<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>gözaltı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/gozalti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/gozalti/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Jan 2020 10:07:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>gözaltı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/gozalti/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Benim kolumun yokluğu Türkiye&#8217;de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/12/benim-kolumun-yoklugu-turkiyede-insan-haklarinin-yoklugunun-da-en-net-gostergesidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Dec 2017 12:32:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayhan Bilgen]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Barosu]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Tabip Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Emma Sinclair]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Çocuk Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği]]></category>
		<category><![CDATA[HRW]]></category>
		<category><![CDATA[ifade özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları izleme örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[TİHV]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İnsan Hakları Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Veli Saçılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20755</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır’da beş hak örgütü, İnsan Hakları Haftası münasebetiyle bir günlük bir sempozyum düzenledi. Çocuk, kadın, cezaevi, işkence, ifade özgürlüğü gibi kategorilerin ele alındığı sempozyumda Türkiye’nin son iki yıllık insan hakları karnesi masaya yatırıldı. 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası vesilesiyle Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabip Odası, Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Türkiye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/12/benim-kolumun-yoklugu-turkiyede-insan-haklarinin-yoklugunun-da-en-net-gostergesidir/">“Benim kolumun yokluğu Türkiye&#8217;de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diyarbakır’da beş hak örgütü, İnsan Hakları Haftası münasebetiyle bir günlük bir sempozyum düzenledi. Çocuk, kadın, cezaevi, işkence, ifade özgürlüğü gibi kategorilerin ele alındığı sempozyumda Türkiye’nin son iki yıllık insan hakları karnesi masaya yatırıldı.</strong></p>
<p>10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası vesilesiyle Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabip Odası, Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Temsilciliği bir ortak etkinlik takvimi açıkladı. Bu takvim çerçevesinde 10 Aralık Pazar günü, Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (DESOB) Konferans Salonu’nda gün boyu süren insan hakları sempozyumu düzenlendi.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-20758 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/2017-12-12-PHOTO-00000824.jpg" alt="" width="419" height="314" />Dört oturumdan oluşan sempozyumun ilk oturumunda son iki yılın genel değerlendirmesini Rewşen Bataray Saman ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW)  Türkiye Raportörü Emma Sinclair Webb yaptı. İnsan hakları çalışmalarının geçen iki yılda çok büyük zorluklarla karşılaştığını sahadan örneklerle aktaran konuşmacılar; haksız gözaltı, işkence ve kötü muamele, hak savunucularının kriminalize edilmesi gibi durumların hukuka aykırılığını vurgulayarak yeni dönemde belirgin olan uygulamaları “keyfilik” olarak değerlendirdiler.</p>
<h4>Seher Akçınar:  Ümit verici olan, sivil darbeye maruz kalmış hak savunucularının mücadeleyi terk etmemiş olmalarıdır.</h4>
<p>Yaklaşık bir yıl önce KHK ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nden Esin Koman’ın geçten iki yılda hak ihlallerinin çocukları nasıl etkilediğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren sunumunun ardından İHD Diyarbakır Şubesi Cezaevi Komisyonu üyesi Muhterem Süren, çıplak aramaya karşı çıkan mahpusların, işkenceye uğradığını belirtti. TİHV Diyarbakır Temsilcisi Barış Yavuz, işkencenin ciddi oranda artış gösterdiğini dile getirerek, 2002 yılında “işkenceye sıfır tolerans” vaadiyle iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti), bugün işkenceyi doğal gören yaklaşımını eleştirdi. 2003 yılında bir soruşturmadan bahseden Yavuz, “O dönem valilik, emniyet, genelkurmay soruşturma izni vermemişti, Recep Tayyip Erdoğan, soruşturma için önümüzü açmıştı. Bugün ne oldu da böyle bir duruma geldi!” dedi.</p>
<p>Sempozyumun son oturumunda Seher Akçınar, Veli Saçılık ve Ayhan Bilgen; ifade ve örgütlenme özgürlüğünün durumunu ele aldılar.</p>
<p>Türkiye&#8217;de insan hakları mücadelesinin hep zor zamanlar geçirdiğini ama mücadeleye de devam ettiğini vurgulayan Seher Akçınar, “İfade ve örgütlenme özgürlüğünün üzerinde bugün de yoğun baskılar var ama burada esasen beni korkutan iki şey üzerinde durmak istiyorum: Biri; Hatun Tuğluk’un cenazesine karşı yapılan linç girişimi ötekisi de MAZLUMDER’in (İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği)  Kürdistan şubelerinin, içeriden iktidar destekli bir güç tarafından kapatılarak sivil toplum içerisine bir darbe zihniyetinin yerleştirilmiş olmasıdır. Bu ikinci örnekte ümit verici olan, sivil darbeye maruz kalmış hak savunucularının mücadeleyi terk etmemiş olmalarıdır” şeklinde konuştu.</p>
<h4> Sözün gücünden korkuluyor</h4>
<p>Diyarbakır gibi bir yerde insan haklarını veya baskıları anlatmanın pek ilgi çekici olmadığını, çünkü herkesin bu ihlalleri yerinde gözlemleyip deneyimlediğini vurgulayan Ayhan Bilgen, “İfade özgürlüğüne bu kadar saldırmalarının nedeni sözün gücünden korkmalarıdır. Yine örgütlenme özgürlüğünün bu kadar karşısında konumlanmalarının sebebi örgütlü mücadele karşısında tutunamayacaklarını bilmeleridir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İnsan hakları mücadelesinin sadece Diyarbakır’da değil, Türkiye’nin her yerinde zor olduğunu vurgulayan Veli Saçılık, konuşmasına şöyle devam etti: “Bizler de bu zorluğun her tarafında beraberce bir şeyler yapmaya, direnmeye çalışıyoruz. Bu devlet her gün gittiğim yerde bana ısrarla saldırıyor, gözaltına alıyor ve hakkımda dava açıyor. Hakkımızda o kadar çok dava açıldı ki, en son bize bu davaları açan savcı bile bu durumdan bıkıp isyan etmeye başladı. Bu devlet daha evvel yine cezaevlerine düzenlediği bir operasyon sırasında kolumu kaybetmeme sebep olmuştu. Kolumu köpeklere yem etmişti. Sonrasında kolumun kopmasına neden olan dozerin yıktığı duvarın parasını benden istemişti. AİHM&#8217;e gittik ve bu haksızlığı bir şekilde o dönem geri çevirdik. Benim kolumun yokluğu Türkiye&#8217;de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir. Bakın size trajikomik bir şey söyleyeceğim, her gün eylem yaptığımız sokağın başında biz, ortasında insan hakları anıtı, sonunda ise Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu var. Ve biz her gün bu sokakta, yalnızca işimizi istediğimiz için insan hakları çiğnenerek darp ediliyoruz. Nuriye ve Semih de bu sokakta başlattıkları eylemden dolayı tutuklanıyor.”</p>
<p>Sempozyumun yeterli ilgiyi görmemiş olmasına da içerlediğini aktaran Saçılık, “Biliyorum ki Diyarbakır’da işinden, ekmeğinden edilen binlerce kişi var ama bu arkadaşlar sokakta ya da başka bir alanda bir şekilde görünmezler. Arkadaşlara sormak istiyorum yahu işinizden ihraç edildik ama bizi mücadeleden mi ihraç ettiler?” diyerek sitem etti.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-20757" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/2017-12-12-PHOTO-00000826.jpg" alt="" width="496" height="640" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/12/benim-kolumun-yoklugu-turkiyede-insan-haklarinin-yoklugunun-da-en-net-gostergesidir/">“Benim kolumun yokluğu Türkiye&#8217;de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Benim kolumun yokluğu Türkiye’de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/12/benim-kolumun-yoklugu-turkiyede-insan-haklarinin-yoklugunun-da-en-net-gostergesidir-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Dec 2017 12:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ayhan Bilgen]]></category>
		<category><![CDATA[Emma Sinclair]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Çocuk Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği]]></category>
		<category><![CDATA[HRW]]></category>
		<category><![CDATA[Human Rights Watch/HRW]]></category>
		<category><![CDATA[ifade özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları izleme örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[Veli Saçılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22614</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır’da beş hak örgütü, İnsan Hakları Haftası münasebetiyle bir günlük bir sempozyum düzenledi. Çocuk, kadın, cezaevi, işkence, ifade özgürlüğü gibi kategorilerin ele alındığı sempozyumda Türkiye’nin son iki yıllık insan hakları karnesi masaya yatırıldı. 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası vesilesiyle Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabip Odası, Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Türkiye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/12/benim-kolumun-yoklugu-turkiyede-insan-haklarinin-yoklugunun-da-en-net-gostergesidir-2/">“Benim kolumun yokluğu Türkiye’de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diyarbakır’da beş hak örgütü, İnsan Hakları Haftası münasebetiyle bir günlük bir sempozyum düzenledi. Çocuk, kadın, cezaevi, işkence, ifade özgürlüğü gibi kategorilerin ele alındığı sempozyumda Türkiye’nin son iki yıllık insan hakları karnesi masaya yatırıldı.</strong><span id="more-22614"></span></p>
<p>10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası vesilesiyle Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabip Odası, Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Temsilciliği bir ortak etkinlik takvimi açıkladı. Bu takvim çerçevesinde 10 Aralık Pazar günü, Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (DESOB) Konferans Salonu’nda gün boyu süren insan hakları sempozyumu düzenlendi.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-22616 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000824-1024x768-640x480.jpg" alt="" width="351" height="263" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000824-1024x768-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000824-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000824-1024x768-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000824-1024x768-320x240.jpg 320w" sizes="(max-width: 351px) 100vw, 351px" /></p>
<p>Dört oturumdan oluşan sempozyumun ilk oturumunda son iki yılın genel değerlendirmesini Rewşen Bataray Saman ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW)  Türkiye</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Raportörü Emma Sinclair Webb yaptı. İnsan hakları çalışmalarının geçen iki yılda çok büyük zorluklarla karşılaştığını sahada</p>
<p>n örneklerle aktaran konuşmacılar; haksız gözaltı, işkence ve kötü muamele, hak savunucularının kriminalize edilmesi gibi durumların hukuka aykırılığını vurgulayarak yeni dönemde belirgin olan uygulamaları “keyfilik” olarak değerlendirdiler.</p>
<h4></h4>
<p><strong>SEHER AKÇINAR:  ÜMİT VERİCİ OLAN, SİVİL DARBEYE MARUZ KALMIŞ HAK SAVUNUCULARININ MÜCADELEYİ TERK ETMEMİŞ OLMALARIDIR.</strong></p>
<p>Yaklaşık bir yıl önce KHK ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nden Esin Koman’ın geçten iki yılda hak ihlallerinin çocukları nasıl etkilediğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren sunumunun ardından İHD Diyarbakır Şubesi Cezaevi Komisyonu üyesi Muhterem Süren, çıplak aramaya karşı çıkan mahpusların, işkenceye uğradığını belirtti. TİHV Diyarbakır Temsilcisi Barış Yavuz, işkencenin ciddi oranda artış gösterdiğini dile getirerek, 2002 yılında “işkenceye sıfır tolerans” vaadiyle iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti), bugün işkenceyi doğal gören yaklaşımını eleştirdi. 2003 yılında bir soruşturmadan bahseden Yavuz, “O dönem valilik, emniyet, genelkurmay soruşturma izni vermemişti, Recep Tayyip Erdoğan, soruşturma için önümüzü açmıştı. Bugün ne oldu da böyle bir duruma geldi!” dedi.</p>
<p>Sempozyumun son oturumunda Seher Akçınar, Veli Saçılık ve Ayhan Bilgen; ifade ve örgütlenme özgürlüğünün durumunu ele aldılar.</p>
<p>Türkiye’de insan hakları mücadelesinin hep zor zamanlar geçirdiğini ama mücadeleye de devam ettiğini vurgulayan Seher Akçınar, “İfade ve örgütlenme özgürlüğünün üzerinde bugün de yoğun baskılar var ama burada esasen beni korkutan iki şey üzerinde durmak istiyorum: Biri; Hatun Tuğluk’un cenazesine karşı yapılan linç girişimi ötekisi de MAZLUMDER’in (İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği)  Kürdistan şubelerinin, içeriden iktidar destekli bir güç tarafından kapatılarak sivil toplum içerisine bir darbe zihniyetinin yerleştirilmiş olmasıdır. Bu ikinci örnekte ümit verici olan, sivil darbeye maruz kalmış hak savunucularının mücadeleyi terk etmemiş olmalarıdır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>SÖZÜN GÜCÜNDEN KORKULUYOR</strong></p>
