımızın ve içindeki canların bilinçli bir şekilde yanmaya terk edildiğini görüyoruz. Leopold&#8217;un bahsettiği sevgiden eser yok&#8230; Genellikle cinayet filmlerinde katili bulmak için &#8220;Peki bu cinayet kimin işine yaradı?&#8221; sorusunu sorarız, sanırım bu sorunun cevabını bir yıl sonra alacağız. Her ne kadar Orman Bakanlığı&#8217;nın ve İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin ormanların yanmasının her hangi bir maddi karşılığı olmayacağına dair verdiği sözler, resmi açıklamalar olsa da İzmir Karabağlar&#8217;da kül olan 1000 stadyum büyüklüğündeki alanın imara açılmasına izin verilecek mi önümüzdeki süreçte göreceğiz. Zira  kapitalist sistem içerisinde metalaştırılan şeylerin miktarını arttırmanın tek yolu para işlevi görmeyen metaların miktarını azaltmak olduğu üzere, meta değerlerin yasa ve kanunların dışına taşarak sürekli genişlediğini gösteren örnek yok değil. Nitekim 2007 yılında Muğla&#8217;nın Milas ilçesinde Güvercinlik koyunda çıkan yangının Halep çamı ve kızıl çam ormanını kül etmesiyle 150 stadyum büyüklüğünde bir arazi ormansızlaşmış, dönemin Orman Müdürü ise arazinin imara açılmayacağını ağaçlandırılacağına dair sözler vermişti. Yangından bir yıl sonra ise yanan arazi üstünde beş yıldızlı bir otelin inşaatına başlanması için verilen onayı 2015 yılında müşterilerini ağırlamakta olan bu otele bin yatak kapasiteli ikinci tesisi kurması için izin verilmesi izledi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-41650 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/08/bodrum-guvercinlik-otel.jpg" alt="" width="326" height="284" />Benzer şekilde Trabzon Sürmene&#8217;nin Çamburnu Mevkii&#8217;nde 20 hektarlık alan yandıktan sonra imar açılmayacak denmiş olmasına rağmen bugün villalar yükselmiş bulunuyor. Özetle bir kez daha anlaşılıyor ki neoliberal ekonomi politikasının olanaklarıyla semiren kapitalist sistemin her koşulda ve şekilde yeni ihtiyaçları doyurma çabası içinde olduğunu akılda tutarak verilen sözlerin takibini yapma sorumluluğu sivil toplumdadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yıllar yılı sırtına yüklenen kayayı yokuşun başına yeniden ve yeniden taşıyan<a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/sisifosun-imkanlari/" target="_blank" rel="noopener"> Sisifos</a>, en son bir Piyanoyu çıkardı yokuşun başına, yok oluş çığlığı  okyanus ötesinde yankılandı, sesine karşı coğrafyalardan ses buldu. Kalkınma eleştirmeni, insanın hırs ve ihtiraslarının varacağı noktayı görerek doğal yaşama dair düşünen, Henry David Thoreau 1845&#8217;lerde kaleme aldığı Ormanda Yaşam (Walden) &#8216;de &#8220;</span><i><span style="font-weight: 400;">Ayağımı bastığım toprak ölü, atıl bir kütle değil. O bir beden bir ruhu var, organik; o ruhun etkisi, o ruhun parçacıkları içime akıyor</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8221; sözleriyle anlatır doğanın parçası olduğunu. Ormanın ve ormanı evi bilenlerin acısını yüreğimizde hissedebildiysek, ondan bir parça  da aklımızda, fikrimizin kıyısında bizimle yaşar. Tabii, bu her ezilen için geçerli.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emeğin, toprağın, paranın her şeyin metalaştırılmasına istinaden 1944&#8217;te Büyük Dönüşüm&#8217;ün yazarı Karl Polanyi, toplum gerçekliğinin yakınmadan kabul edilişinin insana ortadan kaldırılabilecek tüm adaletsizlikler ve özgürlük kısıtlamalarına karşı yılmadan mücadele etme gücü ve cesareti verdiğinden bahseder. <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/sisifosun-imkanlari/" target="_blank" rel="noopener">Sisifos</a>&#8216;un durumunu hatırlatan türden bu yaklaşım cesaretin  herkes için daha geniş özgürlükler yaratma amacına sadık kalması halinde büyüdüğüne ve bu süreçte gücün veya planlamanın özgürlükleri yok etmek üzere kendisine karşı çalışmasından da korkması gerekmediğine işaret eder.