<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fikret Toksöz arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/fikret-toksoz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/fikret-toksoz/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 24 Jun 2021 17:13:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Fikret Toksöz arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/fikret-toksoz/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Belediyeler ve Kent Konseylerine Sivil Katılım Nasıl Artar?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/24/belediyeler-ve-kent-konseylerine-sivil-katilim-nasil-artar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2021 14:06:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[European Endowment For Democracy]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Toksöz]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Recai Çakır]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum ve Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[ulaş tol]]></category>
		<category><![CDATA[YADA Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetim ve Sivil Toplum İşbirlikleri: Kısıtlar ve Olanaklar”]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71950</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplum, akademi ve belediyeler bir araya geldi. Tartışmalarda, kent konseylerinin demokratik katılım açısından daha işlevli hale gelmesi ihtiyacı öne çıktı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/24/belediyeler-ve-kent-konseylerine-sivil-katilim-nasil-artar/">Belediyeler ve Kent Konseylerine Sivil Katılım Nasıl Artar?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivil Sayfalar’ın  European Endowment  For Democracy desteği ile düzenlediği “<strong>Yerel Yönetim ve Sivil Toplum İşbirlikleri: Kısıtlar ve Olanaklar</strong>” Çalıştayı’nda sivil ve yerel aktörler arasında katılım ve işbirliği olanakları ile mevcut kısıtlar ele alındı. Sivil toplum temsilcileri, uzmanları, akademisyenler ve belediyelerden katılımcılar, yerel yönetimlerde genel olarak katılımın ve sivil katılımın artması için ilgili yasalarda değişiklik yapılması, yerelde temsil düzeyinin artırılması, kent konseyleri ve üniversitelerin bu alanda daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>22 Haziran 2021’de çevrimiçi ortamda gerçekleştirilen çalıştayın ilk bölümde Ulaş Tol ve İnanç Mısırlıoğlu’nun sunumlarının artıdan, katılımcılar Türkiye’de yerel yönetim ve sivil toplum ilişkileri ile işbirliklerine dair mevcut durumu,  sorunları ve bu sorunları gidermeye yönelik çözüm önerilerini paylaştı. YADA Vakfı ve Team Araştırma’dan Ulaş Tol, hazırladıkları “Yerel Yönetim Reformu” başlıklı araştırmadan bulgular paylaştı. Yerel yönetim konusunda revizyon çalışmaları yürüten kişilere bir çerçeve oluşturmayı hedefleyen çalışmada, “yerel yönetimlerin uzaktan değil yakından yönetilmesi” gereği tespitinin öne çıktığını söyleyen Tol, yerel yönetim politikalarının nasıl olması gerektiği konusunda ulaşılan diğer hususları da  güçlendirilmiş yerel yönetim anlayışı, yerel yönetim yapısının demokratikleştirilmesinin gereği ve yerel yönetimlerin katılımda sürdürülebilirliği hedeflenmesi olarak sıraladı.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-71952 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/zoom-meeting-21-haziran--640x390.jpg" alt="Belediyeler ve Kent Konseylerine Sivil Katılım Nasıl Artar?" width="387" height="236" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/zoom-meeting-21-haziran--640x390.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/zoom-meeting-21-haziran-.jpg 1022w" sizes="(max-width: 387px) 100vw, 387px" />Sivil Sayfalar’dan İnanç Mısırlıoğlu “Yerel Yönetim- Sivil Toplum İş Birliklerine Farklı Ülkelerden İyi Örnekler” başlıklı sunumunda Almanya’da halihazırda yaşamakta olduğu ve nüfusu 3 bin civarında olan küçük bir kentin yerel yönetim uygulamaları üzerinden, Türkiye ve dünyada yerel katılıma ilişkin gözlemlerini aktardı.</p>
<p>Türkiye’de yerel yönetim uygulamalarında daha çok merkezileşme eğilimi görüldüğünü kaydeden Mısırlıoğlu, Almanya’da yerel katılıma olanak veren bazı uygulamaları paylaştı. Belediye seçimlerinde seçim yaşının 16 olması, 2002’den bu yana Almanya Yurttaşlık Eğitimi Ajansı’nın hayata geçirdiği “Wahl-omat” adlı uygulama, göçmenlere verilen entegrasyon eğitiminde seçim sistemi ve siyasi partilere geniş yer verilmesi, kamu hizmetlerinden yararlanmayı kolaylaştıran çok dilli hizmet anlayışı ve ehliyet sınavının 12 dilde yapılabilmesi örnekleri üzerinden gündelik, sosyal ve siyasal hayata katılıma olanak veren pek çok uygulama Mısırlıoğlu’nun sunumunda yer aldı.</p>
<p><strong>Toksöz: “Yerel Yönetimlere Katılımın Zemini Yok!”</strong></p>
<p>Çalıştayın devamında katılımcılar, yerinden yönetim ilkesi ekseninde yerel yönetimlere katılımın nasıl sağlanacağı ve sivil toplumun katılım süreçlerine nasıl dahil olabileceği konularında söz alarak deneyim ve çözüm önerilerini paylaştır.</p>
<p>Yerel yönetimlere sivil toplumun ve yurttaşların katılımının artırılması konusundaki sorunları ve bu sorunları gidermek için çözüm önerilerini paylaşan yerel yönetişim uzmanı Fikret Toksöz, mevcut Yerel Yönetim Kanunu’nun temsil oranını 1/10 oranında azaltarak sistemi merkeziyetçi yerel yönetim yapısına dönüştürdüğünü kaydetti. Sivil toplumun daha yerel meseleler yerine daha makro konular üzerinde çalışma eğilimi göstermesi, Kent Konseyleri’nin etkili çalışmaması ve belediye meclis üye seçimlerinde partilerin etkili olması örnekleriyle, Türkiye’de katılım için yeterli hukuki zemin bulunmadığını vurgulayan Toksöz, söz konusu sorunların giderilmesiyle yerel yönetimlere katılımın artırılmasının mümkün olduğunu kaydetti.</p>
