<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hayvan ticareti arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/hayvan-ticareti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hayvan-ticareti/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 03 Mar 2021 08:19:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>hayvan ticareti arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hayvan-ticareti/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Buna “Yaban” ve “Hayat” Denirse</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/03/buna-yaban-ve-hayat-denirse/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öykü Yağcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2021 08:19:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[3 Mart Dünya Yaban Hayatı Günü]]></category>
		<category><![CDATA[av katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[ekolojik yıkım]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan ticareti]]></category>
		<category><![CDATA[yaban hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=66429</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğer bu hızda gidersek, özellikle hayvan kullanımı odaklı yaşam tarzımızı ve tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmezsek, zihniyetimizi ve yasaları dönüştürmezsek, çok yakında koruyacak ve “kutlayacak” bir yaban hayatı kalmayacak. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/03/buna-yaban-ve-hayat-denirse/">Buna “Yaban” ve “Hayat” Denirse</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Yaban Hayatı Günü, gezegenimizdeki yabani bitki ve hayvan türlerine dikkat çekmek ve koruma çabalarına dair farkındalık yaratmak amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2013 yılından bu yana kutlanıyor. Bugün aynı zamanda, kara avcılığı ve yunus avcılığı gibi süregelen pek çok ihlale rağmen Türkiye&#8217;nin de taraf olduğu Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşmesi’nin (CITES) 1973 yılında imzalandığı gün. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BM, küresel düzeyde korunması için hükümetlere çağrı yaptığı ekosistemi ve biyoçeşitliliği, &#8220;sürdürülebilir kalkınma&#8221; ve &#8220;insan refahına katkı&#8221; çerçevesinde ele alıyor. Oysa biz bu özel günü, doğayı kaynak veya stok olarak görüp geri dönüşü olmayacak şekilde tüketenlere seslenmek için, senede bir gün özel bir hatırlatma olarak görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaban hayatını çevreleyen yaşam ağını bir bütün olarak koruyup kollamak için tüketim alışkanlıklarımızla birlikte karar vericilerin bilinçsiz, duyarsız ve ticari çıkar odaklı uygulamalarına son vermek amacıyla ekolojik yıkım getiren projelere, hayvancılığa, av katliamına ve yaban hayvan ticaretine karşı sesimizi yükseltmeliyiz. </span></p>
<h5><b><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-66431 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/yaban-hayati-640x418.jpeg" alt="yaban hayatı" width="348" height="227" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/yaban-hayati-640x418.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/yaban-hayati-1024x668.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/yaban-hayati.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 348px) 100vw, 348px" />Havada, Karada, Suda: Devlet Eliyle İhlal ve Usulsüzlükler</b></h5>
<p><b>Yunuslar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2006-2007 yıllarında, Türkiye&#8217;nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuat kapsamında korunan 23 afalina türü yunusun gösteri ve sözde terapi merkezlerinde işkenceyle eğitilmek üzere için canlı yakalandığını biliyor muydunuz? Peki, buna izin veren kurumun Tarım ve Orman Bakanlığı olduğunu, daha sonra ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarının yaptığı şikayetler sonucu Türkiye&#8217;nin gözlem altına alındığını</span><span style="font-weight: 400;">1</span><span style="font-weight: 400;">? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ya da CITES kapsamında bir meta gibi ithal edilen ve bir memeli türü olan yunusların, yine aynı bakanlığın &#8220;kolaylaştırıcılıyla&#8221; Türkiye&#8217;ye 2000&#8217;li yılların ortasında bir balık türü olan &#8220;yunus çiklit&#8221; akvaryum balığı olarak </span><a href="https://youtu.be/wmeF--9VJ0A?t=1044"><span style="font-weight: 400;">ülkeye sokulduğunu</span></a><span style="font-weight: 400;">?</span></p>