</span><span style="font-weight: 400;"> Fakat  iktidarların dayatmış olduğu sınırların aşılabilmesi için önce Foucault&#8217;un Özne ve İktidar&#8217;da  önerdiği gibi bu dayatılan sınırların evrensel ve zorunlu olduğunu düşünmekten kendimizi kurtarmamız gerekir. Başka türlü bir yaşamın mümkün olduğu tahayyülüyle ortaya çıkan toplumsal hareketler içinde birbirimizden yana atacağımız adımlar özgürlüklerimizin güvencesi olacaktır. Gerek doğanın ve doğal varlıkların gerekse  insanın hak ihlalleri olsun, ormanda yaşarken evinden olan tüm canlar, khk&#8217;larla bin bir emekle edindikleri işleri kaybettirilmiş olanlar; emekçiler; ekonomik döngünün ve siyaseten sistemin dışına atılmaya çalışanlar için topyekün kurtuluş biraz da o sınırların karşılıklı atılacak adımlarla aşılmasında saklıdır. Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrantız, hepimiz KHK&#8217;lıyız; hepimiz HDP&#8217;liyiz; hepimiz kadınız; hepimiz LGBTİ&#8217;yiz; hepimiz Özgecan&#8217;ız ve hepimiz biraz da ormanız artık! </span></p>
<p><em>*<span style="font-weight: 400;">Aldo L., A sand County Almanac,  (Perhaps the most serious obstacle impeding the evolution of a land ethic is the fact that our educational and economic system is headed away from, rather than toward, an intense consciousness of land.Çeviri P.Demircan) s: 223</span></em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/23/hepimiz-biraz-da-ormaniz-artik/">Hepimiz Biraz Da Ormanız Artık!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İzleyeceğim Yolu Ben Çizdim”*</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/09/izleyecegim-yolu-ben-cizdim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özge Karakaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Nov 2017 22:15:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[aylak]]></category>
		<category><![CDATA[Bige Örer]]></category>
		<category><![CDATA[flâneur]]></category>
		<category><![CDATA[Frédéric Gros]]></category>
		<category><![CDATA[Gustave Flaubert]]></category>
		<category><![CDATA[Henry David Thoreau]]></category>
		<category><![CDATA[Rouen]]></category>
		<category><![CDATA[walter benjamin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19964</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Aslında yürüyerek temizlenmenin, arınmanın hepimiz için doğruluğundan söz edemez miyiz? İnsan yürüyerek yenilenebilir, yeniden doğabilir. Kutsal olarak kabul edilen bir yol olsa da olmasa da, yürüyen kişi bir inanan olsa da olmasa da yürümek bizi değiştirir. Kimi zaman kendimizi bulmak kimi zaman kendimizden uzaklaşmak için yürürüz, ama çıktığımız tüm yollardan değişmiş olarak dönmeyi ümit ederiz. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/09/izleyecegim-yolu-ben-cizdim/">“İzleyeceğim Yolu Ben Çizdim”*</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Aslında yürüyerek temizlenmenin, arınmanın hepimiz için doğruluğundan söz edemez miyiz? İnsan yürüyerek yenilenebilir, yeniden doğabilir. Kutsal olarak kabul edilen bir yol olsa da olmasa da, yürüyen kişi bir inanan olsa da olmasa da yürümek bizi değiştirir. Kimi zaman kendimizi bulmak kimi zaman kendimizden uzaklaşmak için yürürüz, ama çıktığımız tüm yollardan değişmiş olarak dönmeyi ümit ederiz. Çünkü yürümek, içimizde ölmesi gereken şeyleri öldürerek bize yeniden azar azar can katar&#8230;&#8221;</strong><span id="more-21369"></span></p>
<p>Soğuk bir kış günü, üzerimde bilmem kaç kat kıyafetle yürüyorum. Sağ yanımda çektiğim valiz, indiğim son taşıttan sonra arka tekerinin birine veda etti. Artık kendi ağırlığıma eklenen valizin ağırlığı daha da fazla. Sene 2011, Paris’te Montparnasse tren garındayım. Etrafımdan vızır vızır geçen insanlar yavaşlığıma homurdanıyor. Oysa ben biraz da yavaşlamak için geldim buralara kadar. Evimden çok uzaklarda, kuşlar gibi özgür hissettiğim o soğuk kış gününde, kendime başka bir ev inşa etmek üzere olduğumdan habersizim. Varmam gereken şehre son bir şehir kaldı.</p>