<p>Diyarbakır gibi bir yerde insan haklarını veya baskıları anlatmanın pek ilgi çekici olmadığını, çünkü herkesin bu ihlalleri yerinde gözlemleyip deneyimlediğini vurgulayan Ayhan Bilgen, “İfade özgürlüğüne bu kadar saldırmalarının nedeni sözün gücünden korkmalarıdır. Yine örgütlenme özgürlüğünün bu kadar karşısında konumlanmalarının sebebi örgütlü mücadele karşısında tutunamayacaklarını bilmeleridir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İnsan hakları mücadelesinin sadece Diyarbakır’da değil, Türkiye’nin her yerinde zor olduğunu vurgulayan Veli Saçılık, konuşmasına şöyle devam etti: “Bizler de bu zorluğun her tarafında beraberce bir şeyler yapmaya, direnmeye çalışıyoruz. Bu devlet her gün gittiğim yerde bana ısrarla saldırıyor, gözaltına alıyor ve hakkımda dava açıyor. Hakkımızda o kadar çok dava açıldı ki, en son bize bu davaları açan savcı bile bu durumdan bıkıp isyan etmeye başladı. Bu devlet daha evvel yine cezaevlerine düzenlediği bir operasyon sırasında kolumu kaybetmeme sebep olmuştu. Kolumu köpeklere yem etmişti. Sonrasında kolumun kopmasına neden olan dozerin yıktığı duvarın parasını benden istemişti. AİHM’e gittik ve bu haksızlığı bir şekilde o dönem geri çevirdik. Benim kolumun yokluğu Türkiye’de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir. Bakın size trajikomik bir şey söyleyeceğim, her gün eylem yaptığımız sokağın başında biz, ortasında insan hakları anıtı, sonunda ise Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu var. Ve biz her gün bu sokakta, yalnızca işimizi istediğimiz için insan hakları çiğnenerek darp ediliyoruz. Nuriye ve Semih de bu sokakta başlattıkları eylemden dolayı tutuklanıyor.”</p>
<p>Sempozyumun yeterli ilgiyi görmemiş olmasına da içerlediğini aktaran Saçılık, “Biliyorum ki Diyarbakır’da işinden, ekmeğinden edilen binlerce kişi var ama bu arkadaşlar sokakta ya da başka bir alanda bir şekilde görünmezler. Arkadaşlara sormak istiyorum yahu işinizden ihraç edildik ama bizi mücadeleden mi ihraç ettiler?” diyerek sitem etti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-22617 aligncenter" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000826.jpg" alt="" width="496" height="640" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000826.jpg 496w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000826-320x413.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 496px) 100vw, 496px" /></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/12/benim-kolumun-yoklugu-turkiyede-insan-haklarinin-yoklugunun-da-en-net-gostergesidir-2/">“Benim kolumun yokluğu Türkiye’de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayşe Buğra Kavala: Kanaatimiz Osman Kavala hakkında bir yanlış anlamanın olduğu yönündedir</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/20/ayse-bugra-kavala-kanaatimiz-osman-kavala-hakkinda-bir-yanlis-anlamanin-oldugu-yonundedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Oct 2017 07:40:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Açık Toplum Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Buğra]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[Kati Piri]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19398</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve sivil topluma verdiği destekle tanınan iş insanı Osman Kavala, dün gözaltına alındı. Kavala’nın gözaltı süresinin 7 güne uzatıldığı da öğrenildi. Ayşe Buğra Kavala ise eşinin gözaltına alınmasıyla ilgili olarak dün bir basın bildirisi yayımladı. Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve iş insanı Osman Kavala, Antep’te Alman Goethe Enstitüsü ile [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/20/ayse-bugra-kavala-kanaatimiz-osman-kavala-hakkinda-bir-yanlis-anlamanin-oldugu-yonundedir/">Ayşe Buğra Kavala: Kanaatimiz Osman Kavala hakkında bir yanlış anlamanın olduğu yönündedir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve sivil topluma verdiği destekle tanınan iş insanı Osman Kavala, dün gözaltına alındı. Kavala’nın gözaltı süresinin 7 güne uzatıldığı da öğrenildi. Ayşe Buğra Kavala ise eşinin gözaltına alınmasıyla ilgili olarak dün bir basın bildirisi yayımladı.</strong></p>
<p>Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve iş insanı Osman Kavala, Antep’te Alman Goethe Enstitüsü ile birlikte gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin toplantısından döndüğü sırada İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alındı. Kavala, Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü. T24’e bilgi veren avukat Ferat Çağıl, Kavala hakkında 7 günlük gözaltı süresi olduğunu aktardı. Çağıl, dosyada gizlilik kararı olması nedeniyle Kavala’ya yöneltilen suçlamaları öğrenemediklerini bildirdi. Polis, dün akşam Anadolu Kültür’e giderek Kavala ve sekreterinin bilgisayarlarına da el koymuştu.</p>
<h4><strong>Eşinden açıklama</strong></h4>
<p>Ayşe Buğra Kavala, eşi Osman Kavala’nın gözaltına alınmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı:</p>
<blockquote><p>Öncelikle, Osman Kavala’ya şu ana değin verilen destek için herkese şükranlarımızı sunuyoruz. Bununla birlikte konunun henüz soruşturma aşamasında olması nedeniyle, bu noktada acele değerlendirmeler yapmanın çok doğru olmadığını düşünmekteyiz. Kanaatimiz Osman Kavala hakkında bir yanlış anlamanın olduğu yönündedir. Kaldı ki, soruşturma ve yargı makamlarının bu hatayı süratle düzelteceğine inanıyoruz. Kamuoyunun dikkatine sunarız.</p></blockquote>
<h4><strong>Kati Piri: Çok rahatsız edici</strong></h4>
<p>Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri de Kavala’nın gözaltına alınmasına Twitter’dan paylaştığı mesajla tepki göstermişti. Piri, “Osman Kavala’nın İstanbul’da gözaltına alınması çok rahatsız edici. Avrupa Parlamentosu’nda serbest bırakılması için acil çağrı başlatılmasını teklif edeceğim” ifadelerini kullanmıştı.</p>
<h4><strong>Osman Kavala kimdir?</strong></h4>
<p>Sivil toplum çalışmalarıyla bilinen Kavala, 1957 Paris doğumlu.</p>
<p>İstanbul Robert Lisesi’ni bitirdikten sonra Manchester Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezun olan Kavala, Türk-Polonya İş Konseyi, Türk-Yunan İş Konseyi, Center for Democracy in Southeast Europe (Güneydoğu Avrupa’da Demokrasi Merkezi) gibi çeşitli iş ve toplumsal kuruluşların Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulundu.</p>
<p>TESEV Yönetim Kurulu’nda da yer alan Kavala,  Açık Toplum Enstitüsü’nde Danışma Kurulu üyesi ve Yurttaşlar Derneği üyesi.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://gazetekarinca.com/2017/10/osman-kavalanin-gozalti-suresi-7-gune-uzatildi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">GazeteKarınca</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/20/ayse-bugra-kavala-kanaatimiz-osman-kavala-hakkinda-bir-yanlis-anlamanin-oldugu-yonundedir/">Ayşe Buğra Kavala: Kanaatimiz Osman Kavala hakkında bir yanlış anlamanın olduğu yönündedir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emel Kurma: Her haksızlığın bir haddi var ve anlaşılan o haddi de gene hak savunucularının belirlemesi gerekiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/13/emel-kurma-her-haksizligin-bir-haddi-var-anlasilan-haddi-de-gene-hak-savunucularinin-belirlemesi-gerekiyor/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/13/emel-kurma-her-haksizligin-bir-haddi-var-anlasilan-haddi-de-gene-hak-savunucularinin-belirlemesi-gerekiyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Oct 2017 13:32:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükada]]></category>
		<category><![CDATA[Emel Kurma]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları savunucuları]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklama]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaşlar Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19203</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; 5 Temmuz’da Büyükada’da bir otelde yapılan insan hakları savunucularının ortak çalışma toplantısına, bir ihbar olduğu söylenerek baskın yapıldı. Gözaltına alındıkları ise aynı gece tesadüf eseri ortaya çıktı. 13 günlük gözaltı süresini takiben 18 Temmuz&#8217;da altısı, birkaç gün sonra da önce şartlı serbest bırakılanlardan ikisi tutuklandı.  &#8216;Tutukluluk&#8217; halleri ise üç ayı geride bırakırken, dört gün [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/13/emel-kurma-her-haksizligin-bir-haddi-var-anlasilan-haddi-de-gene-hak-savunucularinin-belirlemesi-gerekiyor/">Emel Kurma: Her haksızlığın bir haddi var ve anlaşılan o haddi de gene hak savunucularının belirlemesi gerekiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>5 Temmuz’da Büyükada’da bir otelde yapılan insan hakları savunucularının ortak çalışma toplantısına, bir ihbar olduğu söylenerek baskın yapıldı. Gözaltına alındıkları ise aynı gece tesadüf eseri ortaya çıktı. 13 günlük gözaltı süresini takiben 18 Temmuz&#8217;da altısı, birkaç gün sonra da önce şartlı serbest bırakılanlardan ikisi tutuklandı.  &#8216;Tutukluluk&#8217; halleri ise üç ayı geride bırakırken, dört gün önce hazırlanan  iddianameyle 15 yıla kadar hapis cezaları istendi. Sivil Sayfalar olarak biz de tutuklu insan hakları savunucularının son durumunu öğrenmek ve yaşanan süreci konuşmak üzere 8 Eylül&#8217;de yapılan ortak basın açıklaması sonrası Yurttaşlar Derneği&#8217;nden Emel Kurma ile sözleştik. Kurma, insan hakları savunucularının tutuklanmasının memlekette gitgide derinleşip yaygınlaşan diğer hak ihlalleri ve baskılardan ayrıştırılarak değerlendirilemeyeceğini ifade ederken, ekim ayıyla birlikte bu muhasara karşısında uluslararası dayanışma ve kampanyaların artabileceğine işaret ediyor&#8230;</p>
<h4>&#8220;Soruşturma sürerken, yani öyle olsa gerek, üç aydır özgürlüklerinden mahrum edilmiş durumdalar peşin peşin; bu zaten cezalandırmadır. Şeklen hukuki kılıflı bu fiili ceza yetmiyormuş gibi, gördükleri muameleye bakılırsa, hazır tutmuşken ezayı da eksik etmeyelim deniyor zahir&#8221;</h4>
<p><strong> Son durumları nedir insan hakları savunucularının? </strong></p>
<figure id="attachment_19229" aria-describedby="caption-attachment-19229" style="width: 390px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19229 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/10/100717-istanbul-gozaltina-alinan-kadinlar-kimler-emel-kurma-manset-390x205-1.jpg" alt="" width="390" height="205" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/10/100717-istanbul-gozaltina-alinan-kadinlar-kimler-emel-kurma-manset-390x205-1.jpg 390w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/10/100717-istanbul-gozaltina-alinan-kadinlar-kimler-emel-kurma-manset-390x205-1-320x168.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 390px) 100vw, 390px" /><figcaption id="caption-attachment-19229" class="wp-caption-text">Emel Kurma</figcaption></figure>
<p>Halen arkadaşlarımızın yedisi İstanbul&#8217;da Silivri Cezaevi&#8217;nde, bir arkadaşımız da Ankara Sincan Cezaevinde tutuluyor. Şartlı salıverilmiş olan arkadaşlarımızın biri haftada iki, diğeri de haftada üç defa karakola imza vermek durumunda ve yurtdışına çıkışları yasak. Silivri’de tutulmakta olan arkadaşlarımız birbirlerinden ayrı, tanımadıkları bir başka tutuklu ile üçer kişilik hücrelerde iki kişi olarak kalıyorlar. Mektup almaları, yollamaları yasak. Haftada bir saat aileleri ile, bir saat de avukatları ile görüşme izinleri var. Yani yedi gün boyunca sadece 60 dakika. Aile görüşleri cam arkasından; ayda bir kez de açık görüş. Aileden kasıt birinci derece kan bağı veya evlilik bağı olanlar. İki haftada bir aile üyeleriyle telefonla görüşme hakları var; saati kayabiliyor. Avukatlarıyla görüşmeleri kamerayla kayda alınıyor, gardiyanlar eşliğinde yapılıyor; avukatlar görüşme sırasında yazılı not tutamıyor veya avukat görüşmelerine hazırlık notlarına izin verilmiyor. Sayısı mahdut tutulan şahsi giysileri dışında, bütün ihtiyaçlarını sadece ve sadece hapishane kantininden temin etmek, yani satın almak durumundalar. Birbirlerini görmelerine, hiçbir spor tesisinden veya sosyal faaliyetten yararlanmalarına izin verilmiyor. Soruşturma sürerken, yani öyle olsa gerek, üç aydır özgürlüklerinden mahrum edilmiş durumdalar peşin peşin; bu zaten cezalandırmadır. Şeklen hukuki kılıflı bu fiili ceza yetmiyormuş gibi, gördükleri muameleye bakılırsa, hazır tutmuşken ezayı da eksik etmeyelim deniyor zahir.</p>
<p><strong>Hangi suçtan orada olduğunu biliyor musunuz diğer tutukların? </strong></p>
<p>Birlikte tutuldukları kişilerin hangi isnat, suçlama veya hükümle orada tutulduklarını net ve ayrıntısıyla bilemiyoruz; bildiğimiz Silivri&#8217;de &#8220;FETÖ&#8221; diye tabir edilen şüpheli ve mahkumların tutulduğu bölümde oldukları. Soruşturma esnasında hapsedilmelerine hükmeden tutuklama kararında net olarak bir örgüt ismi isnat edilmiş değil; buna karşın halen maruz bırakıldıkları hapis şartları, bu şekilde sınıflanmış olan tutuklulara yapılan muameleyle aynı. Hepsi birbirlerinden ayrılmış durumda; haftanın yedi günü, 24 saat bu bir kişiyle aynı yerdeler aylardır. Birbirleriyle kalmaları şöyle dursun, birbirlerini görmelerine bile izin verilmiyor. Farklı aşamalarda, örneğin Silivri’ye ilk gidişte, Günal, Veli, Ali, Peter tek başlarına bir hücrede, yani tam bir tecrit altında da tutuldular. Hukuki itirazlar mı yoksa Ankara’da birtakım yetkililerle görüşmeler/ricalar mı işe yaradı bilmiyoruz; bir başka kişiyle hücre paylaşmaya başladılar. Tabii bu fiziken bir başkasıyla olma durumu, örneğin Ali için hiçbir şey ifade etmiyor; zira hücreyi paylaştığı kişi İngilizce bilmiyor; günde belki 10-15 dakikalık, o da işaretleşerek bir iletişim imkanı yani.</p>
