<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>gdo arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/gdo/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/gdo/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 Oct 2019 10:41:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>gdo arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/gdo/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sanatçı Ali Cabbar, GDO&#8217;lu Gıdaları Sorguluyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/17/sanatci-ali-cabbar-gdolu-gidalari-sorguluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Oct 2019 10:41:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Cabbar]]></category>
		<category><![CDATA[gdo]]></category>
		<category><![CDATA[MONSTER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43408</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanatçı Ali Cabbar, MONSTER [ge.net.i.cal.ly.mod.i.fied] adlı sergisinde sanatçı, yarattığı fütürist notürmortlarla genetiği ile oynanmış gıda ürünlerine dikkat çekiyor. Adas.ist'te açılan sergi, 10 Kasım’a kadar sürüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/17/sanatci-ali-cabbar-gdolu-gidalari-sorguluyor/">Sanatçı Ali Cabbar, GDO&#8217;lu Gıdaları Sorguluyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span lang="TR">Ali Cabbar, MONSTER adlı yeni sergisinde genetiği ile oynanmış ürünlerin gizemli dünyasına odaklanıyor. Ölü Doğa janrına güncel bir yaklaşım getiren sergi, doğal gıdanın karşısındaki tehlikenin altını çiziyor. Son yirmi yıldır üzerinde çalıştığı GDO projesinde renkli ve fütürist meyve -sebze natürmortları yaratan sanatçı, ironik bir yaklaşımla izleyicinin gıda algısını etkilemeyi amaçlıyor. </span></p>
<p><span lang="TR"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-43410 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/KIRAZ-640x640.jpg" alt="" width="246" height="246" />Kirlettiğimiz ve plastiğe boğduğumuz dünyamızda, süpermarket raflarını plastik görünümlü tatsız meyve ve sebzeler dolduruyor. Dev biyoteknoloji şirketlerinin laboratuvarlarında DNA’sına müdahale edilmiş GDO’lü gıdalar tüketiyoruz. </span>Et ve süt kaynağımız olan inekler, genetiği ile oynanmış mısır ile besleniyor. Milyar dolarlık biyoteknoloji devleri, tohum piyasasını tekellerine alarak geleneksel tarım yöntemlerimizi yok ediyor.</p>
<p><span lang="TR">Ali Cabbar, gezegenimizin içinde bulunduğu kasvetli durumu Kafkaesk bir dünyaya benzetiyor ve bunaltıcı bir düşten uyandığında kendisini bu dünyada “metamorfoz” geçirerek gıda tasarımcısına dönüşmüş olarak buluyor. Görevi gereği, tazeliğinden ve renginden kaybetmeyen, raf ömrü uzun, kolay paketlenip taşınan, cazip görünümlü meyve ve sebzeler üretiyor.</span></p>
<p><span lang="TR">Ali Cabbar, tartışmaları halen devam eden GDO konusunu ele alan araştırmaya dayalı projesine, bu tür ürünlerin ilk kez piyasaya çıktığı 2000 yılında başladı ve günümüze dek sürdürdü. Adas.ist&#8217;te açılan sergi, 10 Kasım’a kadar sürüyor.</span></p>
<p>Sanatçının işlerine detaylı bakmak için <a href="http://www.alicabbar.com" target="_blank" rel="noopener">sitesini</a> ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/17/sanatci-ali-cabbar-gdolu-gidalari-sorguluyor/">Sanatçı Ali Cabbar, GDO&#8217;lu Gıdaları Sorguluyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Zeytinyağı GDO Bulaşmamış Bir Ürün&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/19/zeytinyagi-gdo-bulasmamis-bir-urun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Yüzüncüyıl]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Mar 2019 09:02:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla Totoş]]></category>
		<category><![CDATA[gdo]]></category>
		<category><![CDATA[zeytindostu derneği]]></category>
		<category><![CDATA[zeytinyağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36478</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zeytindostu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Atilla Totoş, zeytin ve zeytinyağının GDO bulaşmamış ürünler olduğunu belirterek, "Dalındaki sağlıkları kaybetmeden beslenmemize katabilirsek içeriğindeki harika moleküller diğer gıda kaynaklarından gelen olumsuzluklara karşı da bizi bir miktar korur. Zeytin – zeytinyağı okuryazarlığının gelişmesi beslenme kültürümüzün de olumlu gelişimidir. Bir koruyucu kalkan olarak zeytin yağını anlamak, ayırt etmeyi öğrenmek, önemini kavramak sağlıklı birey ve toplumu destekleyecektir." diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/19/zeytinyagi-gdo-bulasmamis-bir-urun/">&#8220;Zeytinyağı GDO Bulaşmamış Bir Ürün&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zeytindostu Derneği; zeytinyağı ile ilgili çalışmaları derinleştirmek adına sektörün farklı bileşenlerini