<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emrah Kırımsoy arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/emrah-kirimsoy/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/emrah-kirimsoy/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Dec 2021 11:49:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Emrah Kırımsoy arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/emrah-kirimsoy/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mino’nu Şarkısı: ‘Bu Benim Bedenim, Hayır Diyebilirim!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/01/minonu-sarkisi-bu-benim-bedenim-hayir-diyebilirim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2021 11:49:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Emrah Kırımsoy]]></category>
		<category><![CDATA[Hatice Kapusuz]]></category>
		<category><![CDATA[Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi]]></category>
		<category><![CDATA[Mino ve arkadaşları]]></category>
		<category><![CDATA[Mino'nun Şarkısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=76435</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Bu benim bedenim, hayır diyebilirim; bana sormadan sarılamazsın.' Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi’nin hazırladığı Mino’nun Şarkısı, şimdiden çocuk ve yetişkinlerin dillerine pelesenk oldu. Mino ve arkadaşları, çocukların kendi bedenleri üzerinde söz hakları olduğunu eğlenceli, korkutmayan bir dille ve şarkı eşliğinde anlatıyor. Ayrıca, yetişkinlerin değiştirmesi gereken tutumlara ve karar alıcıların atması gereken adımlara dikkat çekiyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/01/minonu-sarkisi-bu-benim-bedenim-hayir-diyebilirim/">Mino’nu Şarkısı: ‘Bu Benim Bedenim, Hayır Diyebilirim!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni ve cinsiyetsiz karakterler olan <a href="https://www.youtube.com/watch?v=1XpfIMyfin8" target="_blank" rel="noopener">Mino ve arkadaşlarını</a> tasarlayan Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi, öncelikle çocukların bedensel söz hakları konusunda güçlenmelerini, yetişkinlerin ise bu konudaki sorumluluklarını fark etmelerini sağlamayı hedefliyor. Ekibin gönüllü emeği ile hazırlanan Mino ve diğer tasarımlar telifsiz olarak herkesin kullanımına açık.  <a href="https://www.minonunsarkisi.org/" target="_blank" rel="noopener">Mino’nun Şarkısı</a> adlı web sitesinde çocuklar, yetişkinler ve eğitimciler için, özel gereksinimli çocuklar dahil, yeni içerikler yer alacak. Mimoza Çocuk Çalışmaları ekibine yönelttiğimiz sorulara, Mino da katkı sundu&#8230;</p>
<p><strong>Neden Mino karakterini oluşturma ihtiyacı duydunuz? Mino’nun benzeri projelerden farkı ne?</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-76439 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/minonu-sarkisi-bu-benim-bedenim-hayir-diyebilirim-1.jpg" alt="" width="455" height="256" />Mino karakteri Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi tarafından oluşturuldu. İhtiyacı anlatmadan ekibin oluşma hikayesini anlatmak iyi olabilir. Ekip, <em>&#8220;Çocuklar için daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna” </em>inanan yedi kadından oluşuyor. Ekibimizden Nilüfer Atalay ve Emine Noyan İngiltere’de yaşıyor ve çocuklarının okullarında yürütülen “bedensel hak” eğitimlerinde kullanılan şarkı eşliğinde, eğlenceli, korkutmayan bu koruyucu-önleyici çalışmanın çocukları üzerindeki etkisini fark edince <em>“keşke Türkiye’de de böyle çalışmalar yapılsa” </em>diye düşündüler. Türkiye’den çocuk hakları alanında çalışan Emrah Kırımsoy’a ulaştılar ve o da aynı alanda çalışmalar yaptığı Efsun Sertoğlu, Hatice Kapusuz, Melda Akbaş ve Gözde Durmuş’a ulaştı. Böylelikle yedi kişilik Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi oluştu ve çalışmaya başladı.</p>
<p>2020’nin Ekim ayında yoğun bir şekilde birlikte düşünmeye, tartışmaya, mevcut durumu ve ihtiyacı anlamaya çalıştık ve ardından Mino karakteri ve şarkısı üzerine çalışmaya başladık. Türkiye’de çocuklar için koruyucu-önleyici çalışmaların sayısı oldukça az.  Var olan materyallerde çoğunlukla kurulan dil korkutucu, ürkütücü ya da ‘ayıp’ kavramlarına odaklanıyor. Çocukların bedenleri ile olan ilişkilerini desteklemiyor ve çocuklara ne yapacağını dikte ediyor. Bir kısmı ise bir tür cinsiyetçi ve ahlakçı perspektiften besleniyor ve bedenin belli bölgelerine odaklı mesajlar veriyor. Alandaki bu mevcut durumu ve ihtiyaçları düşünerek Mino’nun Şarkısı’nın bu alanda alternatif bir içerik olarak sunmaya niyet ettik.</p>
<p>Hak sahibi özneler olan çocukların özellikle bedensel söz hakları konusunda güçlenmelerini, onların çevrelerindeki yetişkinlerin ise bu konuyla ilgili sorumluluklarını fark etmelerini sağlamak ana hedefimiz. Çocuğu odağa alan, bütüncül, çocuğu güçlendirirken etrafındaki yetişkinleri de destekleyen ve yetişkin, devlet sorumluluğunu ayıran bir yaklaşımı ile hareket ediyoruz. Aynı zamanda Mino’nun çocuklarla eşdeğerli bir dille konuşmasını, hazırlanan şarkı ve videonun ise çocukların kendilerini neşeli ve rahat hissetmelerini desteklemesini önemsedik.</p>
<h5><strong>‘Şiddete Zemin Hazırlayan Her Söz ve Eylemin Çocuklar İçin Hayatı Daha Güvensiz Kılıyor’</strong></h5>
<p><strong>Çocukların &#8216;iyi ve güvende hissetmesi&#8217; için yetişkinlerin ve karar alıcıların öncelikle yapması gerekenleri nasıl özetlersiniz?</strong></p>
<p>Mino’nun Şarkısını yaratırken/hazırlarken çocukların bilmesi gerekeni, yetişkinin değiştirmesi gerekeni ve kamu idaresinin/karar vericilerin sorumluluklarını birbirinden ayırarak bir çerçeve çizmeye çalıştık.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-76440 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/minonu-sarkisi-bu-benim-bedenim-hayir-diyebilirim-2.jpg" alt="" width="409" height="405" />Çocukların haklarını bilmeleri; bu hakları koruma ve geliştirme sorumluluğuna sahip yetişkinlerden ve devletten haklarını talep etmeleri, yanı sıra maruz bırakıldıkları bir hak ihlalini tanımlayabilmeleri, bu tür durumlarda destek talep edebilmeleri bakımından önemli. Çocuğa doğumundan itibaren, kişisel sınırlarını tanımlayıp ifade edebilmesi yönünde rehberlik ve destek vermek ise aslında bir anlamda çocuğun kendi içini dinlemesini, ihtiyaçlarını fark edip anlamasını ve bunları dile getirebilmesini sağlıyor.</p>
<p>Kişisel sınırlarını tanımlayıp ifade edebilmek çocuğun kendilik algısını, özgüvenini, özsaygısını güçlendiriyor, başkalarının sınırlarını fark etmesini kolaylaştırıyor, sağlıklı ve güvenli ilişkiler kurmasını destekliyor, yanı sıra kendisini koruma ve savunma becerileri geliştirebilmesini ve ihtiyaç duyduğunda bu becerileri kullanabilmesini sağlıyor.</p>
