<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hasankeyf arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/hasankeyf/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hasankeyf/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jan 2020 11:47:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Hasankeyf arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hasankeyf/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ekoloji ve Barış Mücadelesinin Dar&#8221;boğazı&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/ekoloji-ve-baris-mucadelesinin-darbogazi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Dec 2019 10:08:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu Nükleer Santrali]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankeyf]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Boğazı]]></category>
		<category><![CDATA[kanal istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Mckinsey]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Montrö Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Simit Sarayı]]></category>
		<category><![CDATA[Ziraat Bankası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45960</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hep daha fazlasını istemenin politik bir yanı vardır ve bir şeyin kullanım değerinden ziyade değişim değerini tercih etmek de daha fazlasını istemenin bir çeşididir. 12 bin yıllık Hasankeyf'i suya gömerek ömrü 60 yıl olan bir baraja çevirmenin; ormanı katledip yerine havalimanı inşa etmenin, havalimanını parka dönüştürmenin olduğu gibi İstanbul Boğazı'nın yanıbaşına Kanal İstanbul'u açmanın da politik hesapları var malum. Lakin mücadele daha politiktir, ona direnişin karesi de denilebilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/ekoloji-ve-baris-mucadelesinin-darbogazi/">Ekoloji ve Barış Mücadelesinin Dar&#8221;boğazı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Nam-ı diğer Çılgın Proje. İngilizce adıyla &#8220;Crazy Project&#8221;, bilim insanlarının uyarıları okunabilirse sehven &#8220;Aptalca Proje&#8221;şeklinde tercüme edilebilir&#8230; Zira Kanal İstanbul, projesi uygulamaya geçirilirse ekosistemin önemli bir parçası olan deniz yaşamı son bulacak, deniz suyunun yer altı suyuna karışması nedeniyle İstanbul&#8217;un su sorunu katlanacak (hem de iklim krizi koşullarında!), deprem riski artacak&#8230;. Diğer bir deyişle bu kan-al İstanbul&#8217;un kanını damarlarından çekerek doğal yaşam döngüsünü geri dönüşü olmayan şekilde bozacak, nihayetinde beklenen İstanbul depremi siyasi iktidarın eliyle gerçekleştirilmiş olacaktır. Proje için harcanacak enerjinin, iklim krizi için önlem alınması gerekirken atmosfere ekstradan salınacak karbon emisyonunun yol açacağı maddi manevi maliyetler de cabası! Siyasi iktidara göre ise buzdağının görünen kısmı 3. Havalimanı&#8217;nda olduğu gibi yap -işlet-devret mantığıyla  özel şirketlere, şahıslara yetki verilmesinden ibaret. Zira, yeni şehirler kurulacak, istihdam kartı kullanılacak böylece ekonomik ve siyasi rant devşirilecektir. Bununla birlikte Kanal İstanbul&#8217;un siyasi iktidar için yeni bir pazarlık fırsatı yaratacağını küresel arenada siyasi dengeleri hareketlendirmeye dönük bir amaca hizmet edeceğini de öngörmek lazım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün, gerek İstanbul&#8217;un gerekse Karadeniz&#8217;in barış ortamını 1936&#8217;da imzalanan ve Türkiye dahil tarafların uygulanışına dair bir itiraz beyan etmediği en uzun süre yürürlükte kalan anlaşma sayılan Montrö Anlaşması&#8217;na borçlu olduğumuz yadsınamaz. Türkiye&#8217;nin lehine bir anlaşma olduğu için ilgili akademik çalışmanın </span><a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/43473"><span style="font-weight: 400;">sonuç </span></a><span style="font-weight: 400;">kısmında okuyabileceğiniz gibi siyasi iktidarın boğaz geçiş ücretlerinden yararlanması da  tamamen kendi tasarrufundadır. Yani taraf ülkelerin sözleşmeyle ilgili bir derdi yoktur! Nitekim doğal olarak gözler sözleşme kapsamı dışındaki devletlerin İstanbul Boğazı&#8217;ndan yararlanma hakkını düzenleyen maddelere çevrilince  görülüyor ki 18.maddede &#8220;Karadenize kıyıda</span><span style="font-weight: 400;">ş </span><span style="font-weight: 400;">olmayan Devletlerin sava</span><span style="font-weight: 400;">ş </span><span style="font-weight: 400;">gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaktır&#8221;; 19.maddede  &#8220;savaş zamanı sava</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">an herhangi bir Devletin sava</span><span style="font-weight: 400;">ş </span><span style="font-weight: 400;">gemilerinin Bo</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">azlar&#8217;dan geçmesi yasak olacaktır&#8221;denmekte&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kanal İstanbul&#8217;un bir ipte oynayan cambazların sayısını arttıracağı aşikar. Karadeniz&#8217;e kıyıdaş olmayan ülkelerin savaş gemileriyle Karadeniz&#8217;e çıkması ihtimali ki bugün açıkça ABD&#8217;ye ait savaş gemilerinden söz edilmekte kıyıdaş olan ülkeleri misal Akkuyu Nükleer Santrali&#8217;ni yap-sahip ol-işlet modeliyle işletecek olan Rosatom Şirketi&#8217;nin bağlı olduğu Rusya&#8217;yı rahatsız edecek, ilişkiler gerilecektir. Tabii Kanal İstanbul&#8217;un tehlikeli madde sevkiyatının da güzergahı  olacağı bahanesini hatırlarsak yerli ve milli(!) Akkuyu Nükleer Santrali&#8217;ne Rusya&#8217;dan uranyum sevkiyatı veya Akkuyu Nükleer Santrali&#8217;nden çıkarılan kullanılmış yakıtın 10-20 yıl bekletildikten sonra yeniden işleme için Rusya&#8217;ya sevkiyatının (henüz atıklarla ilgili imzalanmış bir sözleşme bulunmamaktadır) Karadeniz-Kanal İstanbul güzergahından yapılma olasılığını  buraya not düşelim.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Proje çılgın olduğu ölçüde gerçekleşme ihtimalinden uzak değerlendirilirse güç kaybetmekte olan bir siyasi iktidarın yeni inşaat ve ilişkilerden devşireceği rant ile gücünü geri kazanmaya dönük hamle yapacağı gözden kaçırılabilir. Ayrıca siyasi iktidarın, toplumsal muhalefet karşısında 2018 yılının Eylül ayında Mckinsey danışmanlık firmasına ekonomiyi denetleme yetkisini vermekten geri adım atması, termik santrallerin filtresiz çalıştırılmasına verilen onayı geri alması ve Ziraat Bankası&#8217;nın Simit Sarayı&#8217;nı kurtarma kararını geri çekmesi gibi bir sonucun Kanal İstanbul için beklenmesi de mücadele açısından yalnızca zaman kaybı olabilir. Kanal İstanbul Projesi,  İstanbul&#8217;a karşı açılan bir sav-aş olduğu kadar yıllardır giderek artan şekilde hukuksuzluğun, anti demokratik uygulamaların mağduru sivil toplumun müdahalesini gerektiren bir demokrasi sorunudur. Dolayısıyla bu projenin sav-ılması ancak tüm sivil toplum kurum ve örgütleriyle çevre hareketinden emek hareketine, su hakkı savunuculuğundan temiz hava hakkı, hayvan hakkı,insan hakkı savunuculuğuna ekoloji ve barış mücadelesinin içinde bulunduğu darboğazı aş-masıyla mümkün olabilir.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/ekoloji-ve-baris-mucadelesinin-darbogazi/">Ekoloji ve Barış Mücadelesinin Dar&#8221;boğazı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3. Hasankeyf Küresel Eylem Günü Çağrısı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/07/3-hasankeyf-kuresel-eylem-gunu-cagrisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Jun 2019 10:20:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankeyf]]></category>
		<category><![CDATA[Ilısu Barajı Projesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39423</guid>

					<description><![CDATA[<p>Daha önce 1. ve 2.si yapılan Hasankeyf Küresel Eylem Günü’nün 3.sü 7-8 Haziran’da dünyanın farklı yerlerinde eylem ve etkinliklerle gerçekleşecek. 10 Haziran’da suyun tutulmasına karşı Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi, Hasankeyf’in yaşaması ve Dicle nehrinin özgür akması için bütün kurumları, STK’ları, örgütleri 7-8 Haziran’da bu yıkıma karşı ses olmaya davet ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/07/3-hasankeyf-kuresel-eylem-gunu-cagrisi/">3. Hasankeyf Küresel Eylem Günü Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>12 bin yıllık antik kent Hasankeyf’i, 199 köyü ve üstün biyoçeşitliliğe sahip Dicle Vadisi’ni sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı Projesinde 9 yıl inşaat sonucu sona yaklaşıldı. Sınıraşan sulardan olan Dicle Nehri üzerinde yapılan Ilısu Barajı sadece bölge halkı ve Türkiye halklarına yıkım getirmeyecek, Irak ve Suriye haklarına da büyük bir yıkıma neden olacaktır.</p>
