<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hayvan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/hayvan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hayvan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 19 Apr 2019 11:58:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>hayvan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hayvan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hayvana şiddet, toplumsal bir mesele mi değil mi?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/07/hayvana-siddet-toplumsal-bir-mesele-mi-degil-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Özgüner]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Dec 2017 08:53:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Erzincan]]></category>
		<category><![CDATA[Erzincan Orduevi]]></category>
		<category><![CDATA[hakim]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan eziyeti]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları izleme komitesi]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[KİHAYKO Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Tbmm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20663</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Asker olan fail, kediye büyük bir nefret ve öfkeyle saldırırken, orduevi nizamiyesindeki nöbetçi askerlerin faili engellememesi, işkenceyi seyretmesi de toplum olarak şiddeti ne kadar kanıksadığımızı gösteriyor. Şiddeti o kadar kanıksadık ki sokak ortasında şiddete maruz bırakılan ve çeşitli silahlarla öldürülen kadınları öldüren erkeklere bile müdahale etmez hale geldik.&#8221; Bu hafta, Erzincan Orduevi’nde yaşanan kediye işkence [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/07/hayvana-siddet-toplumsal-bir-mesele-mi-degil-mi/">Hayvana şiddet, toplumsal bir mesele mi değil mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Asker olan fail, kediye büyük bir nefret ve öfkeyle saldırırken, orduevi nizamiyesindeki nöbetçi askerlerin faili engellememesi, işkenceyi seyretmesi de toplum olarak şiddeti ne kadar kanıksadığımızı gösteriyor. Şiddeti o kadar kanıksadık ki sokak ortasında şiddete maruz bırakılan ve çeşitli silahlarla öldürülen kadınları öldüren erkeklere bile müdahale etmez hale geldik.&#8221;</strong><span id="more-21486"></span></p>
<p>Bu hafta, Erzincan Orduevi’nde yaşanan kediye işkence vakası tüm Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Konu ne sosyal medyanın ne de basının gündeminden düştü. Orduevi kapısında yakaladığı yavru kediyi hunharca darp eden ve ölümüne sebep olan asker gözaltına alındı ve adlî kontrol kararı ile serbest bırakıldı çünkü yasalar böyle diyor&#8230; Basın aracılığıyla haberdar olduğumuz her işkence vakasından sonra, toplumsal tepki hemen kendiliğinden örgütleniyor ve toplum, kendi talebini yineliyor: Hayvana yönelik her türlü işkenceye caydırıcı hapis cezaları verilsin! Hayvan hakları savunucuları olarak, şiddetsiz bir toplum talebi bulunan tüm insanlarla, <strong>10 Aralık Pazar günü, saat 13.30’da Taksim’deki Galatasaray Lisesi önünde</strong> buluşuyoruz. Kendinizden başkalarının hakları, yaşamı sizin için değerliyse lütfen siz de gelin.</p>
<p>Sadece bu hafta yaşanan, hayvanlara yönelen şiddet haberlerini sıralayıp içinizi karartmak istemiyorum ama aldığımız korkunç haberlerin ardı arkası kesilmek bilmiyor. Hem Türkiye gündeminin sürekli değişken olması hem de bu toplumsal tepkinin oldukça uçucu olması nedeniyle, hükümet hayvana olan işkencenin, tecavüzün ve hayvan cinayetlerinin önlenmesi için toplumsal talepleri görüp bunu karşılamak için adım atmamakta direniyor. Hayvanlara karşı işlenen suçların Türk Ceza Kanunu kapsamına alınmasını talep eden iki ayrı grup var ve sayıları milyonları buluyor. Birinci grup, yani biz hayvan hakları savunucuları, hissedebilen, duyarlı olan, kısacası bizlerden hiçbir farkı olmayan hayvanlara hiçbir şekilde kötü muamele edilmesini istemiyoruz. Artış gösteren toplumsal şiddet, en savunmasız durumda olan ve yaşam hakları yasa ile güvence altına ısrarla alınmak istenmeyen hayvanları birincil derecede hedef alıyor. İkinci grup ise, “bugün hayvana bunu yapan, yarın insana yapacaktır” argümanı ile yola çıkıp tecavüzcüler, işkenceciler, en ufak bir olayda dahi tepkisini şiddet olarak dışavuran kişilerle yaşamak istemediklerini söylüyor ve haklılar da.</p>
<p>Peki, milyonlarca vatandaşın böyle bir talebi varken ve her gün akla hayale sığmayacak korkunç hayvan hakları ihlâlleri yaşanırken hükûmet neden bunu görmezden geliyor? En son Erzincan’da, işkenceci failin “<em>nişanlımdan ayrıldım, alkol almıştım, yaptıklarımı hatırlamıyorum, ben de hayvanseverim</em>” şeklinde ifadesi ile daha da öfkelendiğimiz kedi cinayeti vakası, Türkiye’nin nasıl bir cinnet toplumuna dönüştüğünün bir kanıtı bence. Asker olan fail, kediye büyük bir nefret ve öfkeyle saldırırken, orduevi nizamiyesindeki nöbetçi askerlerin faili engellememesi, işkenceyi seyretmesi de toplum olarak şiddeti ne kadar kanıksadığımızı gösteriyor. Şiddeti o kadar kanıksadık ki sokak ortasında şiddete maruz bırakılan ve çeşitli silahlarla öldürülen kadınları öldüren erkeklere bile müdahale etmez hale geldik.</p>
<h4>&#8220;Ülke şiddetten, öfkeden, nefretten kırılırken, insanlar birbirini sudan sebepler ile öldürürken, minicik bir yavru kediye “stres topu” muamelesi yapılıp türlü işkenceler yapılırken parlamentonun, “torba yasa” kapsamında Yunus Emre Vakfı’nın mütevelli heyetinde ya da bir üniversitenin isminin değişikliğini tartışması gibi bir lüksü olamaz, olmamalı.&#8221;</h4>
<p><strong>Ülke şiddetten, öfkeden, nefretten kırılırken TBMM’nin gündemi: Yunus Emre Vakfı’nın mütevelli heyetinde değişiklik yapılması&#8230;</strong></p>
<p>Milyonlarca insan, sosyal medya aracılığı ile, parlamenterlere, bakanlara, başbakana, cumhurbaşkanına yazdıkları mektuplar, gönderdikleri e-postalar ile, “şiddetsiz toplum” talebini dile getirirken yasa koyucular, parlamento ne yapıyor peki? Parlamento, birkaç gün önce yeni bir kanun teklifini müzakere etti ve kabul ederek yasalaşmasını sağladı. Parlamento tabii ki yasa tekliflerini görüşecek ve kabul edecek. Ancak TBMM, öylesine toplumdan kopuk bir duruma gelmiş durumda ki toplumsal talepleri kolayca yok sayıyor; bu toplumsal talepleri dillendirmeye çalışan muhalefet ise sanki yok hükmünde&#8230; Ülke şiddetten, öfkeden, nefretten kırılırken, insanlar birbirini sudan sebepler ile öldürürken, minicik bir yavru kediye “stres topu” muamelesi yapılıp türlü işkenceler yapılırken parlamentonun, “torba yasa” kapsamında Yunus Emre Vakfı’nın mütevelli heyetinde ya da bir üniversitenin isminin değişikliğini tartışması gibi bir lüksü olamaz, olmamalı&#8230;</p>
<p>Ama uyarayım; toplum olarak içinde bulunduğumuz durumu analiz etmek için uzman olmanıza gerek yok: Bu şiddet sarmalı, toplumsal şiddet, önlem alınmazsa tüm Türkiye’yi yutacak. Bu tespitimizi açık bir çağrı ile siyasî parti fark etmeksizin tüm parlamenterlere de yaptık. Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) olarak yaptığımız açık çağrıda parlamenterlere şunu dedik: <em>Artık &#8220;yarın çok geç olmadan önlem alın&#8221; diyemiyoruz çünkü artık çok geç oldu! Biz bu cinnet hâlinden endişeleniyoruz, siz de endişelenin!</em> Bu gidişattan endişelenmeyen parlamenter, ya bu ülkede yaşamıyordur ya da cinnet toplumunda her gün yaşadığımız toplumsal şiddeti zerre kadar önemsemiyordur. Bir takım parlamenterlerler, imkânlarıyla, toplumdan kopuk yaşantıları, alakasız gündemleri ile kendilerini “gerçek hayat”tan soyutlayabilir ancak bu toplumda yaşayan her birey, bu şiddet sarmalından fazlasıyla nasibini alıyor. Ülkemizde “yan baktın” cinayetleri işlenirken parlamenterler neyi bekliyor? Şiddetin doğrudan mağduru olmayı mı?..</p>
<h4> &#8220;Sokak ortasında oynayan bir çocuğun kaçırılması ile yıllardır bizimle aynı sokakta yaşayan sokak köpeğinin kuytu bir köşede uyurken belediye ekiplerince üstüne çullanılarak kaçırılması, yerlerde sürüklenmesinin arasında hiçbir fark yok. &#8220;</h4>
<p><strong>Binlerce hayvan işkence gördü ama 2016’da sadece 229 kişiye ceza kesildi</strong></p>
<p>Herkese çok basit bir soru sormak istiyorum: <strong>Canı yanan bir canlıya işkence ya da tecavüz etmenin bedeli 546 TL olabilir mi?</strong> Öyle bir noktadayız ki hayvanlara hunharca işkence eden, tecavüz eden kişilerle her gün aynı ortamlarda bulunuyoruz. Hayvana kötü muamele ettikleri gerekçesiyle 2016’da kimlikleri tespit edilerek idarî para cezası kesilen şahıs sayısı sadece 229. Bu sistemde failler tespit dahi edilemiyor. Böyle bir toplumda yaşamak istiyor musunuz? Ben istemiyorum!</p>
<p>Öte yandan, toplumsal şiddet ve istismar örneklerinde, özneler değişiyor ancak yaşanan acı, çaresizlik, hak gasbı değişmiyor. Sokak ortasında oynayan bir çocuğun kaçırılması ile yıllardır bizimle aynı sokakta yaşayan sokak köpeğinin kuytu bir köşede uyurken belediye ekiplerince üstüne çullanılarak kaçırılması, yerlerde sürüklenmesinin arasında hiçbir fark yok. Antalya’da bir huzurevindeki yaşlıların, hastaların bakımlarının ihmal edilmesi, bedenlerinin canlı canlı karıncalar tarafından yenilmesine izin verilmesi ile belediyenin hayvan toplama kamplarında, “hasta hayvan” ihbarı ile sokaktan alınıp kuytu bir köşede, kutunun içinde hayvanların ölüme terk edilmesinin arasında hiçbir fark yok. Bunları çok normalleştirdiysek ya da kapalı kapılar ardındaki hak ihlâlleri bizi ilgilendirmiyorsa toplumda da ciddi bir problem var demektir. Ayrıca bu olup bitenlere vatandaş olarak müdahil olamıyorsak, “adlî ve idarî soruşturma başlatıldı” denilip vakaların üstü hemen kapatılıyorsa ve biz bunların akıbetini öğrenemiyorsak devletin işleyişinde de bir sıkıntı var demektir ve bu anlayışın ne insanı ne hayvanı ne de ağacı yaşatamayacağı çok açık!</p>