ve sivil insiyatiflerini bir araya getirmek amacıyla 2006 yılında kuruldu. Akdeniz kuşağının endemik bitkisi zeytin ağacından hem sofralık zeytin hem zeytinyağı için faydalanan ve ihraç eden az sayıda ülke arasında Türkiye de bulunmakta. Dernek, Türkiye’nin zeytinyağı üreticiliğinin ve ihracatının yüksek büyüme potansiyeline sahip olduğunu düşünüyor. Üretilen zeytinyağını kalitesini iyileştirmek ve sektöre motivasyon kazandırmak adına ses getiren faaliyetler düzenliyor. Bunlardan biri zeytin yağının oscarı olarak anılan ve bu yıl 12.si düzenlenen natürel sızma zeytinyağı ödülleri. Dernek başkanı Prof. Dr. Fügen Durlu Özkaya’nın öncülüğünde, Ankara Ticaret Odası işbirliği ile düzenlenen ödül töreninde, derneğin yönetim kurulu üyesi eczacı Atilla Totoş ile konuştuk.</p>
<p><b>Zeytin Ağacı Aşk Olur, Tutku Olur</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Anadolu’nun meşakkatine dayanan bir sevda türküsü olur, sizi yüreğinizden yakalar. Aşkla tadarsanız zeytinyağını size eşsiz melodilerini fısıldar, dilinize harika notalar bırakır, bedeninize sağlıkla dokunur. Siz sevince o da sever ve içine alır sizi. İşte bu yüzden her şey bir zeytini sevmekle başlar diyoruz.” Diyen Totoş, derneğin zeytin ağacına nasıl yaklaştığını özetlemiş oldu.</span></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-36480 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/efwe-640x356.png" alt="" width="390" height="217" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/efwe-640x356.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/efwe.png 654w" sizes="(max-width: 390px) 100vw, 390px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Beslenmede ve hücre sentezinde yağların çok önemli olduğunu söyleyen Totoş, zeytinyağının tohum yağlarından farkını şöyle vurguladı: </span><span style="font-weight: 400;">“Bakkal reyonlarındaki hemen hemen bütün yağlar tohum yağıdır zeytinyağı dışında. Tohum yağları eldeleri yönünden incelenmesi gereken yağlardır. Zeytinyağıysa meyveden soğuk sıkım şartlarında elde edilen tek yağdır. Beslenmede ana yağ kaynağımız tereyağı olması gerekirken endüstriyel yem hazırlama tekniklerinden dolayı tereyağının da dikkatle seçilmesi gerekir. GDO&#8217;lu gıda kaynakları da beslenmede çok korkulan bir kaynak. Şanslıyız ki henüz dünyada GDO lu zeytin ağacı yok ve bizim için mükemmel bir yağ kaynağı zeytinyağı. Ancak zeytinyağını rakipsiz kılan özellik içinde bulunan küçük bileşenler dediğimiz çoğu yağ olmayan maddeler (moleküller) dir. Zeytinyağı mucizesinin asıl kahramanları olan bu moleküller birçok açıdan vücudumuzda harika işler yaparlar. Gün boyu bozulan beden yapımızı gece vücut onarırken zeytinyağının sevimli molekülleri de bu onarıma katkıda bulunur.  Hayati öneme sahip bir dokunuştur bu.”</span></p>
<p><b>Doğru Zeytinyağına Ulaşmak Zor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zeytinyağının doğru kullanımı ve seçimi ile ilgili bilincin, tüm dünyada henüz oturmadığını ifade eden Totoş, bununla ilgili Zeytindostu Derneği’nin eğitim faaliyetleri olduğunu söyledi. Eğitimlerin üreticilere, tüketicilere, imalatçılara yani zeytinyağı okuryazarlığı kazanmak isteyen herkese açık olduğunu belirten Totoş, beslenme hakkındaki bilincin bütüncül bir şekilde yükselmesi gerektiğini vurgulayarak, </span><span style="font-weight: 400;">“Zeytindostu olarak sürekli eğitimler veriyoruz. Bilinci yükselterek beslenmede hangi yağların sofrada nerede olması veya olmaması gerektiğini öğretiyoruz. Farkındalığı arttırmaya çalışıyoruz. Yarışmalarımızı kullanıyoruz bunun için. Zeytin kültürünü değiştirmeye ve sürekli gelişimi kalıcı kılmaya çalışıyoruz. Tadım eğitimleri yanında doğru üretimle doğru tüketimi desteklediğimiz zeytinyağı kalite yarışmamız var.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Totoş, düzenledikleri organizasyonlarla kamuoyuna zeytinyağı kalitesi hakkında farkındalık kazandırmayı hedeflediklerini belirterek, “12.si düzenlenen Natürel Sızma Yağı Ödülleri aracılığıyla ürettiği zeytinyağının ne kadar kaliteli veya kusursuz olduğu konusunda bir fikri olmayan üreticiyi bilgilendirdik. Ülkemiz zeytinyağının önemini bilmeyen tüketiciyi uyardık. En önemlisi devlet düzeni içine pozitif bilgiler aktardık ve dünya ile entegre olarak uluslararası yarışa ve denkliğe yönlenen bir sektör ortaya çıkarttık.” Ona göre zeytin sektörünün geleceğe dair artık daha gerçekçi ve iddialı hedefleri var. “Yenilikçi anlayışla yönetilen tesisler doğuyor yavaş yavaş. Beslenme sağlık ilişkisini giderek daha çok sorgulayan bir toplumumuz var artık. İnsanlarımıza bu yolla doğru zeytinyağını anlatıyoruz.” diye konuştu.</span></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-36481 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/qwd-640x406.png" alt="" width="482" height="306" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/qwd-640x406.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/qwd.png 657w" sizes="(max-width: 482px) 100vw, 482px" /></p>