<p>Küresel Eylem Günü çağrısının ayrıntılarını <a href="http://www.hasankeyfgirisimi.net/?p=844&amp;lang=tr">burada</a> bulabilirsiniz.</p>
<p>İletişim için:</p>
<p>Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi – hasankeyfgirisimi@gmail.com</p>
<p>Mezopotamya Ekoloji Hareketi – meh@mezopotmayaekoloji.org</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/07/3-hasankeyf-kuresel-eylem-gunu-cagrisi/">3. Hasankeyf Küresel Eylem Günü Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİHM’in Hasankeyf Kararına Tepki</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/22/aihmin-hasankeyf-basvurusu-icin-kabul-edilmezlik-karari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Feb 2019 12:56:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[Batman]]></category>
		<category><![CDATA[Batman Çevre Gönüllüleri Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Emin Bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Argünağa]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankeyf]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=35576</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Hasankeyf'in korunmasına ilişkin davayı reddetmesine tepki gösteren Batman Çevre Gönüllüleri Derneği Denetleme Kurulu Başkanı Hasan Argünağa, "Dünyaya mal olmuş bir kültürel mirasın özen ve hassasiyetle gözetilmesi gerekirdi. " dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/22/aihmin-hasankeyf-basvurusu-icin-kabul-edilmezlik-karari/">AİHM’in Hasankeyf Kararına Tepki</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batman Çevre Gönüllüleri Derneği Denetleme Kurulu Başkanı Hasan Argünağa kararla ilgili olarak, ‘’Biz bu sonucu beklemiyorduk. AİHM adil olmayan bir karar alıp kendi norm ve değerleriyle çelişmiştir. Dünyaya mal olmuş bir kültürel mirasın özen ve hassasiyetle gözetilmesi gerekirdi. Söyleyebileceğimiz tek şey AİHM adaleti gözetmemiştir!’’ dedi. Dernek başkanı  Recep Kavuş ise, bu konunun AİHM’e gitmeden çözülmüş olması gerektiğini, iç hukukun bu konudaki kararını üzüntü ile karşıladıklarını ifade ederek şunları söyledi “AİHM’e gitmeden kendi iç hukukumuzdaki çelişkilere bakmamız gerekir. Kapadokya’da bir otelin inşaatı kamuoyu oluşturularak iptal edilebiliyor da Hasankeyf’in neden edilmiyor? Burası uygarlık değil mi? Henüz kazıları bitmemiş, keşifler tamamlanmamış medeniyetlere beşiklik etmiş bir alandan bahsediyoruz. Bu mücadelede Zeynep Ahunbay’ı anmadan geçemiyorum. UNESCO&#8217;ya, arkeolojiye muazzam katkıları olan bir profesör bile ümitsizliğe düşüyorsa şapkayı önümüze koyup düşünmemiz lazım. Ben hala Hasankeyf sular altında kalmamışken yapılacak bir şeyler olduğuna inanıyorum. Hasankeyf’i yaşatmamız lazım. Herkesi aklıselim davranmaya davet ediyorum.”</p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Batman Doğal Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Emin Bulut da, kararın sürpriz olmadığını ancak üzüntü ile karşıladıklarını belirterek, ‘AİHM adalet komisyonu işlevini yitirmiştir. İnsan haklarının, doğa haklarının talan edildiği bu dönemde Avrupa bizzat bu eserleri taşıma görevini üstlenmiştir. Hasankeyf’in tarihi eserlerini taşıyan şirket Hollandalılara aittir. Bunlar çıkarını düşünüyorlar. Tarihi eserlerle beraber insanların da taşınması söz konusu. Dünyada ilk kez mahkeme kararı ile 100 bin insanın taşınması kararı çıkmıştır. Yerlerinden edilecek insanlar için travma ve tam bir insan hak ve özgürlükleri ihlalidir. Bu ıslahat projesi doğaya, insanı doğayı, çevreyi yok etme projesidir. İkinci bir Nuh Tufanı’dır. Biz doğacılar, çevreciler ve hak savunucuları olarak insanlık tarihinin gelecek nesle aktarımı konusunda endişeliyiz. dedi.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/22/aihmin-hasankeyf-basvurusu-icin-kabul-edilmezlik-karari/">AİHM’in Hasankeyf Kararına Tepki</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasankeyf&#8217;te Tarihe Gözü Yaşlı Veda</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/10/hasankeyfte-tarihe-gozu-yasli-veda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Sep 2018 10:15:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Artuklu Hamamı]]></category>
		<category><![CDATA[Batman]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankeyf]]></category>
		<category><![CDATA[Ilısu Barajı]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Abdullah Zaviyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynel Bey Kümbeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=30297</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ilısu Baraj Gölü altında kalacak olan antik Hasankeyf'te tarihi eserler birer birer taşınıyor. Son olarak 12'nci yüzyılda Artuklular tarafından inşa edilen İmam Abdullah Zaviyesi 2.5 kilometre mesafeye taşındı. Hasankeyf sakinleri tarihi yapının taşınmasını gözyaşlarıyla izledi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/10/hasankeyfte-tarihe-gozu-yasli-veda/">Hasankeyf&#8217;te Tarihe Gözü Yaşlı Veda</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baraja kurban edilen Hasankeyf yakında sular altında kalacak. İlçenin dört bir yanındaki tarihi eserler de bu nedenle yeni oluşturulan arkeoparka taşınıyor. Hasankeyf’teki Zeynel Bey Kümbeti ve Artuklu Hamamı’nın ardından İmam Abdullah Zaviyesi de Ilısu Barajı sularının altında kalmaması için taşındı. 1 saat 40 dakikada taşınan türbenin özel araçla geçişi sırasında ilçe sakinlerinin duygulanıp, gözyaşı döktüğü görüldü.</p>
<p>Tarihi yapının sabah erken saatlerde özel araçla yaklaşık 2,5 kilometre uzaklıktaki arkeoparka taşınma işlemlerini izleyen Kesmeköprü-3 köylüleri duygulu anlar yaşadı. 9 çocuk annesi Selime Tapkan (65), yıllarca komşu oldukları türbenin köylerinden uzaklaşmanın hüznünü yaşadıklarını ifade etti. Gözyaşlarını tutamayan Tapkan, “İmam Abdullah Zaviyesi türbesiyle yıllarca komşuyduk. Çocukluğumuzdan beri hep ziyaretine giderdik. Şimdi de bizden uzaklaştı. Buradan ayrıldı diye üzülüyoruz” dedi. Sabah erken saatlerde türbenin taşınma işlemlerini izleyen Kesmeköprü-3 köyünden İbrahim Tapkan (73) da türbenin geçici sırasında el sallayarak “Nereye gidersen ziyaretine geleceğiz” demesi dikkat çekti.</p>
<p><strong>256 TEKERLİ MODÜLER SİSTEMLE TAŞINDI</strong></p>
<p>800 ton ağırlığında olan İmam Abdullah Zaviyesi’nin taşınmasıyla ilgili bilgi veren DSİ Genel Müdür Yardımcısı Murat Dağdeviren, tarihi bir gün yaşadıklarını belirterek şöyle konuştu:</p>
<p>“Hasankeyf’te üçüncü eserimizi taşıyoruz. İlk Zeynel Bey, ardından Artuklu Hamamı taşıdık, şimdi ise İmam Abdullah Zaviyesi’ni taşıyoruz. İmam Abdullah Zaviyesi, Artuklular döneminde 12’nci yüzyılda inşa edilmiş bir zaviye. Daha sonra İmam Abdullah’ın kabri esas alınarak, etrafına zaviye tekrar şekillendirilmiş. Ardında da 1478 yılında Akkoyunlar döneminde de bir restorasyon görmüş. Osmanlı döneminde de çeşitli restorasyonlar yapılmış, Kültür Bakanlığınca da güçlendirme yapıldı. Türbenin ağırlığı 800 ton, 256 tekerlekten oluşan modüler taşıyıcı sistemle 2400 metre uzaklıktaki yere yerleşecek. Taşıma işi, gerek koruma kurulu gerek, Kültür ve Turuzm Bakanlığı ve gerekse Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerince büyük hassasiyet gösterilerek gerçekleştirildi. Taşınan eserin fiziksel  durumu, bugüne kadar taşıdığımız eserler arasında en kötü durumda olandı. Eseri 1 saat 40 dakika da yeni yerine taşıdık. Yeni yerinde bundan sonra yerleştirme yapılacaktır. Çarşamba günü de 13 metre yüksekliğindeki minaresi taşınacak.”<br />
https://www.youtube.com/watch?v=73OJO-viydo</p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.gazeteduvar.com.tr/turkiye/2018/09/10/hasankeyfte-tarihe-gozu-yasli-veda/" target="_blank" rel="noopener">Duvar</a>, Batman DHA</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/10/hasankeyfte-tarihe-gozu-yasli-veda/">Hasankeyf&#8217;te Tarihe Gözü Yaşlı Veda</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sur ve Hasankeyf için 28 Nisan’da 20 Ülkede Eylem Var!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/23/sur-hasankeyf-icin-28-nisanda-20-ulkede-eylem-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2018 07:44:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Büşra Cizrelioğlu Sadak]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankeyf]]></category>
		<category><![CDATA[küresel eylemler]]></category>
		<category><![CDATA[sur]]></category>
