<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hafıza arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/hafiza/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hafiza/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Nov 2021 12:41:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>hafıza arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hafiza/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ekolojik Yaşamaktan Yorulmadınız mı?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/ekolojik-yasamaktan-yorulmadiniz-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Güneşin Aydemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Nov 2021 12:41:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=75704</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ekoloji, bağlantıları keşfetme bilimidir. Kendi doğamızla, potansiyelimizle, bize verilmiş becerilerle bağlantıya geçerek yaşamaktır ekolojik yaşam. Çünkü insan kendi doğal hâlini buldukça heves, merak ve tutku ortaya çıkar. Bu hisler kendisinin bütünle bağlantısını kurmasına yardım eder ve bütünü kavramaya adım atar böylelikle. Kendi doğasını bulan insan ne yapsa “ekolojik” olur.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/ekolojik-yasamaktan-yorulmadiniz-mi/">Ekolojik Yaşamaktan Yorulmadınız mı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Buğday Derneği iletişim ekibinden Ayşik (Ayşe Nur) benden bir yazı istedi. Teselli mahiyetinde. Ben de yazayım diye oturdum bilgisayarın başına. Fazla düzene sokmadan yazacağım bir şeyler. Şimdiden uyarayım, bir giriş-gelişme-sonuç kaygısı taşımadan yazıyorum.</p>
<h5>Yorgun Gönüllere Ortaya Karışık Bir Teselli</h5>
<p>Teselli kelimesini düşündüm. Bir baktım etimolojisine. Arapça “slw” kökünden geliyormuş. Unutturma, gönlünü alma manasına gelirmiş. Elbette daha derin anlamları vardır harf ilmine göre, sayfalarca yazabiliriz ama burada teselli ihtiyacından dem vuralım. Unutmak istediğimiz neler var hayatımızda? Unutmak isteyen kim? Malum, bir ben var benden içerü demiş Yunus Emre.</p>
<p>İnsan’ın hafızası, bilinci başına dert. Bir yanıyla da yapabildikleri, bu sayede. Deneyim ve bilgilerini üst üste koyarak, öncekini hatırlayarak geliyor geldiği yere. Buğdaygiller olarak tohumlara pek değer veririz. Geçmişin bilgileriyle bir domates tohumu, domates atalarının, yetiştiricilerinin, atıldığı toprağın, yetiştiği iklimin bilgisini ve deneyimini taşır bünyesinde. Saymaya kalksak bir tohum içindeki zamanı, kaybolur gideriz.</p>
<p>Victor’un babası (ki onun ismi de Victor idi ama biz ona Tata derdik, Victor gibi), her sofraya oturduğumuzda, tabağındaki yemeğe uzun uzun bakar kalırdı. Sonra, meraklı sessizliğimize cevap mahiyetinde “teşekkür ediyorum” derdi. “Sofraya gelene kadar eli değmiş herkese ve her şeye teşekkür ediyorum. Ve bitiremiyorum teşekkürleri, taa zamanın başlangıcına kadar gidiyor ucu, öyle ki yemeğe geçemiyorum”.</p>
<p>Her düşünce, her niyet de bir tohum gibi davranır özünde.</p>
<p>Durum böyle olunca, yemeği yemeye başladığında, yediği sadece tabağındaki kadar değildi. Tohumlar, tohumların ilk hâlinden bugüne kadar gelen bütün atalarının genleri, tohumları açtıran güneş, tohumları çürütüp içinden can çıkaran toprak, candaki ateş, yağmurla ya da yerin altından gelen su, afetler, gübreler, zehirler; hatta onları eken, bütün bu süreci organize eden, hasat eden, paketleyen, taşıyan, alan, pişiren, servis eden insan ve insanların duygusal hâli, emeği, niyeti de vardı yemeğin içinde. Durum çok bileşenli derken, zamanı ve mekânı aşkın bir bütünlükten bahsediyoruz. “Düşünmeden mideye indirdiğimiz her lokmada, kim bilir neler giriyor bünyemize?” diye düşünmeden edemiyor insan.</p>
<h5>Yediklerimiz Şifamız Olacağına İlletimiz Oluyor</h5>
<p>Şimdi unutuversek bu silsileyi nasıl teşekkür edeceğiz? Hatta bırakalım teşekkür etmeyi, nasıl sindireceğiz?</p>
<p>Nitekim sindiremiyoruz. Yediklerimiz şifamız olacağına illetimiz oluyor bu şekilde. Mesele sadece sentetik zehirler de değil. Düşünsel zehirler de hasta eder, artık bunu biliyoruz. O nedenle sistem bütün olarak arınmalı, bunu savunuyoruz.</p>
<p>Kontaminasyon (bulaşan kirlilik) sadece bir son ürünün dokusundaki kimyasalda, taşındığı kasada, beklediği depoda değil, tüm boyutlarında gerçekleşiyor. Bu bütünsel arınma olmadan sadece kötünün iyisine teslim oluyoruz. O da tartışılır.</p>
<p>Bundandır sadece organik üretimin yeterli olmaması. Ya da tek başına onarıcı tarım yeterli değildir. Ya da sadece yoga yapmak, takas etmek, adil ticaretle uğraşmak, masal anlatmak, sanatla uğraşmak, bilimle uğraşmak yetmez. Hepsi mevzi birtakım düzeltmelerdir. Çünkü yaşamın kendisi kaotiktir, yani karmaşık hatta karmakarışıktır.</p>
<p>Ne yapıyor olduğumuzu bilsek dahi, aydınlanmış bir bilinçle baksak dahi, sonuçlarını asla tahmin edemeyeceğimiz bir ağdır yaşam. Her ne yapıyorsak yapalım sonuçlarını tam olarak bilemeyeceğimiz için de büyüklerimiz “Allah rızası için” diye başlarlar işlerine. Burada Allah, o bilinemez olan, o büyük gizem, asla tahmin edemeyeceğimiz bütündür özünde, hepimizin oluşturduğu büyük akıldır. Hatta o akıldan da fazlasıdır. Zira bütün, parçaların toplamından her zaman daha büyüktür.</p>
<p>Yaptıklarımızın sonucunu küçük akıllarımızla bilmemiz mümkün değildir. Sadece iyi olması için niyet edebiliriz ve bu çok şeyi değiştirebilir, evet. İyi ve kötü nedir, üzerine günlerce konuşuruz elbette ama şimdilerde “bütünün hayrına” dedikleri şey bu olsa gerek. Ki biz niyetimizle ancak kendi zulmümüzden korunmayı dileyebiliriz. “Bir bütün var benden içerü” diyerek ufak bir dokunuş yapalım, haddimizi aşarak.</p>
<h5>Doğa Hiçbir Şey İçin Çabalamaz</h5>
<p>Ekolojik yaşamla ilgili pek çok eğitim veriliyor: “Şöyle şöyle yaparsak ayak izimiz küçülecek. Dünyaya karşı sorumluluğumuzu yerine getireceğiz. Biz doğanın bir parçasıyız ve doğa hastalanırsa biz de hastalanırız”. Ya da, “kompost yaparsak, sıfır atık moduna geçersek, deterjan yerine sabun kullanırsak, az tüketirsek, kırsala yerleşip sarı kantaron yağı üretmeye başlarsak, çiftçi olursak, şiddetsiz iletişirsek… doğru davranış, doğru insan oluruz” gibisinden laflar, sözler.</p>