<p>Yerel yönetimlere katılım ve sivil toplum-yerel yönetim iş birlikleri konusunda Türkiye’de mevcut durumu mensubu olduğu parti açısından değerlendiren HDP’nin Yerel Yönetimler Grup Danışmanı Dilek Akkuş,  2019 yerel seçimlerinde 65 belediye kazanmalarına karşın kayyum atanması nedeniyle yerel düzeyde faaliyet yürütemediklerini söyledi.  Akkuş konuşmasında ayrıca, 2019 yılında hazırladıkları Yerel Yönetimler Bildirgesi’nde Kent Konseyleri dahil pek çok başlıkta yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve sivil toplumun katılımını artırmayı hedefleyen öneriler olduğunu da hatırlattı.</p>
<p><strong>Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır: “Yerelde Demokrasinin İşleyişinde Kent Konseyleri Önemli Roller Üstlenebilir”</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-71953 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/sivil-sayfalar-calistay-640x357.jpeg" alt="Belediyeler ve Kent Konseylerine Sivil Katılım Nasıl Artar?" width="358" height="200" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/sivil-sayfalar-calistay-640x357.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/sivil-sayfalar-calistay.jpeg 1024w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" />Çalıştayda söz alan katılımcıların öne çıkardığı başlıklardan bir diğer Kent Konseyleri idi. Termik santral yapımına karşı çıktığı için ilgi firmanın hakkında dava açtığı Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır, kent konseyini aktif hale getirmek için 6 bin nüfuslu kentte geniş bir katılım hedefiyle düzenledikleri forumlara katılımın düşük olduğunu paylaştı. Türkiye’de yerel yönetimlerin yetki konusunda merkezileşme eğiliminde olduğunu, mevcut olan sınırlı yetkinin kullanılması için ise özellikle küçük kentlerde sivil toplumun desteğine ihtiyaç bulunduğunu vurgulayan Çakır, yerel katılıma ve ihtiyaçlara dayanan kamusal yatırım yerine, merkezi yönetimin müteahhit firmalara öncelik verdiğini kaydetti.</p>
<p>Katılımcılar arasında yer alan yerel yönetim temsilcilerinden İzmir Karşıyaka Belediyesi’nden Özlem Şenyol, sivil toplum ve yerel yönetimler arasındaki işbirliklerinde meslek odalarının kritik öneme sahip olduğunu kaydetti. Şenyol, konuşmasında ayrıca yerel yönetim seçimleri ile stratajik planların belirlenmesi sürecinin yerel yönetimlere yurttaşların ve sivil toplumun katılımında önemli süreçler olduğunu kaydetti.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi’nden Pınar Tuna, Türkiye’de az sayıda belediyede bulunan Sivil Toplumla İlişkiler Birimi temsilcisi olarak, kentte sivil toplum işbirliği ile pek çok hizmeti hayata geçirdiklerini anlattı. Tuna, sivil katılımı artırmak için STK’ların projelerini desteklediklerini ve Nilüfer Kent Konseyi’nin yanı sıra mahalle düzeyinde de sivil aktörler ile ortak çalışmalar yürüttüklerini kaydetti.</p>
<p><strong>Doç. Dr. Murat Şentürk: “Üniversite, Sivil Toplum ve Yerel Yönetim İşbirliği Şart”</strong></p>
<p>Üniversitelerin yerel yönetimlerde sivil katılımında ve aktif yurttaşlığın sağlanmasında önemli bir işlev üstlenmesi gerektiğine dikkat çeken İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Murat Şentürk, hem akademik personel hem de öğrenciler aracılığıyla Türkiye’nin her kentinde bulunan akademik kurumların katılımcı perspektife katkı sunması gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Sultanbeyli Belediyesi ile işbirlikleri güçlü olan Mülteciler Derneği’inden Fatih Gökyıldız ise belediyelerin pek çoğunda sivil toplum ile ilişkiler konusunda doğrudan bir muhatap bulunmadığı eksikliğine işaret etti. Gökyıldız, yerel yönetimlerde Sivil Toplum ile İlişkiler birimlerinin oluşturulması durumunda, farklı alanlarda sivil toplum ve yerel yönetimler arasında ağ oluşturulmasının da mümkün olabileceğini kaydetti.</p>
<p>Konuşmacıların çalıştay sırasında dikkat çektiği bir diğer başlık, katılımcılığın artmasında dijital olanakların daha çok kullanılması ve yurttaşlar ile STK’ların yerel yönetim süreçlerine bu şekilde daha fazla dahil olmasının sağlanması idi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/24/belediyeler-ve-kent-konseylerine-sivil-katilim-nasil-artar/">Belediyeler ve Kent Konseylerine Sivil Katılım Nasıl Artar?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Sivil Toplum Daha Çok Uzmanlaşmalı!”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/22/sivil-toplum-daha-cok-uzmanlasmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2020 10:53:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Toksöz]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplumun Öncüleri]]></category>