<p>Ancak hiç şüphe yok ki bu sınır ihlallerini yapan da önlemesi gereken de yetişkinler; çocukların haklarını ve sınırlarını bilmesi yetişkinlerin bu sınırlara saygı göstermesi, devletin de çocukların tüm haklarının yaşama geçmesi için yükümlülüğünü yerine getirmesi gerekiyor. Devletin, hak ve destek imkanlarını sağlaması, koruması ve ihlalleri önlemesi öncelikli. Bunun için ilk olarak çocuklara dair bakış açımızı sorgulamamız ve değiştirmemiz gerekiyor. Karar alıcıların söz ve söylemlerinde şiddetin hiçbir türünü meşrulaştırmaması, çocukların bugününü yok sayan söylemlerden kaçınmaları atılabilecek ilk adımlardan.</p>
<p>Toplumda şiddete zemin hazırlayan her söz ve eylemin çocuklar için hayatı daha güvensiz kıldığı unutulmamalıyız. Cezasızlık bu alanda yaşadığımız en önemli sorunlardan biri. Bir yanda istismar vakalarına karşı idam tartışmaları yürütülürken diğer yanda cezasızlık bu suçlara davetiye çıkarıyor.</p>
<h5><strong><img decoding="async" class=" wp-image-76443 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/minonu-sarkisi-bu-benim-bedenim-hayir-diyebilirim-4.jpg" alt="" width="623" height="199" /></strong></h5>
<h5><strong>Mino Çocuklara Eşdeğer Seviyeden Seslenen Bir Karakter!</strong></h5>
<p><strong>Mino nasıl bir karakter? Mino’nun Şarkısı nasıl devam edecek? </strong></p>
<p>Mino 5-8 yaş grubundaki çocuklara eşdeğerli bir şekilde seslenen bir karakter. Öncelikle 5-8 yaş grubunu hedeflememizin bir sebebi de anlatmak istediğimizi en yalın hali ile anlatabilmek, sadece 5-8 yaş için değil herkes için de daha anlaşılabilir bir içerik üretebileceğimizi düşünmemizdi. Mino ve arkadaşlarından oluşan karakterlerimiz yepyeni karakterler. Herhangi bir cinsiyet atamasının olmamasına ve hedef yaş grubundaki çocukların kendilerinden de bir şeyler bulmasına özellikle dikkat ettik. Bir de bu çalışmanın bu coğrafyaya özgü (yanakları çekme vb.) çocukların karşılaştığı yaygın yetişkin davranışlarını da içermesini de önemsedik.</p>
<p>Mino’nun Şarkısı 20 Kasım’da yayınlandı. 20 Kasım’dan bu yana çocuklara, ebeveynlere, eğitimcilere ve ilgili kurumlara ulaşmasını sağlamak için yaygınlaştırma çalışmalarına devam ediyoruz. Bundan sonraki süreçte öncelikle eğitimcilere yönelik içeriklerimizi tamamlamak istiyoruz. Web sitemizde çocuklar, bakımverenler/ebeveynler ve eğitimciler için farklı içeriklerimiz olacak ve giderek kapsamı genişletmeye çalışacağız. Aynı zamanda Mino’nun Şarkısı’nın özel gereksinimi olan çocuklar ve Türkçe dışında çeşitli dillerde konuşan çocuklar için erişilebilir hale getirmek önceliklikli hedeflerimizden. Diğer yaş gruplarına yönelik de çalışmaya devam etmek istiyoruz ama önceliğimiz bu materyalin hedef kitlesine ulaşabilmesi.</p>
<p>Diğer önemli bir konuyu da açıklamak isteriz. Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi’nin oluşumuna destek veren ve ev sahipliği yapan kurumlar olmakla beraber; ekibin bir tüzel kişiliği yok ve  Mino’nun Şarkısı bağımsız uzmanlar tarafından telifsiz (copy-left) şekilde üretildi. Tek bir kurumun materyali gibi algılanmaması, bu alanda çalışma yapmak isteyen, bu konuya dertli olan kurum ve kişilerin kullanımına açık olması özellikle üzerinde durduğumuz bir konu. Bu nedenle alandan gelen talep, geribildirim, öneri ve ihtiyaçlar da Mino ve arkadaşlarının yolculuğunu şekillendirecek.</p>
<blockquote><p>Mino, kapsayıcılığı, neşesi, şefkatli olması, korkutmayan, ürkütmeyen, bedensel söz hakkını ahlaki ya da cinsiyetçi söylemle aktarmayan bir çalışma.</p></blockquote>
<p><strong>Mino’ya nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?</strong></p>
<p>Çok uzun süre emek verdiğimiz ve her bir detayı üzerine çok düşündüğümüz bir çalışma Mino’nun Şarkısı. Geri dönüşler de gösteriyor ki dert ettiğimiz noktalar doğruymuş, 1 yıllık uzun çalışma, tartışma ve görüş geliştirme süreci yerini bulmuş. Çalışmanın kapsayıcılığı, neşesi, şefkatli olması, korkutmayan, ürkütmeyen, bedensel söz hakkını ahlaki ya da cinsiyetçi söylemle aktarmayan bir çalışma oluşu sıklıkla ifade edildi geri bildirimlerde.</p>
<p>Okullarında, sınıflarında, evlerinde kullanan çokça eğitimciden ve ebeveynden mesaj aldık. Şarkı’nın çocukların diline dolandığını ebeveynlere ya da öğretmenlerine yanıt niteliğinde kullandığını iletenler oldu. Hatta geçtiğimiz günlerde bu şarkıyı sadece okulda söylemek olmaz, sesimizi tüm köy duysun diye eylem yapan ve sokaklarında Mino’nun Şarkısı’nı söyleyen çocukların olduğunu bilmek bizi çok mutlu etti. Tabii ki hayalimiz çocukların Mino’nun Şarkısı’na ihtiyaç duymadıkları, bu sınırların çocukların doğumundan itibaren gözetildiği bir yaşam, ancak o güne kadar hep birlikte Mino’nun Şarkısı’nı söylemeye devam&#8230;</p>
<h5><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-76441 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/minonu-sarkisi-bu-benim-bedenim-hayir-diyebilirim-3.jpg" alt="" width="637" height="240" /></strong></h5>
<h5><strong>‘Mino, Yetişkinlik Hallerinin Değişmesine ve Dönüşmesine Rehberlik Ediyor</strong><strong>’ </strong></h5>
<p><strong>Mimoza Çocuk Çalışmaları’nın yetişkinlere Mino ile verdiği mesaj nedir? Yetişkinlerden ne bekliyorsunuz? </strong></p>
<p>İlk beklediğimiz kendi yaklaşım, davranışlarını ve ezberlerini sorgulamalarını sağlamak. Çocuk ve yetişkin arasında bu kadar belirgin bir güç ilişkisi varken, söz hakkı her daim yetişkindeyken, toplumda çocuklar hak sahibi özneler olarak görülmezken sadece çocuklara <em>“hayır diyebilirsin, kimse senin sınırlarını ihlal edemez”</em> demek büyük çelişki.</p>
<p>Çocuklar bebeklik döneminden itibaren sınırlarını çok çeşitli biçimlerde ifade ederler aslında. Bu sınırları tanımayan, sistematik olarak ihlal eden ve çocuklar için onlar adına yeni sınırlar belirleyenler çoğunlukla yetişkinlerdir. O nedenle Mino çocuklara seslenirken diğer yandan da yetişkinlerin kendilerine dönmelerine, kendi “yetişkinlik hallerinin” değişmesine ve dönüşmesine rehberlik ediyor.</p>
<p>Yetişkinlerden diğer beklediğimiz nokta ise çocuklarla bedensel söz hakkı, onay kavramı, kişisel sınırlar, duygularını/ihtiyaçlarını/sınırlarını ifade edebilme, hayır deme hakkı, sınır ihlalleri fark etme, özkoruma ve özsavunma hakkı, yetişkinlerin çocuklarla kurdukları ilişkinin nasıl olabileceği/olamayacağı, destek talep etmenin önemi gibi konuları konuşmak/çalışmak. Çünkü bu yetişkinler için bir sorumluluk.  Ancak bu konuları çocukları korkutmadan, hak temelli, güçlendirici bir dil ve yaklaşımla ele almak gerekiyor.</p>
