<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erkeklik arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/erkeklik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/erkeklik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 Aug 2024 11:01:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Erkeklik arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/erkeklik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Erkeklerle Erkek Egemen Dünyayı Konuşma Serisinde Yeni Videolar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2024/08/21/erkeklerle-erkek-egemen-dunyayi-konusma-serisinde-yeni-videolar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Aug 2024 11:01:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[derya kap]]></category>
		<category><![CDATA[erkek egemen sistem]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[sivil düşün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=86757</guid>

					<description><![CDATA[<p>İletişim uzmanı ve gazeteci Derya Kap'ın Sivil Düşün desteğiyle hazırladığı videolar medya, siyaset, iş dünyası ve ilişkilerde “neden hala erkekler egemen?” ve “neden erkekler de bu sistemden zarar görüyor? ” sorularına erkeklerle birlikte yanıt arıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/08/21/erkeklerle-erkek-egemen-dunyayi-konusma-serisinde-yeni-videolar/">Erkeklerle Erkek Egemen Dünyayı Konuşma Serisinde Yeni Videolar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İletişim uzmanı ve gazeteci Derya Kap, “erkeklik üzerine düşünen ve henüz düşünmemiş olan tüm erkek izleyicilere özel” 4 videodan oluşan bir seri hazırladı. Videolar medya, siyaset, iş dünyası ve ilişkilerde “neden hala erkekler egemen?” ve “neden erkekler de bu sistemden zarar görüyor? ” sorularına erkeklerle birlikte yanıt arıyor. Videoların özgün yönü, “niş” bir konuda, röportajların ağırlıkla erkeklerle yapılması ve erkeklere “gelin erkekliği konuşalım ve birlikte düşünelim!” çağrısında bulunması.</p>
<p>Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı kapsamında desteklenen ve <a href="https://www.youtube.com/watch?v=9fzP5j06slA&amp;list=PLobnMQIhCPuky605cgZaSvAeguMX9UaAm">Erkek Medya</a>, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=JmCX5PfmeXw&amp;list=PLobnMQIhCPulx042EKtWdEhFyqEmQrWEn">Erkek Siyaset</a>, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=WWhzzY_cL_w&amp;list=PLobnMQIhCPukwWx5iyzIh-oZ9SdZWr1zs">Erkek İş Dünyası</a> ve <a href="https://www.youtube.com/watch?v=Xo3DonPRT5Y&amp;feature=youtu.be">İlişkide Erkek</a> bölümlerinden oluşan videolar, 32 kişi ile yapılan röportajlardan oluşuyor. Her röportaj, “erkeklik” ve “toplumsal cinsiyet” kavramlarını deneyim ve içgörülerini paylaşıyor.</p>
<p>NewsLab Turkey desteğiyle 2023’te yayınlanan <a href="https://www.youtube.com/watch?v=_Lb87jehwxk&amp;list=PLobnMQIhCPun-pynRoXu6TbMbs7hGY3zK">Türkiye’de Erkeklik’ler</a> serisinin devamı olan ve Sivil Düşün tarafından desteklenen 4 videoda “neden erkekler her alanda olduğu gibi medya, siyaset, iş dünyası ve ilişkilerde de egemen?” ve “neden bu erkekler için sorun olsun?” sorusuna yalın ve kapsayıcı bir dille yanıt aranıyor.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının çoğunlukla kadın ve LGBTİ+’ların gündeminden olmasından hareket eden videolar, konuya duyarlı sınırlı sayıdaki erkeklerin sözüne yer veriyor: erkeklik ve cinsiyet eşitsizliğine dair medya, iş dünyası, siyaset ve ilişkilerdeki yansımalarını irdeliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>4 videodan oluşan seriye aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz:</p>
<p><a href="https://bit.ly/3SR4H0d">Erkek Medya</a></p>
<p><a href="https://bit.ly/3WM80as">Erkek Siyaset</a></p>
<p><a href="https://bit.ly/3An5AHw">Erkek İş Dünyası</a></p>
<p><a href="https://bit.ly/4fOxP2g">İlişkide Erkek</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/08/21/erkeklerle-erkek-egemen-dunyayi-konusma-serisinde-yeni-videolar/">Erkeklerle Erkek Egemen Dünyayı Konuşma Serisinde Yeni Videolar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkeklik Halleri Tartışıldı: Nasıl Oluşuyor, Nelere Sebep Oluyor?  </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/18/erkeklik-halleri-tartisildi-nasil-olusuyor-nelere-sebep-oluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Sep 2019 08:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Altınoluk]]></category>
		<category><![CDATA[Erkekler ve Erkeklikler Sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Hegomanik Erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Selin Altay]]></category>
		<category><![CDATA[Tolga Ulusoy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=42305</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi (EEİİ) öncülüğünde düzenlenen 2. Uluslararası Erkekler ve Erkeklikler Sempozyumu’nda erkeklik halleri tüm yönleriyle mercek altına alındı. Erkeklikler: Zor Zamanlarda Güçlükler ve İmkânlar başlığıyla düzenlenen sempozyum, ataerkil ve otoriter anlayış bağlamında erkekliklerin nasıl inşa edildiğini ve inşa edilmiş bu erkeklik hallerinin toplumsal düzen, özellikle kadınlar üzerindeki etkileri üzerine 100’den fazla konuşmaya sahne oldu. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/18/erkeklik-halleri-tartisildi-nasil-olusuyor-nelere-sebep-oluyor/">Erkeklik Halleri Tartışıldı: Nasıl Oluşuyor, Nelere Sebep Oluyor?  </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi (EEİİ) önderliğinde, Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde 12-14 Eylül tarihleri arasında düzenlenen 2. Uluslararası Erkekler ve Erkeklikler Sempozyumu, 100’ü aşkın yerli ve yabancı konuşmacının katılımıyla başarıyla gerçekleşti. Sempozyumda ataerkil anlayıştan gelen ve genellikle kurban olarak kadını seçen her türlü baskı, engel ve şiddet davranışları, eleştirel erkeklik bakışı üzerinden ele alındı. Sempozumun düzenleme komitesinden Duygu Altınoluk, karşılama ekibinden Selin Altay ve konuşmacılardan Tolga Ulusoy ile eleştirel erkeklik çalışmaları üzerine konuştuk. </span></p>
<p><b><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-42307 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/duygu-altınok-640x853.jpeg" alt="" width="278" height="371" />Duygu Altınoluk: </b><b>Kadın Çalışmalarıyla Eleştirel Erkeklik Çalışmalarını Ayrı Tutmak Mümkün Değil</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sempozyumun düzenleyici ekibinden Duygu Altınoluk, </span><span style="font-weight: 400;">ekip olarak uluslararası bir sempozyum yapma gayesinde olduklarını, böylelikle çok fazla sayıda bakış açısına, İngilizce ve Türkçe hazırlanmış oturumlara ev sahipliği yapabildiklerini söylüyor. Altınoluk’a göre kadın çalışmalarının yanında eleştirel erkeklik incelemelerine de ihtiyacımız var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zaten kendisi de doktora tezini akademide erkeklik üzerine yapmış. </span><span style="font-weight: 400;">Aynı zamanda da akademide kadınların nasıl yer aldığı ya da neden yer alamadığı üzerine çalışmalar yürütüyor. Altınoluk kadın çalışmalarıyla eleştirel erkeklik çalışmalarını ayrı tutmanın pek de mümkün olmadığı görüşünde: “İki çalışma alanı da feminizm bağlamında ilerliyor. Kadına yönelik her türlü şiddetin öznesi, aktörü, faili erkekler. Bu nedenle sorunun çözümüne varabilmemiz için erkeklerin incelenmesi gerekiyor. Sempozyumumuza gelen bir sürü makale oldu. Bunların içerisinde içerisinde sosyal medyadan çocuklukta oynadığımız oyunlara, felsefedeki alanlardan akademinin kendisine kadar pek çok konu başlığı mevcut. Tüm bu başlıklar altında erkeklerin gelişimini incelememiz gerekiyor. Erkeklerin de içinde mağdurlar var elbette. Ama burada “mağdur” kelimesini tırnak içinde söylüyorum. Bir sürü erkeklikler var ve bu erkekliklerin niteliklerini, zorluklarını ve onların açabileceği eşitlikçi imkanları ortaya çıkararak ilerlememiz gerekiyor. Sempozyumda temamız da bu zaten; “Zor Zamanlarda Güçlükler ve İmkanlar”. Zor zamanlarda nasıl güçlüklerle karşılaşıyoruz ve bu güçlükleri nasıl imkanlandırabiliriz, bunun üzerine eğiliyoruz.”</span></p>
<p><b>“Türkiye Erkeklikleri Neden Konuşamıyor?”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-42310 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/IMG-8013-640x853.jpg" alt="" width="283" height="377" />Duygu Altınoluk’a göre Türkiye’de eleştirel erkeklik çalışmalarının az olması ya da genel olarak kadın çalışmalarından, kadın sorunlarını konuşmaktan erkekliklere fazla zaman ayrılamamasının sebepleri yine erkeklerin davranışlarında gizli. “Türkiye erkeklikleri neden konuşamıyor? Bu sorunun cevabını doktora çalışmam da olan akademisyen erkekler özeline alıp genelleyebilirim. Akademisyen erkeklerin neden cinsiyetçi olmayacağını var sayıyoruz? Eğitim seviyesi yükseldikçe bunların olmayacağını düşünüyoruz ama öyle olmuyor. Geçtiğimiz yılda hem araştırma görevlisi kadın arkadaşımızın cinayete kurban gitmesi hem de akademide taciz üzerine pek çok ses duyulması, bu konuda imza toplanması gündemdeydi. Taciz her yerde, akademi de bundan azade değil. Bunu söylediğimizde tepki doğuyor, erkekler sahip oldukları eril kültür içindeki tüm ayrıcalıkların konuşulmasına müsaade etmiyorlar. Bu düşünce yapısına, sosyal sınıfına, ideolojisine bakmaksızın pek çok erkekte böyle. Pek çok erkek kendi sahip olduğu eril alanı bırakmak istemiyor. Bu evin içinde de böyle, kurum içinde CEO’yken de böyle. Akademide de bölüm başkanlığını es kaza bir kadın arkadaşına devrettiğinde bile, sonrasını, mesela dekanlığı göremiyor kadın mesela. Önemli olan şey kadınların her yerde nitel olarak nasıl konumlandığı ya da konumlandırıldığı. Erkekle bu konular konuşulduğunda, hele soru sorulmaya başlandığında “siz bizi yok etmeye çalışıyorsunuz” diye savunmaya geçiyor. “Biz size bir sürü pozisyon açıyoruz, çalışın kazanın” gibi çok tepkisel bir sürece giriyorlar. Kısacası o konformist alanlarından çıkmak istemiyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi</span><span style="font-weight: 400;">, 10-11 Ağustos’ta sempozyumun ilk ayağı kabul edilebilecek bir çalıştay da yaptı. Ayrıca ekip, “Hegomanik Erkeklik” kitabını çevirip Türkiye literatürüne kazandırdı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi, aynı zamanda hakemli bir dergi olan </span><i><span style="font-weight: 400;">Masculinities: A Journal of Identity and Culture’ı (Erkeklikler: Kimlik ve Kültür Dergisi)</span></i><span style="font-weight: 400;"> çıkarıyor. Sempozyumdaki kimi sunumların dergide yer alması düşünülüyor. Duygu Altınoluk, dergi için yazı beklediklerinin de duyurusunu yapıyor. </span></p>
<p><b><img decoding="async" class="wp-image-42308 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/tolga-ulusoy-640x853.jpeg" alt="" width="265" height="353" />Tolga Ulusoy: Ataerkil Rejimdeki Eşitsizliğin Çocuk Oyunlarına Nasıl Yansıdığı Önemli</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akademisyen Tolga Ulusoy, sempozyuma “Cinsiyetçi Sosyalleşmenin Bir Etmeni Olarak Çocuk Oyunları: Dokuz Aylık Oyunu Örneği” adlı konuşmasıyla katkı sundu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyoloji ve Antropoloji eğitimlerinin ardından kadın çalışmaları alanında yüksek lisan yapan Ulusoy; “Aldığım eğitim sayesinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine kuramsal bir arka plan gelişti zihnimde” diyor. Çocukluk döneminde oynanan Dokuz Aylık isimli oyunun sembolik anlamı hakkında yıllardır düşünüyormuş: “Bu oyunda kaledeki kişi ebe oluyor, diğerleri ona gol atmaya çalışıyor. Her bir gol bir ay yerine geçiyor. Dokuz ay olunca da doğuruyor. Çok sembolik arka planı olan bir oyun. Tabii çocuklar oynarken bu kadar farkına varmıyorlar. Benim konuşmayı üzerine kurmaya çalıştığım nokta, kültürle çocuk oyunları arasındaki ilişki. Ataerkil rejimdeki eşitsizliğin çocuk oyunlarına nasıl yansıdığı üzerine bir konuşma yaptım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ulusoy, erkeklik çalışmalarının neden kadın çalışmalarına göre daha az olduğunu şu sözlerle detaylandırıyor: </span><b>“</b><span style="font-weight: 400;">Erkeklik çalışmaları toplumsal cinsiyet çalışmaları içerisinde de sonradan gelişmiş bir alan. Ataerkil yapıya karşı ilk isyan edenler doğal olarak kadınlar oldu. Çünkü kadınlar ataerkil pratikler ve söylemler tarafından daha çok eziliyorlar. Erkekler nispeten daha avantajlı. Bu nedenle kadın çalışmaları daha öne çıkıyor. Tabii radikal feminizmdeki özcü yaklaşımları, “tüm kötülüklerin kaynağı erkeklerdir” gibi genellemeleri irdelemek lazım. 