<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ekoloji krizi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/ekoloji-krizi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ekoloji-krizi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Mar 2023 12:45:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>ekoloji krizi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ekoloji-krizi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mülteciler Günü&#8217;nde Müsilajı Düşünmek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/22/multeciler-gununde-musilaji-dusunmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emet Değirmenci]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2021 07:52:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ekofeminizm]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Müsilaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71791</guid>

					<description><![CDATA[<p>20 Haziran Dünya Mülteciler Günü idi. Yalnızca savaşlarla zorla yerinden edilme değil; artık çevre felaketleri nedeniyle de hepimiz, her an, mülteci konumuna düşebiliriz. Artık doğa insanları silkeleyip başının çaresine bakamayacak kadar yorgun.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/22/multeciler-gununde-musilaji-dusunmek/">Mülteciler Günü&#8217;nde Müsilajı Düşünmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Ekolojik krizin çeşitli çöküşlere yol açtığı zamanları yaşamaya başladık. Belki de Marmara</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">daki müsilaj bu çöküşlerin yerel bir belirtisi. İnsanı merkeze alan ekonomik büyüme mantığı, şimdi de kirliliğin teknolojiyle temizlenebileceği umudunu yaratmaya çalışıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Artık doğa insanları </span><span style="font-weight: 400;">silkeleyip</span><span style="font-weight: 400;"> başının çaresine de bakamayacak kadar yorgun.  </span></p>
<h5><b>Deniz ve Okyanuslar Oksijen ve Yağmur Kaynağıdır </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilimsel veriler yeryüzünün karasal alanındaki oksijenin % 50-80 oranında deniz ve okyanuslarda üretildiğine işaret ediyor. Su döngüsü verilerine göre ise, yeryüzünün % 90’na yakın kaynağı okyanus kökenli</span><span style="font-weight: 400;">. Buna elbette karasal ortamda yağmur sağlamasını da ekleyelim. Bir başka deyişle, deniz ve okyanuslardan esen rüzgârlar karasal alana yağmur</span> <span style="font-weight: 400;">getiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunlar düşünüldüğünde, gelinen noktada da Marmara</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da ‘kaldırılması gereken bir ceset’ olduğuna işaret eden Levent Artüz gibi bağımsız bilim insanlarına inanmak gerekir. Çünkü sorunun kaynağı yüzeysel değil derinde. Örneğin gerçekçi ve kalıcı çözümlerden biri olarak yıllardır konu edilen Trakya&#8217;daki </span><span style="font-weight: 400;">Ergene Nehri&#8217;nin kirlilikten arınması için </span><span style="font-weight: 400;">Marmara Denizi’ne deşarjının bir an önce durdurulmasına dikkat çekiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her denizin farklı ekosistem özelliği olduğu açık. Ancak Marmara&#8217;daki müsilaj kitlesine benzer Ege, Akdeniz ve Karadeniz’de de şimdiden emareler görüldüğü dikkate alınırsa herkese, hepimize görev düşüyor. Çünkü yediğimizin, içtiğimizin nereden geldiğini, ekosisteme etkisinin ne olduğunu ve atığımızın nereye gittiğini bilmeyen bir toplumuz. Oysa yurttaş olarak her birimizin tüm bunları bilip, çözümün parçası olmamız ve yapılacaklar hakkında otoritelere baskı yapmamız gerek. </span><b> </b></p>
<h5><b>Antroposen mi ve Kapitalosen mi? </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni bir toplum yaratmak için gelecek öngörülerine</span> <span style="font-weight: 400;">bakarken geçmişi iyi görmek gerekiyor. Afrikalı aktivist bir arkadaşım kendi kültürlerindeki </span><i><span style="font-weight: 400;">Sankofa</span></i><span style="font-weight: 400;">  mitini anlatmıştı çizerek. Öne yürürken arkasına bakan renkli bir kuştur Sankofa. </span><span style="font-weight: 400;">Ayakları öne giderken arkasını iyi görüp düşünen bir kuş.</span><span style="font-weight: 400;"> Altıncı yok oluş süreci olarak tanımlanan  </span><i><span style="font-weight: 400;">antroposen</span></i><span style="font-weight: 400;"> çağında bunu yapabiliyor muyuz?