<p><strong>Sağlık durumları nasıl?</strong></p>
<p>Tümüyle absürd, uydurma bir isnatla özgürlüğünden, haklarından, hayatından, ailesinden, sevdiklerinden, işinden gücünden mahrum edilmiş, bir yere tıkılmış bir insanın sağlığı nasıl olabilirse, öyleler. Kafka hikayesi gibi; ne var ki, bu saçma kabus şu anda onların pratikteki hayatı. Sabah uyanıyorsun ve bakıyorsun ki hala, dört duvar arasında, hücredesin; bütün bu saçmalık, uğradığın bu kötülük bir kâbus değil; bilakis somut olgusal gerçeklik. Arkadaşlarımızın her biri gönlü ve ufku açık, birikimli, dirayetli ve tutarlı, bu ülkede yıllarca insan hakları, özgürlükler, demokratikleşme için uğraşmış, didinmiş, emek vermiş, mücadele etmiş ve yılmamış insanlar. Memlekette yıllardır ve artık hemen her gün birilerine reva görülen bu duruma kendi başlarına geldi diye hayret edip şaşırdıklarını sanmıyorum. Moralleri bozulur, düzelir, ama yılgınlığa düşecek, hak savunuculuğundan, yani esasen kendi şahsiyetlerinden vazgeçecek insanlar değiller. Ezcümle, hasbelkader dışarıda kalmış olan bizlerin asabı ne kadar yerindeyse, şimdi hapiste olanlarımızın asabı ne haldedir, tahmin edilebilir herhalde.</p>
<p>Moral meselesini bir yana bırakırsak, sağlık sorunları da var arkadaşlarımızın. Kullandıkları ilaçların verilmesinden, protez için gereken bakımın gereğinin sağlanmasına, mide hastalığı nedeniyle beslenme sorununa kadar, her şey bir düz duvara tırmandırma eziyetiyle yürüye geldi; ihtiyaçların her birinin zar zor temin edilebilmesi için kırk bin türlü dilekçe zarureti&#8230; Hastaneye getirilip götürülürken, hatta doktor muayenesi sırasında kelepçeli tutulmak. Dahiliye tetkiki yapılan arkadaşımızın sonuç raporu kendisine verilmiyor mesela; bu kadar basit, temel ve insani bir şey için uğraştırmak, cezalandırmak değil de nedir? Veya, psikologla görüşme; kelepçeli olarak, gardiyanlar eşliğinde&#8230; Türkçe bilmeyen arkadaşımızla İngilizce bilmeyen hekim görüşüyor; neyi nasıl anlıyor ki, ilaç yazıyor. Bunlar ciddi sonuçları, zararları olabilecek şeyler ve böyle kolaylıkla, aymazlıkla yapılabiliyor. Veya aymazlık değil de, umurunda olmamak diyelim. Tercüman filan hak getire; bir seferinde dil bilen gardiyan tercümanlık yapmış; yardımcı olmuş denebilir ilk elde ama bunlar asla kabul edilemeyecek uygulamalar. Daha doğrusu, bir hukuk düzeninde, yani asgari hakkaniyet zemininde, kabul edilemeyecek şeyler, diyelim.</p>
<h4>&#8220;&#8230;hukuk nihayetinde tepeden, devletten beklenecek bir şey değil. Hukuk öncelikle toplumdan beklenecek bir talep ve anlayış.&#8221;</h4>
<p><strong> Basın açıklamasında iç ve dış mesaj veriliyor demiştiniz insan hakları savunucularının tutuklanması konusunda. Nedir bu iç ve dış mesajlar? </strong></p>
<p>Ezcümle durum şu; &#8216;senden şüphe ediyorum; daha doğrusu senin suç işlediğin yönünde bir şüphe uyduruyorum&#8217;. Bu şüphenin memlekette hakim kılınmış racon çerçevesinde suç olarak belletilmiş bir şeyi andırması kâfi; tümüyle yersiz, manasız, temelsiz olmasının hiçbir önemi yok. &#8220;Yaptırım gücüm sayesinde de uydurduğum bu şüpheyi gerekçe yapıp seni içeri tıkabiliyorum; özgürlüğünden ve her türlü insani hakkından mahrum bırakabiliyorum. İtirazlarını da otomatikman reddediyorum.&#8221; Nokta. Yargı sistemi ile adalet, hukuk arasında bir ilişki kalmadığının resmi. Peki, saçma sapan bir isnatla, bunca haksızlığı, bu temelsiz eziyeti sırf keyif olsun diye veya boş yere mi yapıyorlar? Zira epey bir uğraşmak lazım bu kurgulama için. Herhalde bundan meram edilen bir şey olması gerekir. Yani, baskın yapılan toplantının ne içeriğinin, ne mahiyetinin, ne amaçlarının ve ne de gözaltına alınan, soruşturmaya uğratılan, tutuklanan insanların profilinin, faaliyetlerinin isnat edilen şüpheye dayanak olabilecek hiçbir yönü yok. Şüphe isnadının iler tutar hiçbir yanı olmadığından, bayağı bir efor gerekiyor bu &#8220;hikaye&#8221;yi imal etmek için.</p>
<p>Bir yandan yargı bir yandan medya eliyle (kamuoyunu manipüle etmek için), olgusal gerçeklerle en ufak bir illiyeti olamayacak, zorlama bir hikaye uyduruluyor; aklımıza hakaret! Bu tamamen tesadüfler eseri olabilecek nitelikte bir şey mi? Demek ki, bu eforun getirisi götürüsünden, külfetinden daha ağır çekiyor o rasyonalitenin terazisinde. Haydi diyelim akılsızın biri, memleketteki katmer katmer şartlanmanın etkisiyle, bir ihbarda bulunacak oldu. Ne olur? Polis sorar eder; muhtemelen ne bu kişilerden ne de yaptıklarından hazzetmiyordur da. Ama takacak bir kulp bulamayınca, sorgu vs. taciz etmenin ötesine geçmesi için, işi havale edeceği savcının da mesela bu saçmalığı ciddiye alması gerekir. İşi öküz altında buzağı aramak ya da cadı avında kupalar kazanmak değilse, yargı yetkilisi hiç yoktan neden suç şüphesi icat etsin ki? Sonuçta benim gördüğüm, ele geçen bir fırsat olarak görülmüş ve değerlendirilmiş bir vaka ile karşı karşıyayız.</p>
<h4>&#8220;Çocuğuna, evladına, eşine, kendinden güçsüz gördüğü herkese istediği gibi, haksızlık etmeyi, ceberrut davranmayı kanıksamış, normal gören bir toplumda hukuk da ancak bu kadar oluyor&#8221;</h4>
<p>Bu vaka üzerinden yapılan kâr-zarar hesabı da, medyadan yürütülen karalama, hedef gösterme kampanyasıyla da aşikar oldu bir bakıma. Saldırının ilk ana teması &#8220;Gezi benzeri bir kalkışma&#8221; çıkartmak olarak seçilmişti; hatırı sayılır bir ilgi ve itibar gören bir yürüyüşün (Adalet Yürüyüşü<strong>*</strong>) kamuoyundaki olumlu yansımasını önlemek için olacak, toplantı ve arkadaşlarımız önce oraya bağlandı. O yürüyüş olaysız sonuçlandıktan sonra, saldırgan propaganda bu sefer &#8220;harita&#8221; ve &#8220;memleketi bölme&#8221; efsanesinden sürdü bir müddet. O temadan sonra da, gene pek revaçta olan bir başka tema, &#8220;ajanlık&#8221; bahsine geçildi. İletişim, kampanya, PR vb. konuları bilenler muhakkak fark etmiştir; bu yayınlara baktığımızda &#8211; ki temaların yansımalarını yargısal ayakta da teşhis etmek mümkün &#8211; gayet açıklıkla görülebiliyor bu kamuoyu çalışması. Hatta iletişim/kampanya/reklamcılık fakültesinde kara propaganda bahsinde örnek vaka olarak okutulabilecek kadar bariz bir iş. Ne yazık ki, Türkiye&#8217;de de hak ve hukukla uğraşan insanlar marjinalmiş gibi gösterilir ki, herkes bu işlere kafayı takıp da heveslenmesin, girmesin diye. Ama bence zaten bu işi illa da dernek, vakıf vb. örgütlenmeler üzerinden yapmak diye bir sınırlılık yok. Velisiniz, çocuğunuzun gittiği okulda veya veli olmasanız da, mahallenizdeki okulda ya da isterseniz çalışan/iş veren olarak işyerinizde; hak savunuculuğu her yerde yapılır; mücadelesi her yerde verilir. Bu uğraşıyı sadece mücadele olarak da tanımlamamak lazım. Müzakere, dönüştürme, haklara yatırım yapmak, hak ve özgürlükleri kendi hayatınızda, gündelik hayat çevrenizdeki ilişkilerde, mekanlarda kurmak, geçerli kılmak. Bu bakımdan, hukuk nihayetinde tepeden, devletten beklenecek bir şey değil. Hukuk öncelikle toplumdan beklenecek bir talep ve anlayış. Yasalar zemininde bir hukuk işleyişi ancak toplumca tesis edilmiş, benimsenmiş, gündelik enformel yaşamın kodlarını oluşturmuş bir hakkaniyetlilik zemininden yeşerebilir. Bizim toplumumuzda bu eksik.</p>
<p>Şimdi herkes adaletsizlikten şikayetçi; ama pek az kişi kendi gündelik hayatında hakkaniyetle davranmak/davranılmak derdinde; kahir ekseriyet adil davranmaktan kendini mesul görmüyor; hatta bunda bir kazanım da görmüyor. Çocuğuna, evladına, eşine, kendinden güçsüz gördüğü herkese istediği gibi, haksızlık etmeyi, ceberrut davranmayı kanıksamış, normal gören bir toplumda hukuk da ancak bu kadar oluyor. Siyasetten beklenen de ancak bu kadar. Velhasıl, şimdi, arkadaşlarımızın uğratıldığı soruşturma ve tutuklama konusunda da, benzer yığınla örnekte olduğu gibi, apaçık bir hukuksuzlukla karşı karşıyayız. Haksızlıkların aşılmasında, ihlallerin engellenmesinde emek vermek, hak ve özgürlüklerin hayata geçirilmesi için uğraşıp didinmek, haliyle ihlalleri de gündemde tutmak, toplumu bu konuda uyanık tutmak anlamına gelir. İşte, haksızlıkların bizzat topluma nasıl zarar verdiğini, hepimizin tek tek bireysel ve müşterek hayatımızı, haysiyetli yaşam olanağımızı nasıl berbat ve ziyan ettiğini anlatmak, görünür kılmak, kamuyu, yani halkı bu konuda ilgili ve uyanık tutmaktır. Bu açıdan bakılınca, hak savunuculuğunun toplumsal alana nüfuzu, hak meselesine daha geniş ve yaygın bir sahip çıkış tehlikeli görülüyor olsa gerek. İşte nitekim, savunucuların sesini kısarak, çalışmalarına ket vurarak, onları hedef haline getirip tehditlere maruz bırakarak hem bizzat onları hem de velev ki toplumdan onlara ve hak savunuculuğuna sahip çıkacak başkalarına ayar vermek, hadlerini bildirmek, vazgeçirmek için emsal bir uygulama ile karşı karşıyayız. Hak savunucularına ve farklı kesimlerden onlara destek veren, vermeyi aklından geçirenlere verilen “Çıt çıkmayacak. Zaten çıt çıkaran da haindir. Hainlik kategorisinde yer alır&#8221; mesajıyla korkmaları, sinmeleri, etliye sütlüye, hele ki hak hukuk talebine, uğraşısına bulaşmamakta fayda olduğunu, aksi takdirde başlarına gelebilecekleri belletmektir.</p>
<h4>&#8220;Herkes kendileri için bağırsın, kendisi için bağırmaya devam etsin istiyorlar bu ülkede&#8221;</h4>
<p><strong>İnsan hakları konusunda mı?</strong></p>
<p>Evet, insan hakları konusunda. ‘Ona bunu yapamazsın’ demek ‘Bana bunu yapma!’ demekten farklıdır. Herkes sadece kendisi için bağırsın, kendisi için feryada devam etsin istiyorlar bu ülkede. ‘Başkasının hakkı için mücadele eden insan olmanın bir faydası yok’ demek isteniyor. İki türlü mesaj veriliyor. Bir; hak mücadelesinin beyhude bir iş olduğu ve vatan hainliği imgesinin yayılması. Toplumun geneline, onlara çizilmiş sınırları, kamplaşmaları aşmak konusunda gözdağı vermek ve ikinci olarak da ‘Sınırları aşanın başına bak ne geliyor!’ demek ve bu öğretiyi, bu kültürü devam ettirmek. Zaten kökleşmiş bir kültür. Bunu daha da hissedilebilir kılmak. Bir de işte bunlarla uğraşanları, başkalarını da bu işlerden tedirgin etmek, umutsuzlaştırmak. ‘Zaten bir şey olmuyor veya bak yapmaya kalkanın başına ne geliyor’u göstermek.</p>
<h4><strong>&#8220;&#8230; itiraz edenler memleket içinde ‘vatan haini’, dışarıda ise ‘Türk-İslam düşmanı’ olarak damgalanıyor&#8221; </strong></h4>
<p><strong>Dış kamuoyuna ne mesaj veriliyor bu tutuklamalarla? </strong></p>
<p>O da herhalde ‘Rehin alırız’, ‘Kimseyi umursamıyoruz, bildiğimizi okuruz’ demek dünyaya.</p>
<p><strong>Almanya’daki FETÖ zanlıları ile bir değiş tokuş iddiası kamuoyuna yansımıştı…</strong></p>
<p>Ortada hukuki, yargısal bir süreç olduğu iddiasını otomatikman çürütüyor işte bu; yani bir rehin alma yaklaşımı olmuş olsa gerek ki, değiş tokuştan bahis açılıyor. Örneğin İspanya’da da birisini tutuklattırıyorsun. Onun ne anlamı var ki? Bileşik kaplar bunlar. Öte yandan hatırda tutalım ki, bizim on arkadaşımızı soruşturmaya uğratınca sekizini de hapse atınca başlamış değil bu işler. Türkiye’nin doğusunda ve batısında ne zamandır gitgide ağırlaşan, yaygın uygulama değil mi bunlar? Keyfiliği ve hak ihlalleri katmerlenmiş bir idare altındayız. Olup biten somut rezaletlere tepkilere, itirazlara da boş laflar, bir hamaset paketiyle mukabele edildiğine şahit oluyoruz her gün: “Demokrasimiz çok ileri, yargımız çok bağımsız; olmasa da ne gam, burada bizim borumuz öter, kimse de bir şey diyemez&#8221; vb. Buna itiraz edenler memleket içinde ‘vatan haini’, dışarıda ise ‘Türk-İslam düşmanı’ olarak damgalanıyor. Ama bu hikâye, anlaşılan, uluslararası konjonktüre göre de kullanılan, buna da malzeme edilen bir şey.</p>
<p><strong>Bir anlamda uluslararası konjonktür böyle olmasaydı insan hakları savunucuları tutuklanmazdı denilebilir mi?</strong></p>
<p>Bana sorarsan, öyle gibi. Dünyanın her yerinde devletler illa ki ‘aman hak çiğnemeyeyim’ tutumunda değildir elbette. İktidar yapısı, bütün bu devlet örgütlenmesi, yaptırım tekeli, müessesesi böyle bir şey zaten. Ama bazı ülkelerde söz konusu iktidarların meşruiyetlerini az çok devam ettirebilmek için için her gün yeniden az çok bir hesap vermesi gerektiği üzerine toplumsal, siyasi bir mutabakat, beklenti, talep var! En azından o toplumun kendi kendine aynada baktığında, kendisinin az çok tutarlı, haysiyetli olduğunu görmeye ihtiyacı var. Dolayısıyla o toplumların devletlerinin de ‘astığım astık, kestiğim kestik’ türden tutumları, icraatları yaygın şekilde bir &#8216;eyvallah&#8217;la takdir ve teyit edilmiyor toplumsal zeminde. Meşruiyet sorunsalı, eksikliği, sistemi zedeleyici bir nitelik taşıyor dolayısıyla. Hesap veren, hesap vermeye kendini mecbur hisseden devletlerde, devlet yapısında, bizdeki gibi keyfi bir irade kabul edilemez; sürdürülemez. Zira bu nihayetinde topluma zararlı bir devlet/iktidar işleyişi olarak kabul edilir. Son olarak, bir kenara not etmek gerekirse, şimdi Türkiye&#8217;de yaşadıklarımızın sadece konjonktürel bir şey olup olmadığını da etraflıca düşünmek lazım. Belki de müesses nizamın kendince bir strateji değişikliğine tanık oluyoruz, bunun tecrübesini yaşıyoruz..</p>
