<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ekofeminizm arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/ekofeminizm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ekofeminizm/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Mar 2023 12:45:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>ekofeminizm arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ekofeminizm/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yaşam Savunuculuğundan Ekofeminizme&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/09/17/yasam-savunuculugundan-ekofeminizme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emet Değirmenci]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Sep 2021 08:02:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akbelen]]></category>
		<category><![CDATA[ekofeminizm]]></category>
		<category><![CDATA[HES]]></category>
		<category><![CDATA[İkizköy]]></category>
		<category><![CDATA[kadın mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[termik santral]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=74420</guid>

					<description><![CDATA[<p>HES’lere karşı mücadeleden madenlere karşı mücadeleye kadar kısmen kentte yaşayıp da hala kırsalla bağlantısı olan doğa savunucularının çoğu kadındır. Ekmek teknelerinin tahrip olmakta olduğunu çabucak görürler ve eve sahip çıkma ihtiyacı duyarlar. Ancak bu durum o hareketleri kadın hareketi yapar mı? Bence büyük bir soru işareti var burada.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/09/17/yasam-savunuculugundan-ekofeminizme/">Yaşam Savunuculuğundan Ekofeminizme&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kadının dik durması ya da kadınların dik durması neye bağlıdır?</p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkizköy&#8217;de Akbelen ormanının kesilerek termik santral için altından kömür çıkarılmasına direnen köylüler durumun tarafsız bir gözle irdelenmesi için yargıya başvurmuşlardı. 7 Eylül&#8217;de yol kenarında keşif heyetini bekleyenler arasındaydım. Keşifçiler yöre halkını ve avukatlarını hiçe sayarak hızla alana doğru ilerleyince Neşe Işık’ın simşek gibi aramızdan ayrılıp keşif heyetine ulaşmak için koşmasındaki kararlılığı görecektiniz… Aylardır keşif heyetindeki bilim insanları ve hakimin yörenin flora ve faunası, arkeolojik değerleri ve köylünün geçim kaynakları vb gelecekteki olası etkilerine tarafsız gözle bakmasını bekleniyordu.  Ne yazık ki ilerleyen zamanlarda keşif başlangıcı kadar sürecin de sağlıksız ilerlediği duyumlarını aldık. Avukatlar ve yöreye uzun yıllar emek vermiş çevre mühendisi arkadaşımıza aşağılayıcı ve küçük düşürücü söylemler bir hakim ağzından sarf edilmiş durumdaydı. Oysa yaşam alanı savunucuları o hakimin ve ailesinin ve hatta torunlarının dahi geleceğini savunuyorlardı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son 20 yıldır birçok ülkenin gerek küresel iklim değişimi nedeniyle gerekse hava kalitesinin canlı sağlığına etkileri nedeniyle termik santraller miladını doldurmuş olarak ilan edildi ve tarihin çöplüğüne karıştı. Rüzgar haritalarına göre Muğla yöresindeki termik santrallerin Mısır&#8217;da dahi partikül zehirlenmesine  yol açtığı tespit edilmiş durumda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkizköy&#8217;deki direnişte köylü Neşe Işık arkadaşımızın yüzündeki ışık da bu sağduyunun bilgileriyle donanmış olmasından olmalı… O gerçeğe dayalı bilgiye susamışlığı onun hep dik durmasını sağlıyor olmalı. Çünkü hakikat insanı dik tutar! </span></p>
