<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emine Deniz arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/emine-deniz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/emine-deniz/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 29 Mar 2021 12:02:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Emine Deniz arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/emine-deniz/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kadınlar İstanbul Sözleşmesi&#8217;nin Öneminde Ortaklaşıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/29/kadinlar-istanbul-sozlesmesinin-oneminde-ortaklasiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2021 11:32:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Aslı Alpar]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Fidan Ataselim]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi'nden Çekilme Kararı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kırkyama Kadın Dayanışması]]></category>
		<category><![CDATA[Şehide Zehra Keleş]]></category>
		<category><![CDATA[Şule Yücebıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Tülay Korkutan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67668</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Sözlesmesi’nden çekilme kararının kadınlar başta olmak üzere dezavantajlı grupları nasıl etkileyeceğini farklı alanlarda çalışan kadınlara sorduk. İstanbul Sözleşmesi’nin kendileri için önemini Sivil Sayfalar’la paylaşan kadınlar; sözleşmeye sahip çıkmak noktasında mücadeleyi sürdüreceklerini kaydediyorlar. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/29/kadinlar-istanbul-sozlesmesinin-oneminde-ortaklasiyor/">Kadınlar İstanbul Sözleşmesi&#8217;nin Öneminde Ortaklaşıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akademisyen Emine Deniz, Kırkyama Kadın Dayanışması’ndan Tülay Korkutan, KAOS-GL’den Aslı Alpar, çocuk ve mülteci hakları aktivisti Dilan Taşdemir, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Fidan Ataselim, Müslüman feminist Şehide Zehra Keleş ve Bilim Virüsü kurucusu sosyal girişimci ve iletişim uzmanı Şule Yücebıyık ile İstanbul Sözleşmesi’ni ve sözleşmeden çıkma kararının etkilerini konuştuk.</p>
<p>Zehra Şehide Keleş İstanbul Sözleşmesi’nin sadece fiziksel değil psikolojik şiddeti de kapsamasının önemine vurgu yaparak, sözleşmenin anlamını şöyle anlatıyor; “Kökleri toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde yatan, tacizi sadece kamusal alanlarda karşılaştığımız fiziksel eylemler değil, aşağılama ve yüz kızartma amacıyla yapılan her türlü sözel ve fiziksel saldırıyı da kapsayan bir suç olarak tanımlayan; kamusal sorumluluğun sınırlarını da kadınları şiddet görmekten korumanın ötesine taşıyıp, şiddetin köklendiği toplumsal cinsiyet iklimini değiştirmeyi, bunun için bütçe ve personel tahsis etmeyi, bütüncül politikalarla kadınları çok yönlü güçlendirmeyi masaya koyan bir metin olarak; sözleşme hayatı iyi okuyan, sebep sonuç ilişkilerini doğru kuran, farklı eşitsizlik dinamiklerinin birbiriyle ilişkisini doğru tanımlayan ve kök sorunları tespit ederek isabetli çözüm önerileri getiren büyük bir fırsat penceresiydi. Bu pencere göçmenlik, engellilik, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim, yoksulluk, çocukluk gibi toplumsal cinsiyet temelli şiddet karşısında kırılgan olan tüm grupları gören bir yerde konumlanıyordu.”</p>
<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-67751 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoyuderya-kap-1-640x296.jpg" alt="Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin Hayati Önemini ve Tedirginliklerini Paylaşıyor " width="640" height="296" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoyuderya-kap-1-640x296.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoyuderya-kap-1-1280x591.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoyuderya-kap-1-1024x473.jpg 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></strong></p>