<p><b>&#8220;Yan Yana Durmayı Öğrenmeliyiz&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Dünyanın en iyi coğrafyasındayız” diyen Totoş, bu coğrafyaya hak ettiği değerin verilmediğini dile getirdi. Yeryüzünün hızla kirlenişinden ve kısıtlı gıda kaynaklarının hızlı bir şekilde bozulmasından dolayı üzüntüsünü belirten Totoş, zeytin ağacının önemine şu sözlerle dikkat çekti: </span><span style="font-weight: 400;">“İnsan nüfusu artıyor. Bu nüfusu beslemek için daha çok gübre daha çok tarım ilacı vs. kullanmalıyız diyen diyen bir kesim var. Aynı zamanda bu kesim GDO&#8217;lu gıda kaynaklarını da şiddetle savunuyor. Öte yandan GDO bulaşmamış bir üründür zeytin, zeytinyağı. Dalındaki sağlıkları kaybetmeden beslenmemize katabilirsek içeriğindeki harika moleküller diğer gıda kaynaklarından gelen olumsuzluklara karşı da bizi bir miktar korur. Zeytin – zeytinyağı okuryazarlığının gelişmesi beslenme kültürümüzün de olumlu gelişimidir. Bir koruyucu kalkan olarak zeytinyağını anlamak, ayırt etmeyi öğrenmek, önemini kavramak sağlıklı birey ve toplumu destekleyecektir. Özellikle yoğun karbonhidrat kullanımının çocuklarımızın beden, zekâ ve ruhsal gelişimine olumsuz etkisini 9 Eylül Tıp Fakültesi’nde yapılan bir çalışmada zeytinyağının engellediği gösterildi. Sadece bunu bilmek bile toplum sağlığını etkileyecektir.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İçinde bulunduğumuz Akdeniz iklimine özgü zeytin ağacının mucizelerini dünyaya tanıtmak için yan yana durmayı öğrenmemiz gerektiğini düşünen Totoş, sözlerini söyle bitirdi: </span><span style="font-weight: 400;">“Zeytindostu’nun faaliyetlerine katılanlar eğer koku ve tat duyuları iyi ise bir daha kusurlu zeytinyağı kullanmazlar. İyi bir gelecek için sağlıklı birey ilk şart.”</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/19/zeytinyagi-gdo-bulasmamis-bir-urun/">&#8220;Zeytinyağı GDO Bulaşmamış Bir Ürün&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçekten Doğal Mı?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/10/gercekten-dogal-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jul 2018 09:08:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Buğday Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[gdo]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28578</guid>

					<description><![CDATA[<p>Buğday Derneği, gıda ürünlerinin etiketinde bulunan "doğal" teriminin pazarlama malzemesi olarak kullanılmaması talebiyle imza kampanyası yürütüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/10/gercekten-dogal-mi/">Gerçekten Doğal Mı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı&#8217;nın etiketlendirme kılavuzunda yer alan “doğal”, “tabii”, “natürel&#8221; terimlerinin tüketicide sağlıklı ve müdahale edilmemiş ürün algısı yaratarak tüketiciyi yanılttığını söyleyen Dernek, gıda etiketlerinde bu terimlerin yasaklanmasını istiyor.</p>
<p>Yönetmelikteki “doğal” tanımı ile Türk Dil Kurumu’nun tanımının da çeliştiğini söyleyen Dernek, doğal” teriminin mevcut teknik tanımı ile halk arasındaki “doğal” algısı ve TDK’daki “doğal” tanımı arasındaki fark, tüketici hakları ve rekabet açısından sıkıntıya yol açıyor ve bu durum ilgili yönetmelik ve kılavuzun amaç ve ilkeleriyle de örtüşmediğini vurguluyor.</p>
<p>Açıklamalarında &#8220;Türk Dil Kurumu’na göre “doğal”; doğada olan, doğada bulunan, doğada rastlandığı gibi, doğaya uygun olan, doğa güçlerine, kurallarına uyan, tabii, natürel, kendiliğinden olan, insan eliyle yapılmamış, yapay karşıtı anlamlarına geliyor.&#8221; diyen Dernek, endüstriyel koşullarda üretilmiş gıdaların doğal olmadığını ve  bu şekilde etiketlenen gıdaların da tüketiciler için yanıltıcı olduğunu söylüyor.  Kılavuz’daki Genel Uygulama Esasları’na göre,<strong> </strong>gıdanın etiketlenmesi, gıdanın nitelikleri açısından yanıltıcı olmamalı diyen Dernek, gıda etiketinde yer alan marka, isim, ifade, terim ve görsellerin, gıdanın özellikle doğası, kimliği, özellikleri, bileşimi, miktarı, dayanıklılığı, menşei ve üretim metodu açısından başka bir ürün grubunu çağrıştırmaması gerektiğine de dikkat çekiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28579" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/parafin-640x640.png" alt="" width="640" height="640" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/parafin-640x640.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/parafin-160x160.png 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/parafin-610x610.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/parafin-320x320.png 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/parafin.png 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>“Doğal” teriminin gıda etiketlerinde pazarlama malzemesi olarak kullanılması yasaklansın&#8221; başlıklı kampanyayı yürüten Dernek, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ve ona bağlı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’ne iletmek üzere imza kampanyasını da sürdürüyor. Dernek, Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği&#8217; ve  “Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Hakkında Kılavuz”da yapılmasını istediği değişiklikler şöyle;</p>
