<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hayır arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/hayir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hayir/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Jul 2018 09:24:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>hayır arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hayir/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>‘Hayır’ın çoğulculuğu ve imkânları…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/28/hayirin-cogulculugu-imkanlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Apr 2017 14:29:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Evet Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hak ve Adalet Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Fehmi Özer]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[hayır cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Medine Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Nalan Erkem]]></category>
		<category><![CDATA[nil mutluer]]></category>
		<category><![CDATA[Ohannes Kılıçdağı]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Tbmm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14015</guid>

					<description><![CDATA[<p>Referandum sonuçlarıyla ilgili farklı toplumsal kesimlerden yapılan değerlendirmeler, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın “toplumun korkularına, beklentilerine cevap üretecek yeni bir dil, yeni bir hayal, yeni bir ütopya üretmek” olarak formüle ettiği önümüzdeki dönem için ‘hayır’ cephesinin çoğulculuğu ve imkânlarının geniş bir zeminde tartışıldığını ortaya koyuyor. Geçen hafta yapılan referandum sonuçlarıyla ilgili tartışmalar üç zeminde devam [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/28/hayirin-cogulculugu-imkanlari/">‘Hayır’ın çoğulculuğu ve imkânları…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Referandum sonuçlarıyla ilgili farklı toplumsal kesimlerden yapılan değerlendirmeler, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın “toplumun korkularına, beklentilerine cevap üretecek yeni bir dil, yeni bir hayal, yeni bir ütopya üretmek” olarak formüle ettiği önümüzdeki dönem için ‘hayır’ cephesinin çoğulculuğu ve imkânlarının geniş bir zeminde tartışıldığını ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Geçen hafta yapılan referandum sonuçlarıyla ilgili tartışmalar üç zeminde devam ediyor. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararının oluşturduğu şaibe tartışması, protesto eylemleri ve onların yanı sıra ‘evet’- ‘hayır’ cephelerindeki neden-sonuç analizleri… İki tarafın da analizlerinin başlangıç noktasını referandum sonuçları oluştururken; 2019 seçimlerine yönelik öngörü ve değerlendirmeler de önemli bir yer tutuyor. ‘Evet’ cephesindeki tartışmalar; Ak Parti’nin geleceğiyle ilgili analizlerin yanı sıra; referandum sonuçlarının sorumluluğunu ötekine üzerine atan medya savaşlarıyla devam ediyor. Bu tartışmalar genel itibariyle referandum öncesinde ve referandum sırasında da devam etmişti. ‘Hayır’ cephesinde ise bir yandan elde edilen sonucun başarısı kendi hesabına yazılırken, öte yandan ‘evet’in geçilememiş olmasıyla ilgili kayıp da ötekinin, özellikle de Kürtlerin, üzerine yıkılmaya çalışılıyor. Ama bunun yanında ‘hayırın’ çoğulculuğunu daha etkili ve uzun ömürlü kılmak için de tartışma ve karşılaşmalar sürdürülüyor.</p>
<p>Herkesin ortaklaştığı bir konu var ki, ‘hayır’ cephesi referandum sürecinde epey tepki alan ‘terörist’ yaftalamasıyla ‘Erdoğan veya Ak Parti karşıtlığı’ motivasyonuna indirgenen bir yapıdan oluşmuyor. Bu konuda ortaklaşan gruplar olduğu kadar, kendi içinde kırılganlıkları da olsa, sürdürülebilir bir iletişime aday platformlar da yer buluyor kendine. Dosya için görüşlerini aldığımız bireysel ‘hayırcılar’ kadar; kendi değerlendirmelerini kamuoyuna sunan platformlar bu zeminin sınırlarının genişleyebileceğini ortaya koyuyor. Sonuçlar, yeni seçimler ve iktidarı kazanmak gibi siyasi tartışmaların yanı sıra; yeni dönemde kutuplaşmanın azalması, çoğulcu bir demokratik ortamın inşası, barışın sağlanması ve kalıcı kılınması, emek adaleti, sürdürülebilirlik gibi konular da son bir haftadır farklı toplantı ve mecralarda dile getiriliyor. Mehmet Ali Çalışkan, referandumdan hemen önce kaleme aldığı <a href="https://www.sivilsayfalar.org/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">değerlendirmede</a>, karar mekanizması ile birlikte onu etkileme potansiyeli taşıyan yapılarda da bir arınma, homojenleşme ya da etkisizleşme yaşanacağını vurgulayarak; “Toplumsal ve çevresel meselelerin çeşitliliğini, mağduriyetlerin ve mağdurların etnik, sınıfsal, kültürel çoğulluğunu gündeme taşıyan bir sivil toplum faaliyeti için karar mekanizmalarının farklı seslere hassas bir geçirgenliğe ihtiyacı var. Aslında konumuz misyonlarını toplumsal meseleleri keşfetmek ve yaklaşımları ile kararları etkilemeye çalışmak olarak gören STK’ların bundan sonra nasıl bir hayatları olacağı.  Referandumdan çıkacak her tür sonuçta da yeni bir dönem başlayacak. STK’ların karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor” diyerek sivil toplumun yeni dönemde daha etkin bir çaba göstermesinin gerekliliğine işaret ediyordu. Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar da referandum öncesi açıklamasında çoğulculuk ve istişarenin önemini şöyle vurguluyordu<em>: Referandum sonrası meclisteki milletvekili sayısının kaçtan kaça çıktığı değil, o mecliste yumrukların mı yoksa barış dilinin mi konuşulacağı önemlidir. Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı açıktır. Bu anayasa ancak olağanüstü halin ortadan kalktığı ve tüm seslerin duyulduğu bir ortamda yapılırsa tüm Türkiye’nin umudu olacaktır. Referandumdan hangi sonuç çıkarsa çıksın; herkesi, düşmanlık ve güç siyasetinin rağbet gördüğü yoz bir siyasi kültürden, çoğulculuğun ve adaletin hakim olduğu istişare kültürüne doğru bir yol açmaya ve bir arada yaşama imkanlarını inşa etmeye çağırıyoruz</em>.</p>
<p><strong>“Korku Değil Umut”</strong></p>