<p>Bir kez daha söylüyorum: Rahatsız olun, endişelenin. Hiçbir şeyden habersiz, savunmasız, sokakta binbir zorlukla yemek bulabilmek için yaşam savaşı veren minicik yavru kedinin işkence ile öldürülmesi sizi rahatsız etsin. Toplumsal taleplerimize kulak tıkayan, taleplerimizden uzak ve hayvanların aleyhinde bir yasa tasarısı hazırlayıp hayvana şiddetin etkin bir şekilde önlenmesi konusunda biz STK’leri altı senedir oyalayan parlamenterlerin vurdumduymazlığı sizin de sorununuz olsun. Çünkü sadece bizlerin, hayvan hakları savunucularının değil, farklı toplumsal mücadelelerin de talepleri dikkate alınmıyor. Yaşadığımız toplumsal travmalar, her gün tanık olduğumuz toplumsal şiddet dikkate alınmak zorunda, önlem alınmaması hâlinde toplumdaki kutuplaşma, nefret ve linç kültürünün önü de alınamayacak. Devlet ve hükûmet görmemekte ısrarcı olsa da toplumsal bir çöküş yaşadığımız ortada.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-20664" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/siide.png" alt="" width="1024" height="512" /></p>
<h4>&#8220;Şimdi bir kez daha, bunun, son eylemimiz olması umudu ile tekrar bir araya geliyoruz. <strong>10 Aralık</strong> Dünya Hayvan Hakları Günü’nde, <strong>Pazar günü, saat 13.30’da Taksim’deki Galatasaray Lisesi önünde </strong>buluşup toplumun en savunmasızı olan, doğuştan gelen hakları ısrarla kabul edilmeyen hayvanlar için tepkimizi bir kez dile getiriyor, failler arasında vatandaş-belediye başkanı, görevlisi ayrımı yapılmadan ertelemesiz hapis cezası talebimizi yineliyoruz.&#8221;</h4>
<p><strong>Ertelemesiz hapis cezası talebimizi yineleyeceğiz</strong></p>
<p>Hayvan hakları savunucuları olarak, milletvekilleri, bakanlar, başbakan ile defalarca görüştük; sayısız eylem yaptık, denemediğimiz yöntem kalmadı, parlamentoda ve bürokrasi düzeyinde defalarca toplantı yaptık. Her defasında vaatler verilip içinde olduğumuz yasama döneminde, hayvanları gerçekten koruyacak bir yasa tasarısının kabul edileceği bizlere söylendi ama Türkiye’de standart olan o politikacı tavrı hiç değişmedi. Bu kadar çabaya, tepkiye karşı, karşınızda taş olsa taş çatlar. Karşımızda sanki bir duvar var. Şimdi bir kez daha, bunun, son eylemimiz olması umudu ile tekrar bir araya geliyoruz. <strong>10 Aralık</strong> Dünya Hayvan Hakları Günü’nde, <strong>Pazar günü, saat 13.30’da Taksim’deki Galatasaray Lisesi önünde </strong>buluşup toplumun en savunmasızı olan, doğuştan gelen hakları ısrarla kabul edilmeyen hayvanlar için tepkimizi bir kez dile getiriyor, failler arasında vatandaş-belediye başkanı, görevlisi ayrımı yapılmadan ertelemesiz hapis cezası talebimizi yineliyoruz.</p>
<h4>&#8220;Eyleme müdahale olabileceği endişesiyle gelmemezlik etmeyin çünkü KİHAYKO Derneği eyleme dair gerekli izni aldı.&#8221;</h4>
<p><strong>Şiddetsiz bir toplumda yaşamak istiyorsanız eyleme siz de gelin</strong></p>
<p>Hayvan hakları ile ilgilenmeyebilirsiniz, ancak şiddetsiz bir toplum hayaliniz, arzunuz var ise düzenleyeceğimiz eyleme siz de gelin. Eyleme müdahale olabileceği endişesiyle gelmemezlik etmeyin çünkü KİHAYKO Derneği eyleme dair gerekli izni aldı.</p>
<p>Erzincan’da gözaltına alındıktan sonra yasalar gereği salıverilmek zorunda kalınan işkencecinin katlettiği yavru kediyi unutmamak, unutturmamak ve bu yavru kedi gibi her gün yüzlercesi, gözden ırak yerlerde, öfke patlaması yaşayan insanlar tarafından öldürülen, belediyelerce zehirlenen ve ölüme mahkûm edilen, çaresiz hayvanları gerçekten koruyacak bir yasa ve şiddetsiz bir toplumda yaşama talebimizi hep birlikte haykıralım. Bu şiddet sarmalında, cinnet toplumunda yaşamak zorunda değiliz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/07/hayvana-siddet-toplumsal-bir-mesele-mi-degil-mi/">Hayvana şiddet, toplumsal bir mesele mi değil mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Çocuklar için Türcülük ve Hayvan Hakları Atölyeleri&#8221; Modeli Yayınlandı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/25/cocuklar-icin-turculuk-hayvan-haklari-atolyeleri-modeli-yayinlandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Sep 2017 09:49:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklar için Türcülük ve Hayvan Hakları Atölyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hakim]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları izleme komitesi]]></category>
		<category><![CDATA[türcülük]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSEV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18694</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) tarafından, Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı&#8217;nın (TÜSEV) düzenlediği &#8220;Destekle Değiştir&#8221; etkinliğine katılan bireysel destekçilerin katkıları ile hayata geçirilen &#8220;Çocuklar için Türcülük ve Hayvan Hakları Atölyeleri&#8221;, 8-12 yaş aralığındaki çocuklar için geliştirildi, atölye modeli ilgilenen herkesin uygulayabilmesi için açık kaynak haline getirilerek yayınlandı. Geliştirilen modelin taslağı; psikolog, öğretmen, çocuk gelişimci, avukat, akademisyenlerin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/25/cocuklar-icin-turculuk-hayvan-haklari-atolyeleri-modeli-yayinlandi/">&#8220;Çocuklar için Türcülük ve Hayvan Hakları Atölyeleri&#8221; Modeli Yayınlandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) tarafından, Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı&#8217;nın (TÜSEV) düzenlediği &#8220;Destekle Değiştir&#8221; etkinliğine katılan bireysel destekçilerin katkıları ile hayata geçirilen &#8220;Çocuklar için Türcülük ve Hayvan Hakları Atölyeleri&#8221;, 8-12 yaş aralığındaki çocuklar için geliştirildi, atölye modeli ilgilenen herkesin uygulayabilmesi için açık kaynak haline getirilerek yayınlandı.<span id="more-19078"></span></p>
<p>Geliştirilen modelin taslağı; psikolog, öğretmen, çocuk gelişimci, avukat, akademisyenlerin yanı sıra, çocuk hakları ve hayvan hakları aktivistlerinin bir araya geldiği, geçen sene Bilgi Üniversitesi Santralistanbul Kampüsü Sosyal Kuluçka Merkezi&#8217;nde düzenlenen çalıştayda gün boyunca süren tartışmalar sonucunda oluşturulmuştu. Çalıştayda oluşturulan çalışma gruplarından, öğrenme hedeflerinin modelleştirilmesi için öneriler ve öğrenme hedeflerinin tartışılması istenmişti. Çalıştayda, çocuk hakları ve hayvan haklarının benzerliği, hak mücadelelerinde karşılaşılan ortak sorunlar da ele alınırken, hayvanların kullanılabilecek birer mal olmadığı, hakları olan bireyler oldukları bilincinin çocuklarda oluşmasına katkıda bulunulması için farklı yöntemler tartışılmıştı. Hayvan sevgisi, merhamet, şefkat gibi konulardan çok, haklar düzleminde tartışmalar yürütülmüştü.</p>
<p>Bir senelik çalışmanın ürünü olarak, çocuk gelişimi ve psikolojisi uzmanları, çocuklarla alanda deneyimi olan gönüllü ve hayvan hakları aktivistleri ile birlikte şekillendirilerek ortaya çıkan &#8220;Çocuklar için Türcülük ve Hayvan Hakları Atölyeleri&#8221;nin pilot uygulamaları farklı sosyo-kültürel zeminlerden gelen çocuklar ile gerçekleştirildikten sonra atölye modeli tamamlandı.</p>
<p>&#8220;Çocuklar için Türcülük ve Hayvan Hakları Atölyeleri&#8221; Proje Koordinatörü Fatma Biltekin, yürüttükleri çalışma hakkında &#8220;Öncelikle bize, ideallerimize inanarak bu çalışmamıza destek olan tüm insanlara teşekkür ediyoruz. Uzun vadeli olarak yürüttüğümüz bu çalışma sayesinde çocuklar ile biz de çok şey öğrendik. Gözettiğimiz başlıca unsur, çocuklar ile hayvanlar arasında eşitlikçi bir ilişki kurulması için çabalarken, çocuklar üzerinde travma yaratmayacak, aile içi çatışmalara neden olmayacak bir atölye modeli oluşturmaktı. Bu çalışma sayesinde çocukların hayvanlarla ilgili konuşmaya ne kadar istekli olduklarını, hayvanlara reva görülen zulme yetişkinler gibi umursamazca bakmadıklarını aksine hayvanlar için her şeyin iyi olmasını dilediklerini, hayvanların yaşadıkları bazı acıların da gayet farkında olduklarını gördük . Bu atölye modelinin, yeryüzünde eşitlikçi bir yaşamın inşası için çabalayan tüm duyarlı insanlar tarafından uygulanmasını ümit ediyoruz&#8221; açıklamasında bulundu.</p>
<p>Açık kaynak hâline getirilen atölye modeline <a href="http://www.calameo.com/books/0053127744a3faf846d54" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>buradan</strong></a> ve modelle ilgili videoya <strong><a href="https://youtu.be/vgji6NwhCcs" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buradan</a> </strong>ulaşabilirsiniz.</p>
<p><a href="http://hayvanhaklari-izleme.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Hayvan Hakları İzleme Komitesi</strong></a></p>