		<category><![CDATA[Sur'un Yıkımına Hayır Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=26044</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır’da bir araya gelen çevre örgütleri, 28 Nisan gününü “Sur ve Hasankeyf için Küresel Eylem Günü” ilan ederek o gün 20 farklı ülkede düzenlenecek etkinliklere katılma çağrısında bulundular.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/23/sur-hasankeyf-icin-28-nisanda-20-ulkede-eylem-var/">Sur ve Hasankeyf için 28 Nisan’da 20 Ülkede Eylem Var!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyarbakır’da bir araya gelen beş çevre örgütü, 28 Nisan gününü Sur ve Hasankeyf için Küresel Eylem Günü ilan ettiklerini duyurdular. Sur’un Yıkımına Hayır Platformu, Mezopotamya Ekoloji Hareketi, İstanbul Sur’la Dayanışma Platformu, Hasankeyf İnisiyatifi, Munzur Özgür Aksın Girişimi imzalı ortak bildiriyi basınla paylaşan Sur’un Yıkımına Hayır Platformu’ndan Talat Çetinkaya, yaptığı açıklamada, “Bu kentler insanlığın ortak mirasıdır, herkese aittir. Dolayısıyla herkesi ilgilendirir. Bu nedenle bu kentlerin yıkımının, taşınmasının ve satışının durdurulması için herkesi sorumluluk almaya, bütün duyarlı çevreleri ve halklarımızı bulundukları yerlerde etkinliklere katılmaya, Dicle Nehrinin kıyısında bin yıllardır insanlığa ev sahipliği yapmış olan Sur ve Hasankeyf antik kentlerini sahiplenmeye davet ediyoruz.” çağrısında bulundu.</p>
<p>Diyarbakır’da yapılacak etkinlikler hakkında bilgi veren Çetinkaya, 28 Nisan günü Sur’da Ulu Camii önünde saat 12.00’da basın açıklaması ile başlayacaklarını ve açıklamadan sonra il dışından gelen sanatçılar ve heyetlerle birlikte kentsel dönüşümün hala devam ettiği Ali Paşa ve Lale Bey Mahallelerinde bir takım incelemeler yapacaklarını, akşam saatlerinde ise Sur ile ilgili şiir-müzik dinletisi ve belgesel gösterimi olacağını aktardı.</p>
<p>Sivil Sayfalar olarak, 28 Nisan “Sur ve Hasankeyf için Küresel Eylem Günü” ile ilgili Sur’un Yıkımına Hayır Platformu Eş Sözcüsü Büşra Cizrelioğlu Sadak ile görüştük…</p>
<p><strong>Büşra Hanım Merhaba, 28 Nisan gününün özel bir anlamı var mı, Sur ve Hasankeyf için Küresel Eylem Günü ilanının nihai hedefi nedir?</strong></p>
<p>28 Nisan gününün bizim açımızdan uluslararası ilgiyi ve dikkati Sur ve Hasankeyf’e çekme bağlamında bir önemi var. Çünkü 28 Nisan sonrası uluslararası kuruluşların birçok yerde toplantıları olacak. Bizler de toplantılar öncesinde insanlığın ortak mirası olan bu iki kentin korunması, taşınmasının ve satışının durdurulması için demokratik bir kamuoyu oluşturma çabası içindeyiz. Eğer bunu hep birlikte başaramazsak yıkım, taşınma ve satış işlemleri daha da büyüyüp içinden çıkılamaz hale gelecektir.</p>
<p>Bizim asıl hedefimiz Bu iki kent üzerinde dönen politik, ekonomik ve kültürel sömürünün bir an önce durdurulmasıdır. Hasankeyf’in 12 bin yıllık tarihi var. 60 yıl ömrü olan barajlar için Hasankeyf yıkılıyor, dinamitlerle tarih yok ediliyor. Tarih taşınmaz korunur diyoruz biz. Bu insani ve ahlaki bir ilkedir. Bize göre Tarih burada taşınmayacak, yok edilecek, makyajlanacak ve bir süre sonra kendi kendine yok olacak. Tarihi köklerinden kopardınız mı ne anlamı kalır ki zaten. Yine Sur Antik kentinde de benzer durum var. Yıkımların çok büyük bir çoğunluğu çatışmalı süreç bittikten sonra yapılmış. Sur insansızlaştırılmak istenmektedir. Sur’daki tarihin temel karakteri tarih ile birlikte kesintisiz yaşamın asırlarca korunmasıdır. Yine biz bu iki kentin ortak özelliği Dicle Nehri’nin kıyısında kurulmuş ve asırlarca birçok uygarlığa beşiklik etmiş olmasıdır. Sur ve Hasankeyf’in Dicle Nehri ile olan hikâyesi dillere destan olmuş, şarkılara, türkülere ve büyük aşklara ev sahipliği yapmıştır. Dolayısıyla insanlığın buradaki hatırası derindir, konjonktürel çıkarlara, hırslara kurban edilmemelidir. Bu yüzden asıl hedefimiz bu hafızanın yok edilmesinin önüne geçebilmek ve onu koruyabilmektir.</p>
<p><strong>Türkiye’nin diğer şehirleri ve dünyanın başka yerlerinde neler yapılması planlanıyor? </strong></p>
<p>Şimdi biliyorsunuz Her coğrafyanın kaderi belki de kronikleşmiş kavgalar ve sorunlardır. Yaşadığımız coğrafyada da Mezhep savaşlarından tutalım etnik ve politik savaşlara kadar çok geniş yelpazede aslında bir kavga dövüş coğrafyasının kaderini yaşamaktayız maalesef. Ortak kültürel mirasımız da bu savaşlara kurban edilmektedir. Özellikle milenyum diye tarif edilen 2000’li yıllardan sonra başlayan savaşlar adeta kültürü ve tarihi yok etme üzerine kuruludur. Afganistan savaşı ile başlayan süreçte bir zamanlar dünyanın merkezi sayılan,3 büyük dinde adı geçen 72 dilin konuşulduğu antik kent Babil’in yani Bağdat’ın Irak’ın ne hale geldiğini gördük. Yakın zamanda Halep ve Şam şehirleri. Şimdi de Sur ve Hasankeyf. Bizler bu ortak tarih ve Ortak Miras bilincine sahip herkesin katılacağı, içeriğini oranın kendisine bırakmak koşulu ile birçok yerde bu ortaklığı ve bu çığlığı duyurmaya çalışacağız. Yani genel hatları ile bu şehirlerde eylem ve etkinlikleri sınırlandırmak istemedik ama her yerde ortak talepler dillendirilecek. Bu taleplerimiz 28 Nisan da daha açık bir dille haykıracağız. Sesimizin duyulmasını istiyoruz. Tüm yetkilileri, duyarlı kurum ve kişileri bu sese ortak olmaya sorumluluk almaya davet edeceğiz.</p>
<p><strong>Bir ekoloji hareketi gönüllüsü olarak Sur ve Hasankeyf’in son durumu sizi nasıl etkiliyor, sürekli geriletilen kazanımlar karşısında mücadele motivasyonunuz nedir?</strong></p>
<p>Aslında bizler sadece ekoloji gönüllüsü değiliz, kendimizi sosyolojik olarak ta bu kentlerin bir parçası ve sorumluluk hisseden yurttaşları olarak ta tanımlıyoruz. Tabi ki bu yıkımlar ve kötü politikalar karlısında çok çok üzülüyoruz, morallerimiz de bozuluyor ister istemez, çünkü gözümüzün önünde tarihi ve kültürel değerlerimiz yıkılıyor, bunu seyredemeyiz tabi ki. Bu ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur zaten. Ama bizler tarih gözümüzün önünde yok edilirken tarihe yine bir not düşmekte kararlıyız. Bu kentleri yıkmak, satmak, taşımak bize göre insanlık suçudur. Bizler hiçbir şey yapmasak bile bu hikâyenin bu kötü politikaların teşhir edilmesi ve gelecek kuşaklara bu kötülüğün aktörlerini tarihe not düşme gibi bir görevle karşı karşıyayız. Yalnız değiliz biliyoruz. En büyük destek Hasankeyf ve Sur da yaşayan insanlardan geliyor. Hiçbirisinin rızası dâhilinde yapılmıyor bu yıkımlar. Buna çok tanık olduk bu süreçte. Çok net söyleyeyim her şey gücün oranına ve şiddetine göre yapılıyor. Yurttaşlar korkudan haklarını bile savunamıyor. Evimi korumaya çalışırken bir de cezaevine düşmek var işin içinde. Onun için insanlar devasa sorunlarına rağmen susmayı tercih ediyorlar. Ve bu da geçer diyorlar ama asla unutmayacaklarını her defasında bize söylüyorlar.</p>
<p><strong>Çevre örgütlerinin bu geri düşüşten kurtulması için neler yapması gerekiyor?</strong></p>
<p>Şimdi bir yerde insanların can güvenliği yoksa tarih kültür ve doğanın korunması doğal olarak ikinci plana itiliyor. Çevre örgütlerinin ortak bir akılla hiçbir etnik, dini, mezhepsel politik tuzağa düşmeden nerede bir yıkım varsa oradaki hafızaya sahip çıkmalıdır. Bize göre çevre örgütleri hareket alanı daraltıyor, bu konuda ülkelerin, politik hareketlerin ve konjonktürel dalgalanmaların hegemonyasına kapılıyor. Bu hareketler için böylesi bir durum intihardan başka bir şey değildir. Bakın bir Sur’da çatışmalı süreç devam ederken bile defalarca tarih doğa kültür yıkımdan bahsettik. Ama maalesef kan akarken, kimse bu sese pek kulak asmıyor. Şimdi ki mücadelemiz de de zorlanıyoruz. Talepler çok fazla. Bölgenin baskın bir sorunu var. Kürt Sorunu. Taleplerimiz bir şekilde çakışıyor, diğer taraftan devletin politikaları var. Sürekli kaşımıza çıkıyor. Bize soruşturmalar açılıyor. Mücadelemiz kriminalize edilmeye çalışılıyor. Ama tarih, kültür ve doğa üzerindeki talan ve yıkım sürece asla bu mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Çünkü Sur ve Hasankeyf’in bir suçu yok. Yıkamazsınız, satamazsınız, taşıyamazsınız demeye devam edeceğiz.</p>
<p><strong>Sur ve Hasankeyf’in ruhuna el fatiha okumalı mıyız, yoksa ne yapmalıyız?</strong></p>