60’lar ve 70’li yıllardaki radikal feminizmin, hem erkekliğe hem de kadınlığa nispeten özcü yaklaşımı biraz olumsuz. Bugün özellikle erkek hakları koruyucuları tarafından kadınlara karşı getirilen en önemli eleştirilerden biri erkekleri kötü olarak, kötülükle bağdaştırarak anlatmaları. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-42312 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/IMG-7955-640x853.jpg" alt="" width="241" height="321" />“Üçüncü Dalga Feminizm Erkeklik Çalışmalarını Da Hızlandırıyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ulusoy’a göre yine de her düşünceyi kendi bağlamında değerlendirmeli: “Bu özcü bir yaklaşım tabii ama her yaklaşımı kendi bağlamında değerlendirmek gerekiyor. Yani radikal feminizmin kendi çıktığı dönemi düşündüğümüzde binlerce yıllık ataerkil düzenin baskısına karşı isyan eden kadınların birazcık aşırıya kaçmış düşünceleri olarak yorumlayabiliriz. Sonra 80’li yıllarda üçüncü dalga feminizm başlıyor. Radikal feminizmin hem beyaz hem Avrupa, Amerika kökenli olması bakımından batılı olmayanlardan gelen eleştiriler, siyahilerin “beyaz feminizm” etiketi ve eleştirisi, eşcinsel ve trans kadınların yaptığı eleştiriler, “heteroseksüel feminizm” etiketi… Aslında Üçüncü dalga feminizm bize kadınların da tek bir birlik olmadığı, keşisimsel pek çok kimliğin odak noktasında oldukları vurgusunu öğretti. Bu dönemle beraber erkeklik çalışmalarının da yükselmeye başladığını görüyoruz. 80’lerin sonunda ortaya çıkıyor ama 90’lar ve 2000’li yıllarla beraber erkeklik çalışmaları bu eleştirileri de arkasına alarak yükseliyor. Radikal feminizmin özcü, yekpare hale getiren düşüncelerine karşı aslında hem erkeğin hem kadının gizli, bilinemeyen, söylemin ötesinde pratiklerde pek çok farklılıkları olduğu yönünde. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ulusoy erkeklik çalışmaları üzerine en önemli katkının R. W. Connell’den geldiğini söylüyor: Connell’in 1995 yılında yazdığı “Erkeklikler” kitabında erkekliğin aslında pek çok farklı yönünün olduğu ve her erkeğin mutlak olarak ezen olmadığı; madun erkeklerin, mağdur erkekliğin de olduğu yönünde önemli kuramsal müdahale var. Daha sonra da zaten erkeklik çalışmaları bunun hem üstüne kurulmuş hem de eleştirisini yaparak ilerlemiştir.”</span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-42306 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/selin-altay-640x480.jpeg" alt="" width="327" height="245" />Selin Altay: “Erkeklikleri Konuşmaya Daha Çok Vakit Ayırmalıyız”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden yeni mezun olan Selin Altay, sempozyumun karşılama komitesinde yer alıyor. Altay, aynı zamanda sempozyum keynote’larından birini sunan </span><span style="font-weight: 400;">Deniz Kandiyoti’nin yazısını Türkçeye çevirmiş. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Selin Altay, sempozyuma katılımın çok yüksek düzeyde olduğunu söylüyor: “Katılım çok yüksek düzeyde. 100’ün üzerinde sunumun yapılacağını öğrenince çok fazla katılım olacağını düşünmemiştim ama ne mutlu ki yanıldım. Dinleyicilerden biri Ürdün’den yeni gelmiş olmasına rağmen etkinliği görmüş ve koşarak buraya gelmiş. Çok mutluluk verici.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sempozyuma erkeklerin ilgisi de oldukça yüksek olmasını da ayrıca memnunluk verici olarak tanımlıyor. </span><span style="font-weight: 400;">Kendisi de Bilkent Üniversitesi </span><span style="font-weight: 400;">Kadın Çalışmaları Topluluğunda yer alan Altay,  kendi topluluklarında erkek katılımının az olduğunu söylüyor: “Üniversitemizde yaptığımız etkinliklere oranla buradaki katılımın çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Altay’a göre erkeklik meselesi daha fazla konuşulmalı: “Biz özellikle kadın çalışmaları topluluğunda gerçekten erkeklik meselesine diğer meselelere oranla çok az değiniyoruz. Belki de genç bir kitle olduğumuzdandır bilmiyorum ama erkekleri konuşmayı atlıyoruz. Bu sempozyumda gördüğüm kadarıyla eleştirel erkeklik kadınlarla eşit oranda, hatta belki de daha bile fazla konuşulmalı. Her ne kadar akademik bir ortam da olsa üniversite öğrencilerine yöneldiğinizde genelde konuşulanlar kadın sorununa güncel meselelere değinmek oluyor. Bizim yaptığımız bana göre her zaman, her sene başından konuyu basit ele almak oluyor. Erkeklik meselesine gelmek biraz daha kompleks bir durum. Genelde sonuçları konuşuyoruz ama başlangıcı konuşamıyoruz. Her gün kadınlar öldürülüyor ve biz de ailen bunu konuşmamız gerekiyor. Sadece kadın boyutunu konuşurken erkeği atlıyoruz sanki. Kadın çalışmalarıyla birlikte erkeklik çalışmaları da konuşulursa çok daha sağlıklı ilerleyeceğimize inanıyorum.” </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/18/erkeklik-halleri-tartisildi-nasil-olusuyor-nelere-sebep-oluyor/">Erkeklik Halleri Tartışıldı: Nasıl Oluşuyor, Nelere Sebep Oluyor?  </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şişli Belediyesi Ortak Deneyim Atölyesi&#8217;nden &#8216;Erkeklik Atölyesi&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/11/sisli-belediyesi-ortak-deneyim-atolyesinden-erkeklik-atolyesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jan 2019 14:08:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet eşitliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=34171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şişli Belediyesi Ortak Deneyim Atölyesi, toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarına erkeklik atölyesi ile başlıyor. Katılımcıların erkekliğin farklı yanlarına dair tartışmalar yürüteceği ve kendi deneyimlerini bu tartışmalar ışığında gözden geçireceği atölye çalışmalarında "erkeklik", "cinsellik" ve "medya" başlığında çalışmalar yürütülecek. Pazartesi günleri 19.00-22.00 arasında ODA'da gerçekleştirilecek atölyeler için başvuranların tek yükümlüğü oturumlara düzenli katılmaktır. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/11/sisli-belediyesi-ortak-deneyim-atolyesinden-erkeklik-atolyesi/">Şişli Belediyesi Ortak Deneyim Atölyesi&#8217;nden &#8216;Erkeklik Atölyesi&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 12.0pt; color: #212121;">Şişli Belediyesi Toplumsal Eşitlik Birimi’ne bağlı Ortak Deneyim Atölyesi (Şişli ODA), sivil toplumu ve aynı zamanda kent sakinlerini güçlendirmek amacıyla çalışır. Bu doğrultuda birlikte yaşama kültürünü geliştirmek için üreterek, ortak sorunlara yaratıcı çözümler getirmek, işbirliği yapmak; kurumlar ve kent sakinleri arası bağı güçlendirmek ve yaptığı çalışmalar ile Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sağlamak amacıyla faaliyetlerini planlamaktadır.</span></p>
<p><b><span style="font-size: 12.0pt; color: #212121;"><!-- [if gte vml 1]&gt;--></span></b></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt; color: #212121;">Şişli ODA, tüm bu amaçlara hizmet eden bir ortak çalışma alanıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt; color: #212121;">Bu alanda düzenli ve tek seferlik herkesin katılımına açık atölyeler de planlanmaktadır. Bu atölyelerin ilki toplumsal cinsiyet eşitliği başlığı ile sadece erkeklerin katılımına açık olan Erkeklik Atölyesi’dir.</span></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt; color: #212121;">Atölyelerin temel amacı katılımcıların erkekliğin farklı yanlarına dair tartışmalar yürütmesi ve kendi deneyimlerini bu tartışmalar ışığında gözden geçirmesidir. Toplam üç atölye gerçekleştirilecektir. Pazartesi günleri 19.00-22.00 arasında ODA&#8217;da gerçekleştirilecek atölyeler için başvuranların tek yükümlüğü oturumlara düzenli katılmaktır. </span></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt; color: #212121;">Atölye tarihleri:</span></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt; color: #212121;">11 Şubat Erkeklik</span></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt; color: #212121;">18 Şubat Cinsellik</span></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt; color: #212121;">25 Şubat Medya</span></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt; color: #212121;">Kolaylaştırıcı: Bilhan Gözcü</span></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt; color: #212121;">Başvuru formlarınızı 27 Ocak 23:59’a kadar gönderebilirsiniz. <b>Atölye sadece erkeklerin katılımına açıktır ve sadece kabul edilenlere geri dönüş yapılacaktır.</b></span></p>
<p><b>Bilgi ve başvuru</b>: <a href="mailto:oda@sisli.bel.tr">oda@sisli.bel.tr</a></p>
<p><b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Adres: ŞİŞLİ ODA</span></b><b></b></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt;">Şişli Belediyesi Zabıta Müdürlüğü Binası</span></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt;">19 Mayıs Mahallesi, Halaskargazi Cd. No 110</span></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt;">Kat:5 Şişli </span><span style="font-size: 12.0pt;">ODA</span></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt;">Şişli/İstanbul</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/11/sisli-belediyesi-ortak-deneyim-atolyesinden-erkeklik-atolyesi/">Şişli Belediyesi Ortak Deneyim Atölyesi&#8217;nden &#8216;Erkeklik Atölyesi&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yıkayınca Geçmiyor, ama Konuşmak Dönüştürebilir: Erkeklik</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/24/yikayinca-gecmiyor-ama-konusmak-donusturebilir-erkeklik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Türkkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 May 2018 09:50:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=27068</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumun bir kısmı ‘erkeklik’ kavramını neredeyse küfür gibi kullanırken bir diğer kısmı yüceltmek için ‘erkeklik’ diyor. Dünyalarımızı ‘ayıran’ erkeklik toplumun içinden nasıl sökülüp atılabilir? Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi “Çözüm önerisi için önce bu konuyu konuşulabilir kılmamız gerek” diyor. Ekip kendisine verilen role uymayan erkeğin iş dünyasından askerliğe, modern tıp uygulamalarından babalık rollerine kadar olan süreçte erkeklikle ezildiğini söylüyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/24/yikayinca-gecmiyor-ama-konusmak-donusturebilir-erkeklik/">Yıkayınca Geçmiyor, ama Konuşmak Dönüştürebilir: Erkeklik</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/16/program-gibi-olmayan-bir-televizyon-programi-ekmek-ve-gul/" target="_blank" rel="noopener">Ekmek Ve Gül ekibiyle yaptığımız söyleşide</a> kadınların bir manada ataerkiyle mücadelesini konuştuk ve meselenin erkeklik tarafına bakmak önemli bir bakış açısı ihtiyacıydı. Bu hafta mikrofonu 2013 yılında İzmir’de kurulan Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi’ne uzattık.</p>
<p>Çalışmaları ataerkinin yerleşmiş toplumsal kodlarla geçtiği, dolayısıyla bu anlayışın oluşturduğu hiyerarşinin erkekleri de farklı derecelerde ezip, kendisine biat etmeye zorladığı görüşünü temel alıyor. Diğer önemli noktaları aşağıda okuyacaksınız fakat ekibin umut verici bir yanıtının altını burada çizmekte bir mahsur yok;</p>
<blockquote><p> Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı sorunlar, özellikle de gençler arasında, daha büyük bir ilgi ile karşılanıyor ve gençlerin tepkisi ve bu sorunları önleme ve aşma konusundaki azimleri kesinlikle takdire şayan.</p></blockquote>
<p>Akademik camiadaki çalışmalar, erkekliğin kendisi, İnisiyatifin planladığı çalışmalar, seçim döneminde kullanılan dil, çözüm önerileri bu söyleşide karşılaşacağınız başlıklar.</p>
<p><strong>Öncelikle Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi nedir? Kimlerden oluşur ve faaliyetleri nelerdir? Biraz akademik bir yer mi acaba? İlk ekip nasıl toplandı? </strong></p>
<p>2013 yılında, Türkiye’de eleştirel erkeklik incelemeleri alanında çalışmaları bulunan akademisyenler ve aktivistlerle İzmir’de bir atölyede buluşup bu alanda Türkiye’de nelere ihtiyaç olduğunu ve bizlerin neler yapabileceğini konuştuk. Bu toplantıdan, Türkiye’de pek örneği görülmemiş, herhangi bir kuruma bağlı olmayan, kendi içinde hiyerarşiyi reddeden ve eşitlerin birliği esası üzerine kurulu bir çalışma grubu, bir inisiyatif olarak yola devam etme kararı çıktı. Ekip üyeleri arasında Türkiye’nin farklı üniversitelerinde ve üniversite dışında sosyoloji, medya çalışmaları, edebiyat, psikoloji, felsefe, siyaset bilimi ve kuir aktivizmi alanında çalışan arkadaşlarımız var.</p>