<p><b>Yaban Keçileri</b> <b>ve Kızıl Geyikler</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu kez kara avcılığıyla ilgili daha güncel ihlallere gelelim&#8230; Aradan yaklaşık 15 yıl geçmesine rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı&#8217;nın uluslararası sözleşmeleri ve dolayısıyla Anayasa&#8217;nın 90. maddesini alenen ihlal ettiğini gösteren Av Turizmi Uygulama Talimatı kararlarını görüyoruz. Ulusal mevzuat ve Bern Sözleşmesi ile koruma altına alınan nesli tehlike altındaki veya Türkiye&#8217;ye endemik yaban hayvanlarının (yaban koyunu, dağ keçisi, yaban keçisi, tüm geyik türleri) av turizmi kapsamında öldürülmelerine sözleşme şartlarını ihlal ederek izin veren bakanlık; ihalelerin iptali için açılan ve bizim de hayvan hakları örgütleriyle müdahillik başvurusunda bulunduğumuz davada, yaban keçilerinin koruma altında olduğunu kabul etmesine rağmen hayvanların avcılarca katli için &#8220;kırsal kalkınmaya destek amacıyla izin verildiğini&#8221; öne sürmekten çekinmiyor. Mahkemenin iki kez yetersiz ve temelsiz bulduğu bu savunma sonrası Antalya ve Isparta&#8217;daki </span><a href="http://haberler.tvd.org.tr/2020/12/08/av-ihalesi-iptal-edildi-47-yaban-kecisi-kurtuldu/"><span style="font-weight: 400;">47 yaban keçisi kurtuldu</span></a><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvanların lehine benzer bir karar yakın zamanda kızıl geyikler için </span><a href="https://www.sozcu.com.tr/hayatim/yasam-haberleri/kizil-geyikler-icin-emsal-olabilecek-karar/"><span style="font-weight: 400;">Eskişehir&#8217;den de geldi</span></a><span style="font-weight: 400;">, fakat Türkiye&#8217;nin pek çok yerinde bakanlık, korumakla yükümlü olduğu hayvanların ölüm emrini uyguladı.  </span></p>
<p><b>Kuşlar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yetkili kurumların havada, karada, suda yaptığı ihlallerden biri de, Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü Merkez Av Komisyonu (MAK) 2020-2021 av sezonu kararları. Dernek ve oluşumların, kamuoyu ile birlikte aylarca tepkisini gösterdiği bu kararlar arasında, IUCN kırmızı listesindeki “hassas” (VU) statüsüyle nesli tehlike altındaki üveyik ve elmabaş patka kuşlarının da avlanmasına izin verilmesi yer alıyordu. Oysa IUCN araştırması, son 40 yılda üveyik popülasyonunun %78, elmabaş patkaların ise son 20 yılda %50 azaldığını ortaya koyuyordu. </span></p>
<h5><b>Dev Geri Adım: “Hangi Hayvan Hakları Yasası”? </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Fakat ne oldu? Derneklerin ve aktivistlerin </span><a href="https://www.change.org/p/avc%C4%B1l%C4%B1k-tamamen-yasaklans%C4%B1n-hayvanlarya%C5%9Famakistiyor-avc%C4%B1l%C4%B1kcinayettir-tctarim-milliparklar"><span style="font-weight: 400;">kampanyalar</span></a><span style="font-weight: 400;">, milyonlarca yurttaşın da sosyal medya aracılığıyla duyurduğu avcılığın tamamen yasaklanması istemi görmezden gelindi ve birkaç av derneği ile turizm firmalarının aktivistlere alenen, milletvekillerine üstü örtülü tehditler ile dile getirdikleri talepleri kabul gördü. Öyle ki, hayvan hakları savunucularının birçok talebinin yasa teklifinde yer almayacağının sinyalini veren AK Parti Tekirdağ milletvekili Mustafa Yel, geçtiğimiz günlerde Devrim TV canlı yayınında, 2019&#8217;da başkanı olduğu Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu&#8217;nun raporunda &#8220;kapsam dahilinde&#8221; olmasına rağmen avcılığın, Hayvanları Koruma Kanunu&#8217;nda yapılması planlanan değişiklikler dahilinde yer almayacağını, </span><a href="https://www.youtube.com/watch?v=3t8taAKf0q4&amp;ab_channel=DevrimMedya"><span style="font-weight: 400;">yasanın ve ellerindeki yasa teklifinin &#8220;kapsamı dışında&#8221; olduğunu</span></a><span style="font-weight: 400;"> söyledi. Bu duyduğumuz akla ve vicdana yatkın mı gerçekten? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hissedebilir, savunmasız bir hayvanı spor, hobi, zevk adı altında öldürmek hayvan haklarıyla ilişki bir yasayı bağlamayacak da hangi yasal düzenleme kapsamında ele alınacak? Hayvanların doğuştan gelen haklarının teslim edildiği bir Hayvan Hakları Kanunu için bir araya gelen </span><a href="https://yasamicinyasa.org/"><span style="font-weight: 400;">Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi</span></a><span style="font-weight: 400;">&#8216;nin</span><span style="font-weight: 400;"> dediği gibi; Ekim 2019&#8217;dan beri &#8220;adında &#8216;hayvan hakları&#8217; geçen yasa, hayvanların para karşılığı, zevk için sistematik katline ilgisiz&#8221;.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İktidar kanadından yunuslar için de iyi bir haber yok! Hayvanların yaşam hakkıyla birlikte 10 yıla yayılan kapsamlı ve etkili mücadele, kamuoyu tepkisi, uzman dernek, akademisyen ve hekimlerin bilimsel görüşleri ve mevcut hukuki yükümlülükler hiç utanmadan yok sayılarak, otelcilerden ve iş adamlarından oluşan birkaç yunus parkı sahibinin ticari çıkarlarını gözeten kararlar alınmış durumda. Çünkü AK Parti&#8217;nin yasa teklifinde mevcut 10 yunus gösteri merkezinin açık kalması ve yunus parklarının yasallaşmasını sağlayacak özel &#8220;düzenleme&#8221; getirilmesi planlanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Meslek örgütleri, dernekler ve duyarlı milyonlarca yurttaş </span><a href="https://yunuslaraozgurluk.com/?s=tbmm"><span style="font-weight: 400;">yıllardır &#8220;yunus parkları yasaklanıp kapatılsın, tesislerin ticari faaliyetlerine son verilip rehabilite merkezlerine dönüştürülerek hayvanlar koruma altına alınsın</span></a><span style="font-weight: 400;">&#8221; diyerek adalet ve özgürlük taleplerini </span><a href="https://yunuslaraozgurluk.com/category/haberler/"><span style="font-weight: 400;">iletirken</span></a><span style="font-weight: 400;">, AK Parti hazırladığı yasa teklifinde birkaç hayvan tüccarının hayvanlar üzerinden elde ettiği turizm gelirinin ve ticari işbirliklerinin peşinde! “Yunus ithalatına yasak getirerek yeni hayvan alımının önüne geçeceğiz, dolayısıyla parklardaki hayvanlar ölünce tesisler de kapanacak” argümanının işlevsiz ve göstermelik olduğunu, esaret endüstrisinin bu şekilde sonlanmayacağını gayet iyi biliyorlar. Çünkü bugüne kadar Türkiye sularından kaçak yunus yakalandığına dair ihbarlardan haberdarlar. CITES dokümanlarındaki usulsüzlüklerden, yasal boşlukların nasıl etrafından dolandıklarından ve kendilerine mektup formatında gönderilen uzman görüşlerinden de&#8230;</span></p>
<h5><b>Yaban Hayatı Yok Oluşun Eşiğinde</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Av katliamı, biyolojik çeşitliliği ve ekosistemi tehdit eden pek çok faktörden biri. Hayvancılık, kentleşme, yapılaşma, ormansızlaşma, habitat kaybı ve iklim değişikliği gibi insan kaynaklı diğer kritik tehditler ile birlikte yaban hayatının sonunu getiriyor. Köprü inşaatı ve otoyol yapımı sırasında İstanbul Boğazı&#8217;ndan yüzerek geçen yaban domuzlarını ve arabaların önüne atlayan tilkileri unutabilir miyiz? Her geçen gün azalan ve daralan doğal yaşam ortamları, yani ormanlar ve sulak alanlar, ek olarak avcılık baskısıyla birlikte hayvanlara yaşam alanı ve hakkı tanımıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaklaşık 4 bininin endemik olduğu 19 bin omurgasız türe ve 70’i balıklar olmak üzere yaklaşık 100’ünün endemik olduğu en az 1,500 omurgalı türe ev sahipliği yapan Türkiye, BM’nin “tehdit altındaki memeli türleri ülke sıralaması” </span><a href="https://www.indexmundi.com/facts/indicators/EN.MAM.THRD.NO/rankings"><span style="font-weight: 400;">2018 raporuna göre</span></a><span style="font-weight: 400;"> kaçıncı sırada dersiniz? 192 ülke arasında 47. sırada; Şili, Bolivya, Gana ve Sierra Leone gibi ülkelerle yarışır halde.