<p>Kaynak:<a href="http://www.stgm.org.tr/tr/icerik/detay/cocuklar-icin-turculuk-ve-hayvan-haklari-atolyeleri-modeli-yayinlandi" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> STGM</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/25/cocuklar-icin-turculuk-hayvan-haklari-atolyeleri-modeli-yayinlandi/">&#8220;Çocuklar için Türcülük ve Hayvan Hakları Atölyeleri&#8221; Modeli Yayınlandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil toplum haberciliğinde dezenformasyon: O caretta caretta yumurtaları gerçekten çalındı mı?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/13/sivil-toplum-haberciliginde-dezenformasyon-o-caretta-caretta-yumurtalari-gercekten-calindi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 May 2017 11:28:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[DEKAMER]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Dekamer]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Kaplumbağaları]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Dezenformasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Sözbilen]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[İztuzu Dayanışması]]></category>
		<category><![CDATA[İztuzu Kumsalı'nı Kurtarma Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[murat demirci]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum haberciliği]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış haber]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf katılmış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14657</guid>

					<description><![CDATA[<p>Medya ve sosyal medyada sivil toplum kuruluşları ve faaliyetleri hakkında çıkan şüpheli, yanlış ve bilgi karmaşası içeren haberler, kuruluşlar için nasıl sorunlar yaratıyor? Örnek vaka olarak sahte bir hesap olan “İztuzu Dayanışması” Twitter hesabını inceledik ve DEKAMER (Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi) sözcüsü ve yönetim kurulu üyesi Doğan Sözbilen ve DEKAMER yönetim kurulu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/13/sivil-toplum-haberciliginde-dezenformasyon-o-caretta-caretta-yumurtalari-gercekten-calindi-mi/">Sivil toplum haberciliğinde dezenformasyon: O caretta caretta yumurtaları gerçekten çalındı mı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Medya ve sosyal medyada sivil toplum kuruluşları ve faaliyetleri hakkında çıkan şüpheli, yanlış ve bilgi karmaşası içeren haberler, kuruluşlar için nasıl sorunlar yaratıyor? Örnek vaka olarak sahte bir hesap olan “İztuzu Dayanışması” Twitter hesabını inceledik ve DEKAMER (Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi) sözcüsü ve yönetim kurulu üyesi Doğan Sözbilen ve DEKAMER yönetim kurulu üyesi Dr. Yusuf Katılmış ile söyleşi yaptık.</b><span id="more-14657"></span></p>
<p><b>-Merkezinize ait resmi Facebook sayfanızda bir duyuru yaptınız. Sosyal medya iletişiminde şu sıralar nasıl bir sorun yaşıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal medya günümüzde büyük kitlelere ulaşmak için çok önemli bir araç haline geldi. Biz de mümkün olduğunca bu ortamda kamuoyuna ulaşmaya çalışıyoruz. Bununla birlikte hem çalıştığımız konunun popüler olması hem de İztuzu’nun sık sık gündeme taşınması, bundan nemalanmak isteyen kişilere fırsat tanıyor. Örneğin Twitter’da, DEKAMER yani esas adıyla Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi ile herhangi bir bağlantısı olmayan bir hesap var. Bu hesap, profil bilgilerinde uzun süre kuruluşumuza ait resmî web sitemizin linkini de paylaşarak hem kuruluşumuz hem de koruma alanı olan İztuzu Plajı adına sözcülük yapma iddiasında bulundu. Halen de bu tutumuna devam ediyor. Hesaptan daha önce resmî web sitemizde ve sosyal medya mecralarımızdan paylaştığımız görseller ve haberler yeniden dolaşıma sokuluyor, ‘</span><i><span style="font-weight: 400;">Caretta caretta’</span></i><span style="font-weight: 400;"> ile ilgili gerçekleri yansıtmayan haberler uyduruluyor ve bu canlılarla ilgili oldukça yanlış bilgilerin yayılmasına neden oluyor. Biz de geçtiğimiz yıl bu hesap hakkında Twitter’dan ‘sahte hesap’ ihbarında bulunduk. Hesap incelendi ancak hesabın profil bilgilerinden sadece web sitemize ait link kaldırıldı. İşin kötüsü bu sahte hesabın 12 binden fazla takipçisi var. Takipçileri arasında ulusal ve uluslararası çevre kuruluşları, Uğur Dündar, Şevval Sam gibi ünlü isimlere ait resmi hesaplar, doğa, iklim ve sivil toplum haberciliği yapan Twitter hesapları da bulunuyor. Özellikle kamuoyunda iyi tanınan ve çok takipçisi bulunan bu tür kişi ve kurumlara ait hesapların, iyi niyetle bu yanlış haberleri paylaşması sonucu çok daha fazla insana hatalı bilgiler ulaştırılıyor. Bu da bizim istemediğimiz bir durum. Doğruluğu teyit edilmeyen haberleri paylaşmadan önce çok takipçili hesapların ilgili kurumlarla iletişime geçmesi belki de doğru ve kolay yol.</span></p>
<h4><b>“YAPILAN YANLIŞ VE YANLI HABERLER, DOĞA KORUMA KONUSUNDA ÇALIŞAN BİLİM İNSANLARININ, SİVİL TOPLUM ÖRGÜLERİNİN, BÜROKRATLARIN VE GÖNÜLLÜLERİN EMEĞİNE SAYGISIZLIK”</b></h4>
<p><b>-Peki bu tip sahte haberler merkeziniz açısından nasıl sorunlara yol açıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sahte haberler merkezimizi “şimdilik” doğrudan olumsuz etkilemedi ancak biz insanların doğru bilgiye ulaşmasını istiyoruz. Birlikte çalıştığımız paydaşlarımız arasında, gönüllülerimizde ve kamuoyunda gerçek olmayan haberler huzursuzluk yaratıyor. Ayrıca zaman zaman kullanılan özensiz ve gayri ciddi dil nedeniyle takipçilerle tartışmalara girildiğini görüyoruz. Burada insanlarda sanki DEKAMER böyle bir yaklaşım sergiliyor izlenimi oluşabilir. Bu bizim ilkelerimize ve yaklaşımımıza zaten aykırı bir durum.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun yanında doğa koruma, bürokratik süreçlerin çok içerisinde olup bundan oldukça etkilenen bir alan. Çalışma alanımız gereği yerel yönetimler, kamu kuruluşları, uluslararası kuruluşlar ve diğer doğa koruma alanında çalışan sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışmalar yürütüyoruz ki, bu, etkili koruma ve farkındalık yaratmak için günümüzde bir zorunluluk. Ancak, nasıl diyelim, “galeyana getiren” türde haberler kamuoyunun endişesini artırıyor. En önemlisi de kamuoyunun hassas olduğu konular suiistimal ediliyor. Birlikte çalıştığımız kurum ve kuruluşlardan da bize bu konu hakkında sorular geliyor ve haklı olarak kaygılanıyorlar. Başta da belirttiğim gibi amacımız insanların doğru bilgiye ulaşması. Yapılan yanlış ve yanlı haberleri, doğa koruma konusunda çalışan bilim insanlarının, sivil toplum örgütlerinin, bürokratların ve gönüllülerin emeğine de saygısızlık olarak görüyorum. Çünkü bugün deniz kaplumbağası konusunda bir farkındalığın oluşmasında her kesimden insanın en az otuz yıllık emeği var.</span></p>
<h4><b>“BİR KEZ YANLIŞ BİLGİ YAYILINCA BU ALGIYI DEĞİŞTİRMEK ZOR OLUYOR. UZUN VADEDE MERKEZİMİZCE PAYLAŞILAN GÜNCEL VE GERÇEK HABERLERİN YANLIŞ OLDUĞU ALGISINI YARATARAK ACİL MESELELERDE SÜREÇLERİMİZİ YAVAŞLATMA RİSKİ DE BULUNUYOR.”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamuoyunun, özellikle sosyal medya kullanan kitlenin yaklaşımının, takipçi sayısı fazla olan hesapların paylaşımlarını doğru olarak kabul etmek yönünde olduğunu görüyoruz. Paylaşılan iletiler binlerce etkileşim alıyor ve on binlerce kişiye ulaşıyor. Deniz kaplumbağaları ve diğer nesli tehlikede olan canlılar hakkında paylaşımlar da çok fazla etkileşim alıyor. Burada, sürekli olarak bir problem varmış gibi yanlış bilgilerin paylaşılmasının bir süre sonra insanların “yine mi kaplumbağa” demesine ve zamanla asılsız çıkan haberlerin kamuoyu duyarlılığını köreltmesi gibi bir tehlike olduğunu söylememiz gerekiyor. Örneğin, sadece İztuzu’nda 4.000 kaplumbağanın katledildiği bilgisi dolaşıma sokulduğunda insanlarda şu fikir beliriyor: “Sadece İztuzu’nda 4.000 kaplumbağa öldüyse ve hala yaşıyorlarsa bunların nesli tükenmez”. Burada insanları suçlayamayız ancak, değil İztuzu’nda Türkiye’de o kadar deniz kaplumbağası yaşamadığını ve tehditlerin her geçen gün arttığını bilimsel verilerle doğru şekilde anlatmamız gerekiyor. Yanlış bilgiler bunlarla da sınırlı kalmıyor. Örneğin, mayıs ayı itibariyle yumurtlama döneminin başlamasıyla ilk yuvaları tespit ettik ve koruma çalışmaları başladı. Ancak yavrular 45-60 gün sonra çıkmaya başlayacak. Halbuki bu sahte hesaptan mart ayından itibaren yavruların çıkışı başlamış gibi algı yaratan görseller, bilgiler paylaşılıyor. Bu sadece bir örnek. Başka sorunlu bilgiler de paylaşılıyor. Bir kez yanlış bilgi yayılınca bu algıyı değiştirmek zor oluyor. Eski haberlerin dolaşıma sokulması daha önceden merkezimizin faaliyetlerinden haberdar olan kişilerde güvensizlik yaratıyor. Öte taraftan ‘soğumuş’ bir haberi, hele bir de bu üzücü bir haberse, yeni duyan insanlarda kaygı ve üzüntüye yol açıyor. Diğer yandan uzun vadede merkezimizce paylaşılan güncel ve gerçek haberlerin yanlış olduğu algısını yaratarak acil meselelerde süreçlerimizi yavaşlatma riski de bulunuyor. </span></p>
<h4><b>VAKA İNCELEMESİ</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Örnek vaka olarak İztuzu, DEKAMER ve DEKAMER’in çalışmalarıyla ilgili gerçek olmayan haberleri birkaç başlık altında inceledik:</span></p>
<p><b>Spekülatif veri kullanımı</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamuoyunun hassas olduğu konularda kaygıyı ve kimi zaman öfkeyi yükseltme amaçlı yapılan, bilimsel gerçekliği olmayan verilerle desteklenen haberlere rastlamak mümkün. </span></p>