<h5><strong>“Kazanılmış Haklarımız Hukuksuz Şekilde Elimizden Alındı!</strong><strong>”</strong></h5>
<p>Kırkyama Kadın Dayanışması’ndan Tülay Korkutan, İstanbul Sözleşmesi’nin kadınları, tanıdıkları veya tanımadıkları kişiler, eşleri ya da partnerleri fark etmeksizin her türlü erkek şiddetine karşı koruyan bir metin olduğu ve kadınların mücadelesi ile yazıldığından kadınlar için taşıdığı hayati öneme dikkat çekiyor ve Türkiye’de fiilen uygulanması amacıyla kadın hareketinin yıllardır verdiği mücadelenin altını çiziyor.</p>
<p>Kadınlar olarak bireysel değil kolektif mücadeleye inandıklarını, bu nedenle sadece kendileri için değil tüm kadınlar için çalıştıklarını belirten Fidan Ataselim, çekilme kararı ile ülkedeki tüm kadınları tehlikeye daha açık hale getirdiğini kaydediyor. “Devlet bu karar ile sadece bazı kadınları koruyacağını ilan etmiş oldu” diyen Ataselim, sözleşmeden çekilme kararında “gelenek ve göreneklere” atıf yapılmasını manipülatif bulduklarını; “öldürülen kadınları ve sözleşmeye destek veren tüm toplum kesimlerini yok sayarak toplumdaki sadece %7 azınlığın görüşüyle kararın alındığını, kararın geri çekilmesi için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını vurguluyor.</p>
<p>İstanbul Sözleşmesi’nin kadın ve LGBTİ+’ların mücadelesinin bir kazanımı olduğunu hatırlatan KAOS-GL’den Aslı Alpar, çekilme kararı ile “kazanılmış haklarının ellerinden hukuksuz bir şekilde” alındığını kaydediyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin artacak olması ve Cumhurbaşkanı’nın bir gecede bu kararı alabilmesinden dolayı LGBTİ+ların kaygılı olduklarını söyleyen Alpar, İstanbul Sözleşme’sinin “Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrımcılık Yasağı” başlıklı 4. maddesi ile cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı yapılamayacağı” hükmünün LGBTİ+’lar açısından önemini hatırlatıyor.</p>
<h5><strong>“Her Şey Elimizden Alınmış Gibi Hissettik; Artık Daha Savunmasızız!”</strong></h5>
<p>Uygulamadaki tüm kısıtlılıklara rağmen, “İstanbul Sözleşmesi’nin toplumsal cinsiyet eşitliğine konusunda kamu sorumluluğuna ve özel olanın politik olduğuna zemin oluşturan bir metin olarak” gördüğünü belirten Şehide Zehra Keleş, çekilme kararıyla ilgili, “Bir kadın olarak haklarımı kamudan talep etmenin meşruiyet zemininin ayaklarımın altından kaydığını hissediyorum” diyor. Keleş’e göre bu karar kadınların eşitlik talebinin altını oyuyor ve gündelik hayatta maruz kaldıkları ve tanıklık ettikleri şiddet karşısında duraksamasına, şiddet ve ayrımcılıktan uzak bir hayat talep etme hakkının sekteye uğramasına neden olacak.</p>
<p>Kararın “erkek düzenin gözden çıkardığı kadın, yaşlı, LGBTİ+’nın, yaşam hakkına saygı duyulmadığını” gösterdiğini söyleyen Emine Deniz, bunun hayatına “her gün taciz ve şiddet tehdidinin daha fazla hissedilmesiyle” yansıyacağını düşünüyor. Benzer şekilde Şule Yücebıyık da sözleşmeden çekilme kararının bir kadın olarak kendisini şiddete karşı koruyacak, haklarını talep etmesini sağlayacak bir üst mekanizmanın artık kalmadığı anlamına geldiğini ve bunun kendisini tedirgin ettiğini söylüyor.</p>