<p>Maalesef kötü haber şu ki, bunları yapınca doğa ile uyumlu bir yaşama geçiyor değiliz. Esasen bunları yapmalıyız evet, ancak bunları yapmak, doğayı anlama çabasının “doğal” sonuçlarıdır sadece. Vakti geldiğinde çaba göstermeden oluşacak olan doğal bir sonuçtan bahsediyorum. Her birini tek tek yapmaya çalışmak da çok yorucu bu arada. Çünkü çaba gerektiriyor. Doğa hiçbir şey için çabalamaz. Hatırlayalım; yangınlar çıktığında nasıl da teslim olmuştu. Bütün çabayı gösteren insanlardı.</p>
<p>Her sonucun pek çok öncesi olduğu gibi, bu sonuçların ortaya çıkabilmesi için de ön durum var. Özetle söylemek istediğim, bu eylemleri yaparak doğa ile uyumlu yaşıyor olmayız, biz doğa ile uyumlu bir “hâle” girdiğimizde bu eylemler ortaya kendiliğinden çıkar. Bunun için de işi gücü bırakıp kendimizi ekolojik yaşama adamamız gerekmiyor.</p>
<p>Ekoloji, bağlantıları keşfetme bilimidir. Kendi doğamızla, potansiyelimizle, bize verilmiş becerilerle bağlantıya geçerek yaşamaktır ekolojik yaşam. Çünkü insan kendi doğal hâlini buldukça heves, merak ve tutku ortaya çıkar. Bu hisler kendisinin bütünle bağlantısını kurmasına yardım eder ve bütünü kavramaya adım atar böylelikle. Kendi doğasını bulan insan ne yapsa “ekolojik” olur.</p>
<p>Yapmamız gereken, her ne yapıyor isek oradaki “doğal” hâlimizi bulmak. (Doğanın da öyle çok fazla kuralı yok ha, üç beş kuralla böyle muazzam bir yaşam sistemi yaratıyor, mucizesi burada). Kendi doğal hâllerini bulan zatlar, şu sıralar her şeyden çok ihtiyacımız olan bir alan oluşturur: Huzur. Doğanın huzur vermesi de bundandır. Bu zatlar aynı zamanda kendilerini doğal hâllerinden uzaklaştıracak her türlü eylemi reddederler, yaptıkları her şeye huzur bulaştırırlar ve ancak böyle insanlar kendilerine bir dünya inşa edebilirler.</p>
<h5>Her Şey Her An Değişiyor</h5>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-75708 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/gunesin-aydemir-640x836.jpg" alt="Güneşin Aydemir" width="247" height="323" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/gunesin-aydemir-640x836.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/gunesin-aydemir.jpg 784w" sizes="(max-width: 247px) 100vw, 247px" />Geceleyin uyku aleminde dağılmış zihnimi toparlamak için sabahlarımı kendime ayırıyorum. Odamın penceresinden boş boş bakıyorum. Gökyüzüne, yeryüzüne, üzerindeki ağaçlara, ağaçların üzerindeki kuşlara, uçan böceğe. Kahvemi yudumlarken, sokaktaki sesleri dinliyorum. Kuşlar, köpekler, kediler, uyanan insanlar, yaprakları kıpırdatan rüzgarla selamlaşıyorum. Yazının giriş cümlesine bağlamak için yazdım bunları da.</p>
<p>Geçmişimde, hem ben Güneşin olarak, hem de insan güneşin olarak, sabahtan akşama kadar inkâr etmek ve taş gibi unutmak istediğim çok şey var. Zaaflarım, çekişmelerim, bana kendimi kötü hissettiren her şeyi unutmak istiyorum, hatta olanların olmamış olmamasını isteyecek kadar da hadsizim. Ama penceremden baktığımda her şeyin her an değişmekte olduğunu, her değişimin bir önceki hâl ve hareketle bağlantılı olduğunu görüyorum. Bu durumda ben unutsam ne yazar, bütün sistem hatırlıyor olanları. Her yaptığım kayıtlı, hatta her düşünce kırıntım bile.</p>
<p>Düşünmeden edemiyorum, unutmaya verdiğimiz enerji ve emeği, olanı kabul* etmeye verseydik; her durumu yeni bir başlangıç olduğu kadar daha önceki sürümün bir uzantısı olarak görebilseydik; hatta bu yolla unutmak istediğimiz her şeyi yeni doğan günümüze yaren, eşlikçi, vesile etseydik, neler değişmezdi dünyamızda?</p>
<p>İşte benim tesellim burada.</p>
<p><em>*Kabul etmek genellikle boyun eğmek ile karıştırılıyor. Ben burada kabul etmeyi, tam olarak özgürlüğü ele almanın ve hayalini kurduğumuz bir geleceği hikâye etmenin ön koşulu olarak kullanıyorum. Arz ederim.</em></p>
<p><strong><em>Bu yazı ilk olarak 15 Ekim 2021 tarihinde<a href="https://www.bugday.org/blog/ekolojik-yasamaktan-yorulmadiniz-mi/" target="_blank" rel="noopener"> Buğday Derneği sitesinde</a> yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><strong>Fotoğraflar:</strong> Arzu Kutan</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/ekolojik-yasamaktan-yorulmadiniz-mi/">Ekolojik Yaşamaktan Yorulmadınız mı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osman Kavala’nın suçu: Hafıza düğümleri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/15/osman-kavalanin-sucu-hafiza-dugumleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Dec 2017 09:34:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi olayları]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Kavala]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20841</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Kavala’nın da öncülük ettiği sivil toplum alanı; geçmişle yüzleşme, toplumsal barış, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi temel ilkelerden hareketle desteklenen projelerle Türkiye’nin son yüz yıllık tarihinden farklı kesitlere odaklanan bir anma ve hatırlama ikliminin oluşmasına vesile oldu. Bu sivil toplum aktörlerinin her bir projesi veya benzer projelere sağladığı destek, tekçi anlatıya meydan okuyan karşı-hafızaya yeni bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/15/osman-kavalanin-sucu-hafiza-dugumleri/">Osman Kavala’nın suçu: Hafıza düğümleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Kavala’nın da öncülük ettiği sivil toplum alanı; geçmişle yüzleşme, toplumsal barış, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi temel ilkelerden hareketle desteklenen projelerle Türkiye’nin son yüz yıllık tarihinden farklı kesitlere odaklanan bir anma ve hatırlama ikliminin oluşmasına vesile oldu. Bu sivil toplum aktörlerinin her bir projesi veya benzer projelere sağladığı destek, tekçi anlatıya meydan okuyan karşı-hafızaya yeni bir düğüm attı&#8221;</strong><span id="more-21514"></span></p>
