<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Esra Çuhadar arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/esra-cuhadar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/esra-cuhadar/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 May 2021 10:19:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Esra Çuhadar arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/esra-cuhadar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Sorun İyice Toplumsallaştığı İçin Çözümün de Toplumsal Olarak Sahiplenilmesi Gerekiyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/27/sorun-iyice-toplumsallastigi-icin-cozumun-de-toplumsal-olarak-sahiplenilmesi-gerekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 May 2021 08:05:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Çuhadar]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70542</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilkent Üniversitesi'nden Doç. Dr Çerağ Esra Çuhadar ile, çatışma çözümü perspektifi üzerinden Filistin meselesini konuştuk. Çatışma çözümü ve kapsayıcı barış alanında uzmanlaşan ve ABD Barış Enstitüsü'nde kıdemli uzman olarak da görev yapan Çuhadar, son haftalarda yaşananlarla sürecin farklılaştığını ve sorunun daha toplumsallaştığını belirterek, çözümün de toplumsal olarak sahiplenilmesinin önemine vurgu yapıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/27/sorun-iyice-toplumsallastigi-icin-cozumun-de-toplumsal-olarak-sahiplenilmesi-gerekiyor/">&#8220;Sorun İyice Toplumsallaştığı İçin Çözümün de Toplumsal Olarak Sahiplenilmesi Gerekiyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çatışma çözümü perspektifinden veya bu alanda çalışanlar Filistin meselesini arka plan ve köken olarak nasıl tanımlıyor?</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-70549 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/esra-cuhadar.jpg" alt="Çerağ Esra Çuhadar " width="218" height="282" />Bu meseleyi temel olarak kemikleşmiş bir çatışma (intractable conflict) olarak tanımlıyoruz. Ne tür çatışmalar bunlar? Çok uzun süre devam eden, çeşitli müzakere, arabuluculuk girişimleri olmasına rağmen defalarca başarısızlığa uğramış olan, yapısal eşitsizlik, şiddetin kurumsallaşmış olduğu ve her gün göründüğü, değer yargıları veya kimlik ekseninde giden ve birden fazla şiddet sarmalının yaşanmış olduğu çatışmalar… İsrail-Filistin çatışması da bu koşulların hepsini karşılayan ve çözümü çok zor çatışmalardan biri.</p>
<p><strong>Meseleye yönelik bakış, hem taraflarca hem de uluslararası kamuoyu açısından farklı&#8230; Bu sorunun çözümünü zorlaştıran bir konu diyebilir miyiz? </strong></p>
<p>Bundan yaklaşık 13-14 yıl önce bir barış inşası projesi kapsamında hem Filistinli hem de İsrailli çatışma çözümü alanından kişilerle görüşmeler yaptım. İlk sorularımdan birisi şuydu, &#8216;bu çatışmanın kökeninde siz ne görüyorsunuz?