<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Economist Demokrasi Endeksi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/economist-demokrasi-endeksi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/economist-demokrasi-endeksi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Sep 2020 06:33:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Economist Demokrasi Endeksi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/economist-demokrasi-endeksi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dünyada Demokrasi Karnesi Giderek Kötüleşiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/21/dunyada-demokrasi-karnesi-giderek-kotulesiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2020 06:24:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Economist Demokrasi Endeksi]]></category>
		<category><![CDATA[The Economist Intelligence Unit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=58332</guid>

					<description><![CDATA[<p>The Economist Intelligence Unit'in 2006 yılından günümüze 167 ülkede yaptığı gözlemler, dünyanın demokrasi karnesinin giderek kötüleştiğini ortaya koyuyor...</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/21/dunyada-demokrasi-karnesi-giderek-kotulesiyor/">Dünyada Demokrasi Karnesi Giderek Kötüleşiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demokrasi ölçülebilir bir rejim midir? Şüphesiz ki hayır. Fakat bu durum onu demokratik olduğunu düşündüğümüz eylemler üzerinden aşağı-yukarı tartamayacağımız anlamına gelmez. Kuzey Kore’den Norveç’e siyasi rejimler dünya çapında farklılık gösterir. Kimi daha demokratik iken kimi ise daha otoriter hatta totaliter bir yöne doğru evrilir. Peki, demokrasi ve otoriter rejimler çizelgesinde son 15 yılda hangi ülke nerede duruyor?</p>
<p>The Economist grubuna bağlı araştırma ve analiz bölümü olan The Economist Intelligence Unit (EIU) 2006 yılından günümüze 167 ülkede demokrasi indekslerini periyodik olarak gözlemliyor. EIU endeksi demokrasiyi (i) seçim süreci ve çoğulculuk, (ii) hükümetin işleyişi, (iii) siyasi katılım, (iv) siyasi kültür ve sivil özgürlükler başlıklarındaki asgari kabullerle tanımlamakta. Bu çerçevede rejimler Tam Demokrasi, Kusurlu Demokrasi, Melez Rejim, Otoriter Rejim olmak üzere dört başlıkta sınıflandırılıyor.  Yapılan hesaplama sonucu 10 ile 8 arasında puan alan ülkeler tam demokrasi, 8 ile 6 arası puan alanlar kusurlu demokrasi, 6 ile 4 arasında puan alanlar melez rejim, 4 ile 0 arasında puan alanlar ise otoriter rejim olarak adlandırılıyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-58333" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel1-Kucuk-640x426.jpg" alt="Son 15 Yılda Dünyada Demokrasinin durumu?" width="340" height="226" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel1-Kucuk-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel1-Kucuk-1280x852.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel1-Kucuk-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel1-Kucuk.jpg 1317w" sizes="(max-width: 340px) 100vw, 340px" /><strong>Demokrasi Küresel Olarak Tehdit Altında!</strong></p>
<p>Dünya nüfusunun sadece %6’sı tam demokrasi kriterlerini karşılayan ülkelerde yaşamlarını sürdürüyorken; yarısından fazlası otoriter ve yarı demokratik rejimlerde hayatlarını sürdürüyor. Öyle ki bu durum dünya nüfusunun neredeyse 1/3’ünün otoriter rejimlerin baskısı altında olduğunu gösteriyor. Bu oranın büyük bir kısmını ise Çin oluşturuyor. The Economist’in hazırladığı küresel demokrasi endeksine göre Norveç birinci sıradayken Kuzey Kore ise son sırada yer alıyor.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-58334 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel-2-Ortaya-640x382.jpg" alt="Son 15 Yılda Dünyada Demokrasinin durumu?" width="640" height="382" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel-2-Ortaya-640x382.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel-2-Ortaya-1280x764.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel-2-Ortaya-1024x611.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel-2-Ortaya.jpg 1297w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></strong></p>
<p><strong>Ülkeler Nasıl Ayrıştırılıyor?</strong></p>
<p>Demokrasiyi tanımlamak ve ölçülendirebilmek neredeyse imkânsız fakat özellikle nicel çalışmalar gerçekleştiren belirli kuruluşlar ulusal seçim süreci, sivil toplumun özgürlüğü, hükümetin işlevi, çoğulculuk ve azınlık hakları gibi ölçütleri göz önünde bulundurarak sayısal veriler hazırlıyor. Eğer bir genelleme yapılacak olursak bu veriler tam demokrasiler, kusurlu demokrasiler, hibrit (melez) rejimler ve otoriter rejimler olmak üzere dört farklı katmanda ele alınabiliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-58335 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel3-Ortaya-640x354.jpg" alt="Son 15 Yılda Dünyada Demokrasinin durumu?" width="640" height="354" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel3-Ortaya-640x354.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel3-Ortaya.jpg 821w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" />En sade ifadesiyle bir devlet; aday olunabilen çok partili adil seçimleri işletebiliyorsa, hükümeti dengeleyebilecek ve denetleyebilecek kurumsal kapasiteye sahipse, hukukun üstünlüğü esas ve yargı bağımsızlığı tesis edilmişse <strong>tam demokrasi</strong> kriterlerini karşılıyor.</p>
<p>Bununla birlikte seçimler adilken, siyasi katılım henüz gelişmemiş ve hükümetin işleyişinde ve sivil toplumun özgürlüklerinde aksaklıklar bulunuyorsa bu ülke <strong>kusurlu demokrasi</strong> olarak ifade ediliyor.</p>