<p>Dilan Taşdemir ise çekilme kararını  “Her şey elimizden alınmış gibi hissettik. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmadığını bilmeme rağmen, beni güvencesiz hissettirdi. Çünkü çok önemli olduğuna inandım ve inandırıldım. Artık daha savunmasızız.” sözleriyle değerlendiriyor. Sözleşmeden çekilme kararının erkekler için “artık sözleşme yok, her şeyi yapabilirim” algısı yaratacağına dikkat çeken Taşdemir, toplumsal yankıların hesaba katılmadan alınan bu kararın ve yerine “Ankara Sözleşmesi hazırlanacağı” açıklamalarının mevcut yasaların kadınları korumadığının iktidar tarafından da zımnen kabul edildiğini gösterdiğini kaydediyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-67752 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoy-derya-kap-2-1-640x296.jpg" alt="Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin Hayati Önemini ve Tedirginliklerini Paylaşıyor " width="640" height="296" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoy-derya-kap-2-1-640x296.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoy-derya-kap-2-1-1280x591.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoy-derya-kap-2-1-1024x473.jpg 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının çalışma alanlarındaki etkisini dair sorularımızı yanıtlayan kadınlardan akademisyen Emine Deniz, çekilmenin hemen ardından Lazarenta ve CEDAW gibi diğer uluslararası sözleşmelerden de çekilme çağrılarından çekilmeye yönetlik taleplerin yükselmesinin eğitim alanında kız çocukları için yaratacağı tehdide dikkat çekerek, “Karar kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi veya ev içi bakım hizmeti için okuldan uzak tutulmasını artıracak” diyor. Uzaktan eğitimin pandemi sonrasında süreceğinin açıklanmasını birlikte değerlendiren Emine Deniz, tabloyu “ülkenin kız çocuklarını geride bırakmaya kararlı olduğu” şeklinde yorumluyor.</p>
<p>Türkiye’nin sözleşmeden çekilme kararının kendileri için “yok” hükmünde olduğunu söyleyen Fidan Ataselim, “Kararı Geri Çek, Sözleşmeyi Uygula” sloganıyla çalışmalarını daha yoğun şekilde ve Türkiye’nin dört bir yanında sürdüreceklerin belirtiyor: “Biz bu kararla mücadelemizde de başka bir evreye geçtik; kadınlar nasıl ölümleri pahasına erkek şiddetinden kurtulmak için adım atıyor ve vazgeçmiyorlarsa, biz de bu kararın geri çekilmesi için mücadele devam edeceğiz ve elimizden gelen her şeyi yapacağız.”</p>
<p>23 Mart 2021 tarihinde Türkiye’de bir gün içinde 6 kadının öldürüldüğünü hatırlatan Ataselim, “bu kadar kadın cinayeti, tecavüzler tacizler artmışken, kadınları değil bir avuç kadın düşmanını dikkate alan” hükümetin kararına karşı, Taksim Meydanı’nda olduğu gibi kadınlara kapalı olan, gösterilere izin verilmeyen her yerde gösteri yapacaklarını kaydediyor. 23 Mart 2021 tarihinde Taksim Meydanı’nda yaptıkları eylemin kolluk güçleri tarafından ablukaya alındığını kamuoyunun gördüğünü; “yaşamak isteyen kadınlar için seferber olmayan ilgililerin, gösteri yapan kadınları engellemek için seferber olduğunu” söylüyor.</p>
<p>“LGBTİ+’ları da korumakla yükümlü olmasına rağmen LGBTİ+’ları “yok” sayan bir siyasi ortamda”, LGBTİ+’ların gündemini, haklarını, sözlerini medyaya taşımaya ve toplumsal cinsiyet eşitliğini, çeşitliliğini anakımlaştırma çabalarını sürdürdüklerini kaydeden Aslı Alpar, nefret söylemi ve nefret suçlarının Türk Ceza Kanunu’nda suç olmadığını, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin anayasal güvence altında bulunmadığını hatırlatıyor. Bu hukuki düzlemde ve siyasi ortamda, Türkiye’de LGBTİ+’ların en temel insan haklarının ihlal edildiğini, cezasızlık nedeniyle nefret cinayetlerinin arttığını söyleyen Alpar, uygulanmamış olsa bile “LGBTİ+’ların haklarını adıyla anan yasal bir zemin olan İstanbul Sözleşmesi kaldırılması sonrası, kendilerine düşen görevin “insan hakları mücadelesini daha güçlü ve bir arada sürdürmeye devam etmek” olduğunu kaydediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/29/kadinlar-istanbul-sozlesmesinin-oneminde-ortaklasiyor/">Kadınlar İstanbul Sözleşmesi&#8217;nin Öneminde Ortaklaşıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emine Deniz: Trump seçimler sırasında vermiş olduğu sözleri tutuyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/04/emine-deniz-trump-secimler-sirasinda-vermis-oldugu-sozleri-tutuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2017 10:56:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık Seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[sivil direniş]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[Trump karşıtı protestolar]]></category>
