<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Esra Özsüer arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/esra-ozsuer/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/esra-ozsuer/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Nov 2020 10:16:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Esra Özsüer arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/esra-ozsuer/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türk-Yunan İlişkilerinde Sivil Girişimler ve Siyaset</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/30/turk-yunan-iliskilerinde-sivil-girisimler-ve-siyaset/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2020 10:16:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Özsüer]]></category>
		<category><![CDATA[Türk - Yunan ilişkileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=61621</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaklaşık 200 yıldır dalgalı bir seyir izleyen Türk-Yunan ilişkilerindeki hareketlilik her iki kanadın da kimliğini “besleyen” ana damarlardan biri oldu.  Komşular her ne kadar belirli dönemlerde gergin ilişkilere sahip olsa da özellikle 1999 İstanbul depremi ve 2020 İzmir depremi gibi doğal afetlerde birbirine yaklaştılar. Bunun ötesinde Türk ve Yunan kanaat önderlerinin ilişkilerin iyileştirilmesi anlamında tarihsel süreçte birçok girişimi oldu. Peki söz konusu sivil girişimler huzuru inşa etmede ne derece etkiliydi? Meseleyi, Yunan siyasi tarihi alanında uzman isim İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Esra Özsüer ile konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/30/turk-yunan-iliskilerinde-sivil-girisimler-ve-siyaset/">Türk-Yunan İlişkilerinde Sivil Girişimler ve Siyaset</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Hocam, devletlerin dönem içinde sık sık değişen, gerginleşen ilişkilere karşı toplumsal hafıza ve gündelik hayat açısından [Türkler ve Yunanlar] iki toplumla ilgili gözlemleriniz nelerdir acaba? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-61623 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/esra-ozsuer-2.jpg" alt="Esra Özsüer" width="305" height="219" />Türk-Yunan ilişkilerinde belli konular etrafında uyuşmazlık, kriz ve çatışma eksenli kronik sorunlar sürekli kendini tekrar eden bir görüntü veriyor. Bu noktada Türk-Yunan dış politikasında tekrarlayan çatışmalara örnek teşkil edecek pek çok siyasi ve askeri temelli sorun tarihin belli dönemlerinde tetiklendi. Bu sorunların büyük bir kısmı da tarihsel geçmişe ya da inşa edilen “öteki” algısına dayanan kurgulardan destek buldu. Üstelik her iki toplumun algı ve söyleminde “öteki”, düşman rolünde karşımıza çıktı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle bu temel yargının kökeninde Türkiye ile çatışma ilişkisi olan Yunanistan gibi ülkelerin ulus devletleşme süreçlerindeki “Osmanlı” geçmişinin bulunduğunun altını çizmek gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin ardılı olduğu düşünülen Osmanlı Devleti, ulusal kimliğin bir tezahürü olarak devletlerin aynı zamanda bağımsızlık mücadelesi verdikleri başat güç konumunda. Bu güce karşı başlatılan isyan hareketleri sonucunda, mesela Yunanistan, bağımsızlığını elde etti ve “despotizm” sayılan dönemden kendisini soyutladı.</span></p>