<p>Bilindiği üzere Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala 18 Ekim 2017’de gözaltına alındı, 1 Kasım’da ise “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti devletini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçlaması ile tutuklandı.<strong>*</strong> Tutuklama kararında Osman Kavala’nın “tüm terör örgütlerinin aktif olarak katıldığı ve destek verdiği” ‘Gezi Olaylarının’ yöneticisi ve organizatörü olduğu ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimine katıldığı iddia ediliyor.<sup>[1]</sup> Kavala’ya yönelik bu suçlamalar 2015’den beri günden güne otoriterleşen siyasal iktidarın hedefine koyduğu tüm kişi ve kurumlara yönelik suçlamaların ortak diline son derece uygun ifadeler. Bu öcüleştirme gramerinin çekimlendiği temel suçlama ifadeleri ise “terör örgütleri üyeliği”, “provokasyon” ve “darbe girişimine katılma veya destek verme”. Siyasal iktidarın birçok birey veya kuruma yönelik bu absürd suçlulaştırma dili çok temelde otoriter bir arzudan besleniyor. Kendi siyasal objektifi önünde bir “engel” olarak duran her türlü çabayı bertaraf etmenin yegâne yolu, bu aktörlerin ortaya koyduğu muhalefetin içeriğini bozarak, sessizleştirerek, kamusal alanda görünmez kılarak ve en nihayetinde hepsini ortak öcüleştirme siyasetinde öğüterek aynılaştırmaktan geçiyor.</p>
<p>Bu noktada Kavala’ya yönelik suçlamaların son iki yıldır gözaltına alınan veya hapse atılan birçok muhalifle neredeyse aynı içerikte olmasının bizi şaşırtmadığını söyleyip esasa dair konuşmaya başlamamız gerekiyor. Bu nedenle aslında Osman Kavala’nın niçin hapiste olmaması gerektiğini değil tam aksine niçin orada olduğunu anlatmamız gerektiğine inanıyorum. Zira birincisi hala siyasal iktidarı hukuk devleti sorumluluğuna çağırırken, ikincisi iktidarın bu sorumluluk alanından ısrarla kaçarak tam olarak ne yapmaya çalıştığına odaklanır. Zira devlet aklının Osman Kavala fezlekesinin en önde gelen ‘yazılamaz’ maddeleri onun karşı-hafıza uyanışına ve sivil-toplum alanlarının genişlemesine yaptığı derin katkılardır.</p>
<p>Michael Rotberg, Multidirectional Memory: Remembering the Holocaust in the Age of Decolonization[Çok Yönlü Hafıza: Sömürgesizleştirme Çağında Holokost’u Hatırlamak] isimli kitabında<sup>[2]</sup> dışlanmış grupların kamusal alana çıkan kolektif hafızalarının başka gruplara da kendi tanınma ve adalet taleplerini kamusal alana taşırmaya maddi ve sembolik kaynak sağladığını ortaya koyar. Hafızaların birbirine rakip olarak görüldüğü genel kanının aksine, Rothberg hafızanın çok yönlülüğüne vurgu yapar. Hafızanın bu çok yönlülüğü 2000 sonrası Kürt alanında yükselen üç hafıza dalgasının kamusal alanda hafızayı yeniden değerli kılmasıyla da ilgiliydi. 38’ Dersim Soykırımı’na yönelik sözlü tarih araştırmaları, 12 Eylül darbesi ve Diyarbakır Cezaevi anıları ve 1990’lardaki devlet şiddeti, faili meçhul cinayetler ve hak ihlallerine yönelik tanıklıkların derlenmesi (İHD, Göç-Der, Hafıza Merkezi vb.) bütün bunların da temelini oluşturan bir başka hafızanın ortaya çıkmasına vesile oldu: 1915 Ermeni Soykırımı hafızası. Hafızanın bu çok yönlülüğünün imkanlarını açığa çıkarmada 2000’lerin başından itibaren bu farklı hafıza kümelerinin aynı peyzajda buluşmasını ve bunların kamusal alana taşırılmasını sağlayan dört temel levye vardı: (1) Bireysel kimlik girişimcileri (Hrant Dink, Mıgırdiç Margosyan, Fethiye Çetin vb), (2) sivil toplum kuruluşlarının projeleri, (3) Kürt Hareketi’ne bağlı kurumların kültür-sanat aktiviteleri ve siyasal demeçleri ve (4) geçmişi işleyen edebi anlatılar.</p>
<p>Bu dört dinamiğin eş zamanlı etkileşimi gerçek anlamda bir karşı-hafıza ikliminin oluşmasına vesile oldu. Daha uzun bir yazının konusu olduğu için<sup>[3]</sup> burada bu dört temel aktörden sadece sivil topluma ve bu alanda da özellikle de Osman Kavala’nın öncülüğünü yaptığı Anadolu Kültür ve onun yerel bileşenlerine değinmekle yetineceğim. Bunlar dışında örneğin Kavala’nın danışma kurulunda yer aldığı Hafıza Merkezi gibi hak temelli kurumların 90’lı yıllara dair devlet şiddetini hafızalama çalışması veya KHK’lar ile kapatılan onlarca sivil toplum kurumunun hedeflenmesinin ardındaki temel saiklerden birisi bu karşı-hafıza inşasındaki kurucu rolleri idi. Bu anlamda Osman Kavala’nın rehin alınmasını bireysel bir olay olarak ele almayız. Bunu ilk başta sivil toplumun Türkiye’deki toplumsal muhalefetin direniş repertuvarına referans sunan infra-politikaların geliştirilmesindeki kurucu rolüne tahammül edemeyen despotik devlet aklının sivil toplumu boğmaya yönelmesi olarak düşünmek durumundayız.</p>
<p>Bu hafıza uyanışında sivil toplumun rolü istisnasız önemliydi. Özellikle Osman Kavala’nın öncülüğünde Anadolu Kültür’e bağlı olarak Amed’de açılan Diyarbakır Sanat Merkezi (DSM) bu alandaki uyanışın en etkili aktörüydü. DSM sergiler, söyleşiler, imza günleri, film gösterimleri vb. aktiviteleri ile ciddi bir etkide bulundu. 1990’ların ağır çatışma ortamından sonra sivil bir sanat girişiminin diyaloğa ve barışa hizmet edeceği düşünülerek kurulan ve Anadolu Kültür’ün ilk girişimi olan DSM; İstanbul’dan ve Avrupa şehirlerinden sanatçıların ziyaret ettiği, yerel sanatçılarla tanıştığı, ortak projeler tasarladığı herkese açık bir mekâna dönüştü. DSM, Diyarbakır’da sanat üretmek isteyen insanların profesyonel destek aldığı ve bağlantılar kurduğu önemli bir platform haline geldi. Nitekim 2007’de daha beşinci yılını kutlamadan “Türkiye’nin kültür hayatına en fazla katkıyı sağlayan adresler” sıralamasında beşinci sırada yer aldı.<sup>[4]</sup></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-68654" src="http://gazetekarinca.com/wp-content/uploads/2017/12/1-DSM-1024x268.jpg" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" srcset="http://gazetekarinca.com/wp-content/uploads/2017/12/1-DSM-1024x268.jpg 1024w, http://gazetekarinca.com/wp-content/uploads/2017/12/1-DSM-300x78.jpg 300w, http://gazetekarinca.com/wp-content/uploads/2017/12/1-DSM-768x201.jpg 768w, http://gazetekarinca.com/wp-content/uploads/2017/12/1-DSM-750x196.jpg 750w" alt="" width="750" height="196" /></p>
<p>DSM özellikle karşı-hafıza temelinde yeni bir öznellik alanının oluşmasında başrolü oynadı. Kurulduğu 2002’den beri onlarca etkinliğe ev sahipliği yaparak aynı zamanda emek-yoğun büyük kültür-sanat projelerine imza attı. Örneğin en son, 2016’da başlayan ve Kürtçe yayın yapan Lîs Yayınevi ile birlikte yürüttüğü KurdîLit: Türkiye’de Kürtçe Edebiyat ve Yayıncılık Ağı Projesi bunlardan sadece biri. Kültürel haklar ve ifade özgürlüğüyle ilgili tartışmalar açısından da kritik bir yerde duran Kürtçe edebiyatla ilgili mevcut bilgilerin derlenmesi amacıyla tasarlanan bu çalışma, Türkiye’de Kürtçe edebiyat ve yayıncılık alanında faaliyet gösteren aktörler (yayıncılar, yazarlar, çevirmenler, süreli edebiyat yayınları) ile ilgili temel bilgilerin bir araya getirilmesi ve online ortamda arşivlenmesini ve zaman içinde bu aktörlerle uluslararası alanda faaliyet gösteren edebiyat aktörleri arasında kurulacak daha yoğun bir iletişime katkı sağlamayı hedefliyor. Kürtçenin aynı zamanda bir edebiyat dili olarak hem Türkiye’de hem de dünyada yaygınlaşmasına ve tanınmasına destek olma amacıyla yola çıkan KurdîLit, var olan siyasi tartışmaları kültürel haklar boyutuyla yeniden gözden geçirmek açısından da büyük önem taşıyor.<sup>[5]</sup></p>