<p>Bu ekip ile birlikte 2013 yılından bu yana, ulusal ve uluslararası katılıma açık Türkiye’nin ilk çağrılı erkeklikler sempozyumunu düzenledik; Ankara, İzmir, İstanbul ve Trabzon’da atölye çalışmaları organize ettik; bu süre içinde bir çok etkinliğe ve çalışma toplantısına konuşmacı ve katılımcı olarak davet edildik; bir çok yüksek lisans ve doktora öğrencisini bu alanda çalışmaya teşvik ettik ve bu konuda araştırma yürütmek isteyenlere destek verdik. Şu günlerde 9. sayısını çıkarmaya hazırlandığımız bir uluslararası akademik dergiyi yürütüyoruz. Masculinities Journal Türkiye’de bu alandaki tek dergi olmasının yanı sıra, uluslararası alanda da kendini kabul ettirmiş saygın bir yayın olarak değer görüyor.</p>
<p><strong>Cinsiyet eşitliği adil ve özgür bir gelecek için şart</strong></p>
<p><strong>Erkekliği nasıl tanımlıyorsunuz? Çerçevesini neyle çiziyorsunuz, ya da çiziyor musunuz?</strong></p>
<p>Eleştirel erkeklik çalışmaları alanı, 70’li yılların sonundan başlayarak feminist mücadelenin yanında kendini konumlandırdı ve  o yıllardan bu yana feminist ve kuir teoriden beslenerek, feminist ve kuir aktivizmi ile yanyana erkeklik rollerinin sorgulanması ve dönüşümüne yoğunlaşan bir anlayışın üzerinde yükseliyor. Bu alanda tek bir erkeklik tanımı yok; dolayısıyla biz de tek bir çerçeve çizmiyoruz.</p>
<p>Ataerkil erkeklik anlayışları, sadece kadınları değil, bu anlayışın oluşturduğu hiyerarşiye göre “daha az” erkek olanları ve LGBTI+ bireyleri de farklı derecelerde eziyor ve kendisine biat etmeye zorluyor. Ekip olarak, toplumsal cinsiyet eşitliği meselesini adil ve özgür bir gelecek kurmanın temel şartı olarak görüyoruz ve bu meselenin, erkekler kendi konumlarını, ayrıcalıklarını, ve sahiplenip korumak zorunda hissettikleri iktidar rollerini sorgulamadan ve bu rolleri dönüştürmeden aşılamayacağına yürekten inanıyoruz.</p>
<p><strong>Role uymayan erkek eziliyor</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-27071 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/33203936_1654026847979617_8628313603713269760_n-1.jpg" alt="" width="454" height="341" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/33203936_1654026847979617_8628313603713269760_n-1.jpg 454w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/33203936_1654026847979617_8628313603713269760_n-1-320x240.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 454px) 100vw, 454px" /></p>
<p><strong>Örneğin bir camia için neredeyse küfürle eşdeğer kullanılan &#8216;erkeklik&#8217; kavramı, bambaşka bir camiada ise &#8216;makbul&#8217; olana işaret ediyor. Bu farkın temelinde ne var?</strong></p>
<p>Erkeklik farklı normları içinde barındıran karmaşık bir toplam bu nedenle de farklı konumlara işaret edebiliyor. Bugün toplumdaki bir çok sorunun kaynağı aslında ataerkinin yarattığı ve erkeklere dayattığı erkeklik rollerinden kaynaklanıyor. Bu rollere uyan ve uymayan erkekler var. Uymayan erkekler toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin mağdurları ve iş dünyasından askerliğe, babalık rollerinden modern tıp uygulamalarına kadar bir çok alanda dayatılan  erkeklik normları altında eziliyorlar. Bu makbul olan/olmayan erkeklikler her dönemde yeniden tanımlanıyor; tanımlar aynı zaman diliminde hızlıca değişebiliyor. Bir norm diğerine karşı hegemonik bir unsur haline geçerek makbul olan tanımın tahtına oturabiliyor. Erkeklikler aslında bu devinimlerin toplamından oluşuyor.</p>
<p><strong>2014 yılında başarılı bir konferans/sempozyum yapmışsınız? Bu çalışma devam edecek mi? </strong></p>
<p>Ülkedeki politik iklim nedeniyle, hazırlıklarını yaptığımız ve hatta davetli konuşmacılarını ilan ettiğimiz ikinci konferansımızı gerçekleştiremedik. Ama vazgeçmiş değiliz, bu konferansı seneye gerçekleştireceğiz. Bunun için yeniden hazırlıklara başladık.</p>
<p><strong>Erkeklik çalışmaları erkeklik normlarına destek gibi algılanıyor </strong></p>
<p><strong>Kadın çalışmak yeterli seviyede olmasa bir bir raddeye geldi. Erkeklik çalışmaları, neden ve nasıl bu kadar sınırlı sayıda kalıyor? </strong></p>
<p>1980’li yıllardan itibaren yurtdışında, 2000’li yılların başından itibaren de Türkiye’de, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi çok başka bir çehre kazandı ve şimdi bu mücadeleyi yalnız kadınlar değil, onlarla birlikte LGBTI+ bireyler ve erkekler de üstlenmeye başladılar. Erkeklik adı bu şekilde konmadan çalışılıyordu aslında; militarizm, milliyetçilik, popülizm vb. olgular üzerine çalışan pek çok araştırmacının elinde araştırma nesnesi olarak erkek örgütlenmeleri var. Ancak bu olguları erkeklik üzerinden düşünmek ve eleştirmek bir toplumsal cinsiyet farkındalığı gerektiriyor. Bu yavaş yavaş aşılıyor.</p>
<p>Bu konudaki kısıtları yaratan pek çok unsur var. En önemli handikap erkeklik çalışmaları alanının hakim erkeklik normlarına destek veren bir alan olarak algılanması. Henüz bu konuda kendi yüksek lisans/doktora programlarını oluşturmamış bir alandan söz ediyoruz; bu nedenle diğer bir kısıt da henüz üniversitelerde bu akademik alt yapının oluşmamış olması.</p>
<p><strong>Çözümden önce konuşulur hale gelebilmeli</strong></p>
<p><strong>Temelde &#8216;erkeklik&#8217; konusunun çözümüne dair ne öneriyorsunuz? Ya da öneriniz var mı? Sizlerin içindeki fikir çeşitlilikleri ve görüşler ne yönde?</strong></p>
<p>Bu inisiyatifin her bir üyesi toplumsal cinsiyet rollerini sadece kadın ve erkek ikiliğinin ötesinde çok daha geniş bir kimlik çeşitliliğinde görüyor ve (kendi cinsiyet yöneliminden bağımsız olarak) her bir cinsiyet kimliğinin kendisini ifadesini ve eşit haklara sahip bireyler olarak yaşamlarını sürdürmelerini temel bir yaşam hakkı olarak algılıyor. Bu nedenle kestirme bir çözüm önerimiz yok. Çözüm önerisi için önce bu konuyu konuşulabilir kılmamız gerek; erkeklerin ataerkil erkekliğe nasıl baktığı konusunda yeteri kadar inceleme yapmış değiliz. Bu inisiyatifin üyeleri olarak her konuda aynı düşünmüyor olabiliriz; ancak erkekliklerin araştırma nesnesi olmaları gerektiği konusunda ortak bir perspektifi canlı tutuyoruz. Bu araştırmalar bizi çözüme yaklaştıracak.</p>
<p><strong>Düzenli aralıklarla bir araya geliyor musunuz ve o toplantılarda gündeminizi ne belirliyor?</strong></p>
<p>Düzenli olarak görüşüyoruz. Gündemimiz derginin işleyişinden yapılacak etkinliklere pek çok farklı konuyu kapsıyor. İnisiyatifin aldığı davetler, erkeklik üzerine yapılacak konuşma, atölye ve etkinliklerin organizasyonu da önemli yer tutuyor.</p>
<p><strong>Politik iklim ataerkiyi besliyor </strong></p>
<p><strong>Türkiye yine bir seçim gündeminin içinde. Bu dönemde havaya hakim siyasetin tonunu nasıl buluyorsunuz, ve halkın ya da insanların bu dile müdahale etmesinin yolu neler olabilir? </strong></p>
<p>Siyaset toplumun şekillendirdiği bir alan. Politik söylemler hayata geçebilecekleri koşullar olduğu sürece ayakta kalıyorlar. Hakim dile müdahale edebilmek için önce o dilin tesirinin farkında olmak gerek. Bu nedenle Türkiye’deki politik iklimin ataerkil söylemi benimsiyor ve yeniden üretiyor olmasının, seçimlerden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. İnsanların müdahalesi, kabullendikleri, destek oldukları ve yeniden üretilmesine katkıda bulundukları söylemlerin eleştirisini yürütmeleri ile mümkün olabilir. Erkekliği tartışılabilir kılmadan insanların kanıksadığı söylemlere uzaktan bakmalarını sağlamayız diye düşünüyoruz. Erkeklerin de biraz uzaklaşıp erkeklik normlarına bakmaları gerekiyor.</p>
<p><strong>Dışardan katılımlara açık mısınız? İnsanlar size nasıl ulaşabilir ve neler yapabilir? </strong></p>
<p>Düzenlediğimiz etkinlikler dışarıdan katılıma açık oluyor. Herkes bize dergimizin eposta adresini kullanarak ulaşabilir: masculinitiesjournal@gmail.com</p>
<p>Katılımcıların ilgisi son derece heyecan verici ve geleceğe dönük olarak ümit verici bizlere göre. Toplantılar ve atölyeler sırasında birçok farklı toplumsal gruptan insanlarla bir araya geliyor, tanışıyor, tartışıyoruz. Bir çok insan, eleştirel erkeklik çalışmalarından ilk defa bizim toplantılarımız sayesinde haberdar olduğunu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ilişkin görüşlerinin başka bir boyut kazandığını söylüyor.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı sorunlar, özellikle de gençler arasında, daha büyük bir ilgi ile karşılanıyor ve gençlerin tepkisi ve bu sorunları önleme ve aşma konusundaki azimleri kesinlikle takdire şayan. Bir çok olumsuzluğa rağmen, gençlerin ve özellikle de genç akademisyenlerin cesur tavrı, merakı ve sorgulayıcı bakış açıları önümüzdeki yıllarda bu alanda önemli adımlar atılacağının ve köklü değişiklikler olacağının habercisi bize göre.</p>
<p><strong>‘İşin henüz başlarındayız’ </strong></p>
<p><strong>Nihai hedefinizi nasıl açıklıyorsunuz? </strong></p>
<p>Yürüttüğümüz araştırma ve çalışmaların nihai hedefi erkeklerin erkeklik normlarına eleştirel bakabilmelerini ve bunları toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinden değerlendirebilmelerini sağlamak. Çok zor bir işin henüz başlarındayız. Bu normların çok küçük yaştan itibaren oluştuğunu ve erkeklerin her adımında toplum tarafından pekiştirildiğini eklemek isteriz. Bu nedenle eğer toplumsal cinsiyet konusunda bir farkındalık yaratılacaksa, çok küçük yaşlardan itibaren erkeklikler üzerine konuşabilmeliyiz. Akran zorbalığı, sporda rekabet gibi kulvarlarda aslında erkeklik konusunda eleştirel perspektife sahip olan ve erken döneme eğilen incelemeler yürütülmeye başlandı. Bu çalışmaları çok önemsediğimizi de belirtmek isteriz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/24/yikayinca-gecmiyor-ama-konusmak-donusturebilir-erkeklik/">Yıkayınca Geçmiyor, ama Konuşmak Dönüştürebilir: Erkeklik</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akademisyen Alparslan Nas: “Reklam yeni alışkanlıklar, yeni anlayışlar, yeni yaklaşımlar da kazandırabiliyor.”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/13/akademisyen-alparslan-nas-reklam-yeni-aliskanliklar-yeni-anlayislar-yeni-yaklasimlar-da-kazandirabiliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rumeysa Çamdereli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 13:12:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[#ReklamlardaCinsiyetEşitliğiDosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Alparslan Nas]]></category>
		<category><![CDATA[AXE]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[goodvertising]]></category>
		<category><![CDATA[medyada cinsiyetçilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24423</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil Sayfalar olarak sivil toplumun gündemine aldığı, bizim öncelik verdiğimiz konularda dosya çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Yeni dosya çalışmamızın konusunu da “Reklamlarda Cinsiyet Eşitliği” olarak belirledik. Gerçekleştirdiğimiz dosya çalışması kapsamında akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, reklamcılarla görüşmeler gerçekleştirdik, analiz ve değerlendirme yazıları kaleme aldık. Bu dosya kapsamında ürettiğimiz içerikleri sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Dosyanın bir sonraki görüşmesini ise [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/13/akademisyen-alparslan-nas-reklam-yeni-aliskanliklar-yeni-anlayislar-yeni-yaklasimlar-da-kazandirabiliyor/">Akademisyen Alparslan Nas: “Reklam yeni alışkanlıklar, yeni anlayışlar, yeni yaklaşımlar da kazandırabiliyor.”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivil Sayfalar olarak sivil toplumun gündemine aldığı, bizim öncelik verdiğimiz konularda dosya çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Yeni dosya çalışmamızın konusunu da “Reklamlarda Cinsiyet Eşitliği” olarak belirledik. Gerçekleştirdiğimiz dosya çalışması kapsamında akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, reklamcılarla görüşmeler gerçekleştirdik, analiz ve değerlendirme yazıları kaleme aldık. Bu dosya kapsamında ürettiğimiz içerikleri sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz.</p>
<p>Dosyanın bir sonraki görüşmesini ise akademisyen Alparslan Nas’la gerçekleştirdik.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Medya çalışmaları içinde reklam çalışmalarının farklılaşan durumu nedir? Akademi içerisinde cinsiyetçilik ve medya çalışmaları yoğunluklu olarak gazeteciliğe ve medyanın diğer alanlarına odaklanıyor. Sivil toplum kampanyaları içerisinde de benzer bir durum geçerli. Sizce neden reklam daha az konuşuluyor?</strong></p>