<p>Bu değerlendirme ve çağrıların ardından yapılan referandum değerlendirilmeleri; gerekli toplumsal çabaların gösterilmesi halinde eski dönemlerdeki karşıtlıkların giderilebileceğini ortaya koyacak bir duruma işaret ediyordu. Emek Adalet Platformu’ndan Mustafa Emin Büyükcoşkun, bu durumun ‘korku değil umut’ ekseninde değerlendirilmesinin gerekliliğini hatırlatarak şunları dile getiriyor: Sandıklardan taşan, iktidarı tedirgin eden ve daha da mühimi inanmışlığıyla ahlaki politik üstünlüğünü ilan eden “hayır” cephesindeki hayrı, başka bir olumsallığa taşımak için gene korku değil umut diyoruz. İradenin iyimserliğini, aklın kötümserliğine galebe çaldırarak, herkesi, bizleri buluşmaya, yan yana gelmeye, birbirimizi daha fazla dinlemeye, korkularımızı yenmeye, umuda yönelmeye davet ediyoruz. Bizleri ayrıştıran dikey kutupları yarmadıkça, “hayırla” “evet” arasındaki fark yaralarımız da kapanmayacak zira. Şimdi de tam da bunun için hayırda buluşmanın, hayırda yarışmanın vaktidir.</p>
<figure id="attachment_14016" aria-describedby="caption-attachment-14016" style="width: 270px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-14016" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/Ohannes.jpg" alt="Ohannes Kılıçdağı- Akademisyen" width="270" height="180" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/Ohannes.jpg 600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/Ohannes-320x213.jpg 320w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" /><figcaption id="caption-attachment-14016" class="wp-caption-text">Ohannes Kılıçdağı Akademisyen</figcaption></figure>
<p><strong>Ohannes Kılıçdağı &#8211;</strong><strong>Akademisyen</strong></p>
<p><strong>“</strong>Başkanlık sistemine kategorik olarak karşı olmamakla birlikte, bu değişikliğin, demokrasinin temel şartlarından olan kuvvetler ayrılığını mevcut sistemden daha geri götürdüğü kanaatindeyim. Hızlı karar alma ve uygulama uğruna, birçok denetleme mekanizması devre dışı bırakılmış. Bunların yanı sıra, daha ilkesel boyutta konuşmak gerekirse, yeni düzenleme birçok noktayı cumhurbaşkanı olacak kişinin iyi niyetine bırakmış. Şöyle ki, düzenlemenin imkân tanıdığı birçok sakıncalı uygulamayı cumhurbaşkanının yapmayacağı varsayılmış. Ana güvence bu. Oysa ki, demokrasiler yönetenlerin, hele tek adamların iyi niyeti üzerine bina edilemez. Bilakis yapılması gereken, “İktidar yozlaştırır” şiarını daima hatırlayarak, yönetenlerin yetkilerini denetimsiz bırakmamaktır. Nitekim, anayasa kavramının ve uygulamalarının tarihsel çıkış sebebi tam da yönetenlerin keyfiliğini kısıtlamaktır. Dolayısıyla, mevcut değişikliğin ruhu bu anlayışa zıt olduğu için de “Hayır” dedim.</p>
<p>KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır da sonuçları değerlendirirken, yaşanılan durumun sadece Türkiye’ye özgü olmadığının altını ısrarla çizerek, “İnsanlık bir kriz yaşıyor. Ben bunu “dünyada ara buzul dönem” diye tarif ediyorum. Neden insanlık krizde? Çünkü bizim bildiğimiz politika, sınıf meselesi, sağ-sol ayırımları vs. sanayi toplumunun kalkınma ve modernleşme problemlerine cevap üreten modellerdi, şemalardı. Halbuki bugün aynı zamanda insanların önünde küreselleşme ve demokratikleşme diye başka bir mesele var. Batı, sanayileşmenin ürettiği sorunları çözdüğü, hukuku, kurumlarını vs. oturttuğu için biraz daha kolay göğüslüyor bu problemleri” şeklinde değerlendiriyor. Türkiye’nin batının aksine hem sanayi hem de bilgi toplumunun sorunlarını aynı anda yaşadığını belirten Ağırdır, gündelik hayatına uygun siyasetleri ve hukukunun üretememiş olmamızın sorunları daha da ağırlaştırdığını vurguluyor.</p>
<h4><strong> </strong><strong>“Oyunu Kimliklerin Dışında Tasarlamak”</strong></h4>
<figure id="attachment_14017" aria-describedby="caption-attachment-14017" style="width: 258px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-14017" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/bekir.jpg" alt="" width="258" height="196" /><figcaption id="caption-attachment-14017" class="wp-caption-text">KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır</figcaption></figure>
<p>Ulus devlet ve merkezileşmenin bu sorunları çözmekte yetersiz kaldığını da vurgulayan Ağırdır, “Göç, çevre problemi, Kürt meselesi, adaletsizlikler, bunlara ulus devlet modeli içinden cevap üretilemiyor. Bugün Türkiye’de internete erişimin yüzde 80’lere geldiği, kırlarda bile yüzde 50 internet erişimi olduğu, sadece cep telefonunun bütün nüfusu aşan sayıda olduğu bir ülkede bildiğimiz eski usullerle iş yapma imkânı yoktur. Dolayısıyla olup bitenleri yalnızca bir liderin otoriter eğilimlerinden açıklayamayız. Önümüzde daha büyük bir mesele var. İçinde bulunduğumuz sert dönemin devam edeceğini göz önünde bulundurduğumuzda, ‘korkuların değil arzuların öne çıktığı’ daha demokratik bir ortak yaşamı nasıl sağlayabiliriz?” sorusu üzerinde düşünmenin önemine işaret ediyor. Bekir Ağırdır’ın ‘yeni bir ütopya oluşturmak’ olarak açıkladığı referandum sonrası dönem için vurguladığı yol haritası; kendi deyimiyle ‘oyunu kimliklerin dışında bir yerden tasarlamak’… Ağırdır, bunun için yüzde 51 ‘evet’ oyunun dahil olduğu bir yerden başlamak gerektiğini belirterek, “Başından beri referandum sürecinin bana umut veren kısmı şudur; birincisi, önce başarabiliriz umuduna yaslanmak. İki, gerçekten başarmak için öbür tarafın meramını da anlamaya çalışmak ve buradan yeni heyecanlar üretmek. Bu umudumu diri tutan şey, ilk kez “hayır” diye çabalayan insanların, kümelerin, grupların çoğu anonim, çoğu isimsiz birçok insanın ilk defa geleneksel particilik dışında, parti kimliklerinin dışından bir yerden düşünme, anlama, birbirini dinlemeye çalışma çabalarıydı. Hala da umutlu kılan şey o. Yani öbür tarafı anlayalım, öbür tarafa yanlış gelecek cümle kurmayalım! Bu çaba bile çok değerli&#8221; değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Nalan Erkem/İnsan hakları savunucusu</strong></p>
<figure id="attachment_14018" aria-describedby="caption-attachment-14018" style="width: 132px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-14018" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto.jpg" alt="" width="132" height="165" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto.jpg 767w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto-640x801.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto-610x763.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto-320x401.jpg 320w" sizes="(max-width: 132px) 100vw, 132px" /><figcaption id="caption-attachment-14018" class="wp-caption-text">Nalan Erkem-İnsan hakları savunucusu</figcaption></figure>