<p><b>İDDİA:</b><span style="font-weight: 400;"> &#8220;10 yılda 4 bin Caretta öldürüldü”</span></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14658" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/10-yılda-4bin-kaplumbağa-3.png" alt="" width="727" height="559" /></p>
<p><b>GERÇEK:</b><span style="font-weight: 400;"> Türkiye’de yaşayan 4 bin deniz kaplumbağası olduğuna dair bir veri yok.  </span></p>
<p><b>Hedef kitle (bölge, tür, vb.) hakkında hatalı bilgilendirme</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK’ların çalışma alanı ya da hedef kitlesi hakkında doğruluk payı içermeyen bilgilerin paylaşılması kamuoyunu da tamamen yanlış bilgilendiriyor. DEKAMER’in yaşadığı soruna baktığımızda sahte hesaptan paylaşılan görsellerdeki türler ile metinde yer alan tür ismi çoğunlukla yanlış. Bu hesaptan paylaşılan bazı türler Akdeniz’de bile bulunmuyor. </span></p>
<p><b>İDDİA:</b><span style="font-weight: 400;"> Doğum gerçekleşti.</span></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14659" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/doğum-yanlış-yumurta-4.png" alt="" width="719" height="858" /></p>
<p><b>GERÇEK:</b><span style="font-weight: 400;"> Görseldeki yumurtalar kaplumbağalara ait değil. Ayrıca “doğum” gibi ‘Memeli’ sınıfına özgü diyebileceğimiz ve kaplumbağalarla ilgisi olamayan terimler sıklıkla kullanılıyor. Yanlış terimlerin halk arasında yer etmesi riski oluşuyor.</span></p>
<p><b>İDDİA:</b><span style="font-weight: 400;"> Mart ayında paylaşılan bir yavru çıkışı haberi</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14660" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/martta-yuva-çıkışı-5.png" alt="" width="664" height="710" /></p>
<p><b>GERÇEK:</b><span style="font-weight: 400;"> Yuvalama, yavru çıkışı gibi temel biyolojik bilgiler hatalı. Örneğin bahar aylarında yavru çıkışı haberleri paylaşılıyor. Halbuki yavrulama dönemi ülkemizde mayıs itibariyle başlıyor.</span></p>
<p><b>Ajitasyon haberleri</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle dezavantajlı gruplarla çalışan STK’ların hedef kitlesinin mağduriyetini artıracak nitelikte yazılan haberlere çok sık rastlanıyor. Bu tür haberlerde aynı zamanda durumu daha dramatik hale getirmek için kuruluşlara ait gerçek olmayan koşullar ve uygulamalardan da söz ediliyor.</span></p>
<p><b>İDDİA:</b><span style="font-weight: 400;"> Ekip tarafından bulunan yakılarak öldürülmüş </span><i><span style="font-weight: 400;">Caretta caretta</span></i><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14661" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ajitasyon-6.png" alt="" width="731" height="746" /></p>
<p><b>GERÇEK: </b><span style="font-weight: 400;">DEKAMER merkezinde bulunan ekip arkadaşlarının 26 Nisan 2017 tarihinde böyle bir olaya rastlamadığı kuruluş tarafından onaylandı. Fotoğraf İztuzu’ndan değil.</span></p>
<p><b>İDDİA:</b><span style="font-weight: 400;"> Psikolojik sorunları olduğu için 4 aydır tedavi altında tutulan Caretta Ebru’yu ellerimizle besliyoruz.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14662" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/psikolojik-sorunlu-haha-7.png" alt="" width="660" height="708" /></p>
<p><b>GERÇEK</b><span style="font-weight: 400;">: Görsel DEKAMER’in tesisine ait değil. Fotoğraf başka bir ülkeden. Ayrıca elle besleme yöntemi bu canlıları evcilleştiriyor ve doğal beslenme süreçlerini olumsuz etkiliyor. Bu sebeple merkezde elle besleme tercih edilen bir yöntem olmamakla birlikte yemler iyileşme sürecinde olan kaplumbağaların tanklarına gece bırakılıyor. Ayrıca “psikolojik sorunlar” ile merkeze herhangi bir kaplumbağa geldiği bilgisi tamamen yanlış. </span><span style="font-weight: 400;">Caretta carettaların en çok olta yutması, misina, tekne pervanesi kesmesi ya da sürat motoru çarpmasından yaralanmakta ve bu sebeple merkeze gelmekte.</span></p>
<h4><b>Siyasi tartışmaların alevlendirilmesi</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuruluşların faaliyet alanlarının gündemle ilişkilendirilmesi de bir diğer dezenformasyon örneği. Bu örnekte özellikle son zamanlarda siyasi tartışmaları da katarak bu hesaptan tweetler atılıyor.</span></p>
<p><b>İDDİA: </b><span style="font-weight: 400;">İnşaat demiriyle öldürülmek üzere otlan Caretta iyileştirildi ve ismi ‘Hayır’ konuldu. Caretta’ya hayır ismini koymak suç olarak nitelendirildiği için Twitter hesabımız sansürlendi.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14663" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/siyasi-tartışmalar_hayır-1.png" alt="" width="737" height="455" /></p>
<p><b>GERÇEK:  </b><span style="font-weight: 400;">4 Mayıs 2017 tarihi itibariyle DEKAMER’e böyle bir vakanın gelmediği merkez tarafından onaylandı. Görsel merkeze ait değil. Yaralı bulunan ve merkezde bakıma alınması gereken kaplumbağaların isimleri genellikle bu bireyleri bulan kişi veya kurumların ismini, anonim ihbarlarda ise bulundukları yerin ismini alıyor. Örneğin, AKUT ekibi tarafından bulunan ve dünyada ilk çene protezi uygulanan Caretta caretta ‘AKUT-3’ ismini almıştır.</span></p>
<p><b>İDDİA:</b><span style="font-weight: 400;"> 2017 yılının nisan ayı sonu itibariyle İztuzu plajında direniş var.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14664" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/siyasi-tartışmalar_direniş-soğuk-2.png" alt="" width="731" height="596" /></p>
<p><b>GERÇEK:</b><span style="font-weight: 400;"> İztuzu plajında ziyaretçi kabul saatleri dışında DEKAMER gönüllüleri ve çalışanları haricinde kişilerin kalması yasaktır. Merkezin de onayladığı üzere plajda 26 Nisan 2017 tarihinde veya hali hazırda herhangi bir eylem veya açlık grevi yapan kişi bulunmamaktadır. Söz konusu haber eski yıllara ait haber ve görselleri içermektedir. DEKAMER yetkilileri mayıs ayı itibariyle gönüllü alımlarının başladığını, merkeze gelen gönüllülerin de merkeze gelmeden önce İztuzu plajında direniş olduğunu düşündüğünü ancak merkeze geldiklerinde doğru olmadığını görünce şaşırdıklarını da belirtti.</span></p>
<p><b>Yanlış haberlerin medyaya yansıması örnekleri:</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçek dışı haberlerin dolaşıma girmesinin medyada da yansıması bulunuyor. STK’lara ait olmayan Twitter hesaplarından alınan haberler, medyada yer buluyor ve yanlış bilgilerin hem yayılmasına hem de doğru olduğu algısına yol açıyor. Bunun örneklerinden biri online haber mecrası olan Diken’in söz konusu hesaptan duyurulan bir haberi daha sonradan doğru olmadığını belirterek yayınladığı 11 Ocak 2017 tarihli düzeltme.</span></p>
<p><b>“Diken’den zorunlu açıklama: İztuzu’nda ‘kimsenin haberinin olmadığı direniş’ haberimiz iki yıl öncesine ait”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diken’in bundan tam iki yıl önce yayınladığı, ‘İztuzu’nda altı gündür direniş var, kimsenin haberi yok!’ başlıklı <a href="http://www.diken.com.tr/dikenden-zorunlu-aciklama-iztuzunda-kimsenin-haberinin-olmadigi-direnis-haberimiz-iki-yil-oncesine-ait/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">haberinin</a> sosyal medyada yeniden dolaşıma girmesi İztuzu’nda yeni bir doğa direnişi olduğu yanılgısı yarattı.</span></p>
<p>Diğer bir haber ise 24 Aralık 2015 tarihli online haber mecrası Sol Haber’in haberi. Doğru olmayan bir Twitter paylaşımı, sadece yavruların yumurtadan çıkma zamanı olmayan aralık ayında paylaşılmakla kalmamış, aynı zamanda siyasi kutuplaşmayı vurgulayan detaylarla <a href="http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:eISMjf2gVkQJ:haber.sol.org.tr/turkiye/iztuzu-plajinda-14-caretta-caretta-basi-tasla-ezilmis-halde-bulundu-140536+&amp;cd=2&amp;hl=tr&amp;ct=clnk&amp;gl=tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">habere</a> konu olmuş.</p>
<p><b>“İztuzu plajında 14 caretta caretta başı taşla ezilmiş halde bulundu”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Yeni Türkiye&#8217;de caretta carettalardan bile nefret ediyorlar. İztuzu sahilinde 14 Caretta caretta’nın başı ezilmiş halde bulundu.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Güncel bir diğer örnek ise Caretta caretta’lara ait yumurtaların çalındığı iddiası. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Söz konusu iddia <a href="http://odatv.com/skandal-iddia-caretta-carettalar-calindi-1205171200.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">odatv.com</a> haber sitesinden ve Show Radyo programcısı Zeki Kayahan Coşkun gibi medya mensuplarınca da paylaşıldı ve kısa sürede binlerce kişi tarafından retweet edildi.  </span></p>
<p>Dekamer Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Yusuf Katılmış yumurtaların çalındığı iddialarının asılsız olduğunu, rehabilitasyon merkezine gelen ziyaretçilerden Oda.tv ve Twitter’daki haberler hakkında sorular aldıklarını belirtti ve şöyle açıkladı: “Bugün itibariyle 12 tane iribaş deniz kaplumbağası yuvası vardır. Dün gece itibariyle tekrar kontrolleri yapılmıştır. Hiçbir yuvamızda insan veya hayvan kaynaklı bir zarar söz konusu değildir. Tüm yuvalarımız kafesli ve koruma altındadır ve günlük takipleri de yapılmaktadır.”</p>