		<category><![CDATA[womens march]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=11253</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD&#8217;de Trump&#8217;ın başkan olarak göreve gelmesiyle ülke genelinde çeşitli protestolar başladı. İslamofobi, ırkçılık ve seksizm karşıtı bu protestolar ülkemizde de tartışma konusu oldu. ABD&#8217;deki protestoları ve bu protestolar etrafında bir araya gelen sivil toplumun ülke siyaseti üzerindeki etkisini anlamak için New York Üniversitesi&#8217;nde doktora eğitimini sürdüren Emine Deniz&#8217;le röportaj yaptık. Deniz merkezine Türkiye sivil toplumunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/04/emine-deniz-trump-secimler-sirasinda-vermis-oldugu-sozleri-tutuyor/">Emine Deniz: Trump seçimler sırasında vermiş olduğu sözleri tutuyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD&#8217;de Trump&#8217;ın başkan olarak göreve gelmesiyle ülke genelinde çeşitli protestolar başladı. İslamofobi, ırkçılık ve seksizm karşıtı bu protestolar ülkemizde de tartışma konusu oldu. ABD&#8217;deki protestoları ve bu protestolar etrafında bir araya gelen sivil toplumun ülke siyaseti üzerindeki etkisini anlamak için New York Üniversitesi&#8217;nde doktora eğitimini sürdüren Emine Deniz&#8217;le röportaj yaptık. Deniz merkezine Türkiye sivil toplumunu alan değerlendirmelerini de bizimle paylaştı.</strong><span id="more-17637"></span></p>
<h4>&#8220;Müslümanlar Trump&#8217;ın Amerikan başkanı seçilmesinden önce ülke sınırlarında güllük gülistanlık zaman geçirmiyorlardı&#8221;</h4>
<p><strong>-ABD&#8217;de neler oluyor?</strong></p>
<p>Bu soruya en kestirme cevap: “Trump, seçimler sırasında vermiş olduğu sözleri tutuyor” olurdu. Hatırlarsak Trump’ın seçim vaatleri arasında Müslümanların ülkeye girişlerine dair güvenlik adımlarını daha da kuvvetlendirmek vardı. Seçilmesinin ardından imzaladığı bir kanun hükmünde kararname ile Irak, İran, Libya, Somali, Sudan, Suriye ve Yemen vatandaşlarının ülkeye girişini 90 gün boyunca yasakladı.</p>
<p>Burada bir parantez açalım. Müslüman Amerikan vatandaşları, Müslüman yeşil kart sahipleri veya Müslüman-çoğunluk ülkelerin Amerikan vizesine sahip vatandaşları Trump’ın Amerikan başkanı seçilmesinden önce ülke sınırlarında günlük gülistanlık zaman geçirmiyorlardı. Bunun yanı sıra bu ülkeler Obama yönetimi sırasında “kaygıya mahal ülkeler” olarak tanımlanmışlardı.</p>
<p>Ve hatta filmimizi daha da geriye saralım. Kolonyal donemde ayrı post-kolonyal donemde ayrı canına okunmuş bir nüfustan bahsediyoruz. 2003 yılında Irak’ın işgali ile başlayan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı yangın yerine çevirme ve insanları bir şiddet sarmalına hapsetme tarihi var. Yangın yeri hali radikalleşmeye, radikalleşmenin güvenlik önlemlerinin artmasına neden olmasına, bu durumun daha da radikalleşmeye neden olduğu uzun bir süreçten bahsediyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-11256" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/DEFEE13F-747D-43A6-B85E-0D70E74F6655-e1486205491531.jpg" width="900" height="527" /></p>
<h4>&#8220;Trump tarafından önümüze konan uygulamayı Obama dönemi ile uygulamaları karşılaştırmak Trump ve benzerlerini normalleştirmek olur&#8221;</h4>
<p><strong>-Peki bu durumu diğerlerinden farklı kılan neydi?</strong></p>