<p>Bir hukukçu olarak öncelikle Anayasa Mahkemesi üyeleri ile Hakimler ve Savcılar Kurulunun üyelerinin çoğunluğunu seçme yetkisinin partili cumhurbaşkanına yani bir parti ve onun başkanına vererek yargı bağımsızlığını tümüyle ortadan kaldıracağı için “hayır” diyorum. Bağımsız ve tarafsız yargının, hukuk güvencesinin olmadığı yerde hiç kimse güvende olmayacaktır ki zaten bugün yargının içinde bulunduğu durum önümüzdeki sürecin provası mahiyetindedir. Anayasa değişikliği, daha bir çok sakıncasının yanı sıra TBMM’nin yetkilerini elinden alarak işlevsizleştirdiği, neredeyse  partili cumhurbaşkanının beğenmediği hiçbir yasayı çıkaramaz hale getirildiği, cumhurbaşkanına  meclisi devre dışı bırakarak tek başına çıkaracağı  kararnamelerle ülkeyi yönetme yetkisi verdiği ve bu geniş yetkilere sahip tek kişiyi denetleyecek hiçbir etkin  mekanizma ya da yargı yoluna  bu  yeni sistemde yer verilmediği için “hayır” diyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_14019" aria-describedby="caption-attachment-14019" style="width: 183px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-14019" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/buket.jpg" alt="" width="183" height="275" /><figcaption id="caption-attachment-14019" class="wp-caption-text">Buket Türkmen-Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi</figcaption></figure>
<p>Bekir Ağırdır’ın ‘yeni bir dil ve ütopya’ olarak formüle ettiği toplumsallıklar üzerinde düşünenler içinde, iki kadın akademisyenin değerlendirmeleri önemliydi. Buket Türkmen ve Nil Mutluer bir yandan “hayırın” içindeki ‘kadın’ vurgusuna dikkat çekerken bir yandan da yeni bir dönemin oluşma şartlarının Kürtlerin karşıtlığında buluşulmaması ve “hayırın” çoğulculuğunun kalıcı kılınmasının önemine işaret ediyorlardı. Referandum sonuçlarında İzmir-Diyarbakır fay hattının farklı saiklerle inşa edildiğini belirten Buket Türkmen, “Doğaldır ki aktörlerin farklı hafızaları bugün inşalarını da farklılaştırıyor. Yine de nereye kadar bu farklılıklar aşılmaz? Bu aşılamaz diye bakılan uçurumların yeniden pişirilmesinde nereye kadar iktidarın payı var? Bu bir tuzak gibi geliyor insana, sandıktan çıkan “hayır” oylarının coğrafi dağılımına bakınca. Bu farklı saikleri birbiriyle konuşturacak yeni bir “hayır”&#8221; hattının kotarılmasına, sertleş-tiril-miş söylemlerden uzak, minimum ortak paydaların altının çizildiği yeni bir muhalefet hattının inşasına ivedilikle ihtiyacımız var. Sandık ne mi söylüyor? Sandık en fazla bunu söylüyor, siyasal ve kamusal sahnedeki kutuplaşmacı söylemlere inat” yorumunda bulunuyordu.</p>
<h4><strong>“Yeni ‘hayırlı’ Siyaset”</strong></h4>
<figure id="attachment_14020" aria-describedby="caption-attachment-14020" style="width: 208px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14020" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nil.jpg" alt="" width="208" height="125" /><figcaption id="caption-attachment-14020" class="wp-caption-text">Nil Mutluer</figcaption></figure>
<p>Nil Mutluer ise, “hayır” bloğu bileşenlerinin milliyetçi-laik kanadının yaşanan oy kaybı için Kürtleri sorgulamaktan vazgeçmesi ve bunun yerine gerektiğini yıllardır hiç ulaşamadıkları Anadolu&#8217;ya ve ötekileştirilen kesimlere ulaşmak için atılacak adımları düşünmek olduğunu belirterek, “Kürtlerin hakikatinin üstünü örterek veya Müslümanları dışlayıcı siyaset yaparak bunun olmayacağı açık. Esasında atılacak adımların ne olabileceğini ve çoğulcu, özgür ve demokrat bir siyasetin nasıl örülebileceğinin cevabı da gene “hayır” bloğunun demokrat ve özgürlükçü bileşenlerinde mevcut. Yüzyıllardır süregelen kutuplaşmayı aşmak kolay değil, ancak eğer taraflar ötekileştirme yerine birbirini dinleme, anlama ve birlikte siyaset örme yoluna girerse &#8216;yeni hayırlı&#8217; bir siyasetin de adımını atmış olurlar. Yoksa, bu hareket de Türkiye siyasetinin benzer gerçekleşemeyen yenileşme heyecanlarından biri olarak tarihteki yerini alır” uyarısında bulunuyor.</p>
<h4><strong>Avukat Hasan Fehmi Özer: Millet darbeyi ve tankları nasıl durdurduysa Ak Parti’yi de durdurabileceğini açıkça göstermiştir.</strong></h4>
<p>2010 referandumunda 12 Eylül Anayasası özgürlükler lehine değiştirildiği için ‘evet’ oyu vermiştim. 16 Nisan’da özgürlükler lehine bir kazanım görmediğim için ‘hayır’ verdim. Referandumda, “hayır” oyu, 15 Temmuz darbe girişimini desteklemek üzerinden nitelendirildi. Buna da çok tepki gösterdim. 15 Temmuz&#8217;da daha çağrı gelmeden çok önce meydandaydım. 16 Nisan’da verilen “hayır” oylarıyla hükümeti yaptığı hukuksuzluklar ve OHAL rejimi uygulamaları sebebiyle ciddi şekilde uyardığımızı düşünüyorum. Millet darbeyi ve tankları nasıl durdurduysa Ak Parti’yi de durdurabileceğini açıkça göstermiştir.</p>
<p>Referandum sürecinde önemli bir kazanım olarak ortaya çıkan Hak ve Adalet Platformu da sonuçlarla ilgili yaptığı açıklamada sonuçların herkese tarihi sorumluluklar yüklediği belirtilerek, “Sürecin en büyük katkısı olan sivil toplumun siyasete müdahil olma avantajı her kesimin kendi rengi ile çalışıp ortak bir noktada buluşmasını sağlayabilir. Hak ve Adalet Platformu olarak bizler de “Medine Sözleşmesi” ışığında bu birlik ve beraberliğe katkı sağlamayı, kendilerinden emin olunanlar olmayı esas alarak bu sonuca katkı sağlayacağız. Hak ve Adalet Platformu toplumun dini duygularının iktidarların çıkarları için kullanılmasına esastan karşı duracak, kimlik odaklı değil bireysel özgürlüğü önceleyen, değer odaklı paydaşlıklara önem verecektir” değerlendirilmesinde bulunuyor. Referandum sonuçlarıyla ilgili farklı toplumsal kesimlerden yapılan değerlendirmeler, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın “toplumun korkularına, beklentilerine cevap üretecek yeni bir dil, yeni bir hayal, yeni bir ütopya üretmek” olarak formüle ettiği önümüzdeki dönem için “hayır” cephesinin çoğulculuğu ve imkânlarının geniş bir zeminde tartışıldığını ortaya koyuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/28/hayirin-cogulculugu-imkanlari/">‘Hayır’ın çoğulculuğu ve imkânları…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Apr 2017 22:08:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Selahattin Demirtaş]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum kuruluşları]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[ulaş tol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13417</guid>