<p>Tarih yok edilemez, kültür ortadan kaldırılamaz, doğayı bitiremezsiniz. Bunlar varlığımızın sebebidirler. Ama darp edebilirsiniz, yaralayabilirsiniz, çirkinleştirebilirsiniz. Şu an yapılan budur maalesef. Ama ona rağmen güzellikler yaşatılabilir. Biz bunun mücadelesini vereceğiz. Fatiha’yı, politik hareketlere, siyasi partilere okuyabilirsiniz ama tarih, kültür, toplum ve doğa farklı bir şeydir. Ne yaparsanız yapın yok edemezsiniz. Tüm kötülüklere rağmen günümüze kadar gelmiş insanlığın ortak mirası dediğimiz binlerce değer var. Biz insana, topluma, doğaya ve tarihe inanıyoruz. Her şeye rağmen umudumuz diridir. Bu kötülüklerin bir gün biteceğinden emin olmasak zaten evimize giderdik değil mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/23/sur-hasankeyf-icin-28-nisanda-20-ulkede-eylem-var/">Sur ve Hasankeyf için 28 Nisan’da 20 Ülkede Eylem Var!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Hasankeyf’i kutulara doldurup müze halinde sununca, o bir Hasankeyf olmuş olmuyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/28/hasankeyfi-kutulara-doldurup-muze-halinde-sununca-bir-hasankeyf-olmus-olmuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Aug 2017 11:00:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Batman]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankeyf]]></category>
		<category><![CDATA[Magma dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Özcan Yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17988</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birkaç sene önce arkadaşlarla Hasankeyf’i gezmeye gittiğimizde, turist olarak  orada bulunduğumuzu anlayan küçük çocuklar “Size yedi dilde rehberlik yapabiliriz” diyerek yanaşmışlardı yanımıza. İçlerinden birisine “O halde Hasankeyf’i İngilizce anlatarak bize gezdir” demiştik. O da ezberinden “The history of Hasankeyf goes back to…” diye başlamıştı anlatmaya. Biraz anlattıktan sonra minik rehberimize “Tarihi Hasankeyf öbür tarafa taşınırsa [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/28/hasankeyfi-kutulara-doldurup-muze-halinde-sununca-bir-hasankeyf-olmus-olmuyor/">“Hasankeyf’i kutulara doldurup müze halinde sununca, o bir Hasankeyf olmuş olmuyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birkaç sene önce arkadaşlarla Hasankeyf’i gezmeye gittiğimizde, turist olarak  orada bulunduğumuzu anlayan küçük çocuklar “Size yedi dilde rehberlik yapabiliriz” diyerek yanaşmışlardı yanımıza. İçlerinden birisine “O halde Hasankeyf’i İngilizce anlatarak bize gezdir” demiştik. O da ezberinden “The history of Hasankeyf goes back to…” diye başlamıştı anlatmaya. Biraz anlattıktan sonra minik rehberimize “Tarihi Hasankeyf öbür tarafa taşınırsa ne olacak?” diye sormuştum. Biraz durakladıktan sonra “Ne olacak ağabey tabii ki ‘tarihsiz’ Hasankeyf” olacak demişti. Sonra kaldığı yerden yani en baştaki “The history of Hasankeyf goes back to…” cümlesinden devam etmişti anlatmaya…</p>
<p>Geçen hafta Hasankeyf’teki kayaların dinamitle patlatıldığı sosyal medyadan kamuoyuna yansıdı. Büyük tepki toplayan yıkımın ardından Batman Valisi Ahmet Deniz, Twitter hesabından “Hasankeyf&#8217;te tehlike arz eden kayaların kaldırılması esnasında dinamit kullanılması kesinlikle söz konusu değildir” diye yazmış ve patlama görüntülerinin olmadığı bir video paylaşmıştı. Deniz daha sonra yaptığı bir açıklamada ise “Kısa zamanda bütün kurumlar taşınacak, yeni Hasankeyf butik Türkiye&#8217;nin örnek ilçelerinden biri olacak” demişti. Biz de konunun uzmanlarından, Hasankeyf’i Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımış olan Doğa Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve Magma Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek ile konuştuk. Özcan Yüksek ile Hasankeyf’te yaşananların arka planını konuşurken, söyledikleri aynı zamanda hafızalarımızı da tazeledi.</p>
<p><strong>Hasankeyf’te neler oluyor?</strong></p>
<p>Sıcak bir olay. Twitter’daki bir video sayesinde gündeme geldi. Türkiye Hasankeyf’e çok hassas. Ben her zaman baraj olana kadar bu durdurulur görüşünde oldum. Hasankeyf’le hem şahsi hem de dergi olarak ilgilendiğim için, yöreden bildiğim kişileri aradım. Hem devletin resmî açıklaması hem de yörede yaşayanların açıklamaları birbirini tutmuyor. Yalanlanmıyor da. Bu işi yapan kamu idaresi hidrolik kriko tekniğiyle patlatıldığını söylüyor, dolayısıyla oradaki insanların güvenliğini riske soktuğu için riskli kayalar alınıyor biçiminde lanse ediliyor. Bu açıklama kulağa iyi niyetli gibi gelebilir. Oysa oradaki halk ise buranın dinamitle patlatıldığını söylüyor. Ama çok da kamuoyunu tatmin edici bir açıklama henüz gelmiş değil.</p>
<p>Esasında patlamalardan sonra Batman Arkeoloji Müzesi’nden bilgi almaya çalıştık, soruşturduk. Oradan da bilgi gelmedi. Çünkü bizim Magma’dan bir arkeolog arkadaşımız da var doğrudan bölgeyi bilen, kazı yapan. Biz sadece sağlıklı bilgi alıyoruz. Bu patlamaları gerçekleştirenleri yalan söylüyor gibi bilgiye sahip değiliz. Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Hasankeyf adına dava açmış biri olarak aslında ben bir tarafım bu olayda.</p>
<h4>&#8220;AİHM’den daha kararlı bir duruş beklerdik! Yani Hasankeyf baraj suları altında kaldıktan sonra karar almışsın bir manası yok&#8221;</h4>
<p><strong>Hangi sene dava açmıştınız?</strong></p>
<p>Beş-altı sene oldu, tam hatırlamıyorum. Avukat Murat Cano, iki bilim insanıyla birlikte Hasankeyf’i insan hakları sorunu olarak gördük. İnsanın kültürel çevresinin de insanın bir parçası olduğunu söyledik. İnsanın sadece bedensel işkenceye ya da baskıya maruz kalması, çok dar bir görüş. Bu tanımı ilk biz orada değerlendirdik. O yüzden de biraz bocalandı, hiçbir şey gelmedi. Mahkeme bunu ‘acil’ gündemiyle yeni ele aldı, bana kalırsa çok da üzerinde durmuyor diye düşünüyorum. Dolayısıyla konuyla o yüzden ilgileniyorum.</p>
<p><strong>“AİHM gündeme aldı” demek ne anlama geliyor..</strong></p>
<p>Gündeme aldı demek mahkemenin bugün görüleceği anlamına gelmiyor. AİHM’den daha kararlı bir duruş beklerdik! Yani Hasankeyf baraj suları altında kaldıktan sonra karar almışsın bir manası yok.</p>
<p><strong>Konumuza geri dönersek , bir de şöyle bir de &#8216;kayalıkların düştüğü bölgelerde de eski kilise kalıntıları ve şaraplıklar bulunuyor&#8217; iddiası vardı. Bir takım yöntemsel farklılıklar olabilir ama bu da yalanlanmadı…</strong></p>
<p>Evet. Esasında benim ilgi alanımın dışına çıkan daha karmaşık bir konu var: Oranın eski kazı başkanının verdiği raporlar var. Teyit etmiş değilim, gene bölgedeki insanlar bana söylüyor. Şu anda o kişi FETÖ davasından içeride. Onun hazırladığı raporları, biz ve konuyla ilgili insanlar tasvip etmemişti. O Hasankeyf’i kolaylıkla sular altına alabilmeyi teşvik eden bir sürü öneri ve fikirler getirmişti. Ve o çerçevede bunlardan birinin de yine onun görüşlerinden biri olduğu söyleniyor gene oradaki konuyla ilgili çevreler tarafından. Dinamitle patlatma meselesi, oradaki kayaların insanların can güvenliği tehdit ettiği meselesinin de onun önerileri olduğu ifade ediliyor. Sonuçta tek yetkili olarak, şu anda FETÖ davasından içeride olan bir kişinin görüşleri doğrultusunda baz şeyler yapıldığı iddia ediliyor.</p>
<p><strong>Bu bir iddia ama..</strong></p>
<p>İddia ama net bir şekilde yine bakmak gerekiyor. O kişi hakkında başka bir sürü yolsuzluk gibi iddialar da var. Bunu belki de oradaki insanlara sormak lazım. Çünkü benim yaptığım gazetecilik o alanların dışında. Ama bunlarla mutlaka ilgilenmek ve araştırma yapmak lazım, ben biraz da onun için söylüyorum.</p>
<h4><strong>“Gerçekten riskli olan şeyler varsa yıkmak çözüm olmaz, risk içinde olanlarla bir çözüm bulunabilir”</strong></h4>
<p><strong>Doğaya müdahale edilmeden, Hasankeyf kendini sürdüremez miydi? Zira kale yapısının çok zayıf olduğu söyleniyor?</strong></p>
<p>Öyle olduğunu düşünmüyorum. Tek kalenin kapısında bir sorun vardı ama o mimari olarak çözüm getirilebilecek bir şey. Gerçekten riskli olan şeyler varsa yıkmak çözüm olmaz, risk içinde olanlarla bir çözüm bulunabilir. Bunlar çok teknik konular ama önemli olan Hasankeyf, Dicle Nehri’nin kıyısında olmasıdır. Hasankeyf, İslam tarihi açısından en önemli yerlerden biri. Halifeliğe başkentlik yapmış. Bugün İslam söylemi üzerinden bir sürü politik argümanlar üretiliyor, İslam kültürü sadece Müslümanlara ait bir şey değil, dolayısıyla İslam kültürü açından da hassasiyet göstermek gerekiyor. 50 yılda, 100 yılda olsa kültürel olarak insanlığın yarattığı eserlerden bahsediyoruz. Zaten oradaki türbey ya da yine Selçuklulardan kalan camii minaresi olsun, bunlar eşsiz yapıtlar. Onun dışında Hasankeyf coğrafi olarak Dicle Nehri’nin kıyısında, işte kayaların düştüğü iddia edilen yerde muazzam bir peyzaj var. Şöyle karşılaştırma yapabiliriz, Hasankeyf, Peru’daki Machu Picchu’den tarihsel ve uygarlık anlamında çok daha önemli ama aynı görsel etkiye sahip. Dolayısıyla orada Hasankeyf’i alıp, kutulara doldurup sonra başka bir yerde müze halinde sununca, o bir Hasankeyf olmuş olmuyor. Oradaki peyzajla, coğrafyayla, dokuyla ve nehrin kendisiyle beraber korumak gerekiyor. Fakat Hasankeyf’ten de daha önemli şeyler var. O baraj Avrupa’yı ve Orta Doğu’yu içine alan insanlık tarihinin -ilk tarımın, ilk köyün, ilk şehrin, ilk yazının- başladığı yer. Her şey orada başlıyor. O nehir onlara bunu öğretiyor ve onların kalıntıları var, işte Botan Çay’ında bir şeyler var. Dicle Nehri’nin içinde bir şeyler var. Çok azını biliyoruz. Daha bunların yayınlanmasına bile fırsat bulunmadı. Baraj 12 bin yıllık arkeolojinin belleğini yok edecek.</p>