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BM’ye göre yaban hayatını tehdit eden en büyük unsur, biyoçeşitlilik kaybının </span><a href="https://www.un.org/sustainabledevelopment/biodiversity/"><span style="font-weight: 400;">%80’inden sorumlu olan habitat kaybı</span></a><span style="font-weight: 400;">. İnsan faaliyetleri nedeniyle 1970’lerden bu yana memelilerin, kuşların, balıkların ve sürüngenlerin </span><a href="https://www.theguardian.com/environment/2018/oct/30/humanity-wiped-out-animals-since-1970-major-report-finds"><span style="font-weight: 400;">en az %60’ının</span></a><span style="font-weight: 400;"> nesli tükenmiş durumda. Günümüzde </span><a href="https://ipbes.net/sites/default/files/2020-02/ipbes_global_assessment_report_summary_for_policymakers_en.pdf"><span style="font-weight: 400;">1 milyon hayvan ve bitki türü</span></a><span style="font-weight: 400;"> de yok oluşun eşiğinde. Değişip değiştirmezsek, önümüzdeki 30 yıl içinde canlı türlerinin %20’sinin nesli tükenmiş olacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bundan iki yıl önce </span><a href="https://conbio.onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1111/conl.12627"><span style="font-weight: 400;">Conservation Letters adlı dergide</span></a><span style="font-weight: 400;">11</span><span style="font-weight: 400;"> yayımlanan bir çalışmaya göre de, türlerin hayatta kalmaları önündeki en büyük engel avcılık faaliyetleri. Hayvanlar 21. yüzyılda zevk, turizm geliri ve hobi gerekçesiyle; etleri, dişleri, derileri ve kürkleri için hala avlanıyor; inanılır ve kabul edilebilir gibi değil!</span></p>
<figure id="attachment_66432" aria-describedby="caption-attachment-66432" style="width: 400px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" class="wp-image-66432 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/avustralya-ulusal-muzesi-arsivi.jpg" alt="Avcı, öldürdüğü Tasmanya kaplanıyla poz veriyor, 1869, Avustralya Ulusal Müzesi (NMA) arşivi" width="400" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-66432" class="wp-caption-text">Avcı, öldürdüğü Tasmanya kaplanıyla poz veriyor, 1869, Avustralya Ulusal Müzesi (NMA) arşivi</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">20. yüzyılda dünya çapında devlet teşvikiyle yoğun avcılık sonucu nesli tükenen türleri hatırlayalım. Örneğin Tasmanya kaplanı*. Son derece gizemli ve çekingen olan bu hayvanlar Avustralya ve Tasmanya’ya endemik bir türdü ve 1930’larda neslinin tükendiği açıklandı. Passenger Pigeon olarak bilinen Göçmen Güvercin de 1900’lerin başında nesilleri yok olacak şekilde etleri için avlandı. Sumatra Orangutanları da yıllarca etleri için avlandı, ormanlık alanların hayvancılık sektörü için yok edilmesi sebebiyle de yaşam alanları her geçen gün azaldı. Orangutanların nesli yakın zamanda tükenebilir ve bunun sorumlusu, %70&#8217;lik bir oranla avlanma olarak öne çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir de Türkiye’den örnek verelim: Kızıl geyiklerin nesli tükenmek üzereyken yakın zamanda Güzelbağ eski Belediye Başkanı MHP’li Mehmet Kula’nın avladığı geyikle fotoğraflarını hatırlarsınız. Yanında, Kütahya Türkmenbaba Yaban Hayatı geliştirme sahasında Milli Parklar görevlisi olan Kamil Bayır da vardı. Yani yok olma tehlikesiyle yüz yüze olan bir hayvan “yasal” bir şekilde öldürüldü.</span></p>
<h5><b>Çok Yakında Koruyacak ve &#8220;Kutlanacak&#8221; Bir Yaban Hayatı Kalmayacak</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="wp-image-66433 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/geyik-avi.jpg" alt="Çok Yakında Koruyacak ve &quot;Kutlanacak&quot; Bir Yaban Hayatı Kalmayacak" width="295" height="298" />Avcıların ve avı destekleyen bakanlıkların iddiasının aksine, doğanın dengesini korumak için avcılara ve insana gerek yok. Doğa kendi dengesini gayet güzel kuruyor ve koruyor. Asıl bu dengeyi </span><a href="https://tvd.org.tr/iklim-cevre/"><span style="font-weight: 400;">her türlü insan faaliyetiyle</span></a><span style="font-weight: 400;"> bozan biziz. Eğer bu hızda gidersek, özellikle hayvan kullanımı odaklı yaşam tarzımızı ve tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmezsek, zihniyetimizi ve yasaları dönüştürmezsek, çok yakında koruyacak ve “kutlayacak” bir yaban hayatı kalmayacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kara hayvanlarının %80’ine ev sahipliği yapan ormanları, gezegenin %71’ini kaplayan okyanus ve denizleri, çevrelerindeki doğal yaşam alanlarını yüz binlerce hayvan türüyle birlikte korumak zorundayız. Çünkü birbirine bağlı yaşam döngüsünde biri olmadan diğerinin varlığı düşünülemez. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yüzden yılın geri kalanında, gezegeni yaban hayatıyla birlikte yok eden mevcut sistemleri sorgulamayı ve hak ihlallerine karşı sessiz kalmamayı sürdürürken, henüz kanun teklifi yasalaşmadan tepkimizi göstermeye de devam edelim. </span><a href="https://yasamicinyasa.org/tarim-komisyonuna-tweet/"><span style="font-weight: 400;">Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi’nin hazırladığı otomatik tweetlerle</span></a><span style="font-weight: 400;"> siz de avcılığın yasaklandığı, mevcut yunus parklarının kapatılıp hayvanların korunduğu ve çok daha geniş kapsamda sermayeden değil, hayvanlardan taraf olan dönüştürücü ve adil bir kanun için doğrudan tepkinizi TBMM’ye, yani kanun teklifinin 11 Mart’taki AK Parti grup toplantısından sonra sunulacağı Tarım Komisyonu vekillerine iletin. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/03/buna-yaban-ve-hayat-denirse/">Buna “Yaban” ve “Hayat” Denirse</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Canlı Hayvan Ticareti Yasaklanmalı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/13/canli-hayvan-ticareti-yasaklanmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tuba Öcek]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Sep 2018 10:10:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[HAKİM]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları aktivistleri]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan ticareti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=30452</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayvan hakları aktivistleri şarbon kriziyle gündeme gelen canlı hayvan ticareti ile ilgili açıklamalarda bulunarak canlı hayvan ticaretinin yasaklanmasını istedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/13/canli-hayvan-ticareti-yasaklanmali/">Canlı Hayvan Ticareti Yasaklanmalı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Şarbon ucuz et politikasının bir sonucu</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvan Hakları Topluluğu ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) canlı hayvan ticareti ve şarbon hastalığı konusunda 10 Eylül’de basın toplantısı düzenledi. İnsan Hakları Derneği İstanbul şubesinde yapılan toplantıya gazeteci yazar Zülâl Kalkandelen, veteriner Burak Özgüner ve uzman doktor Oğuzcan Kınıkoğlu katıldı. Hayvan hakları savunucuları canlı hayvan ticaretinin bir sonucu olarak gördükleri şarbon krizini hayvan hakları yönüyle inceleyerek, Türkiye’nin ‘ucuz et’ politikasının hayvanlara işkence, insanlara hastalık ve çevreye felaket olarak döndüğüne dikkat çekti.</span></p>
<p><b>Talebimiz hayvanların özgür bırakılması</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şarbon kriziyle ve hayvanların kötü koşullarda taşınmasıyla gündeme gelen Brezilya menşeili NADA gemisinde 25 bin 175 sığır bulunuyor. 2011 senesinden beri canlı hayvan ticaretinin yasaklanması için bir dizi girişimde bulunduklarını söyleyen Özgüner, “Hayvanların üst üste bindirilerek, dışkı ve idrarları içinde günlerce yolculuk yaptırılması normal bir şey değil. Okyanus ötesinden ya da örneğin Kars’tan bile İstanbul’a bile böyle bir sevkiyatın yapılması hayvan sağlığı açısından çok ciddi riskler taşıyor. Yurt dışından sürekli sevkler var. 2018 yılı sonuna kadar 975 bin canlı hayvan Türkiye’ye zorla, işkence altında taşınacak. Bu kadar hayvanın Türkiye’ye taşınması, hayvanların canlı değil de sanki bir moloz muamelesi yapılması çok sıkıntılı bir durum.” diyerek bunu normalleştirmediklerini vurguladı. Gazeteci-yazar Kalkandelen ise , “Biz canlı hayvan ticaretine karşı mücadele ederken hiçbir şekilde bu hayvanlar daha iyi bir şekilde gelsin demiyoruz. Çünkü biz hayvan ticaretine, sömürüsüne tümüyle karşıyız.” diyerek hayvanların yaşam hakkının tanınması ve özgür bırakılmasını istedi.</span></p>