<h5><b>Bugünlerde Dünyanın Başka Yerlerinde Dik Duran Kadınlar</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaklaşık 20 yıldır ABD işgalinde olan Afganistan&#8217;dan Ağustos ayında Joan Bieden yönetimiyle askeri gücün geri çekilme anonsu yapıldı. Atakta bekleyen Taliban nedeniyle Afganistan halkının ve özellikle kadınların yaşamı alt üst olmuştu. Can güvenlikleri, günlük yaşamları ve kısacası gelecekleri karartıldı. Bu elbette beklenen bir şeydi&#8230; Ancak belki çoğumuz hala dünya kamuoyundan ümitsizce bir mucize bekliyorduk… Ancak Taliban rejiminden kaçmaya çalışanlar kadar ülkede kalıp direnmeyi seçen  kadınların ayağa kalkıp dik durması uzun sürmedi. Kaotik bir durum olsa da sadece Pencir bölgesinde değil, başka bölgelerden de gelen haberler kadınların artık ortadoğuda patriyarkanın köklerini söküp atma kararlığının fısıltısını duyuruyordu. Daha önce Suriye&#8217;de ISIS gibi Taliban&#8217;ın da namus adı altında önce kadın vücudu ve ruh bütünlüğünü hedef aldığını biliyoruz.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ortadoğu coğrafyası dünyada patriyarkanın en güçlü olduğu bölgelerden biri. Dolayısıyla bu duruma en köklü yanıt veren Rojawa&#8217;da olduğu gibi yine kadın örgütlenmeleri olacağa benziyor. Kadın örgütleri bölgeden uzaklaşmak isteyenlere destek olunabilir ama aslolan orada kalıp bir özgürlük alanı yaratmaktır diyor. </span></p>
<h5><b>Ekolojk Harekette Dik Duran Kadınlarda Ne Eksik?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kırsalda üretici kadınlar genelde biriktirmeye yönelik değil, geçimlik ekonomilerden yana oldukları tarımın ortaya çıkmasından bu yana neredeyse değişmemiştir. Çünkü biriktirmenin kaynağı doğayı fazla kullanmak ve tüketmeye giden yola hizmet ettiklerini bilirler. Dolayısıyla böylesi kadınlar doğaya yalnızca bir gıda sepeti olarak değil, aynı zamanda her bir meyvede ve çekirdekte o gıdanın yetiştiği dünyayı görürler.  Başka bir deyişle doğaya bir kaynak deposu olarak değil, bir ekosistem bütünlüğü orman ya da sulak alan bütünlüğü olarak bakarlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu bağlamda HES’lere karşı mücadeleden madenlere karşı mücadeleye kadar kısmen kentte yaşayıp da hala kırsalla bağlantısı olan  doğa savunucularının çoğu kadındır. Ekmek teknelerinin tahrip olmakta olduğunu çabucak görürler ve eve sahip çıkma ihtiyacı duyarlar. Ancak bu durum o hareketleri kadın hareketi yapar mı? Bence büyük bir soru işareti var burada&#8230; Biraz daha açmaya çalışırsak; Daha önce köy merkezinde erkeklerin köy meydanı olan kamusal alanda vücudunu küçülterek ve utanarak oradan geçen kadın, yaşam savunuculuğuna soyununca kamusal alanda bilinçsiz de olsa beden diliyle erkek kadar genleşme ihtiyacı duyar. Güvenli duruşu hakikatin yanında olduğundandır. Medya önünde dahi erkeğe göre daha da dik durması bundandır. Çünkü kamusal alanda söz söylemeyi belki de ilk kez keşfetmiştir ve hatta yılların ezilmişliğine genleri meydan okumak ister. Bunu İkizköy&#8217;de Akbelen orman savunmasında gördüğümüz gibi Rize&#8217;de taş ocağına karşı çıkan İkizkdere kadınlarında da görmekteyiz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak patriyarkanın diliyle ‘ata toprağını korumak’, ‘dede topraklarının savunmasın’dan söz ederken hem erkekleşerek militarist dille karşısında duran gücü sindirmeyi amaçlayan kadın aynı zamanda patriyarkal dili perçinlediğinin acaba farkında mıdır? O halde bu hareketler içinde kadına gerçek anlamda kalıcı özgürlük alanı nasıl yaratabilir? Bu noktada yaşam savunuculuğunda kültürün önemli bir parçası olan dilin ne kadar önemli olduğuna değinmek isterim. İlmek ilmek yeni bir direniş kültürü örülecekse kadına kalıcı özgürlük alanları kazandırmak önemli olmalı. Bu da ancak ekofeminist politikayla olur. Yoksa yöresindeki hareketler sönümlendiğinde kadınlar o zamanları yalnızca bir anı niteliğinde hafızaların bir köşesinde tanırlar.