<h4>&#8220;Yaşadıklarımızın büyük bir kısmı Kürtlerin eşit vatandaşlık, toplumsal, kültürel, siyasi talepleri ve bu bağlamda Kürt hareketi dolayımında süregiden çatışmayla ilgili &#8220;</h4>
<p><strong>Nedir bu strateji değişikliği?</strong></p>
<p>Müesses nizamın asli tehdit unsuru olarak belledikleri arasında önde gelen Kürtler ve Kürt hareketi. Süreç içerisinde bu hareketin çapı, çerçevesi, kapsayıcılığı, rezonansı değişti, dönüştü. Parlamenter sistem içerisinde bu rezonansın istenen şekilde kontrol altında tutulmasının imkanı eridi. Bu itibarla da düşünmek lazım başkanlık sistemine geçiş hamlesini; tabii merkezileşmenin daha da güçlenmesine de ihtiyaç duyuluyor başka diğer alanlarda da yönetimi elden kaçırmamak için. Kime? Topluma kaçırmamak. Dünya değişiyor. Aksi iddia edilse de tıpkı eskiden olduğu gibi, değişen topluma, taleplere, ufuklara, çeşitlenen hayata, yeni sorunlara rağmen, değişmeden aynı şekilde, arkaikleşmiş, asayişçi bir yaklaşımla yönetmek&#8230; Çizilebilir, ama gerçekleştirilmesi kabil midir? Orası ayrı.</p>
<p><strong>Kürt hareketi bir vasıta mı oldu bu anlamda? </strong></p>
<p>Yaşadıklarımızın büyük bir kısmı Kürtlerin eşit vatandaşlık, toplumsal, kültürel, siyasi talepleri ve bu bağlamda Kürt hareketi dolayımında süregiden çatışmayla ilgili. Hakim söylem kendisini esas, dolayısıyla da bu olguyu da ‘asilik’ olarak tanımladığından, söz konusu dinamiklerin ve bu meselenin sıkıştırılmak istendiği tek boyutlu etiket ve dar çerçeve içine sıkıştırılamayacak boyutlarda olduğunu yadsımaya devam ediyor. Ancak, dünya da durduğu gibi durmuyor, değişiyor ve bu değişen dünyada dinamik meseleleri statik, eski usüllerle halletmeye uğraşmak beyhude. Bildik ezberle baş etmek gitgide daha imkansız hale gelmesine rağmen, ne yazık ki ezberin dozunu artırmaktan medet umuluyor. Daha çok baskı, daha çok asayişçi politikalar, daha fazla sertlik; tahakkümün yeni yöntemlerle derinleştirilerek uygulanması gibi.</p>
<h4><strong>&#8220;Soruşturma mantık ve adalet çerçevesinde ilerlese, hakikat ortaya çıkar; yok eğer maalesef görüldüğü üzere, bu yargısal süreç hukuki değil de siyasi ise, yargılamanın da seyrini değiştirmek gene siyasi iradeye bağlı demektir&#8221; </strong></h4>
<p><strong>İnsan hakları savunucuları tutuklandığında ‘casus/ajan’ suçlamalarında bulunuldu iktidar ve ona yakın medya kuruluşları tarafından. Daha sonra ise yine aynı çevrelerce bu davanın kabul edilemez bir dava olduğu ifade edilmeye başlandı. Öte yandan yargılamalarda hiçbir esneklik sürmüyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? </strong></p>
<p>Sürecin başında ne yapılması gerekiyorsa öyle davranıldı diye tahmin ediyorum. Yani belli bir görevi ifa etmek için, ne servis edildiyse, onu sunmak, onu savunmak. Tabii iler tutar yanı olmayan iddialar; hakikaten olup bitenleri anlamaya, öğrenmeye niyet de yok nitekim; ama söz konusu habercilik değil, aparatlık olduğuna göre, buna da şaşırmamak lazım. Şaşırmıyoruz ancak kabul de etmiyoruz tabii; itiraz ediyoruz, tekzip, düzeltme, özür talep ediyoruz haliyle. Bu taleplerimize yargıdan gelen cevaplar ise bu uydurmaların, iftiraların, karalamaların ve düpedüz hedef göstermelerin basın özgürlüğü kapsamına girdiği yönünde. Manşetlerden bu açıkça işlenen suçların da takipçisi olacağız. Zira bu köpürtülen iftira, karalama yayınlarının sonuçlarının ne kadar ağır, ne kadar vahim, ne acı ve telâfi edilemez olabileceğine de şahit olduk bu ülke. Medya üzerinden yapılan saldırının şimdilik sönümlenmiş olmasının bir sebebi manşetlerdeki bomboş uydurmaların altını tahkim edebilecek iki satırlık bir şeyin dahi bir türlü imal edilememesi olsa gerek.</p>
<p>Diğer yandan da bu yayınların zamanlamasına ve değişen temalarına da bakacak olursak, belirli bir gündeme seyrine koşut olarak gittiği anlaşılan kamuoyu manipülasyonu tefrikaları şimdilik sona erdi. Belirli bir seçmen nezdinde yeterince itibarsızlaştırılamamış &#8216;Adalet Yürüyüşü&#8217;nün İstanbul&#8217;a varışında &#8220;Gezi benzeri bir toplumsal kaos, ayaklanma, vb.&#8221; olayla bitmesine yönelik provokasyon hazırlığı teması işlendi ilk önce. Yürüyüş sonundaki kalabalık mitingin olaysız dağılmasıyla, bu sefer masa başında &#8220;ülkeyi bölme planları yapıldığına&#8221; dair delil olarak &#8220;ele geçirilmiş haritalar&#8221; bahsi işlendi. O da tüketilince, bir de yurtdışı irtibatlılığı üzerinden &#8220;ajanlık, casusluk&#8221; teması işlendi. Yaratıcılıkları veya uydurmacılıkları diyelim, biraz tükendi herhalde; bu yöndeki hizmetlerine &#8220;şimdilik ihtiyaç kalmadığı&#8221; iletildi belki de; yalanlar tefrikasını yeni temalarla sündürmeyi bıraktılar. Bu yayınlar sürüp giderken, olgusal gerçeklikleri, sahici bilgileri kamuya aktarabilecek pek az mecramız olduğunu da tekrar müşahade ettik tabii. Hazin bir durum; koskoca bir toplum 7/24 ekranlardan, internet sayfalarından, sosyal medyadan, merkez medyadan yalanla kandırılıyor; yanlış bilgilendiriliyor, gaza getiriliyor. İşte bu yüzden bu yayınlara basın özgürlüğü filan denemez zinhar; bilâkis, bireylerin, ve toplumun kanaatlerini, tercihlerini serbestçe oluşturabilmesini engellediği için kamuya karşı taammüden işlenen suçtur; alenen ve de bal gibi suçtur. Bu yayınların künyesine filanca partinin, grubun propaganda yayınıdır ibaresini yazmanız gerekir ki, o durumda dahi yalan ve uydurmaları bilgi, haber diye sunmanın, yutturmaya çalışmanın bir maliyeti olur.</p>
<p>Bu yayınlara mukabil, olup bitenin tümüyle masum, basit, benzerleri hemen her gün sadece sivil toplum örgütleri değil, kamu kurumları, şirketler vb. tarafından da yapılagelen mahiyet ve amaçlar çerçevesinde, gayet sıradan bir çalışma toplantısından ibaret olduğunu, yani düpedüz olgusal hakikati elimizden geldiğince, her cenahtan siyasetçilere, yetkililere, yetkililerin danışmanlarına, yazarlara, gazetecilere, kısaca ulaşabildiğimiz herkese iletmeye çalıştık. Böylelikle kurgulanan iftira şemasının boşluğuna dair yazılar, röportajlar çıktı. Bu yönde yazılar çiziler ve kamuoyunda tartışmalardan önce, beklenir ki, bunlara gerek kalmadan yargı sistemi bu saçmalığın ne menem, ne boş bir tezgah olduğunu tespit etsin; hatta bu kumpası kuranların peşine düşsün. &#8216;Beklemek&#8217; biraz naif bir tabir tabii. Soruşturma mantık ve adalet çerçevesinde ilerlese, hakikat ortaya çıkar; yok eğer maalesef görüldüğü üzere, bu yargısal süreç hukuki değil siyasi ise, yargılamanın da seyrini değiştirmek gene siyasi iradeye bağlı demektir. 5 Temmuz&#8217;dan bu yanan yaşananlara bakıldığında, tahminimiz veya tespitimiz de bu yönde. Arkadaşlarımızın bu şekilde gadre ve haksızlığa uğratılmasına ek olarak, yargı sisteminin görevini yerine getirmesi de, yani adaleti tesis ve temin etme konusundaki yetkinliği bakımından, hazin tabii. Gene de bütün iktidar araçlarıyla, beş koldan boğulsa da hakikat ortaya çıkmakta ısrarlı ve dayanıklıdır. Onlar da gördüler muhakkak. Önce esen karalama fırtınasını ve takip eden, bu kurgulanan tezgahtaki zayıflıklara, tutarsızlıklara işaret eden yazı ve yayınları. Ancak &#8216;yargının medyaya göre mi hizalanıyor&#8217;, sorgulaması kadar, &#8216;bu iş birkaç koldan mı yürüyor&#8217; sorusu da geçerli olsa gerek.</p>
<h4>&#8220;Bu insanlar casustur, haindir, kalkışmacıdır&#8217; diye bu kadar tazyik yapılması herhalde bu ikna, hep ikna edilmesi gerek kalabalığın bazı şüpheleri olabileceğini hesaba kattıklarını gösteriyor&#8221;</h4>
<p>Yarın konjonktür gereği yeni bir değişiklik olabilir; bu tezgahı kuranların meramı açısından kar-zarar hesabı şartlara göre nasıl değişirse, ona göre hakikatin gereği veya aksi yönünde seyrettiğini göreceğiz sürecin. O yüzden şimdi karalamanın biraz durulmuş görünmesinden çıkarılabilecek herhangi bir anlam yok. Yani, şimdi eğer ben bunları görüyor, değerlendiriyorsam, herhalde savcılar, hâkimler benim misli misli farkındadır, görüyordur. Öte yandan, sadece havayı koklayarak ve siyasi basınç barometresinin göstergesine bakarak değil, belki başka türlü de etkilere maruz kalıyor olabilirler. Sonuçta olup bitenden vardığımız kanaat, bunun siyasi bir dava olduğu. Yargısal mecrada cereyan eden, siyasi bir mesele olduğunu hem yargılayanlar hem yargılananlar hem bu siyasi operasyonu başlatmış veya kullanmış olanlar, herkes biliyor bana kalırsa. Gene de yeterince ikna edici olamama riskine dair bir tedirgin edici güç de var.</p>
<p><strong>Tedirgin edici güç olan ne? </strong></p>
<p>Kamuoyu. Genel kamunun, toplumun kanaati. Çünkü ben düşünüyorum mesela; herkesi inandırdıklarına kani olsalar, niye bu kadar cayır cayır yatırım yapasın kamuoyunu manipüle etmek ve yanıltmak için? &#8216;Bu insanlar casustur, haindir, kalkışmacıdır&#8217; diye bu kadar tazyik yapılması herhalde bu ikna, hep ikna edilmesi gerek kalabalığın bazı şüpheleri olabileceğini hesaba kattıklarını gösteriyor.</p>
<h4>&#8220;Medya ve yargı üzerinden, Türkiye’nin insan hakları savunucularının vatan haini, casus vs. ne kadar hamasî ve de şeytanî tanım varsa artık, yok edilmesi, ezilmesi, def edilmesi uygun, yerinde ve hatta şart olduğunu kamuoyuna da iyicene belletilmesine çalışılıyor&#8221;</h4>
<p><strong> İktidar tedirgin oluyor mu demek istiyorsunuz? </strong></p>
<p>Bence öyle. Yoksa ne gerek var! ‘Yat’ diyorsun yatıyor ‘kalk’ diyorsun kalkıyor. Niye ‘bangır bangır’ uğraşasın öbür türlü. Bu işte şöyle yanlış bir yan var, ben onu düzeltmek istiyorum. Arkadaşlarımın bazıları öyle düşünse de ben aynı kanaatte değilim. ‘Medya yargıyı etkilemek için yaptı’ iddiasından bahsediyorum. Ben öyle düşünmüyorum. Ben bunu iki kulvarda işleyen bir süreç olarak görüyorum. Bu operasyon konusunda hem yargı hem de medya üzerine düşeni yapıyor. İşte ‘polise yakalatıyorum, sorguya alıyorum, tutuklama, itirazları reddetme vs.’ Çünkü bu böyle bir şey. Medya da bu hikâyenin kamuoyuna ikna etme işini yapıyor. Yani iki kulvardan ilerliyor. Medyanın yargıçların gözünü korkutmasına gerek yok. Bence bir hakim veya savcı bugün Türkiye’de gazeteler sadece çiçek, böcek, kuş, yaprak yazsa adımını atacak yerden korkuyordur. Bu insanlar casustur, haindir, kalkışmacıdır diye bu kadar abartı ve tazyik yapılması herhalde bu sürekli, yeniden ve her sefer tekrar ikna edilmesi gerek kalabalığın bazı şüpheleri olabileceğini hesaba kattıklarını gösteriyor. Yani sürekli, hiç durmaksızın propaganda ve kamuoyu yönlendirmesiyle, teyel yerlerinden lime lime sökülen uydurma kurgulara yama yatırımı yapmak.</p>
<p><strong>O meşruiyeti sağlayamadılar mı? </strong></p>
<p>Herhalde öyle. Yoksa bu kadar uydurmalara, karalamalara neden bu kadar efor harcansın? Medya ve yargı üzerinden, Türkiye’nin insan hakları savunucularının vatan haini, casus vs. ne kadar hamasî ve de şeytanî tanım varsa artık, yok edilmesi, ezilmesi, def edilmesi uygun, yerinde ve hatta şart olduğunu kamuoyuna da iyicene belletilmesine çalışılıyor. Medya ve yargının yazık ki vasıtalaştırılması; esef verici tabii.</p>
<p><strong>AYM’den ne bekliyorsunuz? </strong></p>
<p>Ben bir şey beklemiyorum açıkçası. Avukatlar bu konuda her hukuki hattı takip edecek çalışmaları yürütüyorlar. Bana kalırsa adillik, hukukilik atfetmek imkansız hale gelmiş olan şu mevcut yargı sistemi içerisinde, hukukun üstünlüğü, adil yargılama ilkelerini canla başla koruyarak çalışıyorlar, uğraşıyor. Onlar da biliyorlar her aşamasında bu ‘işin’ yargısal bir konu olmadığını. Eğer memlekette bir dirhem adalet kaldıysa, her şeye rağmen hukuk normlarını, usüllerini koruyan avukatlar sayesinde bugün. AYM&#8217;ye gelince, zaten yerel mahkemeleri, onların kararlarını ve hatta temyiz sürecini vs. otomatikman adeta sıfırlayan bir garip sisteme kadar düşmüşüz. Anayasa Mahkemesi&#8217;ne başvuru imkanı elbet önemlidir ama bir yandan da hak hukuk arama hiyerarşisinde vatandaşın başvurduğu ilk seviyenin boş-geçersiz bir hat olduğuna da işaret ediyor.</p>
<h4>İTİBARSIZLAŞTIRMA YAPAN İTİBARSIZLAŞACAK</h4>
<p><strong>Bundan sonra sivil toplum ve insan hakları ne olacak? Sivil toplumun devleti etkileme gücü kaldı mı? </strong></p>
<p>Kalmaz olur mu her zaman vardır. Sivil toplum örgütlerinin devleti etkileme gücü, toplumun, yani kamunun kamu idaresini etkileme gücüyle orantılı. Aslında bu kamuyu, toplumu kamusal işlerde ve idarede söz sahibi kılma işidir. Haliyle de sözler ve müdahillik çoğulluk ve çeşitlilik içerir; zaman içinde değişir, dönüşür; etkiler, etkileşir. Etki gücü de değişkenlik gösterir ama buharlaşıp yok olmaz nihayetinde. Önemli olan şu bence: Bütün bu hareketlerde, itibarsızlaştırılmaya çalışılan hak hareketi ise herhalde bunun bir de yan tesiri olacaktır. Bence bu itibarsızlaştırma yapmaya kalkanı da çok itibarsızlaştıracaktır. Yani itibarsızlaştırmak için ter ter tepinenin itibarının ne halde geldiğine de dikkatle bakmakta fayda var. Bir de şu var tabii: Hak ve özgülükleri savunan camianın, bu işi kıstırılmak istendiği ölçüde, vatandaşlardan apayrı bir uzmanlık işi, örgütlerimizin içine kapanmış bir çalışma olduğu anlayışından öteye taşıması, aşması gerekiyor. Yani hayatın her alanına. Kent hareketleri, eko-hareketler, kır-tarım hareketleri, yeniden emek hareketi vb.</p>