<p><b>Özgüner: Şarbon ucuz et politikasının sonucu</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvan hakları savunucuları canlı hayvan ticaretinin 2011’de ithal etteki verginin sıfırlanmasıyla farklı bir boyuta ulaştığına dikkat çekti. Kamu otoritelerini yıllardır uyardıklarını ancak uyarılarının dikkate alınmadığını ifade eden veteriner sağlıkçı Özgüner “Dikkate alınmadığı için de bugün şarbon vakalarıyla karşı karşıyayız. Maalesef hükümet bunun birincil dereden sorumlusu, çünkü bir ucuz et politikası söz konusu.” dedi. </span></p>
<p><b>Canlı hayvan ticaretinin topluma yansıması ağır olur</b></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-30453" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08366-640x425.jpg" alt="" width="640" height="425" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08366-640x425.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08366-1024x680.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08366.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08366-610x405.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08366-320x212.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><b>Sivrisineklerden bile bulaşabilir</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvan hakları savunucuları dünyanın farklı ülkelerinden hayvan ithal edilmesinin sonuçlarını tartıştı. HAKİM koordinatörü Özgüner “Bu kadar hayvanın Türkiye’ye taşınması, hayvanların canlı değil de sanki bir moloz muamelesi yapılması çok sıkıntılı bir durum. Toplumu da etik olarak bambaşka bir yere taşıyor ve bunun çok büyük sıkıntılarını yaşıyoruz ve yaşayacağız. Şarbon aslında bunun topluma bir yansıması. Sivrisinekle de doğrudan hepimize bulaşabilecek bir hastalık.Kamu sağlığına çok ciddi tehditler, tehlikeler var.” şeklinde konuştu. Özgüner, “Zoonoz hastalıklar stres faktörü ortaya çıktığında bu hayvanlar hastalanabiliyorlar. Çünkü hayvanlar tıkış tıkış, istiflenmiş bir şekilde Türkiye’ye taşınıyor. Bağışıklık sistemleri son derece düşüyor ve birçok yönden başta hayvan sağlığı olmak üzere tehdit oluşturuyorlar. Bu yanlıştan bir önce dönülmesi gerekiyor. Başta hayvanların haklarını ihlal ettiği için, ikinci derecede kamu sağlığını tehdit ettiği için bunun bitmesi yasaklanması gerekiyor.” diyerek yaşam hakkının her şeyden önemli bir mevzu olduğunun altını çizdi.</span></p>
<p><b>Hayvan ticareti 21. yüzyılın köle ticaretidir</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şarbon hastalığı ile ilgili görüş ve açıklamaların tamamında, okyanus ötesinden gerçekleştirilen hayvan ticaretine “normal” bir uygulama gibi yaklaşılmasını ve “ölüm yolculuğu” sırasında yaşanan hayvan hakları ihlallerinin görmezden gelinmesini eleştiren hayvan hakları savunucuları canlı hayvan ticaretini 21. yüzyılın köle ticareti olarak tanımladı. Aktivistler “Türkiye’nin de taraf olduğu Hayvanların Uluslararası Nakliyat Sırasında Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ne aykırı olan bu ticaret, 21. Yüzyılda hayvan köleliğini devam ettirip, insan sağlığını hiçe saymakta ve ekolojik felaketlere yol açmaktadır.” dedi. Kalkandelen ise “Ben bir hayvan özgürlüğü aktivistiyim. Benim açıdan konunun en önemli kısmı hayvanlara yapılan eziyet. Şarbon vakaları olduğu için elbette halk sağlığı önemli bir konu. Ama o hayvanlara yapılan eziyet halkı harekete geçiremedi. Bizim o hayvanlara bunu yaşatmaya hakkımız yok. Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeye de zaten aykırı. Ama diyelim ki sözleşmeye uygun bir ticaret yapıldı, yani hayvanlar dışkıya idrara bulaşmadan getirildi. Bu köle ticaretini desteklemek istiyor musunuz? Bunu sormamız lazım. Bu 21. Yüzyılın köle ticaretidir. Okyanus ötesinden haftalarca süren uzun bir yolculukla öldürmek için getiriliyor bu hayvanlar.” diyerek tepkisini dile getirdi. </span></p>
