<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hayvana şiddet arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/hayvana-siddet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hayvana-siddet/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Mar 2023 12:08:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>hayvana şiddet arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hayvana-siddet/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ön Yargının Kıskacında İnsan ve Hayvan</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/29/onyarginin-kiskacinda-insan-ve-hayvan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hayvanlara Adalet Derneği]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Apr 2022 08:43:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[hayvana şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Kübra Karahanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ön Yargınız Son Yargınız  Olmasın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=80719</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayvanlara şiddet gösterme eğilimlerinin altında çocuklukta yaşanmış ve çoğunlukla travmatik olayların yattığını konunun uzmanlarından okuyor, dinliyoruz. Uzmanların aktardığına göre, bu travmatik olaylar yetişkinlikte ve hatta hayatının sonuna kadar bireyin peşini bırakmıyor. Bu durumda, neden hayvana şiddet sorusunun cevabı içinde aslında; çünkü en zayıf halka. Çünkü hakkını aramaktan, acısını duyurabilme yetisinden yoksun. Çünkü, hayvana şiddetin ne toplumda ne de Hukuk Sistemi’nde caydırıcı cezası yok.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/29/onyarginin-kiskacinda-insan-ve-hayvan/">Ön Yargının Kıskacında İnsan ve Hayvan</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Kübra Karahanoğlu’nun </span><b>“Ön Yargınız Son Yargınız  Olmasın”</b><span style="font-weight: 400;"> isimli kitabı elime geçti (Sola Unitas Yayınları). Bir solukta okudum; bir psikoloğun ürünü olduğundan, teknik ve bilimsel bir dil ve tanımlamalara boğulacağım önyargısıyla ürktüm başlarda ama öyle değil; arı, akıcı bir dille yazılmış, her yaştan, her kesimden insanın rahatlıkla okuyup anlayabileceği bir kitap ortaya çıkmış. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-80720 size-full alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/04/on-yarginiz-son-yarginiz-olmasin.jpg" alt="Ön Yargınız Son Yargınız  Olmasın" width="256" height="400" />Karahanoğlu bu kitabında, ön yargı kavramını ve insandaki duygusal karşılığını açıklayarak başlıyor, bunun sonucu olarak, ön yargıların kıskacında kıvranan bireyin sıkıntılı hâllerini zengin örneklerle, dünya kültürüne sanatıyla ve düşünceleriyle yön vermiş insanlardan alıntıladığı sözlerle, öykü tadında anlatıyor. “Ön yargı” pek çok insanda olduğu gibi, benim de günlük hayatta farkında olmadan kullanageldiğim bir kelimeydi, bu kitapla tanışana kadar. Bunun bir problem, hem de çok ciddi bir problem olduğunun farkına bu sayede vardım. İnsan toplumsal bir varlık olarak pek çok ilişki ağının ya öznesi ya da nesnesi durumunda olabilir. Bir ilişkiyi başlatma ya da başlamış olanı sürdürme konusunda ne kadar iyi niyetle hareket ediyor olsak da gerek yetişme tarzımız, gerekse içinde bulunduğumuz toplumun bize yüklemiş olduğu ön kabuller, şartlanmışlıklar, edindiğimiz deneyimler ve en önemlisi farklılıklarımızdan kaynaklı problemler yüzünden başarısızlığa uğrayabiliriz. Şu ya da bu nedenle yargıladığımız, yaftaladığımız insanları ne kadar tanıyoruz? Dahası, kendimizi ne kadar tanıyoruz? “Ben adamı gözünden anlarım” sözünü doğrularcasına, hatalı bir ön kabul ile çıkılan yolda, sağlıklı iletişim, sağlıklı ilişkiler nasıl kurulabilir? Kitap bu türden problemin nedenleri üzerine ışık tutuyor, bu açmazdan nasıl çıkabileceğimize dair önemli ip uçları veriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitabı bitirdiğimde anladım ki farkında olarak ya da olmayarak dikenli tellerle çevrili-dışarıda olanı biteni görebildiğimiz fakat çıkamadığımız bir zindana hapsolmuşuz. Çıkamıyoruz, çünkü pek çok olumsuz tutum ve davranışlarımızda olduğu gibi temelleri daha çocukken atılıyor ve duygu dünyamız bununla kodlanıyor. Bu örüntüde, karşımızdakini anlamak için önce kendimizi anlamak ve tanımak gerekiyor. “İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur” sözünün ne kadar doğru ve geçerli bir önerme olduğunu kendimden biliyorum.