<p>Amerikan Başkanı Trump’ın uygulamaya koyduğu karar kazanılmış hakları askıya alıyor. Dünyanın bütün devletleri sınır güvenliklerini sağlamak için bir takım uygulamalara başvuruyorlar. Vize almak, sığınma veya vatandaşlık hakkı elde etmek kolay değil. Fakat bütün bu işlemler sonucu devlet ve birey arasında bir sözleşme oluşuyor. O sözleşmenin ihlali durumunda da yapılacaklar belirleniyor. Ve bir gün devlet birdenbire herhangi bir geçerli ve meşru neden olmadan aranızdaki sözleşmeyi feshediyor. Yani oyunun kuralları biz oyunun içindeyken değişiyor.</p>
<p>Burada yukarıda Obama yönetiminin bu yedi ülkeyi daha önce “kaygıya mahal ülkeler olarak” belirlemesinden, 2011 yılında Irak’a ayrılmış özel mülteci vizelerini altı ay boyunca durdurmuş olmasından veya 2015 yılında İran, Irak ve Suriye’nin de aralarında bulunduğu ülkeler için vize kurallarına yeni maddeler eklemesinden farklı olan birden fazla durum var. İnfazı kabil sözleşme esasına aykırı hareket etmek, ikincisi 130 milyonluk bir nüfusu etkileyen bir kararı küçük bir danışman kadrosu ile vermek &#8211;Trump yönetimi değil Trump, Obama değil Obama yönetimi demem bilinçli bir tercih&#8211;, kararnameye ilişkin uygulama ve kuralların belirsizliği ve kararnamenin Amerikan Anayasası’na olası aykırılığı akla ilk gelenler.</p>
<p>Burada kişisel bir görüş için kendime yer açmak istiyorum. Herhangi bir devletin ülkesinin sınırlarını korumak üzere attığı veya atacak olduğu adımların özgürlüğü güvenlik politikalarına önceleyen insanların damağında kekremsi bir tat bırakmaması mümkün değil. Fakat Trump tarafından önümüze konan uygulamayı Obama dönemi ile uygulamaları karşılaştırmak en basitinden Trump ve benzerlerini normalleştirmek olur. Bu normalleştirmenin sonunun da hayırlı bir yere çıkacağını düşünmüyorum.</p>
<h4>&#8220;Direnişte görünür olan beyaz, eğitimli, liberal orta sınıf bir kitle var&#8221;</h4>
<p><strong>-Bir sivil direniş var. Sizce bu direniş siyasete nasıl yansır?</strong></p>
<p>Geçtiğimiz haftaya kadar radarımıza girmemiş olmaları tamamen bizim suçumuz olan ama yıllardır yapısal İslamofobiye, insansız hava araçları (drone) ile yapılan saldırılara karşı aktivizm peşinde zamanlarını, sağlıklarını, ve hatta sosyal statülerini harca(mış)yan kimseler var. Daha da eskiye gitmeliyiz!  Yerlilerin kültürel, sosyal, siyasi hakları için, yerlilerin mülkiyet hakları için organize olmuş aktivistler, siyahilerin önce eşit vatandaşlıkları için, bugünlerde karşılaştıkları yapısal ırkçılık için örgütlenmiş bir sivil direniş var.</p>
<p>Sivil direniş yeni değil ama direnişe katılan ve görünürlüğü, ne yazık ki, daha fazla olan bir kitle var: (Çoğunluğu) Beyaz, eğitimli, liberal orta sınıf.  Bu sınıf 1) siyasi eliti üretiyor, 2) siyasi eliti etkileyecek mekanizmalara sahip. Aynı zamanda da dünya genelinde artan popülist milliyetçi söylemin liberal demokrasinin bütün kazanımlarına vuracağı darbeye karşı oluşan bir tepki var.</p>
<p>Şu anda en çok duyduğum şeylerden biri: “2018 yılında yarı donem kongre ve senato seçimleri için çok iyi adaylar yetiştirmeliyiz.” Hatta Barack Hussein ve Michele Obama zamanlarını ve kaynaklarını en küçük yönetim biriminden en büyüğüne daha iyi siyasiler yetiştirmek için harcayacaklarını açıkladılar.</p>
<p><strong> -Sizce Amerikan sivil toplumunun siyaset karşısında bir şansı var mı?</strong></p>
<p>Amerikan siyasetinde sivil toplumun etkisi tartışılamaz. Düşünürseniz, telefonla temsilcilerini arayarak veya mektup/e-mail yolu ile ulaşarak oylamada nasıl oylamaları istediklerini bildiren bir seçmen grubundan bahsediyoruz. Ve kongre/senato üyesi bunları haftalık bültenlerinde açıklıyor.  Ama aynı zamanda daha önce de bahsettiğim gibi Amerika’nın kuruluşundan bu yana gelen haksızlıklara karşı uzun zamandır sivil direniş gösteren gruplar var. Bir de yine daha önce bahsettiğim gibi bu sahneye yeni yeni adım atan beyaz-çoğunluk, eğitimli ve liberal bir kitle var. Bu iki grup arasında George Orwell’in muhteşem tabiri ile kimin “daha eşit” olduğu hepimizin mâlumu.</p>