<p><b>Peki tarihsel arka plana baktığımızda Türkiye kanadında durum nasıl?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-61624 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/turkokratia.jpg" alt="Turkokratia" width="257" height="400" />Türkiye açısından da Yunanlar içeriden başlattıkları isyan hareketiyle vatan topraklarının parçalanmasına neden olan eski bir tebaadır. Yine tarihin ileriki dönemlerinde (1919-1922) işgalci güç olarak karşımıza çıkan ekspansiyonistlerdir. Türk-Yunan devlet kimliğindeki taraflar düşmanlık ilişkisinin sürekli inşa edildiği ve karşılıklı olarak yeniden üretildiği bir kısır döngüde hareket eder. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilhassa Türk-Yunan dış politikasında bir tarafın kaybı diğer tarafın kazancı olarak görüldüğünden kolektif bellekteki imgeler çoğu zaman olumsuz söylem, sembol ve eylemlerden de etkilenerek değişmesi zor sterotiplere dönüşür. (Hain Yunan ya da barbar Türk gibi) Her kriz anında “düşman öteki” imgesi hatırlanır ve iki ülke, ilişkilerini siyasal ve toplumsal bağlamda çıkmaza sokar. </span></p>
<p><b>Bu tarihin günümüzdeki bir yansımasıdır sanırım Doğu Akdeniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, Doğu Akdeniz krizi ile yeniden gündeme oturan Türk[iye]-Yunan[istan] krizinde de toplumsal refleksler bilhassa sosyal medya üzerinden niyet ilişkisini de gözler önüne serdi. İlişkilerin gerginleştiği, tarihin travmalarının hatırlandığı kısaca “Pandora’nın kutusu”nun yeniden açıldığı her durum toplumsal bağlamda sokakta da etkisini gösteriyor. Her iki toplumun da gerek ana akım medya gerekse sosyal medya aracılığıyla siyasa ve söylemden doğrudan etkilenen pek çok yumuşak karnı var. Başka bir deyişle Türkiye ve Yunanistan gibi her iki aktörün travmatik sonlarını hazırlayan “Aşil topuğu” tarihi mirastan dolayı hep aynı neden-sonuç ilişkisiyle vurulur. </span></p>
<p><b>İlişkiler gerginleştiğinde toplumsal tepkilerin de katılaşıyor. Bunun kökeninde okullardan kültür endüstrisine ötekileştirici söylemlerin sürekli tekrarlanıyor olmasının bir nedeni var mıdır?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Etkisinin azımsanmayacak derecede önemli ve hatta büyük olduğunu söyleyebiliriz. Bunun nedeni de aslında ulusal kimlikten ziyade devlet kimliğinin nasıl tanımlandığıyla ilintili aslında. Türk[iye] ve Yunan[istan] örneğinde devlet kendi kimliğini çoğu yerde dış politikayla özdeşleştirdi. Yani dış politikada inşa edilen söylemde çoğunlukla her iki devletin birbirine “düşman” olduğu yinelenir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Algı, söylem ve siyasal üçgeninde var olduğu düşünülen bu özneler arası düşmanlık ilişkisi, konstrüktivist yaklaşım ile açıklanabilecek bir teorik altyapıya da sahip. Zira her iki aktör dış politikasında konstrüktivizm ilkelerine dayanarak hem kendi kimliğini hem de ötekinin kimliğini “tehdit” unsuru olarak birbiri üzerinden inşa etti. Hopf’un da belirttiği üzere “tehdit”, mevcut olan gücü sizin nasıl algıladığınız ile direkt bağlantılı aslında.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nitekim Türk[iye]-Yunan[istan] arasında kurulan söylem ve siyasa ilişkisinde tarihsel geçmiş ve politik gerçeklik arka planda önemli bir rol üstlenir. Bu doğrultuda dil aracılığıyla ortaya koyulan söylem toplumun yönlendirilmesinde aracı unsurdur. Türk[iye] ve Yunan[istan] özelinde düşünüldüğünde devlet liderleri dış politikalarındaki karar sürecini sorumluluklar ve haklar bağlamında yönetirler. Bu hak ve sorumluluklar içinde “öteki düşman” sürekli gözlemlenmesi ve dikkat edilmesi gereken bir noktada ele alınır. Doğal olarak her iki ülkenin birbirlerine olan güvensizlik ve istikrarsızlığı krizlerin devamlı tekrarlanmasına yol açıyor. Bu durum da söylemi yeniden inşa ettiği gibi söylem tarafından da inşa ediliyor. Kısırdöngü tanımı sanırım iki ülke ilişkilerine açıklık getirebilecek anahtar kelimelerden sadece biri konumunda.</span></p>