<p><strong>Alparslan Nas</strong>: Ülkemiz akademisinin ve reklamcılığının yaşadığı bir süreç var, bir de Batı toplumlarında, özellikle İngiltere ve Amerika Birleşik Devletlerinde yaşanan bir süreç var. Biz biraz orayı geriden takip ediyoruz gibi geliyor. Çünkü örneğin Amerika Birleşik Devletlerinde bu çalışmalar kadın hakları aktivistleri, feminist akademi tarafından yetmişli yıllardan itibaren yapılmaya başlandı. ‘70’ler ‘80’ler ‘90’larda çok yapıldı bu tartışmalar orada. Neden biz reklamı tartışmıyoruz, neden biz reklamı konuşmuyoruz, neden reklam toplumsal cinsiyet temelli bir eleştirinin temel nesnesi haline gelmiyor? Neden haberlerde gazetelerde temsili gündemimize alıyoruz ama reklamı es geçiyoruz? Bunun şöyle bir cevabı ortaya kondu, Türkiye için de uygun bir cevap olabilir bu, reklam, kapitalizmin ve tüketim toplumunun pir parçası olarak görülüyor ve sıradan, gereksiz, sevilmeyen, hoşlanılmayan, kanalda televizyonda izlerken değiştirdiğimiz, kaçtığımız kaçındığımız bir anlatı olarak karşımıza çıkıyor; önem vermiyoruz hiç reklama biz önemsemiyoruz onu. Ama bir gazetede kadınlarla ilgili bir haber olduğu zaman, yada politik bir konu olduğu zaman toplumsal alanda başka bir kadın meselesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliği konusu olduğu zaman bu bir şekilde haber olabiliyor, gündeme geliyor. Reklam daha tartışılmaz ve konuşulmaz kalıyor. Çünkü uzun yıllar boyunca akademisyenler özellikle medya alanında çalışanlar reklamın önemini düşünmediler. Reklamın o kadar da önemli bir şey olmadığını ifade ettiler bizim için. Ama ‘70’lerden itibaren ‘80’lerden itibaren bir değişim başladı ve bunda da özelikle benim gördüğüm kadarıyla siyah feminizmin çok önemli bir etkisi var. Özellikle mesela bell hooks çok önemli bir yazar bu noktada. Amerika birleşik devletlerindeki siyah kadın aktivizminin siyah feministlerin temel sorunsalı şuydu; reklam veya popüler kültürdeki önemsemediğimiz es geçtiğimiz, küçümsediğimiz, hiçbir etkisi yok ki bunların dediğimiz anlatılar aslında hayatlarımıza çok etkin bir biçimde penetre ediyorlar. Özelikle siyah kadınlar olarak bize bunu yapıyorlar. Neden?  Çünkü mesela şimdi açıp bakalım eski reklamlara, ‘70’lerde ‘60’larda yayınlanmış reklamlara, bütün kadınlar beyaz bir kere zaten. Siyah kadın yok reklamlarda. Çünkü reklamın temel olayı ne, ideal bir takım imajları bize sunuyor olması. Yani büyük anlatıları, ideal imajları bize aktarıyor olması, ideolojik olması bu anlamda. Siyah kadın yok bu görünürlük yok, bu görünürlük olmadığı zaman burada bir problem var. Demek ki reklamı yapan insanlar, reklamı izleyenler toplumu beyaz bir perspektiften görüyorlar, öyle varsayıyorlar. Ve buradan hareketle bunun gibi pek çok popüler kültür alanında, özellikle siyah kadınların daha görünür olması gerektiği bunun anti demokratik bir şey olduğu genel olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ve genel antidemokratik uygulamalara dayanan bir olay olduğunu bu reklamlardaki görünmemezliğin birebir bu durumla ilişkili olduğunu iddia ettiler. Ve burayı sorunsallaştırdılar aslında o dönemden itibaren.</p>
<p><strong>O halde bir yandan reklamların etkisi görece görmezden geliniyor, ama aslında böyle değil. Reklamların dönüştürücü etkisi var. Peki bu etkinin son dönemde kadının güçlenmesini doğrudan hedefleyen reklamların üretilmesinin arkasında yatan sebeplerle arasında nasıl bir ilişki var? Bu reklamların sadece dönüşümü hedeflediğini söylemek mümkün mü? Ve böylesi bir dönüşüm fikrine verilen tepkiler neler?</strong></p>
<p><strong>Alparslan Nas:</strong> Aslında biraz önceki cevaptan devam edilebilir. Çünkü şöyle, Amerika’da da siyah feministler biz görünür olmak istiyoruz dediler, biz varız bu ülkede, toplumda biz de reklamda görünmeliyiz dediler. Reklam endüstrisine yönelik ciddi bir kamuoyu tartışmasından bahsediyorum tabii ki, biz de henüz bu yok. O dönemde feminist aktivistler tartışıyorlar, beyaz kadınlar da siyahlar da herkes tartışıyor, konuşuyor bu böyle olmamalı diyor. Medya çok çok cinsiyetçi reklam çok cinsiyetçi. Bunlara reklamcılar kayıtsız kalmıyorlar. Çünkü bu insanlar aynı zamanda tüketiciler ve reklamcılar bunları göz ardı edemezler. Bir şekilde onlara seslenmeleri lazım onların bu sorunlarına problemlerine ilişkin bir adım atmaları lazım. İşte biz ‘90’lı yıllarda daha çok şunu gördük siyah kadın imgesinin cinselleştirilmesini, cinsel bir meta olarak reklamda yer edinmesini, beyaz kadının yanı sıra. Ve bundan önce aslında söylenmesi gereken kadının cinselleşmesi yani seksüelize olması. Çünkü daha önceki reklamlarda daha çok kadın pasif edilgen bir birey, erkeğin egemenliği altında ona hizmet eden, özellikle ev içerisinde. Bütün bu ürünlerde anlatılan bize bu bir kişi. Bunun dışında kendine özgü bir öznelliği yok. Ama ‘80’lerin sonları ‘90’lardan itibaren artık kadın imgesi kendi cinselliği olan kendi cinselliğinin peşinden koşan hazlarının peşinden koşan ve özgürmüş gibi görünen kendi istediklerini hayatta yapıyormuş gibi görünen bir kadın imgesi. Reklamcılar şunu demiş oldu bize: “Tamam bak ne güzel. Al işte sen özgürsün bak, kendi hazzının peşinden koşuyorsun. Biz de bunu böyle gösteriyoruz ne güzel, siyah beyaz fark etmiyor”. İşte kadınlar o noktada meseleye bir kez daha dahil oldu, bir müdahalede daha bulunmaları gerekti feminist aktivistlerin. O da şu: “Toplumsal cinsiyet bağlamında cinsiyetçilik bitti demek değil, reklamda tam tersine aslında daha da görünmez hala geldi, daha da sıkı sıkıya kendini gerçekleştiriyor. Çünkü bunu izleyen bir genç kız ben ne kadar güzelim ne kadar seksiyim diyor, ama aslında orada olduğu şey ona belirli bir tüketim ideolojisinin dayattığı belirli bir yaşam tarzında yaşaması, ideal güzellik kalıbı denilen şeyin sunulması onun peşinden koşturulması”. Bu da farklı bir tuzağa çekiyor kadınları ve hiç özgürleştirme değil bu anlamda. Bu ikinci aşamaydı. Sonraki aşamada da 2000’lerin sonrasında -özellikle içinde bulunduğumuz yedi sekiz sene içerisinde Türkiyede bunu görüyoruz- postfeminism dediğimiz, yani feminizm bitti mi ne oldu, feminizm sonrasında ne var tartışmaların eşlik ettiği bir tartışma başladı. Esas sorunsalı da şu oldu: Eleştiriler devam ettikçe reklam endüstrisi de buna karşılık veriyor. Ve markalar artık kadınlar için, hatta toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine değindiği kampanyalar yürütmeye başlıyorlar. Yani feminist aktivizmler yapıyorlar markalar böyle bir şeyle karşı karşıyayız. Bunun tartışmaları hala devam ediyor. Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi? Arada olduğunu söyleyebilirim bu noktada yapılan yorumların. Daha karamsar bakanlar var, daha iyimser bakanlar var. Aslında bir avantaj olarak görülüyor kimilerince aslında bir avantaj bir imkan. Bugün genç kızlar on-on beş yaşındaki kızlar feminizm kelimesini duyuyorlar mesela, kadın hakları kelimesini duyuyorlar. Bu iyi bir şey olduğu düşünülüyor bir yandan. Ama diğer yandan da halen daha bu söylemin hem reklam aracılığıyla hem markalar aracılığıyla aktarılan bu söylemin yeterince kapsayıcı olmadığı da iddia ediliyor. Yani belirli bir kadınlığı kapsadığı etnik olarak sınıfsal olarak dini olarak farklı kimliklerden kadınları dahil etmediği de söyleyenler var.</p>
<p><strong>Türkiye’de bu alandaki tartışmalar konusunda geriden geliyoruz evet ama bir yandan da Nike reklamında, Atasay reklamında maruz kalıyoruz yada sosyal medyadan H&amp;M reklamını izliyoruz. Aslında bir yandan gündemimize de giriyor, ama neden kamuoyu oluşması konusunda bu kadar gerideyiz?</strong></p>
<p>A; Türkiye’de de o süreçlere paralel baktığımızda şöyle bir şey var bunu mesela batı toplumlarında ‘70’lere ‘60’lara dayandırıyoruz. İkinci dünya savaşı sonrasında reklam endüstrisinin patlaması var. ‘80’lerden sonra da yaygınlaşan anaakımlaşan eleştirel akımlar var. Özelikle feminist hareketin kadın hakları aktivizminin sayesinde. Türkiye ise ‘80’lerle birlikte tüketim kültürünü oluşturmaya başlıyor, tüketim toplumuna bir geçiş yaşamaya başlıyor. Ve özelikle televizyonların özelleşmesi ve çoğullaşmasının başlamasıyla ‘90’lı yıllarla birlikte reklam kendisine bir alan buluyor. Yani 30 yıllık 40 yıllık bir gecikmemiz var aslında. Bizim ülkemizin belirli cinsiyet kalıpları var onlara göre imgeler oluşturuluyor. Aşağı yukarı hepsi cinsiyetçi, onda hiçbir farklılaşma yok, ama bunu sorgulamamız benim de gözlemlediğim belki son 3-4 yılda biraz olabildi. Halen daha sistematik bir şey yok, ben görebilmiş değilim. Reklam eleştirisi konusunda çok ciddi bir boşluğumuz var bunu kesinlikle ortaya koymamız lazım. Tabii ki bunu topyekün yapmamız lazım ama özelikle bundan daha fazla mağdur olan kadınların bir araya gelerek bu karşıt söylemi yaygınlaştırması gerekiyor, kesinlikle bunun yapılması lazım. İşte bunda biz de şöyle bir zorluk var; biz de bu belki bundan 20-30 yıl önce yapılmadığı için yani biz batı toplumlarının aşamalarını yaşamadığımız için o dönemde çok bariz cinsiyetçilikler ortadaydı ve gelişmiş bir kamuoyu vardı, insanlar buna ses çıkarıyorlardı. E bizde de var kadın hakları ‘80’lerde var ‘70’lerde, daha öncesinde de var ama farklı konular ön planda oluyor. Her zaman farklı sorunlar oluyor, belki Türkiye’nin toplumsal yapısından kaynaklanan bir takım meseleler oluyor. Her zaman onun içerisinde eriyip gidiyor. Bugüne geldiğimizde iki tane dezavantaj var; bir tanesi kadın sorunu kadınların sorunu toplumsal cinsiyet sorunu dediğimiz zaman birincisi çok daha büyük öncelikli görünen bir takım konuların ön plana çıkması; kadın cinayetleri gibi veya taciz tecavüz  şiddet sorunları, bunları konuşuyoruz. Halen daha bugün mesela Avrupa’da çok ciddi şekilde, devletlerin de sivil toplumun da önemli oranda baskı yaptığı eşit işe eşit ücret meselesi çok yaygın konuşuluyor. Bu da Türkiye’de yok. Politik temsil siyaseten temsil meselesi de arada bir gündeme geliyor, seçimden seçime gündeme geliyor şu kadar kadın meclise girdi diye. Belki de Tükiye’de bu konuda daha duyarlı gelişmiş kadın hareketine ve sivil toplumuna ihtiyaç duyuyoruz ki bunun reklam ayağını da görelim. İkinci olarak da şöyle bir dezavantajı var bu dönemin: Mesela Orkid’in Türkiye’deki reklam kampanyası “kız gibi”. Onun küresel kampanyası Always’in “Like a Girl”, onun uyarlaması. Burada gördüğümüz gibi markalar cinsiyet eşitsizliğine değiniyorlar, bu iyi bir sunum, kadının güçlenmesi açısından mesajlar veriyorlar. Bunu yapan Türkiye’de Filli Boyanın böyle bir kampanyası oldu, kadınlar günü özelinde. Önümüzdeki ay kadınlar günü de geliyor onu da göreceğiz, bakacağız bir yarış olacak. Bir duyarlılık yarışı gerçekleşecek sanki. Ben kadınlar için şunu yapıyorum bunu yapıyorum diye. Ve şu an Orkid’in kız gibi reklamını izleyen bir kadın, genç kız mesela orada herhangi bir sorun görmeyecek “Aa ne kadar güzel bakınız reklamlar çok iyi”, çok güzel şeylere değiniyorlar diyecek.</p>
<p><strong>Ve bu durum kamuoyunun güçlenmesi önünde de bir engel aslında?</strong></p>
<p><strong>Alparslan Nas: </strong>Evet değil mi, halbuki onu da sorgulayabiliriz. Çünkü Always’in global kampanyasıyla Orkid’in uyarlama kampanyası arasında çok büyük bir fark var. Always kampanyasında daha çeşitlilikten bahsedebiliyoruz; farklı kadınlar var siyah kadınlar var yaşlı kadınlar var genç kadınlar var. Çünkü bu ürünle özdeşleşen en problemli reklam anlatısı da sanki hijyenik pedlerin belirli yaş aralığında, o yaş aralığı da çok dar genç kadınlar tarafından ve çok güzel ideal güzellikte kadınlar tarafından kullanıldığı yönünde, böyle bir şey yok yani. Çeşitli hayatlardan çeşitli yaşlardan zenginlik yoksulluk hallerinden kültürel durumlardan insanların kullandığı bir ürün bu. Bir reklamcı da bunu böyle görmeli ve buna göre reklamı oluşturmalı aslında. Ama yıllarca ideolojik bir şekilde kadın bedeninin idealize edilmesi, cinsel bir nesne haline getirilmesi üzerinden reklamlarda bunun tersi yönde anlatılar sundular. Always reklamı biraz bunu kırmış gözüküyor ama bizim Orkid reklamında baktığımız zaman Nil Karaibrahimgil’in “Kız gibi yap ne yaparsan yap” diye bir şarkısı var. Ve o reklamda rol alan birbirine çok benzeyen “beyaz” ideal bedenlere sahip kadınlar var.</p>
<p><strong>Ama baş örtülü birini oynatsalar da Türkiye krizi çıkardı herhalde. Bir yandan da kültürel normlarda istemediğiniz kadar belirleyici yani?</strong></p>