		<category><![CDATA[yönetişim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=59669</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Sivil Toplumun Öncüleri” dosyamıza Fikret Toksöz ile devam ediyoruz. Kendisini “yerel yönetişim emekçisi” olarak tanımlayan Toksöz, 30 yıla yakın bir süredir TESEV (Türkiye Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Vakfı), Yurttaşlık Derneği ve Tarih Vakfı dahil birçok STK’nın kuruluşunda ve yönetiminde görev aldı. Kamu ve özel sektör ile sivil alanda deneyime sahip nadir isimlerden olan Fikret Toksöz, sivil topluma ilişkin tespitlerini pandemi sürecinde bizimle paylaştı. Sivil toplumda formel yapılardan çok, informel yapılara gidiş olduğuna işaret eden Toksöz, Türkiye’de uzmanlaşan STK’lara daha çok ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/22/sivil-toplum-daha-cok-uzmanlasmali/">“Sivil Toplum Daha Çok Uzmanlaşmalı!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="“Sivil Toplum Daha Çok Uzmanlaşmalı!”" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/vCMdhTkxzDQ?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong>S</strong><strong>ivil toplumda bulunduğunuz faaliyetlerden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Marmara Belediyeler Birliği Genel Sekreterlik görevinde bulundum; bu yarı sivil toplum faaliyeti sayılır. Ayrıca Mülkiyeliler Birliği yönetiminde görev aldım. Helsinki Yurttaşlar Derneği kurucularındanım. Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ve iki kutuplu dünyanın bitiminden sonra, düşünce kuruluşu ihtiyacı ile ortaya çıktı, bu ihtiyaçtan ortaya çıkan TESEV’in yönetiminde görev aldım. Yine 1990’larda yeniden tarihi değerlendirme ihtiyacıyla kurulan Tarih Vakfı kurucusu üyesiyim. 10 yıl Yurttaşlık Derneği (eski adı Helsinki Yurttaşlar Derneği) yönetiminde görev aldım. Diğerlerinin de çeşitli tarihlerde yönetimlerinde görev aldım. Ezcümle 30 yıldır fiilen derneklerin yönetim ve denetim kurullarında görev alan aldım. Aktif olarak Yurttaşlık Derneği’nde çalışmayı sürdürüyorum.  Bunlar farklı gibi görünse de her biri aslında insan hakları ve demokratik hukuk devleti olma yolunda çalışmalar yürüttü.</p>
<p><strong>Sivil alanda olmak size ne kattı?</strong></p>
<p>Çok şey kazandırdı; beni çok özgürleştirdi. Kamu sektöründen Ankara’dan İstanbul’a geldiğim için, Ankara ile İstanbul arasında çok fark olduğunu söyleyebilirim. Ankara’da devlet geleneği ve düşünce farklı bir şekilde çalışıyor. İstanbul’da başarı kriterleri Ankara’dan farklı. İstanbul’da 4 derneğin üyesi ve yönetiminde bulunmak hem Türkiye’yi hem dünyada olan biteni daha iyi kavramama yardımcı oldu. Değerli insanlarla beraber çalıştım.</p>
<p><strong>Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? </strong></p>
<p>Kendimi “yerel yönetişim emekçisi” olarak tanımlıyorum. Çünkü uzun zamandır yerel yönetişim üzerine çalışıyorum. Yönetişimin en önemli ayağı sivil toplum zaten. Yaklaşık 30 yıldır sivil toplumda kimi zaman kurucu üye, kimi zaman yönetimde görev aldım; kimi zaman da danışman oldum ya da bazı projeleri yürüttüm. 1990’lardan bugüne dek bu işlerle meşgulüm.</p>
<p><strong>Sivil toplumda kendinize bir misyon atfediyor musunuz?</strong></p>
<p>Değişim, değişim, değişim…</p>
<blockquote><p>“Resmi olmayan her türlü oluşum sivil sayılabilir”</p></blockquote>
<p><strong>Sivil toplumu nasıl tanımlarsınız? Türkiye’de ‘sivil toplum’ kavramı sizin için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Resmi olmayan her türlü oluşum sivil sayılabilir. Genel olarak son zamanlarda dini cemaatlerin sivil toplum olup olmadığı tartışması var. Çünkü orada bir şeyh var, ona tabi oluyorlar. Son zamanlarda Batıda da dini cemaatler, bizim gibi tarikatlar değil ama buna benzer yapılar var. Habermas diyor ki: ‘Avrupa’nın seküler kalbine dini cemiyetler bıçak gibi girdi’. Onlar da artık sivil toplumda karar mekanizmasında söz sahibiler. Dolaysıyla bunu görmezden gelemeyiz. Türkiye&#8217;de de bunu çok yaşadık, hala yaşıyoruz. Devletten doğrudan kaynak da alabilir ama doğrudan devletin beslemediği bütün faaliyetleri sivil toplum faaliyeti olarak ifade edebiliriz.</p>
<p><strong>Kamu, özel sektörde ve sivil toplumda çalışmış biri olarak karşılaştırmalı olarak sivil toplum için ne söylersiniz? Sivil toplum bir sektör mü? </strong></p>
<p>Olmaya çalışıyor. Özel sektör ve kamu sektörü henüz buna hazır değil. Türkiye’de devlet merkezli, yaklaşım var. Türkiye’nin önde gelen tüm özel sektör kuruluşlarının kendi STK’ları var. Koç, Sabancı gibi. Bunlar da çok değerli faaliyetler yürüten STK’lar. Mesela İKSV olmasa, Türkiye’nin sanat ve kültür hayatı çok eksik kalırdı. Ancak bu STK’lar, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi konularda pek ses çıkarmazlar. Türkiye’de bu konularda çalışan çok az STK var.</p>
<p><strong>Türkiye’de “yönetişim” kavramını ve kavramın kurumlar için taşıdığı önemi, en yalın haliyle nasıl anlatırsınız? </strong></p>
<p>Yönetişim iki şeye otuyor. Biri kültür. İlk olarak yönetişim kültürüne sahip olmanız gerekir. Önce ailemize bakalım. Bir karar alırken çocukların görüşünü alıyor muyuz? Sonra ülkedeki kültürün açıklığı ve katılımı desteklemesi lazım. Çünkü kendi evimizde bunu sağlayamazsak toplum içinde de sağlayamayız. Bundan çıkmak çok zor. Bu nedenle yönetişim, öncelikle bir kültür meselesidir.</p>
<p>Yönetişimi diğer açından etik sorun olarak görüyorum. Mesela bir belediye başkanı halka hesap vermeyi, nereye ne kadar para harcadığını açıklamayı, kendisi için etik olarak gerekli görmesi lazım. Ama Türkiye’de böyle bir etik mecburiyet yok. Kültür zaten ahlakla iç içe. Kültürün desteklediği yönetişim yasalarla sağlanamıyor. Batıda da kolay sağlanamadı. Bunu yasaları değiştirerek yaptılar. Bunun en iyi örnekleri Amerika’da var. Örneğin eski başkanlardan Nixon yalan söyledi, sonra yalan söylediğini itiraf etti ve istifa etmek zorunda kaldı. Yerine geçen Amerikan başkanı seçim beyannamesinde “gün ışığında yönetim kuracağız” sözü vardı. Kanunları ona göre değiştirdiler. Amerika’da başta anayasa ve diğer yasalarla etik olarak açıklık ve katılım destekleniyor. Açıklık ahlaki değerleri de yükseltiyor. Bizde bu yok; 2005’teki yerel yönetim reform taslağı sanırım hala Adalet Bakanlığı web sitesinde duruyor. O taslakta: “Kamunun her kararı ilgili paydaşlarla görüş alarak hazırlanacak. Bu olmadığı zaman, mahkeme o kararı otomatik olarak iptal edecek” ifadesi var idi.</p>