<ul>
<li>Bölüm 1 Madde 5 ve Bölüm 2 Madde 1’in yeniden düzenlenmesini, &#8220;doğal&#8221; kelimesinin kullanımına hiçbir şekilde müsaade edilmemesini,</li>
<li>&#8220;Doğal&#8221; kelimesinin gıda etiketlerinde pazarlama malzemesi olarak kullanımının yasaklanmasını,</li>
<li>Genel Uygulama Esasları Madde 3’e göre bir etiketin veya tanımlamanın yanıltıcı olarak kabul edilip edilmeyeceği değerlendirilirken gıdanın etiketlenmesi, tanıtımı, sunumu ve reklamının bir bütün olarak ele alınması gerektiğinden, “doğal” çağrışımı yapacak görsel malzeme kullanımına (örneğin, konvansiyonel süt ve süt ürünleri ambalaj ve reklamlarında kapalı sistemde yetiştirilen inek yerine, merada otlayan inek görseli kullanılarak yanıltıcı biçimde doğal algısı yaratılması) izin verilmemesini talep ediyoruz.</li>
</ul>
<p>Kampanyayı imzalamak için lütfen <a href="https://www.change.org/p/do%C4%9Fal-teriminin-g%C4%B1da-etiketlerinde-pazarlama-malzemesi-olarak-kullan%C4%B1lmas%C4%B1-yasaklans%C4%B1n" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız. </a></p>
<p>Kaynak: <a href="http://stgm.org.tr/tr/manset/detay/gercekten-dogal-mi" target="_blank" rel="noopener">STGM</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/10/gercekten-dogal-mi/">Gerçekten Doğal Mı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Tavukçuluk endüstrisi Türkiye’yi GDO cehennemine çevirmek konusunda son derece kararlı&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/18/tavukculuk-endustrisi-turkiyeyi-gdo-cehennemine-cevirmek-konusunda-son-derece-kararli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Aug 2017 12:44:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[gdo]]></category>
		<category><![CDATA[Genetiği Değiştirilmiş Organizma]]></category>
		<category><![CDATA[Greenpeace]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık Nejat Dinç]]></category>
		<category><![CDATA[tavukçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gıda ve İçecek Dernekleri Federasyonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17758</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biyogüvenlik Kurulu, hayvan yeminde genetiği değiştirilmiş üç soya ve bir mısır çeşidine onay verdi. Üstelik sırada daha 20 çeşit GDO’lu ürün izin için bekliyor. GDO hayatımızı nasıl etkiliyor, sağlığa zararlı GDO’lu ürünlere niçin izin veriliyor Greenpeace Gıda ve Tarım Kampanyası Sorumlusu Tarık Nejat Dinç ile konuştuk.*  GDO nedir, insan sağlığına etkileri nelerdir? GDO, yani Genetiği [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/18/tavukculuk-endustrisi-turkiyeyi-gdo-cehennemine-cevirmek-konusunda-son-derece-kararli/">&#8220;Tavukçuluk endüstrisi Türkiye’yi GDO cehennemine çevirmek konusunda son derece kararlı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biyogüvenlik Kurulu, hayvan yeminde genetiği değiştirilmiş üç soya ve bir mısır çeşidine onay verdi. Üstelik sırada daha 20 çeşit GDO’lu ürün izin için bekliyor. GDO hayatımızı nasıl etkiliyor, sağlığa zararlı GDO’lu ürünlere niçin izin veriliyor Greenpeace Gıda ve Tarım Kampanyası Sorumlusu Tarık Nejat Dinç ile konuştuk.<strong>*</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>GDO nedir, insan sağlığına etkileri nelerdir?</strong></p>
<p>GDO, yani Genetiği Değiştirilmiş Organizma, bir canlının DNA’sına bir başka türden canlının genlerinin laboratuvar ortamında yapay olarak eklenmesidir. Bu yolla o canlıya, kendi doğasında var olmayan özellikler eklenir. Bunun en yaygın örneği, tarımda kullanılan ot öldürücü bir zehir olan glifosataya dayanıklı bir bakteri geninin, mısır ve soya gibi türlerin DNA’sına eklenmesiyle oluşan GDO’lardır. Bu yolla tarlalara atılan ot öldürücü glifosattan tarladaki mısır ve soya bitkisi etkilenmez. Tabii bunun yarattığı en büyük tehlike ise kanserojen olduğu yeni keşfedilen glifosatın kullanımının GDO’larla birlikte aşırı yaygınlaşmasıdır. Bugün herhangi birimizden idrar örneği alıp test etsek ne yazık ki büyük olasılıkla içinde glifosat kalıntısına rastlarız.</p>
<h4>&#8220;GDO’lara bir kere izin verirseniz, o kapıyı bir kez aralarsanız, sürecin kontrolü elinizden kaçar&#8221;</h4>