<p><strong>Alparslan Nas:</strong> Kesinlikle. Burada şuna bakmamız lazım, reklam endüstrisinde kültürden çıkan bir takım anlamlar inşa ediliyor. Peki bu kültürel üretimin uygulayıcıları kimler? Birincisi büyük çoğunlukla erkekler. Reklam endüstrisinde büyük bir erkek egemenliği var, çünkü yaratıcı dediğimiz figür tarihsel olarak erkek gibi inşa edilmiştir. Reklamcılar da öyle görülüyor maalesef. Halbuki kadınlar da pek tabi yapabilir, kadın reklamcılar da var ama çok az. Yaratıcı akıl denince erkeklikle özleştirilip böyle cinsiyetçi bir yaklaşım sergileniyor. İkincisi bu ülkede sadece reklamlarda değil dizilerde veya bütün televizyonda ve popüler kültürün pek çok alanında muhafazakar yada dindar artık nasıl tanımlayacaksak, toplumsal sınıfa ait anlatılara çok az rastlıyoruz. Zaten dizilerde de yok, reklamlarda da yok, televizyonda da yok, bu ülkenin önemli bir kısmı kendisini izlediği reklamda göremiyor, yok orada. Halbuki o mesaj ona inşa ediliyor teorik olarak, reklamcı tarafından marka tarafından. Ama o yok orada, orada ideal bir kişi var. O ideal bir kişi de çok batı merkezli bir kişi olarak inşa edilmiş bir figür oluyor maalesef. Böyle bir sorun var.</p>
<p><strong>Toplumsal normları tekrar ediyorum aslında yeniden üretiyorum ve bu sayede ürünümü satıyorum diyor ama toplumsal normlarının büyük bir kısmını görmezden geliyor.</strong></p>
<p><strong>Alparslan Nas: </strong>Evet böyle bir paradoks var. O yüzden reklamcıların şöyle demesini hep şüpheyle bakıyorum, “ama toplum böyle o yüzden bunu böyle gösteriyoruz”. Bu çok muğlak bir anlatı. Ve dayatmacı, toplum bu değil. Toplum daha kompleks bir şey bence, kültürel olarak da, en basit ürünlerin tüketimi olarak da. Ben bir erkek olarak gayet markete gittiğim zaman bakıyorum çamaşır deterjanı vs. Böyle bir erkek de var bu toplumda. Bu ses yaygınlaşırsa, biz de varız farklı erkekler olarak bizler de varız diyerek toplumsal cinsiyetin kalıplarını kırabiliriz belki ama o konuda uzaktayız biraz şu an.</p>
<p><strong>Süt reklamında anneyi değil babayı koyarsak ürün satmaz deniyor, siz ne dersiniz?</strong></p>
<p><strong>Alparslan Nas:</strong> Bence problemli bir şey tabii. Bu argümanı da anlayabiliyorum biraz ama farklı ne yapabiliriz değişebilir mi, önce bir koyup bunu oturtmamız lazım. Çünkü bunu bize söyleyen insanlar nasıl bir saha araştırması yaparak nasıl bir hedef kitle tüketicisi araştırması yaparak böyle bir sonuca varıyorlar tam ondan emin değilim. Çünkü toplumsal cinsiyet kalıpları içerisinde erkeğe uygun görülmeyecek işler yapan erkekler de var, temizlik işleri yapan erkekler de var o kadar az da değil, var bunlar. Veya erkek imgesinin baskın olduğu bir takım ürün segmentlerine ilgi duyan kadınlar da var. Bunları hep birlikte dahil etmek, hep birlikte bu kitleye seslenmek bir reklamcı açısından daha mantıklı bir şey. Yani hedef tüketici kitlemizi neden daraltıyoruz ki? Bu böyle bir soru işareti.</p>
<p>Reklam toplumsal mevcut olan bir takım anlayışlarını değer yargılarını kalıplarını mutlaka yeniden üretmekle mükellef bir şey mi, bunu mu yapmak zorunda? Yoksa reklam farklı yeni alışkanlıklar yeni anlayışlar yeni yaklaşımlar da kazandırabilir mi insanlara? Aslında kazandırabiliyor. Reklam tarihi bize bunu gösteriyor. Mesela bunun en önemli örneği Volkswagen’in ‘50’li ‘60’lı yılarda Amerika Birleşik Devletleri’nde yaptığı reklam kampanyaları. O dönem Volkswagen’in kaplumbağa cinsi arabaları var, bir de Amerikan model arabaları var. İkinci dünya savaşından sonra nüfus patlaması yaşandığı için Amerika’da herkes büyük arabalarla dolaşıyor. Volkswagen o pazara giriyor ve şöyle bir sloganla; “think small” (küçük düşün). Bu slogan üzerine pek çok kampanya yapıyor ve reklam mesajıyla kitlelere hitap etmeye çalışıyor. Ve bir noktadan sonra o kontrastın Amerika’da büyük aileden ve ona dayatılan toplumsal normlardan sıkılan insanlara bir ferahlama bir kaçış yarattığını görüyoruz ve çok büyük bir etki uyandırıyor mesela pazarda. Burada bu ürünü kadınlar tüketiyor, ben sadece kadınlara göstereyim değil, erkekler neden tüketmiyor, erkekler de tüketsin, erkeklere de ben bunu kazandırayım, erkekler de tüketicisi olabilirler diye de düşünebilir aslında, ve daha da rasyonel olur. Gayet kapitalizmin mantığına uygun bir şey bu. Çünkü indirgememem lazım bu toplumun yarısına bir temizlik ürününü. Yüzde ellisini niye indirgeyeyim bunu, yüzde yetmiş beşe çıkarabilirim seksene doksana çıkarabilirim mesela. Böyle bir yaklaşım var.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tam erkeklik demişken AXE reklamı üzerinden de bir çalışma yapmışsınız. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çok önemli bir kısmı da erkekliğin icra edilişiyle ilgili. Bu tartışmayla ilgili ne diyebilirsiniz?</strong></p>
<p><strong>Alparslan Nas:</strong> Türkiye’de erkeklik tartışmaları çok geriden geliyor. Genel olarak da tabi toplumsal cinsiyet meselesinin eleştirilmesinin daha da yaygınlaşması lazım. Bunun tek ses olmasına da gerek yok. Farklı kültürel, sınıfsal, toplumsal gruplar, her biri. Her birinden kadınların kendi taleplerini ön plana çıkarmaları gerekiyor. Erkeklik için de böyle bir şey geçerli aslında. Tek bir erkeklik de yok, farklı erkeklikler de var. Reklamcıların yapması gereken sahayı çok iyi analiz etmeleri çok iyi incelemeleri, adeta bir antropolog gibi. Aslında reklamcılığın en önemli bileşenlerinden biri bu bence çok yakın bir disiplin. Kültürel antropoloji, sosyal antropoloji, reklamcılık. Yapmamız gereken bu tepkiyi önceden görebilmek. <a href="https://www.youtube.com/watch?v=1Fw6hNNU7Lg">AXE reklamı</a> için de şöyle bir şey söyleyebilirim, her alanda olduğu gibi AXE reklamı da yine küresel kampanyasının Türkiye uyarlaması. Can Bonomo’nun bir klibi var, şarkı söyledi, “erkekler de ağlar” diye. Nilüfer’in erkekler ağlamaz diye bir şarkısı var onu eleştirdiği. Söz olarak anlatı olarak çok olumlu şeyler var. Erkekler de ağlar diyerek belirli bir kalıbı kırmaya yönelik, özellikle erkeklik ve duygusallık birbirine uzlaşmıyor gibi görünen o şeye meydan okuyan bir anlatısı vardı, önemliydi. Ben orada bu reklamın nasıl algılandığına baktım. Dijital ortamda, Youtube’dan yayınlanmıştı o film ve milyonlarca defa izlenmişti. Büyük bir etki uyandırmıştı. Baktığım zaman şöyle gördüm, izleyicilerin %90dan fazlası reklamın mesajını onaylıyorlar, yani evet doğru erkekler de ağlıyorlar. Çok güzel olmuş, harika, ağladım diyorlar. Ben şey dedim “Aa çok iyi biz o zaman çözdük erkeklik meselesini bu ülkede”. Bu 2000 küsür yorumun içinde sadece %10’luk bir kısım böyle reklam mı olur erkek adam ağlar mı diyor. 10 kişiden biri gibi. Ama 10 kişiden 9una baktığım zaman da şunu gördüm, “erkekler de ağlar ama kadın gibi ağlamaz, ağladı mı iyi ağlar”. Ya da, “erkek ağladı mı dağlar devrilir dağlar yıkılır”. Bu tarz anlatılar. Yine aslında erkekliği kahramanlaştıran erkeğin ağlamasını kadının ağlamasından ayırt eden ve bir güç gösterisi haline getiren yorumlar vardı. Son derece problemli bir şey, son derece görünmez bir şekilde erkekliğin inşa edilmesi söz konusu oluyor burada. Herkes ben bu erkeklik kalıbına karşıyım ve erkeklik tanımından şikayetçiyim deyip diğer yandan yeniden üretiyor aslında mevcut kalıbı ve tanımı. Bu problemli, ama şöyle olumlu bir tarafı var, enteresan bir şekilde demek ki reklamın bizim hayatlarımız üzerinde belirli bir otoritesi var, yani reklam insanı ikna eden bir şey bir şekilde, yani ikna eden bir anlatı aslında. Retorik açıdan güçlü bir anlatı. Çünkü ne olursa olsun bu kişi bu birey o anlatıyla karşılaştığı zaman erkekler de ağlar diye, “evet erkekler de ağlar doğru söylüyorlar” dedi. Yani bunu onayladı bunu reddetmedi. Ama kendi içinde de birden bire bunun gerçekleşmesini bekleyemeyiz. Bir reklamla insan erkekliği sorgulamaya başlamaz. Ama toplumsal alanda da farklı bir takım gelişmelerle birlikte bütün bunları bütünleyecek kültürel alandaki dönüşümlerle de birlikte daha farklı çoğulcu farklılaştırıcı erkeklik deneyimini düşüncesi ortaya çıkarabilecektir, bu pekiştirilebilecektir. Bu dönüşüm gerçekleştirilebilecektir daha uzun vadede diye düşünüyorum ben.</p>
<p><strong>Bu konuda bir diğer tartışma da denetleme. RTÜK, RÖK (Reklam Özdenetim Kurulu), reklam kurulu gibi ve bu denetleme esnasında cinsiyetçilik hiç bir şekilde filtre değil. Yurtdışına baktığımızda ise ilk olarak  akla İngiltere’deki yasaklar geliyor. İngiltere’deki kurallara baktığımızda, transfobi, homofobi ve bunların reklamdaki karşılığı doğrudan yasaklanıyor; kadın kıyafeti giymenin kendisi espri konusu haline geldiği reklamlar yasaklanacak deniyor mesela. Bambaşka bir kapsayıcılıktan bahsediyoruz. Bu tartışmaya dair ne söyleyebiliriz?</strong></p>
<p><strong>Alparslan Nas:</strong> Bu daha da marjinal bir konu tabii. Medya ve reklam özelinde LGBT bireylerin temsili nasıl gösteriyorlar? Bununla ilgili elimizde bir şey yok. Yeteri kadar bir materyal yok bunu analiz edebileceğimiz. Çünkü böyle bir temsil alanı henüz daha gelişmiş değil. Yani reklam anlatısı son derece homojen bir anlatı genel olarak ülkemizde. Yeni yeni son bir iki yıldır Türk Hava Yolları’nın reklamında taşra anlatısı kurgulandı ve taşradaki köylü çocuk gördük biz öteki olarak. Yani taşralı olarak, bizim her gün görmediğimiz kişi olarak onu gördük. Reklamcılıkta demokratik bir temsil için gerçekçilik çok önemli bir kavram ve biraz yakınlaşan bir temsil olması açısından bu reklam önemli bir adımdı. Ya da bir deterjan reklamında konuşanlardan bir tanesi Mardin’den bir kadındı. Geleneksel kıyafetler giymiş görünüyordu, baş örtüsü kullanan bir kadındı. Ama onun baş örtüsü kullanımı da çok oryantal bir yerden ileri geliyordu yani Mardinli olduğu için, doğulu oryantal bir figür o yüzden. Herhangi aramızda dolaşan baş örtülü bir insan değil mesela. Yani temsil noktasında o kadar homojen bir imge var ki reklamlarda, zaten hem kadın hem erkek kültürel anlamda farklılıktan bahsedemiyoruz bile. Bu noktada farklı cinsel yönelimlerin temsillerinden bahsetmemiz pek mümkün olmuyor. Bir de şunu da ayırt etmek lazım televizyon reklamı farklı bir konu online reklam farklı bir konu. Televizyon ve açık hava çok daha bu tür anlatıların yeniden üretilmesine müsait bir alan, daha otoriter bir alan orası. Orada belki bu anlatıyı hiç göremeyiz ama online kampanyalarda, online reklamlarda tanık olabileceğimiz anlatılar olabiliyor. Mesela bahsettiğimiz erkekler de ağlar şarkısında Can Bonomo’nun klibinde bir trans birey var. Oradaki 4-5 tane farklı erkeği temsil etmişler, bir tanesi de o. Ama bu internet üzerinden yayınlanıyor. Televizyondan yayınlanması zor çünkü muhtemelen bir filtreleme, bir mekanizmayla karşı karşıya kalabilirdi.  Ve evet Türkiye’de benim de bildiğim kadarıyla böyle bir mevzuat yok, reklamlar toplumsal cinsiyet bağlamında veya nefret söylemi dışlayıcı söylemler bağlamında incelensin ve bunlara izin verilmesin diye bir mekanizma yok ve bu çok büyük bir eksiklik bunun kesinlikle olması lazım. Ama genel olarak dünyada da bu konuda adımlar çok yeni atılıyor. İngiltere’de daha geçen seneden beri konuşuluyor. Orada reklam otoritesi böyle bir adım attı. Ben İsveç’e bakmıştım onlarda da böyle bir adım atılmış, araştırmam sonucunda gözlemledim. Başka ülkelerde de olabilir onlara bakmamız lazım. Yeni yeni konuşulan bir konu özellikle cinsiyetçilikle ilgili bir filtre mekanizması konması lazım. Reklamcıların reklam verenlerin bu noktada yönlendirilmesi gerekir, bunu kesinlikle gündeme almamız lazım bir şekilde nasıl olur bilmiyorum ama. Üniversiteler sektör devlet kurumlarının iş birliğiyle böyle bir şey yapılması son derece verimli olacaktır.</p>
<p>Bunun dışında reklam dünyasının kendi içerisinde yaygınlaşan “goodvertising” akımı var. “Goodvertising” (iyi reklamcılık) meselesi üzerine özelikle temel argüman şu: Biz de reklamların çoğunu beğenmiyoruz cinsiyetçi ya da cinsiyetçilikten de öte birini bir ürünü ya da belirli bir hizmeti alması için dayatan bir takım mesajlar içeriyor ve bundan dolayı biz rahatsız oluyoruz artık. Reklam bombardımanından rahatsız oluyoruz günümüzde. Aslında reklam etkili bir araç, reklamdan vazgeçemeyiz ki bütün medya endüstrisi üzerinde durduğu bir araç. Dolayısıyla ne yapacağız, reklamı insanlığın iyiliği için kullanabiliriz. Bunu düşünen insanlar var reklamcılar var bunu uygulayan firmalar var son yıllarda giderek artan. Hatta şu anda yaratıcılık festivalinde böyle bir ödül veriliyor son iki üç yıldır. Cannes’da Lions festivali var orada “<a href="http://www.adweek.com/creativity/the-years-15-best-commercials-as-picked-by-the-cannes-lions-film-jury/">good advertising” ödülü veriliyor</a>. Bir de “<a href="http://www.marketingcanchangetheworld.com/">Marketing can change the world awards</a>” (Pazarlama Dünyayı Değiştirebilir Ödülleri) diye bir şey var Avrupa’da verilen. Bu tür mesleki reklamcılık trendleri de mevcut, çünkü şunu söylememiz gerekiyor artık: Bir markaysak biz ve bir reklamımızı yapıyorsak şunu söylememiz lazım, ben toplumun ve dünyanın sorunlarıyla ilgileniyorum, bu sorunlar mağdur ediyor benim tüketicimi. Bu sorunlarla yaşıyor benim tüketicim, şiddete maruz kalıyor, tacize maruz kalıyor, ekonomik eşitsizliğe maruz kalıyor, kadınsa benim tüketicim temel olarak dolayısıyla ben kadınların sorunlarına değineyim, onların hayatlarını nasıl değiştirebilmeliyim diye bir takım adımlar atmalıyım. Buna kafa yoran faaliyetlerde bulunan ve son yıllarda kampanyalarını gördüğümüz markalar da var.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Markalar da bir kişi gibi tanımlanan belirli şeylere tepkiler veren belirli şeylerin yanında duran veya karşı duran aslında böyle bir yapı değiştirme de söz konusu anladığım kadarıyla.</strong></p>