<p><b>Hayvan ve hayvan ürünlerini tüketmemiz şart değil</b></p>
<p><b>Ne yiyip ne içeceğimize medya karar veriyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şarbon hastalığının türleri hakkında bilgi veren uzman doktor Oğuzcan Kınıkoğlu ise günümüzde insanların yeme-içme alışkanlıklarına medyanın yön verdiğine dikkat çekti. Kınıkoğlu “Bugün ne yiyip ne içeceğimize karar veren medyadır. Dünya Sağlık Örgütü et tüketiminin kanser riskini artırdığını söylerken, hemen ertesi gün bizim et tüketicileri et kesinlikle kanser riskini artırmaz diye açıklama yapıyor. “ dedi.  İnsan biyolojisinin otçul bir bünyeye sahip olduğunu söyleyen Kınıkoğlu, “Bizim hayvan ve hayvan ürünlerini tüketmemiz şart değil. Hayvansal ürünleri tüketmeyerek, et, süt, yumurta, peynir tüketmeyerek de sağlıklı olabiliriz.” dedi.</span></p>
<p><b>Şarbon vakalarına en çok Türkiye’de rastlanıyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Veteriner sağlıkçı Özgüner, “Batı dünyasında son 20-30 yılda hayvanlardan bulaşan şarbon sayısı azalmış olduğu söyleniyor ancak resmi verilere göre Baltık ve Akdeniz ülkelerinden en fazla Türkiye’de şarbon vakalarına rastlanıyor.” dedi. Özgüner, “Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bakan ve il müdürlerinin risk olmadığı ve şarbonun kontrol altına alındığına dair açıklamaları var. Böyle bir şeyden net olarak bahsedemeyiz çünkü hastaneye intikal eden insanlar var bu konuda. Şarbonun etkinliğine baktığımızda bakterinin asla yok edilemeyeceğini söyleyebiliriz çünkü sporla çoğalan bir bakteri bu. “ diyerek tehlikenin devam ettiğine işaret etti. Özgüner ayrıca  HAKİM olarak 2017 yılına dair ulaştıkları zoonoz hastalık sayılarını açıkladı: Şarbon114, sığır bruzellosu 778, kuduz 422, şap 315, koyun keçi çiçeği 166, koyun keçi bruzellosu 128, PPR 100. </span></p>
<p><b> “Kırmız et yemem olur biter” demek yeterli değil: Balıklar da tehdit altında, süt ve süt ürünleri de risk taşıyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şarbon hastalığı insan sağlığı ve çevre sağlığı açısından da büyük tehdit oluşturuyor. Kırmızı et yememek şarbon hastalığını önlemek için yeterli değil. Gazeteci Kalkandelen, “O gemilerdeki hayvanların bir kısmının denize salındığını biliyoruz. Gemilerde birtakım düzenekler kurulmuş, hastalanan hayvanları rendeleyip denize salıyorlar. O mikrobun balıklara da bulaşması muhtemel. Zaten onlardan yapılan süt ve benzeri ürünlere geçmiş olma olasılığı var.  Dolayısıyla kırmızı et yemem olur biter gibi bir durum söz konusu değil. Çok ciddi bir konu.” diyerek bu duruma işaret etti. Uzman doktor Kınıkoğlu ise bu hayvanlardaki hastalığın su ve toprak yoluyla da taşınabileceğini belirterek hayvan ticareti ve hayvansal hastalıkların insan ve çevre sağlığını tehdit ettiğini ifade etti. </span></p>
<p><b>Milletin vekilleri bile limana giremedi</b></p>
<p><b>Gelen hayvanlar denetlenmiyor</b></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-30457" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08369-640x425.jpg" alt="" width="640" height="425" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08369-640x425.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08369-1024x680.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08369-1280x850.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08369-610x405.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08369-320x212.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><b>Canlı hayvan ticaretinde veteriner kontrolü durduruldu</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Canlı hayvan ticareti konusunda denetim sıkıntısı yaşanıyor. Hayvan hakları savunucuları hukuki, siyasi ve tıbbi açıdan hiçbir denetim yapılmadığını belirtiyor. Geçtiğimiz haftalarda Mersin Veterinerler Odası’nın yaptığı açıklamaya değinen Kalkandelen son 6 ayda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın canlı hayvan ticaretinde veteriner kontrolünü durdurduğunu belirtti. Kapıkule’de ağustos ayı başında yaşanan bir olaya değinen Kalkandelen, kontrollerin önemine dikkat çekti. Buna göre Kapıkule’de Çek Cumhuriyeti’nden ithal edilen 56 damızlık hayvanın kulaklarındaki küpelerden Fransa menşeili olduğu son anda fark edildi. Çek Cumhuriyeti’nde mavi dil hastalığı görülmediği için bu aşıya gerek duyulmuyor ama Fransa’da bunun yapılması gerekiyor. Mavi dil hastalığı riski taşıdığı için hayvanlar 10 gün boyunca sıcakta, kamyonlarda aç bekletildi. Et ve Süt Kurumu da “Biz alalım, en yakın mezbahada keseriz, sonra bakarız hastalık olduğuna.