<p><strong>Biyogüvenlik Kurulu dört ürüne daha onay verdi ve böylece GDO</strong><strong>’lu ürün sayısı 36</strong><strong>’ya çıkmış oldu. Bu ne anlama geliyor?</strong></p>
<p>İzin verilen GDO’ların 36’ya çıkması, Türkiye’nin GDO konusunda daha da kırılgan bir hale geldiği anlamına geliyor. Biz Greenpeace olarak her zaman için şunu savunduk: GDO’lara bir kere izin verirseniz, o kapıyı bir kez aralarsanız, sürecin kontrolü elinizden kaçar. O kapıyı aralamak, Pandora’nın Kutusu’nu aralamak gibidir, sonrasının önünü alamazsınız. Son verilen izinler, Türkiye’ye GDO ithalatını daha da rahat hale getirecektir. Bu da, daha çok GDO ithali, daha çok GDO ithali ise daha çok potansiyel risk anlamına gelmekte. Türkiye’nin on yıllardan bu yana süren denetim beceriksizliğini göz önüne aldığınızda, geçtiğimiz yıllarda yaşanan GDO’lu bebek maması, GDO’lu pirinç gibi skandalların gitgide artan bir sıklıkta karşımıza çıkacağını öngörmek için müneccim olmaya gerek yok.</p>
<h4> Bugüne kadar verilen tüm GDO izinlerinin arkasında bu tavuk şirketlerinin üst örgütü olan Beyaz Et Sanayiciler ve Damızlıkçıları Birliği Derneği var</h4>
<figure id="attachment_17763" aria-describedby="caption-attachment-17763" style="width: 354px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-17763" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/tarık-nejat-dinç.jpg" alt="" width="354" height="236" /><figcaption id="caption-attachment-17763" class="wp-caption-text">Greenpeace Gıda ve Tarım Kampanyası Sorumlusu Tarık Nejat Dinç</figcaption></figure>
<p><strong>Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği</strong><strong>’nin başvurusu üzerine kararın alındığı söyleniyor. Halk sağlığı üzerinde böylesi etkileri olan kararların alınması için bu tür derneklerin başvurularının yeterli mi?</p>
<p></strong>Avrupa’da GDO başvuruları ancak o GDO’yu üretip patentleyen şirketler, yani “gen sahipleri” yaparken, Türkiye’de GDO başvurularını ithalatçı firmalar yapabiliyor. Bu, Türkiye’deki GDO kanunun en zayıf ve sorunlu noktalarından birisidir. GDO’lar patentli ürünler olduğu için, başvuruya konu olan GDO’nun detaylı bilgisine sadece ve sadece gen sahibi firmalar sahiptir. Başvuruyu değerlendiren kurumun, yani Biyogüvenlik Kurulu’nun sağlıklı bir inceleme ve değerlendirme yapabilmesi için bu özel bilgilere ulaşabilmesi gerekir. Yani işin aslına bakacak olursanız Biyogüvenlik Kurulu’nun bugüne kadarki tüm başvuruları “eksik bilgi” nedeniyle reddetmesi gerekirdi. Bu konuda tüm teknik detaylara vakıf olunmadan verilen izinlerin tamamı şaibelidir.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde verilen dört GDO izni ile ilgili başvurular Beyaz Et Sanayiciler ve Damızlıkçıları Birliği Derneği,  (BESD-BİR), yani Türkiye’deki tavuk şirketlerinin çatı örgütü tarafından yapıldı. Bugüne kadar verilen tüm GDO izinlerinin arkasında bu tavuk şirketlerinin üst örgütü var. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde Rekabet Kurulu Türkiye’nin önde gelen 19 tavuk şirketiyle çatı örgütleri BESD-BİR’e karşı, soruşturma başlattı. İşte tüm GDO başvurularının arkasında tüketici aleyhine fiyat sabitlemeyle ilgili bu soruşturmanın baş aktörü BESD-BİR var. Dahası, verilen bu son dört GDO izni bir son da değil ne yazık ki. Bu izinler BESD-BİR’in 37 ayrı GDO için yaptığı başvurunun bir parçası. Bugüne kadar bu 37 GDO’dan 17 tanesi değerlendirildi ve izin verildi. Dolayısıyla daha sırada BESD-BİR’in başvurduğu ve izin bekleyen 20 tane daha GDO var. Anlayacağınız tavukçuluk endüstrisi Türkiye’yi GDO cehennemine çevirmek konusunda son derece kararlı.</p>
<h4>&#8220;GDO’lar doğrudan gıdalarda kullanılmıyor olsa bile, hayvanlara yem olarak verildiği için, dolaylı da olsa gıda zincirimiz içerisinde yer alıyorlar&#8221;</h4>
<p><strong>“Türkiye</strong><strong>’de GDO</strong><strong>’lu ürünlerin gıda amaçlı kullanımına izin verilmiyor</strong><strong>” deniliyor. Bu durumun doğruluk payı nedir? </strong></p>
<p>Türkiye’de GDO’ların tarlara ekilmesi, yani tarımının yapılması yasak. Ancak GDO’ların doğrudan gıdalarda kullanımı yasak değil, sadece izne tabi. Geçmişte, GDO’ların gıdalarda kullanım izni için Türkiye Gıda ve İçecek Dernekleri Federasyonu (TGDF) bir başvuru yapmıştı. Ancak o dönemde kamuoyunun büyük tepkisi ve Greenpeace’in yürüttüğü “Yemezler” kampanyası neticesinde TGDF bu başvurusunu geri çekmişti. O gün bugündür GDO’ların gıdalarda kullanımı için yapılan yeni bir başvuru yok. Kamuoyunun GDO konusunda bu kadar duyarlı olmasında, Greenpeace’in de bileşeni olduğu GDO’ya Hayır Platformu’nun yıllar süren ısrarlı mücadelesinin ve emeğinin çok büyük payı var. Öte yandan, şu anda Türkiye’de GDO’lar doğrudan gıdalarda kullanılmıyor olsa bile, hayvanlara yem olarak verildiği için, dolaylı da olsa gıda zincirimiz içerisinde yer alıyorlar ne yazık ki.</p>