<p><span style="font-weight: 400;">DEKAMER’in konuyla ilgili duyurusuna <a href="https://www.facebook.com/dekamerTR/photos/a.1436158083286078.1073741828.1429627080605845/1919816201586928/?type=3&amp;theater" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</span></p>
<h4>&#8220;Daha önce de burada verdiğimiz mücadeleyi zora sokan tweetler attılar&#8221;</h4>
<p>Son olarak İztuzu Kumsalı&#8217;nı Kurtarma Platformu (İKUP) üyelerinden Murat Demirci de konuyla ilgili açıklama yaparak söz konusu Twitter hesabının kendilerine ait olmadığını fakat İKUP hesabı gibi davrandıklarını söyledi.</p>
<p>&#8220;Söz konusu hesap bize ait değil. Bu ilk defa yaşanmıyor. Daha önce de bizim burada verdiğimiz mücadeleyi zora sokan tweetler attılar. Kendilerine defalarca ulaşmaya çalıştık ama kimliklerini öğrenemedik.</p>
<p>&#8220;İKUP&#8217;un her türlü bilgi kaynağı DEKAMER&#8217;dir. İKUP <a href="https://www.facebook.com/groups/saveiztuzubeach/?fref=ts" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Facebook grubumuz </a>dışında bir de Twitter hesabımız var fakat çok aktif değil. Duyurularımız genelde Facebook üzerinden yapılıyor.</p>
<p>&#8220;Yalan haberleri dolaşıma sokan bu hesabı Twitter&#8217;a bildirdik, bir süre kapandı fakat tekrar aktifleşti. Son olarak söylemeliyim ki kumsalda her şey yolunda. Çıkabilecek herhangi bir aksilik hakkında DEKAMER&#8217;den bilgi alabiliriz&#8221;</p>
<p>DEKAMER’e ait İztuzu hakkında güncel bilgileri paylaşan resmi sosyal medya hesapları:</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Facebook: dekamerTR </span><a href="https://www.facebook.com/dekamerTR"><span style="font-weight: 400;">https://www.facebook.com/dekamerTR</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Twitter: @dekamerTR </span><a href="https://twitter.com/dekamerTR"><span style="font-weight: 400;">https://twitter.com/dekamerTR</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Instagram: @dekamer_rescue</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/13/sivil-toplum-haberciliginde-dezenformasyon-o-caretta-caretta-yumurtalari-gercekten-calindi-mi/">Sivil toplum haberciliğinde dezenformasyon: O caretta caretta yumurtaları gerçekten çalındı mı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği: Cinsel şiddete karşı güçlendirici bir politika mümkün</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/11/cinsel-siddetle-mucadele-dernegi-cinsel-siddete-karsi-guclendirici-bir-politika-mumkun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rumeysa Çamdereli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 12:32:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[CŞMD]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Akran Zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[FARE]]></category>
		<category><![CDATA[FEMIFESTO]]></category>
		<category><![CDATA[flört şiddeti]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hilal Esmer]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing]]></category>
		<category><![CDATA[Özge Özgüner]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Büyüktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Şehlem Kaçar]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<category><![CDATA[taciz]]></category>
		<category><![CDATA[tecavüz]]></category>
		<category><![CDATA[Tecavüz Kriz Merkezleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13181</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Tecavüzcünün, tacizcinin ya da cinsel şiddet failinin ceza almasından çok hayatta kalanın iyi hissetmesi, sağaltılması, hakları, hayatta kalanlar verilmesi gereken hizmetler vb. konulara ağırlık vermeyi politik olarak da tercih ediyoruz&#8221;. Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nden Şehlem Kaçar, Hilal Esmer, Pınar Büyüktaş ve Özge Özgüner’le derneğin çalışma alanlarını, kampanyalarını, karşılaştıkları tepkileri ve yürüttükleri politikaları konuştuk.* -Öncelikle bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/11/cinsel-siddetle-mucadele-dernegi-cinsel-siddete-karsi-guclendirici-bir-politika-mumkun/">Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği: Cinsel şiddete karşı güçlendirici bir politika mümkün</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Tecavüzcünün, tacizcinin ya da cinsel şiddet failinin ceza almasından çok hayatta kalanın iyi hissetmesi, sağaltılması, hakları, hayatta kalanlar verilmesi gereken hizmetler vb. konulara ağırlık vermeyi politik olarak da tercih ediyoruz&#8221;.</strong></p>
<p>Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nden Şehlem Kaçar, Hilal Esmer, Pınar Büyüktaş ve Özge Özgüner’le derneğin çalışma alanlarını, kampanyalarını, karşılaştıkları tepkileri ve yürüttükleri politikaları konuştuk.*</p>
<p><strong>-Öncelikle bu derneği neden kurdunuz, nasıl bir ihtiyaca yönelik kurdunuz ve şu an ne noktadasınız?</strong></p>
<p><strong>Özge</strong>: Özel olarak bu alana odaklanan bir dernek veya oluşum yoktu. Kadın örgütleri içerisinde, cinsel şiddet önemle üzerinde durulan ve mücadele edilen bir şiddet biçimi. Fakat oralarda kadınlarla sınırlı kaldığını düşündük, çok geniş bir alan aslında. Kadınlarla birlikte, çocuklara, LGBTİ+’lere, göçmenlere, hayvanlara, engellilere yönelik cinsel şiddeti bütünsel olarak, Kuir feminist bir yaklaşımla anti-hiyerarşik bir yerden ele alma ihtiyacımızdan doğdu diyebilirim.</p>
<p><strong>Şehlem</strong>: Öncesinde cinsel şiddete karşı kadın platformu vardı. Bazılarımız bu platformun içerisindeydik, oradan da beslenerek bugüne geldik.</p>
<p><strong>Hilal</strong>: 2012 gibi üzerinde konuşmaya başladık. 2014’e kadar ara ara toplanarak öz-yardım materyalleri, görseller üretmeye başladık. Çeviriler yapmaya başladık. Tecavüz Kriz Merkezleri’nin yurt dışındaki sitelerine baktık. Dernek aslında melez bir dernek ve herkesin cinsel şiddet odaklı kendi motive olduğu gündemlere yönelik üretmek istediği politikalara, savunuculuk ya da materyal sağlamaya odaklanıyor. Bu amaçla bir araya gelip oluşmuş bir derneğiz.</p>
<p><strong>Şehlem</strong>: Hayvan hakları üzerinde çalışan arkadaşlar var Özge gibi. Mülteciler alanında çalışanlar var, çocuk/gençlik alanında çalışanlar var. Medya alanında çalışıyoruz biz Pınar’la. Özge’yle aynı zamanda görsel materyal üretmeye çalışıyoruz. Görseller üzerinden biraz daha yoğunlaşmaya çalıştık çünkü az kişiyiz ve ilk başta bilinmeyen bir yerden de başlamak istedik. Çünkü cinsel şiddet nedir bilinmiyor.</p>
<p><strong>-Kavram tartışmalarınız oldukça etkileyici. Altı tane gerçekleşmiş gördüğüm kadarıyla. Bu tartışmaların sonuçlarını nasıl özetlersiniz?</strong></p>
<p><strong>Hilal</strong>: “Bunu Yapabiliriz” diye 2015 Aralık’ta bir kampanya başlattık, 2016 boyunca sürdü. Kampanya kapsamında “Bunu Yapabiliriz” diye bir blog<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> açtık. Oraya kavram tartışmalarının beş tanesinin kısa raporunu koyduk. Örneğin, tecavüz kriz merkezleri üzerine; cinsel şiddet dayanışma merkezi mi danışma merkezi mi tecavüz kriz merkezi mi denilsin tartışması vardı. Hayatta kalan nedir, mağdur nedir, fail nedir? Bunların çıktıları var. Niye sapık demiyoruz niye fail diyoruz gibi. Bunları tartışmaya açmak amacıyla zaten kavram tartışmalarını başlatmıştık.</p>
<h4><strong>“CİNSEL ŞİDDETE KARŞI ANA AKIM OLMAYA ÇALIŞIYORUZ”</strong></h4>
<p><strong>-Bir de futbol üzerinden yaptığınız kampanyalar var. O kampanyalarla ilgili ne diyebilirsiniz? Nasıl başladınız, nasıl karar verdiniz, nasıl ilerledi sizin için?</strong></p>
<p><strong>Hilal</strong>: Fenerbahçeli bir taraftarın cansız mankene Galatasaray forması giydirip taciz etmesi, sonra da yakması olayı oldu. Olay sosyal medyada çok tepki gördü. Bilgi Üniversitesi’nden bir arkadaş “Biz bu konuda dava açmak istiyoruz, bunu dernek üzerinizden yapabilir miyiz?” diye sordu. Bize gelen bir teklifle başladı yani. Suç duyurusunda bulunuldu, daha sonra da dava açıldı. Davalar dışında kulüplere bir protokol imzalatabilir miyiz dedik, en azından cinsiyetçi küfür ve pankartlara karşı biz bir şeyler yapacağız diye bir protokol imzalasınlar, niyet ortaya koysunlar istiyorduk. Böyle bir şey olamadı ama. Yine de bir talepler listesi oluşturduk<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>. Kulüpler bu konuyla mücadele etmek istiyorsa önce yönetimlerine kadın kotaları getirsinler, altyapılarında cinsel taciz eğitimleri versinler, sporcuları eşlerine şiddet uygularsa ve buna benzer bir şey yaparsa yaptırımda bulunsunlar, taraftarlarına da Passolig üzerinden caydırıcı yaptırımlar uygulasınlar gibi. Bu süreçte başka tepki çeken bir olay daha oldu, tekrar suç duyurusunda bulunduk. Bir de ilk olaydaki taraftar ceza aldı, olumlu bir şey bu tabii ki. Tüm bu gelişmeler üzerinden futboldaki cinsiyetçi ayrımcılık ve tribün şiddeti üzerine kampanyalarımızı devam ettirelim dedik.</p>
<p><strong>Şehlem</strong>: Olaylarla birlikte, yapılanın bir cinsel şiddet türü olduğu en azından görünür oldu. Bunun cezası var, bu bir suç, o yüzden çok iyi oldu dava süreci. Ve suç duyurularında bulunmaya başladık. Mesela Antalyaspor maçlarının birinde, Antalyaspor diğer takıma gol attığı zaman kutlamak için tribünlerde tecavüz marşı dedikleri, Nuri Alço’yla özdeşleşen şarkı çalıyordu. Bunun için suç duyurusunda bulunuldu. Antalya’da bir avukat arkadaşımızla çalışarak, Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği’yle beraber suç duyurusunda bulunduk.</p>