<h4><strong>“Yeni Hasankeyf AVM içerisindeki animasyon parkları gibi olacak”</strong></h4>
<p><strong>Hasankeyf UNESCO’nun kültürel miras şartının 10’undan dokuzunu karşılıyor ve UNESCO’nun kültürel miras listesine alınması her zaman turizmi artıracağı anlamına da gelmiyor, UNESCO’nun getirdiği önlemlerin turistlerin gelmesine engel oluyor iddiaları  da var.  Misal: Fransa’da artık yavaş yavaş bölgelerin kültürel miras projesi kapsamına alınmasına itiraz edilmeye başlanmıştı, bölgeye tek tipleştirme getirdiği için. Öte yandan Batman valisinin &#8220;Yeni Hasankeyf butik. Türkiye’nin örnek içlerinden biri olacak&#8221; ifadeleri de var.  &#8216;Yeni Hasankeyf&#8217;ten ne anlamamız lazım?</strong></p>
<p>Az önce bahsettiğim gibi Hasankeyf’i taşıyınca, o artık Hasankeyf olmayacak. Bir kısım taşları orada kuracaklar, yerinden ve coğrafyasından ayrı yani o nehrin kıyısından ve kayalıklarından koparılmış bir şey olacak. Şimdiki insanların ilgisini çekebilir ama servetle kıyaslanamayacak bir değeri var Hasankeyf’in. Bilgi ve kültür açısından önemli. Sıfır geliri olduğunu farz edelim, yani terazinin bir tarafında milyarlarca dolar var diğer yandaysa Hasankeyf. Hasankeyf onlardan değersiz bir şey değil. Dicle’nin kendisi de Hasankeyf’ten daha kıymetli değil. Dolayısıyla onlar sadece kamuoyunu, iktidarın kendi yandaşlarını bile dehşete düşmesini önlemek için öne sürülen argümanlar. Bir çeşit su altı parkları vardır ya, en fazla AVM’lerin içinde yapılan animasyon parkları gibi olur yeni Hasankeyf’te öyle olacaktır. Yani kabul edilebilecek bir şey değil. Utanç verici zaten.</p>
<p>Tabii ki bu Dicle Nehri üzerindeki Hasankeyf projesi yani Ilısu Barajı çok eskiye dayanıyor. Yani utanç eskilere kadar gidiyor ama o zaman baraj denilen olayı her görüş bu kadar savunmuyordu. Yani en sol kesimde dahi “doğayı kontrol ediyoruz” gibi söylemler çok yaygındı. O zamanlar itiraz edilemezdi. Ama ne zaman ki, Fırat Nehri’ndeki Bizans eserleri yani Zeugma, sular altında kaldı ve o haber de  New York Times’a çıkınca o zaman önemsendi. Oysa Keban Barajı’ndan sonra pek çok tarihi eser sular altında kaldı. Sonradan bazı taşların müzelerin depolarında olduğunu da biliyoruz. Velhasıl bu bilinç Zeugma’dan sonra uyandı. Hasankeyf sular altında kaldıktan sonra Hasankeyf çok büyük travma yaşayacak.</p>
<h4>&#8220;Siz de baraj yaptığınız zaman IŞİD’den daha farklı bir şey yapmış olmuyorsunuz&#8221;</h4>
<p><strong>Niye?</strong></p>
<p>Çünkü bilinç çok daha fazla ve Hasankeyf sular altında kaldığında Türkiye elektriğinin sadece 1.5’i karşılanmış olacak. Yani o yüzden 1.5’lik elektriğin çok kıymetli bir yere harcandığını düşünsek bile ne yapacaklar! Tamamen bir fantezi, bir ekonomi yaratmanın ya da başka bir deyişle modern barbarlığın bir ürünü. Bizim şu benzetmeyi yapmamız gerekiyor: IŞİD Orta Doğu’da bazı şehirleri ele geçiriyor, müzeleri hava uçuruyor, “Ben bunları sanat ve kültür olarak tanımıyorum” diyor. Şimdi siz de baraj yaptığınız zaman IŞİD’den daha farklı bir şey yapmış olmuyorsunuz. Onun en azından bir ideolojisi var, yıkımla bir şeyler elde ediyor. Zaten öyle bir derdi de yok.</p>
<p><strong>&#8216;Yaratıcı yıkım&#8217; belki onunkisi.</strong></p>
<p>Bir anlamda evet. Biz de bunu aklı başında insanların ağzından işitiyoruz. Bu açıdan korkunç bir şey. Bizim kuşağımız bunu hakketmiyor. Buna yüksek sesle itiraz ediyoruz. Bu bir travma.</p>
<p><strong>Liman yapılması ne anlama geliyor, su altı turizmi mi?</strong></p>
<p>Herhalde öyledir. Liman dediği küçük bir liman anlamına geliyor, denize açılacak bir yol olmadığı için. Oradan gezi için tekneler kalkacaktır. Eskiden de propaganda amacıyla oradaki köylülere, yerel halka kendi kıyafetleriyle su kayağı yaptırıyorlardı. Su kayağı ve yöresel kıyafetli bir insan çok büyük zıtlık. Büyük gazeteler de bunu seve seve kullanıyordu. Amaçları “Bak neydiler, biz ne yaptık”ı göstermekti.</p>
<p><strong>Biraz da piyasa diliyle konuşursak Hasankeyf devletin tahayyül edeceği gibi bir &#8216;şeye&#8217; dönüşürse devlet bundan kâr edecek mi ya da turizm getirisi ne olacak?</strong></p>
<p>Turizm getirisi olması mümkün değil. Ama onun dışında Hasankeyf olduğu gibi korunsaydı ve iyi bir tanıtımı yapılsaydı, dünya çapında hem çok tanınan hem çok büyük bir turist çeken hem de ülkeye ve bölgeye çok büyük gelir getiren bir yer olurdu. Yani Türkiye’deki şartlar düzgün olsaydı. Düşünün şimdi bile Halfeti’ye dahi insanlar gitmiyor. Yani ülke daha kültürlü olsa insanlar oralara gitmek isterdi.</p>
<h4><strong>“Hasankeyf’i referanduma götürelim”</strong></h4>
<p><strong>Geri dönülmez noktanın neresindeyiz bu şartlar altında?</strong></p>
<p>Yani halk şuna karar verecek: “Hasankeyf’in ve Dicle havzasındaki arkeolojik yerlerin baraj altında kalmasına ve Dicle’nin bir nehir olarak yok olmasına evet mi diyeceğim ‘hayır’ mı diyeceğim?”. ‘Hayır’ yüksek sesle denilirse belki vazgeçerler. Tabii bugün içinde yaşadığımız siyasi sorunlar nedeniyle özgürlüklerin ciddi baskı altında olduğu bir dönem geçiriyoruz. Dolaysıyla daha sıkıntılı bunlar dile getirmek, fantezi olarak gelebilir ama bu tür şeyleri referanduma getirmeleri lazım. Halk neyi yok ettiğini, neyi yok etmediğine karar versin. O zaman hangi partiden olursan olsun burada Hasankeyf’i seçer.</p>
<p><strong>Neden?</strong></p>
<p>Çünkü halk gerçeği öğrendiği zaman ‘Hasankeyf gitmesin’ der. Yani Türkiye elektriğinin yüzde 1.5 için, &#8216;evet’ dediği zaman kendi eliyle Hasankeyf’i sular altında bırakmış olur.</p>
<p><strong>Kaldı ki bir sürü verimli toprakların sular altında kalması da söz konusu&#8230;</strong></p>
<p>Sadece orası için değil Türkiye dahilinde referandum yapılmasından bahsediyorum. Baraj yanlıları ne söyleyecek, öbür taraftakiler de keza. Baraj yanlıları kazandığı zaman da o kadar üzülmem. &#8216;Bu dönem bu halk bunu hak etmiyormuş, gelecek kuşaklar bizi lanetleyecekler&#8217; demeyeceğim ama bizim için pek iyi şeyler de söylemeyecektir. Bunun sorumluluğunu halkın, Türkiye’nin alması lazım.</p>
<p><strong>Hasankeyf hakkındaki ‘yıkım’ kararı bize devletin tarihi nasıl okuduğunu gösteriyor?</strong></p>
<p>Pek bir tarih okuduğunu zannetmiyorum. Kültürel bir profil görmüyorum. Daha çok yüksek oranda kazanç elde etmeye dayalı bir anlayış hakim.</p>
<h4><strong>“Hukuki süreç yürümediğinde sivil toplumun devreye girmesi gerekiyor”</strong></h4>
<p><strong>Bu noktadan sonra sivil toplumun yapabileceği ne var?</strong></p>
<p>Sivil toplumun organize olmamış kitlelerle ilişki kurması, onları da bu işin içine katması, çoğaltması önemli. Birilerine bırakmamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Bu başarılmamış mıydı peki?</strong></p>
<p>Şimdiye kadar epeyce bir mesafe alındı. Ama Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajı, bu on yıllık süre içerinde, hukuken de büyük gayr-i nizami bir sürü şeyden geçti. İşte mahkemelerin yerleri değiştirildi, o oldu, bu oldu vs. Normal hukuki süreçte yürümedi bir anlamda. Avukat Murat Cano bu işin avukatı, ondan dolayı biliyorum zaten birlikte açmıştık davayı. Hukuki süreç yürümediğinde sivil toplumun devreye girmesi gerekiyor. Doğa Derneği bu alanda kampanyalar yürüttü mesela Avrupa’daki finansmanlar kesildi. Biz o zaman Atlas Dergisi’ni çıkarıyorduk ve Batman’a kadar Doğa Derneği ile birlikte dergi okurlarıyla, iki tane tren kaldırdık yani destek olmak niyetiyle. Kararlığı belirtmesi nedeniyle treni seçtik. Bir anlamda ülkeyi bir baştan bir başa demir kararlığıyla geçiyoruz diye. Demir kararlılık gösterir, otobüs gibi değil, uçakla da gidebilirdik aslında. Bilinçli olarak simgesel bir yolculuk yaptık. Büyük ilgi gördü o zamanlar. Şu an Türkiye’nin çok yoğun gündemi var ama Hasankeyf’i unutmamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Peki OHAL koşullarında&#8230;</strong></p>