<p><b>Peki, tırmanan gerginliğe karşı, farklı meslek gruplarından Türkiyeli ve Yunanistanlı kadınların iki ülke arasındaki artan gerilime dur demek üzere yaptığı barış çağrısının sizce bir karşılığı var mı sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-61625 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/yunan-turk-iliskileri-640x384.jpg" alt="yunan türk ilişkileri" width="335" height="201" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/yunan-turk-iliskileri-640x384.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/yunan-turk-iliskileri.jpg 760w" sizes="(max-width: 335px) 100vw, 335px" />Kanaatimce bu türden eylemler her iki ülke arasında köklü değişimlere neden olmasa bile çözüm odaklı atılan güçlü adımlar. Örneğin Yunanistan’daki Türk dizileri bile Yunanların kolektif belleğindeki Türk[iye] imajını olumlu yönde bir hayli değiştirdi. Bu diziler sayesinde Yunan halkı kapısını çalmaya korktuğu komşusunu anahtar deliğinden gözleyebiliyor ve o kapının ardında tahmin ettiğinden [kurguladığından] çok daha benzer ve hatta “onlar”dan unsurlar buluyor. Bu yüzden temas ve tanışma, kaynağı ne olursa olsun, iki ülke arasındaki yakınlaşmada oldukça önemli bir rol üstlenmekte.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Yunanistan’daki Türk dizileri bile Yunanların kolektif belleğindeki Türk[iye] imajını olumlu yönde bir hayli değiştirdi.</span></p></blockquote>
<p><b>Bu sivil girişimlerin bir karşılığı var mı hem yöneticiler hem de toplum üzerinde?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası İlişkilerde ana aktör devlettir fakat toplumun üyeleri de STK’lar gibi sivil örgütlenmeler düşünüldüğünde ülkeler arasındaki gerginliğin bir nebze de olsa tansiyonunu düşürebilir. Nihayetinde yanlış ya da bozuk olan bir düzene karşı yapılan başkaldırının göz ardı edilmesi mümkün değil. Aslında son dönemlerde Türkiye ve Yunanistan’da eş zamanlı yaşayan biri olarak şunu çok net söyleyebilirim ki halklar barış yanlısı bir tavır halinde hareket etme gayretinde.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Post-Covid dünyada kimse savaş çığırtkanlığı ya da propagandası yapmıyor ki zaten gerginliklerin böyle bir sınıra dayanmasını her iki toplum da istemiyor. Bu noktada STK’lar, genellikle, kriz ya da [sıcak] çatışma söz konusu olduğunda seslerini duyurabildikleri ölçüde barış elçiliği rolünü sahiplenmiş durumdalar. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Doğu Akdeniz krizi ile gerginleşen ikili ilişkiler 30 Ekim İzmir/Sisam depremi ile bir kenara itilerek yeniden yumuşama eğilimi gösterdi.</span></p></blockquote>
<p>Hümanist değerleri vurgulayan, siyasi karmaşadan uzak, politik çıkarların gölgesinden sıyrılmış her tür yapıcı adım Türk[iye] ve Yunan[istan] arasındaki gerilimi tamamen olmasa da belirli sınırlarda yumuşatacak güce sahip. Örneğin Doğu Akdeniz krizi ile gerginleşen ikili ilişkiler 30 Ekim İzmir/Sisam depremi ile bir kenara itilerek yeniden yumuşama eğilimi gösterdi. İki ülke liderleri dayanışma mesajlarıyla ılımlı bir atmosfer yarattı. STK’lar yayımladıkları mesajlarla komşusunun yanında olduğunu gösterdi. Acılar etrafında toplanıp dostluk mesajı veren aynı halk maalesef her siyasi krizde birbirinden uzaklaşıyor. Ezcümle her iki yakada da STK’lar özgür ve faal çalışma alanlarına sahip olmalı. Siyasetin yapamadığını çoğu yerde STK’lar üsleniyor ve gördüğümüz kadarıyla bunun da üstesinden başarıyla geliyorlar.