<p>Bunlar dışında bir de ‘FARE’ diye bir ağ var. Futboldaki ayrımcılığa karşı uluslararası eylemlilikler yapan bir ağ. Futbolda cinsiyetçiliğe son ve futbol herkes içindir hashtagleriyle bir sosyal medya kampanyası ve futbolda cinsiyetçiliğe karşı bir turnuva düzenleyerek bu kampanyaya dahil olduk. Yirmi gün boyunca bir sosyal medyacıyla çalıştık, görseller ve videolar ürettik. Bu konuda bayağı bir görünür olduk, gazetelere çıktık. Türkiye’de bizim dışımızda Ankara’dan Sportif Lezbon homofobi karşıtı bir turnuvayla kampanyaya destek verdi. Türkiye Futbol Federasyonu da futboldaki ayrımcılığa karşı, bir futbolcunun üzerine FARE ağının tişörtünü giydirip bir tane tweet attı.</p>
<p>Türkiye Futbol Federasyonu’nu (TFF) da biz taraf olarak görüyoruz. Cinsel şiddeti önlemek için ne yapıyorlar, tribünlerde ne gibi önlemler alıyorlar önemli bizim için. Veya bu kültürün kendisini önlemek için yaptırım, uygulama veya koruyucu önleyici bir yaklaşımda bulunuyorlar mı? Biz bunları kendilerinden dinlemeye ihtiyaç duyuyoruz. O yüzden mayıs ayında bir sempozyum düzenleyeceğiz futbol ve cinsel şiddet üzerine. Orada da TFF’den de yetkilileri çağırmayı planlıyoruz. Akademisyenleri de çağırmayı planlıyoruz. Futbol ayağı böyle.</p>
<p>Biraz aslında, mesela biri geliyor, “Benim bu konuda bir derdim var, burada böyle bir şey oldu ve bu cinsel şiddet” diyor. Biz de “Beraber bir şey yapalım” diyoruz. Böyle gelişiyor.</p>
<p><strong>-Bir de medya çalışması var gördüğüm kadarıyla. Hak temelli habercilik broşürü de var. Nasıl karar verdiniz, nasıl işledi süreç?</strong></p>
<p><strong>Şehlem</strong>: Kavram tartışmalarıyla beraber oldu aslında bu biraz. Medyada çıkan haberler çok kötü. Ve bizim üstüne konuştuğumuz mitleri yeniden üreten haberler çıkıyor. Biz de dedik ki medyayla ilgili bir şeyler yapmamız lazım. Kavram tartışmalarından sonra medyadaki habercilere “şunu yapın bunu yapmayın” gibi bir yerden yaklaşalım diye konuştuk ve “medya çalışanının kendine notları” üzerine görseller çıkarttık.  Sonra araştırırken Kanada’dan FEMIFESTO diye bir örgütün medyaya yönelik “Use the right words” diye bir kitapçıklarını bulduk. Onlarla bağlantıya geçtik, biz bu kitapçığı çevirmek istiyoruz dedik. Ama süreçte yerlileştirme sorunu da oldu biraz.</p>
<p><strong>Hilal</strong>: Kanada kanunlarıyla ilgili yerleri Türkiye’deki duruma göre yerelleştirmeye çalıştık. Basın manşetlerinde mesela Nevin Yıldırım’la ilgili yapılan başlıkları örnek verdik. Ya da başka cinsel şiddetle ilgili olaylarda Türkiye’de çok kullanılan kötü örnekler, klişeler varsa onları kullandık.</p>
<p><strong>Şehlem</strong>: Sonra Hilal bunun dizaynını yaptı ve düzeltmelerini yapıp FEMİFESTO’yla da bir anlaşma imzalayarak iki bölümünü yayınladık. Şimdi yürüttüğümüz medya projesiyle de tüm kitapçığı çevireceğiz.</p>
<p><strong>-Görselleriniz de oldukça öne çıkıyor. O görselleri hazırlarken nasıl bir süreç işlettiniz? Yaygınlaşmaya dair misyonu nedir sizce?</strong></p>
<p><strong>Hilal</strong>: Özge’nin şahane tasarımlarından çıktı 10 madde serisi. İlk 10 madde tamamen Nurgül’ün fikriydi. Gördüğü bir metni yerelleştirerek düzelti yapıp paylaştı<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>. Bu ilginç olabilir dedi. O görsel acayip patladı, basında da yer aldı. Çok insan tarafından paylaşıldı. Basın açıklamaları, uzun uzun metinler artık okunmuyor. Bizim böyle stickerlara, basit sloganlara ve kısa videolara, görsel olan ve o şekilde paylaşılabilecek şeyleri üretmeye daha fazla ihtiyacımız var.</p>
<p><strong>Özge</strong>: Bir de en başta güçlendirici etkisi olsun istedik görsellerin. Neler yapılmış, neler yapılmamış bunlara baktık.</p>
<p><strong>Pınar</strong>: Dijital medya üzerinden düşündüğümüzde görsellerin yaygınlaştırılmasının kolaylığı da önemli. Örneğin; sosyal medyada küçük bir görseli açıp bir telefondan okumakla uzun bir makaleyi okumak arasında çok büyük fark var. Var olan araçları da birazcık hesaba kattığımızda o zaman tabii ki görseller daha erişebilir oluyor. Orada bir stickerdaki üç kelime daha akılda kalıcı olabiliyor uzun bir metindense. Uzun bir metin okumak isteyenler için de kaynaklar var tabii, yok değil. Ama bence öyle bir etkisi de var.</p>
<h4>“CİNSEL ŞİDDETİN ONLARCA ÇEŞİDİ VAR”</h4>
<p><strong>-Derneğinize dışarıdan gelen tepkiler ne oldu peki?</strong></p>
<p><strong>Şehlem</strong>: Cinsel şiddet görünmez ya da sessiz kalınan bir alan olduğu için, ne gerek var gibi bakılabiliyordu sanki başta. Sonra insanlar seslerini çıkarmaya başladılar son 3-4 yıldır. Biliyorsunuz ve bir sürü olay yaşadık. Özgecan oldu, basın ilgi gösterdi buralara. Ondan sonra biraz daha bizim derneği yoğun bir arama, ilgi ve paylaştıklarımızı takip etme de olabildi. Bir de biraz da alan açmayla ilgili bir şey bu. Biz de bu alanda çıktığımız için biraz daha tepkiler biraz nötrden ya da negatiften daha pozitife gitti sanki diye gözlemliyorum.</p>
<p><strong>Hilal</strong>: Olumsuz anlamda şöyle tepkiler olabiliyor: Mesela Beşiktaş’lı birkaç taraftar grubunun bu kanlı çarşafı temsil eden, Japon bayrağı diye açtıkları flamalar vardı. Gerdek gecesini sembolize ettiğini söylüyorlar. Biz onları paylaştığımız zaman “zaten bunlar kötü, bir de siz mi gösteriyorsunuz, niye reklamını yapıyorsunuz” tepkileri olmuştu. Sanki fail bizmişiz ve yapılanı işaret etmemeliymişiz gibi. Ya da bir şeye dikkat çektiğimiz zaman, örneğin Metro firması otobüsündeki muavinin mastürbasyonu, mağdur olan kişinin üzerine boşalması olayında, o zaman bize diyorlar ki “bunlar çok ayıp neden bunlardan bahsediyorsunuz”. Sanki fiilin kendisi, fiil için kullanılan şeyler ayıp ve suçmuş gibi davranılıyor. Oysa suç olan bunların rıza olmadan ve şiddet, aşağılama amaçlı yapılması. Reglden, kandan, meniden vs.den utanmıyoruz, bunlar suç değil. Bunların kullanılma amacı, biçimi suç ve şiddet. Bu cinsel davranışla cinsel şiddet ayrımı meselesinde insanların kafası bayağı karışık. O kısımlarda çok dikkatli tepki verilmesi gerekiyor. Verdiğimiz röportajlarda, yaptığımız açıklamalarda, neyin aslında yanlış ve suç olduğu, neyin olmadığı gibi konularda konuşmaya çalışıyoruz. Bir taraftan da insanların kaldıramayacağı, baş edemeyeceği, dehşet içeren içerikler de üretiliyor. Psikolojiyi bozan birçok haberi zaten haber niteliği taşımadığı, dili kötü olduğu ve şiddeti tekrar ürettiği, pazarladığı için paylaşmayı tercih etmiyoruz. Daha güçlendirici şeyler paylaşıyoruz. Web sitemizin rengarenk olmasının sebebi de bu biraz. Bir politikayı dikkatle gütmeye çalışıyoruz orada.</p>
<p>Bir taraftan mitleri de anlatmaya çalışıyoruz. Senin şu yaptığın aslında mağdur suçlayıcılık<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> gibi. Tecavüz kitinin ne olduğu bilinmiyor, tecavüz kriz merkezinin ne olduğunu kimse bilmiyor, destek biriminin ne olduğunu, hayatta kalanı bilmiyorlar ve bilinenler de yanlış bilinebiliyor gibi. Çocuk gelin tabiri kullanılıyor mesela istismarda. Zorla evlilik, erken evlilik, rıza inşası, rıza, -rıza yok hayatımızda- ne olduğunu bilmiyorlar. Bilinen şeyler taciz ve tecavüz ama cinsel şiddetin onlarca çeşidi var. Stalking, mobbing, ne bileyim ısrarlı takip, savaş tecavüzleri, bedene müdahale, kürtaj yasası, zorunlu trans geçiş ameliyatları, interseks bebeklere yapılan operasyonlar, sünnet, akran zorbalığı, flört şiddeti&#8230; Bir sürü konu var. Bunları da tartışacağız, tartışmaya açmak istiyoruz ve hiçbir zaman doğrusu bu demiyoruz. Biz bunları bulduk, gelin tartışalım diyoruz.</p>
<p><strong>Pınar</strong>: Kurumsal çalışmalarda derneğin adının da bir dirence yol açtığını biliyoruz bir de. Taciz tecavüz sanki böyle bambaşka bir mefhummuş, cinsel şiddetle hiçbir alakası yokmuş gibi uzaktan bakılıp konuşulabiliyor belki ama cinsel kelimesi bile çoğu insanı rahatsız edebiliyor hatta kurumsal olarak da bazen sıkıntılara yol açabiliyor.  Farklı tali yollar bulmamızı gerektirebiliyor.</p>
<p><strong>Özge</strong>: Cinsel yazmamak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.</p>
<p><strong>Şehlem</strong>: Hatta e-postalarda ‘spam’ kutusuna düşüyor maillerimiz. Cinsel şiddetle mücadele derneği logosunu da resim olarak yapıştırıyoruz maillerin altına ki, ‘spam’e düşmeyelim.</p>
<p><strong>Özge</strong>: Mesela bir lisede atölye yapacaktık. Milli Eğitim’den onay almak için, sırf cinsel geçtiği için derneğin ismini gönderemediler. Programda geçmedi derneğin adı.</p>
<p><strong>-O alanda çalışamamak, çalıştırmamak için neler olabilir. Dijital alanın bile karşısında, mail bile karşınızda duruyor yani. Çalışma alanınızın yaygınlaşması için nasıl bir politika güdüyorsunuz peki?</strong></p>
<p><strong>Şehlem</strong>: Çalışma alanımız siyasetler üstü. Feminist politika temelinde bir şeyler yapıyoruz tabii. Ama mesela Ensar Vakfı olayında 45 çocuk tacize uğradıktan sonra o komisyonun kurulmaması, kurulup çalışmaması bizi deli etti. Bu çünkü artık başka bir şey. Partiler üstü bir konu. Neden olmadı?</p>