<p><strong>Alparslan Nas: </strong>Kesinlikle öyle. Daha önce marka, bireye, tüketiciye tepeden bakıyordu beni alacaksın, almak zorundasın, ben sana şöyle faydalıyım beni alman lazım diyordu. Reklam da bunu diyordu marka bunun sözcüsü olarak. Şu an marka bireyle aynı seviyeye indi. Artık aynı yerde duruyor, aynı düzlemde konumlanıyor ve ona soruyor: “Senin için ne yapabilirim?” diye. “Senin hayatını nasıl güzelleştirebilirim” diye onu dahil ediyor, daha kapsayıcı olmaya çalışıyor. Şuan pazarlamadaki trend bu bütün dünyada, Türkiye’de de bu etkili olmaya başlıyor yavaş yavaş. AXE’ın Orkid’in kampanyalarında bunu görebiliyoruz. Cannes da Türkiye’den bir reklam ajansının Vodafone için çektiği bir reklam <a href="http://www.turkiyevodafonevakfi.org.tr/tr/haberler/cannes-lionsda-buyuk-odul-vodafone-kirmizi-isik-ile-ilk-kez-turkiyenin">filmi ödül aldı</a>. O reklam filminde Vodafone’un bir uygulaması var, şiddete maruz kalan kadınlar telefonlarını sallayarak kendinin ayarladığı üç kişiye telefon hemen mesaj gönderiyor, acil mesaj. Bununla ilgili kadınlara eğitimler veriliyorlar bunu uygulayabilmeleri için vs. Ve bunun reklam filmini çekiyorlar. Bu çok önemli bir halkla ilişkiler kampanyası mesela. Ve ödül aldı Cannes da, bu gibi şeyler de yaygınlaşıyor. Bunu markalar da sahipleniyor. Kurumsal sosyal sorumluluk eşittir marka artık. Yani tamamına yaymalı marka artık çünkü o zaman şöyle gözüküyor sen Ariel olarak bir kampanya yapıyorsun, korkunç cinsiyetçi şeyler yapıyorsun ondan sonra gidiyorsun ben şurada şöyle bir iyilik yaptım. O değil. Sen o iyiliği her mesajına yayarsan daha sahici olur, daha samimi olur. Çünkü hepimiz artık izliyoruz bu reklamları, hepimizin önünde bu markalar. Ve çok marka var, Ariel almazsak başkasını alabiliriz. Çok tercih hakkımız var. Dolayısıyla çok dikkatli olmaz zorundalar bütün mesajlarını bunu yaymak zorundalar. Ona dikkat edildiği bir sürece girildi pazarlama açısından baktığımız zaman.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bu durumun da dönüştürücü bir etkisi olacaktır o halde?</strong></p>
<p><strong>Alparslan Nas: </strong> Olacaktır evet, ben kötümser değilim. Bir de dünyada genel olarak son 10-15 yıldır “rebel culture” (başkaldırı kültürü) denen bir şey var. Bu da kötü bir şey, kültür endüstrisine entegre olan bir şey. Türkiye bunun  neresinde bilmiyorum ama böyle bir “rebel” olmak çok konuşuluyor. Mesela Grammy ödüllerinde herkes cinsiyetçilikten bahsediyor. İnsan bir an “bu kadar da olamamalı” diyor ama güzel. Herkeste bir “ben cinsiyetçiliğe karşıyım ben ona buna karşıyım” trendi var. Ama gerçekten bunun pratiğini görüyor muyuz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Peki son olarak, nasıl bir çözümden bahsedebiliriz sizce? Kimlerin dahil olduğu bir çözüm?</strong></p>
<p><strong>Alparslan Nas:</strong> Bizler burada eleştiriyoruz ama bir de bu işi yapan insanlar var. Reklamcılar perspektifinden de çok önemli. Akademi çok kopuk oluyor sektörden ve bizim burada konuştuğumuz şey kendi içimizde kalıyor. Keşke kendimiz de bir şey oluşturabilsek. Ve sektörle bir araya gelebilsek. Bizim söylemimiz de orasıyla ortaklaşabilse. Bir şey lazım orada. En fazla yapabildiğimiz buradaki öğrencilerimize ders vermek, onlara anlatmak. Burada uygulama birimi var, reklam birimi var. Orada bir şeyler anlatıyoruz, bir şekilde farkındalık sahibi bir nesil yetiştirmeye çalışıyoruz. Gelecekte reklamcı olacakları için. Bakalım nasıl olacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dosya içeriklerinin tamamına <a href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/reklamlardacinsiyetesitligidosyasi/">linkten</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Dosyadaki diğer içerikler:</p>
<p>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/08/reklamlarda-cinsiyet-esitligi-dosyasi-2-cinsomedyadan-aspurce-gizem-kocakla-gorusme/</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="7wHiJXWL8P"><p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/06/reklamlarda-cinsiyet-esitligi-dosyasi-1-reklamci-yazar-ender-merterle-gorusme/">Reklamcı Yazar Ender Merter: &#8220;Balık Baştan Kokmamalı&#8221;</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Reklamcı Yazar Ender Merter: &#8220;Balık Baştan Kokmamalı&#8221;&#8221; &#8212; Sivil Sayfalar" src="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/06/reklamlarda-cinsiyet-esitligi-dosyasi-1-reklamci-yazar-ender-merterle-gorusme/embed/#?secret=CUUopwyVhH#?secret=7wHiJXWL8P" data-secret="7wHiJXWL8P" width="500" height="282" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/13/akademisyen-alparslan-nas-reklam-yeni-aliskanliklar-yeni-anlayislar-yeni-yaklasimlar-da-kazandirabiliyor/">Akademisyen Alparslan Nas: “Reklam yeni alışkanlıklar, yeni anlayışlar, yeni yaklaşımlar da kazandırabiliyor.”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En İyi Baba Kimdir?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/en-iyi-baba-kimdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rumeysa Çamdereli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jul 2017 09:04:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Babalık]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[İsveç]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet eşitsizliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16863</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Dünyanın en iyi babaları kimlerdir?” diye garip bir soru sorsak, sorunun ilk etkisi geçtikten sonra aklımıza yavaş yavaş, İsveçli babaların bolca paylaşılan resimleri gelecektir . Bu babalar kah çocuklarına yemek yediriyor, kah çocuk sırtında temizlik yapıyor, kah çocuğunu tuvalete tutuyor, yıkıyor ya da (özellikle de kız çocuklarıyla) oyunlar oynuyor. Bu “olağandışı” görüntülerin ortaya çıkmasının sebebi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/en-iyi-baba-kimdir/">En İyi Baba Kimdir?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-16868 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/johan-bavman-isvecli-babalar-60-gun-izin-5.jpg" alt="" width="215" height="287" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/johan-bavman-isvecli-babalar-60-gun-izin-5.jpg 700w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/johan-bavman-isvecli-babalar-60-gun-izin-5-640x853.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/johan-bavman-isvecli-babalar-60-gun-izin-5-610x813.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/johan-bavman-isvecli-babalar-60-gun-izin-5-320x427.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 215px) 100vw, 215px" />“Dünyanın en iyi babaları kimlerdir?” diye garip bir soru sorsak, sorunun ilk etkisi geçtikten sonra aklımıza yavaş yavaş, İsveçli babaların bolca paylaşılan resimleri gelecektir . Bu babalar kah çocuklarına yemek yediriyor, kah çocuk sırtında temizlik yapıyor, kah çocuğunu tuvalete tutuyor, yıkıyor ya da (özellikle de kız çocuklarıyla) oyunlar oynuyor. Bu “olağandışı” görüntülerin ortaya çıkmasının sebebi ise bu babaların coğrafyamızda yaşayan erkeklerden farklı genlere sahip olması değil pek tabii. İsveç, zorunlu doğum izninin uygulandığı nadir ülkelerden biri olarak erkeklere bu “doğaüstü” güçleri bahşetme şansına sahip oluyor.<strong>*</strong><span id="more-16863"></span></p>
<p>Zorunlu doğum iznini böylesi önemli bir noktaya getiren nedir peki? Burada ilk olarak şunu söylemek gerekiyor: Anne ve babalar çocukların gelişimi için en kritik olan 0-1 yaş arasındaki dönemde dönüşümlü olarak bulunabilmiş oluyorlar. Eğer baba bu izni kullanmazsa devletin çocuk yardımı hakkı da elinden gidiyor. Yani hem çocuğun aile içerisinde ve sağlıklı bakımı garanti altına alınıyor, hem de erkek ve kadın arasındaki çocuk bakımı üzerinden oluşan uçurum bir nebze kapanmış oluyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-16865 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/32.jpg" alt="" width="206" height="275" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/32.jpg 700w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/32-640x853.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/32-610x813.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/32-320x427.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 206px) 100vw, 206px" />Burada en önemli nokta ise iznin zorunlu olması. Türkiye örneğini ele aldığımızda, annelik izninin uzaması ve esnek çalışmanın yaygınlaşması tartışmalarının yoğunluklu olarak tartışıldığı şu dönemde, özellikle söylenen, &#8216;kadının işten ne kadar uzun süre ayrı kalırsa iş hayatından ayrılma ihtimalinin o kadar arttığı&#8217;. Bu durum çok da tesadüfi değil tabii ki. Kadın eğer evliyse ve çocuk sahibi olmayı düşünüyorsa (ve buna rağmen işverenlerin ayrımcı muamelelerini atlatmayı başarıp işe girmeyi başardıysa) işe girdiği andan itibaren bu ihtimal üzerinden hareket ediyor, işteki pozisyonunda ilerleme göstermek için gerekli çabayı göstermiyor ve dolayısıyla işe dönmek için yeteri kadar kalifiye olamıyor. Gerekli çabayı gösteriyor olsa bile işten ayrıldığı dönemde iş yerinde gerçekleşen yenilik ve gelişmelerle ilgili arayı kapatması ve odaklanması oldukça fazla zaman alıyor ve bu da ne iş yerinde birlikte çalıştığı kişilerin ne de işverenin işine geliyor. Kadın bu sıkışmışlık durumundan tek kurtuluşu, eğer maddi durumu elveriyorsa işten uzaklaşmak ve evde çocuk bakmakta buluyor (Bu durum, başka bir yazının konusu olmakla birlikte, çocukların bir projeye dönüşmesine, mutsuz anne ve çocuklara neden oluyor).</p>
<p>Tüm bu tablo içerisinde erkekler nerede peki? Birçok kuruluşta üç gün olarak uygulanan babalık izninin ardından (evet bebeğin doğumunun üzerinden bir hafta dahi geçmeden) erkekler, özelde de babalar, hanenin geçinmesi için daha fazla çalışmak durumunda kalıyor, çalışma saatleri arttıkça evle ve hanenin diğer üyeleriyle ilişkisi ise yüzeysel ve şekilsel oluyor. Akşam evde televizyon izleniyor, orta üst sınıf için çocuklar (artık haftanın altı günü çalışmak normal olan durum olduğu için tek boş günü olduğundan) pazar günleri sinemaya götürülüyor, birlikte etkinliklere katılınıyor, çocuk bakımının ve ev işlerinin eğlenceli kısmı babalarla gerçekleştirildikten sonra, tüketici ve döngüsel olan kısmı tamamen evdeki kadının üzerine kalıyor. Toplumsal cinsiyet meseleleri burada iyice ayyuka çıkıyor ve kadının tüm bu emeği ücretsiz, değersiz bir emek olarak bir kenara itiliyor, özellikle de eğer eve bir “yardımcı alınmıyorsa”.</p>
<p>Tüm bu işleri (ki bugün içerisinde pek temizlik de yapılmış değil) bu kadar detaylı yazmamın bir sebebi var. Bu işler her gün neredeyse aynı içerikte ve aynı şekilde yapılıyor. Eğer kadın tüm bu döngünün içerisinde dışarıya çıkacak, kendisi için bir şeyler yapacak, birileriyle hayatına dair bir şeyler paylaşacak, nefes alacak bir olanak bulamıyorsa, kadının kendisini dikkate almıyorsak bile, en azından, çocukla kurduğu ilişkinin çocuğun gelişimine hizmet eder bir ilişki olabilmesinin pek mümkün olmadığı aşikar. Yani kadını düşünmesek bile, çocukları düşündüğümüzde kadınların “dışarıya” çıkması, kendilerini ifade etmeleri ve var etmeleri gerekiyor.</p>