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak ekofeminist politika öz olarak yaşam savunuculuğuna dayanır. Tabiatı itibariyle tüketime, doğanın materyal olarak görülmesine kısacası kapitalizme karşıdır. Ekofeminizmin tarihine baktığımızda kadınlar yaşam alanlarına (özellikle ormansızlaştırma kapsamında) 18 YY&#8217;da İndus Vadisi&#8217;nde kralın tahakkümüne karşı çıkmaya ve sonra da 1970’lerde Hindistan&#8217;daki </span><i><span style="font-weight: 400;">Chipco</span></i><span style="font-weight: 400;"> hareketine kadar uzanır. O halde bize düşen yaşam savunucusu kadınların feminist politikada nasıl yer alabilecekleri üzerine düşünmemizdir..</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Bu yazıyı tüm yaşam savunucusu kadınlara adıyorum.</span></i></p>
<p><em>Görsel: Getty Images</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/09/17/yasam-savunuculugundan-ekofeminizme/">Yaşam Savunuculuğundan Ekofeminizme&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülteciler Günü&#8217;nde Müsilajı Düşünmek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/22/multeciler-gununde-musilaji-dusunmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emet Değirmenci]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2021 07:52:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ekofeminizm]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Müsilaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71791</guid>

					<description><![CDATA[<p>20 Haziran Dünya Mülteciler Günü idi. Yalnızca savaşlarla zorla yerinden edilme değil; artık çevre felaketleri nedeniyle de hepimiz, her an, mülteci konumuna düşebiliriz. Artık doğa insanları silkeleyip başının çaresine bakamayacak kadar yorgun.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/22/multeciler-gununde-musilaji-dusunmek/">Mülteciler Günü&#8217;nde Müsilajı Düşünmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Ekolojik krizin çeşitli çöküşlere yol açtığı zamanları yaşamaya başladık. Belki de Marmara</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">daki müsilaj bu çöküşlerin yerel bir belirtisi. İnsanı merkeze alan ekonomik büyüme mantığı, şimdi de kirliliğin teknolojiyle temizlenebileceği umudunu yaratmaya çalışıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Artık doğa insanları </span><span style="font-weight: 400;">silkeleyip</span><span style="font-weight: 400;"> başının çaresine de bakamayacak kadar yorgun.  </span></p>
<h5><b>Deniz ve Okyanuslar Oksijen ve Yağmur Kaynağıdır </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilimsel veriler yeryüzünün karasal alanındaki oksijenin % 50-80 oranında deniz ve okyanuslarda üretildiğine işaret ediyor. Su döngüsü verilerine göre ise, yeryüzünün % 90’na yakın kaynağı okyanus kökenli</span><span style="font-weight: 400;">. Buna elbette karasal ortamda yağmur sağlamasını da ekleyelim. Bir başka deyişle, deniz ve okyanuslardan esen rüzgârlar karasal alana yağmur</span> <span style="font-weight: 400;">getiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunlar düşünüldüğünde, gelinen noktada da Marmara</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da ‘kaldırılması gereken bir ceset’ olduğuna işaret eden Levent Artüz gibi bağımsız bilim insanlarına inanmak gerekir. Çünkü sorunun kaynağı yüzeysel değil derinde. Örneğin gerçekçi ve kalıcı çözümlerden biri olarak yıllardır konu edilen Trakya&#8217;daki </span><span style="font-weight: 400;">Ergene Nehri&#8217;nin kirlilikten arınması için </span><span style="font-weight: 400;">Marmara Denizi’ne deşarjının bir an önce durdurulmasına dikkat çekiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her denizin farklı ekosistem özelliği olduğu açık. Ancak Marmara&#8217;daki müsilaj kitlesine benzer Ege, Akdeniz ve Karadeniz’de de şimdiden emareler görüldüğü dikkate alınırsa herkese, hepimize görev düşüyor. Çünkü yediğimizin, içtiğimizin nereden geldiğini, ekosisteme etkisinin ne olduğunu ve atığımızın nereye gittiğini bilmeyen bir toplumuz. Oysa yurttaş olarak her birimizin tüm bunları bilip, çözümün parçası olmamız ve yapılacaklar hakkında otoritelere baskı yapmamız gerek. </span><b> </b></p>