<p>Bunu da kabaca iki sebebe bağlayacağım. İlki, milli iradenin tecellisinde kimin oy kullanabildiğinin ve kimin oy vermek için sandık başına gideceğinin ve daha önemlisi gidebileceğinin verilerle biliniyor olması. Bir parantez daha Trump’ın seçildiğinden beri, biliyorsunuz popüler oylamayı 2,9 milyon oy ile Hillary Clinton kazandı, ve secim öncesinde de seçimlere hile karıştığını iddia etmesinin narsistliğinden başka bir nedeni daha var: Güneyli Cumhuriyetçilerin uzun zamandır peşinde oldukları yerli, siyahi, hispanik, ve illegal yollar ile ülkeye gelip çeşitli sebeplerle vatandaşlık hakkını kazanmış vatandaşların oy kullanma haklarının elinden alınmasına neden olacak kanunları geri getirme çabası.</p>
<p>İkincisi ise Amerikan siyasetinde politika finansmanı ve bu sayede de paranın önemi: En yakın örneğini Çarşamba günü yasadık. Trump’ın secim zamanı ve yemin töreni sırasında kamu politikası uygulamalarından biri de “yerli ve milli” üretim, işçi ve tüketim idi. (Produce American, Hire American). Trump’ın çalışanlara tahsis edilen H1B vizesinde bir değişikliğe gideceğini öngörülüyor. Ve Kaliforniya eyaletinin Demokrat temsilcilerinden biri bir yasa tasarısı önerdi. Tasarının detaylarına girmeden şunu söylemek istiyorum, yasanın eski hali ile karşılaştırıldığında yeni tasarı iyi Amerikan üniversitelerinden mezun olanları ve teknoloji sektörünü koruyor. Kanun tasarısı Trump’ın olası daha “korkunç” tasarısından korumak üzere ve tarafsız olarak lanse ediliyor. Sivil toplum için ve ülkeye eğitim almak için gelmiş önce göçmen sonra da vatandaşlık statüsüne geçecek olan kimseler için elbette yararlı bu tasarının kimin lobi faaliyetleri sonucu ortaya çıktığı da yanı sıra son derece açık.</p>
<h4>&#8220;Yargının tavrını tamamen sivil direniş etkiledi demem mümkün değil&#8221;</h4>
<p><strong>-ABD yargısı Trump&#8217;ın Müslümanlara vize kısıtlaması kararını askıya aldı. Yargının bu tavrını sivil direniş ne derece etkiledi?</strong></p>
<p>Öncelikle sıklıkla görülen bir yanlış anlaşılmayı düzeltelim, Brooklyn’de bölge savcılığından bir yargıç geçici olarak vize kısıtlamasını ülkeye girmek üzere havaalanında olan ve karar sırasında “in-transit” (yolda) olan kimseler için askıya aldı. Yargının tavrını tamamen sivil direniş etkiledi demem mümkün değil. İki kişinin şikâyeti mahkemeye bu durumlar da tecrübeli Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) tarafından taşındı ve elbette ki hangi mahkemeye taşımaları gerektiğini biliyorlardı. Davaya bakan yargıç altı yıl sure boyunca görevini yerine getirmek üzere Obama tarafından atanmıştı ve Demokrat seçmenin genel eğilimine yakın biriydi. Bu durumda davayı sonuçlanması gerektiği gibi sonuçlandırmaması için bir neden yoktu. Yani gördüğümüz yıllara yayılmış bir devlet aygıtının güçler arasında eşit dağılımını sağlama çabasının tezahürü idi.</p>
<p>Oysa Amerikan yargısının Treyvon Martin, Michael Brown, Philando Castile, Alton Sterling davaları ve daha nicelerinde sicili böylesine parlak değil.</p>
<p><strong>-ABD&#8217;deki protestolar toplumun genelinde nasıl karşılık buluyor?</strong></p>
<p>Protestocular arasında beyazların bulunması, Amerika’nın kadim meseleleri sınıf ve ırk ayrımcılığına dair değil genel geçer vurgusu olan protestolar olması nedeniyle elbette daha yumuşak karşılanıyor. Kimse insanları “uyuşturucu kullanan, hapse girip çıkan, eğitimlerini yarıda bırakan ve ahlaki değerleri zayıf” olarak yaftalamıyor. Protestonun Cumhuriyetçi kanada yakın ana akım medyada yer alma biçimi protestocuları karalama üzerinden çok, protesto edilen şeyin Amerika’nın güvenliği için alınmış bir karar olduğunu ve Obama yönetimin de aynısını yaptığını –hakikat sonrası habercilik kuralları dahilinde&#8211; vurgulamaya dayanıyor.</p>