					<description><![CDATA[<p>15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar, şimdiye dek hep siyasetin aynasında tartışıldı. Oysa ki, darbe girişimi ve ilan edilen KHK’lar toplumdaki birçok kesimi mağdur etti. Referanduma günler kala Sivil Sayfalar olarak her dönemin ‘kaybedeni’ olan Alevilerin, 15 Temmuz darbe girişimine ve sonrasında yaşananlara nasıl baktığını sayfamıza taşıdık. 15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/">15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar, şimdiye dek hep siyasetin aynasında tartışıldı. Oysa ki, darbe girişimi ve ilan edilen KHK’lar toplumdaki birçok kesimi mağdur etti. Referanduma günler kala Sivil Sayfalar olarak her dönemin ‘kaybedeni’ olan Alevilerin, 15 Temmuz darbe girişimine ve sonrasında yaşananlara nasıl baktığını sayfamıza taşıdık.</em></strong></p>
<p>15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki verdi? OHAL Alevileri nasıl etkiledi? Devletten tasfiyeler sadece FETÖ’cüleri mi hedef alıyor? Alevilik kamusal alandan siliniyor mu? Peki, Alevilerin referandumdan beklentileri ne? 15 Temmuz darbe girişiminin Alevilere yansıması ve Alevilerdeki algısını, <a href="http://podem.org.tr/wp-content/uploads/15-Temmuzdan-Bug%C3%BCne-Alevilerin-G%C3%BCndemi.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">PODEM</a> için hazırladığı rapor vesilesiyle Ulaş Tol’la konuştuk.</p>
<p><strong>-Araştırmadan bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Öncelikle bu bir araştırmadan ziyade Alevilerin bu dönemdeki ruh halini görmek için yapılmış bir çalışma. Kapsayıcı ve tüketici bir çalışma değil.</p>
<p><strong>-Yüz yüze görüşmeler yaptınız. Çalışmadan konuşalım o halde. Nasıl bir çalışma oldu?</strong></p>
<p>Bir anlamda mevcut durum hakkında kaba bir fotoğraf görmek için yapılmış bir çalışma ama temsili ya da keşfedici araştırma teknikleriyle yapılmış bir çalışma değil. Gözlemlere ve görüşmelere dayanan bir çalışma. Aralık ve ocak ayında Aleviler arasında sahayı iyi gözlemleme fırsatı olmuş, sahada vakit geçiren kanaat önderleriyle görüştüm. Daha sonra da şubat başında yine benzer bir profilin katıldığı bir toplantı yapıldı.</p>
<p><strong>-Yine Alevi önderlerin de yer aldığı bir çalışmadan bahsediyoruz &#8230;</strong></p>
<p>Evet. Farklı tipte Aleviler oldu orada. Bir televizyonda Alevilik üzerine program yapan bir Alevi de oldu, önemli Alevi kuruluşlarının yöneticileri de yer aldı ya da genç Alevi arkadaşlar da yer aldı. Görüştüğüm ve toplantıya katılan kişilerin ortak özellikleri Aleviliği önemseyen ve Alevilerle teması kuvvetli olan, Alevi mahallelerinde, cemevlerinde vakit geçiren, Alevi dünyasını gözlemleme şansı olan kişiler olması oldu. Ben de, bu kişilerin kendi ruh hallerini ve gözlemlerini derleyip toparlamış oldum bu çalışma ile.</p>
<figure id="attachment_13419" aria-describedby="caption-attachment-13419" style="width: 4032px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13419" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607.jpg" alt="Ulaş Tol" width="4032" height="3024" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607.jpg 4032w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-320x240.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 4032px) 100vw, 4032px" /><figcaption id="caption-attachment-13419" class="wp-caption-text">Ulaş Tol</figcaption></figure>
<p><strong>-O zaman 15 Temmuz’dan başlayalım. 15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki verdi, ne düşündüler?</strong></p>
<p>Bir kere gece önce ne oluyor ne bitiyor onu anlamaya çalışmışlar. Refleks içe kapanma olmuş. “Ya bir şeyler oluyor ve iyi bir şey olmuyor”.  Bu darbeyse kötü bir şey ve kim yapıyorsa ve ne için yapıyorsa yapsın biz buradan zararlı çıkarız hissine kapılmışlar. Evlere kapanmışlar.</p>
<h4>“Darbe girişiminde sonuç ne olursa olsun o ortamdan ve karışıklıktan Aleviler zararlı çıkar düşüncesi hakim olmuş.”</h4>
<p><strong>-Faturanın kendilerine kesilmesi gibi bir cümle vardı raporda. Bunun somut bir dayanağı var mı yoksa Alevilerin rejime karşı geleneksel tepkisi mi?</strong></p>
<p>Geçmiş toplam hafıza birikiminin getirdiği bir şey. Ülkede bir karışıklık olduğunda, bir çatışma hali olduğunda Aleviler kendi niyetlerinden bağımsız olarak işin ortasında bulurlar kendilerini ve genellikle de zararlı çıkarlar. Yani böyle bir geçmiş tecrübeleri var. Bu darbe girişiminde de sonuç ne olursa olsun o ortamdan, karışıklıktan Aleviler zararlı çıkar düşüncesi hakim olmuş. Nasıl zararlı çıkacak? Mesela Alevi mahallelerine saldırılar olacak, Aleviler sorumlu tutulacak vb.</p>
<p><strong>-15 Temmuz’un hemen ertesi günü Alevi mahallelerine saldırdılar…</strong></p>
<p>Ona dair çok fazla veri yok. Şöyle şeyler olmuş; zaten Alevilerin kapanma refleksinin arkasından da öyle bir şey var: Yani sokağa çıkan öfkeli kalabalıklardan korkar Aleviler. Tekbir getirerek sokağa çıkan bir öfkeli kalabalık var, herhangi bir gerilim anında öfkesini şiddete dönüştürme potansiyeline sahip Alevilere göre bu kalabalık. O yüzden de hani sokağa çıkıp, yani diyelim ki slogan atan birine bir söz söylediğinde, o hızla bir şiddete dönebilir. Ya da öfkeli kalabalık oradan geçerken laf atabilir, bir cemevine saldırıda bulunabilir. Bu yüzden kapanmaya ve onlara bulaşmamayı tercih etmişler. O yüzden de sokağa çıkmamışlar. Bir dizi gerilim olduğunu söylüyorlar ama öyle çok kuvvetli, sonu şiddetle biten saldırı olduğuna dair bir anlatıya veya bulguya rastlamadım.</p>
<p><strong>-15 Temmuz’dan sonra üç partinin katıldığı Yenikapı Mitingi’ne kadar Alevilerin ruh halini nasıl?</strong></p>