<h5><b>Antroposen mi ve Kapitalosen mi? </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni bir toplum yaratmak için gelecek öngörülerine</span> <span style="font-weight: 400;">bakarken geçmişi iyi görmek gerekiyor. Afrikalı aktivist bir arkadaşım kendi kültürlerindeki </span><i><span style="font-weight: 400;">Sankofa</span></i><span style="font-weight: 400;">  mitini anlatmıştı çizerek. Öne yürürken arkasına bakan renkli bir kuştur Sankofa. </span><span style="font-weight: 400;">Ayakları öne giderken arkasını iyi görüp düşünen bir kuş.</span><span style="font-weight: 400;"> Altıncı yok oluş süreci olarak tanımlanan  </span><i><span style="font-weight: 400;">antroposen</span></i><span style="font-weight: 400;"> çağında bunu yapabiliyor muyuz?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kapitalizm doğaya kaynak deposu olarak baktığı için bu hale geldik. Evet, hangi sistemle nasıl yönetildiğimiz önemli. Ancak insan denilen, </span><span style="font-weight: 400;">düşünen</span><span style="font-weight: 400;"> yaratıcı hayvanın potansiyelini de objektif olarak</span> <span style="font-weight: 400;">görmek lazım. İnsanın hem yapıcı hem de yıkıcı potansiyel taşıyor. Kendim de </span><i><span style="font-weight: 400;">antroposen</span></i><span style="font-weight: 400;"> kavramına kafa yorduğumdan, köklerinin  16. yy’a kadar uzadığını biliyorum. Avcı derleyiciler de kabile toplumları da doğaya zarar vermiş. Dolayısıyla, insan potansiyeli ve insan doğası gelinen noktada yeniden düşünülmeli diyen araştırmacılara katılıyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanın doğanın karşısına</span> <span style="font-weight: 400;">kültürü</span><span style="font-weight: 400;">, </span><span style="font-weight: 400;">bir başka deyişle</span><span style="font-weight: 400;">,</span><span style="font-weight: 400;"> tohumun ve hayvanların evcilleştirilmesiyle yarattığı kültür birikimini koyması yeniden ele alınmalı. Bu bağlamda antroposenin yıkıcı etkileri</span><span style="font-weight: 400;">,</span><span style="font-weight: 400;"> kapitalizm dediğimiz tüketim toplumu tarihe karışsa da</span><span style="font-weight: 400;"> süreceğe benziyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanlar, belki de Vandana Shiva’nın sıkça dile getirdiği ve ekofeminizmde geleceğin ekonomisi olarak önemli bir yeri olan geçimlik ekonomiye geçmek durumunda. Böylece insan biriktirme ve merkezileşmeden uzaklaşılabilir. Adım adım küçük üretime geçilebilir. Hatta kendini yenileyen tarım yöntemleriyle, gıdamızın çoğunu doğayı her yıl sürüp çapalamak ve devasa traktörler kullanmak suretiyle</span> <span style="font-weight: 400;">ardıllığı</span><span style="font-weight: 400;"> bozarak yapılan tarım yöntemleri terk edilebilir. Bu durum, aynı zamanda, bir dizi hiyerarşik yapıyı ve tahakküm yöntemlerini çözmeye dönük </span><i><span style="font-weight: 400;">agoekolojik</span></i><span style="font-weight: 400;"> yöntemlerle yapılabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanlı doğanın insansız doğayı gözlemleyerek öğreneceği çok şey olduğuna inanıyorum. Böylece yukarıda bahsettiğim, atığından gıdasına, doğanın döngülerinin bir parçası olmayı yeniden başarabilir. Elbette bu hem sistem hem de yurttaşlık bilinci sorunu. Kısacası</span><span style="font-weight: 400;">,</span><span style="font-weight: 400;"> insan evriminde kendisinin nesne değil de özne olduğunu idrak etmesiyle bu durum mümkün olabilir. Buna belki de yaratıcı yıkım demek gerekir. Çünkü insan, kurduğu sosyal sistemlerle yaratıcılığını seferber ettiğinde çok geniş alanları