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/30/turk-yunan-iliskilerinde-sivil-girisimler-ve-siyaset/">Türk-Yunan İlişkilerinde Sivil Girişimler ve Siyaset</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komşuda Sivil Toplum: Yunanistan’da Siyaset, STK’lar ve Göç</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/05/komsuda-sivil-toplum-yunanistanda-siyaset-stklar-ve-goc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Nov 2020 07:49:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Özsüer]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[iltica]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=60505</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yunanistan’da sivil toplum, son 20 yılda kayda değer bir ilerleme göstermesine rağmen Avrupa’daki STK’lar göz önünde bulundurulduğunda hâlâ zayıf durumda. Bu durumun sebepleri arasında, kilise-devlet ilişkileri, eğitim, sivil kültür ve ekonomi gibi konular bulunuyor. Bunun yanında Yunanistan’ın son 5 yıldır yüz yüze geldiği göç de siyaset ve sivil toplum ilişkilerini belirleyen bir diğer olgu. Meseleyi, Yunan siyasi tarihi alanında uzman isim İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Esra Özsüer ile konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/05/komsuda-sivil-toplum-yunanistanda-siyaset-stklar-ve-goc/">Komşuda Sivil Toplum: Yunanistan’da Siyaset, STK’lar ve Göç</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Merhabalar Esra Hocam, arzu ederseniz röportajımıza gündelik hayatta siyaset ile başlayalım. Yunanistan’da iktidar el değiştirdi. Çipras’dan [SYRİZA] Miçotakis’e [Yeni Demokrasi] Yunanistan siyasetinde eğilim hangi yönde? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60507 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/esra-ozsuer-1-640x722.jpg" alt="Esra Özsüer" width="226" height="255" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/esra-ozsuer-1-640x722.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/esra-ozsuer-1-1024x1155.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/esra-ozsuer-1.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 226px) 100vw, 226px" />Evet, bilindiği üzere 8 Temmuz 2019 tarihinde Yunan siyasetinde bir devir teslim töreni gerçekleşti. 2015-2019 yılları arasında hükümetin başında bulunan Radikal Sol Koalisyon (SYRIZA) Partisi, 7 Temmuz genel seçimlerinde iktidar koltuğunu merkez sağ kanadı temsil eden Yeni Demokrasi (Nea Dimokratia) Partisine bıraktı. Yunan siyasetindeki bu geçiş, sadece “siyasi el değiştirme” olarak düşünülmemelidir. Zira her iki siyasi kanat, kendi parti programlarında da ortaya koyduğu üzere, taban tabana zıt ideolojilere sahip olduğu için ülkedeki hakim söylemi baştan sona değişti. Örneğin SYRİZA, Sosyal Demokratlar, Reformcular, Radikal Solcular, Sol Yurtseverler, Feministler, Anti-Kapitalistler, Merkezciler ve Ekologların yanı sıra Marksist-Leninistler, Maoistler, Devrimci Marksistler, Avrokomünistler, Lüksemburgistler ve AB karşıtları gibi pek çok farklı alt oluşumun bir araya geldiği geniş bir gruptu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60508 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/cipras.jpg" alt="Çipras" width="271" height="449" />İşte bu çok seslilik ve farklı renk yelpazesi partinin siyasi yorumlarını da doğrudan çeşitlendiren ve hatta belirli kalıplar içine sıkıştırmayan bir nitelik kazandırmıştı. Ayrıca partinin seküler duruşuna rağmen, Yunan Kilisesi&#8217;nin sözde imtiyazlarına karşı çıkan Hristiyan üyeler de parti içinde aktif bir pozisyondadır. Bu da Yunanistan gibi katı dinsel formdaki yapının SYRİZA’nın iktidarı boyunca, belli ölçülerde, elastik bir hal almasına yaramıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kısaca bu anlayış “Ortodoks Helenler” dışında farklı dinsel, etnik ya da cinsel kimliklerin varlığını kabul eden ve hatta bu farklılıklar üzerine konuşabilen politik bir gücü karşımıza çıkarmıştı. Dolayısıyla