<p>Türkiye’de bu konudaki açıklık ve katılım konusunda en etraflı kurallar, Belediye Kanunu’nda var. Orda da “yapabilir” diyor. Yani belediye başkanı isterse oluyor. Oysa bunun yasalarla desteklenmesi lazım. Bu yapılmadığı için, bizde sivil toplum yeteri kadar etkin olamıyor, kamu da hesap vermekten hep kaçınıyor.</p>
<h5><strong>“Türkiye’de Şeffaflık Nerdeyse Sıfır Derecesinde” </strong></h5>
<p><strong>Kamu sektöründe kariyerine başlamış ve yerel yönetişim uzmanı biri olarak, 2020 Türkiye’sinde kamunun sivil topluma bakışına dair tespitleriniz neler? </strong></p>
<p>Bugünkü durum çok umut verici değil. Yönetişim alanında ‘katılımcılık var’ gibi yapılıyor. Sadece katılımcılık değil önemli olan, sivil toplumun karar alma mekanizmalarına katılabilmesi için elinde birtakım verilerin olması lazım. Dolaysıyla şeffaflık ve açıklık çok önemli. Ama görüyoruz ki Türkiye’de şeffaflık nerdeyse sıfır derecesinde. Yıllardır yerel yönetim üzerine araştırma yapıyorum, bir kısmı AB ve hatta içinde bakanlıkların da olduğu projeler yürütüyorum. Kamudan bazı bilgileri almakta hep zorlandık, bazı bilgileri dolaylı aldık. Merkezi hükümette bu konuda bir irade olması lazım. Ben böyle bir irade göremiyorum.</p>
<p>Her ne kadar son Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Dernekler Dairesi yerine İçişleri Bakanlığı’na bağlı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü kurulmuş olsa da pek bir şey fark etmedi. Çünkü Ankara’da yakın zamana dek, sivil toplum ile ilgili daire, Emniyet Genel Müdürlüğü binasının içinde idi. Yani siz, sivil toplumla ilgili birime polisten geçip gidiyordunuz. Sığıntı gibi Emniyet binasında duruyordu. Sivil toplum devletin çok ciddi kontrolünde. Bugün sivil toplum ve yönetişimin birlikte işlev yapması çok zor. Merkezi hükümet kapandıkça, belediyeler de kapanıyor; belediyeler de bilgi vermemeye çalışıyor. Bunda partiler arasında bir fark yok. Tüm belediye başkanları aynı tavrı gösteriyor. Böyle bir güçlükle karşı karşıyayız.</p>
<p><strong>Yönetişim kavramının yer bulması için sivil toplum ne yapmalı?  </strong></p>
<p>En azından uzmanlık gerekiyor. Dünyanın her yerinde hükümetlerin kararlarına müdahale etmek zor ama yerel yönetimlere ulaşmak daha kolay. Bunun mekanizmaları var. Yerel kararların alınmasında sivil toplum daha etkili olabilir. Sivil toplum, yerel yönetimlerin stratejik planlarının hazırlanmasında yer alabilir. Her şeye rağmen son 10 yılda Türkiye’de kurulan STK sayısı artıyor. Bu, sivil topluma bir ihtiyaç olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Yönetişim, sivil toplum için neden önemli? </strong></p>
<p>Sivil topumun önce kendi içinde demokratik olması gerekiyor. Buna da Türkiye’de pek rastlanmıyor. Bu konuda sivil toplumu çok fazla suçlamıyorum çünkü bu bir veri. Genel olarak dernekler birkaç kişi tarafından yönetiliyor. Bunun aksi yönündeki iyi bir örnek, Helsinki Yurttaşlar Derneği, yeni adıyla Yurttaşlık Derneği. Orada karar alma mekanizması açık, tüm üyeler katılabilir. Tabii etkin faaliyetler yürütemeyince sivil toplumda da bir iştahsızlık oluştu. Bu da kendi içinde demokratik ilkelere uymak zorunda kalmamasını etkiledi. Böyle bir güçlükle karşı karşıyayız. Bunun zamanla aşılacağını düşünüyorum. Şimdi artık başka bir yere de gidiş var: onu da görmek lazım.</p>
<h5><strong>Sivil Toplumda Formel Yapılardan Çok, Enformel Yapılara Gidiş!</strong></h5>
<p><strong>Nereye gidiş?</strong></p>
<p>Sivil toplumda formel yapılardan çok, enformel yapılara gidiş var. Sosyal medya bu kadar etkin olmadan önce STK’lar çok etkindi ama şimdi günümüzde sosyal medyada her şey o kadar hızlı akıyor ki… Bir örnek vermek gerekirse, bir belediye bir karar aldı, siz mahalleli olarak bu karara karşı koyacaksınız. Burada çok etkin çalışan bir platformunuz bile olsa, toplanmak için herkesin gelmesi, karar alması zaman alacak, zor olacak. Siz onu konuşup karar alana dek, belediye o kararı hayata geçirmiş olacak. Dozer gelip ağacı götürecek ya da tarihi bir esere zarar verecek. İşte bu nedenle artık daha hızlı hareket etmek gerekiyor. Şimdi birey tek başına ses çıkarıyor. O tek başına çıkardığı ses, eğer haklı bir konu ise binlerce kişi ona destek oluyor. Karar alıcılar sonunda geri adım atmak zorunda kalıyorlar. Bugünkü yeni sistemde bile bunu görüyoruz. Halkın tepkisinden korktukları için İstanbul Sözleşmesi’nde geri adım atamıyorlar. Yani örgütlü dernekler, kurumsal yapılar yerine bireyler örgütlenmiş durumda. Bunun Türkiye için daha önemli olduğunu düşünüyorum. Birey vatandaş oluyor, sesini çıkarıyor.</p>
<blockquote><p><em>Yani örgütlü dernekler, kurumsal yapılar yerine bireyler örgütlenmiş durumda.</em><em> Bunun Türkiye için daha önemli olduğunu düşünüyorum. Birey vatandaş oluyor, sesini çıkarıyor.</em></p></blockquote>