<p>“Kendini koru, hayır de” gibi mesajlarla sorumluluğu bütünüyle çocuğa yükleyen, ahlaki ve çoğu zaman cinsiyetçi bir yaklaşımla verilen, “özel bölgelerine kimse dokunamaz, böyle bir şey olursa çığlık at ve oradan kaç”tan öteye gitmeyen eğitimler çocuklar açısından korkutucu ve kafa karıştırıcı. Ebeveynlerin/bakımverenlerin, eğitimcilerin, psikolojik danışmanların, sosyal çalışmacıların ve hepimizin öncelikle bu tür yaklaşımlardan kaçınmaları gerekiyor.</p>
<p>Son olarak Mimoza Çocuk Çalışmaları ekibi olarak hatırlatmak isteriz: İstismardan korunmak çocuğun sorumluluğu değil, hem istismar etmemek hem de istismarı önlemek yetişkinin ve devletin sorumluluğu.</p>
<h5><strong>Mino Desteğinizi Bekliyor</strong></h5>
<p><strong>Size ve Mino’ya destek vermek isteyenler ne yapabilir? </strong></p>
<p>Mino’yu <a href="https://www.instagram.com/minonunsarkisi/" target="_blank" rel="noopener">İnstagramdan</a> takip edebilir ve başkalarına önerebilirler. <a href="https://www.minonunsarkisi.org" target="_blank" rel="noopener">İnternet sitesini</a> takip edebilir ve içeriklerine göz atabilirler. İnternet sitesinde yer alan içeriklere dair görüş ve önerilerini bize sunabilirler ve içeriklerin yaygınlaşmasına destek verebilirler.</p>
<p>Videoyu çocuklarla kullandıklarında deneyimlerini bizimle paylaşabilirler. Öğretmen, ebeveyn gruplarına ulaşmasını sağlayabilirler. İçinde yer aldıkları kurumlarındaki 5-8 yaş grubu çocuklar, öğretmenler ya da ebeveynlere yönelik eğitim programlarının içeriğine Mino’nu Şarkısı ve diğer içeriklerimizi dahil edebilirler. Bunlar hızlıca aklımıza gelenler. Şu an aklımıza gelmeyen, birlikte yapmamız gereken çok şey olduğunu biliyoruz. O nedenle destek sunmak isteyen herkesin görüş ve önerilerini de duymak bizi oldukça sevindirir.</p>
<p><strong> Mino&#8217;nun Şarkısı&#8217;nı <a href="https://www.youtube.com/watch?v=1XpfIMyfin8" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> izleyebilirsiniz. </strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/01/minonu-sarkisi-bu-benim-bedenim-hayir-diyebilirim/">Mino’nu Şarkısı: ‘Bu Benim Bedenim, Hayır Diyebilirim!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Çocuk Katılımı Hak İhlalllerini Önleyecek En Temel Yaklaşım&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/05/cocuk-katilimi-hak-ihlalllerini-onleyecek-en-temel-yaklasim/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/05/cocuk-katilimi-hak-ihlalllerini-onleyecek-en-temel-yaklasim/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Yalçın]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Sep 2019 07:07:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Demirayak]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Katılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Emrah Kırımsoy]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Kılıç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41803</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi’nin İzmir’de 13-16 Eylül tarihlerinde düzenleyeceği Çocuk Katılımı Eğitimi’nin kolaylaştırıcıları Cem Demirayak, Emrah Kırımsoy Atike Zeynep Kılıç ile çocuk katılımının önemini konuştuk.  Çocuk hakları aktivisti Emrah Kırımsoy, "Çocukların gelişimsel özelliklerine dikkat edilerek muhatap alındıkları, etkin ve etkili hak arama mekanizmalarına erişimin mümkün olduğu güvenli alanlar oluşturulduğunda çocuk katılımı, hak ihlallerini önleyebilecek en temel yaklaşımdır. " diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/05/cocuk-katilimi-hak-ihlalllerini-onleyecek-en-temel-yaklasim/">&#8220;Çocuk Katılımı Hak İhlalllerini Önleyecek En Temel Yaklaşım&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Çocuk katılımı, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi (BMÇHS) ve Türkiye’nin resmi yasası Çocuk Koruma Kanunu’nun temel ilkelerinden biri. Çocuk katılımı ise geçmişe kıyasla bugün çocuk hakları alanında birçok sivil toplum örgütünün savunduğu, aynı zamanda kendini bu yaklaşıma göre dönüştürmeyi hedeflediği bir mesele haline geldi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi’nin İzmir’de 13-16 Eylül tarihlerinde “Çocuk Katılımı” üzerine yapacağı bir eğitim için açtığı çağrı ve bu çağrıya beklentinin üstünde 195 kişinin ses vermesinden esinlenerek, çocukluk algısını, yurttaşlığı, çocuk katılımını </span><span style="font-weight: 400;">Çocuk Katılımı Eğitimi’nin kolaylaştırıcıları olan ÇoÇa çalışanı Cem Demirayak, çocuk hakları aktivisti Emrah Kırımsoy ve Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nden Atike Zeynep Kılıç ile konuştuk.  </span></p>
<p><b>Söze hepimiz için ilham kaynağı olmuş Yaşar Kemal’i andıktan sonra sizlere ayrı ayrı sorular sormak isterim. Yaşar Kemal’in “çocuklar insandır” cümlesi sizin için ne anlama geliyor? </b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41892 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/azk-640x853.jpg" alt="" width="197" height="263" />A.Zeynep Kılıç:</b><span style="font-weight: 400;"> Yaşar Kemal, bu ifadeyle sanki unuttuğumuzu hatırlatmaya çalışmış. Çocukların yetersiz, güçleri eksik, dolayısıyla bir yetişkine bağımlı olduğunu düşünme eğilimi son birkaç yüzyılda o kadar yerleşmiş durumda ki, çocukları sanki başka bir canlı olarak görme tuhaflığına doğru ilerliyoruz. Kitaptaki öykülerin hepsi, çocuk olmaları da dahil, birçok dezavantaj içinde yaşamlarını sürdürme ve dönüştürme gücü elinde olan çocuklara ait. Sanırım buradaki asıl soru, yetişkinlerin bu mücadelenin neresinde durdukları. Birer yetişkin olarak bundan emin olamadığımız zamanlarda Çocuklar İnsandır’ı okumak yol gösterebilir.</span></p>