&#8217; Filistinliler, önce işgal, sömürgecilik, Filistinlilerin mülksüzleştirilmesi, göçe zorlanması vs gibi işgal politikalarına ve yapısal şiddet unsurlarına vurgu yaptı ve bunlar sürdükçe çatışmanın süreceğini söylediler. İsrailler ise, karşılıklı önyargılar, eşitsizlik, ayrımcılık gibi sebepler saydılar. Bu, tarafların olayı ne kadar farklı teşhis ettiğini ne kadar farklı gördüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu mevzu çatışma çözümü alanında şöyle önemli. Her şey sorunu nasıl teşhis ettiğinle başlıyor. Nasıl bir müzakere süreci yöneteceğin, hangi konuları nasıl ele alacağın, o çatışma ile nasıl başa çıkacağın bunların tümü çatışmanın en başta nasıl tanımlandığı ve çerçevelendiği ile ilgili. O araştırmada şunu fark ettik, Filistin tarafı çatışmayı işgal ve adalet sorunu olarak görüyor temelde, karşı taraf ise güvenlik sorunu olarak tanımlıyor. Konuya Filistinliler tarafından bakabilenler bile konuyu daha çok eşitsizlik boyutunda algılıyor. İsrail’in işgal politikalarının buna neden olduğunu çoğu zaman göremiyor.</p>
<h5>&#8220;Uzun Süredir Yapılan Çatışma Yönetimi&#8221;</h5>
<p><strong>Bugüne gelirsek konunun ana hatları yine çatışmaların ekseninde konuşulmaya başlandı. Yani arka plan, tarihsel süreç hepsi unutuldu. Keza uluslararası kurumlar da bu şekilde bakıyor. Yani ateşkesin yapılması mevcut sorunun çözümü gibi gösteriliyor oysa bu sadece anlık bir normalleşmeden başka bir şey sunmuyor değil mi?</strong></p>
<p>Sorunun kaynaklarından biri de, var olan uluslararası hukukun herkese eşit olarak uygulanmaması. Çok temel bir adalet sorunu var. Herhangi bir müzakere süreci bu temel adaletsizliğe çözüm getirmedikçe bu sorunun kalıcı bir şekilde çözümü yok. İsrail-Filistin çatışmasında şu çok konuşulur; çatışma çözümü mü, çatışma yönetimi mi? Aslında uzun süredir yapılan çatışma yönetimi. Çatışmayı çözmeye yönelik bir şey yok. Çatışmayı çözmek altta yatan temel nedenlerin ele alınmasını gerektiriyor. Bu yapılırsa ancak bugünkü gibi şiddetin ortaya çıkmasını önleyecek mekanizmalar üretilebilir. Ama bu değil çatışmanın yönetimi yapılan, yani ateşkes ile şiddetin tırmanmasını engellemek. Şiddetin geçici olarak tırmanması engellense bile buzdağının altı gibi altta yatan temel nedenler durdukça her an yeni bir şiddet dalgası yaşanabilir. Bu nedenlerin ortadan kaldırılmasına yönelik çatışma çözümü adımları ise atılmıyor. Sorunun temelinde yatan adaletsizlikler, kurumsallaşmış yapısal eşitsizlikler, insan onuruna dair çifte standart uygulamalar, hukuksuzluk ve işgal koşulları, birbiriyle rekabet eden mağduriyet üreten kimlikler vs. sürdükçe bu çatışmayı çözmek zor, sadece durumu kısa sürelerle idare edecek kadar yönetebilirsiniz. İsrail’in Körfez ülkeleriyle yaşadığı normalleşme sorunu gündemden düşürür gibi yaptı. Bu da bir çatışma çözme değil yönetme taktiğiydi. Ama bakın yine kolayca alevlendi. Uluslararası kurumlar sorunun ufak bir kıvılcımla alevleneceğini biliyor öte yandan ama o alevlenme olmadıkça kimse bir şey yapmıyor ve konu uluslararası siyaset alanına giremiyor. Yani bu sadece İsrail-Filistin çatışması için de söz konusu değil, bütün çatışmalar için böyle maalesef. Çatışma önleme mekanizmaları çok yetersiz, böyle bir zihniyet yok. Ancak çatışma tırmanınca sorun tekrar hatırlanıyor.</p>
<blockquote><p>İki devletli bir çözümü, iki devlet olmasa da tek devletin apartheid devleti olmaması gerektiğini savunan, herkesin eşit yurttaşlar olarak yaşamasını savunan kuruluşlar var. Fakat bu insanlar ve kuruluşlar Netanyahu rejiminde inanılmaz baskıya ve yıldırmaya maruz kaldı. Wahat Al Salam/Neve Shalom gibi hala barış içinde yaşayan karışık yerleşimler var. Başka bir var olma biçiminin mümkün olduğunu göstermek bakımından önemliler.</p></blockquote>