<p>Ancak bu formel yapıların tamamen ortadan kalkacağını göstermez. Batıdaki örneklere baktığımızda şunu görüyoruz. Daha çok uzmanlaşmış alanlarda dernekler var. Bizdeki, mimar mühendis odaları gibi, Hayat çok karmaşık çünkü, normal bir vatandaşın anlayamayacağı kadar zor sorunlar var. Bu sorunlarda uzman görüşünü almak gerekiyor. Uzmanlaşmış sivil toplum artık daha çok öne çıkıyor. Ve bütün parlamentolar dünyada yasama görevini yaparken mümkün olan en geniş mutabakatı sağlamayı çalışıyorlar. Bunun için de sivil toplum ile iç içe çalışıyorlar. Hayvanlara ilgili yasa çıkarmak mesela, bir uzmanlık gerektiriyor. Bunları görmek lazım. Daha uzmanlaşmış gruplara ihtiyaç var. Sivil toplum biraz daha uzmanlaşmış alanlara doğru kaymak zorunda. Oraya doğru da gidiş görüyoruz.</p>
<p><strong>Hemşehri dernekleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Sivil toplum faaliyetleri yürütüyorlar mı?  </strong></p>
<p><a href="https://www.tarihikentlerbirligi.org/">Tarihi Kentler Birliği</a> üyesiyim aynı zamanda. Sivil toplumdaki deneyimleri ve Anadolu’nun farklı kentlerindeki gözlemlerim çerçevesinde hemşehri derneklerinin önemli işlevler gördüğünü düşünüyorum. Bu dernekler iki şey sağlıyor: köyden kente gelişte toplumun yumuşak geçişine destek oluyor. Hemşehri dernekleri şehirdeki dayanışmayı kolaylaştırıyor. Bu yönüyle önemli bir işlev görüyor. Diğer ülkelerde gecekondu bölgeleri çoğunlukla suç yuvası, hatta bazı yerlere devlet giremiyor. Türkiye’de ise kentleşme sürecinde büyük yağma ve büyük hareketler olmadıysa, bunda hemşehri derneklerinin etkisi var.</p>
<p>Hemşehri derneklerini köyden kente göç edenlerin kente eklemlenmelerini kolaylaştırmasını bir de şu açıdan değerlendirebiliriz; Türkiye’de bağışçılık ve hayırseverlik konusunda yapılan bazı araştırmalar, Türkiye’de bağış faaliyetinin düşük çıktığı sonucuna varıyor ama ben buna katılmıyorum. Hemşehri dernekleri, topladıkları bağışlar ve ilişki ağları sayesinde bazı kamu hizmetlerinin yapılmasına öncülük ediyor.  Bu dernekler aracılığı ile yapılan bağışlar, informal ilişkiler, feodal veya akrabalık ilişkileri ile ilerliyor. Bu nedenle bunları ölçmek zor. Hatta bazılarında, mesela kadınlar yemek yapıp satıp çocuklara, gençlere burs veriyorlar. Bunlar da sivil faaliyet. Ancak bunlar kayda girmiyor ve biz ölçemediğimiz için bilemiyoruz.</p>
<p>Ayrıca, Türkiye’de ekonomik göstergeler çok kötü görünse de informal ilişkiler sayesinde büyük olaylar olmuyor.  Sokakta dilenci sayısı az, fuhuş çok yaygın değil. Güçlü aile bağları ve hemşehri dernekleri gibi yapıların bunlarda etkisi var.</p>
<p><strong>Pandemide günlük tutuyorsunuz; pandemi süreci bizi nereye getirdi? Bir şeyler değişti mi?  </strong></p>
<p>Pek farkında değiliz ama bence değişti. Liberal düşüncenin temsilcisi Amerika, Trump yönetiminde ilk defa pandemide çalışmadıkları halde para vermeye başladı. İlk defa emekçilere kamu kaynaklarından para vermek söz konusu oldu. Bizde de kişi başı bin TL para verildi. Bu çok küreselleşen ve çok liberalleşen ekonomilerde tekrar sosyal devlete dönüşü getiriyor.</p>
<p>Pandemiyle birlikte iki şeyin çok önemli olduğu ortaya çıktı: sağlık ve eğitim hizmeti. İkisi birden dünyada çok aksadı. İkisinin de eşitliği sağlayacak şekilde verilmesi gerekiyor. Türkiye’de 65 yaşı üstü için zatürre ve grip aşısını bedava yapacak. Eskiden beri kamu sağlığının bedava sağlanması tartışılıyordu, buna doğru gidiş olacak. Küreselleşme ile başlayan, “devlete gerek kalmadı” düşüncesi yerine, pandemide gördük ki merkezi hükümetin karar alması ve uygulaması gerekiyor. Bu, pek çok şeyi başka türlü yapmayı gerektiriyor. Pandemiyle birlikte çalışma saatlerinin esnekliği daha çok oturacak. Bu bir yandan emekçilerin ücret kaybına neden olurken, bir yandan da kadınların istihdamını kolaylaştırabilir. Bizdeki ataerkil aile yapısını da bozabilir. Pandemiyle birlikte sorunlar ile bu değişimler beraber olacak.</p>
<h5><strong>Pandemide Dönüşen Bireyler ve Sivil Alan Düşen Görevler </strong></h5>
<p><strong>Pandemide sivil toplum dönüşüyor olabilir mi?</strong></p>
<p>Daha çok bireyde bir dönüşüm olduğunu görüyoruz. Bireyler artık daha dikkatliler. Türkiye pandemiyle mücadelede başarısız diyemem: halkı suçlamak çok doğru değil. Yapılabileni yapmaya çalışıyorlar. Bu yeni bir yaşam tarzı, kimse için kolay değil. Beni asıl hayrete düşüren, İngiltere örneği. Londra sokakları daha kötü durumda. Pandemiden ölenler bizden çok daha fazla. Almanya çok disiplinli bir toplum ama orda da çok ölenler oldu. Oralarda da bireyler bu mücadeleyi sırtlanıyor.</p>
<p>Pandemide bedava sağlanan çok hizmet oldu. Ben pandemide her gün nerdeyse bir sesli kitap okudum, beni çok zenginleştirdi. Bireysel olarak başkalarına yarar sağlama, başkasını düşünme eğilimi pandemide artmış olabilir. Bu yeni bir kültür yaratıyor aslında.</p>
<p>Pandemide tuttuğum günlüklerimde yazdığım ve 65 yaş üstüne söylediğim mesaj şu: “Çok dertlenmeyin, çünkü neredeyse 100-200 yılda bir görülecek bir büyük olayla karşı karşıyayız. Buna tanıklık ediyorsunuz, bu çok önemli bir şey. Hepimiz bunun tanığı olduk. Hepimizin yarın için anlatacak büyük hikayeleri var. Bu tanıklığı yaşarken, olumsuzluklar yanında iyi şeyleri görmeye çalışın”. Burada mahalle bazında insanları eğlendirmek, onlarla hemhal olmak dertlerini paylaşmak gibi şeyler öne çıkabilir. İşte bu konuları da sivil toplum üstlenebilir.</p>
<p><strong>Sivil toplum Türkiye’de ve dünyada ne değiştirdi? Neler başardı? Neleri başaramadı?</strong></p>