<p><b>Cem Demirayak:</b><span style="font-weight: 400;"> Bu cümleyi hakim çocukluk algısına karşı bir itiraz olarak algılıyorum. Çocukluğun tarihsel sürecine bakıldığında ön plana çıkan insanlığı değil, daha çok başka sıfatları olmuş. Sevimliliği, küstahlığı, büyümüş de küçülmüşlüğü, muhtaciyeti vb. gibi. Oysa ki geçmişte ve şimdi çocuk deyince akla gelenlerin her biri bir insanlık hâli de aynı zamanda. Yaşar Kemal, çocuğun aklımıza gelen tüm kalıplardan âzâde bir insan ve birey olduğunu imliyor benim gözümde.  </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-41893 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/emrah_k__r__msoy.jpg" alt="" width="225" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/emrah_k__r__msoy.jpg 225w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/emrah_k__r__msoy-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" />Emrah Kırımsoy: </b><span style="font-weight: 400;">Bu cümleyi, yetişkinlere çocuk üzerinde kurdukları tahakkümü hatırlatmak ve onları uyarmak için söylenmiş bir cümle olarak okuyorum. Çünkü çocuklar bir nesne değil, oyuncak değil, ailenin veya devletin malı değil, köle değil, yetişkinlerin arzu ve isteklerini yerine getirmesi gereken canlılar değil. Oysa yetişkinler, çocuklarla ilişkilenmelerinde hem bunları hem de bir zamanlar çocuk olduklarını unutuyor, kendi öncelik ve isteklerine göre hareket edebiliyor. Oysa çocuklar tasarlar, keşfeder, üretir, hatırlar, sanat yapar, bir kültür oluşturur,sever, değiştirir, dönüştürür vb., yani yapabilir. Bunun yanı sıra tam tersini yapma potansiyelleri de vardır. Yani insana özgü her şeyi yapabilme olanağına sahip olduklarını akıldan çıkarmamak önemlidir. İnsan veya insana özgü derken de -türcülükle yakından veya uzaktan ilişkisi olmadan- Kuçuradi’nin insan, insanın değeri, insan onuru kavramsallaştırmasına atfen sadece var oluşu ile bile her çocuğun değiştirme ve dönüştürme olanağı olduğunu vurgulamaya çalışıyorum.</span></p>
<p><b>Yaşar Kemal’in Çocuklar İnsandır cümlesinden, çocukların yurttaş olarak nasıl var olduklarını da tartışmalıyız fakat öncelikle yurttaş ne demektir?   </b></p>
<p><b>A.Z.K.:</b><span style="font-weight: 400;"> Böyle başlayınca tuhaf olacak belki ama yurttaşlık benim için heyecan verici bir şey. Benim temel çalışma alanım siyaset sosyolojisi; dolayısıyla uzun zamandır devlet ve sınırları içinde yaşayan insanlarla ilişkisi üzerine düşünüyorum, çalışıyorum. Yurttaşlık benim için, Türkiye’de tam olarak böyle yaşanmasa da, kişilerin bireysel ve örgütlü olarak kendi oluşturdukları kurgusal bir yapıyı şekillendirme, gerektiğinde bu yapıya karşı direnme hakkını tanımlıyor. Meşru güç kullanma tekelini elinde tutan bir yapıya karşı, “bir dakika ben de buradayım” dememizi sağlıyor yurttaş olmak. Aynı zamanda bir ortaklık, kollektiflik hali. Zaman zaman acı verici olsa da, çoğu zaman farkında olmasak da birimizin yaptığı diğerini doğrudan etkiliyor aslında. Yani aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar olarak birbirimize karşı sorumluluğumuzu da hatırlatan bir kavram benim için. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yurttaşlığın bir boyutu daha var bana göre; başka kimliklerden bağımsız olarak yaşanan yer ile ilişkilenmeyi vurgulayan bir kavram olması. Bu nedenle, Türkçe’de eş anlamlı olarak kullanılan vatandaşlıkla aynı içeriği taşımıyor bence. Vatan, özellikle ulus-devlet anlayışı üzerinden baktığımızda, ulusal kimliğin inşa edildiği bir toprak bütünü olarak tanımlanabilir. Yurt ise kelime karşılığı olarak barındığın, yaşadığın yer demek. Dolayısıyla insanın vatanıyla yurdu birbirinden farklı olabilir. Ve ben, politikanın gündelik yaşam pratikleri çerçevesinde oluştuğunu düşündüğüm için (ister praxis’ten dem vuralım, istersen “kişisel olan politiktir”den) yurttaşlığın vatandaşlığa göre çok daha politik, kapsayıcı ve ortaklaştırıcı bir kavram olduğunu düşünüyorum.</span></p>
<p><b>Türkiye’de yurttaşlığın tanımı, sınırları nedir?</b><span style="font-weight: 400;">  </span></p>
<p><b>A.Z.K.: </b><span style="font-weight: 400;">Ben bu sorunun en somut yanıtını Milli Eğitim Temel Kanunu’nun eğitimin amacını açıklayan ikinci maddesinde buluyorum. Maddeye göre “Türk Milli Eğitimi’nin genel amacı”, “Türk milleti”ni koruyan, yücelten, seven; Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını “davranış haline” getirmiş  “yurttaşlar yetiştirmek” olarak tanımlanıyor. Tersten okuduğumuzda yurttaşın nasıl tanımlandığını da anlıyoruz. Tanım da sınırlar da yeteri kadar açık! Ve benim yurttaş tanımlamamdan epeyce farklı. </span></p>
<p><b>Türkiye’de çocuklar yurttaş olarak algılanıyor mu? </b></p>
<p><b>A.Z.K.:</b><span style="font-weight: 400;"> Algılanmıyor elbette, en fazla yurttaş olma potansiyeli taşıyanlar olarak algılanabilirler. Bu da yukarıda Kanun’a atıfla bahsettiğim yurttaşlık sınırları içinde kalmaları ile doğru orantılı olarak gerçekleşiyor. Eğitim, Türkiye’de devletle yurttaş arasındaki istenen ilişkiyi kurmanın en güçlü araçlarından biri. Eğitim sisteminin her iktidar değişiminde yeniden şekillendirilmeye çalışılması tesadüf değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Devlet Baba” tanımlaması artık eskisi kadar çok kullanılmıyor belki ama devlet ile yurttaş arasındaki ilişki ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkinin bir yansıması bence. Nasıl ki ebeveyn çocuğu için iyi olanı ondan daha iyi biliyorsa devlet de yurttaşı için iyi olanı ondan daha iyi biliyor. Çocuklar yurttaş olarak algılanmıyor ama zaman zaman yurttaşlar “çocuk gibi” algılanıyor desem haddimi aşar mıyım?</span></p>
<p><b> Çocuk hakları terminolojisinde çocukların doğrudan ya da dolaylı olarak etkilendikleri sorunların çözümüne katılımlarının sağlanması gerektiği ifade ediliyor. Doğrudan ya da dolaylı olarak etkilendikleri şeyleri nasıl ayırabiliriz? Yani çocuk katılımı, yalnızca çocukların yaşadığı sorunları mı mercek altına alıyor yoksa yaşamın içinde meydana gelen her türlü sorunun çözümüne katılabilecekleri anlamına mı geliyor?  </b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41894 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/cd2.jpg" alt="" width="218" height="291" />C.D.: </b><span style="font-weight: 400;">Bence çocuklar kendi etkilendikleri şeyleri bilmek ve çözümlerini görmek konusunda uzmanlar. Eğitim bilimci Lothar Krapmann’ın “çocukların sorunlarına ilişkin kendi görüşlerini geliştirdiği, yetkin çözümler ürettiği; yani aslında hep ışıl ışıl ve güneşli olarak tahayyül edilen o gelecekte değil de şimdi ve burada yaşadıkları” savına gönülden katılıyorum. Doğrudan etkilendikleri &#8211; dolaylı etkilendikleri gibi bir ayrımı yapmak zor çünkü çocuklarla birlikte yaşıyoruz, toplumsal hayattaki tüm sorunlarla çocuklar da baş etmeye çalışıyor. Burada önemli olan çocukların gönüllülüğü, yani yetişkinlerin kendi gündemlerini çocuklara dayatmaması. Bu noktada çocukların aktif bir yurttaş olarak sorunları sahiplenme potansiyelleri  olduğunu düşünüyorum. Kendim de dahil pek çok yetişkinin yanıldığı nokta, bu durumun kültürel/coğrafik olarak değişkenlik gösterdiğini düşünüyor olması. Tüm canlıları olumsuz etkileyen küresel ısınmaya dünyanın her yerinden çocukların çıkardıkları sesi duymak bunun bir kanıtı.</span></p>