<p>OHAL’e rağmen Türkiye’de bir sürü faaliyet yapılıyor, yani bazı şeyler göze alınıyor. Hasankeyf için de bir olağanüstü hâl var. Söylemek, etmek, gazetecilerin, yazarların toplumun önde gelen kişilerin yani söz söyleyen herkesin burada bir sorumluluğu var. Hasankeyf şu veya bu partiden bir kişinin adı değil. Bütün zamanlara ait bir yapı. Bir de ister oyla gelsin ister tankla gelsin hiç kimseye bir nehri yok etme hakkı verilmez. Yani on binlerce yıldır akan bir nehri ister kral olsun ister ister oyla gelsin kimsenin böyle bir hakkı olamaz. Yani bir su kanalından bahsetmiyoruz. Bir kere bunu da bilmemiz gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/28/hasankeyfi-kutulara-doldurup-muze-halinde-sununca-bir-hasankeyf-olmus-olmuyor/">“Hasankeyf’i kutulara doldurup müze halinde sununca, o bir Hasankeyf olmuş olmuyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğa Derneği Konya çevresindeki balık çeşitliliğini koruma peşinde</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/16/doga-dernegi-konya-cevresindeki-balik-cesitliligini-koruma-pesinde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nebiye Arı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Aug 2017 11:57:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Beyşehir Gölü Havzası]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Kuşları Koruma Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankeyf]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[Nesli Tehlike Altındaki Balık Türlerini Koruma Projesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17690</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğa Derneği proje yürütücüsü Burçin Feran: Nesli tehlike altındaki balıkların ve hikâyelerinin gelecek kuşaklara aktarılmasından sorumluyuz. Doğa Derneği proje yürütücülerinden Burçin Feran ile  Beyşehir Gölü ve çevresinde nesli tükenmekte ve tehlike altında olan balıklara dair çalışmalarını konuştuk. Proje kapsamında ilgili tüm paydaşlarla balık türlerinin korunması için bir ağ kurulması ve ilgili tarafların katılımıyla bir koruma [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/16/doga-dernegi-konya-cevresindeki-balik-cesitliligini-koruma-pesinde/">Doğa Derneği Konya çevresindeki balık çeşitliliğini koruma peşinde</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doğa Derneği proje yürütücüsü Burçin Feran: Nesli tehlike altındaki balıkların ve hikâyelerinin gelecek kuşaklara aktarılmasından sorumluyuz.</strong></p>
<p>Doğa Derneği proje yürütücülerinden Burçin Feran ile  Beyşehir Gölü ve çevresinde nesli tükenmekte ve tehlike altında olan balıklara dair çalışmalarını konuştuk. Proje kapsamında ilgili tüm paydaşlarla balık türlerinin korunması için bir ağ kurulması ve ilgili tarafların katılımıyla bir koruma planının oluşturulmasının hedeflendiğini belirten Burçin Feran, Konya&#8217;nın balık çeşitliliği bakımından çok önemli olduğunu ve bu nedenle örnek çalışmalar yapılmasını umduklarını dile getirdi.</p>
<p><strong>Doğa Derneği’ni Hasankeyf’in sular altında kalmaması için yaptığı çalışmalardan biliyoruz, diğer çalışmalarınız hakkında da kısa bilgi verebilir misiniz? </strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-17697 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/FB_IMG_1502796518459.jpg" alt="" width="355" height="236" />2002 yılında kurulan, kurulduğu günden itibaren geçen on beş yılda hem Anadolu’da hem de dünyanın farklı yerlerinde çalışmalar yürüten Doğa Derneği, bugün yüzlerce gönüllüsüyle birlikte yaşayan bir imece. Dernek, uluslararası bilim ekibiyle birlikte “Önemli Doğa Alanları” yöntemini ortaya koydu ve 2004 yılında yayınladı. 2006 yılında Türkiye’nin “Önemli Doğa Alanları” kitabını hazırladı. Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN), geliştirdiğimiz &#8216;Önemli Doğa Alanı&#8217; yöntemini daha da geliştirerek korunan alanların belirlenmesi için uluslararası standart olarak kabul etti.</p>
<p>Doğa Derneği, Türkiye ve dünyadaki &#8216;Önemli Doğa Alanları’nın yaşaması için çok sayıda faaliyet yürütüyor. Çalıştığımız başlıca yerler, Burdur Gölü, Hasankeyf, İstanbul, Gediz Deltası, Urfa Bozkırları, Orta Anadolu ve Doğu Karadeniz Dağları, Seferihisar, Antakya ve Beypazarı. Dernek, “Hedef: Sıfır Yok Oluş” kampanyasıyla bu alanlarda yaşayan pek çok canlının neslinin devamı için çalıştı. Kelaynak, ceylanlar, flamingolar, endemik bitkiler, çizgili sırtlanlar, şah kartallar, boz ayılar, akbabalar ve nesli tehlike altındaki balıklar korumaya çalıştığımız canlılardan yalnızca birkaçı.</p>
<p><a href="http://www.birdlife.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Dünya Kuşları Koruma Kurumu’nun (BirdLife International)</a> Türkiye ortağı olan Doğa Derneği, hem yerel hem de uluslararası ölçekte pek çok projeye imza attı. 2010’da tüm Akdeniz Havzası’nın koruma stratejisini hazırladı. Amazon yerlilerine ve komşu ülkelere doğa mücadelelerinde aktif destek verdi. Hasankeyf’in UNESCO Dünya Mirası ilan edilmesi için gerçekleştirdiği uluslararası kampanya sonucunda Almanya, Avusturya ve İsviçre hükümetleri Hasankeyf’i sular altında bırakan Ilısu Barajı’na desteğini geri çekti. Doğa Derneği nereye giderse gitsin orada yaşayan insanları ve onların doğa kültürünü temel değer olarak kabul ediyor. Bu nedenle geçen yıllarda Anadolu ve dünyanın her yerindeki kadim toplumlardan çok şey öğrendi. Dernek, bu benzersiz deneyimi ve değerli bilgileri kuşaklar arasında taşıyabilmek için <a href="http://dogaaskina.org/">Seferihisar Doğa Okulu’nun</a> kurulmasına önayak oldu.</p>
<h4><strong>&#8220;Beyşehir Gölü Havzası’ndaki &#8216;Nesli Tehlike Altındaki Balık Türlerini Koruma Projesi&#8217; göl ve gölün toplama havzasında bulunan önemli balık türlerine dikkat çekiyor. Bölgede yok olan gökçe balığı, nesli tehlike altındaki türlerden yılan balığı, siraz, kızılkanat, yağ balığı, kaya balığı bunlardan bazıları&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Beyşehir Gölü ve çevresinde yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? Nedir sizi buraya getiren?</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-17699 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/FB_IMG_1502796493339.jpg" alt="" width="269" height="179" />Beyşehir Gölü, Dedegöl Dağları ile birlikte Birleşmiş Milletler SGP Küçük Destek Programı tarafından korumada öncelikli alan olarak belirlenen alanlardan birisi. SGP küçük destek programı 2017 yılında, belirlenen strateji doğrultusunda Dedegöl Dağları ve Beyşehir Gölü’nde gerçekleştirilecek dört farklı projeyi destekledi. Bu projelerden biri olan ve Doğa Derneği’nin bölgede yürüttüğü Beyşehir Gölü Havzası’ndaki &#8216;Nesli Tehlike Altındaki Balık Türlerini Koruma Projesi&#8217; göl ve gölün toplama havzasında bulunan önemli balık türlerine dikkat çekiyor. Bölgede yok olan gökçe balığı, nesli tehlike altındaki türlerden yılan balığı, sıraz, kızılkanat, yağ balığı, kaya balığı bunlardan bazıları. Proje kapsamında ilgili tüm paydaşlarla balık türlerinin korunması için bir ağ kurulması ve ilgili tarafların katılımı ile bir koruma planı kurulması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Beyşehir başta olmak üzere Konya bölgesinde balıkların neslinin tükenmesinin nedenleri neler ve bunun önlenmesi için ne gibi önlemler alınmalı?</strong></p>
<p>Balıklara yönelik tehditler göz önüne alındığında su ve yaşam alanı kalitesinde bozulma ve yaşam alanlarının yok olması, göle ulaşan derelere verilen kanalizasyon atıklarından kaynaklı kirlilik, tarımda sulamada kullanım amaçlı balıkların yaşadığı dere ve pınarlardan su çekilmesi, barajlar, sudak balığı (<em>Sander lucioperca</em>) başta olmak üzere yabancı yayılımcı türler tarafından avlanmasının öncelikli olduğu görüyoruz. Hazırlanacak koruma planında türlere ve yaşam alanlarının korunmasına yönelik acil koruma önerilerine yer vermeyi hedefliyoruz. Bu önerilere kısaca değinmek gerekirse, balıkların yaşam alanlarından su çekilmesine yönelik önlemler ve türlerle ilgili bilgilendirme panoları, korumada öncelikli balık yaşam alanlarına koruma statüsü verilmesi için gerekli faaliyetler, dere yataklarının betonlaşmasına karşı ve yayılımcı türler ile ilgili önlemler olarak düşünebiliriz.</p>