<p><strong>Çatışma tırmandıktan sonra da çok ağırdan alındı, BM’nin toplanması bir haftayı buldu, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Eskiden daha aktif bir tutum yok muydu?</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-70552 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/filistin-640x360.jpeg" alt="filistin" width="386" height="217" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/filistin-640x360.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/filistin.jpeg 864w" sizes="(max-width: 386px) 100vw, 386px" />Bu durum konunun dünya gündeminde ne kadar önceliğini yitirdiğini de gösteriyor. Aslında psikolojik bir bariyer gibi de düşünebiliriz. İsrail’in bu konuyu dünya gündeminden düşürmesine ve oradaki işgali daha da normalleştirmesine katkıda bulunan iki konu var. Biri Körfez ülkelerinin İsrail’e verdiği destek, bu kaçınılmaz olarak öyle bir etki yaptı. İkincisi Ortadoğu’da çok daha acil gündemlerin yaşanması. Irak, Suriye, Yemen bunlar Ortadoğu’nun daha acil krizleri oldu. İsrail’in kendi içindeki dini ve milliyetçi radikalleşmesi, aşırı sağın yükselmesi ve güçlenmesi de bugünkü çatışmaların kaynağı. 25 yıl önce bu kesimler bu kadar güçlü değildi İsrail toplumunda.</p>
<p>Var olan uluslararası mekanizmalar ve bu sorunu ele alış biçimleri oldukça yetersiz. BM GK düzeyinde öteden beri etkisiz bu konuda. Ancak BM’nin sahada çalışan birimleri insani durumun bir nebze hafifletilmesine katkıda bulunuyordu mesela UNRWA. Trump zamanında bu kurumların altı da oyuldu. Başka birçok yardım kuruluşu ve STK da son yıllarda ilgilerini başka kanayan ve acil gördükleri yerlere kaydırdı. Sonuçta Filistin halkı arada hiçbir tampon olmadan tüm çıplaklığıyla işgal ve onun getirdiği adaletsizliklerle aracısız baş başa kaldı.</p>
<h5><strong>&#8220;Sokak ve Halklar Daha Fazla Devrede&#8221;</strong></h5>
<p><strong>İsrail vatandaşı Filistinlilerin protestoları, direnişi ve yine İsrail’den toplumsal kesimlerin çatışmalarda aktif taraf olması, Filistinlilere saldırması bugünkü çatışmayı önceki süreçlerden farklı bir yere koyuyor mu?</strong></p>
<p>Evet, bu seferkinde farklı bir durum var.  Çatışmalar sadece Filistinli halk ve İsrailli güvenlik güçleri arasında değil, buna ek olarak iki halk arasında ve sokakta gerçekleşiyor. Aşırı sağ İsrailli çetelerin sıradan insanlara ve dükkanlara saldırganlıkları buna örnek. Karşılığında bunlara yanıt veren saldıran Filistinli çeteler de var. Yani şiddet önceki alevlenmelerden bildiğimiz Gazze’den atılan roketler ve buna karşılık veren İsrail güçleri boyutunu aştı sokakta sıradan insanların birbirinin boğazına sarıldığı bir noktaya geldi. Yine İsrail vatandaşı Filistinlilerin direnişini de önceki seferlerden daha fazla görüyoruz. Sivil itaatsizliğe başvuran Kudüs’te yaşayan Filistinli gençler Hamas’ın saldırılarından çok farklı bir yöntem seriyor gözlerimizin önüne. Son yıllarda Orta Doğu’da birçok yerde gördüğümüz gençlerin aktif katıldığı barışçıl protestoların bir benzeri.</p>