<p>Yenikapı Mitingi ve işte ‘Yenikapı ruhu’yla yaratılmaya çalışılan şey Alevi dernek yöneticileri için demiyorum ama tabandaki Aleviler için rahatlatıcı bir unsur olmuş. Çünkü orada farklı kesimlerin bir araya gelip bu darbe girişimine karşı bir “Hepimiz karşıyız” mesajı vermesi tabanda rahatlama yaratmış.</p>
<p><strong>-Özellikle herhalde Kılıçdaroğlu’nun mitinge katılmasından bahsediyoruz<em>.</em></strong></p>
<p>Evet. CHP’nin de katılmasından. Ama daha çok da karşı tarafın yani AK Parti’nin de buna sıcak bakmasından. “Bu işin sorumlusu Gülen Cemaati’dir ve biz diğer kesimleri suçlu görmeyeceğiz” mesajını vermiş oldular Aleviler için. “Tamam, artık bu işin sorumlusu biz olmayacağız, görülmeyeceğiz. Bize beklediğimiz gibi bir fatura kesilmeyecek. Gündelik hayatımıza dönebiliriz” hissi hakim olmuş Alevilerde. Bu arada kimi Alevi kuruluşlarının liderlerinin hükümeti ve meclisi ziyareti söz konusu. Buna tepki veren Alevi kuruluşları, yöneticileri de var ama toplamda darbe girişimi sonrası Aleviler için rahatlama dönemi oluyor.</p>
<p><strong>-Bundan sonra KHK’ların çıkmasıyla beraber işten atılmalar söz konusu oldu. Sosyal medyada şöyle yankılanmıştı; ‘hayatımda hiç bu kadar rahat olmamıştım hem ateistim hem Aleviyim hem solcuyum, dolayısıyla bu ihraçlar bana dokunmaz’ denmişti. </strong></p>
<p>Evet, Alevilerin hissiyatı da öyleydi. Fakat daha sonra ihraçlar Gülen Cemaati’yle, FETÖ adı verilen organizasyon ile sınırlı kalmadı. Özellikle öğretmenler arasında. Bunun tabi gerisinde şöyle bir şey var, belki ondan bahsetmek lazım. 2000’li yıllarda aslında Aleviler daha kendi inançları ve kimlikleriyle ilgili taleplerin peşinde oldu ve onunla ilgili mücadeleler öne çıktı. Bu sırada da görece iyileşmelere rağmen AK Parti karşıtı oldular. AK Parti’ye oy veren Aleviler de var elbette ama yoğunlukla CHP’ye oy verir Aleviler. CHP’ye oy verirken de gönül rahatlığıyla vermez bu kısım. Hep eleştirel kalırlar. Bir anlamda alternatifsiz gördükleri için CHP’ye oy verirler. Bu son 7 Haziran  2015 seçimlerinde HDP kampanyasının da etkisiyle Kürt Aleviler başta olmak üzere Aleviler arasında HDP’ye de bir eğilim oldu. Yani HDP liderlerinin seküler görünümü, işte Demirtaş’ın sempati toplaması, çıkıp televizyonda bağlama çalması, Alevilerin haklarına yönelik HDP’nin vurgularının önde olması, bir de geçmişe göre farklı olarak Alevi hareketi önderlerinin milletvekili adayı olması ve seçilmesi HDP’ye yönelik bir ilgi yaratmıştı. Dolayısıyla Alevilerin HDP ile organik ilişkisinin olduğu bir dönemdi bu. Bu KHK’lar da FETÖ’den sonra Kürtlere, HDP’ye, Kürt siyasetinin farklı kuruluşlarına ve STK’larına yöneldiği için oradan başta HDP’ye yakın olan Aleviler de pay almaya başladı.</p>
<p><strong>-OHAL’de Alevilerin başına ne geldi genel olarak<em>?</em></strong></p>
<p>En büyük pay  KHK ile bir çok Alevi öğretmenin görevden alınmasında oldu. İkincisi de  Alevi televizyonların kapatılması oldu. Bir yandan KHK’larla görevden almalar, diğer yandan da görev alımlarındaki seçicilik ve keyfilik Alevilerde “tam bir tasfiye” yaşıyoruz hissiyatını getirdi.</p>
<p><strong>-Kimi Alevi dernekleri de kapatıldı Gülen’le ilişkili olduğu iddia ediler<em>ek.</em></strong></p>
<p>Onlar Alevilerle ilgili kuruluşlar değil. Zaten çok fazla üyesi olmayan, daha Alevilere yönelik Gülen Cemaati’nin operasyonunu yürütmek amacıyla kurulmuş dernekler olarak görülüyor. Yani onların kapatılmasına Alevilerin arasında üzülen olmamıştır diye düşünüyorum. Ya da onlardan yola çıkarak FETÖ Alevilerin içine de sızmış diye yorumlayanlar da olmadı. Üçüncü bir şey daha var KHK’larla ilgili, onu da söyleyeyim. Esas belki de hani duygusal olarak etkileyen şeylerden biri de o. Meslekten atılmalar oldu ama bir yandan da KHK’larla ve devletin yeni örgütlenmesinde devlet kurumlarına yeni kadrolaşmaların yolu çizildi. Burada en önemli şeylerden biri de işe alımlarda mülakat şartı gelmesi. Bir yandan tasfiyeler, yani KHK’larla görevden almalar, diğer yandan da görev alımdaki seçicilik ve keyfilik Alevileri şu duyguya getirdi: “Biz bu devletten tasfiye ediliyoruz. Zaten çok büyük bir temsiliyetimiz yoktu ama hasbelkader gelebildiğimiz yerler vardı. Bundan sonra hiçbir şekilde devlet kadrolarında Alevi yer almasında imkân kalmadı. Tam bir tasfiye yaşıyoruz” duygusuna getirdi. KHK’ların belki bu üç başlıkta etkisi oldu diyebiliriz.</p>
<p><strong>-Bir de STK’ların stratejisinin değiştiğinden bahsediyorsunuz?</strong></p>
<p>90’lı yıllar Alevilik üzerine çalışan birçok düşünür tarafından Alevi uyanışı yılları olarak tanımlandı. Aleviler kitlesel olarak artık daha görünür olmaya ve gizlenmeye alışık ruh halinden daha görünür bir davranışa geçtiği yıllar olmuştu. O yıllarda Alevi kuruluşları daha çok örgütlenmeye ve biz varız demeye yönelmişlerdi. Örgütlenme ve düşünce özgürlüğü ön plandaydı orada. Ve bu kuruluşlar diğer sol kuruluşlar gibi 80 darbesinden çıkan ve belki hak itibariyle bugünden daha geri bir noktada olan ama daha umutlu olan bir haldeydiler. Bir mücadele içerisindeydiler. 2000’li yıllar ise Aleviler için artık kuruluşlarını kurdukları, kurumsallaştıkları ve daha inançsal faaliyetlere yöneldikleri, cemevlerini inşa etmeye başladıkları ve Alevilikle ilgili taleplerini öne çıkardıkları yıllar oldu. Darbe girişimi sonrasındaki koşullar Alevilere biraz 90’lı yılları hatırlattı<strong><em>.</em></strong> Oraya geri çekiliyoruz düşüncesinde oldular. Geri çekilmeye başladılar ve en temel haklarımız elimizden gidiyor, belki hani cemevlerimiz kapatılacak, belki kuruluşlarımız kapatılacak diye düşündüler. Kimi Alevi kuruluşlarının yöneticileri gözaltına alındı. Alevi eksenli mücadeleden demokratik eksenli mücadeleye doğru bir geri çekilme olduğu hissi hakim. Fakat bir yandan da cemevleri duruyor, dernekler duruyor, cemler devam ediyor.</p>
<p><strong>-Ama çalışmada cemlere katılımın düştüğüne değiniliyor…</strong></p>
<p>Cemlere katılımda düşüş olduğu söyleniyor. Öte yandan bir dizi Alevi talepleri de gündeme gelmeye devam ediyor. Yani bir yandan vites düşürüyor ama bir yandan işte din dersi tartışırken vitesi orada artırmaya da devam ediyor. Ruh hali olarak 90’lara döndük hissiyatı var ama pratikte 2000’li yıllar devam ediyor bence Aleviler için.</p>