<h4>&#8220;GDO’ların açlığa ve gıda kıtlığına çözüm olacağı söylemi, GDO lobisinin ürettiği en büyük yalandır&#8221;</h4>
<p><strong>GDO</strong><strong>’lu ürünlerin gıda kıtlığına karşı bir çözüm olduğu iddia ediliyor. GDO</strong><strong>’suz tarım yapılırsa aç mı kalacağız?</p>
<p></strong>GDO’ların açlığa ve gıda kıtlığına çözüm olacağı söylemi, GDO lobisinin ürettiği en büyük yalandır. Sanılanın aksine, mevcut GDO’ların hiçbirisi verim artırmaya yönelik uygulamalar değildir. Dolayısıyla, GDO’ların 20 yıllık verim rakamlarına baktığımızda herhangi bir verim artış istatistiği söz konusu olmadığı gibi, tam tersine az da olsa verim azalması dahi söz konusudur. Zaten dünyada üretilen GDO’ların neredeyse tamamı dört ana ürünü kapsar: soya, mısır, pamuk, kolza. Bu GDO’ların hiç birisi de doğrudan temel gıda maddesi üretiminde kullanılmaz. Pamuk zaten gıdada kullanılan bir ürün değildir. Genetiği değiştirilmiş mısır ve soya ise temel olarak hayvancılıkta, yem amaçlı olarak üretilirler. Burada esas dikkat çekilmesi gereken konu, aşırı et tüketiminin yarattığı tehlikedir. Esasen et tüketimi besin ihtiyacımızı karşılamanın en verimsiz yoludur. Ancak başta ABD olmak üzere, yem hammaddelerine yapılan doğrudan ve dolaylı sübvansiyonlar tıpkı ülkemizde tavukta da olduğu gibi, et fiyatlarını yapay olarak düşürmekte, bu da başta gelişmiş ülkelerde olmak üzere aşırı et tüketimine neden olmakta. Bu kadar et tüketimini karşılamak için çok yüksek miktarda tarım alanları GDO’lu mısır ve soyaya ayrılmakta. İşte soruna bu perspektiften baktığınızda, en çok hayvancılık alanında kullanılan GDO’lar bırakın açlığa çare olmayı, küresel açlığın temel sebeplerinden biri olmaktadır.<br />
Bu konuda altını çizmemiz gereken çok çok önemli bir gerçek daha var: Açlık teknolojik bir sorun değildir. Açlık sosyo-ekonomik bir sorundur. Yani yerel, ulusal ve küresel ölçekte gelir adaletsizliğinden, paylaşım adaletsizliğinden doğan bir sorundur. Sosyal, politik bir sorun da, asla ve asla teknolojiyle çözülmez. Sosyo-politik sorunlar ancak sosyo-politik müdahalelerle çözülür. Sosyo-ekonomik sorunları, yani paylaşım adaletsizliklerini teknolojik müdahalelerle çözmeyi vaadedenler muhtemeldir ki o adaletsizliklerden en çok beslenenlerdir.</p>
<h4><strong>“Ge</strong><strong>rek vatandaşlara, gerekse sivil toplum kuruluşlarına düşen görevlerden biri, konuya olabildiğince geniş perspektiften bakarak, küresel gıda-tarım zincirini sorgulayacak bir yaklaşım sergilemektir</strong><strong>”</strong></h4>
<p><strong> </strong><strong>GDO</strong><strong>’lu ürünlerin onaylanmasına karşı sivil toplum kuruluşlarına</strong><strong> düşen rol nedir?</strong></p>
<p>Bu noktada gerek vatandaşlara, gerekse sivil toplum kuruluşlarına düşen görevlerden biri, konuya olabildiğince geniş perspektiften bakarak, küresel gıda-tarım zincirini sorgulayacak bir yaklaşım sergilemektir. Bir başka deyişle artık yavaş yavaş, “GDO yersem sağlığım nasıl bozulur?” sorusunu genişletmek gerekir. Örneğin işe şu soruları sormakla başlayabiliriz: Neden tüm GDO başvurularını Tavukçuluk endüstrisi yapıyor? Tavukçular neden GDO’ları bu kadar seviyor? Tavuk şirketleri ve diğer hayvancılık endüstrisi neden dünyanın öbür ucundan GDO’lu soya ithal ederek üretim yapma kolaycılığına kaçıyor? Neden yerel kaynakları kullanarak üretim yapmıyorlar? Neden hayvanları doğal ortamlarından koparıp adeta hapishanelere mahkum ederek üretim yapıyorlar? Meralarda, otlaklarda, doğal yollarla beslenen hayvanlarla yapılan küçük çiftçi temelli hayvancılığın yerini neden endüstriyel hayvancılık alıyor? Bu dönüşümden kimler kazanıyor, kimler kaybediyor? Neden bu kadar çok et tüketiliyor? Buna gerçekten ihtiyacımız var mı? Suya atılan taşın halkaları gibi büyüyen bu soruları sormak, esasında çorap söküğünün ilmeğinden tutmaktır. İşte sivil toplum kuruluşlarına düşen en büyük görev bu ilmeği sıkı sıkıya tutup ısrarla çekmeye devam etmektir.</p>
<p><strong>*</strong>Katkılarından dolayı Özlem Türkdoğan’a teşekkür ederim.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/18/tavukculuk-endustrisi-turkiyeyi-gdo-cehennemine-cevirmek-konusunda-son-derece-kararli/">&#8220;Tavukçuluk endüstrisi Türkiye’yi GDO cehennemine çevirmek konusunda son derece kararlı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum Örgütleri Bir Araştırma Laboratuvarı Kurabilir mi?