<h4>&#8220;Türkiyeli sivil toplum örgütlerinin devlet ile olan ilişkilerini sürekli olarak sorgulamaları önemli&#8221;</h4>
<p><strong>-Bu örnekten Türkiye sivil toplumunun çıkarması gereken dersler var mı sizce? Varsa nedir bunlar?</strong></p>
<p>Öncelikle ders yerine, üzerine düşünmemiz için neler var diyelim isterim. Üzerine düşünmeniz gereken noktaları sıralarken de iki konuyu açıklığa kavuşturmam gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>İlki, ben liberal gelenekten gelen ve liberal gelenek ilkeleri içinde siyasi varoluşunu sürdürmeye çalışan biriyim. Bu durumda yaşamımın akışı sürecinde karşılaştığım şeyler üzerinde düşünürken isteyerek ve çoğu kez istemsizce bu siyasi düstur ile düşünüyorum. Yani buradan sonra okuyacaklarınız bir liberalin Amerika sivil toplumuna bakıp Türkiyeli sivil toplum üzerine neler düşündüğüdür.</p>
<p>İkincisi ise, her toplumun kendi iç dinamiklerinin farklı olduğunu unutmadan ilkelerim dahilinde bir düşünme egzersizi bu, bu nedenle genel geçer uygulanabilecek noktalardan bahsetmek istiyorum. Nüansları atladığım için herkesten özür dilerim.</p>
<p>Sivil toplumun devlet şiddetini kontrol altına almak belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz araç. Bu durumda Türkiyeli sivil toplum örgütlerinin devlet ile olan ilişkilerini sürekli olarak sorgulamalarının önemli olduğunu düşünüyorum. Bahsettiğim, bağışcılığın az olduğu bir ülkede, devlet yardım ve hibelerinden uzak durmak değil, ama o hibeleri alabilmek için devlete veya devletin tezahürlerine yanlamayı işin kuralı saymamak.</p>
<h4>&#8220;Türkiyeli sivil toplum örgütlerinde çok karşılaştığım bir söylem eğer kelli ferli heteroseksüel erkek olmaz ise panelde/çalıştayda/sunumda/çalışmada bizi kimse dinlemez algısı&#8221;</h4>
<p>Bahsetmek istediğim bir diğer noktayı sevgili Umut Tümay Arslan’ın şahane kavramsallaştırması ile anlatmak istiyorum: ““heteronormatifliği ve Türklük ethosunu* yeniden üretmeyen” bir sivil toplumun peşinde olmalıyız. Türklük ethosunu daha az önemli görmediğimi vurgulayarak, son zamanlarda sıklıkla karşılaştığım heteronormatifliğin yeniden ve yeniden üretilmesi hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Sivil toplumdan bahsedeceksek öncelikle bu soyut varlığın heteroseksüel hükümran sınıfa ait erkek egemenliğinden çıkmasının gerekliliğinden bahsetmemiz lazım. Türkiyeli sivil toplum örgütlerinde çok karşılaştığım bir söylem eğer kelli ferli heteroseksüel erkek olmaz ise panelde/çalıştayda/sunumda/çalışmada bizi kimse dinlemez algısı. Dinlemez tabii, sen hiç dinlemeleri için sınırları genişletmeye çalışmamışsın ki. Beni inanılmaz hayal kırıklığına uğratıyor bu her seferinde. Elbette Amerika’da da tamamı erkeklerden oluşan televizyon programları, konferans panelleri var, ama bunu konuştuğunuzda sivil toplum temsilcilerinden “ne yapalım başka türlü ilgi çekemeyiz “den farklı cevaplar duyuyorsunuz.</p>
<p>Bir diğer konu herhangi bir konuda sivil toplum hamlesine ihtiyaç duyacak isek, bu hayvan haklarından, eşit yurttaşlığa, LGBTİ haklarından devlet şiddetine tek tip olmamızın gerekliğinin neredeyse gizli bir kabul olması. Amerikan sivil toplumu bu günahtan âri mi? Ee elbette hayır, ama Trump’ın başkan seçilmesinden beri gördüğümüz protestoların yayınlanan bildirilerin içeriklerine bakıldığında bu konuda bir aşama kaydedilmesi için atılan adımları görüyorsunuz. Çok katmanlılık Amerikan sivil toplumun sıklıkla konuştuğu konulardan biri. Mesela, 2016 kışında katıldığım bir konferansta Türkiye’nin çeşitli