<p><strong>-Bir de şöyle bir şey var. Gülenci konumuna düşmeme adına sokağa çıkmama ve tepki göstermeme gibi bir durum var. Dolayısıyla hani Alevilerin OHAL stratejisi nedir?</strong></p>
<p>Yani, şimdi o tabi bu referandum süreci biraz değiştirdi. Ben bu raporu yazdığımda daha kampanyalar başlamamıştı, görüşmeleri yaptığımda. Daha şöyle bir ruh hali vardı özellikle KHK’lar da dozunu çok artırdığı için, Alevilerde kamusal alandaki refleks kimliklerini saklama yönündedir. Yani bugüne kadar böyle gelmiştir. Kendi mahallelerinde ve daha güçlü olduğunu hissettikleri yerde kimliğini dile getirirler ama ‘ötekiyle’ karşılaştığı yerde önce Alevi olduğunu saklar. Zorunda olmazsa söylemez. Bunun hani kırılmaya başladığı yerler vardı. Son dönemde ise bu tekrar geriye döndü. Darbe girişimden sonraki sürece eleştirel yaklaşmak darbeci olarak yaftalanmak olarak çevrelerinde görüldüğünü anlatıyorlar. O yüzden de hani o eleştirileri de ne bileyim kamusal bir tartışmada söz ağzına gelse bile yapmamayı yeğlediklerini söylüyorlar.</p>
<h4>“Kim olursa olsun bir kişinin böyle bir güç elde etmesinden Aleviler zararlı çıkar düşüncesi var.”</h4>
<p><strong>-Peki, Alevilerin referandumdan beklentileri ne<em>?</em></strong></p>
<p>Referandum sürecinde ‘hayır’ kampanyaları bir olanak oldu. Her ne kadar kimi yerlerde, özellikle de HDP’nin çalışmalarının üzerinde baskı olsa da görünür bir ‘hayır’ kampanyası da var ve burada zaman zaman eleştirel doz da yüksek olabiliyor. Bu, Alevilere kuvvet veriyor tabi. Bir de anketlerde zaman zaman ‘hayır’ önde görünüyor. O da umutlandırıyor, oysa öncesinde son derece bir umutsuzluk hâkimdi. Referandum ve anayasa değişikliğiyle aslında bu kampanyalar başlamadan önce ben görüştüğümde çok ilgili değildiler. Mesela Kılıçdaroğlu’nun gafı. Anayasa değişikliğinde ne olup bittiğini anlamadığını gösteren bir gafı oldu biliyorsunuz. AK Parti mitinglerinde çok kullandı bunu. O tür bir durum Aleviler arasında da çok vardı. Bunun esas nedeni ilgisizlik değil. Daha çok inançsızlıkla ilgili bir şey. Yani ne olup bittiği önemli değil. Bugün neyse bundan sonra da o olacak. ‘Evet’ çıksa da o olacak ‘hayır’ çıksa da. Anayasa değişse de öyle olacak değişmese de öyle olacak. Zaten müthiş bir ümitsizlik hâkim. Bir tür tepki olarak ilgilenmediler. Referanduma da öyle baktılar fakat buna karşın da referandum hem bir yandan ilgilenmedikleri ve bir şeyi değiştirmeyeceğine inandıkları bir şeyken öte yandan da çok hayati bir şey olarak gördüler. Bir rejim değişikliği olarak düşündüler. Rejim değişikliği deyince de mevcut sistemin aksaklıkları vs. düşünmeden, biz cumhuriyeti savunuyoruz konumuna çekildiler. Orada cumhuriyetin bence onlar için anlamı sistemsel değil; güçler ayrılığı, meclis, cumhurbaşkanlığı, başkanlık, başbakanlık tartışmalarından bağımsız olarak Alevilere bir eşit yurttaşlık hakkı tanıyor olması. Yani diğer yurttaşlarla eşitliğini sağlaması. İşte, demin söylediğimiz devlet kurumlarında, siyasette yer alma, eğitimde ve başka alanlarda eşit muamele göreceklerine dair bir inancı taşıyor olmalarıydı. Bu süreçteyse bunun kaybolduğunu düşünüyorlar. Bunun da en önemli sonucu adalete olan güvencini yitiriyorlar. Hatta bunu diyenler oldu, ne kadar doğru olduğundan bağımsız olarak, hissiyat açısından böyle demeleri önemli. “12 Eylül Darbesi’nden de biz çok çektik ama hasbelkader orada hani asker vardı, polis vardı vb. ama mahkemelere güvenebiliyorduk” diyorlar. Bugün ise o da kalmadı diyor. Yani yargı da tamamen tarafsızlığını yitirdi. Bugün bir husumet yaşasak ve yargıya düşsek Alevi olarak buradan zararlı çıkacağız. Dolayısıyla hissettikleri şey eşit, adil muamele görme konumunu yitirecek olmaları bu değişiklikle.</p>
<p><strong>-‘Evet’ çıkması halinde beklentileri ne Alevilerin? Referandumda ‘evet’ çıkarsa, başkanlık çıkarsa Aleviler başlarına neyin geleceklerini düşünüyorlar?</strong></p>
<p>Bugün fiilen olan eşit ve adil yurttaşlık hakkını kaybetmiş olma durumlarının hukuki bir statü kazanacağını düşünüyorlar. Burada mesela, Erdoğan karşıtlığı önemli ama Erdoğan değil esas sorun. Devlette bir gücün bu kadar yetkiyi toplayacak olması korkutuyor. Çünkü Aleviler şunu düşünüyor, kim olursa olsun bir kişinin böyle bir güç elde etmesinden Aleviler zararlı çıkar düşüncesi var.</p>
<h4>AK Parti karşıtlığı müzakere etmeyi destekleyen Alevilerde de güçlendi</h4>
<p><strong>-Alevilerin AK Parti’ye bakışı nasıl bu süreçte<em>?</em></strong></p>
<p>Yani kitlesel anlamda zaten hiçbir zaman Aleviler AK Parti’ye sıcak bakmadılar. Yani 90’lı yıllarda Refah Partisi’nin, sonra işte Fazilet Partisi’nin, Milli görüş geleneğinin yükselişini büyük bir tedirginlikle karşılamışlardı. Çünkü Sivas olayları da tazeydi ve şeriat geliyor tartışması vardı. O nedenle zaten AK Parti’ye hiçbir zaman sıcak olmadılar. Çünkü her zaman dindar bir yönetimin olması anlamına geldi. Fakat 2000’li yıllarda bu biraz yumuşadı aslında. AK Parti karşıtlığı devam etti belki ama benim görüştüğüm gençler arasında bugün şeriat diye bir tehlike olduğunu düşünmüyorum diyebiliyorlar. Türkiye’ye şeriat gelir gibi bir kaygı ön planda değil. Fakat AK Parti’ye hiçbir zaman yakın olmadılar. Alevi açılımlarında ise iki tür pozisyon oldu. Bir, o açılımla müzakerede bulunmayı reddedenler oldu. Bir de ‘hayır, müzakerede olmalıyız ve taleplerimizi AK Parti ile müzakere halinde dile getirmeliyiz’ diyenler oldu. Bu süreçte durum oradan da geriye gitti aslında. Şunu diyebiliriz, her zaman bir karşıtlık vardı ama hiç değilse müzakereyi kabul eden bir tarafı vardı. O tarafta da artık AK Parti karşıtlığı daha kuvvetlendi.</p>
<p><strong>-Yani devletle işbirliği yapan tarafta mı?</strong></p>
<p>Yani işbirliği demeyelim de müzakereye daha açık olan taraftı. Fakat açılımlara ilişkin şunu söyleyebilirim, şöyle bir faydası oldu: Niyetinden bağımsız olarak, Alevi açılımları, Aleviler arasında da biz ne istiyoruz, temel taleplerimiz neler, buralarda hangi konularda uzlaşıyoruz konusunda bir tartışmanın olgunlaşmasını sağladı. Pozisyonları netleştirdi. Yer yer de belki 2000’li yılların başlarında ayrıksı, daha uzlaşmaz olan pozisyonlar birbirlerine yaklaşmaya başladı ve çok temel bazı hak taleplerinde ortaklaştılar. Dolayısıyla açılım süreçleri bir sonuç getirdi mi derseniz, en önemli sonucu belki Alevilerin kendi aralarında ne istediğini daha iyi tarif edebilmesini sağladı diyebiliriz.</p>