restore edebiliyor. Örneğin Sarı Nehir deltasında tarihte İpek Yolu’nun merkez bölgesi olan </span><b>Loess </b><i><span style="font-weight: 400;">Plato</span></i><span style="font-weight: 400;"> iyi örneklerden biridir. Hükümet politikasıyla ele alınan restorasyon projesi neredeyse Doğu Avrupa büyüklüğünde</span> <span style="font-weight: 400;">adeta çöl kumuna dönüşmüş bir alanı 1994&#8217;te başlayan ve 10 yıl süren bir çabayla teraslar yaparak rehabilite ettiler. Böylece ölü toprağın yeniden canlanması sağlanabilmiş durumda. Üstelik bu durum yüksek teknolojiyle değil; her aileden en az bir kişinin kazma kürekle çalıştığı bir çabayla gerçekleşti. Elbette hükümet bu kişilere emeğinin karşılığını ödemiş. Geçim ekonomisi yürürlüğe konmuş bir nevi. Böylece yerel insan kendi emeğiyle oluşturduğu bir projeye elbette sahip çıkmış olmalı ki Loess Plato, bugün her gıdanın yetişebildiği bir cennete dönüştürülmüş durumda.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<h5><b>Sonuç</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ana sütünde, rahimdeki bebekte dahi mikroplastiklerin görüldüğü bir dönemdeyiz. Marmara</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">daki müsilaj, bana karasal ve sulak ekosistemlerde insanın tüketim ve üretim döngülerine sahip çıkması ve sorumluluk duyması gerektiğini düşündürdü. Kısacası, kaybettiğimiz tehdit altında olan yaşam alanları bizim içimizde! Politikadan kendini istisna tutanlar çok yakında çevre sığınmacısı olabilir. Üstelik korona sağlık krizi gibi küresel krizler peşimizi bırakmazken ve gidecek yerimiz kalmamışken.</span></p>
<p><em>Görsel: Alex Nabaum</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/22/multeciler-gununde-musilaji-dusunmek/">Mülteciler Günü&#8217;nde Müsilajı Düşünmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar Neden Ağaçları Savunur?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/25/kadinlar-neden-agaclari-savunur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emet Değirmenci]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 May 2021 13:00:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ekofeminizm]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın doğa ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal iş bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Ursula Le Guin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70382</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlar toplumsal iş bölümündeki rolleri gereği ağaçları ve yaşam alanlarını savunurlar. Onlar için doğa yalnızca ekmek teknesi değil, aynı zamanda yüklendikleri bakım emeği gereği bir ecza dolabıdır. Ancak bize düşen görev, bu tepkiyi endüstriyel kapitalizme karsı alternatif bir duruşa dönüştürebilmektir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/25/kadinlar-neden-agaclari-savunur/">Kadınlar Neden Ağaçları Savunur?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Covid-19 pandemisinin 2021 Mayıs ayı tam kapanma döneminde bir kez daha gördük ki Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, tam kapanma dönemlerinde daha da artan doğa katliamları oldu. Ve burada kadınlar  yine en önde ağaçlara ve ekosisteme sahip çıkmaya çalıştılar. Bu anlamda, Rize İkizdere ve Muğla İkizköy’deki kadınların görüntüleri sıkça paylaşıldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ekofeminizm neredeyse Türkiye&#8217;de daha yeni telaffuz edilmeye başlandığında, Soma’nın Yırca köyündeki zeytin ağacı katliamı için doğasına sahip çıkan kadınları konu etmiştim. Ekofeminizmin anti kapitalist, anti emperyalist </span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">zünü,</span> <span style="font-weight: 400;">onlarca (hatta yüzlerce yıldır) İsrail saldırılarına karşı topraklarını ve yaşamı savunan Filistinli kadınların zeytin ağaçlarına sarılarak sahip çıkmaya çalıştıklarını anlatmıştım.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki kadın-ağaç bütünleşmesi</span> <span style="font-weight: 400;">nereden geliyor? Kadınlar neden ağaçları savunur? </span></p>