<p><strong>Konyalı  balıkçılar yaptığınız çalışmaları nasıl karşılıyorlar, bu konuyla ilgili şikayetler var mı?</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-17698 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/FB_IMG_1502803911615.jpg" alt="" width="400" height="266" />Şubat ayından bu yana Beyşehir ve çevresindeki göle komşu mahalle ve ilçelere ziyaretlerde bulunduk. Yaptığımız tüm görüşmelerde nesli tehlike altındaki balık türleri için en büyük tehdit, göle 1980’li yıllarda aşılanan sudak balığı. Göle aşılanan sudak (yereldeki ismiyle, levrek, dişli balık) etçil bir balık türü olması nedeniyle gölde yaşayan diğer balık faunasının yok olmasına neden olmuş. Diğer yandan sudak, ekonomik getirisi sebebiyle yereldeki balıkçının vazgeçemeyeceği bir av türü halini almış. Şimdi nesli tehlike altındaki balıklardan nadiren görülebilenleri, sudak gibi göle aşılanan yabancı türler sebebiyle göle ulaşan akarsulara kaçmış ve buralarda yaşamını devam ettirmeye çalışıyor. Balıkların son yaşam alanlarında aşamadığı setler, deşarj kanalları, elektroşokla avlanma, atıklar göl ve gölde yaşayan balık türleri üzerine diğer tehditler olarak yöre halkı tarafından sıkça dile getiriliyor. Diğer yandan halk yine göle sonradan aşılanan ve Çin sazanı dedikleri türden de çok muzdarip. Gölün yerli sazanının ve nesli tehlike altındaki balıkların yumurtalarını yiyerek sayılarını iyice azalttığından bahsediyorlar.</p>
<h4><strong>&#8220;Dünya Doğa Koruma Örgütü&#8217;nün (IUCN) hazırladığı ve dünya üzerinde nesli tehlike altında olan tüm canlı türlerini belirleyen Kırmızı Liste ölçütlerine göre Anadolu’daki 316 iç su balığından 102’sinin nesli tehlike altında&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Konyalılardan çalışmalarınıza ve doğayı korumaya yönelik beklentileriniz nelerdir? </strong></p>
<p>Anadolu, dünya üzerinde yüzey alanı olarak küçük bir yer kaplamasına rağmen, barındırdığı farklı bitki örtüleri, iklimler ve ekosistemler sayesinde oldukça büyük bir canlı çeşitliliğine sahip. Buzul çağlarında tüm dünya denizlerinde yaşarken bu dönemden sonra sadece Anadolu iç sularında kalan ve yıllar içerisinde yaşadığı alana adapte olarak türleşen balıkların farkına varmamız gerekiyor. Bazılarının boyları belki çok küçük ama akbabalar ve Akdeniz fokları gibi tehlike altındalar. Konya ili balık çeşitliliği bakımından çok önemli ve bu nedenle burada örnek çalışmalar yapılmasını umuyoruz. Dünya Doğa Koruma Örgütü (IUCN)’nün hazırladığı ve dünya üzerinde nesli tehlike altında olan tüm canlı türlerini belirleyen &#8216;Kırmızı Liste&#8217; ölçütlerine göre Anadolu’daki 316 iç su balığının 102’sinin nesli tehlike altında. Geçtiğimiz üç yıl içerisinde yeni belirlenen 21 dar yayılışlı iç su balığının değerlendirilmesi ise henüz yapılmamış, bu türlerin de neslinin tehlike altında olduğu düşünülüyor. Nesli tehlike altındaki balıkların ve hikâyelerinin gelecek kuşaklara aktarılmasından sorumlu olduğumuzu hatırlatır, alanla ilgili karar vericiler ve yerel halkın bu türlerin önemi, mevcut durumu, türlere yönelik tehditleri iyi anlamasını ve türlerin korunmasına yönelik acil koruma eylemlerinin planlanması konusunda birlikte hareket etmeye açık olmaları konusunda bizle iş birliği içerisinde olmaya davet etmekteyiz. İnternet adresimiz <a href="http://www.dogadernegi.org" target="_blank" rel="noopener noreferrer">www.dogadernegi.org</a> üzerinden bizimle irtibata geçebilirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/16/doga-dernegi-konya-cevresindeki-balik-cesitliligini-koruma-pesinde/">Doğa Derneği Konya çevresindeki balık çeşitliliğini koruma peşinde</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hasankeyf’in sular altında kalmaması için AİHM’e yaya olarak yürüyelim!&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/17/hasankeyfin-sular-altinda-kalmamasi-icin-aihme-yaya-olarak-yuruyelim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 May 2017 08:46:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[Batman]]></category>
		<category><![CDATA[Batman Çevre Gönüllüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dicle]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankeyf]]></category>
		<category><![CDATA[Ilısu Barajı]]></category>
		<category><![CDATA[Ilısu Barajı Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Recai Kutan]]></category>
		<category><![CDATA[Tarkan]]></category>
		<category><![CDATA[unesco]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynel Bey Türbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14785</guid>

					<description><![CDATA[<p>60 yıldır çalışmaları sürdürülen bir proje olan ve 10 bin yıllık Hasnakeyf&#8217;i sular altında bırakacak Ilısu Barajı’nın yapımında son düzlüğe girildi. Zeynel Bey Türbesi’nin iki kilometre uzağa taşınması ile hızlanan çalışmalar, bölgenin büyük bölümünü sular altında bırakacak. &#160; 1954 yılından bu yana çalışmaları sürdürülen ve Hasankeyf’i sular altında bırakacak olması sebebiyle gerek Türkiye gerekse uluslararası [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/17/hasankeyfin-sular-altinda-kalmamasi-icin-aihme-yaya-olarak-yuruyelim/">&#8220;Hasankeyf’in sular altında kalmaması için AİHM’e yaya olarak yürüyelim!&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>60 yıldır çalışmaları sürdürülen bir proje olan ve 10 bin yıllık Hasnakeyf&#8217;i sular altında bırakacak Ilısu Barajı’nın yapımında son düzlüğe girildi. Zeynel Bey Türbesi’nin iki kilometre uzağa taşınması ile hızlanan çalışmalar, bölgenin büyük bölümünü sular altında bırakacak.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1954 yılından bu yana çalışmaları sürdürülen ve Hasankeyf’i sular altında bırakacak olması sebebiyle gerek Türkiye gerekse uluslararası ölçekte büyük tartışmaların odağında olan Ilısu Barajı’nın yapımında, Zeynel Bey Türbesi’nin taşınması eşiği aşıldı. Barajın yapılacağı bölgede yüzey araştırması henüz alanın yarısına ulaşmamışken 289 arkeolojik SİT alanı tespit edilmişti. Barajın yapımı ile birlikte yaklaşık 50 metre yükselecek olan su seviyesi birçok tarihi yapıyı sular altında bırakacak.</p>
<p>Mardin ve Şırnak sınırları arasında yer alan Dargeçit ilçesinin 15 kilometre doğusunda, Dicle Nehri üzerinde yer alacak olan Ilısu Barajı; Batman, Siirt, Diyarbakır, Mardin ve Şırnak illerinde 200 civarında köy ile Hasankeyf ilçesinin tamamını etkileyecek.</p>
<p>Projeye kredi vermeyi planlayan Almanya, İsviçre ve Avusturyalı kredi kuruluşları da hazırlanan raporlarda önemli sorunlar tespit etmesi ve Türkiye&#8217;nin bu sorunlarla ilgili taahhütlerini yerine getirememesi neticesinde 2009’da projeden desteklerini çekmişlerdi. 2006’da kamulaştırılan Hasankeyf’i sular altında bırakacak baraj projesinin iptali için bugüne kadar 12 dava açılmış, birçok uzman raporu yayınlanmış ve ilçenin SİT alan olmasına rağmen projeden geri adım atılmaması, süreci Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) kadar götürmüştü. 2006 yılında AİHM tarafından kabul edilen davadan henüz bir karar çıkmış değil.</p>
<p>Hasankeyf’in tarih ve kültür mirasını yok edeceği için bölge halkı ve çevreciler tarafından tepki gösterilen proje hakkında Batman Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Hasan Argünağa ile konuştuk.</p>
<p><strong>Hasankeyf üzerine bir baraj yapılması yaklaşık 60 yıldır yılan hikâyesine dönen bir tartışma, bu tartışmanın tarihini biraz özetler misiniz?</strong></p>
<figure id="attachment_14790" aria-describedby="caption-attachment-14790" style="width: 262px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14790" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/hkeyf.jpg" alt="" width="262" height="277" /><figcaption id="caption-attachment-14790" class="wp-caption-text">Batman Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Hasan Argünağa</figcaption></figure>
<p>Ilısu Barajı Projesi’ni 1963 yılında, dönemin Devlet Su İşleri (DSİ) 10’uncu Bölge Müdürü olan Recai Kutan hazırlamış. Kendisi Saadet Partisi Genel Başkanı iken barajın temeli atıldığında da Enerji Bakanı’na projeyi sahiplenen bir teşekkür mesajı göndermişti. Mesajında “1963 yılında Diyarbakır DSİ 10. Bölge Müdürü olduğu dönemde Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin de planlamasını yaptıklarını hatırlatan Kutan, ‘Planlama çalışmalarının ardından 43 yıllık bir gecikmeyle de olsa, o günün çok zor şartlarında etüt edip belirlediğimiz Ilısu Barajı’nın inşaatına başlanmış olması, bizleri ziyadesiyle memnun ve mutlu etmiştir’ diyordu.</p>
<p>Yıllarca gündemde olan ve bazı konsorsiyumlarca yapılmak istenen Ilısu Barajı projesi, gösterilen büyük tepkiler ve çevre mevzuatlarına aykırılığı nedeniyle vazgeçildi. Konsorsiyumlar geri çekilince mevcut siyasi iktidar tarafından Ilısu Barajı’nın temeli yükseltilmeye başlandı.</p>
<h4>&#8221; Baraj nedeniyle göç edecek 70 bin civarında insanımız üretici iken tüketici olacaktır. Yüz binlerce dönüm birinci sınıf tarım arazisi, on binlerce hektar bağ, bahçe bostanlar, çok geniş ormanlar sular altında kalacak.&#8221;</h4>
<p><strong>Proje sadece insanların yerinden edilmesi ve bazı tarihi yapıların sular altında kalmasından ibaret değil, Ilısu Barajı tamamlanırsa Hasankeyf ve çevresi nasıl etkilenecek?</strong></p>