SYRİZA partisini oluşturan alt fraksiyonlar ve politikacılar bilhassa insan hakları, dinsel özgürlük, mülteci ve azınlıklar gibi uluslararası konularda mevcut hükümete kıyasla çok daha liberal bir görüş ve tutuma sahip oldu. Dört senelik ülke yönetimlerinde de [2016-2019} özellikle sivil toplum kuruluşlarıyla dirsek teması sağlayarak siyasi rotalarını belirlemişlerdir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa 2019 Yunanistan genel seçimlerinde yüzde 39.85 oy oranıyla birinci sırada yer alan Yeni Demokrasi Partisi, sosyal liberalizm  merkezli bir ideoloji ekseninde hareket eden, ulus-devlet içinde kurulan ortak kader duygusuna bağlı daha milliyetçi, muhafazakar ve konservatif bir çizgide durmaktadır. Ortodoks Yunan kimliği üzerinden yapılan vatandaşlık vurgusunun “öteki” karşısında yüceltildiği ve biricikleştirildiği bu yeni siyasal dönemde tıpkı Samaras ve Karamanlis gibi Miçotakis hükümeti de parti tabanındaki ulusalcı gruba gerek iç politikada gerekse dış politikada etnosentrik mesajlar vermekten çekinmiyor. Zihniyet olarak bir önceki hükümete kıyasla yeni hükümetin daha otoriter, cuntacı ve dindar bir görüntüde olduğu söylenebilir.</span></p>
<p><b>Sizce Miçotakis döneminde Yunan STK’ları ile siyasi iktidar arasındaki ilişkiyi nasıl okuyabiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son dönemde Yunanların büyük çoğunluğunun politikacıların adaleti etkilediği yönünde bir fikre sahip olması onları hükümete karşı daha temkinli olmaya itiyor. Örneğin günümüzde Yunanların birçoğu hükümet karşıtı eylemlere bulaşmaktan çekinmekte. Hele ki Yunanistan’da artan polis şiddeti neredeyse alışılagelmiş, gündelik bir olay gibi algılanıyor. Bu polis şiddeti karşısında birçok Yunan, Yunan devletinin artık bir polis devleti haline dönüştüğünü bile düşünüyor. Bunun da en önemli kanıtı Vatandaşı Koruma Bakanı Michalis Chrisochoidis’in polis ile birlikte dahil olduğu bir dizi insan hakları ihlalleridir. Bu bağlamda sivil toplum kuruluşları ile Miçotakis hükümeti arasındaki ilişkilerde bir uyum ve dengeden bahsetmek şu dönemde neredeyse imkânsız.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Yunanistan’da mevcut hükümet bilhassa STK’lara karşı katı ve olumsuz bir politika sürdürüyor.</span></p></blockquote>
<p>Mevcut hükümetin bilhassa STK’lara karşı [özellikle çevresel, sosyal ve insani yardım çalışmaları sunan kuruluşlara yönelik] katı ve olumsuz bir politika sürdürdüğünü söyleyebiliriz. STK’ların işleyişlerine ilişkin getirilen yeni düzenlemeler Miçotakis hükümetinin STK’lar ile ilişkilerindeki keskin ve olumsuz tavrını net bir şekilde gözler önüne seriyor.</p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60509 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/micotakis.jpg" alt="Miçotakis" width="265" height="293" />Son dönemde ekseriyetle göçmenlerin, mültecilerin, sığınmacıların haklarını savunmak için çalışan STK’ların etkinlik alanları iyice daraltıldı ve özgür hareket edebilme kabiliyetleri kısıtlandı. Yunanistan’daki ekonomik krizle zaten yeterince sorun yaşayan STK’ların işleyişleri Miçotakis hükümetinin finansal bağlamda uyguladığı kısıtlamalar ve kesintilerle ki bunların bazıları adil olmayan yasalar yoluyla meşrulaştırıldı, oldukça zor duruma sokuldu. Öte yandan STK’lar insan hakları ihlalleri, zayıf sosyal tabakalara karşı skandallar, hatta uluslararası hukuka aykırı olan yasalar gibi önemli konularda bilgilendirme ve farkındalık yaratma çabalarından dolayı mevcut hükümet tarafından suçlayıcı ifadelerle sert bir dille eleştiriliyor. Yine hükümetin çalışmalarını eleştiren kuruluşlar da hükümetin yaylım ateşine maruz kalmakta. </span></p>