yerlerinden iş kadını örgütleri vardı. Konferansın ana teması, 2015 Temmuz’unda yeniden başlayan çatışmalı süreç içinde kadının is hayatına katkısı idi. Ülkenin batısındaki iş kadınlarını temsil eden örgütlerden herhangi biri ülke ve dünya genelinde bir ekonomik kriz yaşandığından bunun da herkesi etkilediğinden öteye gidemediler. Birbirimiz ile bir örnek, tek flama altında ve asla birbirimizi eleştirmeden ve tartışmadan sivil kontrolü devlet üstünde oluşturma çabalarının 19 Mayıs müsamerelerinden farkı yok. 19 Mayıs müsameresinin de sivillik ile alakası yok.</p>
<p>Burada bir noktaya daha değinmek istiyorum, tek tipleştirme ve yekpare bir oluşumdan bahsediyormuşçasına konuşma ve davranma bicimi hem sivil toplumun içinde hem de sivil toplumun karşısında devlet tezahürüne yakın duranlar arasında var. Muhalefet etmek, bir konuda karşı fikir ifade etmek, sivil bir hareketin içinde yer almak kalın bir fırçayla tek renge boyanmak gibi. İlkeleriniz nedeniyle çeşitli zamanlarda, belki de siyaseten asla yan yana gelmeyeceğiniz kimseler ile bir arada olabilmek bir olgunluk belirtisi değil neredeyse bir günah. Kadınların yürüyüşü ile başlayan, Müslümanların ülkeye girişinin yasaklanması ile devam eden süreçte okuduğum birçok yazıdan çok etkilendim. Çoğunun ana teması da su idi: Bugün bizimle sokakları dolduranların bu yaşananlarda payı büyük olabilir, hatta belki de bazen baskının ve devletin dilini yeniden üretiyor olabilirler fakat onlara yanımızda olma fırsatı vermek, ötelememek ama bunu yaparken de sorumluluklarını hatırlatmak geleceğimiz için önemli.</p>
<p>Bu noktada benim başka bir düşünme noktası da sorumlulukların nasıl hatırlatıldığı oldu. Kimseden bunu beklemek gibi hakkım olmadığını biliyorum ama olsa daha iyi olur diye ekliyorum. Beni hem düşündüren hem utandıran yazıların diline dönüp baktığımda sunu fark ettim: Kimseye “giydirmiyor”, kimseyi “hizaya çekmiyor” ama hiç taviz vermeden hatırlatıyor eksiklerini. Keşke başkalarında kızdığımız baş öğretmen tavrımızı bir kenara bırakabilsek. Belli ki, ben de su anda aynı şeyi yapıyorum, bir grup insani hizaya çekmeye çalışıyorum. Bunu da kabul ediyorum. Ama ben Türkiye’deki “o zaman neredeydiniz” veya “biz size dememiş miydik” aktivizmden çok bunaldım. Yalnız olmadığımı da çok iyi biliyorum.</p>
<p>Kapatırken vurgulamak istediğim ve belki de en önemli olduğunu düşündüğüm şey ise: “Eskiden ülke/dünya böyle değildi” çığırtkanlığına mahal vermemek. Kendimizi, dilimizi sürekli kontrol etmek.  İmtiyazlarının, o imtiyazların seni “eskiden” nasıl koruduğunun farkında olmak lazım. Bu bizim sorumluluğumuz. Nokta.</p>
<p>Yukarıda sözünü ettiğim konu ile bağlantılayarak bitirmek istiyorum, biri herhangi bir sivil toplum temsiliyetine ister hizaya çekerek ister başka yollarla imtiyazlarını ve imtiyazlarının yaptıkları iste nasıl görünür olduğunu söylerse dinlemek ve gerekli düzeltmeleri yapmak o sivil toplum temsiliyetinin sorumluluğu. Hakkaniyet bunu gerektirir.</p>
<h6>*Umut Tümay Arslan, bir yazısında, özellikle bazı sosyalist sol ve demokrat kesimlerden insanların 1915’e sanki yüz yıl öncesinde olmuş-bitmiş ve orada kalmış bir olgu olarak yaklaşmalarını, aradan geçen bir asırlık dönemde yaşanan “çifte ortadan kaldırma” sürecinin (Ermenilerin yok edilmesi ve Ermenilerden geriye kalan izlerin yok edilmesi) görmezden gelinmesi durumunu <i>Türklük Ethosu</i> olarak tanımladığı oluş ile açıklar/Kaynak için <a href="http://istiraki.blogspot.com.tr/2016/05/turkluk-ethosu.html">tıklayın</a></h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/04/emine-deniz-trump-secimler-sirasinda-vermis-oldugu-sozleri-tutuyor/">Emine Deniz: Trump seçimler sırasında vermiş olduğu sözleri tutuyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