<p><strong>Hilal</strong>: Bir de biz bir tecavüzcünün, tacizcinin ya da cinsel şiddet failinin ceza almasından çok hayatta kalanın iyi hissetmesi, sağaltılması, hakları, hayatta kalanlar verilmesi gereken hizmetler vb. konulara ağırlık vermeyi politik olarak da tercih ediyoruz. Çünkü öteki tarafta “sapığa, canavara daha çok ceza verilsin, idam edilsin, hadım edilsin” denilen ve gündelik hayatlarımızdaki ilişkilenmelere de yerleşmiş koskoca bir cinsel şiddet konusunu, tüm o mağdur yargılamalarını görünmez kılan, mitler üzerinden yürütülen bir algı var. Çok çeşitli, deniz derya bir alan. Çok fazla şey üzerinden konuşulabilir. O yüzden biz daha o kısımlara, konuşulup tartışılması gereken asıl kısımlara girmeye çalışıyoruz. Hukuk davalarına da girdik, müdahil olduk (müdahillik talebinde bulunduk) ama asıl yapmak istediğimiz daha çok materyal, veri üretmek.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> https://bunuyapabiliriz.tumblr.com/tartismalar</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> http://cinselsiddetlemucadele.org/2016/06/28/futbol-kuluplerine-yonelik-oneri-ve-talepler/</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Örneğin; Cinsel şiddeti önlemek için 5 dk. İçerisinde yapabileceğimiz 10 şey, Cinsel istismarla mücadelede ebeveyn olarak yapabileceğiniz 10 şey. Link için bkz: http://cinselsiddetlemucadele.org/gorsel-malzeme/</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Mağdur suçlayıcılık nedir? https://bunuyapabiliriz.tumblr.com/image/157902057852</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*<em>Bu haber Sivil Sayfalar, Reçel Blog, Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği ve İsveç Baş Konsolosluğu ortaklığında gerçekleştirilen Sivil Toplum Haberciliği Kadın Odaklı Kuruluşlarla Haber Atölyesi ürünüdür.</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/11/cinsel-siddetle-mucadele-dernegi-cinsel-siddete-karsi-guclendirici-bir-politika-mumkun/">Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği: Cinsel şiddete karşı güçlendirici bir politika mümkün</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avcılık: Erkekler, erkek olmayanlar, insan dışı hayvanlar&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/15/avcilik-erkekler-erkek-olmayanlar-insan-disi-hayvanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Özgüner]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2017 11:50:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Avcı-Toplayıcı Toplumlar]]></category>
		<category><![CDATA[Avcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Bahadır Grammeşin]]></category>
		<category><![CDATA[Desmond Morris]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Feministler]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan-İnsan Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[homofobi]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Max Horkheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Prof Dr. Eflatun Adam]]></category>
		<category><![CDATA[Theodor W. Adorno]]></category>
		<category><![CDATA[transfobi]]></category>
		<category><![CDATA[türcülük]]></category>
		<category><![CDATA[Vegan]]></category>
		<category><![CDATA[yaban hayvanları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12427</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Topyekûn özgürlük savunucuları olarak bizler, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, yabancı düşmanlığına, homofobiye, transfobiye, tüm ayrımcılık çeşitlerine neden karşı çıkıyorsak, türcülüğe, yani insanların hayvanlar üzerinde kolayca hak iddia etmesini, tahakküm kurmasını sağlayan üstünlükçü düşünce sistemine de karşı çıkmalıyız&#8221;. Avcılık, günümüzde hâlâ, Türkiye ve birçok ülkede spor ya da hobi olarak niltelendiriliyor. Avcılığı, haklar bağlamında değerlendirdiğimizde ve genel olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/15/avcilik-erkekler-erkek-olmayanlar-insan-disi-hayvanlar/">Avcılık: Erkekler, erkek olmayanlar, insan dışı hayvanlar&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Topyekûn özgürlük savunucuları olarak bizler, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, yabancı düşmanlığına, homofobiye, transfobiye, tüm ayrımcılık çeşitlerine neden karşı çıkıyorsak, türcülüğe, yani insanların hayvanlar üzerinde kolayca hak iddia etmesini, tahakküm kurmasını sağlayan üstünlükçü düşünce sistemine de karşı çıkmalıyız&#8221;.</strong></p>
<p>Avcılık, günümüzde hâlâ, Türkiye ve birçok ülkede spor ya da hobi olarak niltelendiriliyor. Avcılığı, haklar bağlamında değerlendirdiğimizde ve genel olarak avcıların eylemlerini incelediğimizde, bunun tam bir işkence ve yaşam hakkı gasbı olduğunu kolaylıkla görebiliyoruz. İnsanlık tarihinde avcı-toplayıcı toplumlar, hayatta kalmak için gayet eşit şartlarda avlanırken, bugün geldiğimiz tekno-endüstriyel çağda avcıların büyük bir çoğunluğu, avcılık yoluyla yaşlı ya da engelli hayvanların doğadan elimine edildiği iddiasıyla avcılığın bir seleksiyon olduğunu savunuyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı da avcılığı destekliyor, sadece “kaçak” avcılığı önlemek için yasalar çıkartıyor, avcıların kan tutkusunu yasalar dâhilinde avlandıkları sürece tatmin etmelerine hiçbir ses çıkarmıyor. Aksine bakanlık, “yasal” avcılığı destekliyor, teşvik ediyor; avcılık üzerinden ciddi bir bakanlık bütçesi sağlıyor. Avcılığın kaçağının- yasalının olamayacağını düşünüyorum, tıpkı tecavüzün yasalının, kaçağının olamayacağı gibi&#8230;</p>
<figure id="attachment_12428" aria-describedby="caption-attachment-12428" style="width: 940px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12428" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/1.jpg" alt="" width="940" height="788" /><figcaption id="caption-attachment-12428" class="wp-caption-text">Edirne&#8217;nin ‘düşman’ işgalinden kurtuluşunun 88. yıl dönümünde avcılar resmî geçit töreninde.</figcaption></figure>
<p>Avcıların neredeyse tamamı, yaban hayvanlarını “vurulmaları” için yaratılmış canlılar olarak görüyor; avcılık yasaklanırsa yaban hayvanlarının aşırı derecede üreyeceklerini düşünseler de bilimsel teoriler ve doğanın gerçekleri bu tür iddiaları tamamen çürütüyor. Avcılığın iddia edildiği gibi doğaya ve yaban hayatına hiçbir katkısı yok, aksine oldukça yıkıcı sonuçları var. Bilimsel gerçekleri bir kenara bırakırsak hayvan hakları hareketi açısından avcılık, kanlı bir insan hobisi ve kesinlikle yasaklanması gereken bir cinayet eylemi. Doğuştan gelen haklara sahip ve hissedebilir bireyler olan hayvanların tutsak edildiği, yaşam haklarının gasp edildiği tüm eylemler ve avcılık sürdüğü sürece, hayvan haklarından bahsedebilmek de mümkün olmayacak.</p>
<h4><strong>AVCILIK, SİLAH ENDÜSTRİSİ, CİNAYETLER…</strong></h4>
<p>Bugün birçok ülkede avcılık tartışılıyor olsa da avcılığın, dünyanın en büyük sanayi kollarından olan silah endüstrisine sağladığı pazar nedeniyle yasaklanması ısrarla engelleniyor. Hayvan katliamlarından bağımsız olarak, av tüfeğiyle cinayet, kadın ve nefret cinayetlerinin tutulduğu çetelelerdeki kategorilerin en başında yer alıyor. Avcılıkta kullanmak için çok basit bir şekilde edinilebilen silahlar, hayvanlarla birlikte kadınların, çocukların da canını alıyor. Bu yönüyle de avcılığın kesinlikle yasaklanması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<figure id="attachment_12429" aria-describedby="caption-attachment-12429" style="width: 600px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12429" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/2.jpg" alt="" width="600" height="600" /><figcaption id="caption-attachment-12429" class="wp-caption-text">Geçtiğimiz aylarda, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın “av turizmi” izni ile Türkiye’de hayvan öldürmeye gelen, ABD Başkanı Donald Trump’ın oğlu da birçok avcı gibi öldürmeye doymuyor.</figcaption></figure>
<p>Sadece ABD’de, avlanma için izin verilen arazilerde -kamu arazilerinin yüzde 60’ında serbestçe avcılık yapılabiliyor, bir yılda 200 milyondan fazla hayvan kayıtlı olarak öldürülüyor, bu sayıya tabii ki suda yaşayan balık gibi hayvanlar dâhil değil. Tüm dünyada, denetimlere takılmayan, istatistik çalışmalarına dâhil edilmeyen yüz milyonlarca hayvan, yine insanın bu kanlı hobisi, kan ve ölüm tutkusu yüzünden katlediliyor. 2015’de Türkiye’de, 5 milyon 500 bin ruhsatlı av silahı olduğu konuşuluyordu. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın yine 2015’te yayınladığı rapora göre, yıllık aktif avcı sayısı 185.489 olarak kaydedilmiş. Avcılık nedeniyle yaşam hakları gasp edilen, annelerinden veya yavrularından ayrılan, yakalandıkları tuzak ve kapanlarda günler boyunca acı ve ağrı içinde ölümü bekleyen hayvanları düşündüğümde, bu rakamlar beni oldukça korkutuyor. Can almaktan, kan akıtmaktan hoşlandığını resmen ilân etmiş bu kadar insanla aynı toplumda yaşadığımız için endişelenmemek elde değil. Yine Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın 2015’de yayınladığı rapora bakıldığında, ülke genelindeki toplam 185.649 avcıdan sadece 60’ının kadın olduğunu görüyoruz.</p>