<p><b>Yunan toplumu özellikle Koronavirüs salgını sonrasında STK’lara nasıl yaklaşıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle Covid-19 pandemisiyle kamu harcamalarındaki israf, şaibeli harcamalar, yardımlarla ilgili belirsizlikler STK’ların kamuoyu gözünde tüm güvenirliliğini yerle bir eden bir sonuç yarattı. Örneğin politik skandallara karışan bazı STK&#8217;ların şeffaf olmayan fonlar nedeniyle kamuoyunda oluşturduğu güvensizlik ortamı Yunanistan’da STK’lar ile ilgili “madalyonun öteki yüzü” sayılabilecek önemli bir meseledir. Yunanistan’da önemli ve doğru işler yapma gayreti içinde olan STK’lar, hükümetin katı tutumu ve kamuoyundaki güvensizlik ortamı ile birlikte, maddi manevi yeterli desteği sağlayamadıklarından her tür hususî çabalarında hedefledikleri noktaya ulaşamadılar. Ezcümle, Avrupa’daki STK’lar göz önünde bulundurulduğunda Yunanistan’ın aynı konuda “bir fırın ekmek yemesi” gerektiğini söylemek sanırım çok da hatalı bir çıkarım olmayacaktır.    </span></p>
<p><b>Bilindiği üzere Yunanistan uzun süredir bire göç sınavı veriyor. Göç, Yunanistan için yeni bir olgu mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60510 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/goc-640x400.jpg" alt="Göç" width="381" height="238" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/goc-640x400.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/goc.jpg 865w" sizes="auto, (max-width: 381px) 100vw, 381px" />Aslına bakarsanız Yunanistan’ı etkileyen göç krizi 1989 yılında Doğu Avrupa’daki sosyalist rejimin çöküşü ile başladı. Arnavutluk, Bulgaristan ve Romanya gibi çoğunlukla kuzey sınır ülkelerinden Yunanistan’a akan ekonomik göç dalgası daha sonra Afrika ve Asya’dan gelen göçmenlerle devam etti. Bu dönemde göçün temel nedeni ya Yunanistan’da iyi bir iş imkânı bulup yerleşmek ya da diğer AB ülkelerine geçiş sağlayıp bir süre maddi kazanımlar elde ettikten sonra ülkelerine geri dönmekti. 2000-2010 yılları arasında Yunanistan’a sadece eski sosyalist ülkelerden değil aynı zamanda Yakın Doğu ülkelerinden de yüzbinlerce göçmen akın etti. Ancak Yunanistan’da asıl göç dalgası Arap baharı ile eş zamanlı başladı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AB üyesi olmayan komşu ülkelerden gelenler için Yunanistan Avrupa’nın yasadışı göç kapısı olarak görülüyordu. Zira pek çok mültecinin asıl hedefi Yunanistan’da kalıcı bir ikamet sağlamak değildi. Mültecilerin talebi, Avrupa’nın ana kapısı olarak görülen Yunanistan’dan insan hakları, ekonomik güç ve diğer sosyal kazanımlar konusunda çok daha gelişmiş bir profil çizen Merkez Avrupa ülkelerine yerleşmekti. Öyle ki Türkiye gibi AB üyesi olmayan komşu ülkelerle yapılan anlaşmalar bile yasadışı göçün önüne geçememişti. Örneğin FRONTEX’e göre 2010 yılında Avrupa’ya yasadışı yollarla giren on göçmenden dokuzu Yunanistan üzerinden giriş yapmıştı.</span></p>
<p><b>Peki sizce 2015’ten günümüze Yunanistan’ı derinden etkileyen göç krizi Yunan STK’ları nasıl etkiledi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, Yunanistan’da bilin</span>e<span style="font-weight: 400;">n en büyük göç dalgası 2015 yılının ortalarından itibaren başlamıştı ve sonrasında da kademe kademe devam etti. Örneğin Avrupa İstatistik Ofisi (EUROSTAT) verilerine göre 2005-2015 yılları arasında Yunanistan’a yapılan göçler 70.000 civarındaydı. Göçler daha çok Türkiye’nin Ege adalarına yakın bölgelerinden deniz yoluyla sağlanıyordu. Dolayısıyla bu dönemde Ege Denizi, Alan bebek gibi birçok düzensiz göçmenin hayatını kaybettiği trajik bir sınır görevi görüyordu. </span></p>