<h5><b>Kadın-Doğa İlişkisi</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumsal iş bölümü temelinde, kadın-doğa ilişkisini derleyici-avcı</span><span style="font-weight: 400;"> topluma dayanarak ele almak gerekir. Dolayısıyla kadın, topladığı besinlerin ekosistemdeki </span><span style="font-weight: 400;">döngüsüyle</span><span style="font-weight: 400;"> bütünleşiyor. Ekofeminizm konusunda en çok tanınan yapıt olan, Maria Mies ile</span> <span style="font-weight: 400;">Vandana Shiva’nin ortaklaşa yazdığı</span> <i><span style="font-weight: 400;">Ekofeminizm</span></i><span style="font-weight: 400;"> adlı kitap,</span> <span style="font-weight: 400;">kadınların neden kapitalist birikim ekonomisinden yana değil de geçim ekonomisinden yana olduklarını iyi anlatır. Başka bir deyişle,</span> <span style="font-weight: 400;">tarihten gelen toplumsal işbölümü gereği, kadınların gözü toprakta ne yetiştireceğine ve  sofraya ne pişirip koyduğuna bağlıdır.  </span></p>
<h5><b>Racastanlı Kadınların Tarihsel Başarısı</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Hindistan’ın</span> <span style="font-weight: 400;">Racastan bölgesi hep ilgimi çeken bir alan olmuştur. Araştırıldığında belki o bölge insanının kökeni devletsiz toplum oluşturmaya kadar uzanabilir. Şimdi detay gerektiren o kısma girmeyeceğim. Ancak kadınların doğaya sahip çıkmada görünür olmasına ve çabalarının nasıl saygınlık kazandığına bakmaya çalışalım. Oradaki kadınların topraklarındaki mitler kadar, doğanın diyalektiğinden nasıl güç aldıkları da toplumdaki konumlarına yansıyor. Ekosistemi iyileştirirken aynı zamanda erkek egemen bir toplumda kamusal alandaki özgürlük alanlarını nasıl genişlettiklerine biraz değinelim: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rajastanlı kadınlar, bölgedeki kuraklığa ve dolayısıyla gelişen şiddete de çözüm bulmaya çalışmışlar. Endüstriyel m</span><span style="font-weight: 400;">odernleşmeyle kaybedilen, eski geleneksel </span><i><span style="font-weight: 400;">Johad</span></i> <span style="font-weight: 400;">denilen </span><span style="font-weight: 400;">yeraltı suyunu beslemeye de yarayan baraj sistemini geri getirmişlerdir. Bunu da halk meclisleri vasıtasıyla, kadınların mühendislik liderliğinde geri getirmede başarıya ulaşmışlardır. Bu projeyle yalnızca susuzluğa çözüm bulmamışlar; aynı zamanda kooperatifler kurarak yerel ürünlere odaklanmışlar. Topluma ekonomik refah da sağlamışlardır. Bu yolla kadına karşı şiddet de azalmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuşaktan kuşağa aktarılan hikayelerin toplumsal değişim gücü taşıdığına inanırım. Bunu </span><i><span style="font-weight: 400;">ağaçlara sarılan kadınlar</span></i><span style="font-weight: 400;">  öyküsünde de görüyoruz. 15. Yüzyılda geçen ve yaşanmışlığa dayanan öyküye göre, Rajastan&#8217;da Bishnoni kadınlar ve erkekler orman kesimine karşı çıkmış. Daha endüstriyel dönem</span> <span style="font-weight: 400;">öncesinde kitlesel ağaç kesmeye karşı direnen  insanların öyküsü ise, 1970’lerde adeta ekofeminizmin simgesi haline gelen, ağaçlara sarılan </span><i><span style="font-weight: 400;">Chipco</span></i><span style="font-weight: 400;"> kadınlarının direnişinde güncellenmiş durumdadır.</span></p>