<h4>Referandumda sonuç ne olursa olsun Alevilerin kaygı ve ümitsizlikleri devam edecek</h4>
<p><strong>-Aleviler peki ne bekliyor geleceğe dair olarak<em>?</em></strong></p>
<p>Referandum kampanyalarından önce dediğim gibi çok ümitsiz bir hal var, beklentiler çok azalmıştı. Çok fazla somut gözlemlerim yok ama bu kampanya dönemi biraz ümidi artırmış gibi. Ümidi artıran referandumdan hayır çıkacağını bekliyor olmaları değil. Az çok muhalefete imkân tanıyan bir zemin olduğunu hissetmeleri. Önemli bir şey daha var. Son iki yıldır yaşadığımız bir şey aslında. Çok fazla patlama, bombalı saldırı vs. oldu biliyorsunuz. IŞİD tehdidi var ve IŞİD sıraya cemevlerini koyacak, Alevi mahallelerini koyacak düşüncesi var. Son birkaç aydır patlama ve bombalı saldırı olmaması da kötü havayı bir nebze yumuşatmış gibi hissediyorum.</p>
<p><strong>-Alevilerin referandumdan ‘evet’ çıkmasına dair kaygıları var mı?</strong></p>
<p>Alevi yurttaşların çoğunda böyle bir ‘evet’ çıkarsa ya da ‘hayır’ çıkarsa bugünden çok farklı bir şey olacak diye bir kaygı olduğunu düşünmüyorum. Bugüne dair kaygıları ve ümitsizlikleri ne düzeydeyse referandumdan sonra da o devam edecek. Bir dönüm noktası gözüyle bakıldığını hissetmedim ben. Evet çıkarsa bugünkü OHAL ile KHK ile, zaten seçimle de iktidara gelen AK Parti istediği yasayı çıkarabiliyor ve uygulamaları yapabiliyordu. Alışmış olduğu son on yılın daha da dozu artmış bir şekilde devam edeceğini düşünüyorlar. Öte yandan evet çıkması fark yaratmayacak şeklinde bir algı hakimken, hayır çıkması ümitsizliği azaltacak, duygu durumunu olumlu anlamda aşırı etkileyecek bir sonuç olur.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/">15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Referandumdan sonra sivil toplum kimin kararlarını etkileyecek?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Apr 2017 15:06:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[7 Haziran Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Evet Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[hayır cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun Hükmünde Kararnameler]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[parlamenter demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13403</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Referandumdan çıkacak her tür sonuçta yeni bir dönem başlayacak. Sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor.” Türkiye yarın referandumunu yapıyor. Referanduma konu olan anayasa değişikliği paketinin meclise sunulmasından bu yana önerilen değişiklik tasarısının tek adam rejimine yol açıp açmayacağını konuşuyoruz. Bir de MHP&#8217;nin ‘evet’ kararına [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/">Referandumdan sonra sivil toplum kimin kararlarını etkileyecek?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Referandumdan çıkacak her tür sonuçta yeni bir dönem başlayacak. Sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor.”</strong></p>
<p>Türkiye yarın referandumunu yapıyor. Referanduma konu olan anayasa değişikliği paketinin meclise sunulmasından bu yana önerilen değişiklik tasarısının tek adam rejimine yol açıp açmayacağını konuşuyoruz. Bir de MHP&#8217;nin ‘evet’ kararına neden olan motivasyonunu. Tartışmada odak konular devletin, AK Parti&#8217;nin ve MHP&#8217;nin ve hatta CHP&#8217;nin kurumsal gerekçelerinden ziyade, liderlerin kişisel motivasyonları, açık-gizli niyetleri, kariyer hesapları oldu. Söz konusu tartışmalar, ne bu zamanda bu değişikliğin yapılmasının arka planını ne de Ak Parti-MHP gibi son on yılda düşmanlık derecesinde birbirinden uzaklaşmış iki siyasal aktörün ortak bir yaklaşım üretebilmesinin sebeplerini açıklamaya yeter gözüküyor.</p>
<p>Tartışmada ihmal ettiğimiz önemli bir nokta bu değişiklik referandumdan geçsin ya da geçmesin Türkiye&#8217;nin karar alma mekanizmasının bir süredir değişmekte olduğu gerçeği. Aslında ne rejim değişikliği gibi büyük bir çerçeveyi ne de hükümet sistemi gibi teknik bir detayı konuşuyoruz. Konumuz Türkiye&#8217;nin karar alma mekanizmasının nasıl bir değişim geçirdiğiyle ilgili. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinden bu yana yeni bir karar alma mekanizması işliyor. Bu sadece halkın cumhurbaşkanını seçmesine yol açan hukuksal bir değişiklikle değil, karar almak için toplumsal desteği ve siyasi kapasitesi olan bir elitler grubunun hükümet etrafından çekilip ‘saray’ etrafında toplanmasıyla da ilgili oldu. Bu gelişme ‘sarayı’ siyasi ve ekonomik kararların merkezi haline getirirken hükümeti de teknik ve bürokratik bir heyete dönüştürdü. Şimdi karşı karşıya olduğumuz durum ise bir süredir yaşadığımız bu tecrübeye hukuksal bir zemin kazandırma çabası. Referandumdan ‘evet’ çıkarsa, meclisteki çoğulluğu dikkate almak zorunda olmayan, her zamankinden daha arınmış ve homojenleşmiş bir karar mekanizması hukuksal zemine kavuşmuş olacak. ‘Hayır’ çıktığında ise ‘saray’ efradının karar mekanizmasını daha da merkezileştirme konusunda işi zorlaşacak. Ancak ana fikirden vazgeçmelerini beklemek naiflik olur. ‘Hayır’ cephesinin içinden ortak bir proje çıkması ihtimalinin zayıflığı da ‘evet’ cephesinin yeni hamleler üretme ortamını kolaylaştırıyor.</p>
<h4>“MHP’nin, karar alma süreçlerinde HDP’nin de etkili olduğu bir meclis yerine, homojen devlet aklının hâkim olduğu tek bir gücü yani ‘sarayı’ yeğlemiş olması kuvvetle muhtemel. Bu durum MHP tarafından sadece siyasi iktidarın kararlarını etkilemede değil aynı zamanda onunla kalıcı ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmada da fırsat olarak değerlendirilmiş gibi duruyor.”</h4>