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Günlük hayatımızda kim bilir kaç kere bu duygunun baskısıyla, insanları yaftalıyor, yargılıyor, mahkûm ediyoruz. Kimlerin hayatını olumsuz yönde etkiliyor, acı çekmelerine sebep oluyoruz. Ön yargılarla yaftaladığımız insanların çoğunlukla bundan haberi bile olmaz fakat bunun bir de geri dönüşü var; bizim onlar hakkındaki düşüncelerimizin gerçek olmadığını, yanılmış olduğumuzu gördüğümüzde, onlara ne büyük haksızlık yaptığımızı fark ettiğimizde, bizde neler olur? Mesela, kendimizden utanmaz mıyız? Eğer o kişi bundan zarar görmüşse, vicdanımızın yükünü nasıl taşıyabiliriz? Tabii bunun bir de karşı tarafı var: yargılayan yargılanır. İki ucu pisli değnek yani! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitapta önyargılarımızdan nasıl kurtulabileceğimize, doğru iletişim kurma becerilerine, sağlıklı ilişkiler kurmak ve bunları korumak için nelere dikkat edilmesi gerektiğine dair öneriler, doğru anlama ve anlamlandırma sürecine ilişkin ip uçları da var; faydası olur mu bilinmez. Güne başlarken, “Bugün kimseyi yargılamayacağım” diye telkinde bulunmak ve durumumuzun farkında olarak ilişkilerimize yaklaşmak faydalı olabilir mi acaba? Bir de, okurken, Konfüçyüs’ün o ünlü “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkalarına da yapma!” sözünü hatırladım ki durumu tek cümleyle özetliyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitap bölümler halinde ilerliyor; her bölümün bir başlığı ve alt başlıkları var. Bölüm sonlarında okurun kendini sınaması için minik testler konulmuş; ilk bakışta kolay gibi gözükebilir fakat cevaplarken birkaç dakika düşünmek zorunda kaldığımı belirteyim. Bunları cevapladığımızda önyargılar skalasının neresinde durduğumuzu görme ve kendimizi değerlendirme fırsatı sunuyor ama bunu bağırıp çağırmadan, parmak sallamadan öğretmekten çok, göstererek başarıyor. Kitabın bütününe sirayet eden birlikte öğrenme duygusu, mahrem sırların paylaşıldığı bir serüven havasında değil, bir annenin çocuğunu elinden tutup gezmeye götürmesi gibi. Konuların içine serpiştirilmiş küçük hikayeler ve bolca örnek olay, konuları daha iyi anlamamıza ve pekiştirmemize yardımcı oluyor, bu sayede ilgi ve dikkatimiz sürekli diri kalıyor. Üstelik hem öğreniyor hem de eğleniyoruz böylesi yakıcı bir konuda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birilerini yargılamanın-dedikoduda olduğu gibi-haz veren, şehevi bir yanı da yok değil hani; belki de bu yüzden vazgeçemiyoruz, kurtulmak istemiyoruz; bu durum işi daha da zora sokuyor. Konunun uzmanı olanlar bağışlasınlar, insan psikolojisi üzerine ahkâm kesmek haddim değil; ben de bu toplumun bireyi ve problemin bir parçası olarak, yaşadığım olaylardan edindiğim bilgi kırıntılarını dile getiriyorum. Hele, yazardan rol çalmak gibi bir niyetim asla yok. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Farkındalık! Esasında bireyin kendiyle ilgili problemlerin doğurduğu açmazlardan çıkabilmesinin ön koşulu o durumunu kabullenmektir ancak bundan sonra ne yapılabileceğini tartışmak, gerekirse uzmanından yardım almak faydalı olabilir; bu bağlamda kitap bize çözümün dışarıda değil, kendi benliğimizde olduğunu defalarca hatırlatıyor. Kitapta bunun çeşitli yolları örneklerle gösteriliyor. Ayrıca, iyi bir ilişki kurmak için sağlıklı bir iletişim, bunun yolunun da karşımızdaki insanı anlamaktan geçtiği konusunda önemli tespitler içeriyor. Her insanın biricik ve farklı olduğu gerçeğinden hareketle, eleştirmek ve yargılamak yerine-çünkü bunlar iyi bir iletişimin önündeki en büyük engellerdir-anlamaya çabalamanın önemine vurgu yapılıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitap özü itibariyle önyargı konusuna odaklanmış olsa da aslında bir çok meseleyi birbirleriyle ilintili olarak irdeliyor; alt metinlerle zenginleştirilmiş bir içerik sunuyor. Bu çok katmanlı yapısı, her bir sorunu ayrı ayrı ele almayı gerektirse de konuların iç içe geçip harmanlanması, bütünlüğü muhafaza bakımından iyi bir tercih olmuş.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitabı okuduğumda, problemi hayvanlar bağlamında ele alabilir miyiz, diye bir düşünce geçti, zihnimden, bu yazıyı bana yazdıran da bu oldu. İnsanın insanı açıkça yargıladığı durumlar  olabildiği gibi, gizliden de yaşanabiliyor çoğunlukla. Yakın ya da uzak, geçici veya sürekli ilişki içinde bulunduğumuz insanlar hakkındaki olumsuz düşüncelerimizi gizleriz, doğal olarak. Çünkü, bizim onlar hakkında ve/veya onların bizim hakkımızda düşündüklerini bilebilseydik, belki de hiç kimse kalmazdı yanımızda yöremizde. İnsan bunu kabullenemez; yalnızlığı seçer belki ancak soyutlanıp yalnızlaşmayı kaldıramaz.  Bu yüzden birbirimize karşı hep kontrollüyüzdür. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak, hayvanlar söz konusu olunca, en mahrem duygularımızı bile saklama ihtiyacı duymayız; hatta bununla gurur duyanlar olabilir (özellikle kırsaldaki eşek muhabbetleri söz konusu olduğunda). Hayvanlara şiddet uygulayan insanların çoğu bunu gizleme ihtiyacı duymadığı gibi, durumunu mazur gösterecek bir sebep bile göstermeyebilir. Sosyal medyada her gün örneklerini çokça gördüğümüz gibi. Kısaca, sırf canı öyle istedi diye mesela, yolun kıyısında yatan bir kedi veya köpeğe şiddet uygulayabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvanlara şiddet gösterme eğilimlerinin altında çocuklukta yaşanmış ve çoğunlukla travmatik olayların yattığını konunun uzmanlarından okuyor, dinliyoruz. Uzmanların aktardığına göre, bu travmatik olaylar yetişkinlikte ve hatta hayatının sonuna kadar bireyin peşini bırakmıyor. Bu durumda, neden hayvana şiddet sorusunun cevabı içinde aslında; çünkü en zayıf halka. Çünkü hakkını aramaktan, acısını duyurabilme yetisinden yoksun. Çünkü, hayvana şiddetin ne toplumda ne de Hukuk Sistemi’nde caydırıcı cezası yok.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvana şiddetin nedenleri saymakla bitmez elbette; toplumdan topluma, insandan insana sayısız sebep gösterilebilir. “Ön Yargınız Son Yargınız Olmasın” adlı kitabın gösterdiği bir şey daha var ki çocukken bize öğretilen yalan yanlış şeyler kimi insanda hayat boyu yaşayabiliyor. Örneğin biz çocukken, kargaların çocukların gözlerini oydukları, kafalarını delip beyinlerini yedikleri şeklinde bir inanca sahiptik. Bu anonim bilginin nereden, nasıl zihinlerimizde yer ettiğini bilmiyor, sorgulamıyorduk da. Belki de “Besle kargayı, oysun gözünü”. “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe”. “Kuzguna yavrusu Zümrüdüanka görünür” gibi atasözleri sebebiyledir. Biz de nerede karga görsek, sapanla taş atıp öldürmeye çalışırdık; e, ne de olsa onlar düşmanımızdı.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçenlerde sahil boyunda yürüyordum. Önüm sıra, orta yaşın üzerinde iki erkek konuşarak yürüyorlardı. Biri aniden fırladı, biraz ötemizde öylece durmakta olan martıya bir tekme salladı; neyse ki tutturamadı. Donakaldım. Tekmeyi atan, arkadaşına şöyle açıkladı durumu: “Bunlar var ya, sen denize düş, gözlerini oyarlar.” Memleket böyle insanlarla dolu, ne yazık ki.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yolun kenarında sessizce yatan, kediye, köpeğe hiç sebepsiz saldıranları biliyordum da bir martıya saldıranı ilk defa görmüştüm. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine bir başka örnek: Parkta bir köpek kuyruğunu yakalamaya çalışıyor, garip hareketler yapıyor ve bu sırada hırlar gibi sesler çıkarıyordu. O sırada çocuğuyla yürüyüş yapan bir anne birkaç adım önden yürüyen çocuğa bağırdı: “Dikkat et! Kuduz olabilir. Nerede bu parkın bekçisi, nasıl başı boş salıyorlar bu hayvanları böyle, insanların olduğu yerlerde?” Oysa, köpek hep o parkta yaşıyordu ve kimseye saldırdığı görülmemişti; zaten öyle bir şey yapması durumunda başına gelecekleri hepimiz biliyoruz!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneklerimi öncekilerden daha vahim olduğunu düşündüğüm bir olayla sonlandırayım. Yine bir parktan geçerken şahit olduğum bir olay: Yürümeye henüz başladığı belli olan bir erkek çocuk, öyle ki dengede durmakta zorlanıyor ve adım atarken “düştü düşecek,” dedirtiyor. Bu çocuk ailesinin yanından kalkıyor bankta oturmakta olan yaşlı bir adama doğru yürümeye başlıyor. Adamcağız da yüzünde mutluluk ifadesi, çocuğu sevmek için ellerini uzatıyor; o da ne? Çocuk ihtiyarın bastonunu kaptığı gibi parkın orta yerinde toplanmış olan güvercin grubuna doğru koşturuyor ve elindeki bastonu hepimizin şaşkın bakışları altında güvercinlere savuruyor. Buna ön yargı denebilir mi, bilmiyorum, fakat benim insan hakkındaki son yargım olmuştu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Görüldüğü gibi, hayvanların insan şiddetine uğramaları için bir nedene, gerekçeye ihtiyaç yoktur. Onlar varlıklarıyla potansiyel tehlike oluşturmaktadırlar zaten. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Köpek saldırıları sebebiyle yaralanan, hayatını kaybeden çocuklar oldu maalesef. Az da olsa bu türden müessif olaylar hepimizi derinden yaralamakta ve üzmektedir ancak, bir iki tane böyle acı, talihsiz olay sebebiyle bütün köpeklerin ortadan kaldırılmasını talep edemeyeceğimiz gibi, insanların korkularını da anlamak gerekiyor. Ne var ki asli görevi toplumda birlikte yaşamak zorunda olduğumuz insanlar ve hayvanlar arasında ortak bir dil ve denge kurmak olan, yönetme erkini elinde bulunduran egemen güçler, bu görev ve yükümlülüklerini savsaklamakta, sorunu “Ne şiş yansın, ne kebap” mantığı içinde görmezden gelmektedirler. Sokak hayvanlarını barınak adı verilen ölüm yuvalarına hapsederek sorunu kökten çözeceklerine inandıkları kadar, bu uğurda büyük fedakârlıklarla mücadele eden hayvan hakkı savunucularını dinleseler ve sorumluluk paylaşsalar, sorun kendiliğinden çözülür.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim toplumda yaşam değil ama ölüm kutsanır nedense. Daha çocuklukta başlayan ve hayat boyu sürekli pompalanan bir ön kabul vardır; bir şey uğruna ölmek, öldürmek, makbul bireyler olarak kabul görmenin ön koşuludur sanki. Namusun için öldür. Şerefin için öldür. Vatan için öl, öldür… Yaşama karşı bu öfke, kin neden? Çoğu olayda sadece gördüklerimizle, hissettiklerimizle yetiniriz. Zahmet edip anlamaya çalışmak zor gelir, sıkılırız, arkamızı döneriz, görmezden gelir, yok sayarız. Kendimiz de aynı kazana düşene kadar başka canlıların acısıyla hemhal olmayız. İskender’in düğümü kılıcıyla keserek çözdüğü gibi biz de sorunlarımızı sebep-sonuç bağlamında ele alıp tartışmaktansa, öldürüp, yok edip kurtulmayı tercih ediyoruz. Doğu toplumlarının kaderi midir bu? Yunus Emre’nin hayatın gelip geçiciliğine dair o ölümsüz sözleriyle bitireyim: “Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ön yargıların ve şiddetin olmadığı günlere erişmek umuduyla…</span></p>
<p><strong>Erhan Ceylan, Hukukçu. HAD (Hayvanlara Adalet Derneği) Üyesi.</strong></p>