<p>Hatırda tutmamızda fayda olan şey, yaşanan eziyetlerin sırf kendiden menkul bir despotlaşmadan kaynaklanmadığı; despotik, otoriter/itaatkâr bir toplumsal disiplin, bu bağlamda ekonomi-politik ve idare sistemi içerisinde sömürüyle beraber, kârların da artığını görüyoruz.</p>
<p><strong>Özellikle aynı sektörde olduğunuz seküler ve İslami STK’lar bu süreçte nasıl sınav verdi? </strong></p>
<p>Bu sektör tabiri, yani sektörleşme meselesi üzerine saatlerce konuşulur da; önemli bir bahis, o ayrı konu. İslami ve seküler STK&#8217; ayrışması, veyahut da kamplaşması cereyanına kapılmamış, hatta belki de tam bu durumu dönüştürmeye uğraşan bir profilden, yelpazeden bahsediyoruz aslında soruşturma ve tutuklamaya uğratılan arkadaşlarımız ve örgütleri göz önüne alındığında. Bu bakımdan açıktan sahiplenme ve destek belki risksiz, kolay veya görünür olmasa da, sivil alandan destek ve dayanışma mesajları geldi elbette. Kafa dengi olmayanın da hakkını hukukunu korumanın, toplum olmanın temel şartı, zemini olduğunu bilen eden, buna uğraşan kaç kişi isek, destek de onunla orantılı haliyle. Ve fakat, küçümsenecek bir miktar da değil bu destek, dayanışma. Kaldı ki, bu tezgahın bir iki kişiye veya tek bir örgüte mahsus olmaması, hele ki çeşitlilik içeren bir kompozisyon arz eden, yani tek bir kesime mal edilemeyecek, ısrarla örülen kamplaşma duvarlarını yıkıp geçen anlayıştaki, saygınlıkları, güvenilirlikleri herkesçe malum insanlara yönelmiş olması karşısında, belki de yüksek sesle ifade edilmese de, aktif olarak gözükmese de, hele ki gelen mesajlardan da gördüğümüz üzere aslında oldukça yaygın bir destek, dayanışma da gördüğümüzü belirteyim.</p>
<p>Öte yandan, sınavı sadece kriz zamanlarında, bir de sadece bu kriz etrafında vermediğimizi de unutmayalım; hak mücadelesini, demokratikleşme çabasını ve bu konularda dayanışmayı her gün, yaşamımızın her alanında yürüttüğümüzü hatırlamak lazım.</p>
<h4>&#8220;Sınıfta kalmış birisi varsa bu resimde, o da memleketin idari ve yargısal sistemidir&#8221;</h4>
<p><strong> Peki, genel olarak hak savunucusu STK’lar nasıl sınav verdi?</strong></p>
<p>Ülkedeki toplumsal kesimler, gün be gün yaşananlarda nasıl bir sınav veriyor ise, sivil toplum örgütlenmeleri de o kadar, diyelim. Samimi ve sahici, sırtını bir tahakküm sistemine dayamayan bağımsız hak savunucusu örgütler farklı meşreplerden insanların bir araya geldiği, birlikte çalıştığı imece girişimlerdir yani otoriter nizamda yürüyen yapılar değil. Bu itibarla, ‘içlerinde birisi emreder, geri kalanlar da itaat eder, emri yerine getirir’ anlayışında çalışmazlar. Hemen her konuda bir sürü fikir olur, tartışılır, müzakere edilir, kimsenin hükümranlığına eyvallah edilmez. Yollarını yordamlarını da, savundukları amaçlar gibi, olabildiğince hakkaniyetli, çoğulcu, gayrı-hiyerarşik, demokratik, dayanışmacı düsturla oluşturur, faaliyetlerini de böyle düşünüp tasarlar ve yerine getirirler. Olabildiğince; çünkü hareketin bizatihi kendisi öğretici, dönüştürücü; öyle olması beklenir. Böyle olunca da emir-komuta şiarınca bir etkinlik performansı testinde yüksek puan tutturamayabilirler. Çakı gibi değil de, biraz gevşek görünürler belki ama, güçleri de buradadır; birbirleriyle temas halinde bir ağ gibi olmalarıdır. İç yapıları, aralarındaki ilişkiler, biraz hiyerarşik olsaydı, biri buyurur geri kalanlar da onu yerine getirirdi. Böyle olmuyor.</p>
<p>Hak örgütü olmanın hakkını veren yapılanmalarda her adım, en ufak bir şey yapılacak olsa on kere tartışılıyor. Nitekim, hazırlığı esnasında Büyükada&#8217;da yapılmasına karar verilen çalışmanın içeriğini de beraberce, tartışa tartışa, birbirimize sorup dinleyerek, müşterek ihtiyaçlarımızı belirleyerek, istişare ile tam da böyle kararlaştırmıştık. Hazırlığı da öyle yürüdü zaten. Şimdi o hazırlıkla ilgili tartışmalar, fikir alışverişlerinin zorlama ile yorulduğu şey bakın! Ne büyük bir haksızlık; ne zorlama bir uydurma. Çok hazin. Şimdi de keza, arkadaşlarımız kendi gitmiş adı kalmış hukuk dairesinde bir süreçmiş gibi sürdürülen, sündürülen bir kumpasla hapse tıkılmışken, bunca hukuksuzluğa rağmen hukukun üstünlüğünü diretenler, esasen bizzat hak hukuk savunanlar olarak koruyanlar olarak, yargı sürecini takip etmekteki sebat, sessizlik, pes etmişlik sanılmasın. Bizim sabrımız da, kararlılığımız da çok, bir de inadımız. Kaldı ki, bir yandan yargısal kulvarda sağır duvarlara, medyada karalamalara karşı mücadele verirken, diğer yandan arkadaşlarımızla ve aileleriyle dayanışmayı örgütlemeye, bir başka yandan örgütlerimizin faaliyetlerini, çalışmalarını bunca baskı ve yıldırmaya rağmen sürdürmeye ve ilerletmeye çalışıyoruz. Dışardan görünen de buz dağının ucu olunca, hak örgütleri zayıf kalmış görünebilir. Her şeye rağmen devam ediyoruz. Dolayısıyla, eksik gedik olabilir, tökezletilmiş olabiliriz, ama bence sınıfta kalan hak savunucuları değil. Sınıfta kalmış birisi varsa bu resimde, o da memleketin idari ve yargısal sistemidir. Partizanlaşmaya, aparatlaşmaya direnç gösterememiş veyahut hevesle bu işleri vazife edinmiş medyadır. Ne demek insan hakları örgütleri sınıfta kalmış!? İnsan hakları örgütlerinin çalışmalarına bugüne kadar destek olmak şöyle dursun, katkı vermeye uğraştıkları süreçlerde oyalayıp ayak sürümüş dışlamışsın, zar zor adım atılabilmiş üç buçuk konudaki kazanımları yerle bir etmiş, bağımsızlıklarını sindirememişsin. İnsanlar türlü riskler alarak, bedeller ödeyerek emek vermiş, yılmamış. Bunca muhasara altında hak örgütlerinin, hak savunucusu girişimlerin hayatta ve ayakta kalmış olması bile başlı başına neyin sınıfta kaldığının göstergesidir. İtibarsızlaştırmak için bunca akıl, mantık, ahlak ve hakkaniyet dışı taktiklerin işe koşulduğuna, bunca orantısız güçle bastırılmaya çalışıldığına şahit oluyoruz. Hatta, belki de devletlerarası konjonktürel çekişmelere malzeme edildiği yorumları da var. Bunlar da hak savunusunun kıymetini, nüfuz gücünü, dönüştürücü potansiyelini gösteriyor bir bakıma.</p>
<p>Bugün her ne kadar işkence ve kötü muamele pek de saklanmak, örtülmek istenmiyor gibi görünse de, nihayetinde kabul edilemezliği ve eninde sonunda sorumlularından hesabının sorulacağı yaygınlık kazanmış bir ilke, bir beklenti ise, bu da hak savunucularının başarısıdır. Sadece Türkiye’dekilerin, şu veya bu ülkedekilerin değil, dünyanın dört bir yanından sade insanların, irili ufaklı onca örgütün, dayanışma ağlarının başarısıdır. İşte bu yüzden sınıfta kalan, itibarı zedelenin hak savunucuları olduğu söylenemez. Bugün burada, işte biraz tökezlersin, zorlanırsın, o kadar. Ayağa kalkar devam edersin; hep de böyle olmuştur; ama az, ama kalabalık.</p>
<p><strong>Diğerlerinden destek görebildiniz mi anlamında sordum. Diğer hak örgütlerinden?</strong></p>
<p>Tabii. Herkes birbirini arıyor soruyor, yokluyor. Bizimle irtibat halinde olan, arkadaşlarımıza cesaret ve dayanışma mesajlarını iletmemizi isteyen, desteğini sunan, selam eden, sevgi gönderen binlerce insan var. Onlar için endişelenen, dünyanın her yerinden binlerce insan; sayısız kurum.</p>
<p>&#8220;Bize kara çalınmasını da, hedef gösterilmemizi de, bu şekilde itibarsızlaştırmayı da ilk defa yaşamıyoruz. Sadece şimdi bu kamu eliyle açıkça yapılıyor&#8221;</p>
<p><strong>Sorum daha çok OHAL korkusundan ön plana çıkamamak,</strong> <strong>sürece göre konum almakla ilgiliydi&#8230;</strong></p>
<p>O desteğin illâ borazan çalması gerekmiyor. Zaten borazan çalmak da yegâne destek biçimi değil; yapacak çok iş var, birçok kişi de elinden gelen dayanışmayı, desteği vermeye çalışıyor. Öte yandan tabii ortalıkta alenen sahiplenme ve desteklemenin yaratabileceği risklere dair fazlaca bir hayal gücüne ihtiyaç kalmadı ülkede. İlliyet üzerinden suçlamalara maruz kalmak işten değil. İşinizden gücünüzden edilebileceğiniz, itibarsızlaştırılabileceğiniz, özgürlüğünüzden mahrum bırakılabileceğiniz bir iklimde, bunlar bazen hazmedilmesi zor gelse de hiç anlaşılmaz şeyler değil. Kimisi daha öne çıkmayı göze alır, zira meşrebi de öyledir; kimileri daha arka planda, belki daha usulca ama ısrarla sürdürür çabasını. Ama tutarlılık testinde de çakılmazlar. Olup bitenden, kendi yaptıklarından, yapmadıklarından, başkalarıyla etkileşimlerinden öğrendikleriyle kanaatlerini, tutumlarını da değiştirebilirler elbette. Kendilerini hesaba çekmeyi de elden bırakmazlar. Öğrenip ettiğin, kavradığın şeyin daha evvelce tutunduğun ezberi bozmasına da razı olmak; sırf ezberi bozmamak için direnmemek meselesi var. Bu bakımndan tutarlılık statik bir konforun aksine, sürekli ayazda kalacağının ayırtında olmayı gerektiriyor herhalde; yani yorucu, yıpratıcı bir şey. Korkudan öne çıkamamak çetrefilli konu tabii. Bir de yakın çevrende paylaştığın fikri risk almamak için kamusal mecrada yazıp söylemekten imtina edip, ortalık yerde aslında sahiplenmediğin &#8220;resmi görüş&#8221;ü dillendirmek durumu da olabiliyor korkarım. Sessiz kalıp, ölü taklidi de yapıldığı da oluyor. Ama Brecht&#8217;in meşhur oyunundaki manidar tabiri de hatırlayacak olursak..</p>
<h4>&#8220;Maraton koşucusuyuz; deparlarda kötüyüz belki, ayağımıza da çelme takan takana zaten. Sonuç itibarıyla, bu krizin başından beri açıktan dayanışmalarını dillendirenler olduğu gibi, çekine çekine usulca omuz verenler oldu, çekinenler de oldu&#8221;</h4>
<p><strong>Hangi meşhur oyun?</strong></p>
<p>Galileo Galilei&#8217;deki “Ne yazık o ülkeye ki, kahramanlara ihtiyacı var!” repliği. Hak hukuk özgürlük mücadelesi yürüten/veren insanların kimisi kahramanca ön safhadadır; kimisi arka planda, mutfakta çalışır. Mutfakta demişken, sembolik manasının yanısıra, gerçekten de tam da böyle olabilir. Gündüz işine gider, akşam evde çocukları yatırıp mutfakta bir yandan ertesi günün yemeğini pişirirken bir yandan da çalışma raporunu yazar, veya tercümesini, tasarımını yapar. Veya dağıtılacak malzemeyi tasnif eder vs. Yani envai çeşit emek, uzmanlık isteyen envai çeşit iş yapılır insan hakları savunuculuğunda ve diğer sivil girişim mücadelelerinde. Ve bu insanların çalışmalarının da işte görüneni olur, arka planda, çalışmanın mutfağında görünenin gani gani misli emek verilir. Ben yalnız olmadığımızı biliyorum. Gücümüz, birikimimiz, enerjimiz bugün bu kadar gözüküyor olabilir, ama göründüğü kadarından fazladır aslında. Maraton koşucusuyuz; deparlarda kötüyüz belki, ayağımıza da çelme takan takana zaten. Sonuç itibarıyla, bu krizin başından beri açıktan dayanışmalarını dillendirenler olduğu gibi, çekine çekine usulca omuz verenler oldu, çekinenler de oldu. Misal, Avrupa Parlamentosu’ndan vekiller görüşmek, bilgi almak istediğinde, &#8220;aman ben ortada görünmeyeyim&#8221; diyenler de oldu. Bilhassa tabii yabancı, yani yerli-milli olmayan ilgili taraflarla temas konusunda büyük bir tekinsizlik hissi yaşanıyor. Hak, özgürlük, dayanışma ve insanlıktan bahiste, lügatinde &#8220;el âlem&#8221; diye bir tabiri olmayan, tıpkı müzik gibi, bu bahiste de yerli-yabancı ayrımı bilmeyenlerin dahi, yoğurdu üfleyerek yemeği tercih ettiği bir iklimdeyiz. Onlarla görüşürsem hainlikle damgalanırım kaygısı… Bu da dolaylı bir tür tecrit stratejisinin başarısını gösteriyor ve kimi insanlar buna gönüllü veya kerhen rıza göstermiş de oluyorlar.</p>
<p>&#8220;Her eziyetin, zulmün, baskının, her haksızlığın bir haddi var ve anlaşılan, hakkın hukukun adaletin ne kendisinin ne de esamesinin kalmadığı yerde, o haddi belirlemek, hukuku savunmak da gene tek başına hak savunucularına kalıyor&#8221;</p>
<p><strong>Bir de son olarak karşılaştığınız itham karşısında uluslararası dayanışma ya da beraber çalıştığınız kurumların, fon aldığınız kurumların tavrı ne? </strong></p>
<p>Bu olaydan önce de hep bununla itham edilirdik biz. Bizim açımızdan bilinmedik, yeni bir durum değil hasılı. Dayanışma içerisinde olduğumuz, birlikte çalıştığımız girişimler, örgütler veya çalışmalarımızı destekleyen kurumlar açısından da yeni bir şey değil keza. Çalışmalarımızı destekleyenler demişken, bu iz&#8217;ansızca veya maksatlı olarak iddia edildiği gibi, gözü kapalı bir dümen suyuna girmek olmaz, olamaz da asla; karşılıklı taahhütler ve sözleşme çerçevesinde faaliyet desteğinden bahsediyoruz. Bu tür, şeffaf, hesabı-kitabı verilir, örgütlerimizin bağımsızlığına halel getirmeyecek destek burada bulduk da, beğenmiyoruz diye bir şey de yok; bunu da hatırlatalım. Şimdi bu iler tutar yanı olmayan, makul mantıklı bir gerekçeye dahi ihtiyaç da duymayan saldırıdan dolayı, hak savunuculuğu alanındaki kimi faaliyetlere programları uyarınca destek sağlayan kuruluşlar, &#8216;‘Türkiye’deki hak savunucularını, sivil toplum örgütlerini desteklemeli miyiz, desteklememeli miyiz, desteklediğimizde başlarına bir şeyler mi geliyor’ gibi kaygılara kapıldılar. Bugün bu olaydan neşet eden bir alevlenme yaşıyoruz ama bu zaten kronik bir mesele. Çünkü bugün birileri size kara çalar, iftira atar, yarın öbürleri. Bize kara çalınmasını da, hedef gösterilmemizi de, bu şekilde itibarsızlaştırmayı da ilk defa yaşamıyoruz. Şu farkla ki, şimdi sadece aparatlar değil, resmi makamlar ve müesses medya eliyle de, hiç çekinmeden açıkça yapılıyor.</p>
<p><strong>Uluslararası destek gördünüz mü peki?</strong></p>