<p><b>Sivil alanda çocuk katılımını nasıl görüyorsunuz? Çocuk katılımına ilişkin birçok çalışma yapılıyor. Özellikle hibe veren kurum/kuruluşlar da son yıllarda çocuk katılımını merceğine almış durumdalar. Peki, çocuk katılımına ilişkin çalışmalar yalnızca proje faaliyetleri süresince gerçekleşen bir durum mu yoksa sürdürülebilir katılım modelleri gözlemliyor musunuz? </b></p>
<p><b>C.D.: </b><span style="font-weight: 400;">Sivil alanda çocuğun katılımını sürekli hale getirmek için eskisine göre daha çok çaba harcanıyor. Bu iyi bir şey çünkü duyulabilecek deneyimler artıyor. Biraz da deneyimleyerek kıvamına gelen bir süreçten bahsediyoruz. Yıllarca aynı çocuk grubuyla çalışırken, bizi çok şaşırtan ve farklı pencereler açan öğrenmelerimiz olmuştur. Sivil alanda şu an çocuk katılımı sadece projeler ya da etkinlikler özelinde kalıyor gibi. Daha sürdürülebilir katılım mekanizmaları, hakim çocukluk algısının sivil alanda çalışan tüm kişiler, yöneticiler bağlamında değişmesi, çocuk katılımının yaklaşım ve kültür olarak içselleştirilmesi ile mümkün olabilir. </span></p>
<p><b>KHK ile kapatılmış olsa da Gündem Çocuk Derneği’nde birçok çocuk hak ihlalini takip ettiniz, raporladınız ve ihlallerin önlenmesi için herkesi harekete geçmeye davet ettiniz. Deneyimleriniz ışığında, çocuk hak ihlallerinin çözümünde çocukların sürecin içindeki katılımları nasıl gerçekleşiyordu? Adalet sisteminin sınırlarını göz önünde bulundurarak çocukların katılım biçimlerine baktığımızda, adalet sisteminin çocukluk algısını nasıl tarif edersiniz?  </b></p>
<p><b>E.K.: </b><span style="font-weight: 400;">Çocuk hak ihlallerinde süreçten etkilenen aktör olarak çocuğun sürecin öznesi olması beklenir. Sürecin öznesi olarak muhattap alındıklarında, güvenli ve güvenceli bir alan oluşturulduğunda ve gelişimsel özellikleri dikkate alındığında sürece katılımları mümkün olur. Aksi taktirde süreçte neyin odağa alındığı ile ilgili olarak konumları değişir. Demek istediğim, çocuğa mı değer veriyoruz yoksa ihlale neden olan aktör veya sistemleri mi?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hak ihlallerinin ortadan kaldırılması, cezasızlık kültürü ile mücadeleyi gerektirir. Başka bir deyişle bu; (1) sorumluluk zincirini ortaya çıkartarak etkin soruşturma sonucu fail veya failllerin cezasız kalmamasını, (2) ihlalden zarar görenlerin zararlarının tazmini ve iyi olma durumlarının sağlanmasını (3) ve benzer bir ihlalin asla tekrarlanmaması ile ilgili yapısal değişikler yapılmasını gerektirir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Günümüzde adalet sistemindeki çocuk algısının, “herkes 18 yaşına kadar çocuktur”, “çocuk hak sahibi bireydir” ve “çocuk olma statüsü yetişkinlere sorumluluklar verir” algısından çok uzak olduğuna tanık oluyoruz. Örneğin, kanunla ihtilaf halinde olan çocuklar neden adalet sistemi içerisinde ve nasıl tekrar adalet sistemine girmesi önlenebilir yerine, yetişkinlere özgü yaklaşımla, “ne yaptı, ne kadar ceza verilir” yaklaşımı hüküm sürüyor.  Dolayısıyla çocuğun çocuk olma statüsü ve yetişkinlerin sorumluluğu baştan yok sayılıyor. Çocuğun katılımından bahsetmek de ne yazık ki imkansız hale geliyor. Oysa neden adalet sistemi içerisinde ve nasıl bir daha girmesi önlenebilir soruları ile çocuk odağa alındığında, çocuğun hem içinde bulunduğu durumun anlaşılması hem de bir müdahale programının oluşturulması konusunda birlikte çalışma süreci başlatılması mümkün olabilir.</span></p>
<p><b>Hak ihlallerinin çözümünde aktif bir şekilde yer almaları bir şeyleri dönüştürebilir mi? </b></p>
<p><b>E.K.: </b><span style="font-weight: 400;">Kesinlikle, çünkü hak ihlallerinin oluşmasında çocuk katılımının yok sayılması en temel neden. Öyle ki basit bir anlatımla hak ihlalleri çocuğa karşı farklı şekillerde tezahür eden güç ve erkin şuursuzca ve kötüye kullanılması ile oluşuyor. Bu da bir arada yaşamayı ve eşitler ilişkisi kurulmasını baştan engelliyor. Dolayısıyla çocukların gelişimsel özelliklerine dikkat edilerek muhatap alındıkları, etkin ve etkili hak arama mekanizmalarına erişimin mümkün olduğu güvenli alanlar oluşturulduğunda çocuk katılımı, hak ihlallerini önleyebilecek en temel yaklaşımdır. Ancak etkin ve anlamlı çocuk katılımı, yetişkinler tarafından kurgulanan yapılara çocukları dahil etmek mi veya çocukların bu yapıları örnek alarak seslerini duyurmaya çalışmaları mı diye tekrar düşünmek önemli. Bu noktada yüzümüzü çocuklara dönüp “nasıl yapardınız, birlikte nasıl yapalım?” sorularını sormaya başlamak iyi bir başlangıç.</span></p>
<p><b>Çocuk katılımı eğitiminde tartışmayı planladığınız ya da arzuladığınız şeyler neler?  </b></p>
<p><b>E.K.: </b><span style="font-weight: 400;">Temelde yetişkin ezberleriyle yüzleşmek, katılım ve ilgili kavramlar üzerinde birlikte düşünmek, tartışmak, çocukların katılımı ile ilgili deneyim paylaşımı yapmak ve tabii ki çocukların katılımı önündeki engelleri nasıl ortadan kaldırabiliriz konusuna derinleşmek&#8230;</span></p>
<p>Kapak görseli: “Herkes Özgür Doğar” kitabı &#8211; Debi Gliori</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/05/cocuk-katilimi-hak-ihlalllerini-onleyecek-en-temel-yaklasim/">&#8220;Çocuk Katılımı Hak İhlalllerini Önleyecek En Temel Yaklaşım&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/05/cocuk-katilimi-hak-ihlalllerini-onleyecek-en-temel-yaklasim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukları İhmaller Öldürüyor&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/cocuklari-ihmaller-olduruyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal Tok]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jul 2019 07:11:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Ayaz Güloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Emrah Kırımsoy]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Çocuk Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Nupelda Güloğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40841</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nden Emrah Kırımsoy çocuk ölümlerine  ‘kaza’ veya ‘kader’ demenin sorumluluktan kaçmak, sorumluluk zincirini görmezden gelmek olduğunu belirterek, “Çocukların ölümü hayatın doğal akışına aykırıdır. Doğal akışta doğum, bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik, yaşlılık süreçleri birbirini takip eder. Yaşadıkları yerlerde, 6 yaşındaki Salih’in kanalizasyon çukuruna, 10 yaşındaki Hatice’nin sulama kanalına düşmesi, 8 yaşındaki Nupelda ve 4 yaşındaki kardeşi Ayaz’ın mayın ve çatışma atıkları nedeniyle yaşamını kaybetmesi, onların ölümlerine neden olan olaylarla ilgili bir türlü alınamayan önlem ve ihmallerin bir sonucu. Ki bunun da nedeni çocuğa ve ‘çocuğun yüksel yararı’na öncelik verilmemesi, türlü türlü gerekçeler üretilmesi ve eyleme geçilmemesi’ diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/cocuklari-ihmaller-olduruyor/">Çocukları İhmaller Öldürüyor&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ankara’nın Mamak ilçesindeki semt pazarına atık meyve ve sebzeleri toplamak için ailesiyle gelen 6 yaşındaki Suriyeli Salih kapağı açık bırakılan kanalizasyon kuyusuna düşerek hayatını kaybetti.”</p>