<p><a href="https://www.openglobalrights.org/why-online-discrimination-against-women-should-concern-us-all/">Görsel kaynağı.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/29/onyarginin-kiskacinda-insan-ve-hayvan/">Ön Yargının Kıskacında İnsan ve Hayvan</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayvan Hakları Mücadelesinin Kanun Değişiklikleri Dönemi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/22/hayvan-haklari-mucadelesinin-kanun-degisiklikleri-donemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hayvanlara Adalet Derneği]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Nov 2021 08:44:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlara Adalet Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[hayvana şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanları koruma kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[sokak hayvanları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=76145</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahsettiğimiz dönem 2010’dan günümüze kadar uzanan zaman dilimi. Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılması için birçok kanun teklifinin gündeme geldiği, tartışıldığı ve nihayetinde hepsinin kadük kaldığı bir dönem. 2021 yılında yeni kanunun çıkmasıyla bu sürecin sonuna gelmiş olduk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/22/hayvan-haklari-mucadelesinin-kanun-degisiklikleri-donemi/">Hayvan Hakları Mücadelesinin Kanun Değişiklikleri Dönemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Kanun değişikliği tekliflerinin ve yeni kanunun içeriğine, bunları hazırlayan milletvekillerinin argümanlarına baktığımızda, hayvanlar için iyi bir şey yapmalarını umduğumuz insanların mevzuya ilişkin cahilliği ve bilgisizliği üzücü ve umut kırıcı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu dönemin gelişini anlamak için biraz 2004 öncesi ve 2004-2010 arası yani Hayvanları Koruma Kanunu’nun ilk yürürlük dönemine değinmemiz gerekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2004 öncesi dönem belediyelerin sokaklarda tüfeklerle, zehirli kıymalarla köpekleri öldürdüğü ve bunun yasal olduğu dönem. O yüzden 2004 yılında yürürlüğe giren Hayvanları Koruma Kanunu köpeklerin yaşamı açısından çok önemli bir adımdı. Belediyelerin köpekleri öldürmesi yasaklanmıştı. Belediyeler artık köpekleri koruyacak, besleyecek, onlar için geçici bakımevi inşa edecek, kısaca daha önce yaptığının tam zıddını yapacak, onları yaşatacaktı. Bunun uygulaması tabii ki yazıldığı kadar kolay olmadı. Belediyeler kendilerine verilen görevleri, yükümlülükleri, sorumlulukları kötüye kullanmanın bir yolunu buldu. Kısırlaştırma, tedavi, aşı bahanesiyle topladığı köpekleri; ormanlara attı, bakımevine kapattı, gönüllülerin girmesine izin vermediği bakımevlerinde kapalı kapılar ardında öldürdü. Kanunun köpekler için bir hastane olarak kurguladığı geçici hayvan bakımevini ölüm kampına çevirdi. Bunu bu kadar rahat bir şekilde, çekinmeden yapabilmelerinin en önemli sebebi cezasızlıktı, yani kanunun bu fiilleri suç olarak tanımlamamış olmasıydı. Diğer yandan bu cezasızlık ortamı nedeniyle bireysel şiddet de artarak devam ediyordu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hikâyenin öbür tarafında da belediyeler, kendilerine yüklenen yükümlülüklerden mutlu değildi, hem köpekleri yaşatma fikrine alışamamıştı hem de hiçbir işlerine yaramayan bu hayvanlar için maddi kaynak ayırma fikri cazip gelmiyordu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uygulamanın her cephesinin kanundan kendince bir rahatsızlığı olunca, bu süreç bizi değişiklikler dönemine götürdü.