<p>Osman Kavala, 2000’lerin başından beri Türkiye’de sivil toplum alanının genişlemesinde çok temel bir rol oynadı. Farklı grupların maruz kaldıkları eziyet deneyimlerini birbiriyle buluşturan birçok kültür, sanat, edebiyat ve hafıza çalışmasının gerçekleştirilmesine destek oldu. Türkiye’nin kuruluşundan beri egemen konumda bulunan “ulusal birlik” temelli anma ve hatırlama rejimine meydan okuyarak özel alanlara hapsedilmiş karşı hafızaların ayaklanmasına ön ayak oldu. Kavala, ulusal birlik etrafında kurulan hafıza rejimini parçalayan, onun ötesine geçen bir karşı hafıza peyzajının kamusal alanda birikmesine olanak sağlayan her türlü desteği sunmakta tereddüt etmedi.</p>
<p>Kavala’nın da öncülük ettiği sivil toplum alanı; geçmişle yüzleşme, toplumsal barış, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi temel ilkelerden hareketle desteklenen projelerle Türkiye’nin son yüz yıllık tarihinden farklı kesitlere odaklanan bir anma ve hatırlama ikliminin oluşmasına vesile oldu. Bu sivil toplum aktörlerinin her bir projesi veya benzer projelere sağladığı destek, tekçi anlatıya meydan okuyan karşı-hafızaya yeni bir düğüm attı. Bu hafıza düğümleri Türk ulus-devletinin üzerine inkâr toprağı serptiği bir farklılıklar coğrafyasında, tedip ve tenkil aracılığıyla tabii kılınmış “zehirli bilgilerin” ayaklanmasının önünü açtı. İşte Osman Kavala’nın suçunu tam da egemenlerin gözüne batan bu hakikat talebinde aramak gerekir. Mevcut düşman repertuvarına uygun suçlama ezberleriyle Kavala’yı rehin alan iktidar aslında bu hakikat talebinin üzerini örtmektedir.**</p>
<p>*<a href="http://gazetekarinca.com/category/yazarlar/adnan-celik/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Adnan Çelik</a> tarafından kaleme alınan ve  <a href="http://gazetekarinca.com/2017/12/osman-kavalanin-sucu-hafiza-dugumleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">GazeteKarınca&#8217;da</a> yayınlanan söz konusu makale, yazarın ve sitenin de izni alınarak Sivil Sayfalar&#8217;da paylaşılmıştır.</p>
<hr />
<h5><a href="http://gazetekarinca.com/2017/12/osman-kavalanin-sucu-hafiza-dugumleri/#_edn1" name="_ednref1"><sup>[**]</sup></a> Fikir ve önerileri ile yazıya katkıda bulunan Yektan Türkyılmaz, Namık Kemal Dinç, Ayhan Işık ve Dilan Okçuoğlu’na çok teşekkürler.</h5>
<hr />
<p><sup>[1]</sup> Bkz.<a href="http://www.osmankavala.org/tr/osman-kavala-ile-dayanisma" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> http://www.osmankavala.org/tr/osman-kavala-ile-dayanisma</a></p>
<p><sup>[2]</sup> Michael Rothberg, <strong><em>Multidirectional Memory: Remembering the Holocaust in the Age of Decolonization</em></strong> (Stanford, Calif: Stanford University Press, 2009).</p>
<p><sup>[3]</sup> Bu konu ile ilgili daha uzun ve analitik bir makalem 2018’de Lexington Books tarafından basılacak olan <strong><em>Kurds in Turkey: Ethnographies of heterogeneous experiences</em></strong> isimli kitapta <strong>The Insurrection of « subjugated knowledges »: The Emergence of Multidirectional Memory in Kurdish Public Sphere</strong>başlığıyla yayınlanacak.</p>
<p><sup>[4]</sup> Bkz.<a href="http://www.diyarbakirsanat.org/diyarbakir-sanat-merkezi/c27/default.aspx" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> http://www.diyarbakirsanat.org/diyarbakir-sanat-merkezi/c27/default.aspx</a></p>
<p><sup>[5]</sup> Bkz.<a href="http://www.kurdilit.net/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> http://www.kurdilit.net/</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/15/osman-kavalanin-sucu-hafiza-dugumleri/">Osman Kavala’nın suçu: Hafıza düğümleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karakutu Derneği’nden Beyoğlu Hafıza Yürüyüşü</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/13/karakutu-derneginden-beyoglu-hafiza-yuruyusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Dec 2017 07:50:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Toplumsal Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Hafıza mekânları]]></category>
		<category><![CDATA[Hafıza Yürüyüşü]]></category>
		<category><![CDATA[Karakutu Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20774</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karakutu Derneği 16 Aralık 2017 Cumartesi günü İstanbul Beyoğlu’nda 18-25 yaş arası gençlerin katılımıyla Beyoğlu Hafıza Yürüyüşü gerçekleştiriyor. Hafıza Yürüyüşü, her gün önünden geçtiğimiz mekânların sessizleştirilen hikâyelerinin genç gönüllüler tarafından araştırılıp yürüyüşe katılanlarla paylaşıldığı bir etkinlikler dizisi. Açılış oturumuyla başlayan Hafıza Yürüyüşü, yönlendirici şifrelerin çözülerek mekanların bulunması ve buralarda genç gönüllülerle mekânın hikayesinin konuşulmasıyla devam ediyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/13/karakutu-derneginden-beyoglu-hafiza-yuruyusu/">Karakutu Derneği’nden Beyoğlu Hafıza Yürüyüşü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.karakutu.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Karakutu Derneği</a> 16 Aralık 2017 Cumartesi günü İstanbul Beyoğlu’nda 18-25 yaş arası gençlerin katılımıyla Beyoğlu Hafıza Yürüyüşü gerçekleştiriyor.</p>
<p>Hafıza Yürüyüşü, her gün önünden geçtiğimiz mekânların sessizleştirilen hikâyelerinin genç gönüllüler tarafından araştırılıp yürüyüşe katılanlarla paylaşıldığı bir etkinlikler dizisi. Açılış oturumuyla başlayan Hafıza Yürüyüşü, yönlendirici şifrelerin çözülerek mekanların bulunması ve buralarda genç gönüllülerle mekânın hikayesinin konuşulmasıyla devam ediyor ve günün deneyimlerinin paylaşılacağı bir kapanış oturumuyla son buluyor.</p>
<p><strong>Beyoğlu Hafıza Yürüyüşü<br />