<p>Eğer Ilısu Barajı tamamlanırsa antik kent Hasankeyf dışındaki onlarca höyük ve tarihi mekân da sular altında kalacak. Dicle ve çevresinin çok zengin bir tarihi dokusu var. Gün ışığına çıkarılmayan tarihe yazık edilecek. UNESCO Dünya Mirası’nın 10 kriterinden 9’unu karşılayan Hasankeyf’in sular altında kalacak olması sebebiyle Ilısu Baraj Projesi’nin bir yıkım projesi olduğu gerçeğine inanıyorum. Bugüne kadar sayısız toplantı, panel, sempozyumda bilim insanlarını dinlediğimizde projenin hayata geçirilmesi halinde bölgemizin ılıman iklime daha güçlü bir geçiş yapacağını, bölgede zaten azalan kar yağışının daha da azalacağını, bunun doğal sonucu olarak yer altı su kaynaklarının daha çok çekileceğini, bunun doğa için felaket olacağını belirtmişlerdir<strong>.</strong> Onları tekzip eden kimse çıkmadı. Bölgemiz ve kentimiz kırsalındaki pek çok derenin yıllardır geçmişe nazaran kuruduğunu, kanatlılar başta olmak üzere pek çok hayvan neslinin tükenmeye başladığını görüyoruz. Ilısu’nun felaketin boyutlarını daha da büyüteceğine inanıyorum. Hasankeyf ve çevresi çok olumsuz etkilenecektir. Dev bir foseptik çukurumuz olacak. Çünkü şu anda Diyarbakır, Batman, Bismil, Silvan, Sason, Beşiri gibi yerleşim yerlerinin kanalizasyon lağım suları kimyasal ve biyolojik arıtma yapılmadan Dicle’ye bırakılıyor. Bir tedbir alındığına şahit olmadım. Şu an ve yakın zamanda su tutarsa lağım sularından kaynaklı olarak “koli basili” tavan yapacaktır. Misal olarak Diyarbakır’da uluslararası Hasankeyf Sempozyumu’nda bu gerçeğe dikkat çekilmişti. Doğrusu ciddi hastalıklardan endişe duyuyoruz ve bunun için de eleştiriler yapıyoruz. Baraj nedeniyle göç edecek 70 bin civarında insanımız üretici iken tüketici olacaktır. Yüz binlerce dönüm birinci sınıf tarım arazisi, on binlerce hektar bağ, bahçe bostanlar, çok geniş ormanlar sular altında kalacak.</p>
<p><strong>Peki bugüne kadar bu proje karşısında nasıl bir mücadele yürütüldü, ne gibi sonuçlar alındı?</strong></p>
<figure id="attachment_14788" aria-describedby="caption-attachment-14788" style="width: 326px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14788" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/zeynel.jpg" alt="" width="326" height="218" /><figcaption id="caption-attachment-14788" class="wp-caption-text">Ilısu Barajı suları altında kalmaması için 2 kilometre uzağa taşınan 550 yıllık Zeynel Bey Türbesi.</figcaption></figure>
<p>Şahsım ve çevreci arkadaşlarım yıllardır bu mücadeledeyiz. Hasankeyf’i savunanların ‘yabancı ülke ajanları’ olarak yaftalandığı ve bazen tehdit edilen süreçte bile Hasankeyf’i hep savunduk. Batman eksenli güçlü bir STK mücadelesi söz konusu oldu. Yüzlerce demokratik eylemle karşı çıktık yıllarca. Hasankeyf’te gece nöbetleri, Hasankeyf’e ‘Sadakat Treni’, Tarkan gibi önemli sanatçılar, Doğa Derneği ile verilen mücadelelerin belgeleri basında yer alıyor. Sayısız konferans, panel, sempozyum, radikal diye nitelenebilecek ancak yasalar ve demokratik çerçevedeki yürüyüşlerle yabancı konsorsiyumlar çökertildi. Ne yazık ki, alınan olumlu sonuçlara rağmen proje dayatıldı. Bazı bankaların bence kirli paralarıyla milletin katrilyonları, getirileri yanında götürülerinin kesinlikle cılız kalacağına inandığım proje için harcanmaya devam ediliyor. 199 yerleşim yeri, trilyonlarca liralık istimlak ödemesi, on binlerce dönümlük ekilebilir ve sulanabilir araziden elde edilecek gelirin yok olacağı gerçeğine hep dikkat çektik. Ilısu’yu bir güvenlik sorunu olarak gören anlayışı eleştirdik ve çözüm sürecinin pratik bulmasının olasılığı üzerinde durduk. Suriye ve Irak’a karşı suyun silah olarak kullanılmasının da enerji üretimine paralel olarak bol su bırakılması gerçeğinden dolayı mümkün olamayacağını söyledik. Sonuç; kapitalist anlayış, şirketlerin kâr amacı nedeniyle bu proje dayatılıyor. Biz çevreciler doğa için mücadele ettik. Örgüt adına dillendirilen ‘güvenlik amaçlı baraj’ düşüncesinin doğru olmadığı gerçeğini savunduk. Çünkü baraj örgütün silaha başvurmasından çok önce planlanmış. Hasankeyf, şirketlerin ve bazı çevrelerin kazancı için feda edilemeyecek kadar değerli bir doğa, tarih, çevre ve kültür hazinesidir. Bunu herkes böyle bilmelidir. Mücadelemiz, ülkemizin, bölgemizin zenginliği içindi. Pişman olduğum bir mücadele değildir.</p>
<h4>&#8220;Bize baraj ömrünü 340 yıl gösteren DSİ gerçeğine mi yoksa Türkiye’nin AİHM’e sunduğu 77 yıllık baraj ömrü gerçeğine mi inanalım?”</h4>
<p><strong>Zeynel Bey Türbesi taşındıktan sonra projede geri dönülmez bir noktaya gelindiği görüşü ağırlık kazandı, AİHM 2006 yılında kabul ettiği Hasankeyf başvurusunu bugünlerde karara bağlarsa ve karar başvurucularla Hasankeyf’in lehine olursa sizce nasıl bir süreç işler?</strong></p>
<p>Ilısu Baraj Projesi’ni Avukat Murat Cano AİHM’e taşımış. Sayın Cano, “Yalanlar üzerine kurulmuş yıkım projesi olarak nitelediğim Ilısu Barajı için DSİ kaynaklarının uydurduğu yalanları biliyoruz. Bize baraj ömrünü 340 yıl gösteren DSİ gerçeğine mi yoksa Türkiye’nin AİHM’e sunduğu 77 yıllık baraj ömrü gerçeğine mi inanalım?” diye konuşmuştu. Murat Cano, hukukçu kimliğiyle şu ifadeleri basının huzurunda söyledi: “Alfabenin birinci harfi ‘geçmişi değil, geleceği konuşuyoruz.’ Bu proje uygulanırsa Dicle ırmağı yok edilecek. Türkiye AİHM’e bilgi vermiş. Devletin verilerinden bilgi veriyorum;  7 milyar metreküp su sürekli tutulacak. Müdahale edildiğinde yeraltı suları çekiliyor. Bu proje yıkım projesidir. Kültürel mirasın korunması, uygarlığın korunmasıdır. Uygarlığın korunması ise geleceğin korunması demektir. AİHM’e verilen klasörler dolusu savunmada devletin projesi hakkında bilgiler var. Barajın ömrünü 53 ila 77 yıl olarak vermişler. AİHM’e verilen resmi belgedir. Kamuoyundan gizledikleri gerçekleri AİHM’e bildiriyorlar. Dünya bu gelişmeden haberdar değil. Dünya Hasankeyf´i bilmiyor. Birinci önerim Hasankeyf için görsel arşiv ve belgesel yok denecek kadar az, dünya kamuoyuna kaynak sağlamalı, belgesel hazırlamalıyız. Ama bu da yetmez. İkinci önerim var; AİHM salonunun bulunduğu Fransa’nın Strasbourg kentine yaya yürüyelim. Ne kadar duyarlı çevre, bilim insanı, gönüllü varsa bir araya gelip Hasankeyf´ten Ankara´ya, Ankara´dan AİHM´in bulunduğu Strasbourg’a yaya olarak yürüyelim. Heybemle ve elimdeki sopamla katılırım. Bu yürüyüşle sesimizi duyuralım. Altı ay sürse de yürüyelim. 21’inci yüzyıl uygarlığının mahkeme kapısına yürüyelim. AİHM salonu kapısında bize ´niye geldiniz?´ derlerse, ´yorulduk, dinlenmeye geldik´ diyelim. Yoksa yüreğimizin atışını kimse duymayacak ve hayallerimiz hiç önemsenmeyecektir. 3’üncü konsorsiyum tamamlanmak üzeredir. Dışarıdan gizlice kaynak sağlanıyor. Acil önlem almamız gerekiyor. Yoksa kaybederiz.” Bu ifadelere rağmen AİHM’e çok güvenmiyorum şahsen. Batman’da, İluh Deresi&#8217;nde akan ham petrol gerçeğini kamera ve fotolarla belgelendirdim. İç hukuk yolları tükenince AİHM’e taşıdım. Davamız iki yıl bekletildi ve şahsımın zarar görmediği gerekçesiyle dosya iade edildi. Zaten şahsım için değil, Dicle’den yararlanan insanlar ve hayvanlar ile doğa için dava açmıştım. Ilısu için AİHM yıllardır susuyor, bildiğim kadarıyla bir karar alınmamış. Murat Cano, Hasankeyf’ten AİHM kapısına kadar yürümemizi istemişti ya, bunu yapmadık. Hasankeyf lehine bir karar çıkarsa, buna uyulacağını sanmıyorum. AİHM hukuken Hasankeyf lehine karar vermeliydi. Baraj projesi dayatılıyor, mevcut hukuk ve anayasa zaten açıkça hiçe sayılıyor.</p>
<p><strong>Yıllardır Hasankeyf için mücadele etmiş kurum ve kişilerden biri olarak gelinen noktada neler hissediyorsunuz?</strong></p>
<p>90’lı yılların başından beri Hasankeyf’i savunuyorum. Bize Suriye ajanları diye yaftalayan kimi güvenlikçi anlayış sahiplerini hatırlıyorum. O zamanlar Hasankeyf’i savunanların sayısı parmakla sayılıyordu. Hasankeyf Gönüllüler Derneği, Hasankeyf Yaşatma Girişimi, Hasankeyf ve Dicle Vadisini Koruma Derneği ve Batman Çevre Gönüllüleri Derneği kurulmadan önce yazılarımla Hasankeyf’i sahipleniyordum. Sayın Cumhurbaşkanı, Batman’da yaptığı konuşmada, Hasankeyf’in pek çok medeniyete ev sahipliği yaptığını, bir baraja feda etmeyeceklerini ve DSİ yetkililerine bu konuda gerekli talimatı verdiğini söylediğinde hepimiz alkışlamıştık. Biz makul olanı hep önerdik. Bizim bakış açımız doğa, çevre, tarihin korunmasıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/17/hasankeyfin-sular-altinda-kalmamasi-icin-aihme-yaya-olarak-yuruyelim/">&#8220;Hasankeyf’in sular altında kalmaması için AİHM’e yaya olarak yürüyelim!&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