<p>Dayanışma ve desteğin moral kısmında bir eksiğimiz yok. Dünyanın her yerinden destek vermek isteyen çok insan, kurum, girişim var; iş uzadıkça da giderek artıyor. Şunu da söyleyeyim: Bugün 66&#8217;ncı gün. 5 Temmuz&#8217;dan beri, canımızın da yanmasına, bu absürt zorbalığa öfkelenmemize rağmen, sebatla, ısrarla, meşru ve yasal zeminde uğraşıyoruz. Zaten bildiğimiz, şimdiye dek hep yapageldiğimiz de bundan başka türlü bir şey değildir. İtidalle dert anlatmaya çalışıyoruz; bir an evvel bu tezgahtan vazgeçilmesi, bu feci yanlıştan dönülmesi için. Ama şöyle şeyler de oldu tabii: Avrupa’dan, Ortadoğu’dan, Güney Amerika&#8217;sına ‘kıyamet koparalım’ diyen hak örgütleri de var; şimdilik herkes nefesini tutmuş bekliyor, belki arkadaşlarımızı serbest bırakacaklar diye. Fakat bu başı sonu belli olmayan, akla mantığa, hukuka adeta hakaret eden bu muğlak sürecin daha da fazla uzaması karşısında, daha ne kadar bekleyeceğiz sorusu da var. Hiçbir dayanağı, çerçevesi, eşiği görünmeyen bir süreç. Başka benzer vakalarda olduğu gibi, başı sonu, takvimi belirsiz bir soruşturma, tutulma. Siyasiler yetkililer diyorlar ki ‘Bu yargının işi’. Yargı ise kapı duvar. Kara delik gibi. Tutukluğun devamına ilişkin olarak avukat arkadaşlarımızın yaptığı itirazlara ret geliyor; adeta otomatikman, bir örnek red cevaplarıyla. Dolayısıyla dört duvar arasına konan arkadaşlarımızla birlikte, ne olacağı bilinmez bir muğlaklığın içine hapsedildik. O vakit, bizlerin bir takım hatlar çizmemiz gerekir herhalde. Bunu şu anda aramızda konuşuyoruz, değerlendiriyoruz hak örgütleriyle irtibat halinde. Zira ne yargı makamları bugüne kadar bu olayın somut olarak ne olduğuna dair bilgileri değerlendirdi; ne de görüşme imkanı bulunabilen ilgililerle, yetkililerle istişarelerin arkadaşlarımızın maruz bırakıldığı muamelenin iyileştirilmesine somut bir faydasını görebildik. Bekle, bekle, bekle.. ‘Bugün git yarın gel’.. Her eziyetin, zulmün, baskının, her haksızlığın bir haddi var ve anlaşılan, hakkın hukukun adaletin ne kendisinin ne de esamesinin kalmadığı yerde, o haddi belirlemek, hukuku savunmak da gene tek başına hak savunucularına kalıyor.</p>
<p>*Editörün notu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/13/emel-kurma-her-haksizligin-bir-haddi-var-anlasilan-haddi-de-gene-hak-savunucularinin-belirlemesi-gerekiyor/">Emel Kurma: Her haksızlığın bir haddi var ve anlaşılan o haddi de gene hak savunucularının belirlemesi gerekiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/13/emel-kurma-her-haksizligin-bir-haddi-var-anlasilan-haddi-de-gene-hak-savunucularinin-belirlemesi-gerekiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medyada &#8216;Operasyon Gazeteciliğine&#8217; Devam</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/22/medyada-operasyon-gazeteciligine-devam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Jul 2017 10:22:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Adil Yargılanma Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Alper Görmüş]]></category>
		<category><![CDATA[Dezenformasyon]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları savunucuları]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Ölçer]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklama]]></category>
		<category><![CDATA[Vahap Coşkun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16962</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan hakları savunucularının daha güvenli ve etkin çalışması için Büyükada’da toplanan farklı insan hakları kuruluşları temsilcilerinin tutuklanmasıyla ilgili devam eden süreç, geçmişte örneklerini sık sık yaşadığımız medyanın ‘operasyonel’ tutumunu sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Vahap Coşkun’un ‘hem savcı hem yargıç gibi davrandı” olarak özetlediği durumu, Alper Görmüş de, “İktidarlar değişiyor, medya yöneticileri değişiyor ama zihniyetler değişmiyor” olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/22/medyada-operasyon-gazeteciligine-devam/">Medyada &#8216;Operasyon Gazeteciliğine&#8217; Devam</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan hakları savunucularının daha güvenli ve etkin çalışması için Büyükada’da toplanan farklı insan hakları kuruluşları temsilcilerinin tutuklanmasıyla ilgili devam eden süreç, geçmişte örneklerini sık sık yaşadığımız medyanın ‘operasyonel’ tutumunu sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Vahap Coşkun’un ‘hem savcı hem yargıç gibi davrandı” olarak özetlediği durumu, Alper Görmüş de, “İktidarlar değişiyor, medya yöneticileri değişiyor ama zihniyetler değişmiyor” olarak değerlendiriyor.</strong></p>
<p><span id="more-16962"></span></p>
<p>Büyükada’da insan hakları savunucularının altısının tutuklanmasıyla devam eden süreç; operasyonel medyanın yargı üzerindeki etkisinin geçmişten günümüze değişmediğinin bir örneği olarak kendini gösteriyor. Medyanın gizlilik kararı verilmiş bir davada bilgileri manipüle ederek yayınlanmasıyla ilgili görüşlerini sorduğumuz Gazeteci-Yazar Alper Görmüş,  &#8220;her şeyin zıvanadan çıktığı koşullarda&#8221; standartlar, kurallar, genel kabul görmüş uygulamaları ölçü olarak alıp, bunun  üzerinden eleştiride bulmanın aslında boş bir çaba olduğunu hatırlatarak,  “Şimdi ben kalkıp ciddi ciddi, üzerinde gizlilik kararı bulunan bir dosyanın unsurlarının medyada çarşaf çarşaf yayımlanmasının hiçbir standarta uymadığını söylesem ne olacak? Birileri de kalkıp, ‘Biliyoruz kardeşim fakat biz onları takmıyoruz, anlasanıza artık’ dediğinde, benim eleştirimin bir anlamı kalacak mı? Yine de söyleyeyim: Böyle bir pratik ortadayken, bu işlerin daha medeni bir biçimde yürüdüğü ülkelerde kimse böyle bir yargıya da, böyle bir medyaya da zerre kadar saygı duymaz. Söyledim ama bu da anlamsız: Şimdi de aynı kişiler kalkıp, &#8216;Biliyoruz kardeşim, biliyoruz ama onu da takmıyoruz&#8217; dediğinde benim eleştirim yine boşa düşmüş olacak” diye konuşuyor.</p>
<p>Gazeteciliğin en güzel tariflerinden birinin de, bu mesleğin temas ve mesafe mesleği olduğunun vurgulandığını belirten Görmüş, “Mesafe deyince de öncelikle sesi gür çıkanlara, başta da devlete karşı mesafe anlaşılır. Türkiye’de çok uzun bir süredir iktidarı destekleyen medya ile iktidar arasında herhangi bir mesafe kalmadı. Bugün, Cumhurbaşkanı herhangi bir alanda düşüncelerini radikal bir biçimde değiştirdiğini ilan etse, ertesi gün iktidarı destekleyen medya bir gün önce söylediklerinin tamamını unutup bu yeni politikanın savunucusu haline gelir. Bunun sayısız örneklerini yaşadık zaten. Kendi bakış açısı olmayan, her konuda iktidarın ne dediğine bakıp pozisyon alan bir medyadan söz ediyoruz. Dolayısıyla, somut örnek üzerinden gidersek: İktidarın daha baştan “Türkiye’ye tuzak kuran hainler” diye sunduğu bir olayda, bu damgayı seyreltebilecek herhangi bir bilginin medyaya “sızmasını” beklemek hayalcilik olur. Türkiye’de savaş koşullarının yaşandığı düşünülüyor. Medya, savaş koşullarında “düşmanın” savunmalarının kamuoyuna mal olmasına aracılık etmez!” diyor.</p>
<h4><strong> &#8220;</strong><strong>Türkiye’de medyanın antenleri de iktidardan gelecek sinyallere sonuna kadar açık ve sonuçta oradan da bir itiraz ya da eleştiri hâsıl olamıyor. Bütün bunlar sonuçta kilitlenmiş bir otoriter yapı doğuruyor”</strong></h4>
<figure id="attachment_16963" aria-describedby="caption-attachment-16963" style="width: 236px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16963" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus.jpg" alt="" width="236" height="236" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus.jpg 1042w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-1024x1024.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-610x610.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-180x180.jpg 180w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-300x300.jpg 300w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-600x600.jpg 600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-320x320.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 236px) 100vw, 236px" /><figcaption id="caption-attachment-16963" class="wp-caption-text">Gazeteci-Yazar Alper Görmüş</figcaption></figure>
<p>Cumhurbaşkanı’nın Almanya dönüşü konuyla ilgili açıklamalarının adalet mekanizması üzerindeki etkisini, “ Ülkenin cumhurbaşkanı böyle konuşunca, ülkenin savcılarının ve hâkimlerinin bağımsız karar verebileceklerini düşünmek zorlaşıyor” şeklinde yorumlayan Görmüş, “Yargı, bilhassa iddia makamına bakan yanıyla devletin bir parçası, Türkiye’de ise malum nedenlerle yargıçlar da kâh zorla kâh rızayla benzer bir pozisyonu paylaşıyorlar. Dolayısıyla onların, devletin başının gösterdiği istikametin dışına çıkmaları zor. Medya ise tanımı gereği devletin değerlendirmelerinden yargı gibi etkilenmemesi gereken bir kurum. Yargı devlete, medya topluma ait bir kurum ne de olsa&#8230; Fakat yukarıda anlatmaya çalıştığım nedenlerle Türkiye’de medyanın antenleri de iktidardan gelecek sinyallere sonuna kadar açık ve sonuçta oradan da bir itiraz ya da eleştiri hâsıl olamıyor. Bütün bunlar sonuçta kilitlenmiş bir otoriter yapı doğuruyor” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p>Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Vahap Coşkun da, dava avukatlarının <em>“Tutuklama kararından sonra anladık ki, zaten en başından verilmiş bir kararı biz gözaltısıyla, savcılığıyla, mahkemesiyle yaşamış olduk. Dolayısıyla hukuki bir süreçle de karşı karşıya değiliz”</em> şeklindeki açıklamalarını değerlendirirken, “Büyükada hadisesinin medyadan takip ettim. Bu olayda, ilk andan itibaren, hukuki olarak ikna edici hiçbir iddia göremedim. Komplolara dayanan, kendi içinde birçok çelişki barındıran ve neresinden tutsanız dökülen iddialarla hak savunucuları hedef alındı. Mesela, toplantının gizli olduğu, ajanlık/casusluk faaliyetleri içerdiği, yeni toplumsal kalkışmaları planlamak için düzenlendiği gibi absürt birtakım ithamlar dile getirildi. Ancak avukatların beyanatlarından anlıyoruz ki, emniyet ve yargı güçleri bu toplantıya ilişkin tek bir soru bile sormamışlar. Başka bazı konuları (İstanbul &#8216;Hayır&#8217; Meclislerindeki çalışmalar gibi) gündeme getirmişler, onlar üzerinden suçlamalarda bulunmuşlar. Hukuken temelsiz bir süreç yürütülüyor. Gaye, hak savunucularını sindirmek ve muhalif seslerin çıkmasını engellemektir” şeklinde konuştu.</p>
<h4><strong>&#8220;Evrensel hukuki teminatların silikleşmesi ya da devre dışı bırakılması, hak alanlarını daraltır ve herkesin özgürlüğünü küçümsenmeyecek bir tehlikenin içine atar”</strong></h4>
<figure id="attachment_16965" aria-describedby="caption-attachment-16965" style="width: 460px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16965 size-full" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/273153Image1.jpg" alt="" width="460" height="286" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/273153Image1.jpg 460w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/273153Image1-320x199.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 460px) 100vw, 460px" /><figcaption id="caption-attachment-16965" class="wp-caption-text">Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun</figcaption></figure>
<p>Davanın masumiyet karinesinin yerini “suçluluk karinesi” almaya başlamasının bir örneği olduğunu belirten Coşkun, “Suçu kesin bir mahkeme kararı ile sabit oluncaya kadar herkesin masum olduğunu kabul eden ilke burada tersinden işletiliyor. Herhangi bir sebeple gözaltına alınan kişi önceden mahkum ilan ediliyor ve böylece tutuklanması meşrulaştırılıyor. ‘Ne olacak canım? İçeride kalsın biraz, suçu yoksa zaten bir süre sonra bırakılır’ denilerek, bireyin hiç yoktan özgürlüğünün elinden alınması meşrulaştırılıyor. Böylece hem masumiyet karinesi ve hem de tutuklamanın istisna olduğu ilkelerinin çanına ot tıkanıyor. Evrensel hukuki teminatların silikleşmesi ya da devre dışı bırakılması, hak alanlarını daraltır ve herkesin özgürlüğünü küçümsenmeyecek bir tehlikenin içine atar” uyarısında bulunuyor. Medyanın ve siyasetin davayla ilgili tutumlarından dolayı ‘adil bir yargılamadan’ söz edilemeyeceğini de vurgulayan Vahap Coşkun, davanın sivil toplum ve insan hakları savunuculuğu açısından da olumsuz sonuçları olacağını şöyle dile getiriyor: “Medya ve iktidar temsilcileri, Büyükada’da gözaltına alınan hak savunucularını peşinen suçladılar, akıl almaz suçlamalarda bulundular. Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantıyı yeni bir darbe girişimi ile ilişkilendirdi. İktidar medyasını ise, bu toz duman ortadan kalktıktan sonra sahiplerini utandırması kesin, bir sürü asılsız ve provokatif bilgi, iddia ve itham kapladı. Medya hem savcı, hem de yargıç gibi davrandı. Hem suçladı, hem cezasını kesti. İbretlik bir durum bu! İktidarı ve medyasıyla henüz bir yargılama yapılmadan insanların sırtlarını “suçlu” damgasını yapıştırmanın ve bunu bir kampanya olarak yürütmenin başlıca üç sonucu olur:</p>
<p>Bir, burada artık adil bir yargılanmadan söz edilemez.</p>
<p>İki, çarşaf çarşaf yapılan “ajan”, “casus”, “hain”, vb. haberler insan hakları savunucularının kişilik haklarına ve toplumsal saygınlıklarına yönelik büyük bir saldırıdır. Bir müddet sonra haklarındaki suçlamalar düşse bile, bu tahribatı gidermek çok güç olacaktır.</p>