<p>İngiltereli zoolog, davranış bilimci ve “Hayvan-İnsan Sözleşmesi” adlı kitabın yazarı Desmond Morris, “<em>Avın amacı heyecanı, tehlikeyi yaşamak, erkeklik ve cesareti kanıtlamaktı</em>&#8221; der. Buradan avcılığı farklı bir boyutta değerlendirmek istiyorum ki, avcılığı hem toplum hem de devletler nezdinde bu kadar meşru kılan bir düşünce yapısı, insanlığın iliklerine kadar işlemiş durumda: Türcülük&#8230; Topyekûn özgürlük savunucuları olarak bizler, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, yabancı düşmanlığına, homofobiye, transfobiye, tüm ayrımcılık çeşitlerine neden karşı çıkıyorsak, türcülüğe, yani insanların hayvanlar üzerinde kolayca hak iddia etmesini, tahakküm kurmasını sağlayan üstünlükçü düşünce sistemine de karşı çıkmalıyız. Avcılık da tüm toplumlara hâkim olan türcü zihniyet sayesinde meşrulaşan ve tabii ki kanlı silah endüstrisinin sağladığı dokunulmazlık ile 21’inci yüzyılda hâlâ varlığını sürdüren bir saçmalık.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12430" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/3.jpg" alt="" width="2000" height="2125" /></p>
<h4><strong>TOPLUM, ERKEKLİK, AVCILIK, ET YEMEK…</strong></h4>
<p>Ataerkil kültürün kökenine baktığımızda ise başlangıcının avcılık olduğunu görüyoruz. Toplumsal cinsiyetin erkeğe yüklediği rollerden birinin iktidar ve erk olduğunu, bu konuda yazılıp çizilen tüm teorileri bir kenara bırakırsak sadece gündelik yaşantımızdan gayet iyi biliyoruz. Erkeğe yüklenen bu rol ile erkek gerekirse öldürebilir, köleleştirebilir, erkek olmayanlar ya da insan dışı hayvanlar üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilir, hak iddia edebilir. Toplumsal yaşantımıza baktığımızda, çoğu erkeğin bu iktidar üzerinden kendisini var ettiğini, o iktidarı kaybetmemek için ne kadar hırçınlaştığını, birçok özneyi kolayca nasıl gözden çıkardığını görüyoruz. Yine ataerkil toplumlarda, et yemenin, avlanmanın, birebir erkeklikle özdeşleştirildiğini, toplum nezdinde erkekliği pekiştirdiğini görüyoruz. Et yemeyen erkeklerin ise “erkekten” sayılmadığı ya da “yarım erkek” sayıldığı bir toplumda yaşadığımızı, deneyimlerimden rahatlıkla söyleyebilirim. Bu  “tam” erkekler, örneğin toplu taşımada hiçbir rahatsızlık emaresi göstermeden ve artık tekerlemeye dönüştürdüğü yüksek sesli cinsel şiddet içeren küfürleriyle bir kısım insanı canından bezdirirler; tacize karşı tepki verenleri canından ederler (bkz. Bahadır Grammeşin davası); bıçkın delikanlı hâlleri, sözde yırtıcılıklarıyla herkesi dize getirmeye çalışırlar, toplumsal normların dışında kaldığını düşündüğü bir takım insanları sokakta linç edebilir, fırsatını bulsa ve cezalandırılmayacağını bilse anında ortadan kaldırabilirler. Ne zaman ki, bir yerden testosteron kokusu ağır bir şekilde yükseldiyse orada hep şiddeti, nefreti görmüşümdür. Neyse, konuyu çok dağıtmayayım&#8230;</p>
<figure id="attachment_12431" aria-describedby="caption-attachment-12431" style="width: 3994px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12431" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/4.jpg" alt="" width="3994" height="1994" /><figcaption id="caption-attachment-12431" class="wp-caption-text">Samsun Canik’te avcılardan kaçarak kent merkezine inen yaban domuzu, tekme, sopa ve taşlarla linç edilerek öldürülmüştü. Domuz son nefesini verirken, aralarında çocukların da bulunduğu erkeklere bir polis memuru da eşlik ediyordu. Domuzun yaşadığı tarifsiz acı karşısında failler, sadece 500 TL idarî para cezasına çarptırıldı.</figcaption></figure>
<h4><strong>AVCILARDA SKOR, REKOR TUTKUSU</strong></h4>
<p>Avcılıkla bir yaşamı sonlandıran, bir bedene sahip olan ya da bir hayvanı esir eden erkeklerin büyük bir çoğunluğunda “skor”, “rekor” gibi takıntılar olduğunu, avcılık karşıtı mücadele verenler ya da hayvan hakları aktivistleri çok iyi bilir. Mesela, en uzun boynuzlu yaban koyununu avladığı için övünen erkek, seks yaptığı kadınla ilgili ayrıntıları ortaya dökerek bunu bir alay konusu hâline getiren ya da belli bir süre zarfında kaç kadınla birlikte olduğunu açıklayarak bu “skor”la övünen aynı hemcinslerini bana anımsatıyor. Yıllar önce eşine, çevresine uyguladığı sistematik psikolojik, cinsel ve fiziksel şiddet nedeniyle kendisini teşhir ettiğimiz ve kendisine tavır aldığımız bir erkek, yanındaki kadına, bir polis saldırısından kaçarken tesadüfen evine sığınan bir arkadaşımıza sorması için “<em>Bak, bu arkadaşa sor, kaç kadını, kişiyi nasıl dövdüğümü sana anlatsın” </em>diye yıllar sonra hâlâ bununla övünüyor, yaptıklarından hiçbir rahatsızlık duymuyor. Kendisine sorsak o dönem hepimizi çok seviyordu, hepimize çok değer veriyordu&#8230; Verdiğim bu örnek üzerinden, eleştirel kuramcıların yazdıklarına bakarsak Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer, “<em>İnsan ve Hayvan”</em> makalesinde türcü ve cinsiyetçi egemen erkekle ilgili şunları yazar: <em>Faşistlerin hayvanlara, doğaya ve çocuklara yönelik yobaz sevgilerinin önkoşulu av istencidir. Faşistlerin kaygısızca bir çocuğun başını ya da bir hayvanın sırtını okşaması, bu okşayan elin yok edebileceği anlamına gelir… Kadın, uygarlığın boyunduruk altına almayı şanından saydığı doğanın imgesi oldu. Doğaya sınırsız ölçüde egemen olma, kozmosu sonsuz bir av sahasına dönüştürme bin yılların düşüydü. Erkek toplumundaki insan ideası da buna göre tasarlanmıştı.</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12432" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/5.jpg" alt="" width="640" height="301" /></p>
<h4><strong>AVCILAR ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</strong></h4>
<p>Sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da iktidar sorunu yaşayan erkekler kadına, LGBTİ’lere veya insan dışı hayvanlara tahakküm uygulayarak toplumdaki yerini sağlama almaya bakar. Ben her ne kadar klinik psikolojinin verilerini kullanmaktan pek hazzetmesem de İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı’nın eski öğretim görevlilerinden Prof Dr. Eflatun Adam ve arkadaşlarının, Türkiye’deki avcıların kişilik özellikleriyle ilgili olarak yürüttüğü bir araştırmadan da bahsetmek istiyorum. Söz konusu araştırma sonuçlarına bakıldığında, avcıların içine kapanıklık, saldırganlık, suçluluk duygusu ve başarısızlık sendromundan muzdarip olduğu sonucuna ulaşıldığını görülür. Araştırma neticesinde, avcı erkekler, avcı olmayan erkeklere kıyasla cinsel doyuma daha az ulaşırken cinsel yaşam anlayışında çok daha tutucu çıkmışlardır. Desmond Morris’in işaret ettiği gibi, erkekliğini kanıtlamak, heyecan aramak için ya da biraz önce bahsettiğim araştırmada bahsi geçtiği gibi birilerine saldırıp başını belaya sokmamak için avcılar, hayvanların canına kast ederek belki de kendilerini dizginliyor, içindeki şiddet dürtüsünü baskılayabiliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12434" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/6-1.jpg" alt="" width="1000" height="885" /></p>
<h4><strong> “ÖLDÜREN SEVGİ İSTEMİYORUZ”</strong></h4>
<p>Söz konusu araştırmada, deney grubunda yer alan 200 avcının hemen hemen hepsinin derin bir hayvan sevgisi taşıdığı sonucuna varılması da bana çok tanıdık geliyor. Feministlerin, kadınların eylemlerde attığı “Öldüren sevgi istemiyoruz” sloganı ya da aynı sloganın yazılı olduğu dövizler size de tanıdık gelmiyor mu? Doğada ölüm makinesine dönüşüp hayvanın canına kast eden erkek, sokakta ya da ev içinde kadının canına kolayca kast edebiliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12435" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/7.jpg" alt="" width="700" height="350" /></p>
<h4><strong>SADECE KENDİMİZE Mİ ÖZGÜRLÜK?</strong></h4>
<p>Tüm bunları düşündüğümüzde, avcılığın ataerkilllikten, erkek iktidarından; cinsiyetçiliğin de türcülükten bağımsız olmadığını, birbirlerini beslediğini görüyoruz. Öznesi kim olursa olsun, öldüren, hapseden, beden dokunulmazlığını ihlâl eden tüm düşünce ve eylemlerin 21’inci  yüzyılda artık tarihe karışması gerektiğini düşünüyorum ancak Türkiye’de hak kavramına o kadar sığ bir şekilde yaklaşılıyor ki. Toplumsal şiddeti besleyen, birbirinden asla bağımsız olmayan ayrımcılık çeşitlerinden biri olan türcülüğe karşı ya da hayvan haklarının teslimi için düzenlenen eylemlere sadece hayvan hakları aktivistleri katılıyor, destek veriyor. Topyekûn özgürlüğün inşası geciktirildikçe, hayvanlar özgürlük arayışlarımızın, anlayışlarımızın dışında bırakıldıkça ne özgürlük ne adalet ne de eşitlik görebileceğiz. O nedenle, her ortamda faşizmle de cinsiyetçilikle de türcülükle de mücadele etmeli, bu kötücül düşünce sistemlerinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu dile getirmeliyiz. Bugün hâlâ toplumlarımızda avcılık diye bir olgu var olması, nasıl bir dünyada yaşadığımızı sorgulamak konusunda oldukça geç kaldığımız anlamına geliyor.  Ve bu geç kalmışlık, hareketsizlik, tepkisizlik şiddetin günbegün tekrar üretilmesine olanak sağlıyor. Böyle bir dünyada yaşamak istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Bence hepimizin ilk başta kendine sorması gereken soru, bu olmalı ve bunun sonucunda da artık bir karara varmalıyız. Bu karara varmadığımız ve yaşamlarımızı değiştirmemekte direttiğimiz sürece, hepimiz, o şiddetin üreticisi, destekçisi ve bir parçası şeklinde yaşamaya devam edeceğiz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/15/avcilik-erkekler-erkek-olmayanlar-insan-disi-hayvanlar/">Avcılık: Erkekler, erkek olmayanlar, insan dışı hayvanlar&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