<p>2<span style="font-weight: 400;">009 yılından itibaren ekonomik krizle cebelleşen Yunanistan her ne kadar ülkeye kaçak yollarla girmeye çalışan düzensiz göçmenleri istihdam edecek güce sahip değilse de göçmenler STK’ların da desteği ile Moria gibi büyük mülteci kamplarına ya da anakaradaki farklı kamplara taşındı. Hatta Ege Adalarına geçen pek çok göçmene Yunan halkı battaniye, çocuk bezi, temel gıda maddeleri gibi yardımlarda bulunduğu gibi bazı Yunan vatandaşları evlerini bile bir süreliğine göçmenlere açtı. Bu manada göçmenler ilk başlarda Yunanlar için korunmaya muhtaç insanlar olarak duygusal bir ilgiyle karşılanıyordu. Örneğin Midilli Adası&#8217;ndaki yaşlı ninelerin bir mülteci bebeği kucaklarına alıp biberonla beslemesi sanırım hafızalardan silinmeyecek insani karelerden biri olarak kalacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yunanistan göç krizi konusunda belirli bir politika izlemek amacıyla 2016 yılında Göç Bakanlığı’nı kurdu fakat bu kurum 2019 yılında lağvedildi. Ocak 2020’de aynı kurum Göç ve İltica Bakanlığı adıyla yeniden faaliyetlerine başladı. Ancak Yunanistan Merkez Bankası’nın açıklamasına göre göç krizi ülkede üç temel alanda etkisini gösterdi: Ekonomi (mali değişkenler, piyasa vb), Sosyal Güvenlik ve Siyaset. Bu göç krizinin mali açıdan üstesinden gelmek amacıyla AB, mülteci geçişine ya da mültecilere ev sahipliği yapan ülkelere 2015-1016 yılları arasında 9,2 milyar Avro yardım fonu sağladı. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Yunanistan’daki göç ve mülteci krizi tam manasıyla hiçbir hükümetin üstesinden gelemediği bir bunalım olarak devletin pek çok kademesinde hala mevcudiyetini sürdürüyor.</span></p></blockquote>
<p>Buna rağmen bugün gelinen noktada Yunanistan’daki göç ve mülteci krizi tam manasıyla hiçbir hükümetin üstesinden gelemediği bir bunalım olarak devletin pek çok kademesinde hala mevcudiyetini sürdürüyor. Özellikle muhafazakâr ve sağ görüşe sahip yeni hükümetin göç olgusuna yaklaşımı hem ürkütücü hem de uluslararası insan hakları sözleşmelerini de hiçe sayar nitelikte.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle savaştan zarar gören ülkelerden gelen göçmenleri</span>n<span style="font-weight: 400;"> hakları ihlal edilerek maalesef sistematik biçimde dışlanmaktalar. Göçmenler ülkedeki tüm sorunların kaynağıymış gibi gösterilip ötekileştiriliyorlar. Bilhassa ana akım medyada yabancı/istenmeyen organ olarak gösterilen mültecilerin hukuksal manada güçlü dayanakları da bulunmamakta. Çoğu kötü koşullar altında Yunan mülteci kamplarında yaşam mücadelesi veriyor ve temel ihtiyaçları</span>nı<span style="font-weight: 400;"> dahi karşılayamıyor. </span></p>
<p><b>Yunanistan’da sivil toplum göç olgusuna nasıl yaklaşıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özelikle Covid-19 salgını bahanesiyle göçmenlerin hak ve özgürlükleri konusunda daha çok kısıtlama getirildi. Zaten STK’ların da devam eden kısıtlama ve yasakları olduğundan göçmenler konusunda kalıcı ve çözüme dayalı adımlar maalesef atılamamıştır. Öte yandan Yunanistan’da Göç ve İltica konusunda STK’larla ilgili hazırlanan yönetmeliğin Sivil Toplumu tehdit eder nitelikte olduğu gözlemleniyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60511 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/iltica-640x480.jpg" alt="illtica" width="391" height="293" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/iltica-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/iltica.