Son Başvuru:</strong> 14 Aralık 2017 – 20.00<br />
<strong>Yürüyüş:</strong> 16 Aralık 2017 // 11.00 – 16.00<br />
Kontenjan 12 kişiyle sınırlıdır.<br />
Daha fazla bilgi ve soru için: <a href="mailto:sevinc@karakutu.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">sevinc@karakutu.org.tr</a></p>
<p>Katılım formu için <a href="https://goo.gl/forms/lBo3R88qcoj8VBbl1" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayın</a>.</p>
<p>Facebook etkinlik sayfası için <a href="https://www.facebook.com/events/881682878658032/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayın</a>.</p>
<p>Kaynak:<a href="http://siviltoplum.la/karakutu-derneginden-beyoglu-hafiza-yuruyusu/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> siviltoplum.la</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/13/karakutu-derneginden-beyoglu-hafiza-yuruyusu/">Karakutu Derneği’nden Beyoğlu Hafıza Yürüyüşü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hafıza</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/24/hafiza/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Aydagül]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Nov 2017 13:46:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[FARC]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Kolombiya]]></category>
		<category><![CDATA[Mirgün Cabas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20335</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;&#8230;bir anlaşmayla ile başlayan barışın kök salabilmesi ve sürdürülebilir olması için ulusal hafızanın da ulusun ortak olarak yaşadıklarını kapsaması, farklılıklarını kabul etmesi ve aynı topraklar üstünde yaşayan insanların değerlerini kutlaması gerekiyor. Ya da, ortak bir gelecek inşa ederken nereden geldiğimizi ve nerelerde hata yaptığımızı hatırlamamız&#8221; “Hafıza ve ulus.” Bu, Bogota’daki Kolombiya Ulusal Müzesi’nin 21&#8217;inci yüzyıldaki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/24/hafiza/">Hafıza</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;&#8230;bir anlaşmayla ile başlayan barışın kök salabilmesi ve sürdürülebilir olması için ulusal hafızanın da ulusun ortak olarak yaşadıklarını kapsaması, farklılıklarını kabul etmesi ve aynı topraklar üstünde yaşayan insanların değerlerini kutlaması gerekiyor. Ya da, ortak bir gelecek inşa ederken nereden geldiğimizi ve nerelerde hata yaptığımızı hatırlamamız&#8221;</strong><span id="more-21431"></span></p>
<p>“Hafıza ve ulus.” Bu, Bogota’daki <a href="http://www.museonacional.gov.co/Paginas/default.aspx" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kolombiya Ulusal Müzesi</a>’nin 21&#8217;inci yüzyıldaki rolünü belirlemek için 1999’da başladığı arayışın sonucunda yenilenen ilk galerinin adı. Arayış sürecinde, müze, ulusun farklı bölgelerinden yurttaşlar ve akademisyenlerle derinlemesine bir danışma süreci gerçekleştirmiş. Sonuçta, ortaya ülkenin karmaşık ve farklı yapısını yansıtan kapsayıcı ve etkileşimli bir müze hayali çıkmış. Yenilenen bu ilk galeride bir “çeşitlilik (<em>diversity</em>) duvarı” var.  Kültürel, sosyal ve siyasi çeşitliliği yeniden düşünmek müzeye kimin nasıl temsil edildiğini görme fırsatı vermiş.  Bu, dışlanmaları ve sessizliği değil de farklılıkları temsil eden sesleri dinlemeye davet olmuş. “Hafıza ve Ulus” galerisinin metrekaresi görece olarak küçük olmasına rağmen yüksek tavanın yarattığı hacim içinde “çeşitlilik duvarı” Kolombiya tarihinin ve sahip olduğu farklılıkların yarattığı zenginliğin hakkını vermek istercesine büyük duruyor.</p>
<p>Kolombiya hükümeti yakın bir zamanda ülkede elli yıldan bu yana var olan gerilla örgütü FARC’la barış anlaşması imzaladı. Bu, Kolombiya için olduğu kadar son zamanlarda olumlu gelişmelere hasret kaldığımız dünya için de iyi bir haber. Kolombiya Ulusal Müzesi’nde yaşanan değişim ile barış süreci arasında doğrudan bir ilişki olup olmadığını bilmemekle beraber “Hafıza ve Ulus” galerisini bir barış girişimi olarak da değerlendiriyorum ve çok değerli buluyorum. Bu gayret, <a href="http://www.peaceedu.boun.edu.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Boğaziçi Üniversitesi Barış Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi</a>’nin geçen hafta düzenlediği &#8216;Bir Arada Yaşama Kültürü Sempozyumu’nda dile getirildiği gibi “pozitif barış eğitimi” açısından çok önemli bir örnek olabilir. Söz konusu yaklaşıma göre, bireyin ve/veya bir grubun güçlenmesini sağlamak barış eğitiminde başvurulan araçlardan biri. Kolombiya’da farklı grupların varlığının kabulünün ve bunun Ulusal Müze’de kutlanmasının o grupların ülke nezdinde güçlenmesine katkı yapacağı muhakkak.</p>
<p><strong>Türkiye’de resmi hafıza ne kadar kapsayıcı?</strong></p>
<p>Kolombiya seyahatim boyunca kendi barış sürecimizi becerememiş olmamızın burukluğunu ve üzüntüsünü hissettim. Bogota’da ziyaret ettiğim Kolombiya Büyükelçimiz sayın Engin Yürür’ün iki ülkede yaşanan barış süreçleri hakkında paylaştığı içgörüler ufkumu açtı. Kolombiya ve Türkiye’de devlete şiddet yoluyla başkaldıran iki yasa dışı örgütle uzun zamana yayılan çatışma süreçleri olması dışında aslında oldukça farklı iki dinamik olduğunu anladım. Bu farklılıklar içinde Türkiye’nin kültürel, sosyal ve siyasi çeşitliliğinin resmi kurumlar tarafından kabul ve takdir edilmesi yolunda ne kadar tutucu olduğumuzu da fark ettim. Eğitim, sanat ve kültür yoluyla Türkiye’de var olan “<a href="http://www.metiskitap.com/catalog/book/5254">Ebru</a>”nun güzelliğini yaşamamızın ve bu zenginlikle gurur duymamızın mümkün olacağı günlerin hayalini kurdum.</p>
<figure id="attachment_22966" aria-describedby="caption-attachment-22966" style="width: 475px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-22966" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/11/Dereköy-Harabeler-768x432-640x360.jpg" alt="" width="475" height="267" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Dereköy-Harabeler-768x432-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Dereköy-Harabeler-768x432-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Dereköy-Harabeler-768x432-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Dereköy-Harabeler-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" /><figcaption id="caption-attachment-22966" class="wp-caption-text">Dereköy</figcaption></figure>