<p>İşte tam burada o tabloda silikleşen babalar devreye giriyor. Erkek, her ne kadar uzun mesai saatlerinin “mağduru” oluyor olsa da, kadının da oldukça uzun süren, hatta neredeyse hiç tamamlanmayan bu mesaisinin bir parçası olmak durumunda olmalı. Erkeklerin mağdur olduğu iddiası da pek ikna edici olmuyor, çünkü en sonunda bakıldığında bu deneyim sayesinde kadınlardan daha fazla maaş, emeklilik maaşı ve sonuçta servet ve mülke sahip oluyorlar ve toplum içerisindeki konumlarını garanti altına almış oluyorlar. Ama bu konumu göz ardı etmeyi başarabilirsek, kadınlar ve erkekleri mağdur eden bu çalışma saati uzunluğu, babalık izninin yokluğu gibi durumların ortadan kaldırılması hem kadınlar hem de çocuklar için birincil öneme sahip oluyor. Kısacası baba olmayınca anne de, çocuk da sağlıklı bir şekilde hayatlarına devam etmiş olmuyor. Yani babaların “destek olmaları” değil, (zorunlu olması işi çözüyorsa zorunlu olarak) işin tam merkezinde olmaları gerekiyor. Ancak bu şekilde “en iyi baba” olmayı başarabilirler.</p>
<p>*Bu yazı Sivil Sayfalar&#8217;da 2016 Haziran&#8217;ında yayımlanmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/en-iyi-baba-kimdir/">En İyi Baba Kimdir?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avcılık: Erkekler, erkek olmayanlar, insan dışı hayvanlar&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/15/avcilik-erkekler-erkek-olmayanlar-insan-disi-hayvanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Özgüner]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2017 11:50:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Avcı-Toplayıcı Toplumlar]]></category>
		<category><![CDATA[Avcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Bahadır Grammeşin]]></category>
		<category><![CDATA[Desmond Morris]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Feministler]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan-İnsan Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[homofobi]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Max Horkheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Prof Dr. Eflatun Adam]]></category>
		<category><![CDATA[Theodor W. Adorno]]></category>
		<category><![CDATA[transfobi]]></category>
		<category><![CDATA[türcülük]]></category>
		<category><![CDATA[Vegan]]></category>
		<category><![CDATA[yaban hayvanları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12427</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Topyekûn özgürlük savunucuları olarak bizler, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, yabancı düşmanlığına, homofobiye, transfobiye, tüm ayrımcılık çeşitlerine neden karşı çıkıyorsak, türcülüğe, yani insanların hayvanlar üzerinde kolayca hak iddia etmesini, tahakküm kurmasını sağlayan üstünlükçü düşünce sistemine de karşı çıkmalıyız&#8221;. Avcılık, günümüzde hâlâ, Türkiye ve birçok ülkede spor ya da hobi olarak niltelendiriliyor. Avcılığı, haklar bağlamında değerlendirdiğimizde ve genel olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/15/avcilik-erkekler-erkek-olmayanlar-insan-disi-hayvanlar/">Avcılık: Erkekler, erkek olmayanlar, insan dışı hayvanlar&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Topyekûn özgürlük savunucuları olarak bizler, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, yabancı düşmanlığına, homofobiye, transfobiye, tüm ayrımcılık çeşitlerine neden karşı çıkıyorsak, türcülüğe, yani insanların hayvanlar üzerinde kolayca hak iddia etmesini, tahakküm kurmasını sağlayan üstünlükçü düşünce sistemine de karşı çıkmalıyız&#8221;.</strong></p>
<p>Avcılık, günümüzde hâlâ, Türkiye ve birçok ülkede spor ya da hobi olarak niltelendiriliyor. Avcılığı, haklar bağlamında değerlendirdiğimizde ve genel olarak avcıların eylemlerini incelediğimizde, bunun tam bir işkence ve yaşam hakkı gasbı olduğunu kolaylıkla görebiliyoruz. İnsanlık tarihinde avcı-toplayıcı toplumlar, hayatta kalmak için gayet eşit şartlarda avlanırken, bugün geldiğimiz tekno-endüstriyel çağda avcıların büyük bir çoğunluğu, avcılık yoluyla yaşlı ya da engelli hayvanların doğadan elimine edildiği iddiasıyla avcılığın bir seleksiyon olduğunu savunuyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı da avcılığı destekliyor, sadece “kaçak” avcılığı önlemek için yasalar çıkartıyor, avcıların kan tutkusunu yasalar dâhilinde avlandıkları sürece tatmin etmelerine hiçbir ses çıkarmıyor. Aksine bakanlık, “yasal” avcılığı destekliyor, teşvik ediyor; avcılık üzerinden ciddi bir bakanlık bütçesi sağlıyor. Avcılığın kaçağının- yasalının olamayacağını düşünüyorum, tıpkı tecavüzün yasalının, kaçağının olamayacağı gibi&#8230;</p>
<figure id="attachment_12428" aria-describedby="caption-attachment-12428" style="width: 940px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12428" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/1.jpg" alt="" width="940" height="788" /><figcaption id="caption-attachment-12428" class="wp-caption-text">Edirne&#8217;nin ‘düşman’ işgalinden kurtuluşunun 88. yıl dönümünde avcılar resmî geçit töreninde.</figcaption></figure>
<p>Avcıların neredeyse tamamı, yaban hayvanlarını “vurulmaları” için yaratılmış canlılar olarak görüyor; avcılık yasaklanırsa yaban hayvanlarının aşırı derecede üreyeceklerini düşünseler de bilimsel teoriler ve doğanın gerçekleri bu tür iddiaları tamamen çürütüyor. Avcılığın iddia edildiği gibi doğaya ve yaban hayatına hiçbir katkısı yok, aksine oldukça yıkıcı sonuçları var. Bilimsel gerçekleri bir kenara bırakırsak hayvan hakları hareketi açısından avcılık, kanlı bir insan hobisi ve kesinlikle yasaklanması gereken bir cinayet eylemi. Doğuştan gelen haklara sahip ve hissedebilir bireyler olan hayvanların tutsak edildiği, yaşam haklarının gasp edildiği tüm eylemler ve avcılık sürdüğü sürece, hayvan haklarından bahsedebilmek de mümkün olmayacak.</p>
<h4><strong>AVCILIK, SİLAH ENDÜSTRİSİ, CİNAYETLER…</strong></h4>
<p>Bugün birçok ülkede avcılık tartışılıyor olsa da avcılığın, dünyanın en büyük sanayi kollarından olan silah endüstrisine sağladığı pazar nedeniyle yasaklanması ısrarla engelleniyor. Hayvan katliamlarından bağımsız olarak, av tüfeğiyle cinayet, kadın ve nefret cinayetlerinin tutulduğu çetelelerdeki kategorilerin en başında yer alıyor. Avcılıkta kullanmak için çok basit bir şekilde edinilebilen silahlar, hayvanlarla birlikte kadınların, çocukların da canını alıyor. Bu yönüyle de avcılığın kesinlikle yasaklanması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<figure id="attachment_12429" aria-describedby="caption-attachment-12429" style="width: 600px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12429" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/2.jpg" alt="" width="600" height="600" /><figcaption id="caption-attachment-12429" class="wp-caption-text">Geçtiğimiz aylarda, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın “av turizmi” izni ile Türkiye’de hayvan öldürmeye gelen, ABD Başkanı Donald Trump’ın oğlu da birçok avcı gibi öldürmeye doymuyor.</figcaption></figure>
<p>Sadece ABD’de, avlanma için izin verilen arazilerde -kamu arazilerinin yüzde 60’ında serbestçe avcılık yapılabiliyor, bir yılda 200 milyondan fazla hayvan kayıtlı olarak öldürülüyor, bu sayıya tabii ki suda yaşayan balık gibi hayvanlar dâhil değil. Tüm dünyada, denetimlere takılmayan, istatistik çalışmalarına dâhil edilmeyen yüz milyonlarca hayvan, yine insanın bu kanlı hobisi, kan ve ölüm tutkusu yüzünden katlediliyor. 2015’de Türkiye’de, 5 milyon 500 bin ruhsatlı av silahı olduğu konuşuluyordu. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın yine 2015’te yayınladığı rapora göre, yıllık aktif avcı sayısı 185.489 olarak kaydedilmiş. Avcılık nedeniyle yaşam hakları gasp edilen, annelerinden veya yavrularından ayrılan, yakalandıkları tuzak ve kapanlarda günler boyunca acı ve ağrı içinde ölümü bekleyen hayvanları düşündüğümde, bu rakamlar beni oldukça korkutuyor. Can almaktan, kan akıtmaktan hoşlandığını resmen ilân etmiş bu kadar insanla aynı toplumda yaşadığımız için endişelenmemek elde değil. Yine Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın 2015’de yayınladığı rapora bakıldığında, ülke genelindeki toplam 185.649 avcıdan sadece 60’ının kadın olduğunu görüyoruz.</p>
<p>İngiltereli zoolog, davranış bilimci ve “Hayvan-İnsan Sözleşmesi” adlı kitabın yazarı Desmond Morris, “<em>Avın amacı heyecanı, tehlikeyi yaşamak, erkeklik ve cesareti kanıtlamaktı</em>&#8221; der. Buradan avcılığı farklı bir boyutta değerlendirmek istiyorum ki, avcılığı hem toplum hem de devletler nezdinde bu kadar meşru kılan bir düşünce yapısı, insanlığın iliklerine kadar işlemiş durumda: Türcülük&#8230; Topyekûn özgürlük savunucuları olarak bizler, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, yabancı düşmanlığına, homofobiye, transfobiye, tüm ayrımcılık çeşitlerine neden karşı çıkıyorsak, türcülüğe, yani insanların hayvanlar üzerinde kolayca hak iddia etmesini, tahakküm kurmasını sağlayan üstünlükçü düşünce sistemine de karşı çıkmalıyız. Avcılık da tüm toplumlara hâkim olan türcü zihniyet sayesinde meşrulaşan ve tabii ki kanlı silah endüstrisinin sağladığı dokunulmazlık ile 21’inci yüzyılda hâlâ varlığını sürdüren bir saçmalık.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12430" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/3.jpg" alt="" width="2000" height="2125" /></p>
<h4><strong>TOPLUM, ERKEKLİK, AVCILIK, ET YEMEK…</strong></h4>
<p>Ataerkil kültürün kökenine baktığımızda ise başlangıcının avcılık olduğunu görüyoruz. Toplumsal cinsiyetin erkeğe yüklediği rollerden birinin iktidar ve erk olduğunu, bu konuda yazılıp çizilen tüm teorileri bir kenara bırakırsak sadece gündelik yaşantımızdan gayet iyi biliyoruz. Erkeğe yüklenen bu rol ile erkek gerekirse öldürebilir, köleleştirebilir, erkek olmayanlar ya da insan dışı hayvanlar üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilir, hak iddia edebilir. Toplumsal yaşantımıza baktığımızda, çoğu erkeğin bu iktidar üzerinden kendisini var ettiğini, o iktidarı kaybetmemek için ne kadar hırçınlaştığını, birçok özneyi kolayca nasıl gözden çıkardığını görüyoruz. Yine ataerkil toplumlarda, et yemenin, avlanmanın, birebir erkeklikle özdeşleştirildiğini, toplum nezdinde erkekliği pekiştirdiğini görüyoruz. Et yemeyen erkeklerin ise “erkekten” sayılmadığı ya da “yarım erkek” sayıldığı bir toplumda yaşadığımızı, deneyimlerimden rahatlıkla söyleyebilirim. Bu  “tam” erkekler, örneğin toplu taşımada hiçbir rahatsızlık emaresi göstermeden ve artık tekerlemeye dönüştürdüğü yüksek sesli cinsel şiddet içeren küfürleriyle bir kısım insanı canından bezdirirler; tacize karşı tepki verenleri canından ederler (bkz. Bahadır Grammeşin davası); bıçkın delikanlı hâlleri, sözde yırtıcılıklarıyla herkesi dize getirmeye çalışırlar, toplumsal normların dışında kaldığını düşündüğü bir takım insanları sokakta linç edebilir, fırsatını bulsa ve cezalandırılmayacağını bilse anında ortadan kaldırabilirler. Ne zaman ki, bir yerden testosteron kokusu ağır bir şekilde yükseldiyse orada hep şiddeti, nefreti görmüşümdür. Neyse, konuyu çok dağıtmayayım&#8230;</p>
<figure id="attachment_12431" aria-describedby="caption-attachment-12431" style="width: 3994px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12431" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/4.jpg" alt="" width="3994" height="1994" /><figcaption id="caption-attachment-12431" class="wp-caption-text">Samsun Canik’te avcılardan kaçarak kent merkezine inen yaban domuzu, tekme, sopa ve taşlarla linç edilerek öldürülmüştü. Domuz son nefesini verirken, aralarında çocukların da bulunduğu erkeklere bir polis memuru da eşlik ediyordu. Domuzun yaşadığı tarifsiz acı karşısında failler, sadece 500 TL idarî para cezasına çarptırıldı.</figcaption></figure>
<h4><strong>AVCILARDA SKOR, REKOR TUTKUSU</strong></h4>
<p>Avcılıkla bir yaşamı sonlandıran, bir bedene sahip olan ya da bir hayvanı esir eden erkeklerin büyük bir çoğunluğunda “skor”, “rekor” gibi takıntılar olduğunu, avcılık karşıtı mücadele verenler ya da hayvan hakları aktivistleri çok iyi bilir. Mesela, en uzun boynuzlu yaban koyununu avladığı için övünen erkek, seks yaptığı kadınla ilgili ayrıntıları ortaya dökerek bunu bir alay konusu hâline getiren ya da belli bir süre zarfında kaç kadınla birlikte olduğunu açıklayarak bu “skor”la övünen aynı hemcinslerini bana anımsatıyor. Yıllar önce eşine, çevresine uyguladığı sistematik psikolojik, cinsel ve fiziksel şiddet nedeniyle kendisini teşhir ettiğimiz ve kendisine tavır aldığımız bir erkek, yanındaki kadına, bir polis saldırısından kaçarken tesadüfen evine sığınan bir arkadaşımıza sorması için “<em>Bak, bu arkadaşa sor, kaç kadını, kişiyi nasıl dövdüğümü sana anlatsın” </em>diye yıllar sonra hâlâ bununla övünüyor, yaptıklarından hiçbir rahatsızlık duymuyor. Kendisine sorsak o dönem hepimizi çok seviyordu, hepimize çok değer veriyordu&#8230; Verdiğim bu örnek üzerinden, eleştirel kuramcıların yazdıklarına bakarsak Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer, “<em>İnsan ve Hayvan”</em> makalesinde türcü ve cinsiyetçi egemen erkekle ilgili şunları yazar: <em>Faşistlerin hayvanlara, doğaya ve çocuklara yönelik yobaz sevgilerinin önkoşulu av istencidir. Faşistlerin kaygısızca bir çocuğun başını ya da bir hayvanın sırtını okşaması, bu okşayan elin yok edebileceği anlamına gelir… Kadın, uygarlığın boyunduruk altına almayı şanından saydığı doğanın imgesi oldu. Doğaya sınırsız ölçüde egemen olma, kozmosu sonsuz bir av sahasına dönüştürme bin yılların düşüydü. Erkek toplumundaki insan ideası da buna göre tasarlanmıştı.</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12432" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/5.jpg" alt="" width="640" height="301" /></p>