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 391px) 100vw, 391px" />Mayıs 2020 tarihinde imzalanan yeni kanun ile göçmenlik ve iltica yasasının çeşitli hükümleri değiştirildi. Örneğin Yunanistan’da bu alanda çalışan tüm kuruluşlara kaydolma zorunluluğu getirildi (madde 58). Kayıt yaptırmayanlar Yunanistan sınırlarında uluslararası koruma, göç ve sosyal entegrasyon faaliyetlerinin uygulanmasına; hukuki ve psikososyal desteğe, tıbbi hizmetlerden yararlanılması gibi imtiyazlara sahip olamayacaklar. Böylece Yunan hükümeti tarafından sivil toplum kuruluşlarının işleyişine ilişkin hazırlanan bu yeni düzenlemeler göçmenlerin haklarını korumak/savunmak hedefiyle çalışan STK’ların özgürlük alanlarını daraltan bir dizi katı kuraldan oluşmakta. Öyle ki Uluslararası Af Örgütü mevzuata giren bu yeni kuralların hem mültecilerin ve göçmenlerin haklarını ciddi şekilde kısıtladığını hem de Yunanistan’daki örgütlenme özgürlüğünün tehdit altına girdiğini ifade etti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası Af Örgütü, STK’ların ve göçmenlerle çalışanların özgürlüklerini gereksiz şekilde sınırlandırıldığını düşünüyor. Yeni kurallar, açık bir şekilde, STK&#8217;lara finansal sorunlar da dahil olmak üzere tescil ve işletme konusunda ağır ve istilacı şartlar dayatılıyor. Yine bazı kurallar STK&#8217;ların özerkliğine haksız yere müdahale etme riski taşımakta, kuruluşların ve üyelerinin mahremiyet hakkını ihlal etmekte ve kayıt işleminden sorumlu yetkililere çok fazla takdir yetkisi vermekte. Mevcut hükümetin bu hamlesi, özellikle daha küçük veya yeni kurulan STK&#8217;lar söz konusu olduğunda, sığınmacılara ve göçmenlere yardım eden kuruluşların çalışmalarını felce uğratan bir sonuç da ortaya koyuyor. Bu durum hem sivil toplum kuruluşlarının hem de savunucularının susturulmasına ve işlerinin askıya alınmasına neden oluyor.</span></p>
<p><b>Yunanistan&#8217;da, göçmenlerle ilgili yeni önlemler içeren yasa tasarısı parlamentoda onaylandı. Yasa, Ege Denizi&#8217;nde düzensiz göçmen geçişlerinin engellenmesine yönelik kontrollerin sıklaştırılması konusunda önlemler içeriyor. Söz konusu yasa ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yunan Parlamentosunda oylanan göçmenlik yasasında, Yunanistan’ı Avrupa ve uluslararası meşruiyetin dışında tutan çok sayıda sorunlu hüküm yer alıyor. Mesela bu hükümlerin 55. maddesinde &#8220;İnsani krizle başa çıkma harcamaları&#8221; başlığıyla açılmış gizli bir fon bulunmakta. Getirilen yeni hükümler, Göçmenlik ve İltica Bakanı Notis Mitarakis’e bu fonları istediği zaman ve herhangi bir hesap verme yükümlülüğü olmaksızın elden çıkarabilme yetkisi veriyor. Üstelik harcamaların göçmenler yararına yapıldığı bile şüpheli durumda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan mülteci ve göçmenler için hazırlanan ekonomik yardımlar AB’den aktarılan fonlar üzerinden ilerliyor. Yani kısaca bu fonlar Avrupa’nın finansal desteğiyle gerçekleşiyor. Dolayısıyla Avrupa Birliği/Avrupa, parasının nerede, nasıl ve kimler için kullanıldığının izini sürmekte ve yakinen takip etmekte. Hizmetlerinin ne olduğunu görebilmesi için de bir hesap talep etmekte. Mitarakis’in bu fonlar üzerindeki şaibeli yetkisi hem Yunanistan’da hem de AB’de kuşkuyla karşılanan bir durum. Çünkü muhalif kanadın iddiasına göre mevcut hükümet, bu parayı ortaklarına gizlice dağıtmak istemekte. Öte yandan muhalefete göre mevcut hükümet, göç akışını azalttığı için övündüğü halde hala gizli fon açmaya neden ihtiyaç duyuyor? Tüm bu sorular Yeni Demokrasi Partisinin STK’lar ve göçmenler ile ilgili tutum ve tavrını net bir biçimde gözler önüne sermektedir.   </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/05/komsuda-sivil-toplum-yunanistanda-siyaset-stklar-ve-goc/">Komşuda Sivil Toplum: Yunanistan’da Siyaset, STK’lar ve Göç</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