<p>Rouen adı verilen şehre gitmeye çalışıyorum. Rouen, Gustave Flaubert’in doğduğu, Jeanne D’Arc’ın yakıldığı, Paris’in bir saat uzağında ve her zaman gölgesinde kalmış bir Normandiya kenti. Benimse başıboş dolanmayı öğrendiğim yer… Altında yaşadığım çatıdan çıkıp aklımda hiçbir hedef olmadan saatlerce yürümenin keyfini bu şehirde öğrendim. Beni çağıran sokaklara düşünmeden sapmayı, durmamı söyleyen manzaralar karşısında durmayı, gün dönerken göğü saran ışık oyunlarını yakalamayı; sessiz karşılaşmaların, tesadüflerin ve şehrin kendi sesinin içinden sessizce geçmeyi orada öğrendim.</p>
<p>Rastlantı olmasa gerek, “aylak” ya da &#8216;<em>flâneur&#8217;</em>, yani amaçsızca gezinen kişi figürünün zamansız bir karaktere dönüştüğü topraklardaydım. Sonraki yıllarda pek çok coğrafyaya seyahat ettim, yüzlerce şehri yürüyerek gezdim. Bir ayağımı öbürünün önüne hiç düşünmeden ata ata yürürken aklımdan geçenleri ve olduğum insanı daha çok sevdim. Yine rastlantı olmasa gerek, yürümekle ve aylaklıkla ilgili bana ilham veren pek çok şeyle karşılaşırım hep. Bunlar arasından anlatılacak pek çok şey olsa da bana yürümek, amaçsızca yürümek için ilham veren bir kitabı, bir sergiyi ve yakın zamanda gerçekleştirdiğim birkaç seyahati özellikle anlatmak istiyorum.</p>
<p><strong> </strong><strong>Yürümenin Felsefesi- Frédéric Gros</strong></p>
<p>Dokunduğumuz her şeyin tükendiği bir evrende yaşıyoruz. Modern hayatlarımız bizi hıza ve hızlı olmaya, hızlı yaşam ise daha çok tüketmeye itiyor. Oysa &#8216;<em>Yürümenin Felsefesi&#8217;</em> kitabında aylakların tüketmeyen ve tüketilmeyenler olarak tanımlanması bana umut veriyor. Ara ara açıp okumaya doyamadığım bu kitapta, “Yürümek kenara çekilmektir” diyor yazar; “Çalışanların kenarından, hız yapılan yolların kenarından, servet ve sefalet üretenlerin, sömürenlerin, emekçilerin kenarından, kış güneşinin solgun yumuşaklığını ve ilkbahar esintisinin tazeliğini hissetmekten daha önemli işleri olan ciddi insanların kenarından uzaklaşmaktır.”</p>
<p><em>Yürümenin Felsefesi</em>’ne göre aylak, hesap yapmadan, yavaş adımlarla ve gören gözlerle geçer dünyadan. Bu yüzden, Gros öncelikle yürümeyi spor yapmaktan ayırarak başlar işe. Sade ve sadece yürümenin maddiyattan ve rekabetten bağımsız doğasına övgüde bulunur. Şöyle bir dolaşıp gelmenin endişeleri nasıl hafiflettiğinden, bizi mecburiyetlerimizden kurtardığından, hızdan uzaklaştırdığından bahseder. Aylak, fark eder. Günün alçaldığı ve yükseldiği, zamanın esnediği anları, karşılaşmaları ve sessiz sohbetleri, uzlaşma ve ters düşme sahnelerini yakalar, hatta çalar Gros’ya göre.</p>
<p>Yazar, kitabında başka düşünür ve yazarların yürüyüş rutinlerine ve görüşlerine yer vermeyi de ihmal etmez. Bunlar arasında beni en çok çarpan bölümlerden biri de “Yabanın Fethi” başlığı altında Henry David Thoreau’ya ayrılan bölüm. Çünkü Thoreau’nun “kârı faydadan ayırmaya yarayan yeni ekonomisi”, tüketen ve tüketilen dünyamızın tüm dertlerine çare gibi görünüyor bana. “Bir şeyin maliyeti aslında ister derhal ister uzun vadede olsun, hayatta neye mal olduğuyla ölçülür” diye alıntılar Gros. Ormanda çıkılan uzun bir yürüyüşten insan ne kâr elde edebilir?- Hiç. Peki bu mantıkla, şöyle bir yürüyüp gelmek beyhude bir eylem midir? Bana göre tam aksi. Yürümek, içimi ve dışımı bir edip yaşamımı dengelemekle bana en çok faydayı sağlıyor. Aylaklık, beni özgürleştiriyor.</p>
<p><strong> &#8220;</strong><strong>Aylaklar/ Flâneuses&#8221;- Fransız Kültür Merkezi/İstanbul </strong></p>
<p>Bugünlerde İstiklal Caddesi’nde yürümek bedenimde birbiriyle ters düşen pek çok duyguyu uyandırıyor. İstanbul’la bağı henüz birkaç seneye dayanan biri olsam bile anılarımın üzerine basıp geçmemek için rotamı değiştiriyorum sık sık. Yolum caddeye düşecekse muhakkak Tünel’den çıkıyorum. Aylak rota çizer mi? Çizmez ama bu defa aylaklık uğruna caddenin başındaki Fransız Kültür’e doğru bir rota çizdim.</p>