<p>Sivil toplum sayesinde yeni kavramlar girdi hayatımıza: hesap verilebilirlik, açıklık, şeffaflık gibi. Sivil toplum yeni şeyler söylenmesini sağladı. 11. Kalkınma Planı’nda kadın istihdamını artırma hedefi var. Sivil toplum buralarda başarılı oldu. İstanbul Sözleşmesi’nde tartışmalara rağmen bu nedenle hükümet sözleşmeden çıkamıyor. Kürt meselesi ve insan hakları konuları zor konular, bu konular aşılamadı ama zamanla çözüleceğine inanıyorum.</p>
<h5><strong>Türkiye’de Ayrışmaya Rağmen Dayanışılan Ortak Konular</strong></h5>
<p><strong>Türkiye’de siyasi iklim sivil topluma nasıl yansıdı? Son yıllarda Türkiye’de sivil alanın daraldığı tespitlerine katılır mısınız?</strong></p>
<p>Sivil alan daraldı. Demokrasi liberal ekonominin türevidir, liberal ekonominin yarattığı sakıncaların, eşitsizliklerin yine demokratik bir toplumda giderilmesi gerekir. Demokratik bir toplumda sesi çıkmayanın, sesinin çıkmasının sağlanması gerekir. Türkiye’de her şeye rağmen bir özgürlük alanı var, bu ülkede tekdüze bir toplum yaratılması mümkün değil.</p>
<p>Türkiye’de ayrışmaya rağmen özellikle çevre, kadın, çocuk, eğitim ve ortak değerler konularında kutuplaşmayı aşmak mümkün olabiliyor. Bu konular üzerinden daha çok yoğunlaşarak, ayrışma, kutuplaşmayı aşmanın yolları bulunabilir. Son yıllarda kadına karşı tavırda değişim var. Bu konuda bir örnek vermek isterim. Yurttaşlar Derneği’nde bir proje için Adıyaman’da bir toplantıya gittik; çok çeşitli kesimlerden kadın temsilciler de katılmıştı. O toplantıda Kürt, Alevi, başı kapalı pek çok kadın vardı. Kadınlar problemlerini anlatıyorlardı. Üniversiteden bir erkek katılımcı “siz çocukları evde bıraktınız, burada oturmuş konuşuyorsunuz!” dedi. Bunun üzerine bütün kadınlar söz isteyerek, tepki gösterdi. Anadolu’da kadın girişimciler, kadın örgütleri ve birçok sivil oluşumlar var.</p>
<p><strong>Hiç sivil toplum faaliyetine katılmamış veya gönüllük yapmamış birine, sivil toplumu<br />
deneyimlerini önerir misiniz? </strong></p>
<p>Sivil topluma ihtiyaç duyuluyorsa olur, insanlar sivil topluma katılır. Anlık şeylerle, bir yerde bir çöp toplayarak, sivil toplum faaliyeti sürekli olmaz. Bir alanda ihtiyaç olması, sivil topluma olan ihtiyacı da daha çok hissettirecektir. Türkiye’de özellikle dernek kurmak çok güç. Dernekler kanunu 1 sayfa ama uymanız gereken yüzlerce kural var. Dernekler özel hukukta yer alır ancak kamu hukukun konusunu oluşturur gibi kamu denetimi çok fazladır; Türkiye’de 200’e yakın devlet müfettişi dernekleri kontrol eder. Bu şekilde sivil toplum Türkiye’de geliştirilemez. Bu konularda düzenleme ihtiyacı var. Türkiye’de özel sektör ve kamu sektörüne ağırlık verilir oysa üçüncü sektör olarak, sivil sektörün de desteklenmesi lazım.</p>
<p>Nasıl ki özel sektör ucuz kredi, vergi muafiyeti veriliyor ve destekleniyorsa, STK’lara da özellikle kadın ve genç istihdamını sağlayacak şekilde, ayrıcalıklar getirilmeli ki, toplum örgütlensin. Sivil toplumun kaynak yaratması için kamu tarafından desteklenmesi gerekir. Dünyada bunun güzel örneklerinden biri Çek Cumhuriyeti’nde: burada isteyen vergi mükellefi, devlete verdiği verginin % 1’ini STK’lara verebiliyor. Bunlar tabii, sosyal yardım, çevre gibi belli niteliklere sahip olan STK’lar oluyor.  İnanıyorum ki, STK’ların personellerinden 5’inden 2’si, kadın- genç ya da engelli olarak, SGK primi, devlet tarafından ödense, bu hem ülkede ciddi seviyede istihdama katkı sağlar, hem de devletin yapamadığı-yetişemediği sanat, kültür, sosyal yardım gibi konularda sivil toplum çok daha etkili olur.</p>
<p><strong>Ümitli misiniz?</strong></p>
<p>Beni fazla iyimser bulanlar var. Bu iyimserlik hissiyatın ötesinde, gözlemlerime dayanıyor. Son yıllarda turizm fuarlarına katılan belediye sayısı çok arttı. İç ve dış turizm, Türkiye’de değişimi sağlıyor. Üniversite öğrencileri sayesinde kentlerin değişimi mümkün olabiliyor. Okullaşma oranı artıyor, kız çocuklar ile erkek çocuk sayısı neredeyse aynı. Kadın hareketi, turizm ve üniversiteleri Türkiye’yi değiştirecek 3 konu olarak görüyorum. Bu bahsettiğim göstergeler çerçevesinde, umutluyum.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/22/sivil-toplum-daha-cok-uzmanlasmali/">“Sivil Toplum Daha Çok Uzmanlaşmalı!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum Yerel Yönetimler İlişkisinde Kırılma Noktaları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/26/sivil-toplum-yerel-yonetimler-iliskisinde-kirilma-noktalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Feb 2019 13:24:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Toksöz]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yerel seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel yönetimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=35694</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplumun nasıl bir belediyecilik anlayışı var, neler bekliyor, neleri değiştirmek istiyor? Neleri değiştirebileceğinin farkında mı? Soruları başta olmak üzere sivil toplum penceresinden ‘Nasıl Bir Yerel Yönetim’ göründüğünü ortaya koyacak olan dosyamıza; Yönetişim Uzmanı Fikret Toksöz’ün bu sürecin tarihsel sürecine yönelik analizleriyle başlıyoruz. Yerel yönetim alanındaki tecrübesinin yanı sıra, TESEV ve Yurttaşlık Derneği’nde bu alanda önemli projeler yürüten Toksöz; terazinin iki kanadını da bilen bir uzman olarak; tarihi sürecin satır başlarına ışık tutuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/26/sivil-toplum-yerel-yonetimler-iliskisinde-kirilma-noktalari/">Sivil Toplum Yerel Yönetimler İlişkisinde Kırılma Noktaları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivil Sayfalar olarak 2019 yerel seçimlerine yaklaştığımız bu günlerde kent hakkını ve kent hakkı savunuculuğunu odak noktamıza alarak bir dosya hazırladık: “Yerel Seçime Doğru Sivil Topluma Sorduk: Nasıl Bir Yerel Yönetim”</p>