<p>Her ne kadar ülkemizin resmi hafızası biz yurttaşlara çok yalın ve temiz olarak sunulsa da tarihsel gerçekler fiziksel olarak karşımıza çıkıyor ve yüzümüze bir tokat gibi çarpıyor. Bunun bizzat bir örneğini eylül ayında gittiğim Gökçeada’da (<em>İmroz</em>) yaşadım. Zamanında 2000’e dayanan nüfusuyla Türkiye’nin en büyük köylerinden biri olan Dereköy’den (<em>Shinudi</em>) bugün geriye kalan hayalet yerleşimin metruk hali, sessizliği ve ıssızlığı insanın canını acıtıyor. 1964’te kapatılan Rum okullarının 2013’ten bu yana tekrar açılması ve <a href="http://www.agos.com.tr/tr/yazi/19344/imroz-rum-okullari-38-ogrenciyle-ders-basi-yapti" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><em>Kale Köy’deki (Aya Todori</em>) ilkokul binasının</a> tadilatı sonrasında ortaya çıkan temiz yüzüyle avunuyorum. İmroz Eğitim ve Kültür Derneği, anaokulu, ilköğretim ve lisede okuyan toplam 38 çocuk için okulları geliştirmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>Sivil hafızanın değeri</strong></p>
<figure id="attachment_22967" aria-describedby="caption-attachment-22967" style="width: 430px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22967" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/11/Aya-Todori-İlkokul-768x432-640x360.jpg" alt="" width="430" height="242" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Aya-Todori-İlkokul-768x432-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Aya-Todori-İlkokul-768x432-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Aya-Todori-İlkokul-768x432-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Aya-Todori-İlkokul-768x432.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 430px) 100vw, 430px" /><figcaption id="caption-attachment-22967" class="wp-caption-text">Aya Todori ilkokul binası</figcaption></figure>
<p>İşte bunun için ulusal hafızamızın acıları ve zenginlikleri içerecek şekilde sivil alanda ortaya çıkarılması ve saklanması çok değerli. <a href="http://hakikatadalethafiza.org" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Hafıza Merkezi</a> “geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlallerine ilişkin gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışıyor. Mağdurları adalet arayışlarında desteklemeyi hedefleyen, bu ihlaller ile ilgili toplumsal hafızayı güçlendirerek toplumsal barışa ve demokrasiye katkı sağlayacak çalışmalar yapıyor. <a href="https://hrantdink.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Hrant Dink Vakfı</a> ise Kültürel Miras programı altında Anadolu kültürünü, hafıza mekanlarını hatırlamamıza ve saklamamıza katkı sağlayacak çalışmalar gerçekleştiriyor. Vakıf, Hrant Dink’in de ofisinin bulunduğu ve Sebat Apartmanı&#8217;nda konumlanan eski Agos ofisini &#8216;<a href="https://hrantdink.org/tr/faaliyetler/projeler/hafiza-mekani" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Hafıza ve Vicdan Mekânı</a>&#8216;na dönüştürecek. Bir diğer iyi örnek olan <a href="http://www.anadolukultur.org/tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Anadolu Kültür</a> ise <a href="http://www.anadolukultur.org/tr/calisma-alanlari/kulturel-cesitlilik-ve-insan-haklari/8" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kültürel Çeşitlilik ve İnsan Hakları</a> alanındaki  çalışmalarıyla, “Anadolu topraklarında binlerce yıldır yaşayan farklı toplulukların kültürel çeşitliliği ve zenginliğinden yola çıkan sanat üretimini destekleyerek kültürel mirası canlı tutmayı ve görünürlüğünü artırmayı” hedefliyor.</p>
<p>Yakın geçmişimize özlem duyan kimse kaldı mı bilmiyorum ancak geçmişin dönmek istenecek bir hali olmadığını hatırlamayı önemli buluyorum. Onun için zaman zaman hafızamızı tazelemek önemli. Bu yüzden sevgili Mirgün Cabbas’ın <a href="https://canyayinlari.com/Kitaplar/inceleme/21081/2001-eski-turkiye-nin-son-yili" target="_blank" rel="noopener noreferrer">2001: Eski Türkiye’nin Son Yılı</a> kitabını beğenerek okudum ve ortaya çıkardığı eserin toplumsal hafızamıza katkısı çok değerli. Herkese geriye dönük 16 yıllık bir yolculuğa çıkacağınız bu kitabı öneriyorum. Kendi adıma, silahlı kuvvetlerin 2001 yılı boyunca siyasete sürekli ve çok sert bir şekilde müdahale etmesini 2017 farkındalığıyla okumak durumun ciddiyetini tekrar hatırlamak adına önemliydi. Benzer şekilde, medyanın 2001’de bugüne göre daha özgür olabildiğini görmek ise yolsuzlukla mücadele gibi konularda bağımsız medyanın rolünü hatırlamak da.</p>
<p>Şiddete karşılık barış konumlaması ötesinde, barış bir arada yaşama kültürü inşa etmek için olmazsa olmaz bir gereksinim. Uzun yıllara yayılan çatışmaları barış anlaşmaları yaparak bitirmek mümkün. Barış isteyen Kolombiya halkının hükümetin sunduğu ilk barış anlaşması taslağına &#8216;hayır&#8217; demesi bu sürecin zorluğunu gösteriyor. Kolombiyalılar, şiddetin bitmesini istedikleri kadar adaletin nasıl sağlanacağını da görmek istediler. O yüzden farklı ülkelerde işleyen <a href="http://hakikatadalethafiza.org/hakikat-komisyonlari-dunya-deneyimleri-ve-turkiye/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Hakikat ve Adalet Komisyonları</a> deneyimi öğretici. Ayrıca, bir anlaşmayla ile başlayan barışın kök salabilmesi ve sürdürülebilir olması için ulusal hafızanın da ulusun ortak olarak yaşadıklarını kapsaması, farklılıklarını kabul etmesi ve aynı topraklar üstünde yaşayan insanların değerlerini kutlaması gerekiyor. Ya da, ortak bir gelecek inşa ederken nereden geldiğimizi ve nerelerde hata yaptığımızı hatırlamamız.  Ne de olsa, <em>hafıza-i beşer nisyan ile maluldür</em> &#8211; unutkanlık insan halidir. Bu halimizin farkında olalım ve hafızamızı taze tutmaya gayret edelim.</p>
<p>*Ana görsel Kolombiya Ulusal Müzesi&#8217;ndeki &#8220;çeşitlilik duvarı&#8221;.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/24/hafiza/">Hafıza</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sen İmkânsızsın, Sensizlik İmkânsız: Acıları Ortaklaştırmak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/21/sen-imkansizsin-sensizlik-imkansiz-acilari-ortaklastirmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 May 2017 11:30:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu’nun Sürgünleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın 153. yılı]]></category>