<p>Sergi küratörü Bige Örer’in sözleriyle &#8216;Aylaklar&#8217; sergisi, farklı zamanlarda Paris’te yaşamış beş sanatçının içinde yaşadıkları alan ve şehirle kurdukları etkileşimi doğuran “yürümek”ten yola çıkarak oluşturulmuş. “Yürümenin felsefi, coğrafi, manevi, toplumsal, siyasi ve edebi anlamda sorunsallaştırıldığı bu etkileşim serginin belkemiğini oluşturuyor.” Sergi kapsamında Aslı Çavuşoğlu, Güneş Terkol, İnci Furni, Yasemin Özcan, İz Öztat ve Zişan olmak üzere altı sanatçının işleri sergileniyor.</p>
<p>Yürümek, hareket etmek, düşüncelere gebe. Aylaklar yolda ilerlerken karşısına çıkacaklardan henüz bihaberdir. Akıp giden görüntüler değiştikçe zihnin akışı da değişir. Bu şekliyle aylaklık, bir nevi yaratıcı düşünme yöntemi. Sergideki eserleri görmek beni yürümek kadar şehirdeki hareket alanları ve engelsiz hareket özgürlüğü üzerine de yaratıcı düşünmeye davet etti.</p>
<p>Yürüyen kişi pek çok şeyin peşinden gider. Sanatçıların eserleri yürürken peşine düştüğümüz yeni olayları, olasılıkları ve kendimizi; kurulu olmayan düzeni, başka hayatları ve hayalleri; inançları, talepleri ve arzuları anlattı bana. Yürümeyi kültür, tarih ve edebiyat bağlamında yeniden yorumlayarak yürüme eyleminin sonsuz sonuçlarının içine çekti.</p>
<p>Sergide, Yasemin Özcan’ın “Flanöz’ün Kalbi” başlıklı sunum performansı ise, &#8216;<em>limonata&#8217; gibi havalarda</em> kadının toplumda kendine yürüyerek yer açması üzerine düşündürerek salondaki biz &#8216;flanözlerin&#8217; kalbini aynı tempoya sabitledi sanıyorum.</p>
<p><strong> </strong><strong>Yürüyerek Arınmak: Kudüs </strong></p>
<p>Kutsal olanın kutsallığı nereden gelir? Uğruna çekilen cefadan kaynaklandığı konusunda yaygın bir algı olabileceğini tahmin ediyorum. Tarih boyunca dini yolculukların “çile” yolculuğu olarak adlandırılmasının da bunda payı vardır muhakkak. Ancak zorlu tırmanışlar yapılarak ulaşılabilen dağ zirvelerine ya da uzun yolculuklar sonucu varılabilen arazilere yerleştirilen kutsal mabetler bunu kanıtlar gibi.</p>
<p>Geçen aylarda seyahat ettiğim Kudüs’te, herkes gibi yalnızca yürüdüm. Tarihi şehir yürümek dışında pek bir şeyi mümkün kılmayacak kadar küçük. Buna rağmen üç büyük dinin kutsal kabul edilen mekanlarına ev sahipliği yapıyor. İki sokağı dolduracak kadar adım atmak insanı bir öteki mahalleye, dolayısıyla &#8216;öteki&#8217; dine, dolayısıyla &#8216;öteki&#8217; kültüre taşıyor. Üstelik yürünen her yol, sıradan bir yol değil Kudüs’te. Kutsal Kabir Kilisesi’nden başlayarak devam eden, Hristiyan inancına göre İsa’nın sırtında çarmıhla yürüdüğüne inanılan Çile Yolu da Kudüs’te bulunuyor.</p>
<p>İnananlar için kutsal yollara kazınmış ayak izlerini takip etmek ibadet etmek olarak görülüyor. Aslında yürüyerek temizlenmenin, arınmanın hepimiz için doğruluğundan söz edemez miyiz? İnsan yürüyerek yenilenebilir, yeniden doğabilir. Kutsal olarak kabul edilen bir yol olsa da olmasa da, yürüyen kişi bir inanan olsa da olmasa da yürümek bizi değiştirir. Kimi zaman kendimizi bulmak kimi zaman kendimizden uzaklaşmak için yürürüz, ama çıktığımız tüm yollardan değişmiş olarak dönmeyi ümit ederiz. Çünkü yürümek, içimizde ölmesi gereken şeyleri öldürerek bize yeniden azar azar can katar. Yeni ve iyileşmiş bir ben oluruz yürüyüşün sonunda. Tıpkı her seyahatimden döndüğümde hissettiğim gibi.</p>
<p><strong>*</strong><em> Immanuel Kant</em></p>
<p><strong>Ana görsel:</strong> Özge Karakaya, Ürdün 2017; <a href="https://www.instagram.com/baskabiryerdeyim/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">instagram.com/baskabiryerdeyim/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/09/izleyecegim-yolu-ben-cizdim/">“İzleyeceğim Yolu Ben Çizdim”*</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