<p>Sivil toplum; yönetişim anlayışının en önemli ilkeleri olan;  şeffaflık, hesap verebilirlik, çok aktörlülük ve katılımcılık konularını gerçekleştirmede önemli bir konumda… Yurtaşların taleplerinin yönetime ulaştırılması, şeffaf ve denetlenebilir bir yönetim mekanizmasının sağlanması; yaşanan sorunlara ortak çözümlerin bulunması için sivil toplum, kamu ile vatandaş arasında önemli bir köprü işlevi üstleniyor. Söz konusu yerel yönetim olunca bu mekanizmanın doğru kurulması; gündelik hayata etkileri açısından daha da hayati bir öneme işaret ediyor.</p>
<p>Dosyamızda; sivil toplumun yerel yönetimlerle ilişki kurma biçimlerini, birlikte çalışma yürütüp yürütülemediğini mevcut durum analizinin yanı sıra; ideal modelin ne olduğu üzerinden de değerlendirdik. Yerel yönetimlerin hizmet alanlarına göre; geniş bir örneklik teşkil edebilecek kadar farklı sivil toplum kuruluşlarıyla; yerel yönetimlere mercek tutmaya çalıştık. Parçası olduğumuz ve savunuculuğunu üstlendiğimiz kentten neler beklediğimizi hem görmek hem de göstermek için girdiğimiz bu yolda savunuculuk yürüttüğümüz alanlarda neler yapılabilir, nasıl işbirlikleri geliştirilebilir sorularına cevap bulmak istiyoruz. Sivil toplumun kente dair biriktirdiği tecrübenin görünür olması; yayın politikamızın da bir parçası.</p>
<p>Sivil toplumun nasıl bir belediyecilik anlayışı var, neler bekliyor, neleri değiştirmek istiyor? Neleri değiştirebileceğinin farkında mı? Soruları başta olmak üzere sivil toplum penceresinden ‘Nasıl Bir Yerel Yönetim’ göründüğünü ortaya koyacak olan dosyamıza; Yerel Yönetim Uzmanı Fikret Toksöz’ün bu sürecin tarihsel sürecine yönelik analizleriyle başlıyoruz. Hem sivil toplum hem de yerel yönetimler alanında uzun yıllar çalışan Yönetişim Uzmanı Fikret Toksöz, dosyamızın ilk haberinde ilişkinin tarihsel süreci hakkında bilgi veriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-35695" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/IMG-6234-e1551173540830-640x627.jpg" alt="" width="360" height="353" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/IMG-6234-e1551173540830-640x627.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/IMG-6234-e1551173540830.jpg 947w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" />Toksöz’e göre bu ilişkinin kırılma noktalarının ilk adımı 1977 seçimleri… Muhalefetin o dönemde ilk kez büyük illerde belediye seçimlerinde başarılı olduğunu hatırlatan Toksöz, iktidardan kaynak almakta zorlanan yerel yönetimlerin; iktidarı etkilemek için sivil toplumla, vatandaşla ilişki kurmak gibi demokratik tavırlarla girdiğini belirtiyor. O dönemlerde sivil toplum kuruluşlarının sayısının çok az olduğunu belirten Toksöz, “Olanlar da maalesef o günkü kutuplaşma sonucunda sağ ve sol olarak çok ideolojik bir şekilde ayrılmışlardı. Çok fazla ilişki kurulabilecek durumda değillerdi. Dolayısıyla biraz daha az politik olan kuruluşlarla ilişki kurmaya çalışıldı. Bunun için Mimarlar Odası, Esnaf dernekleri vs.  Bunlarla ilişki kurarak hükümet üstünde baskı yapmaya çalıştılar. Bu bazen hükümetin yumuşayıp ek kaynak vermesine yardım etti.” Dedi.</p>
<p>O günlerdeki ilişkinin bilinçli bir birlikte çalışma düşüncesi olmadığını belirten Toksöz, diğer önemli bir tarihin 1983’de çıkartılan Büyükşehir Yasası olduğunun altını çiziyor. Toksöz’e göre Rio Zirvesi’yle alınan yerel gündem kararları ve 1996’da yapılan Habitat 2 Zirvesi sivil toplum ile yerel yönetimlerin ilişkisinde diğer önemli eşikler.</p>
<p>Habitat Zirvesinden sonra sivil toplumun kendisini ‘reşit görmeye’, ‘ben de varım’ demeye başladığını vurgulayan Toksöz, iki önemli olayın daha bu ilişkiyi büyüttüğünün altını çiziyor:  “Birincisi 99 depremi. Depremde devletin çok aciz kaldığını gördük, dört beş gün düzenleme yapamadı. O zaman sivil toplum ve vatandaş müdahalesi başladı. Türkiye içinden ciddi bir yardım seli  ve girişimler başladı. Bir yandan yardım çalışmaları örgütlendi bir yandan psikolojik destek verildi. Bunu dernekler  sağladı. Diğer önemli olay ve bu işi rayına oturtan Avrupa Birliği sürecidir. Birliğin demokrasinin tam işlemesini sağlayan Kopenhag kriterlerinde dernek kurma özgürlüğünden söz ediliyor ve derneklerle iş yapılmasını öngörüyor. Türkiye de bunun için bir takım adımlar attı, dernekler kanunu değiştirdi, bir takım düzenlemeler yaptı. 2005&#8217;de yerel yönetim reformu yaptı. Bence Türkiye&#8217;deki bu son yıllarda yapılan en önemli demokratik reform budur. Çünkü burada sistem başından 1930&#8217;da çıkarılan kanun belediyeleri henüz reşit kabul etmediği için devletin vesayetini ağır bir şekilde hissettiriyordu. 2005&#8217;de idari vesayet kaldırıldı bunun yerine demokratik vesayet yani  sivil toplum ve vatandaşın denetlemesi esasına getirildi. Hala tam kurulabilmiş olmasa da ciddi bir paradigma değişikliği oldu.” diye anlatıyor.</p>
<p>Bunun yansımalarının sivil toplum alanında hissedildiğini belirten Toksöz, “Yaşadığımız günlerde karşılaştığımız demokrasi sorunlarına rağmen mesela 2007&#8217;deki dernek sayısı yetmiş bin civarında. Bugün 140 bin civarında bir yandan baskı var bir yandan da vatandaşlar dernekleşmeye sürdürüyor. Kadına karşı şiddet, çocuğa karşı şiddet, hayvan hakları, çevre ile ilgili derneklerin arttığını görüyoruz. Bu ister istemez yerel yönetimler üzerinde bir baskı yaratıyor. “ diyor.</p>