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Değişiklikler dönemini, detaylarda boğulmadan şu ifadelerle özetleyebiliriz:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz, hayvana şiddet suç olsun dedik; onlar, köpekleri toplayacağız dediler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz, belediyelere yaptırım uygulansın dedik; onlar köpekleri öldürelim dediler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz, av yasaklansın dedik; onlar köpekleri yok edelim dediler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz, hayvanat bahçeleri kapatılsın dedik; onlar sokakta köpek olmaz dediler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Argümanlar bu şekilde uzayıp gider. Nihayetinde biz kanun değişikliği tartışmasının kapsamını genişletmeye çalıştıkça, onlar konuyu köpeklere, köpekleri yok etmeye sıkıştırdılar. Çünkü diğer taleplerimiz onlara para kazandıran alanlardı, köpekler ise onlar için sadece maddi yüktü. Bu seviyede bir tartışma ortamından tabii ki bir kanun değişikliği sonucu çıkmadı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çözümsüzlük hâli, TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komsiyonu’nun kurulmasına vesile oldu. TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu, mecliste grubu olan beş partinin milletvekillerinin katılımıyla toplam 12 kişiden oluşuyordu. Kurulma amacı Türkiye genelinde hayvan hakları ihlallerini araştırmak ve çözüm önerilerinde bulunmaktı. Hayvan hakları mücadelesi için daha önce örneği olmayan, önemli bir adımdı. Beş partinin ortak iradesiyle oluşacak bir öneri raporunun olası bir kanun değişikliği için vazgeçilmez olacağını düşünüyorduk. O yüzden bu komisyonun oluşturacağı içerik çok önemliydi. Uzun süren ve birçok ilklerin yaşandığı komisyon görüşmeleri sonucunda, tüm isteklerimizi tam olarak karşılamayan ama yine de o güne kadar oluşturulmuş en iyi metin ortaya çıktı. Görüşmelerin yapıldığı süreçte; milletvekillerinden gelen “peki yediğimiz hayvanlar ne olacak?” sorusu, hayvan sömürüsü içermeyen ikramlar, mezbaha görüntülerinin izlenmesi, komisyonda yer alan milletvekillerinin hayatlarında ilk kez geçici hayvan bakımevi ziyareti yapması, fayton zulmünü yerinde incelemesi gibi ilkler yaşandı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Raporda özetle, isteklerimizi karşılayan, hayvana şiddet fiilleri için nitelikli, caydırıcı, faillerin fiilen cezaevine girmelerini sağlayacak hapis cezası yaptırımı; yunus parklarının iki sene içinde tamamen kapatılması; belediyelerin hayvanlarla ilgili görevlerinin net olarak tanımlanması; sokak hayvanlarının sokakta yaşamalarını güvence altına alan 6. maddeye dokunulmaması; yasaklı-tehlikeli köpek tanımının ortadan kalkması ve bu şekilde tanımlanan tüm köpeklerin yuvalanmalarının önünün açılması gibi öneriler vardı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu rapor sayesinde kanun değişikliği için umutlanmıştık. Beş partinin bizzat kendi milletvekilleri aracılığıyla oluşturduğu bir rapordaki önerilerin çıkarılacak kanunda mutlaka yer alacağına inanıyorduk. Ancak; 14.07.2021 tarihinde yürürlüğe giren yeni kanun tam bir hayal kırıklığı oldu. Rapora imza atan milletvekilleri ve temsil ettikleri partiler, birkaç istisna dışında bizzat kendi önerdikleri ve altına imza attıkları önerileri unuttular, bambaşka göstermelik, aslında hiçbir şey değiştirmeyecek bir kanun ortaya çıkardılar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yukarıdaki örneklerden ilerlersek, yeni kanunda; ne caydırıcı hapis cezası ne yunus parklarının kapatılması ne yasaklı-tehlikeli tanımının kaldırılması ve bakımevinde esir tutulan bu köpeklerin özgürlüklerine kavuşması ne de belediyelerin hayvanlarla ilgili görevlerinin net olarak tanımlanması var. Sadece 6. madde mevcut hâliyle duruyor gibi görünüyor ama yaptıkları yönetmelik atıflarıyla o konuyu da yönetmelikle uygulanamaz hâle getireceklerinin sinyalini vermişler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında sadece yaşam, adalet, özgürlük ve bunlara müdahale edenler cezaevine girsin istiyoruz. Oldukça basit, net ve haklı bir istek olmasına rağmen; amaçları yaşam ya da yaşatmak olmadığı için her şeyi olduğu gibi hayvanları da siyasi hesaplarına malzeme yaptılar. Mücadelemiz 2004 öncesinde kanunun olmadığı dönemde başlamıştı, eksikleriyle hayatımıza girip çıkan kanunlarla devam ediyor. Onlar siyasi, maddi hesaplar yapıyor; biz de yaşam, adalet, özgürlük hesabı yapıyoruz. Mutlaka biz kazanacağız.