<h4><strong>AVCILAR ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</strong></h4>
<p>Sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da iktidar sorunu yaşayan erkekler kadına, LGBTİ’lere veya insan dışı hayvanlara tahakküm uygulayarak toplumdaki yerini sağlama almaya bakar. Ben her ne kadar klinik psikolojinin verilerini kullanmaktan pek hazzetmesem de İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı’nın eski öğretim görevlilerinden Prof Dr. Eflatun Adam ve arkadaşlarının, Türkiye’deki avcıların kişilik özellikleriyle ilgili olarak yürüttüğü bir araştırmadan da bahsetmek istiyorum. Söz konusu araştırma sonuçlarına bakıldığında, avcıların içine kapanıklık, saldırganlık, suçluluk duygusu ve başarısızlık sendromundan muzdarip olduğu sonucuna ulaşıldığını görülür. Araştırma neticesinde, avcı erkekler, avcı olmayan erkeklere kıyasla cinsel doyuma daha az ulaşırken cinsel yaşam anlayışında çok daha tutucu çıkmışlardır. Desmond Morris’in işaret ettiği gibi, erkekliğini kanıtlamak, heyecan aramak için ya da biraz önce bahsettiğim araştırmada bahsi geçtiği gibi birilerine saldırıp başını belaya sokmamak için avcılar, hayvanların canına kast ederek belki de kendilerini dizginliyor, içindeki şiddet dürtüsünü baskılayabiliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12434" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/6-1.jpg" alt="" width="1000" height="885" /></p>
<h4><strong> “ÖLDÜREN SEVGİ İSTEMİYORUZ”</strong></h4>
<p>Söz konusu araştırmada, deney grubunda yer alan 200 avcının hemen hemen hepsinin derin bir hayvan sevgisi taşıdığı sonucuna varılması da bana çok tanıdık geliyor. Feministlerin, kadınların eylemlerde attığı “Öldüren sevgi istemiyoruz” sloganı ya da aynı sloganın yazılı olduğu dövizler size de tanıdık gelmiyor mu? Doğada ölüm makinesine dönüşüp hayvanın canına kast eden erkek, sokakta ya da ev içinde kadının canına kolayca kast edebiliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12435" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/7.jpg" alt="" width="700" height="350" /></p>
<h4><strong>SADECE KENDİMİZE Mİ ÖZGÜRLÜK?</strong></h4>
<p>Tüm bunları düşündüğümüzde, avcılığın ataerkilllikten, erkek iktidarından; cinsiyetçiliğin de türcülükten bağımsız olmadığını, birbirlerini beslediğini görüyoruz. Öznesi kim olursa olsun, öldüren, hapseden, beden dokunulmazlığını ihlâl eden tüm düşünce ve eylemlerin 21’inci  yüzyılda artık tarihe karışması gerektiğini düşünüyorum ancak Türkiye’de hak kavramına o kadar sığ bir şekilde yaklaşılıyor ki. Toplumsal şiddeti besleyen, birbirinden asla bağımsız olmayan ayrımcılık çeşitlerinden biri olan türcülüğe karşı ya da hayvan haklarının teslimi için düzenlenen eylemlere sadece hayvan hakları aktivistleri katılıyor, destek veriyor. Topyekûn özgürlüğün inşası geciktirildikçe, hayvanlar özgürlük arayışlarımızın, anlayışlarımızın dışında bırakıldıkça ne özgürlük ne adalet ne de eşitlik görebileceğiz. O nedenle, her ortamda faşizmle de cinsiyetçilikle de türcülükle de mücadele etmeli, bu kötücül düşünce sistemlerinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu dile getirmeliyiz. Bugün hâlâ toplumlarımızda avcılık diye bir olgu var olması, nasıl bir dünyada yaşadığımızı sorgulamak konusunda oldukça geç kaldığımız anlamına geliyor.  Ve bu geç kalmışlık, hareketsizlik, tepkisizlik şiddetin günbegün tekrar üretilmesine olanak sağlıyor. Böyle bir dünyada yaşamak istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Bence hepimizin ilk başta kendine sorması gereken soru, bu olmalı ve bunun sonucunda da artık bir karara varmalıyız. Bu karara varmadığımız ve yaşamlarımızı değiştirmemekte direttiğimiz sürece, hepimiz, o şiddetin üreticisi, destekçisi ve bir parçası şeklinde yaşamaya devam edeceğiz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/15/avcilik-erkekler-erkek-olmayanlar-insan-disi-hayvanlar/">Avcılık: Erkekler, erkek olmayanlar, insan dışı hayvanlar&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Erkeklik istisnai bir durumdur&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/24/erkeklik-istisnai-bir-durumdur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2017 09:01:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[40 Tilki Kadın İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[TOG]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum Gönüllüleri Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=11110</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) koordinasyonuyla, Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği / Y-Peer Türkiye ve 40tilki Kadın İnisiyatifi işbirliğiyle gerçekleştirilen &#8220;Erkeklik İstisnai Bir Durumdur &#8221; Fotoğraf Sergisi (EİBD) 2017 sergileri için fotoğraflarını bekliyor. EİBD Sergi Projesi cinsiyetlere yüklenen, dayatılan, onları sınırlayan, kodlayan, damgalayan ve sonunda da eşitsizliğin kaynağı olan toplumsal cinsiyet rollerine itiraz ediyor. Siz de toplumsal cinsiyet eşitliğine [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/24/erkeklik-istisnai-bir-durumdur/">&#8220;Erkeklik istisnai bir durumdur&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) koordinasyonuyla, Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği / Y-Peer Türkiye ve 40tilki Kadın İnisiyatifi işbirliğiyle gerçekleştirilen &#8220;Erkeklik İstisnai Bir Durumdur &#8221; Fotoğraf Sergisi (EİBD) 2017 sergileri için fotoğraflarını bekliyor.</h3>
<p>EİBD Sergi Projesi cinsiyetlere yüklenen, dayatılan, onları sınırlayan, kodlayan, damgalayan ve sonunda da e<span class="text_exposed_show">şitsizliğin kaynağı olan toplumsal cinsiyet rollerine itiraz ediyor.</p>
<p>Siz de toplumsal cinsiyet eşitliğine işaret eden veya eşitsizliği eleştiren yaratıcı fotoğraflarınızı bizle paylaşın, fotoğraflarınız Türkiye&#8217;nin bir çok ilinde eş zamanlı sergilerde sergilensin. Linkteki fotoğraf gönderme paneli üzerinden, çektiğiniz fotoğrafları 26 Şubat 2016 tarihine kadar gönderebilirsiniz.</p>
<p>&#8220;Erkeklik İstisnai Bir Durumdur Sergi Projesi toplumsal erkeklik rollerinin dışına sadece istisnai durumlarda çıkan, yeri geldiğinde ağlayan, yeri geldiğinde yemek, temizlik yapan ama bunların aslen kadınlara ait roller olduğunu düşünen erkeklerin hikâyesi olarak başladı. Önceleri kadınlara ait bu durumlar erkekler için hep istisnaiydi. Erkekler bazı şeyleri ya yapmaz ya yapamazdı. Erkeklikten vazgeçmek öyle kolay göze alınacak şey değildi. Fakat özgürlüklerin kapısı aralandıkça, kadınlık ve erkeklik sorgulandıkça işler değişti. İşler, roller, durumlar artık hepimize aitti. Artık daha özgürdük.Artık erkeklik istisnai bir durumdu.&#8221;</span></p>
<p>Proje hakkında detaylı bilgi ve fotoğraf gönderimi için <a href="http://l.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fwww.erkeklikistisnaibirdurumdur.com%2Fgonder.html&amp;h=ATNCX6Hpt1WHTomfcq5f8UovKDssGRYIZ4bFG3CGBirRBVpEl8qrCJjvU2CqkNVeekkuRq3z1ZoyJrfbUBrquF_x2qWm6KjysIt24GhmFHlW47LIaWcAGLSzWjZEwqBBJXjNHLQMjQ&amp;enc=AZMz4BIlrQlG6HEpHP549uwijNunc8s65NXrzVwZYRw6n5j6_vMEc8tY3P1VhRcZH4qdb2IPLNfVYOPhHiavkWmaYKOTSqo55OV0-Lr7KOGLFO0DsIkzo-_Gpptfj2IE_FgxZ2W7RJlzDwnlu-CMKt_kgaBSe3PrCbw1T31kvNhaCLVttZNS0cIs2IVsMlsTMh8Ej2vw2yEt9tyKD3Y2Q6ze&amp;s=1" target="_blank" rel="nofollow nofollow">erkeklikistisnaibirduru<wbr />mdur.com/gonder</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/24/erkeklik-istisnai-bir-durumdur/">&#8220;Erkeklik istisnai bir durumdur&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ütü de yaparım kariyer de</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/08/utu-de-yaparim-kariyer-de/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Gürer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2017 14:33:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Bosch]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Ev Emeği]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlık]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet rolleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10829</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bosch yeni bir ütü reklamı yayınladı. Reklamı benzerlerinden ayıran ise çamaşır sepetiyle odaya giren, ütüyü yapan ve küçük çocuğun bakımını üstlenenin bir kadın değil erkek olması. https://www.youtube.com/watch?v=F8qkK5BrWHI Toplumsal cinsiyet rollerine dair kalıp yargılar, ev işleri, çocuk ve yaşlı bakımı gibi emekleri yalnızca veya çoğunlukla kadınlar tarafından yerine getirilmesi gereken işler olarak görüyor. Türkiye’nin gerçeği de [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/08/utu-de-yaparim-kariyer-de/">Ütü de yaparım kariyer de</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bosch yeni bir ütü reklamı yayınladı. Reklamı benzerlerinden ayıran ise çamaşır sepetiyle odaya giren, ütüyü yapan ve küçük çocuğun bakımını üstlenenin bir kadın değil erkek olması. </strong><span id="more-17569"></span></p>
<p>https://www.youtube.com/watch?v=F8qkK5BrWHI</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumsal cinsiyet rollerine dair kalıp yargılar, ev işleri, çocuk ve yaşlı bakımı gibi emekleri yalnızca veya çoğunlukla kadınlar tarafından yerine getirilmesi gereken işler olarak görüyor. Türkiye’nin gerçeği de bu yargıların toplumda ne denli yaygın olduğunu gözler önüne seriyor. Türkiye’de kadınlar ücretsiz bakım işine</span><span style="font-weight: 400;"> erkeklere oranla günde 4 kat daha fazla zaman ayırıyor (kadınlar 6,18 saat; erkekler 1,46 saat)</span><span style="font-weight: 400;">. Dünya genelinde ise bu rakam 2,5 kat.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu fotoğrafın değişmesi ve cinsiyete dayalı rol dağılımının ortadan kalkması için ise tüm sektörlere önemli roller düşüyor. Bosch’un yeni ütü reklamı, ütü yapan, çocuğa yemek yediren, evi süpüren, erkeğin/çocuğun/ailenin refahı için hızlıca ve kolayca ev işlerini halleden “kahraman” kadın/anne figürünün aksine, bir erkek/baba figürü kullanıyor. Üstelik reklamda erkeği yalnızca ütü yaparken görmüyoruz. Ütü masasına çamaşır sepetiyle gelmesi, son sahnede bebeğin bakımını da üstlendiğinin vurgulanması ve kadının çocuklarla dışarıya çıkıyor olması, benzer birçok reklamdaki “kadının işlerine yardım eden fedakar erkek” vurgusunu da epey hafifletmiş görünüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu tür ürün reklamlarında erkekleri ilk kez görmüyoruz. Daha önce erkek çocuğuna ütü ve çamaşır makinesi ayarlarını öğreten anne, ütü yapan ve ailesine aşık baba ve eşine “yardım” eden kahraman erkekler görmüştük. Ev içi işleri üstlenen erkekleri konu alan reklamlardaki hakim duygunun ise genellikle “yardım etmek” olduğunu görüyoruz. “Kadının ev içi yükünü hafifleten erkek”, “eşine yardımcı olan erkek” mesajları, ev içi işlerin sorumlusunun kadınlar olduğu yargısını yeniden üretiyor. Erkek ise kadının bu yükünü hafifleten bir kahraman oluyor. Üstelik çabucak ev işlerini halleden, çocuğa bakan o “kahraman anne” figüründen daha da kahraman. Çünkü kadının kahramanlığı “sorumluluğunu” pratikçe ve layığıyla yerine getirmesinden gelirken, erkeğinki sorumluluk alanı dışında kalan bir işe fedakarca soyunmaktan geliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kuşkusuz erkeklerin ücretsiz bakım işlerini üstlenmesinin normalleşmesi için gidecek daha çok yol var. İdealle aramızdaki mesafeyi kabul ederek, Bosch’u ve reklam ajansını toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin ana akımlaştırılmasına katkıda bulunan bu reklam için tebrik etmek gerek. Nicelerini görebilmek dileğiyle.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/08/utu-de-yaparim-kariyer-de/">Ütü de yaparım kariyer de</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