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/02/sivil-toplum-orgutleri-bir-arastirma-laboratuvari-kurabilir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 May 2017 09:19:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Bianet]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Şık]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gdo]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[gıda tarım ve hayvancılık bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Mutfaktaki Kimyacı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bülent Şık Bianet&#8217;te &#8220;Mutfaktaki Kimyacı&#8221; adlı köşesinde yazdığı yazısında sivil topluma bir öneride bulundu; &#8220;Önerim, gıda, tarım, ekoloji, çocuk sağlığı, tüketici ve çalışan haklarını savunan örgütlerin biraraya gelerek bir araştırma laboratuvarı kurması.&#8221; Gıdalar ve beslenme konusunu yüreklere korku salarak ele almaktan kaçınmaya çalışıyorum. İyi beslenme dediğimiz olgu “ne yemeli, ne yememeli?” sorusuna verilecek yanıtlarla çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/02/sivil-toplum-orgutleri-bir-arastirma-laboratuvari-kurabilir-mi/">Sivil Toplum Örgütleri Bir Araştırma Laboratuvarı Kurabilir mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Bülent Şık Bianet&#8217;te &#8220;Mutfaktaki Kimyacı&#8221; adlı köşesinde yazdığı yazısında sivil topluma bir öneride bulundu; &#8220;Önerim, gıda, tarım, ekoloji, çocuk sağlığı, tüketici ve çalışan haklarını savunan örgütlerin biraraya gelerek bir araştırma laboratuvarı kurması.&#8221;</h3>
<p>Gıdalar ve beslenme konusunu yüreklere korku salarak ele almaktan kaçınmaya çalışıyorum. İyi beslenme dediğimiz olgu “ne yemeli, ne yememeli?” sorusuna verilecek yanıtlarla çok az ilgili. Meseleyi hangi gıdaları yersek ya da yemezsek daha iyi besleniriz noktasından ele almak yetersiz bir bakış açısı olur.</p>
<figure id="attachment_12766" aria-describedby="caption-attachment-12766" style="width: 373px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-12766" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik.jpg" alt="" width="373" height="196" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik.jpg 848w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik-640x337.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik-610x321.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik-320x168.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 373px) 100vw, 373px" /><figcaption id="caption-attachment-12766" class="wp-caption-text"><strong>Bülent Şık</strong></figcaption></figure>
<p>Böyle bir bakış açısı bütünüyle önemsiz değil; yaşa ve sağlık durumumuza bağlı olarak yemeniz ya da yememeniz gereken yiyecekler vardır örneğin. Ama iyi beslenme dediğimiz olgunun bireysel bilinç ve tercihlerle çok az ilgili olduğu da bir gerçektir.</p>
<p>İçinde olduğumuz politik sistem, nasıl bir toplumsal hayatın içinde yaşadığımız ve genel sağlığı ilgilendiren kamu politikalarının nasıl oluşturulduğu iyi beslenme açısından daha çok önem taşır. Örneğin şu meseleler üzerinde düşünelim: On beş yıl önce 3 milyon civarında olan küçük çiftçi sayısının günümüzde yaklaşık 2 milyona düşmesi; çocuk ve ergen nüfus içinde gözlenen obezite oranlarının yıldan yıla hızla artması; ucuz ama besin içeriği boş abur-cubur gıdaların her yanı sarması; toksik kimyasal kalıntılarının gıdalarda, sularda, doğal hayatta oluşturduğu problemin yıldan yıla büyümesi; işçi sağlığını izleme ve koruma anlamında dişe dokunur bir çalışma yapılmaması.</p>
<p>Bu meselelerin hiçbiri iyi beslenme ile doğrudan ilgili görünmüyor. İyi beslenmenin gelirle, bilinçli tüketiciler olmakla ilgili olduğu o kadar çok dile getirilmiş, öylesine doğallaştırılmış bir şey ki aksini düşünme konusunda epeyce dirençliyiz; ya da nereye bakmamız gerektiğini bilemiyoruz. Oysa iyi beslenme içine gömülü olduğumuz politik sistemin nasıl işlediğine çok bağlı.</p>
<p>Örneğin, tarımsal üretimde hangi gıdaların üretilmesinin teşvik edildiği, kimlere hangi desteklerin verildiği; gıdaların hangi tekniklerle üretildiği, sağlık üzerindeki olumsuz etkileri bilinmeyen kimyasal maddelerin kullanılmasına kimlerin ve hangi süreçlerle karar verdiği; kamu kurumlarının insan sağlığını koruma adına yapması gereken araştırma ve izleme çalışmalarını nasıl yaptığı, işçi sağlığının önemsenmediği bir gıda işletmesinde sağlıklı gıda üretmenin olanaklı olup olmadığı gibi çok uzun bir soru listesi oluşturmak mümkün. Sadece bazılarına örnek verdiğim bu sorulara yanıt aramak nasıl beslendiğimiz sorusuna daha çok ışık tutacaktır.</p>
<h4>Sosyal bir hak olarak beslenme</h4>
<p>Her şeyden önce iyi beslenme sosyal bir hak.</p>
<p>Kamu adına iş gören kurumlar örneğin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ya da yerelde belediyeler sağlıklı bir çevrede yaşama ve beslenme hakkını sağlamakla yükümlü kurumlar.</p>
<p>Bu sorumluluklarını yerine getirdikleri ise söylenemez. Yapılan çalışmaların kamusal erişime kapalı olması da apayrı bir başka sorun.</p>
<p>Birileri, akademi ya da kamu kurumları iyi besleniyor muyuz, sorusuna bizim adımıza çözümler getirmekte her zaman yetersiz kalacak. Bu sorunu çözmek için ne yapıyoruz ve ne yapabiliriz, sorularına da yanıtlar aramalı.</p>