<p>Bu da bence İsrail’i bu son dalgada en çok korkutan şey oldu. Çünkü İsrail içindeki Arap nüfusun barışçıl direnişi alışık olmadıkları bir durum. Bu sorunda eskisi gibi Oslo’daki gibi birkaç liderin bir araya gelip kapalı kapılar ardında el sıkışmasıyla çözülemeyeceğini de gösteriyor. Sokak ve halklar daha fazla devrede. Herhangi bir çözüm önerisinde veya görüşmede yer almak isteyeceklerdir. Körfez ülkelerinin dışlayıcı çözüm arama girişimleri o nedenle satın alınmaz halk tarafından. Bu sorunun şiddet ve güvenlik araçlarıyla çözümü mümkün değil. Demin dediğim gibi sadece kısa süreli yönettiğinizi sanırsınız ama çözüm olmaz. İki tarafın da memnun olacağı müzakere ile sağlanan bir çözüm tek kalıcı yol her ne kadar şu anda mümkün görünmese de. Sorun iyice toplumsallaştığı için çözümün de toplumsal olarak sahiplenilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>İsrail&#8217;in politikalarına içeriden de özellikle hak savunucuları, barış çalışması yapan kurumlardan tepki var. Biraz önce altını çizdiğiniz çatışmaların toplumsallaşması bu anlamda çözümün de toplumsal bir yerden kurulması, müzakerelere sivil toplumun aktif katılması gibi süreçlerin gündeme gelmesini gerektiriyor mu?</strong></p>
<p>Yukarıda da söyledim iki liderin el sıkışmasıyla çözülecek bir sorun değil. Toplumsal barış için her iki tarafta da ciddi bir halk desteği olması gerekiyor. İkinci intifadaya kadar İsrail barış hareketi oldukça güçlüydü sonra maalesef dağıldı. Bunda da Hamas saldırıları çok büyük yıkıcı etki yaptı.  Ama şimdi yine içeride güçlü bir hareketlilik var. İki devletli bir çözümü, iki devlet olmasa da tek devletin apartheid devleti olmaması gerektiğini savunan, herkesin eşit yurttaşlar olarak yaşamasını savunan kuruluşlar var. Fakat bu insanlar ve kuruluşlar Netanyahu rejiminde inanılmaz baskıya ve yıldırmaya maruz kaldı. Wahat Al Salam/Neve Shalom gibi hala barış içinde yaşayan karışık yerleşimler var. Başka bir var olma biçiminin mümkün olduğunu göstermek bakımından önemliler. Bir arada yaşam için çalışan yüzlerce insan var ama son on yıldır çok ciddi baskı ve yıldırma altındalar. Bunları medyada çok görmüyoruz maalesef onlar yerine Harem-i Şerif’teki yangın sırasında ağlama duvarında sevinç gösterisi yapan aşırı sağcı Yahudileri daha çok görüyoruz. Çünkü onlar basında pek yansıtılmıyor. Oysa yıllardır bu barış pratiğini sürdüren ve çabalayan grupların pozitif deneyimlerini dünyaya göstermek gerekiyor. İsrail siyasetinde daha çok güçlenen bu radikal sağ oluşumların dengelenmesi, kendilerini sınırsız güçte görmemeleri için barış kampının güçlenmesi çok önemli. Yerelde barışı ya da müzakere ortamını hazırlayacak, barışı mümkün kılabilecek koşulların oluşması için sivil toplum çalışmalarının önemi büyük. Ayrıca araştırmalardan biliyoruz ki sivil toplumum dahil edildiği barış süreçlerinde barış anlaşmalarının kalıcı olma ihtimali %65 civarında artıyor.</p>
<blockquote><p>Çözüm için ilk önce bu çatışmanın ve çözüm arayışlarının yeniden dünya gündemine alınması lazım. İsrail içindeki barış isteyen kesimin güçlenmesi lazım. Filistin tarafında da Kudüs’teki gençler gibi sivil itaatsizlik ve barışçıl protesto yapan ve şiddete başvurmadığı için dünyanın gözünde ahlaki üstünlüğünü sürdüren Filistin halk direnişinin daha görünür olması lazım.</p></blockquote>
<p><strong>Kudüs’te yaşayan akademisyen Ümit Kurt, Netanyahu’yu desteklemeyen İsraillilerin de konu Filistin meselesi olunca desteklediğini belirtiyor. Bu anlamda İsrail&#8217;in içinden ses yükselmesi biraz uzak bir ihtimal değil mi?</strong></p>