<h5><b>Ata Topraklarını Değil, Doğanın Diyalektigini Savunmak</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ataerkinin dilimizde ve kültürümüzde neden erkek egemenliği anlamına geldiğini daha <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/08/ataerki-mi-erkek-egemenligi-mi/" target="_blank" rel="noopener">önceki yazılarımda ele almıştım. </a></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ataerkil hegemonik kültür, Ursula </span><a href="https://tr.eferrit.com/biyografi-ursula-k-le-guin/"><span style="font-weight: 400;">Le Guin</span></a><span style="font-weight: 400;"> in vurguladığı gibi modernleşmeyle de ilgilidir. Lequin bunu şöyle dile getirir: </span><span style="font-weight: 400;">&#8220;Medenileşmiş Adam diyor ki: Ben Kendim, Ben Üstadım, geri kalan her şey diğer &#8211; dışarıda, altta,  yer alıyor. Ben; kullanıyorum, araştırıyorum, sömürüyorum, ben kontrol ediyorum&#8230; Ben öyleyim ve geri kalanı da kadın ve vahşi, uygun gördüğüm şekilde kullanılmalı.”   </span></p>
<h5><b>Sonuç Olarak</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Rajastan örneği ve Chipco hareketi bize toplumsal temellere dayanan bir ekofeminizmin yerelde nasıl ortam bulabileceği  hakkında ip uçları veriyor. Kadınlar toplumsal iş bölümündeki rolleri gereği ağaçları ve yaşam alanlarını savunurlar.</span> <span style="font-weight: 400;">Onlar için doğa yalnızca ekmek teknesi değil, aynı zamanda yüklendikleri bakım emeği gereği bir ecza dolabıdır.</span> <span style="font-weight: 400;">Ancak bize düşen görev,</span> <span style="font-weight: 400;">bu tepkiyi endüstriyel kapitalizme karsı alternatif bir duruşa dönüştürebilmektir. Çünkü  yerel mitlerin ve hikâyelerin kalıcılığı ancak</span> <span style="font-weight: 400;">politik bir duruşla mümkündür. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/25/kadinlar-neden-agaclari-savunur/">Kadınlar Neden Ağaçları Savunur?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kız Başına&#8217;nın &#8220;İklim Değişikliği 101&#8221; Eğitimine Davetlisiniz</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/19/kiz-basinanin-iklim-degisikligi-101-egitimine-davetlisiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2021 12:35:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kız Başına]]></category>
		<category><![CDATA[ekofeminizm]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Değişikliği 101 Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[kız başına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=68762</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kız Başına, 5 kısımdan oluşan “İklim Değişikliği 101” eğitimi hazırladı. Ücretsiz olarak verilen eğitim, iklim krizi, su tasarrufu ve çevre sorunlarına farkındalık yaratan proje kapsamında oluşuyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/19/kiz-basinanin-iklim-degisikligi-101-egitimine-davetlisiniz/">Kız Başına&#8217;nın &#8220;İklim Değişikliği 101&#8221; Eğitimine Davetlisiniz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kız Başına&#8217;nın 5 kısımdan oluşan “İklim Değişikliği 101” eğitimi, British Council desteği ile UK Alumni Climate Change Challenge Project kapsamında yürütülmekte olan iklim krizi, su tasarrufu ve çevre sorunlarına farkındalık yaratan proje kapsamında oluşturuldu.</p>
<ul>
<li>Eğitim, küresel iklim değişikliğine yönelik farkındalık yaratmak için temel bilgileri barındırmakta olup alanında uzman kişilerin desteğiyle hazırlandı.</li>
<li>Kursun 1. kısmı “Ekofeminizm” başlığını taşıyor ve 6 dakika sürüyor. Bu bölümde, iklim krizinden en çok kadınların etkilendiği gerçeği karşısında, eğitime bir temel teşkil edebilmesi açısından ekofeminizm kavramı ve bu kavramının temel özellikleri açıklanıyor.</li>
<li>Kursa katılım için hiçbir ön koşul bulunmuyor.</li>
<li>Eğitimlere tamamen ücretsiz şekilde Udemy üzerinden erişebiliyor.</li>
</ul>
<h5><strong>Başvuru</strong></h5>