<p>“Dersim’in Ovacık ilçesi, Bilgeç Köyü Çakılyayla Mezrası’nda meydana gelen bir patlamada Ayaz ve Nupelda Güloğlu kardeşler hayatını kaybetti.”</p>
<p>“Adıyaman’ın Samsat ilçesinde serinlemek için sulama kanalına giren 10 yaşındaki Suriyeli Hatice, boğularak hayatını kaybetti.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40843 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/07/%C3%A7ocuk2-640x426.jpg" alt="" width="365" height="243" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yukarıdaki spotlar sadece Temmuz ayı içerisinde kentlerde alınmayan önlemler, çatışma atıkları ve güvensizlikler nedeniyle ‘kaza’ denilerek hayatını kaybeden çocuklardan birkaçının kısacık ölüm hikayesi. Peki kentleri çocuklar için bu kadar güvensiz hale getiren ne, ölümlerine sebep olan ihmallere karşı bir şey yapılıyor mu, çocukların ölümüne karşı neler yapılmalı? Gündem Çocuk Derneği, hazırladıkları ‘Yıllık Yaşam Hakkı’ raporlarıyla her yıl en az 101 çocuğun kentsel ve kırsal alanlarda yukarıdaki olaylara benzer şekilde öldüklerini dile getirmişti. Dernek kapatılsa da çocukların yaşam hakkını gündeme getirmeye devam ediyor. Kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nden Emrah Kırımsoy ile kentlerde ve kırsal alanlarda çocukların yaşadıkları bu ölümle burun buruna olma halini konuştuk. Yaşananlara ‘kaza’ veya ‘kader’ demenin sorumluluktan kaçmak, sorumluluk zincirini görmezden gelmek olduğunu söyleyen Kırımsoy, “Çocukların ölümü hayatın doğal akışına aykırıdır. Doğal akışta doğum, bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik, yaşlılık süreçleri birbirini takip eder. Yaşadıkları yerlerde, 6 yaşındaki Salih’in kanalizasyon çukuruna, 10 yaşındaki Hatice’nin sulama kanalına düşmesi, 8 yaşındaki Nupelda ve 4 yaşındaki kardeşi Ayaz’ın mayın ve çatışma atıkları nedeniyle yaşamını kaybetmesi, onların ölümlerine neden olan olaylarla ilgili bir türlü alınamayan önlem ve ihmallerin bir sonucu. Ki bunun da nedeni çocuğa ve ‘çocuğun yüksel yararı’na öncelik verilmemesi, türlü türlü gerekçeler üretilmesi ve eyleme geçilmemesi’ diyor. </span></p>
<p><strong>Hak Temelli Ve Sorumluluk Zinciri İşleyen Bir Çocuk Politikası Şart!</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Her bir ihlal, tazmini zor veya geri dönülemez sonuçlara neden olduğu gibi mevcut çocuk politikasındaki eksikliği görünür hale getirerek; bütüncül, hak temelli ve sorumluluk zinciri işleyen bir çocuk politikasına olan acil ihtiyaca işaret eder. Bu ihtiyaç çocuk, ailesi, akranları, okulu, çalışıyorsa iş yeri, özel durumları varsa bulunduğu kurumlar, yaşadığı mahalle, içinde bulunduğu kırsal veya kentsel alan, toplum, hizmet üretenler, karar vericiler, yasalar, medya, kamuoyu, uluslararası mekanizmalar vb. birbiri içine giren ve birbirini etkileyen yapılarda yansımalarını bulur. Dolayısıyla çocuğun çevresindeki herkes doğrudan ya da dolaylı olarak çocuk politikasının oluşmasında -veya oluşamamasında- etkili ve sorumludur. Öte yandan pek çok aktörün dahiliyeti, sorumluluk zincirinin muğlaklaşması riskini barındırır. Bu noktada, ilgili aktörlerin rolleri konusunda temel ayırımı gözden kaçırmamakta fayda vardır. Çocuk Haklarına dair Sözleşme’ye taraf bir devlet olarak Türkiye, her çocuğun yaşam hakkını korumaktan sorumludur. İç hukukuna geçirdiği bu sorumluluğu, öncelikle yaşam hakkını ihlal etmeyerek sonra da yaşam hakkını korumak üzere gerekli önlemleri alarak yerine getirmesi beklenir. Bu, devletlerin insan haklarına dair negatif ve pozitif yükümlülükleri olarak adlandırılır.  ”</span></p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40844 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/nupelda-ayarz-640x426.jpg" alt="" width="368" height="245" />Nupelde, Ayaz, Salih, Hatice&#8230;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emrah Kırımsoy, yaşanan bu üç olayı değerlendirirken, devletin negatif ve pozitif sorumluluklarına ayrı ayrı işaret ettiklerini göz önünde tutmakta fayda görüyor, “Öyle ki Salih’in kanalizasyon çukuruna, Hatice’nin sulama kanalına düşerek yaşamını kaybetmiş olmasını devlet önlem almadığı için ortaya çıkan yaşam hakkı ihlali olarak ele almak gerekir. Başka bir ifadeyle devletin düzenleme, denetleme gibi yollarla yaşam hakkının ihlalini engelleme yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle ortaya çıkan ve ölümle sonuçlanan yaşam hakkı ihlalleri kapsamında değerlendirmek mümkün.” “Nupelda ve Ayaz’ın ise mayın ve çatışma atıkları nedeniyle yaşamını kaybetmiş olmasını devletin yaşam hakkını ihlal etmeme yükümlüğünü yerine getirmemesi sebebiyle ortaya çıkan ve ölümle sonuçlanan yaşam hakkı ihlalleri olarak ele almak gerekiyor. Nitekim bu ihlalin, devlet kurumlarında ve/veya kamu personeli eliyle/ihmaliyle ortaya çıkan yaşam hakkı ihlalleri kapsamında değerlendirilmesi mümkün.” </span></p>
<p><strong>Sorumluluk Sadece Yerel Yönetimlerin Mi?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40845 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/emrah_kırımsoy-640x356.png" alt="" width="349" height="194" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yurttaşların yaşam alanlarıyla ilgili sorumluluğun sadece yerel yönetimlere yıkıldığına işaret eden Kırımsoy, “Başta çocukların olmak üzere köy, kasaba, il, ilçe ve mahallelerde yaşayan tüm insanların yaşam alanlarıyla ilgili sorumluluklar anayasal hükümler gereği devlet tarafından yerel yönetimlere devredilmiş durumda. Semt pazarının belediye bünyesinde faaliyet gösterdiği göz önünde tutulursa başta belediyenin, semt pazarı ziyaretçilerinin herhangi bir tehlike ile karşılaşmaması konusunda önlemler alması beklenir. Öte yandan belediyeler belirlenen sınırlar içerisindeki hizmetlerin oluşturulması, yürütülmesi, izlenmesi, denetlenmesi ve değerlendirilmesinden tek başlarına sorumlu değildir. Her bir yurttaşın, aktif yurttaşlık sorumluluğu zaten bulunmakta ancak resmi sorumluluğun görevlendirilen veya atanan kaymakamlık, valilik, bakanlıklar, hükümet gibi bir zincirle devletin alt mekanizmalarıyla ilişkili olduğu ortada” diye anlatırken bir taraftan yapılaması gerekenleri gösteriyor aslında. </span></p>