<p>Üç, son dönemlerde hak savunucularına dönük bu tür operasyonların çoğalmasındaki murat, insan haklarına dair çabaları kriminalize etmektir. Hak ve özgürlükler üzerindeki baskılar artırılarak, bu alandaki çalışmaların azaltılması ve sivil toplum örgütlerinin kendi kabuğuna çekilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Mezopotamya Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selim Ölçer de, gidişatın insanları ürküten bir duruma geldiğini belirterek, “İnsan haklarını savunanların töhmet altında kaldığı, tutuklandığı günleri gördük, yaşadık geçmişte. Bunları geride bıraktığımızı düşünürken bugün, yine aynı şeyler yaşanıyor.  Yıllar önce birbirinden farklı bir çok insan,  demokrasi, çatışmasızlık, vicdan ve adalet eksenli bir toplum için bir araya geldi. Bugün insan hakları savunucularına saldırılar oluyorken, bazılarının hiç ses çıkarmayışı insanı hayrete düşürüyor. Ne oldu o vicdan meselesine? Adalet duygusuna ne oldu? Yıllardır bu mücadeleyi yapanlar olarak bu günlerin de eskidekiler gibi geride kalacağına inanıyorum. Ama bunun toplum üzerindeki tahribatı nasıl engellenecek? Asıl bunun üzerinde düşünmek gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/22/medyada-operasyon-gazeteciligine-devam/">Medyada &#8216;Operasyon Gazeteciliğine&#8217; Devam</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak savunucusu Dr. Necdet İpekyüz’ün de Aralarında Olduğu Yedi Kişi Diyarbakır’da Gözaltına Alındı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/hak-savunucusu-dr-necdet-ipekyuzun-de-aralarinda-oldugu-yedi-kisi-diyarbakirda-gozaltina-alindi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jul 2017 12:39:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[hak savunucusu]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları savunucuları]]></category>
		<category><![CDATA[Necdet İpekyüz]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık emekçileri sendikası]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İnsan Hakları Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16889</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye İnsan Hakları Vakfı Yönetim Kurulundan, eski Diyarbakır Tabip Odası başkanı Dr. Necdet İpekyüz’ün de aralarında olduğu yedi kişi Diyarbakır’da gözaltına alındı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;nın yürüttüğü soruşturma kapsamında Diyarbakır Tabip Odası’nın eski üç başkanının da aralarında olduğu yedi kişi bu sabah gözaltına alındı. Eski Diyarbakır Tabip Odası başkanı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Yönetim Kurulu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/hak-savunucusu-dr-necdet-ipekyuzun-de-aralarinda-oldugu-yedi-kisi-diyarbakirda-gozaltina-alindi/">Hak savunucusu Dr. Necdet İpekyüz’ün de Aralarında Olduğu Yedi Kişi Diyarbakır’da Gözaltına Alındı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><strong>Türkiye İnsan Hakları Vakfı Yönetim Kurulundan, eski Diyarbakır Tabip Odası başkanı Dr. Necdet İpekyüz’ün de aralarında olduğu yedi kişi Diyarbakır’da gözaltına alındı.</strong></div>
<p><span id="more-16889"></span></p>
<div>
<p>Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;nın yürüttüğü soruşturma kapsamında Diyarbakır Tabip Odası’nın eski üç başkanının da aralarında olduğu yedi kişi bu sabah gözaltına alındı.</p>
<p>Eski Diyarbakır Tabip Odası başkanı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Yönetim Kurulu Üyesi, Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Necdet İpekyüz de gözaltına alınanlar arasında.</p>
<p>Diğer gözaltına alınanlar şöyle: Eski Tabip Odası başkanları Dr. Şemsetten Koç, Dr. Selçuk Mızraklı ile Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Şubesi’nin eski başkanı Hülya Alökmen, Dr. Cengiz Günay ve öğretmen Sadrettin Kaya ile DTK Eşbaşkanı makam şoförü Fırat Tursun.</p>
</div>
<div></div>
<p>Kaynak: <a href="http://www.gercekgundem.com/hak-savunucusu-doktor-necdet-ipekyuz-gozaltinda-284238h.htm" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Hak Savunucusu, Doktor Necdet İpekyüz Gözaltında</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/hak-savunucusu-dr-necdet-ipekyuzun-de-aralarinda-oldugu-yedi-kisi-diyarbakirda-gozaltina-alindi/">Hak savunucusu Dr. Necdet İpekyüz’ün de Aralarında Olduğu Yedi Kişi Diyarbakır’da Gözaltına Alındı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manşetlerle Gelen Tutuklama</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/mansetlerle-gelen-tutuklama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jul 2017 10:59:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükada]]></category>
		<category><![CDATA[Dezenformasyon]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları savunucuları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16880</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyükada’da 5 Temmuz’da ‘Dijital güvenlik, bilgi yönetimi ve stresle baş etme eğitimi’ konulu bir toplantı yaptıkları sırada polis baskını ile gözaltına alınan 10 hak savunucusundan 6’sının tutuklanmasıyla sonuçlanan süreç, üzerinde döne döne tartışmamız gereken özellikler taşıyor. İktidar medyasının delilden tamamen yoksun iftira manşetleriyle başlayan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu manşetlerle uyumlu açıklamasıyla devam eden süreç, dün [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/mansetlerle-gelen-tutuklama/">Manşetlerle Gelen Tutuklama</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyükada’da 5 Temmuz’da ‘Dijital güvenlik, bilgi yönetimi ve stresle baş etme eğitimi’ konulu bir toplantı yaptıkları sırada polis baskını ile gözaltına alınan 10 hak savunucusundan 6’sının tutuklanmasıyla sonuçlanan süreç, üzerinde döne döne tartışmamız gereken özellikler taşıyor.</p>
<p>İktidar medyasının delilden tamamen yoksun iftira manşetleriyle başlayan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu manşetlerle uyumlu açıklamasıyla devam eden süreç, dün sabaha karşı yargı eliyle de tamamına erdirildi.<span id="more-16880"></span></p>
<p>Akşam 7 Temmuz tarihli manşetinde ‘Tertip komitesi Büyükada’da’ başlığını kullanmış ve “Kılıçdaroğlu İstanbul’a yaklaşırken, sinsi plan deşifre oldu, yeni Gezi provokasyonunun hazırlandığı belirlendi” ifadelerine yer vermişti. Gazete bir gün sonra da, ‘Harita üzerinde yakalandılar’ manşetiyle yine hak savunucularını hedef göstermişti. Akşam, 9 Temmuz’da da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, henüz savcı dahi görmemiş hak savuncularına dair yaptığı, “15 Temmuz’un devamı niteliğindeki bir toplantı” açıklamasını manşetine taşımıştı.</p>
<p>Star gazetesi ise 11 Temmuz günü ‘Büyükada’da İngiliz parmağı’ başlıklı manşetinde, “İnsan hakları savunuculuğu görüntüsü altında Gezi benzeri kalkışma planlanan Büyükada’daki ihanet buluşmasının arkasından ABD’nin ‘CIA’ ve İngiltere’nin ‘MI6’ örgütleri çıktı” ifadelerine yer vermişti.</p>
<p>Türkiye gazetesi de 12 Temmuz’da, ‘Büyükada baskınının şifreleri/24 Temmuz planı çöktü’ başlıklı tamamen uydurma bilgilere dayanan bir manşetle hak savunucularını hedef gösterdi.</p>
<p>Aralarında basın davalarında birlikte mücadele ettiğim, arkadaşım Özlem Dalkıran ve Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı önemli raporlara dair söyleşiler yaptığım güvenilir haber kaynağım, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser’in de bulunduğu hak savunucularının adliye sürecini sonuna kadar izledim. İfadelere giren avukatlarla konuştum, ifade tutanaklarını okudum.</p>
<p>Ortaya çıkan çıplak gerçek şuydu. 5 savcı tarafından ifadeleri alınan hak savunucularının hiç birine savcılık sorgularında ‘Gezi’ ile ‘casusluk’ iddialarıyla ilgili sorular yöneltilmediği gibi, somut örgütsel bağlantı gibi iddialara dayalı sorular da sorulmadı.</p>
<p>İfadelerden çıkan avukatlar, “Dosyada ciddiye alınabilir, delillendirilmiş hiçbir şey yok” görüşünde birleşiyordu.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen dosyadan sorumlu Cumhuriyet savcısı, 10 hak savunucusunun tamamını şu gerekçeye dayanarak tutuklama istemiyle 10. Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etti:</p>
<p>“Somut olayda elde edilen dökümanların içeriği, tanık beyanları, ilişki irtibat raporları bir arada değerlendirildiğinde, süphelilerin çoğunun terör örgütleri ve mensuplarıyla, olan irtibatları, faaliyet alanları itibariyle sivil toplumu etki güçlerinin bulunması, terör örgütlerince benimsenen ve örgütlerin yaşantılarını sürdürmelerine yönelik, faaliyet şekillerinin vazgeçilmez bir unsuru olan yöntem ve taktiklere ilişkin terör örgütlerinin amaçları doğrultusunda toplumsal kaosa dönüşecek hareketlenmeler yaratmak amacıyla toplantı düzenlemelerine göre yardım kastıyla hareket ederek eylemde bulunmak suretiyle atılı suçu işledikleri hususunda kuvvetli şüphe bulunduğu, yabancı uyruklu şüphelilerin mevcut konumları ve ülkemize dair itibarları nazara alındığında bu amaç haricinde hareket etmelerinden bahsedilemeyeceği anlaşılmıştır. Şüphelilerle ilgili terörizmin finansmanı ve casusluk eylemleri yönünden ayrıca soruşturmaya devam edilmektedir&#8230;”</p>
<p>Burada iki noktaya özellikle dikkat çekmek gerekiyor. Savcı, “terör örgütlerinin amaçları doğrultusunda toplumsal kaosa dönüşecek hareketlenmeler yaratmak amacıyla toplantı düzenleme” sonucuna nereden varıyor? Bu sorunun yanıtı yok.</p>
<p>İkinci olarak da, “Şüphelilerle ilgili terörizmin finansmanı ve casusluk eylemleri yönünden ayrıca soruşturmaya devam edilmektedir” cümlesinde de ‘casusluk’ iddiası ile ilgili bir kanıt bulunamadığı itiraf edilirken, bunun bulunması için çalışılacağı dile getiriliyor.</p>
<p>Oysa, Ceza Muhakemesi Kanunu gereği savcının, suçladığı kişilerle ilgili lehte ve aleyhteki delilleri toplama yükümlülüğü bulunuyor.</p>
<p>Dosya savcısı, hak savunucularıyla ilgili olarak lehte delil toplamayı bırakın, toplayamadığı ‘casusluk’ iddiasıyla ilgili aleyhteki delilleri ise bundan sonra toplamaya çalışacağını söylüyor.</p>
<p>Yani, insan hakları savunucularını günlerce hedefe koyan iktidar medyasının manşetlerinde geçen ‘Gezi’, ‘Casusluk’ gibi suçlamalar hak savunucularına ifadelerinde bile sorulmazken, savcı tutuklamaya sevk kararında bu manşetlerde ifade edilen iddiaları kanıtlamaya çalışmak için bundan sonra da çaba göstermeye devam edeceğini söylüyor. O arada da, ‘hak savunucuları tutuklu kalsın’ diyor.</p>
<p>10. Sulh Ceza Hakimliği de bu talebi 6 hak savunucusu için yerine getirerek tutuklanmalarına karar veriyor.</p>
<p>Bu gelişmenin bize söylediği şudur: Eğer iktidar sizi, bertaraf edilmesi gereken bir sorun olarak görüyorsa, hakkınızda somut bir delile dahi gerek olmadan, iktidar medyasının manşetleri ile hedef gösterilip, sonra da tamamen siyasallaşmış bir yargı mekanizmasıyla tutuklanabilirsiniz.</p>
<p>Kaynak:<a href="https://www.evrensel.net/yazi/79522/mansetlerle-gelen-tutuklama" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> Evrensel</a></p>
<p>Yazar: Fatih Polat</p>
<p>Söz konusu köşe yazısı Fatih Polat&#8217;ın izniyle Sivil Sayfalar&#8217;da paylaşılmıştır</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/mansetlerle-gelen-tutuklama/">Manşetlerle Gelen Tutuklama</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nil Mutluer yazdı: Gerçek balçıkla sıvanmaz!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/14/nil-mutluer-yazdi-gercek-balcikla-sivanmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jul 2017 10:44:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Ghavari]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla Yayla]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[Gözaltına Alınan Hak Savunucuları]]></category>
		<category><![CDATA[İdil Eser]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları savunucuları]]></category>
		<category><![CDATA[Nalan Erkem]]></category>
		<category><![CDATA[Nejat Taştan]]></category>
		<category><![CDATA[nil mutluer]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Steudtner]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyhmus Özbekli]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaşlar Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16722</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Bir dönem tek adamcılığa &#8211; baskıya- şiddete- devlet aygıtlarına direnirken hatta hakkını savunduğun insanlar, bir de bakmışsın ki iktidarın dilini benimsemiş ve bunu doğallıkla yapar olmuş&#8221; 5 Temmuz&#8217;da insan hakları savunucuları eğitim için Büyükada&#8217;da yaptıkları bir toplantıda usulsüz ve hukuksuz bir şekilde gözaltına alındılar. Bu yetmedi yandaş medya her gün haklarında asılsız haberler yayınlayarak bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/14/nil-mutluer-yazdi-gercek-balcikla-sivanmaz/">Nil Mutluer yazdı: Gerçek balçıkla sıvanmaz!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 class="story-bodyintroduction">&#8220;Bir dönem tek adamcılığa &#8211; baskıya- şiddete- devlet aygıtlarına direnirken hatta hakkını savunduğun insanlar, bir de bakmışsın ki iktidarın dilini benimsemiş ve bunu doğallıkla yapar olmuş&#8221;</h3>
<figure id="attachment_12010" aria-describedby="caption-attachment-12010" style="width: 900px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-12010 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/nil-mutluer-e1488454228635.jpg" alt="" width="900" height="600" /><figcaption id="caption-attachment-12010" class="wp-caption-text">Nil Mutluer / Kaynak: Tagesspiegel</figcaption></figure>