<p>Eğitime <a href="https://www.udemy.com/course/iklim-degisikligi/" target="_blank" rel="noopener"><strong>buradan</strong></a> katılabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/19/kiz-basinanin-iklim-degisikligi-101-egitimine-davetlisiniz/">Kız Başına&#8217;nın &#8220;İklim Değişikliği 101&#8221; Eğitimine Davetlisiniz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vandana Shiva Ve Maria Mies’in ‘Ekofeminizm’ Kitabı Sinek Sekiz’den Yayımlandı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/25/vandana-shiva-ve-maria-miesin-ekofeminizm-kitabi-sinek-sekizden-yayimlandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jul 2018 11:55:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[ekofeminizm]]></category>
		<category><![CDATA[İlknur Urkun Kelso]]></category>
		<category><![CDATA[Maria Mies]]></category>
		<category><![CDATA[Vandana Shiva]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=29101</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vandana Shiva ve Maria Mies’in ortaklaşa yazdığı “Ekofeminizm”, İlknur Urkun Kelso çevirisi ile Sinek Sekiz Yayınevi’nin 18. kitabı olarak çıktı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/25/vandana-shiva-ve-maria-miesin-ekofeminizm-kitabi-sinek-sekizden-yayimlandi/">Vandana Shiva Ve Maria Mies’in ‘Ekofeminizm’ Kitabı Sinek Sekiz’den Yayımlandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yayınevinin sosyal medya hesabından, “<em>Son yıllarda kadınlar, çocuklar ve genel olarak insanlığın yanı sıra, gezegendeki bitki ve hayvan çeşitliliğinin korunması, hayatta kalması ile ilgili konularla gittikçe daha fazla karşılaşır olduk. Dünya üzerindeki yaşamı tehdit eden yıkıcı eğilimlerin altında yatan sebepleri incelerken, her ikimiz de birbirimizden bağımsız olarak aynı şeyin bilincine vardık. Bunun adı kapitalist, ataerkil, küresel dünya sistemidir.</em>” açıklaması ile yayınını <a href="https://www.facebook.com/Sinek-Sekiz-Yay%C4%B1nevi-121615641185509/?hc_ref=ARSGN5sElTIucI-mJWyXLIOrZqtECzHyuRZQBgPFeAUKHh7Q-uDlBbMirW29_pKPy9w&amp;fref=nf" target="_blank" rel="noopener"><strong>duyurduğu</strong></a>Ekofeminizm kitabının İnternet satışı yalnızca <a href="https://www.sineksekiz.com/" target="_blank" rel="noopener"><strong>sineksekiz.com</strong> </a>üzerinden mümkün olabilecek.</p>
<p>Kitabı İstanbullular Akararetler’deki Minoa ya da Fenerbahçe’deki Eppek’ten; İzmir’de yaşayanlar Konak’taki Kabuk Kitabevi’nden, Karaburun’da bulunanlar ise Ahurlu Dükkan’dan edinebilir.</p>
<p>Sinek Sekiz Yayınevi’nin kurucusu <strong>İrem Çağıl</strong> ise “Ekofenizm”in yayımlanmasını şu şekilde duyurdu:</p>
<p>“<em>Veee sonunda ç ı k t ı gönlümün efendisi!</em></p>
<p><em>Vandana Shiva ve Maria Mies’in birlikte yazdıkları, 2 yazarlı, çoksesli, meselenin en damar eseri; EKOFEMİNİZM.</em></p>
<p><em>Biz yayına hazırlarken okumalara doyamadık, siz de başucu kitabı yaparsınız inş  <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></em></p>
<p><em>Sinek Sekiz’in 18. kitabı ve yayınlanma süreci de bir kadın emeği toplamı. Tek tek anmak isterim:</em></p>
<p><em>– Harika çeviri İlknur’un . İlknur’un Sinek Sekiz’deki 3.çevirisi oluyor (Bana Ait Bir Yer ve Belirsizlik ve Değişimle Birlikte Güzel Bir Hayat ile birlikte)</em></p>
<p><em>-Son okuma ve düzeltiyi Hazal’la birlikte yaptık.</em></p>
<p><em>-Sayfa tasarımı bütün kitaplarımızda olduğu gibi Gökçen’in. </em></p>
<p><em>-Baskısı Sena Ofset’te, Sena’ya emanetti.</em></p>
<p><em>Elimize sağlık kızlar!</em>”</p>
<p>Kaynak: <a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/07/25/vandana-shiva-ve-maria-miesin-ekofeminizm-kitabi-sinek-sekizden-yayimlandi/" target="_blank" rel="noopener">Yeşil gazete</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/25/vandana-shiva-ve-maria-miesin-ekofeminizm-kitabi-sinek-sekizden-yayimlandi/">Vandana Shiva Ve Maria Mies’in ‘Ekofeminizm’ Kitabı Sinek Sekiz’den Yayımlandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