<p>Birçok ülkede olan bir şeydir bu. Siyaset biliminde bayrak veya lider etrafında birleşme etkisi diyoruz buna. Dışarıdan bir tehdit algısı olduğunda, korku aktive merkezi aktive olur. Bu da insanların evrimsel olarak kaç veya saldır dürtüsüne yönlendirir ve farklılıklar, hükümete karşı olan eleştiriler bir şekilde unutulur bir süre. Herkes aynı bayrak etrafında, aynı lider etrafında tekrar bir birleşme yönüne gider. Bu çok temel bir grup psikolojisidir, başka yerlerde, çatışmalarda da görüyoruz aynı dinamiği. Liderlerin de çok kullandığı taktiktir bu nedenle; lider desteğini kaybetmeye başlayınca, dış bir düşman yaratıp bununla içerideki birleşmeyi sağlamaya çalışır. İsrail’de de bu oluyor.</p>
<p>Çözüm için ilk önce bu çatışmanın ve çözüm arayışlarının yeniden dünya gündemine alınması lazım. İsrail içindeki barış isteyen kesimin güçlenmesi lazım. Filistin tarafında da Kudüs’teki gençler gibi sivil itaatsizlik ve barışçıl protesto yapan ve şiddete başvurmadığı için dünyanın gözünde ahlaki üstünlüğünü sürdüren Filistin halk direnişinin daha görünür olması lazım.  İsrail gibi bir ordu karşısında Hamas gibi veya ikinci intifadadaki gibi silahlı örgütlerin çözüme bir katkısı yok, tam tersine İsrail içinde davalarına destek olacak ılımlıların da barışa destek vermesine engel oldular geçmiş yıllarda yaptıkları silahlı saldırılarla. Filistin halkının en büyük silahı; adaletsizliğe, eşit olmayan zor koşullarda direnen mazlum halk imgesidir. Roketler ve şiddet işin içine girince bu imgeyi siliyor bu da mücadelelerine bence büyük zarar veriyor uluslararası alanda. Dediğim gibi İsrail&#8217;in en büyük korkusu kendi içinde yaşayan Arap nüfusun hayatı durdurmasını sağlayacak bir sivil itaatsizlik eylemine girmesidir.</p>
<h5>Esra Çuhadar Hakkında</h5>
<p>Çatışma çözme yöntemleri ve politik psikoloji üzerine uzmanlaşmış bir akademisyen olan Esra Çuhadar, doktorasını Syracuse Üniversitesi’nden 2005 yılında almıştır. Aynı üniversiteden “Uygulamalı Uyuşmazlık Çözümü” konusunda ileri düzey sertifikası bulunmaktadır. 2006 yılından beri Bilkent Üniversitesi’nde öğretim üyesi; 2016 yılından bu yana da Cenevre’deki Inclusive Peace and Transition Initiative (Kapsayıcı Barış Araştırmaları) isimli araştırma enstitüsünde kıdemli araştırmacı olarak çalışmaktadır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/27/sorun-iyice-toplumsallastigi-icin-cozumun-de-toplumsal-olarak-sahiplenilmesi-gerekiyor/">&#8220;Sorun İyice Toplumsallaştığı İçin Çözümün de Toplumsal Olarak Sahiplenilmesi Gerekiyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çatışmadan barışa Kuzey İrlanda deneyimi izlenimleri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2017 07:30:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma ve Barış Süreçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Çuhadar]]></category>
		<category><![CDATA[Itır Erhat ve Özlem Zengin]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey irlanda]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Ramazanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10838</guid>