<p><strong>Çocukların Güvenliği Dikkate Alınıyor mu?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kırımsoy şöyle devam ediyor: “Salih ve Hatice’de olduğu gibi bir semt pazarındaki kanalizasyon kapağının açık kalıp birinin içine düşebileceği öngörüsünde bulunulmaması, kapağın kapalı tutulması gerekliliği ile ilgili bir düzenleme yapılmamış olması, kapağın kapalı kalmasının sağlanmaması, kapağın kendi kendine kapanan bir mekanizmasının bulunmaması; sulama kanallarında çocukların erişebileceği mekanlarda önlem alınmaması, çocuklara yönelik koruyucu ve önleyici bilgilendirmeler yapılamamış olması vb. konularda bir düzenleme ve denetimin oluşturulmaması gerçeği ile tekrar yüzleştik. Ki bunlar, çocukların yaşadığı mekan ve alanlarda fiziksel güvenlik konusunun ciddiye alınmadığının da bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Bunun yanı sıra hem Salih’in hem de Hatice’nin Suriye’deki savaş ve çatışmaların sonucu Türkiye’de bulunuyor olmaları, savaş ve çatışmaların en çok çocukları etkilediğini ve tüm dünyada kalıcı barış koşullarının yaratılmasının önemini de tekrar gözler önüne seriyor.”</span></p>
<p><strong>Çatışmalar En Çok Çocukları Etkiliyor</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40846 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/07/photo-1520872759384-db8fc035e2db-640x424.jpg" alt="" width="386" height="256" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nupelda ve Ayaz’ın yaşadığı Dersim Ovacık, Bilge köyü civarı, uzun süre çatışmaların yaşandığı yerlerden sadece biri. Çatışmaların en çok çocukları etkilediğini söyleyen Kırımsoy,  öncelikle bunlardan kaçınmanın, gerçekleşmesi durumunda koruyucu ve önleyici önlemlerin alınması gerektiğini söylüyor, “Ortaya çıkabilecek tehlikelere karşı önlemler almak, başta çocuklar olmak üzere herkesin yaşam hakkının korunması için bir gereklilik. Nupelda ve Ayaz’ın, aileleri ile yaylada oyun oynarken çatışma atıkları ile karşılaşmaları, devletin yükümlülüğü altında olan temizleme, zamanında ve kapsamlı yapılsaydı önlenebilirdi. Olmadı, mayın ve çatışma atıkları ile karşılaşma olasılığı olan çocuklara, buna dair bilgilendirme yapılsaydı, yine önleme olasılığı artabilirdi. ”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de mayın ve çatışma atıkları nedeniyle 2015-2017 yılları arasında en az 22 çocuk yaşamını kaybetti. Çatışma sonrasında ortaya çıkabilecek tehlikelere dair hazırlık ve önlemler almaya dair Ottowa Sözleşmesi olarak anılan Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme doğrultusunda, Türkiye 2014 yılında sınırları içerisinde mayınları temizlemeyi taahhüt etmişti. Ancak, 2014 yılına kadar bunu gerçekleştiremediğinden ek süre talep ederek 8 yıl daha kazandı. Olan bitenler, 2022 yılında tamamlanacak süre içerisinde temizlemenin yeterli derece hızlı ve kapsamlı yapılamadığını da gösteriyor. Ve tablo gösteriyor ki bu süreçte olan çocuklara oluyor&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmalı sürecin çocukların üstün yararı için son bulması gerektiğine dikkat çeken Kırımsoy, “Nupelda, Ayaz, Salih ve Hatice, bizlere yaşanan çatışmalı süreçlerin ve sonrasındaki ihmallerin en çok çocukların başta yaşam hakkını ihlal ettiğini tekrar gösterdi. Dolayısıyla her yerde çatışmalı süreçlerin sonlandırılması ve barışçıl yöntemlerin benimsenmesi ayrıca ihlallere neden olan ihmallerin önlenmesi konusunda yapılması gerekenler bulunuyor. Onların yaşamlarını kaybetmeleri ilk değil. Eyleme geçilip kısa ve uzun vadeli önlemler alınmazsa son da olmayacak” diyor. </span></p>
<p><strong>Çocuğu Ve Çocuğun Yüksek Yararını Önemsiyor Muyuz?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40847 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/07/photo-1533679045275-61323437b7c5-640x427.jpg" alt="" width="328" height="219" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Çocuğun başta yaşam hakkı olmak üzere diğer tüm insan haklarını öncelik haline getirmek, çocuğu “muhatap” almakla başlıyor” diye devam ediyor Kırımsoy,  “Çocukların muhatap alınmamasının nedenleri arasında ise başta çocukların oy hakkı olmaması, gelişimsel özellikleri gerekçe gösterilerek onun adına ‘kararlar’ verilmesi ve ‘sistemler’ kurulması geliyor. Bunun kökeninde ise çocuk algısındaki çarpıklık yatıyor. Çocuk, aile kurumu içerisinde, ebeveynlerin ve/ya devletin malı, gelecek, geleceğin sigortası, eğitilmesi gereken, tek tip, yetişkinlerin -rekabete dayalı, kutuplaştıran ve şiddet kültürünü besleyen- taleplerini yerine getirmesi beklenen, yeri geldiğinde ötelenen ve dışlanan bir ‘nesne’ olarak değerlendiriliyor. Yetişkinlerin her şeyi bilen tavrı, çocuklarla eşitler ilişkisi kurmayı imkansızlaştırdığı gibi, çocukları görmemelerine, duymamalarına, hissetmemelerine ve en kötüsü unutmalarına neden oluyor. Bu nedenle çocuklar yetişkinler tarafından kurgulanan dünyada hak ihlalleri ile karşılaşıyor… Çocukların hayatta kalması için çocuğa ve çocuğun yüksek yararına odaklanmak başlangıç noktası olarak ele alınmalıdır. Bu nedenle doğru soruyu sormak, doğru yaşam koşullarını yaratmak önemli. Bu soruların ilki de oldukça basit; mikro veya makro düzeyde eylemlerimizi kurgularken ve gerçekleştirirken çocuğu ve çocuğun yüksek yararını önemsiyor muyuz? Bunu nasıl gerçekleştirebiliriz?”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çözüm için ihmal ve cezasızlık kültürü ile mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizen Kırımsoy ayrıca önerilerde de buılunuyor: “Başta Nupelda, Ayaz, Salih ve Hatice olmak üzere yaşamını kaybeden çocukların yaşam haklarının tazmini ne yazık ki mümkün değil. Ama bunun önlenememiş olmasındaki ihmal ve cezasızlık kültürü ile mücadele edilmesi gerekiyor. Başka bir ifadeyle; </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-İhlalin gerçekleşmesine neden olan fail veya failllerin etkin soruşturulması, sorumluluk zincirindeki ihmallerin açığa çıkarılması ve cezasız kalmaması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Olaydan doğrudan ve dolaylı olarak etkilenenlerin hukuki ve psiko sosyal açıdan desteklenmesi ve dayanışma içinde olunması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Benzer bir olayın bir daha tekrarlanmaması için politik, yasal ve diğer tüm önlemlerin alınması gerekiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Ayrıca Nupelda ve Ayaz özelinde acilen, mayın ve çatışma atıklarının tamamen temizlenmesi, mayın ve çatışma atıkları bulunan bölgelerde, başta çocukların ve yetişkinlerin bilgilendirilmesi ve önleme çalışmaları yapılması; Salih ve Hatice özelinde ise; kırsal ve kentsel alanlarda yaşayan çocukların yaşam hakkını tehlikeye sokan durumların tespit edilmesi -ki fiziksel güvenlikle ilgili yaralanma ve ölümle sonuçlanan çocuk hakları ihlalleri öncelik konularını gözler önüne sermekte-, çocukların yaşam alanlarında fiziksel güvenlikle ilgili önlemlerin alınması, fiziksel güvenlikle ilgili çocukların ve yetişkinlerin bilgilendirilmesi ve önleme çalışmaları yapılması önem taşıyor.”