<p>Bu yazıda sorunları teşhis etmeyi kolaylaştıracak, bilgi edinme sürecine bir fail olarak katılımımızı sağlayacak ve kamusal erişime kapalı bir alana kamusal çıkarları koruma gayesiyle girebilmemizi sağlayacak bir öneriyi dillendireceğim.</p>
<p>Önerim, gıda, tarım, ekoloji, çocuk sağlığı, tüketici ve çalışan haklarını savunan örgütlerin biraraya gelerek bir araştırma laboratuvarı kurması.</p>
<h4>Kimlerle birlikte ve neler yapılabilir?</h4>
<p>Ülkemizde gıda ve çevre sağlığı, tüketici hakları, işçi sağlığı ve çocuk sağlığı alanında faaliyet gösteren irili ufaklı pek çok örgüt var. Bu örgütlerin bir araya gelerek oluşturacakları bir bütçe ile bir kimyasal madde kalıntıları analiz laboratuvarı kurulabilir.</p>
<p>Kurulacak laboratuvar başta gıdalar olmak üzere, sularda, çeşitli tüketim ürünlerinde, doğal ortamlarda, çalışma ortamlarında ve ev ortamında çocuk ve yetişkin (sağlıklı bir çevrede yaşama ve beslenme hakkı açısından izleme yapabilmek), çalışan (işçi sağlığını tehdit eden toksik kimyasalları izleyebilmek), doğal hayattaki diğer canlılar (ekolojik kirlenmenin tespiti) açısından önem arz eden toksik kimyasalların analizlerini yapma yeterliliği temelinde iş yapmak üzere tasarlanabilir.</p>
<p>İşe toksik kimyasal kalıntıları analizleri ile başlamak farklı kesimlerin araştırma ihtiyacına yanıt verebilme açısından da bir avantaj içeriyor. Üstelik hem araştırma çerçevesi çok geniş ve hem de hakkında en çok bilgi edinme ihtiyacı duyduğumuz bir çalışma alanı. Ancak zaman içinde mikrobiyoloji, GDO, toprak, bitki vs. gibi alanlara da girmek ve analitik çalışma kapsamını genişletmek mümkün.</p>
<h4>Böyle bir bilgiye neden ihtiyaç var?</h4>
<p>Böyle bir laboratuvar ile bağımsız çalışmalar yapmak, yapılacak akademik araştırmalara analiz altyapısı desteği vermek, doğrudan bilgiye erişmek ve en önemlisi edinilen bilgiyi kamuya açık kılmak olanaklı.</p>
<p>Kamu kurumlarının yapması gereken bir işi biz neden yapalım ki, sorusu akla gelebilir ve o kurumları doğru düzgün çalışmaya zorlamak daha uygun bir strateji olarak görünebilir.</p>
<p>Bu stratejinin artık hiçbir işe yaramadığını düşünüyorum.</p>
<p>Kamu kurumları aracılığı ile yapılan işler mevcut sistemin işleyişine herhangi bir şekilde müdahale etme olanağı sağlayacak bilgileri üretmiyor. Dahası bu tip bilgilerin akademik ortamlardan çıkması da günden güne olanaksız bir hale geliyor. Dolayısıyla kamunun sağlıklı bir hayat ve iyi beslenme için politikalar oluşturmak üzere ihtiyaç duyulan bilgiyi kendi imkânları ile üretmeye çabalamasının önemli olduğunu düşünüyorum.</p>
<h4>Kurulum maliyeti</h4>
<p>En önemli bütçe kalemini analitik cihazlar oluşturuyor. İkinci el, hibe, analitik cihaz üreticisi firmaların bazı promosyonları ya da elden geçirerek satışa sundukları cihazlar dikkate alınarak bir cihaz parkı oluşturulursa cihazlara ayrılacak bütçe oldukça düşük olacaktır. Tahminim minimum 1, maksimum 3 milyon TL arasında bir bütçe gereksinimi olduğu.</p>
<p>Laboratuvarın kurulumu için 200-250 metrekare bir yer yeterli. Bu büyüklük başlangıç için işi çözer. Laboratuvarın nereye kurulacağı sorusuna şimdilik bir yanıtım yok. Laboratuvar mekanının iç donanımı, kimyasal ve sarf malzemesi giderleri çok değişken olmakla beraber minimum 500, maksimum 1.5 milyon TL arasında bir bütçe gerekiyor.</p>
<p>Bütçedeki minimum maksimum aralığında temel belirleyici yapılacak çalışmaların analitik kapsamının ne olacağı sorusuna verilecek yanıta bağlı. Analiz kapsamını ortaklaşa bir çalışma ile belirlemek gerekli. Zaman içinde kapsamı genişletmek de olanaklı şüphesiz. Laboratuvarın kurulum çalışmaları ile kurulum sonrası yapılacak araştırma çalışmalarının birlikte planlanması işleyişi kolaylaştırmak için bir gereklilik. Laboratuvarın faaliyete geçmesi ile eşzamanlı olarak araştırma çalışmalarındaki analizler de yapılmaya başlanabilir ve böylece araştırma bütçelerinden laboratuvar çalışmalarına pay aktarılmasını sağlanır.</p>
<p>Düşünülenin aksine bu işler büyük bütçeler gerektiren, yapılması zor işler değil. Ayakta tutmak zor ama çok ince hesaplanmış bir çalışma ile o da yapılabilir. İyi tasarlanmış ve akredite edilmiş bir laboratuvar gıda, tarım, işçi sağlığı gibi alanlarda zamanla ülkemizdeki en itibar edilen analitik kurum olabilir.</p>
<h6>Yazının orijinaline ulaşmak için <a href="http://m.bianet.org/bianet/saglik/186093-sivil-toplum-orgutleri-bir-arastirma-laboratuvari-kurabilir-mi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayın</a></h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/02/sivil-toplum-orgutleri-bir-arastirma-laboratuvari-kurabilir-mi/">Sivil Toplum Örgütleri Bir Araştırma Laboratuvarı Kurabilir mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