<div class="article-body-container">
<p class="BodyA">5 Temmuz&#8217;da insan hakları savunucuları eğitim için Büyükada&#8217;da yaptıkları bir toplantıda usulsüz ve hukuksuz bir şekilde gözaltına alındılar. Bu yetmedi yandaş medya her gün haklarında asılsız haberler yayınlayarak bu insanları hedef gösterir hale geldi. Bu gözaltılar sanki 15 Temmuz anmaları öncesi milli seferberlik ruhunu renklendirmek ve AKP saflarındaki ‘mağduriyet duygusunu pekiştirmek  amacıyla yapılmış gibi. Hedefi merkezileşen devletin gücünü gösterirken aynı zamanda iktidarın politikalarını eleştirenleri, hak arayanları, hak arama sürecinin kendisini karalamak. Böylece toplum bir kesiminin korkusunu, diğer kesiminin de öfkesini artırmak ve kişiler arasındaki güvene ve hukuka zarar vererek, insanların iktidara düşünmeden teslim olmasını sağlamak.</p>
<p class="BodyA">Bunu sürecin gündelik hayattaki sıradan yansımalarıyla son dönemde sıkça karşılaşır olduk.</p>
<p class="BodyA">Bir dönem tek adamcılığa &#8211; baskıya- şiddete- devlet aygıtlarına direnirken kendini aynı safta bulduğun, hatta hakkını savunduğun insanlar, bir de bakmışsın ki iktidarın baskıcı dilini benimsemiş ve bunu doğallıkla yapar olmuş. Bu durum dönemin hızla değişen ruhunun özeti.</p>
<p class="BodyA"><b>Hangi &#8216;sicil&#8217;?!</b></p>
<p class="BodyA">Bu ani dönüşüme rastladığım son örneklerden birine değineceğim.</p>
<p class="BodyA">Kendisini liberal olarak tanıtan Prof. Atilla Yayla sosyal medyada, gözaltına alınan &#8220;insan hakları örgütleri temsilcilerinin -kurumlarının sicilleri ne kadar bozuk olursa olsun-&#8221;  gözaltında bulunmamasının doğru olmadığını yazmış. Bunun insan hakkı ihlali olmasının yanı sıra Türkiye&#8217;nin itibarını yurt dışında da zedelediğini söylemiş, zira bu gözaltılar dönemin sürekli anılan düşmanları &#8216;FETÖ&#8217; ve &#8216;PKK&#8217;nin Türkiye&#8217;yi dışarıdan kuşatmasına yarıyormuş.  Buradaki ‘derin‘ analizi, ‘engin‘ stratejik öngörüyü filan koyun bir yana. Ben asıl ‘sicili bozuk‘ lafına takıldım.</p>
<p class="BodyA">Yayla&#8217;nın &#8216;sicili bozuk‘ dediği bu kurumlar ve temsilcileriyle yolu egemen devlet karşısında kendi &#8216;sicilini&#8217; korumaya çalışırken yıllar önce kesişmişti. Yayla Atatürk&#8217;e hakaretten yargılanırken Yurttaşlar Derneği&#8217;nden Nalan Erkem ve Murat Dinçer Kendisinin gönüllü avukatlığını yapmıştı. Nalan Erkem şu anda gözaltına alınan insan hakları savunucularından biri.</p>
<p class="BodyA">Yayla‘nın, zamanında &#8220;tek adam&#8221;cılığa karşı çıkarken, onunla dayanışan ve o günden bugüne hayata bakışı ve dayanışma ruhu insan hak ve özgürlüklerinden sapmayan Nalan Erkem&#8217;in bağlı bulunduğu kuruma, üstelik de Nalan ile tutar yanı olmayan suçlamalarla, hukuksuz bir şekilde gözaltında tutulurken, &#8216;sicili bozuk&#8217; yakıştırması yapmasını, Yayla‘nın dönemin ruhuna uyan hızlı güç merkezli dönüşümünden başka ne açıklayabilir ki?. Zamanında birbirleriyle dayanışan kişiler arasındaki hukuku, devlete ait olan değil, insana ait olan hukuku yok edebilmek toplumsal yarılmayı körükleyen dönemin ruhunun en belirgin özelliği. İnsanlar arasındaki hukukun zedelenmesi ötekileştirme, şiddet, adaletsizliklerin doğallaşmasının da temeli.  Ingeborg Bachmann&#8217;ın Malina&#8217;sında artık klasikleşen vurgusunu hatırlarsak faşizm ilk atılan bomba veya terör eylemiyle değil, iki kişi arasında başlar. Zamanında seninle dayanışan birinin sicilinin &#8216;bozuk&#8217; olduğunu bu kadar rahat ima etmek, iktidarın toplum içinde nasıl da doğalca dolaştığının, benimsendiğinin örneklerinden sadece biri.</p>
<p class="BodyA">Kısaca mesele Atilla Yayla değil.</p>
<p class="BodyA"><strong>Şahitlik ve birlikte eylemek</strong></p>
<p class="BodyA">Madalyonun diğer yanında dönemin ruhuna inat, pusulasını ayrımcılıkla mücadele etmekten yana belirleyenler var. Dünyayı insanlar ve doğa için yaşanılabilir kılmak derdinde olanlar. Barış, güven, eşitlik ve adalet zihniyetinin toplumda içselleştirilmesi için uğraşanlar. Ailesi, eşi, dostu olmasa da insanların yaşadığı ayrımcılıkları ve acıyı görüp bunun değişmesi için mücadele edenler. Ne kadar baskı olursa olsun, ondan korkmak yerine dayanışmaya devam edenler.</p>
<p>Bilirler ki bu dayanışma iktidarın yaratmaya çalıştığı korkuyu yener ve gerçeklerin er geç gün yüzüne çıkmasını sağlar.</p>
<p>İktidarın baskısı, riyakarlığı karşısında gün yüzüne çıkarılan her bir acı, erkek egemen devlet ve mahkemelere karşı kazanılan her bir dava, emek, adalet, bir arada yaşam için hayata geçirilen her bir politika, öteki diye kodlanan grupların kurulan diyalog ortamıyla birbirine attığı her bir adım umut kaynağı olur bu insanlara. Çok romantik gibi duyulabilir ancak, gittikçe sertleşen, iktidarın artık gizlemekten bile çekinmediği neo-liberal, erkek egemen yeni-muhafazakar ortamda bu kazanımlarım her biri dayanışmayı devam ettirmek için adım, umut olur.</p>
<p>Nerden mi biliyorum?</p>
<p>Şu anda adaletsiz bir şekilde gözaltında bulunan insan hakkı savunucusu arkadaşlarım, yoldaşlarımla yaşadığım için biliyorum. Onların yaptıklarına sadece şahit olduğum için değil, yıllardır birlikte binbir zorlukla eylediğimiz için biliyorum.</p>
<p>İnsan hakları için birçok çalışmada bir arada çalıştığım, ağladığım, güldüğüm, kavga edip sarılarak sevindiğim arkadaşlarım Özlem Dalkıran, Nalan Erkem, İdil Eser, Günal Kurşun,  Amargi dergi ve kadın hareketinde birlikte mücadele ettiğim çalışkan İlknur Üstün, daha az tanış olsak da harcadıkları kıymetli emeklerini bildiğim, takip ettiğim Nejat Taştan, Ali Ghavari, Veli Acun, Şeyhmus Özbekli, Peter Steudtner&#8230;</p>
<p>Bu insan hakkı savunucuları sadece 10 kişi değil. Dokunduklarıyla çok daha çoklar. Parlaklar. Umut veriyorlar. İktidar ve yandaşları bunu biliyor. Çünkü, zamanında bugünkü gücüne sahip değilken uğradığı ayrımcılıklarda hak savunucularını bulmuş yanında. Onların nerden nereye nasıl geldiğini hatırlatıyor. Bundan korkuyor. Bastırıyor. Ama, nafile hak savunucularının gücü savundukları gerçek ve adaletten gelir. Ve gerçekler er ya da geç ortaya çıkar. Baskıyla, çamurla sıvanamaz.</p>
<h6><em>Not: Bu yazı ilk olarak <a href="https://www.artigercek.com/gercek-balcikla-sivanmaz" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Artı Gerçek</a>&#8216;te yayınlanmış ve yazarın izniyle Sivil Sayfalar&#8217;a alınmıştır</em></h6>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/14/nil-mutluer-yazdi-gercek-balcikla-sivanmaz/">Nil Mutluer yazdı: Gerçek balçıkla sıvanmaz!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İnsan haklarıyla ilgili toplantı yapmak terörist bir kumpas değildir”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/12/insan-haklariyla-ilgili-toplanti-yapmak-terorist-bir-kumpas-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Jul 2017 12:50:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükada]]></category>
		<category><![CDATA[Emre Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları savunucuları]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Dayanışma Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16680</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ulusal ve uluslararası çalışmalar yürüten 40 yabancı sivil toplum örgütü, Büyükada&#8217;da &#8216;gözaltına&#8217; alınan insan hakları savunucuları için ortak bir açıklama yayınladı. Açıklama şöyle: 5 Temmuz 2017 tarihinde, İstanbul yakınındaki Prens adalarından biri olan Büyükada’da  insan hakları eğitim toplantısına katılan 10 katılımcı gözaltına alındı. Grup insan hakları alanında çalışan  Türkiyeli sekiz sivil toplum örgütü temsilcisi, iki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/12/insan-haklariyla-ilgili-toplanti-yapmak-terorist-bir-kumpas-degildir/">“İnsan haklarıyla ilgili toplantı yapmak terörist bir kumpas değildir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusal ve uluslararası çalışmalar yürüten 40 yabancı sivil toplum örgütü, Büyükada&#8217;da &#8216;gözaltına&#8217; alınan insan hakları savunucuları için ortak bir açıklama yayınladı. Açıklama şöyle:</p>
<p>5 Temmuz 2017 tarihinde, İstanbul yakınındaki Prens adalarından biri olan Büyükada’da  insan hakları eğitim toplantısına katılan 10 katılımcı gözaltına alındı. Grup insan hakları alanında çalışan  Türkiyeli sekiz sivil toplum örgütü temsilcisi, iki de dijital güvenlik ve bilgi yönetimi konusunda uzman yabancı danışmandan oluşuyordu. 6 Temmuz tarihinde öğleden sonra, gözaltındaki kişilerin avukatları müvekkillerinin silahlı terör örgütü üyeliğiyle ilgili soruşturulduğunu ve başlangıç olarak yedi gün boyunca gözaltında tutulacağını öğrendi.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı bölgesinden aşağıda imzası bulunan  ulusal ve uluslararası insan hakları sivil toplum kuruluşları ve Sivil Dayanışma Platformu üyeleri olarak Türk makamları tarafından yapılan bu operasyona şiddetle karşı çıkıyoruz.  İnsan haklarının gelişmesi adına barışçıl bir toplantıya katılan gözaltındaki kişilerin derhal ve koşulsuz serbest bırakılmasını talep ediyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan hakları çalışmaları kriminalize edilmemelidir</span><span style="font-weight: 400;">. İnsan hakları için yapılan sivil toplum çalışmaları sağlıklı bir toplum için önemli bir katkıdır. İnsan haklarıyla ilgili bir toplantı yapmak terörist bir kumpas değildir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye vatandaşları,  Özlem Dalkıran (Helsinki Yurttaşlar Derneği), Avukat Nalan Erkem (Helsinki Yurttaşlar Derneği), İlknur Üstün (Kadın Koalisyonu), İdil Eser (Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü), Veli Acu (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Avukat Günal Kurşun (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Şeymus Özbekli (Hak İnisiyatifi) ve Nejat Taştan (Eşit Haklar için İzleme Derneği) ve  İsveç&#8217;ten Ali Gharawi (danışman)  , Almanya&#8217;dan Peter Steudtner   (danışman) tutuklanmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçen yıllarda, insan hakları savunucuları defalarca hükümet baskısının hedefi olmuşlardı. İnsan hakları savunucularına yönelik bu son saldırı 15 temmuz 2016 başarısız darbe girişiminden sonra gazeteciler, avukatlar ve politikacılar da dahil olmak üzere darbe girişiminde doğrudan yer almış olanlardan çok daha geniş bir kitleyi etkileyen bir baskı dalgası arasında karşımıza çıkıyor.  Sadece geçen ay,Uluslararası Af Örgütü Başkanı Taner Kılıç&#8217;ında 22 avukatla beraber tutuklandı.</span></p>
<p>İmzacı Sivil Toplum Kurumları</p>
<ol>
<li>Article 19 (international, Londra)</li>
<li>Association of Ukrainian Human Rights Monitors on Law Enforcement</li>
<li>Barys Zvozskau Belarusian Human Rights House</li>
<li>Bir Duino (Kırgazistan)</li>
<li>Center for Civil Liberties (Ukrayna)</li>
<li>Centre for the Development of Democracy and Human Rights (Rusya)</li>
<li>Center for Participation and Development (Gürcüstan)</li>
<li>DRA &#8211; German-Russian Exchange (Almanya)</li>
<li>Fair Trials (international, Londra)</li>
<li>Golos Svobody (Kırgazistan)</li>
<li>Helsinki Citizens Assembly Vanadzor (Ermenistan)</li>
<li>Helsinki Foundation for Human Rights (Polonya)</li>
<li>Human Rights Center of Azerbaijan (Azerbaycan)</li>
<li>Human Rights House Foundation (international, Oslo)</li>
<li>Human Rights Information Center (Ukrayna)</li>
<li>Human Rights Matter (Alman)</li>
<li>IDP Women Association &#8220;Consent&#8221; (Gürcistan)</li>
<li>International Partnership for Human Rights (international, Brüksel)</li>
<li>International Rehabilitation Council for Torture Victims (international, Kopenhang)</li>
<li>Institute for Reporters’ Freedom and Safety (Azerbaycan)</li>
<li>Italian Coalition for Civil Liberties</li>
<li>Kadyr Kasiyet (“Dignity&#8221;) (Kazakistan)</li>
<li>Kazakhstan International Bureau for Human Rights and the Rule of Law</li>
<li>Kharkiv regional foundation Public Alternative (Ukrayna)</li>
<li>Legal Policy Research Center (Kazakistan)</li>
<li>Libereco &#8211; Partnership for Human Rights (Almanya)</li>
<li>Moscow Helsinki Group</li>
<li>Netherlands Helsinki Committee</li>
<li>Norwegian Helsinki Committee</li>
<li>Office of Civil Freedoms (Tacikistan)</li>
<li>Promo-LEX (Moldova)</li>
<li>Protection of rights without borders (Ermenistan)</li>
<li>Public Verdict (Rusya)</li>
<li>Regional Center for Strategic Studies (Azerbaycan)</li>
<li>Solidarus (Almanya)</li>
<li>SOVA Center for Information and Analysis (Rusya)</li>
<li>Swiss Helsinki Committee</li>
<li>Ukrainian Helsinki Human Rights Union</li>
<li>Women’s International League for Peace and Freedom (Almanya)</li>
<li>World Organisation Against Torture (OMCT) (international, Cenevre)</li>
</ol>
<p><a href="http://www.omct.org/human-rights-defenders/urgent-interventions/turkey/2017/07/d24442/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kaynak</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çeviri: Emre Küçük</p>
<p>Redaksiyon: Erdal Aktaş</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/12/insan-haklariyla-ilgili-toplanti-yapmak-terorist-bir-kumpas-degildir/">“İnsan haklarıyla ilgili toplantı yapmak terörist bir kumpas değildir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