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kapitalizm doğaya kaynak deposu olarak baktığı için bu hale geldik. Evet, hangi sistemle nasıl yönetildiğimiz önemli. Ancak insan denilen, </span><span style="font-weight: 400;">düşünen</span><span style="font-weight: 400;"> yaratıcı hayvanın potansiyelini de objektif olarak</span> <span style="font-weight: 400;">görmek lazım. İnsanın hem yapıcı hem de yıkıcı potansiyel taşıyor. Kendim de </span><i><span style="font-weight: 400;">antroposen</span></i><span style="font-weight: 400;"> kavramına kafa yorduğumdan, köklerinin  16. yy’a kadar uzadığını biliyorum. Avcı derleyiciler de kabile toplumları da doğaya zarar vermiş. Dolayısıyla, insan potansiyeli ve insan doğası gelinen noktada yeniden düşünülmeli diyen araştırmacılara katılıyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanın doğanın karşısına</span> <span style="font-weight: 400;">kültürü</span><span style="font-weight: 400;">, </span><span style="font-weight: 400;">bir başka deyişle</span><span style="font-weight: 400;">,</span><span style="font-weight: 400;"> tohumun ve hayvanların evcilleştirilmesiyle yarattığı kültür birikimini koyması yeniden ele alınmalı. Bu bağlamda antroposenin yıkıcı etkileri</span><span style="font-weight: 400;">,</span><span style="font-weight: 400;"> kapitalizm dediğimiz tüketim toplumu tarihe karışsa da</span><span style="font-weight: 400;"> süreceğe benziyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanlar, belki de Vandana Shiva’nın sıkça dile getirdiği ve ekofeminizmde geleceğin ekonomisi olarak önemli bir yeri olan geçimlik ekonomiye geçmek durumunda. Böylece insan biriktirme ve merkezileşmeden uzaklaşılabilir. Adım adım küçük üretime geçilebilir. Hatta kendini yenileyen tarım yöntemleriyle, gıdamızın çoğunu doğayı her yıl sürüp çapalamak ve devasa traktörler kullanmak suretiyle</span> <span style="font-weight: 400;">ardıllığı</span><span style="font-weight: 400;"> bozarak yapılan tarım yöntemleri terk edilebilir. Bu durum, aynı zamanda, bir dizi hiyerarşik yapıyı ve tahakküm yöntemlerini çözmeye dönük </span><i><span style="font-weight: 400;">agoekolojik</span></i><span style="font-weight: 400;"> yöntemlerle yapılabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanlı doğanın insansız doğayı gözlemleyerek öğreneceği çok şey olduğuna inanıyorum. Böylece yukarıda bahsettiğim, atığından gıdasına, doğanın döngülerinin bir parçası olmayı yeniden başarabilir. Elbette bu hem sistem hem de yurttaşlık bilinci sorunu. Kısacası</span><span style="font-weight: 400;">,</span><span style="font-weight: 400;"> insan evriminde kendisinin nesne değil de özne olduğunu idrak etmesiyle bu durum mümkün olabilir. Buna belki de yaratıcı yıkım demek gerekir. Çünkü insan, kurduğu sosyal sistemlerle yaratıcılığını seferber ettiğinde çok geniş alanları restore edebiliyor. Örneğin Sarı Nehir deltasında tarihte İpek Yolu’nun merkez bölgesi olan </span><b>Loess </b><i><span style="font-weight: 400;">Plato</span></i><span style="font-weight: 400;"> iyi örneklerden biridir. Hükümet politikasıyla ele alınan restorasyon projesi neredeyse Doğu Avrupa büyüklüğünde</span> <span style="font-weight: 400;">adeta çöl kumuna dönüşmüş bir alanı 1994&#8217;te başlayan ve 10 yıl süren bir çabayla teraslar yaparak rehabilite ettiler. Böylece ölü toprağın yeniden canlanması sağlanabilmiş durumda. Üstelik bu durum yüksek teknolojiyle değil; her aileden en az bir kişinin kazma kürekle çalıştığı bir çabayla gerçekleşti. Elbette hükümet bu kişilere emeğinin karşılığını ödemiş. Geçim ekonomisi yürürlüğe konmuş bir nevi. Böylece yerel insan kendi emeğiyle oluşturduğu bir projeye elbette sahip çıkmış olmalı ki Loess Plato, bugün her gıdanın yetişebildiği bir cennete dönüştürülmüş durumda.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<h5><b>Sonuç</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ana sütünde, rahimdeki bebekte dahi mikroplastiklerin görüldüğü bir dönemdeyiz. Marmara</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">daki müsilaj, bana karasal ve sulak ekosistemlerde insanın tüketim ve üretim döngülerine sahip çıkması ve sorumluluk duyması gerektiğini düşündürdü. Kısacası, kaybettiğimiz tehdit altında olan yaşam alanları bizim içimizde! Politikadan kendini istisna tutanlar çok yakında çevre sığınmacısı olabilir. Üstelik korona sağlık krizi gibi küresel krizler peşimizi bırakmazken ve gidecek yerimiz kalmamışken.</span></p>
<p><em>Görsel: Alex Nabaum</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/22/multeciler-gununde-musilaji-dusunmek/">Mülteciler Günü&#8217;nde Müsilajı Düşünmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