<p>Türkiye muhalefeti ve sivil toplumunun hatırı sayılır bir kısmı bir süredir karar mekanizmasındaki bu değişimi ya görmüyor ya da görmezden geliyor. Bu da karar alma sürecini etkilemekten uzak, kendi arasında dertleşen, içine kapalı bir muhalefet ve sivil toplum performansı ortaya koyuyor. Anlaşılan o ki, karar alma sürecinin değişen dinamiğini ise, bir tek MHP gördü. Ya da etkili bir devletli güç MHP&#8217;ye bunu gösterdi ve yeni dönemin ruhunu etkileyebileceğine onu ikna etti. Bunu MHP&#8217;nin görebilmesinin esaslı nedeni ise tehdit olarak hissettiği bir başka gelişme olabilir. Görece serbest bir ortamda geçen ve çözüm sürecinin henüz iyimser havasının dağılmadığı zamanlardaki 7 Haziran seçimlerinde HDP&#8217;nin elde ettiği başarı, demokratik ortamlarda yapılan seçimlerde Kürtlerin meclise MHP&#8217;den daha kalabalık ve etkin gelebileceğini gösterdi. 1 Kasım seçimleri ise ortam baskı altına alındığında ve HDP&#8217;nin önü kesildiğinde bile barajı geçip meclise gelebildiklerini ortaya koydu. Görünen o ki, HDP her şartta baraj sorununu geride bırakmış durumda. Bu olgu temel siyasi kararların alıcısı ve uygulayıcısı olan hükümetin mecliste kurulduğu, bakanların milletvekillerinden oluştuğu bir sistemi etkileme konusunda HDP&#8217;yi MHP&#8217;den daha etkili kılıyor. MHP için bu durum sadece siyasi etkisinin azalmasını ifade etmiyor, aynı zamanda devletin karar alma mekanizmasının Türklükle malul karakterini de tehdit ediyor. Sonuçta karar alma mekanizmasını merkezi kılan onun teknik çerçevesi değil homojenliği. Bilginin, kaynağın ve yetkinin homojen bir grupta toplanması. Bu nedenle MHP’nin, karar alma süreçlerinde HDP’nin de etkili olduğu bir meclis yerine, homojen devlet aklının hâkim olduğu tek bir gücü yani ‘sarayı’ yeğlemiş olması kuvvetle muhtemel. Bu durum MHP tarafından sadece siyasi iktidarın kararlarını etkilemede değil aynı zamanda onunla kalıcı ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmada da fırsat olarak değerlendirilmiş gibi duruyor. Anlaşılan o ki, Ak Parti ile MHP arasında kurulan ittifak referandumun ötesine geçen bir değer taşıyor.</p>
<h4>“Toplumsal ve çevresel meselelerin çeşitliliğini, mağduriyetlerin ve mağdurların etnik, sınıfsal, kültürel çoğulluğunu gündeme taşıyan sivil toplum faaliyetleri için karar mekanizmalarının farklı seslere ve hassas bir geçirgenliğe ihtiyacı var.”</h4>
<p>Malum Sivil Sayfalar’da sivil toplumla ilgili yazılara yer veriliyor. Bu yazı buraya kadar öyle durmasa da sivil toplumla ilgili. Geçirdiğimiz değişim pek çok sivil toplum kuruluşunun (STK), Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kapatılması, faaliyetlerinin durdurulması ya da İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlumder) örneğindeki gibi STK’ların bizzat kendi yönetimlerinin hem tematik hem de kimlik açısından yapılarını homojenleştirmeleriyle sonuçlandı. Sivil toplumun geri kalan hacimli kısmında ise sessiz bir görüntü hâkim. Bir kısmı karar mekanizmasındaki değişime uyum sağlayamadığı, hala bakanlıkların bürokratlarını etkilemeyi esas aldığı için etkisizleşirken, bir kısmı da yeni karar halkalarını meşru bulmadığı için kararları etkileme fikrinden neredeyse tamamen uzaklaşmış durumda. Görünen o ki karar mekanizması ile birlikte onu etkileme potansiyeli taşıyan yapılarda da bir arınma, homojenleşme ya da etkisizleşme yaşanıyor. Toplumsal ve çevresel meselelerin çeşitliliğini, mağduriyetlerin ve mağdurların etnik, sınıfsal, kültürel çoğulluğunu gündeme taşıyan bir sivil toplum faaliyeti için karar mekanizmalarının farklı seslere hassas bir geçirgenliğe ihtiyacı var. Aslında konumuz misyonlarını toplumsal meseleleri keşfetmek ve yaklaşımları ile kararları etkilemeye çalışmak olarak gören STK’ların bundan sonra nasıl bir hayatları olacağı.  Referandumdan çıkacak her tür sonuçta da yeni bir dönem başlayacak. STK’ların karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor. Konuya giriş mahiyetindeki bu yazının ardından bundan sonraki birkaç yazıda karar alma mekanizmasının giderek merkezileşmesinin ve siyasetin yeni ittifaklarının sivil toplum kuruluşları için ne anlama geldiğini STK temsilcilerini de katarak tartışacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/">Referandumdan sonra sivil toplum kimin kararlarını etkileyecek?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sonuç ne olursa olsun ertesi gün birbirimize bakacak yüzümüz olsun!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/14/sonuc-ne-olursa-olsun-ertesi-gun-birbirimize-bakacak-yuzumuz-olsun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Apr 2017 14:43:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Denge ve Denetleme Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13384</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de katılımcı ve çoğulcu demokrasinin güçlenmesi hedefiyle hareket eden Denge ve Denetleme Ağı, 16 Nisan&#8217;daki anayasa değişikliği referandumu öncesi, giderek kutuplaşan siyaset iklimine karşı farklılıklarımızla beraber bir arada yaşamın önemine  dikkat çeken bir video yayımladı. Söz konusu video şöyle: Anayasa değişikliğine ya evet dersin ya hayır. Peki ya birbirine? Mesela selam de! Çünkü 17 Nisan&#8217;da [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/14/sonuc-ne-olursa-olsun-ertesi-gun-birbirimize-bakacak-yuzumuz-olsun/">Sonuç ne olursa olsun ertesi gün birbirimize bakacak yüzümüz olsun!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de katılımcı ve çoğulcu demokrasinin güçlenmesi hedefiyle hareket eden Denge ve Denetleme Ağı, 16 Nisan&#8217;daki anayasa değişikliği referandumu öncesi, giderek kutuplaşan siyaset iklimine karşı farklılıklarımızla beraber bir arada yaşamın önemine  dikkat çeken bir video yayımladı. Söz konusu video şöyle:<em><strong> Anayasa değişikliğine ya evet dersin ya hayır. Peki ya birbirine? Mesela selam de! Çünkü 17 Nisan&#8217;da biz yine hep birlikte buradayız! O zaman sonuç ne olursa olsun ertesi gün birbirimize bakacak yüzümüz olsun!</strong></em></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Yüzümüz Olsun!" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/EpTlBdyrvN0?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/14/sonuc-ne-olursa-olsun-ertesi-gun-birbirimize-bakacak-yuzumuz-olsun/">Sonuç ne olursa olsun ertesi gün birbirimize bakacak yüzümüz olsun!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