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/22/hayvan-haklari-mucadelesinin-kanun-degisiklikleri-donemi/">Hayvan Hakları Mücadelesinin Kanun Değişiklikleri Dönemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayvana Cinsel Şiddet: Neden Hala Suç Değil?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/27/hayvana-cinsel-siddet-neden-hala-suc-degil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hayvanlara Adalet Derneği]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2020 08:52:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[hayvana şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=56268</guid>

					<description><![CDATA[<p>2013 yılından 2020 yılına hayvana cinsel şiddet konusunda hiçbir gelişme kaydedememişiz. 2013 yılında da bir büyükşehrin göbeğinde bir köpeğe cinsel şiddet uygulanıyordu, 2020 yılında da aynı şey yaşanıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/27/hayvana-cinsel-siddet-neden-hala-suc-degil/">Hayvana Cinsel Şiddet: Neden Hala Suç Değil?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Yıl 2013. Ataşehir’de Ayşa isimli köpek cinsel şiddete maruz kaldı. Ayşa sahipli köpek olduğu için fail hırsızlık suçundan ceza aldı. Ayşa sahipli bir köpek olmasaydı fail sadece idari para cezası ile cezalandırılacaktı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yıl 2020. Ankara’da bir fail sahibi tarafından kendisine emanet edilen bir köpeğe saatlerce cinsel şiddet uygulayarak köpeği öldürdü. Başka suçlardan araması olduğu için yargılama sürecinde tutuklama tedbiri uygulandı, yoksa o da serbest kalacaktı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gördüğünüz gibi 2013 yılından 2020 yılına hayvana cinsel şiddet konusunda hiçbir gelişme kaydedememişiz. 2013 yılında da bir büyükşehrin göbeğinde bir köpeğe cinsel şiddet uygulanıyordu, 2020 yılında da aynı şey yaşanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçen günlerde hayvan hakları savunucusu örgütler tarafından yürütülen sosyal medya çalışması, ülkemizdeki korkunç cinsel şiddet arşivini gözler önüne serdi. Yavru kediye cinsel şiddet uygulayan Bilal Çakmak’ı, Kartal’daki dükkanında bir köpeğe bir ay boyunca cinsel şiddet uygulayan Mehmet Haner’i ve daha birçoğunu hatırladık. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki neden? Neden biz 2013 yılında da hayvana cinsel şiddet suç kapsamına alınsın diyorduk, 2020 yılında da aynı şeyi söylemeye devam ediyoruz? Gerekli gereksiz birçok düzenlemenin torba yasa adı altında hızla kabul edildiği TBMM’de toplumun sorgusuz şartsız ortaklaşması gerektiğini düşündüğümüz hayvana cinsel şiddetin suç kapsamına alınması gibi bir konuda yasal düzenleme neden yıllardır yapılamıyor?</span></p>
<p><b>Öncelikle Sorgulamamız Gereken Konu, Hayvana Cinsel Şiddete Yeterli Tepki Gösteriliyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvana cinsel şiddet olaylarında sadece hayvan hakkı savunucusu sivil toplum kuruluşları ya da bireyler tepki gösteriyor. Hayatını herhangi bir hayvanla paylaşmayan ya da sokaklarda yaşamlarını sürdüren hayvanların yaşamlarına katkı sağlamayan, belki onların farkında bile olmayan insanlardan hiç ses çıkmıyor. Bu noktada konuya farklı bir yerden bakmamız gerekiyor. Hayvana uygulanan cinsel şiddeti umursamayan bir insan, şiddeti uygulayan faille birlikte yaşamaktan, onunla aynı ortamları paylaşmaktan, belki hayatının bir noktasında onunla karşılaşmaktan ya da failin toplumdaki diğer bireylere yapabileceği kötülüklerden hiç endişe duymuyor mu?