					<description><![CDATA[<p>İrlanda'da silahlar bırakılmış ancak toplumsal barış da hala tam anlamıyla sağlanabilmiş değil. Siyasetten sivil topluma ve akademiye pek çok kesim ikiye bölünmüş toplumun ayrışmışlığını ortadan kaldıracak yaklaşımlar ve araçlar geliştirmek için çalışıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/">Çatışmadan barışa Kuzey İrlanda deneyimi izlenimleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="Kuzey İrlanda’dan Türkiye’ye bakmak" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/IEXVOOzVhes?start=160&#038;feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Kökeni 1600’lü yıllara dayanan 1970’li yıllarda 500 bin kişinin etkilendiği bir çatışmaya dönen ve 1998’de imzalanan ateşkes anlaşmasıyla silahlı yönü nihayete eren Kuzey İrlanda, şimdilerde iki ayrışmış toplumun gündelik hayatını birlikte örebilmesinin arayışında. Geçmişle yüzleşme, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkma kararıyla yaşanacak sınır tartışmaları, ekonomik ve siyasi gelecek ile ilgili kaygıların eşliğinde yürüyen bu çabalarla ilgili hissettiğim ilk izlenim; tıpkı çatışmanın durdurulması için verilen uğraşlar gibi kapsayıcı olduğu ve herkesimin bu konudaki uğraşı kendi politik veya ekonomik çıkarlarının üstünde görebildiği… Devlet kademeleri, siyasiler, sivil toplum ve akademi hepsi elini taşın altına koymuş; barış duvarları denilen ama aslında iki toplumu birbirinden şekilsel olduğu kadar manen de ayrıştıran durumu sona erdirmek için.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10841 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/IMG_0727.jpg" width="1300" height="975" /></p>
<p>Türkiye’den bir grup akademisyen, siyasetçi ve sivil toplum kuruluşlarından kadınlarla Raoul Wallenberg Enstitüsü ve Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün ev sahipliğinde geçtiğimiz hafta Dublin ve Belfast’a bir çalışma ziyareti gerçekleştirdik. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı kadın, barış ve güvenlik kararın uygulanmasına yönelik çalışmalar yürüten Operation1325’in de desteklediği çalışma ziyaretinin bana göre en önemli yönü, hem çatışma hem de barış deneyimini farklı görüşlerden dinleyebilmenin yanı sıra gündelik hayatı deneyimleyebilme imkanı da sunması idi. 5 gün süren ziyarette; çatışma ve barış sürecindeki siyasileri, vaktiyle silahlı çatışmalara katılmış şimdi parlamentoda vekil olanları, anlaşmanın birinci el mimarlarını,  çatışma çözümü için bizzat tabanda örgütlenip barışı ilmek ilmek ören kadınları ve konuyla ilgili hem tarihsel süreçleri hem de geçiş dönemi adaleti konularında çalışmalar yürüten akademisyenleri dinleme fırsatı bulduk. Barışın toplumsallaşması ve çatışmalı yıllarla ilgili rehabilitasyon alanında çalışmalar yürüten sivil toplum örgütlerini ziyaret ettik ve onların mihmandarlığında çatışmanın en yoğun yaşandığı ve şu an barış duvarlarıyla birbirinden ayrılmış mahalleleri gezdik.</p>
<p>Siyasi ve akademisyenler tarihsel süreci ve özellikle de Hayırlı Cuma anlaşmasına giden günleri olabildiğince idealize ederek anlatsa da; dinlediğimiz tanıklıklar bunun tam tersi olduğunu yani barış sürecinin de olabildiğince zorlu geçtiğini ortaya koyuyordu. Bu anlatıların farklılığı bir yandan da çok anlaşılır aslında. Çünkü her tarafın kendince bir bakış açısı var; çatışma ve haliyle barışa yönelik. İRA’ya göre özgürlük mücadelesi, İngiltere’ye baksanız terörist saldırılara karşı halkını koruyan bir devlet bakışı, İngiltere’yle birleşmeyi savunanlar içinse, kendi toplumunu koruyan bir girişim.  Yani herkesin  savaşmak için haklı bir sebebi vardı. Ama taraflar savaşarak bir yere varamayacaklarını gördüklerinde masaya oturmayı da başardılar. Tarihi Hayırlı Cuma anlaşması taraflar dahil kimse için bugün dört dörtlük bir anlaşma olarak değerlendirilmiyor. Ancak herkes çatışmalı yılları geride bırakması yönüyle öneminde de birleşiyor.</p>