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Burak Özgüner ise Nada gemisi Mersin Limanı’na geldiği zaman yaşadıklarını aktardı: “Biz Mersin’de hiçbir şekilde limana alınmadık, yaklaşamadık bile. Müthiş bir dezenfektan kokusu vardı kokuyu gidermek için. Eğer canlı hayvan ticareti, ihaleler ve hükümetin girişimleri bu kadar meşruysa bunun şeffaf olması gerekiyor. Bu kadar meşruysa görelim. En azından et yiyenler görme hakkına sahip olmalı. Brezilya’da bağımsız teknik bir heyet girebildi. Ancak gemilere hiçbir şekilde sokulmuyoruz.  Bizi geçtim milletin vekilleri bile giremedi. Bu aslında çok ciddi bir durum. Hukuk devletinin ve sivil denetim gibi bir mekanizmaların olmadığını gösteriyor.” dedi.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-30456" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08368-640x964.jpg" alt="" width="640" height="964" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08368-640x964.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08368-1024x1543.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08368.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08368-610x919.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DSC08368-320x482.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><b>Yürürlükte iki tane sözleşme var, ikisine de uyulmuyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Canlı hayvan ticareti konusunda uluslararası yasal düzenlemeler bulunuyor. Türkiye Hayvanların Uluslararası Nakliyat Sırasında  Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ni 1974 yılında imzaladı. Vateriner Özgüner, “Türkiye uzun zamandır bunun imzacısıydı. 26. yasama döneminde yeni bir ulusal sözleşme kabul etti Türkiye. Yürürlükte iki tane uluslararası sözleşme var. Ancak ikisine de uyulmuyor.” diyerek bu duruma dikkat çekti.</span></p>
<p><b>Hayvan hakları dernekleri bu konuyla ilgilenmedi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvan hakları savunucuları hayvan hakları derneklerinin Nada gemisinde kötü koşullarda taşınan hayvanlarla ilgili</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özgüner, “ Maalesef hayvan hakları mücadelesi veren örgütlerin birçoğu bu konuyu sahiplenmiş değil. Bir tarafta sürekli cereyan eden hayvan hakları ihlalleri var. Kediler, köpekler. Bunlara karşı ses geliyor ancak mezbahalarda, gemilerde yaşatılan zulüme sessiz kalınıyor.” dedi. Kalkandelen ise 7 ay önce Nada gemisi Mersin’e geldiğinde hayvan hakları derneklerinin sessiz kalmasını eleştirdi. Kalkandelen, “Hayvan hakları dernekleri dava açmadı. Yapmadıkları için de bugün sorumluluk hanesinde onlar da var. Hayvan hakları derneklerinin bunu mahkeme salonlarına taşımasını, insan sağlığı açısından da Türk Tabipler Birliği’nin harekete geçmesi için çağrıda bulunuyorum.” şeklinde konuştu.</span></p>
<p><b>Avustralya’da yasaklandı</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvan hakları savunucularına göre canlı hayvan ticaretine karşı uluslararası bir mücadele yürütülmesi gerekiyor. Dünyanın farklı yerlerinde canlı hayvan ticaretine karşı yürütülen mücadele ile ilgi bilgi veren gazeteci-yazar Kalkandelen, “Avustralya senatosunda canlı hayvan ticaretinin yasaklanması ile ilgili karar kabul edildi. Temsilciler Meclisi’nde onaylanması bekleniyor.” diyerek her ülkenin bunu yapması gerektiğini dile getirdi. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/13/canli-hayvan-ticareti-yasaklanmali/">Canlı Hayvan Ticareti Yasaklanmalı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