</span></p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40848 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/07/photo-1455621613471-56c7fcc60f22-640x419.jpg" alt="" width="409" height="268" />Kapatılan Gündem Çocuk Derneği&#8217;nin Ardından&#8230;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gündem Çocuk Derneği kapatılmasına ilişkin de söyleyecekleri var Kırımsoy’un: “Gündem Çocuk yaşam hakkı başta olmak üzere çocuğun tüm insan haklarıyla ilgili ihlalleri -ve tabii ki gelişmeleri de- tüzel kişiliği altında yakından, alan uzmanlıklarıyla, sistematik ve hak temelli olarak takip etmeye, neden sonuçlarına dair değerlendirme ve önerilerini karar vericiler ve kamuoyu ile düzenli paylaşma çabasını sürdürürdü. Kısaca bütüncül, hak temelli ve sorumluluk zinciri işleyen bir çocuk politikası talebini umutla, ısrarla ve inatla diretmeye devam ederdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gündem Çocuk Derneği, başta yaşam hakkı raporları olmak üzere hak kategorilerine yönelik raporlamalar, vaka takibi, ihlalden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenenlere yönelik hukuki ve psiko sosyal destek ve danışmanlık, çocukların gündem ve taleplerini kamuoyuna taşımak, çocukların karar mekanizmalarına katılımı yönünde modeller geliştirmek, çocuk algısını dönüştürmek, güç birliktelikleri oluşturmak/ geliştirmek, savunuculuk vb. çalışmalarla çocuk hakları ihlallerini gündeme taşımaya, alanla ilgili değişim ve dönüşüme katkıda bulunmaya çalışıyordu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu arada tüzel kişiliğin kapatılmasına yönelik itirazımızla ilgili OHAL Komisyonundan halen cevap gelmedi. Umutla, ısrarla, inatla bekliyoruz. Tüzel kişilik olmasa da Gündem Çocuk’u bir yaşam biçimi haline getirenler farklı alanlarda çocuğun insan hakları savunuculuğu alanında mücadeleye devam ediyor.”</span></p>
<p><strong>Daha Güvenli Kentler Nasıl Olacak?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Çocukların güvenle yaşayabilmesi için nasıl kentler olmalı, nelere dikkat edilmeli” sorusuna ise şöyle yanıt veriyor Kırımsoy; “Çocuğu, hak sahibi bir insan olarak gören bir kent yönetimi oluşturulması öncelikli bir konu ancak; çocukların kendilerini iyi ve güvende hissedebilmeleri, hak ihlalleri ile karşılaşmalarının önlenebilmesi mikro, mezzo ve makro düzeylerdeki yapılardan bağımsız değil. Bütüncül ve bir arada yaşam kültürünü benimseyen bir yaklaşım gerekiyor. Bu konuyla ilgili, çocuk dostu kent/ şehir gibi kavramsallaştırılan bazı çalışmalar var. Özünde kent özelinde de bütüncül, hak temelli ve sorumluluk zinciri işleyen bir çocuk politikası oluşturulması yatıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başlangıç olarak da kent yönetimi ve kentte yaşayanlara temel öneriler şu şekilde özetlenebilir :</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Öncelikle yüzümüzü çocuklara dönmek, gündemimize çocuğu almak</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Kendi çocuk algımızla ve -rekabete dayalı, kutuplaştıran ve şiddet kültürünü besleyen- yetişkin ezberlerimizle yüzleşmek</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Çocuğun kendine özgü gelişimsel özellikleri ile hak sahibi bir insan olduğu bilgisini benimsemek</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Çocukla hiyerarşik ve tahakküm ile değil eşitler ilişkisi temelinde ilişkilenmek</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Çocuklarla birlikte, çocukları dinleyerek birlikte yaşamın nasıl kurgulanacağına kafa yormak</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Çocuklarla ilgili konulara ve sorunlara yönelik hak temelli ve ayrıntılı durum değerlendirmesi yapmak</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Hiçbir çocuk dışarıda kalmayacak şekilde eylemlere yönelik önceliklendirme yapmak</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Eldeki kaynaklar ve toplumsal kaynakları bir araya getirip “çocuklara öncelik veren” eylem planları oluşturmak</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Eylem planının uygulanmasına dair harekete geçip uygulamayı izleyip gerektiğinde revize etmek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Tüm süreci kapsayıcı, şeffaf, hesap verebilirlik ilkeleriyle işletmek…</span></p>
<p><strong>Her Bir Çocuk İçin &#8216;Amasız&#8217; Tepki</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bize Haydar Ergülen’in dizelerini hatırlatıyor Kırımsoy bu sohbet esnasında, “… Bir çocuğun ölümü yalnızca kendi ölümü değildir, başka çocukların da ölümüdür. Onun ölümüne neden olanların çocuklarının da ölümüdür. Bir çocuğun ölümü ağırdır, uzundur, yazılması zordur.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve devam ediyor, “Çocuklar, ihlal durumlarında hatırlanacak kişiler veya istatistiklerde kaybolan birer sayı değil, her biri hak sahibi birer insandır. Her bir çocuk hakkı ihlali, yetişkinler tarafından kurgulanan sistemlerdeki boşlukları gösteriyor. Çocuk hakları ihlallerinde sorumluluk zincirini belirlerken ‘yanlış sorunun doğru cevabı’ yoktur. Adorno’nun dediği gibi yanlış hayat doğru yaşanmaz. Dolayısıyla her bir ihlalin özenle ve ciddiyetle ele alınması benzer ihlallerin önlenebilmesi açısından önem taşıyor. Bunu çocuklara olduğu kadar kendimize ve içinde yaşadığımız topluma ve yeryüzüne borçluyuz. Bu, bir arada yaşama kültürünün bir gereği. Bu nedenle herkesin, yaşamını kaybeden her bir çocuk için ‘amasız’ tepki göstermesi, ‘sorumluluk zincirini’ görmesi ve herkes için yaşam hakkını savunması çokça önemli.” </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/cocuklari-ihmaller-olduruyor/">Çocukları İhmaller Öldürüyor&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