		<category><![CDATA[Çetin Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Ferhat Kentel]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Hayal Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[sürgün]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Uras]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14855</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayal Etkinlik&#8217;in &#8216;Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın 153. yılı&#8217; vesilesiyle düzenlediği etkinlik tüm soykırım/sürgün mağdurlarının acılarının tanınması için bir çeşit çağrı niteliğinde; bir ihtimal daha var, o da sükûtun sessizliğine artık bir son vermek. Cem Yıldız’ın “İmkansız Aşk” adlı şarkısının sözleriydi üstteki başlığın ilk kısmı. Adı üzerinde imkansız aşkı anlatıyordu. Hayal Etkinlik’in düzenlediği “Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/21/sen-imkansizsin-sensizlik-imkansiz-acilari-ortaklastirmak/">Sen İmkânsızsın, Sensizlik İmkânsız: Acıları Ortaklaştırmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayal Etkinlik&#8217;in &#8216;Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın 153. yılı&#8217; vesilesiyle düzenlediği etkinlik tüm soykırım/sürgün mağdurlarının acılarının tanınması için bir çeşit çağrı niteliğinde; bir ihtimal daha var, o da sükûtun sessizliğine artık bir son vermek.</strong><span id="more-14855"></span></p>
<p>Cem Yıldız’ın “İmkansız Aşk” adlı şarkısının sözleriydi üstteki başlığın ilk kısmı. Adı üzerinde imkansız aşkı anlatıyordu. Hayal Etkinlik’in düzenlediği “<a href="https://www.sivilsayfalar.org/cerkes-surgununun-153-yilinda-anadolunun-surgunleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın 153. yılı</a>” başlıklı etkinlik, edindiğim izlenimler  ve yaptığım mülakatlar tam da bu başlığa uygun düşüyordu. Zira Türkiye toplumu devletiyle beraber hala geçmişiyle yüzleşmiş değil ve geçmişle yüzleşmedeki bu imkansızlık, aslında yarını inşaa etmeyi de imkansız kılıyor. Üstelik toplumda da  hafızalar arasında öncelikler, hiyerarşiler, “ama ve nedenler” oluşmuş durumda. Başka bir dille söylersek herkes kendi acısına ağıt yakıyor ya da kendi acısını tanınır kılmak istiyor. Zaten Hayal Etkinlik’in kurucusu Kelemet Çiğdem’in de açılış konuşmasında dile getirdiği gibi “Bu topraklar fazla acı biriktiren topraklar. Ne yazık ki, bu acıların yarattığı çok ciddi hatıralar da var hafızalarda. Artık biz bu acıları kendi içimizde cemaatleşerek yaşamayalım ve hep beraber paylaşarak acımızı iyileştirelim.”</p>
<p>Cezayir Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinlikte “soykırım/sürgün” temalı birçok sanat eseri mevcut. Eserler özel olarak Çerkes Soykırımı’ndan çok, üstbaşlık olarak soykırım temasına odaklanmış. Duvara yansıtılan projeksiyonda ise her ne kadar sürgündeki Çerkes ailelere ait fotoğraflar gösterilse de, fon müziğinde sürgün/soykırıma uğramış farklı halklara ait kendi dillerindeki ezgiler duyulabiliyor.</p>
<figure id="attachment_14857" aria-describedby="caption-attachment-14857" style="width: 351px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14857" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/IMG_4447.jpg" alt="" width="351" height="263" /><figcaption id="caption-attachment-14857" class="wp-caption-text">Hayal Etkinlik’in kurucusu Kelemet Çiğdem Türk</figcaption></figure>
<p>Organizasyonu düzenleyen Hayal Etkinlik’in kurucusu Kelemet Çiğdem’le başlıyoruz ilk olarak etkinlik hakkında konuşmaya. Çiğdem, Kafkasya’dan sürülmüş bir Çerkes kızı olarak bir sorumluluk hissettiği için böylesi bir etkinliğe imza attığını söylüyor sözlerinin başında. Etkinliğin hedefini ise “Bu topraklar çok ciddi sürgün ve soykırımları taşıyan topraklar. Dolayısıyla bizim artık bunları kendi içimizde değil de, ‘diğerleriyle, ötekilerle’ konuşmamızın vakti çoktan geldi” diyerek belirtiyor. Türkiye’yi oluşturan halkların çoğunun sürgüne maruz kaldığını hatırlatarak, halklar arasındaki iletişimsizliğin nedenini soruyoruz. Çiğdem “Ben bunu  konuşmamaya bağlıyorum. Kendi korkularımız var ve o korkularımızın içine hapsolmuşuz. Çok ciddi kalıplar var ne yazık ki ve  o kalıpları aşmakta zorlanıyoruz. O kalıpları bir araya gelip konuşarak aşacağımızı düşünüyorum. Aslında bir yandan şunun da çok farkındayız; gündelik hayatta sanki hiç sorun yokmuş gibi davranıyoruz fakat ufak bir kıvılcım olduğunda ciddi sorunlar yaşayan insanlar gibi davranıyoruz. Bunu aşmanın yolu bence bir araya gelip konuşmak. Ağır ama benzer hafızalar taşıyan insanların birbirini duymalarını ve iyileşebilmelerini dilemiştik Hayal Etkinlik olarak. Ve bugün bu salonda çok çeşit insan var olduğunu görüyorum” şeklinde cevaplıyor.</p>
<p><strong>“Soykırımlarda ‘benimki’ yoktur”</strong></p>
<figure id="attachment_14861" aria-describedby="caption-attachment-14861" style="width: 288px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14861" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/IMG_4451.jpg" alt="" width="288" height="216" /><figcaption id="caption-attachment-14861" class="wp-caption-text">Sanatçı Çetin Yılmaz</figcaption></figure>
<p>Etkinlikte eserleri yer alan Çetin Yılmaz’la da konuşuyoruz. Yılmaz, Çerkeslerin Kaberdey boyundan. Eserlerinin nasıl ortaya çıktığını sorduğumuzda “Soykırım, sürgün benim bir parçam” ifadelerini kullanarak &#8216;geçmişime yolculuğumun sonucunda çıkan işler bunların hepsi&#8217; diyor. Yılmaz’a eserlerinde neden sadece Çerkes soykırımına değil de ana tema olarak soykırım üzerine yoğunlaştığını sorduğumuzda ise “Bana sorarsanız dünyanın en büyük trajedisi Çerkes soykırımıdır. Ama bir Yahudiye sorarsanız Hitler’in yaptığı Yahudi soykırımı diyecektir. Ya da bir Kürt vatandaşa sorarsanız en büyük acıyı Saddam yaşatmıştır onlara. O yüzden herkesin acısı ve soykırımı büyüktür. ‘Benimki’ diye bir şey yok, olmamalıdır. Ben de, bir sanatçı olarak ne benim düşüncemde ne de işlerimde sınırlar olmamalı, bütün dünyaya hitap edebilmeli diye düşündüm. O yüzden sadece tek bir kitleyi, ırkı ya da milleti, yani Çerkesleri konu olan bir şey değil, daha genel bir söylemde bulunmak istedim acılar ve soykırım üzerine ve o şekilde çıktı bu işler. Yani insanı temel almak istedim. İnsanın, insana dair güzel şeylerin yok edilmesini bence dünyadaki en büyük acıdır. O yüzden bir sanatçı olarak onu dile getirmek istedim” şeklinde yanıtlıyor.</p>