<blockquote><p>&#8220;Türkiye&#8217;deki bu son yıllarda yapılan en önemli demokratik reform budur. Çünkü burada sistem başından 1930&#8217;da çıkarılan kanun belediyeleri henüz reşit kabul etmediği için devletin vesayetini ağır bir şekilde hissettiriyordu. 2005&#8217;de idari vesayet kaldırıldı bunun yerine demokratik vesayet yani  sivil toplum ve vatandaşın denetlemesi esasına getirildi. Hala tam kurulabilmiş olmasa da ciddi bir paradigma değişikliği oldu.”</p></blockquote>
<p>Toksöz’ün yerel yönetimler sivil toplum alanında altını çizdiği iyi bir örnek kendisinin de danışman olduğu  Antalya Muratpaşa Belediyesi’nin kurduğu Sivil Toplum Merkezi. Bu merkezde 130 dernekle hizmet sözleşmesi imzalandığını ve şehirdeki hizmet alanlarıyla ilgili 15 platformun kurulduğunu belirten Toksöz; sivil toplumun böylece karar alma sürecinin parçası haline gelebilmesinin kolaylaşacağını ifade ediyor. Antalya örneğinde ve genel olarak sivil toplumun yerel yönetimlerle ilişki kurma, karar alma süreçlerine katılma konusunda yeterli istek duymadığı ve bilgide olmadığını belirten Toksöz, “Sivil toplum bugüne kadar Türkiye&#8217;de neredeyse &#8216;istemezük&#8217; sloganı arkasında duruyor. Yani bunu odalarda falan da görüyoruz. Hükümet ya da belediye bir tasarı ya da icraat yapıyor, buna karşı bir alternatif çıkarabiliyor musunuz? Alternatif çıkarabiliyorsanız oturup konuşalım. Bununla ilgili de mekanizma yoktu, sivil toplum da alternatif çıkarmaya pek yatkın değil. Çünkü böyle örgütlenmediler. Bunu hatalı bulmuyorum çünkü demokrasi eksikliğini böyle kapatmış oluyoruz. Başka yerde çıkarmıyor insanlar; sesini çıkarabilecekleri mecra yaratılmış oldu. Ama bu demokrasi fikri toplumda daha yaygın kabul gördükçe bunun düzeleceğini sanıyorum. Önümüzdeki günlerde hele bu belediye seçimlerinden sonra bunun daha ön plana çıkacağını düşünüyorum. Kentleşmeyle beraber bazı sorunlar da sertleşme, çıkmazlar başladı. Bunları belediye tek başına kolay kolay çıkamaz, başka bir üçüncü gözün katkısına ihtiyaç var. Burada sivil topluma ihtiyaç var. Sivil toplum buna göre örgütlenmeli, bunun için de katkı yapılması lazım.” Diye konuşuyor.</p>
<p>Hükümetin reel sektörü kalkındırmak için yaptığı katkıları sivil toplum alanına da uygulaması gerektiğinin altını çizen Toksuz, “Devlet  en az 40 yıldan bu yana reel sektörü geliştirmek için pay veriyor, teşvik ediyor ama sivil toplumu desteklemek için bir katkıda bulunmuyor. Hatta yardım edeceğine derneklerin başında böyle demoklesin kılıcı gibi duruyor, dernek yöneticisi olup da ceza almayan neredeyse yok. O eksik bu eksik diye sürekli ceza yazıyorlar. Eğer toplum üç ayaklıysa kamu, özel sektör ve sivil toplum ise; üçüncü ayak kısa. Bunu desteklememiz gerekiyor. Aynı reel sektör gibi teşvik alması lazım. Bu teşvik Antalya&#8217;daki belediyenin yaptığı gibi ona imkanlar sunmak ya da ortak hizmet sözleşmeleriyle katkıda bulunmak şeklinde olabilir. Bu olmazsa sivil toplum kalkınamaz.”  Dedi.</p>
<p>Batılı devletlerde sivil toplumun teşvikler sayesinde iş piyasasında önemli bir yer tuttuğunu belirten Toksöz, “Bugün Hollanda&#8217;da sivil toplum istihdamın yüzde 14&#8217;ünü sağlıyor. Sivil toplumun bir başka faydası kadın istihdamını arttırması. Esnek çalışma saatleri koyduğu için kadınların çalışmasını mümkün kılıyor, hem aile içindeki rollerini güçlendiriyor hem de onları vakitlerini değerlendirmiş oluyor. Muhalefet veya iktidarın bunu böyle görmesi gerekiyor. Türkiye’yi yöneten politik güçlerin bunu sadece  demokrasinin geliştirilmesi değil kadın istihdamını arttırmak, eşitsizlikle mücadele gibi alanlar için de yapması gerekiyor.  Almanya ve Fransa&#8217;da askerlik hizmetini sivil toplumda çalışarak yapmak mümkün. Kobilere uyguladığı teşvikleri sivil toplum için de yapabilir. Toplumda yeni bir dönem açacaktır ve sivil toplum önemli hale gelecektir. Sivil toplum sadece üç beş gönüllünün yaptığı faaliyet olmaktan çıkacaktır. Daha geniş bir kitleye hitap etmek zorunda kalacaktır. Çek Cumhuriyeti&#8217;nde başlayan bir uygulama var, vatandaş ve sivil toplum arasındaki ilişkiyi kurmak için herkes gelir vergisinden sonra bir dilekçe veriyor, verginin bir kısmının derneklere aktarılmasını istiyor, maliye de bunu yatırıyor. Bunu özellikle kamunun ulaşamadığı alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarını desteklemek için bu sosyal hizmetler, sanat ve kültür eğitim gibi konularda çalışan derneklere katkı yapılıyor.” şeklinde anlatıyor.</p>
<p>Sivil toplumun kendi arasında da mekanizmalar ve platformlar kurmaya yatkın olmasının ve birlikte çalışmak konusunda istekli olmasının önemine de vurgu yapan Toksöz, “İHOP bunun iyi bir örneğidir. Aslında yapılması gereken bu platformları kurmak ve daha güçlü hale gelmektir. Birbirine yakın işler yapan var ama alandaki diğer çalışan kurumdan habersiz. TESEV, TÜPAV, TÜSEV, SETA gibi dernekler var, birbirleriyle hiç konuşmuyor beraber ne yapabiliriz buna hiç bakmıyor. Demokratik işbirliği yapma alışkanlığımız yok. Sivil toplum yöneticilerinin bunu görmesi ve işbirliği yapmaları lazım. Fon varsa işbirliği yapılıyor yoksa yapılmıyor. “ değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/26/sivil-toplum-yerel-yonetimler-iliskisinde-kirilma-noktalari/">Sivil Toplum Yerel Yönetimler İlişkisinde Kırılma Noktaları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