<p>1970’lı yıllarda 3 bin 700 kişinin hayatını kaybettiği 40 bin kişinin yaralandığı bir çatışmadan söz ediyoruz. Rakamlar ilk etapta az gelebilir. Ancak bunların coğrafik olarak İstanbul’dan iki kat küçük, nüfus olarak 1, 5 milyon kişinin yaşadığı bir yerde geçtiğini hatırlarsak; bu toplumun çok büyük bir kesimine değen bir çatışma olduğunu görmemiz mümkün. Böyle olması barış masasının kurulmasını kolaylaştırmış; yani aslında taraflar savaşarak; yani kendi mahallesine atılan bombaya karşılık öbür mahalleye bir bomba atarak hiçbir yere varamayacaklarını çok yakıcı bir şekilde görmüşler. Ama bu durum bir yandan da normalleşmenin, geçmişi geride bırakabilmenin önünde büyük bir engel. Kayıplarının sebebinin kim olduğunu, hangi aileden olduğunu bilebilecek bir çatışma ortamının üzerinde yaşıyorlar. Belfast sokakları ölenler için yapılan hafıza mekanları, duvarlarda ölenlerle ilgili grafitiler ve çatışma dönemlerinden kalan militarist yazılamalarla dolu. Barış sürecinin aktörlerinden olan George Mitchell yıllar önce süreçle ilgili şunları söylemişti;&#8221;</p>
<p>“Çatışmalar sırasında ziyaret ettiğim Bosna’da, bir adam, savaşı tarif ederken bana tahrip olan binaları, köprüleri, yolları hızla inşa edebileceklerini ancak bazı şeylerin insanların kafalarında ve kalplerinde tamirinin çok daha fazla zaman alacağını söylemişti. Bu çok uzun zaman alır. Kuzey İrlanda’da bu kuşaklar boyu sürecek. Orada barış genel olarak sağlanmış olsa da, ayrışmış toplum yapısı devam ediyor. İki toplum hala birbirine geçmiş değil. Bence bunun için kuşakların değişmesi, çatışma sürecini hiç yaşamamış kuşakların gelmesi gerekiyor.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10843 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/IMG_0858.jpg" width="1300" height="975" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10842 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/IMG_0732.jpg" width="1300" height="975" /></p>
<p>Duvarlardaki savaş grafitileriyle noel ışıklandırmalarının birbirine karıştığı sokaklarla ilgili hissettiğim;  Belfast’ın hem mekan olarak hem de içindeki insanlarla arafta bir yerde asılı kalmış olduğuydu. Bugün çatışmaları bilmeyen kuşaklar var ancak eğitimden gündelik hayata kadar ayrışmış bir toplumda yaşamaları Kuzey İrlanda için önemli bir sorun olarak duruyor. Ancak yukarıda belirttiğim gibi bu sorun hem siyasilerin hem de toplumun gündeminde ve çözüm arayışları sürüyor.  Kısaca özetlemek gerekirse; Kuzey İrlanda gözlemleri, bize görünenin aksine savaşmanın kolay barışmanın ise daha zor olduğunu ancak tarafların egolardan ve çıkarlardan, ne olursa olsun kazanma isteğinden bir adım geriye gittiğinde en ağır çatışmalarda bile çözümün mümkün olduğunu gösteriyor…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/">Çatışmadan barışa Kuzey İrlanda deneyimi izlenimleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