<p>“<strong>İnsanlar birbirlerinin acılarını tanırsa devletin onayına muhtaç olmaz”</strong></p>
<figure id="attachment_14856" aria-describedby="caption-attachment-14856" style="width: 275px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14856" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/IMG_3087.jpg" alt="" width="275" height="206" /><figcaption id="caption-attachment-14856" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Ferhat Kentel</figcaption></figure>
<p>Etkinliğe katılan başka isimlerle de konuşuyoruz. Bunlardan bir tanesi de İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ferhat Kentel. İlk defa tüm  mağdur halkların bir arada anıldığını anımsatarak etkinlik hakkındaki düşüncelerini soruyoruz. Kentel sözlerine başlarken Türkiye’de kendi içine kapanmış cemaatlerden oluşan bir toplum yaşadığını belirterek  “Herkesin kendi derdi var. Bu dertler muhtemelen çok yüksek seviyede seyrettiği için kimsenin başkalarını duymaya mecali bile kalmıyor yani insanları biraz anlayışla karşılamak gerekiyor galiba. Ama herkes kendi içine kapandıkça  ne kendisi iyileşiyor ne de başkalarının iyileşmesine katkı sağlayabiliyor. Yani başkalarını duymuyor, halbuki başkaları da ‘duy beni, duy beni’ diye çağırıyor. Dolayısıyla şimdiye kadar herkes kendi acısını bir şekilde anlatmaya çalıştı ama galiba ilk defa böyle bir etkinlik yaratıldı. Yani Çerkesler kendi başlarına, Ermeniler kendi başlarına dertlerini anarlardı. MAZLUMDER, İHD gibi bir takım sivil toplum örgütleri dernekler vs. ‘birbirimizin derdini duyalım’ falan derlerdi. Ama galiba  bu anlamda benim yaşadığım soykırım, sürgün var ama başkasının yaşadığı da var diyen faaliyet oluyor. Bu açıdan benim inanılmaz bir saygıyla izlediğim bir etkinlik. İnşallah insanlar birbirini duyar, güzel bir etkinlik ve karşılaşma olur” diyerek etkinlik hakkındaki düşüncelerini dile getiriyor.</p>
<p>Kentel’e her mahallenin kendi sivil toplumu olduğunu ve diğer mahalleler söz konusu olduğunda duyarsızlaştıklarını, bu konuda sivil toplumun üzerine düşen görevlerini sorduğumuzda ise  “Bu aslında bir tür sivil toplumun alternatif üretme çabası diyebiliriz. Bu etkinlik pekâlâ örnek olabilir başka dernekler, vakıflar, sivil toplum kuruluşlarına. Aslında mesele sadece etnik, dinsel, cemaat meseleleri de değil yani benimki kültürel toplum seninki kültürel toplum, duyalım birbirimizi meselesi değil. Ayrıca başka şeyleri kurmak gerekiyor, örnek vermek gerekirse, sınıf meseleleri, özellikle şimdi bu kapitalizm denen düzen biraz ortalığı dağıtıyor, insanlar belki o yüzden kendi kimliklerine sarılıyorlar. O zaman şunu duymak lazım: Dünya kadar insan işinden gücünden atılıyor yok KHK oluyor, yok Tuzla’daki tershanede deney için insanlar öldürülüyor. Dolayısıyla bu Türklük, Kürtlük, Alevilik, Sünnilik vs. değil.  İşte, bir takım insanlar açlıkla, ölümle karşı karşıya kalıyor sadece yaşadıkları iş ve sınıf süreçlerinden. Dolayısıyla duyulması gereken şey sadece başkalarının sürgünü de değil, hepsini duymamız gerekiyor. Sivil toplum bütün bunlara kulağını uzatmak zorunda” diyor.</p>
<p>Prof. Dr. Kentel ayrıca bir arada yaşamı kurmak için devletten çok topluma daha çok iş düştüğünü de belirtiyor konuşmamızda. Kentel, “tanımak, bilmek, konuşmak sorun değil ama burada devletin ne yapacağından çok toplumda yaşayan bireylerin, insanların toplulukların galiba birbirlerini tanımaları daha önemli” ifadelerini kullanarak “insanların birbirlerinin acılarını tanıması halinde devletin onayına muhtaç olmadığını ve ancak başkalarının hikayelerinin duyulabilmesi, acılarının paylaşılabilmesi halinde  bir arada yaşanabilir bir toplum olunabileceğinin&#8221; altını çiziyor.</p>
<p><strong>Geleceği kurmak için geçmişle yüzleşmek şart</strong></p>
<p>Etkinliğe katılan diğer bir isim ise İstanbul eski milletvekili Ufuk Uras. Uras, bir hafızanın kendisini ifade etmesinin çok önemli olduğunu söylüyor sözlerinin başında. Amnésie (hafıza kaybı) ile amnesty (af) arasında etimolojik bir ortaklık olduğuna işaret eden Uras “Hafızamızı yenileyebilelim ki, olanları affetmeyelim. Bizim bildiğimiz her şeyi toplumun bildiğini varsayıp bunları geciktiriyoruz, öyle değil yani birçok insan kendi tarihiyle ne yüzleşiyor ne yüz göz oluyor ne de yüzsüzleşiyor, böyle iki arada bir derede gidiyor. O açıdan tabii çok kamusal bir faydası var” diyor etkinlik için.</p>
<figure id="attachment_14858" aria-describedby="caption-attachment-14858" style="width: 237px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14858" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/IMG_3096.jpg" alt="" width="237" height="178" /><figcaption id="caption-attachment-14858" class="wp-caption-text">TBMM 23. Dönem İstanbul milletvekili Ufuk Uras</figcaption></figure>
<p>Uras toplumların yaşadıkları acılar arasında da bir hiyerarşi kurulmaması gerektiğini de belirtiyor. Ufuk Uras “Mağduriyetin nesnelleştirilmemesi, mağduriyet hiyerarşisi oluşturmamak lazım. Herkesin acısı kendisine de diyebileceğimiz bir şey değil. Bu aslında geçmişle ilgili bir tema olmaktan çok geleceğimizi nasıl inşa edeceğimizle ilgili bir şey” diyerek toplum için geçmişle yüzleşmenin geleceği kurmada ne denli önemli bir faktör olduğuna vurgu yapıyor.</p>
<p><strong>Sonuç yerine…</strong></p>
<p>Yahya Kemal’in dediği  gibi “geçmişi mazide olan âtîyiz”. Ve nasıl bir gelecek kuracağımız geçmişle, hafızamızla kurduğumuz ilişkiyle yakından ilgili. Böylesi bir etkinlik farklı dillerde ortak acıları hiyerarşi kurmadan anlamamıza olanak sağlıyor. 22 Mayıs’a kadar sürecek etkinlik toplumun yaralarını sarmada hepimize yardımcı olacaktır. Son olarak yine aynı şarkının sözleriyle bitirelim, birbirimizi dinlemediğimiz, acılarımızı paylaşamadığımız bir mekan ve zamanda; Çığlık atsam sessiz/Sussam yine çaresiz/ Gölgeler içindeyim…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/21/sen-imkansizsin-sensizlik-imkansiz-acilari-ortaklastirmak/">Sen İmkânsızsın, Sensizlik İmkânsız: Acıları Ortaklaştırmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