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ya da daha da ileri gidelim, sokaklarda yaşamlarını sürdüren hayvanlardan nefret eden bir insanı ele alalım. Her ne kadar hayvanlardan nefret etse de bu kişinin de cinsel şiddet gibi bir kötülüğe tepki göstermesi gerekmez mi? Her zaman söylediğimiz şey; hak savunuculuğunda argümanlar, sevgi üzerinden değil, yaşam hakkı üzerinden oluşturulmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her ne kadar kulağa inanılmaz gelse de, maalesef bu konuda karşı argümanlar da var. Hayvana cinsel şiddetin kültürümüzün bir parçası olduğu, erkeklerin çoğunluğunun hayatlarının bir döneminde hayvana cinsel şiddet uyguladıkları, bunun bu kadar da abartılacak bir şey olmadığı, böyle bir şeyin kanunda yer almasının ülkenin adını kötüye çıkaracağı, ülkenin adının hayvana cinsel şiddetle anılmasının hoş olmayacağı gibi korkunç argümanlar çekinmeden dile getiriliyor. Sorunun temeli zaten burada başlıyor, böyle bir konuda toplum olarak ortaklaşmamız gerektiğini düşünüyoruz ama gördüğünüz gibi toplumun belli bir kesimiyle bu ortaklaşmayı sağlayamıyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hatta bazı cinsel şiddet faillerinin eşlerinden: “Ne olmuş yani, başka kadına gitse daha mı iyiydi? En azından ihtiyacını hayvanla gidermiş.” şeklinde argümanlar bile duyuyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu karşı argümanların etkisiyle yıllardır gündeme gelen Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tekliflerinde hayvan şiddet suç olarak düzenlenmesine rağmen, hayvana cinsel şiddet özellikle suç kapsamı dışında bırakıldı. Hayvana cinsel şiddet sanki toplumumuzda yaşanmıyor, böyle bir sorunumuz yok imajı çizilmeye çalışıldı. Neyse ki 2019 yılında kurulan TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu raporunda hayvana cinsel şiddetin de suç kapsamında alınması önerildi.</span></p>
<p><b>Mevcut Hukuki Düzenlemeye Göre, Hayvana Cinsel Şiddet Fiili İçin Öngörülen Yaptırım Nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mevcut hukuki düzenlemeye göre hayvana cinsel şiddet suç değil, kabahat ve yaptırımı da idari para cezası. Uygulamada cinsel şiddet faillerinin TCK md.225 kapsamında hayasızca hareketler suçundan cezalandırılmaları için çaba gösteriyoruz. Bu suç için öngörülen yaptırım 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası olduğu için, fail bu suçtan ceza alsa bile yine cezaevine girmiyor. Zaten bu suç hayvana cinsel şiddet için düzenlenmiş bir suç değil, “alenen cinsel ilişki ve teşhircilik” için düzenlenmiş bir suç. Elimiz kolumuz bağlı olduğu için farklı düzenlemelerden sonuç çıkarmaya çalışıyoruz. Hayvana cinsel şiddet bu şekilde başka yerlerden yama yaparak mücadele edebileceğimiz bir konu değil. Bu cezasızlık durumunu sona erdirmediğimiz sürece, daha uzun süre hayvana cinsel şiddet olayları gündemi işgal edecek gibi görünüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ekim ayında TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan raporun kanun teklifine dönüştürülerek ilgili meclis komisyonuna havale edilmesi bekleniyor. TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu hazırladığı raporda hayvana cinsel şiddetin suç kapsamına alınmasını önerdi. İlgili meclis komisyonunda ve sonrasında genel kurulda bu yöndeki öneri korunmalı ve hayvana cinsel şiddet suç kapsamına alınmalıdır. Tabii hayvana cinsel şiddetin suç kapsamına alınması tek başına yeterli değil, getirilen yaptırımın gerçek anlamda caydırıcı olması ve failin cezaevine girmesini sağlaması gerekmektedir. Failin en az 6 ay cezaevine girmesi için getirilecek yaptırımın alt sınırı en az 3 yıl olmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yazıda son günlerde gündemde olduğu için hayvana cinsel şiddete odaklanmış olsak da yazdığımız her şey hayvanlara yönelik tüm şiddet fiilleri için geçerlidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvana şiddet suçtur!</span></p>
<p>Yazar: Barış Karlı</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/27/hayvana-cinsel-siddet-neden-hala-suc-degil/">Hayvana Cinsel Şiddet: Neden Hala Suç Değil?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