<p>Demokrasi tanımlarında en belirsiz bölgeyi <strong>hibrit (melez) rejimler</strong> oluşturmakta. Demokratik ilkelerin bir kısmının uygulandığı ve özünde otoriter olan bu rejimler hem temsili demokrasinin hem de otoriterleşmenin unsurlarını bir arada barındırmakta. Adil olmayan seçimler, muhalefet partilerinin yasalarla veya fiilen engellenmesi ile yasama erkinin etkisiz hale getirilmesi veya iktidar partisinin denetimine geçmesi bu rejimlerin temel özellikleri olarak değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Otoriter rejimler</strong> ise daha çok statüko odaklı. Bu tip rejimler iktidarda kalabilmek için siyasi partileri ve kitleleri araçsallaştırabilmekte. Sivil özgürlükler sık sık ihlale uğramakta. Seçimler adil değil ve söz konusu rejimlerde medya ağır bir sansür baskısı altında.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-58336 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel4-Ortaya-640x372.jpg" alt="Son 15 Yılda Dünyada Demokrasinin durumu?" width="640" height="372" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel4-Ortaya-640x372.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel4-Ortaya-1280x744.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel4-Ortaya-1024x595.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel4-Ortaya.jpg 1521w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Demokrasi Endekisinde Ortalama Düşüyor!</strong></p>
<p>Özellikle 2016 yılından günümüze dünya demokrasisinde tedrici bir düşüş gözlemlenmekte. Söz konusu eğilimde Batı ülkelerinde dahi giderek yükselen popülist (<em>TDK: Halk Yardakçısı</em>) siyasetin etkilerinin de bulunduğunu ifade etmek mümkün. Bunun yanında küresel puandaki keskin düşüş, Latin Amerika ve Sahra Altı Afrika&#8217;daki gerilemelerden de kaynaklanıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-58337 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel5-Ortaya-640x350.jpg" alt="" width="640" height="350" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel5-Ortaya-640x350.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel5-Ortaya-1280x700.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel5-Ortaya-1024x560.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel5-Ortaya.jpg 1700w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Demokrasi göstergelerinde Batı Avrupa’daki düşüşün nedeni arasında Almanya’da ve Fransa’da yaşam hakkını ihlal eden söylemlerle gündeme gelen aşırı sağ partilerin yükselişiyle yer alıyor. Ayrıca İngiltere’de özellikle AB’den çıkış süreciyle (Brexit) giderek yükselen popülist eğilim demokrasiyi zedeleyen etkenler arasında. Doğu Avrupa için ise Polonya ve Macaristan devlet başkanlarının ülkelerinde demokrasi, hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü ve göçmen hakları gibi normların altını oyan eylemlerin endekste düşüşe neden olduğunu gözlemlemek mümkün.</p>
<p><strong>Rapora Göre Türkiye</strong></p>
<p>Özellikle AB üyelik süreci göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’de demokrasi parametreleri uzun süredir eleştiriliyor. Örneğin AB raporları 2013 yılında gerçekleşen Gezi Olayları ve 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi sonrasında hükümetin tutumu nedeniyle Türkiye’yi ağır bir eleştiriye tabi tutmakta. Olağanüstü Hal sonrası Türkiye’deki tutuklama süreçleri, KHK’lar, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yargı sistemi ve yolsuzlukla mücadele gibi birçok başlığa eleştiriler yöneltiliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-58338 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel6-Ortaya-640x345.jpg" alt="" width="640" height="345" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel6-Ortaya-640x345.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel6-Ortaya-1280x689.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel6-Ortaya-1024x551.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel6-Ortaya.jpg 1608w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bununla birlikte Türkiye’de hükümet ise batının ve batılı kurumların Türkiye’ye karşı ikircikli bir tavır sergilediğini, raporların siyasallaştığını, Türkiye’nin münhasır güvenlik koşullarının göz ardı edildiğini gerekçe gösteriyor. The Economist Intelligence Unit raporu da AB İlerleme Raporları ile paralel bir seyir izlemekte. 2006’dan 2013’e kadar görece yüksek bir seyir izleyen değerler, 2013 yılı ile birlikte düşüş gösteriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-58339 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel7-Ortaya-640x315.jpg" alt="" width="640" height="315" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel7-Ortaya-640x315.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel7-Ortaya-1280x630.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel7-Ortaya-1024x504.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel7-Ortaya.jpg 1750w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Türkiye için 2019 yılı baz alındığında sivil özgürlükler, seçim süreci ve çoğulcuk gibi ölçütlerin zayıf puanlandığı gözlemlenmekte iken hükümetin işlevi, siyasi katılım ve siyasi kültür ise diğer başlıklara nazaran daha yüksek değerlendirilmiş durumda. 2019 yılı için ise Türkiye sıralamada 167 ülke arasında 110. sırada yer almakta.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-58340 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel8-Ortaya-640x206.jpg" alt="" width="640" height="206" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel8-Ortaya-640x206.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/Gorsel8-Ortaya.jpg 933w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><strong>Rapor Nasıl Değerlendirilmeli?</strong></p>
<p>Batılı devletlerin dünya demokrasi endeksini puanlaması, şüphesiz ki hiyerarşik ve üstten bakan bir eğilimin göstergesi. Örneğin demokrasi endeksi çalışmalar yürüten ABD merkezli kuruluş Freedom House’un İsrail gibi insan hakları ve basın özgürlüğü alanında karnesi çok zayıf bir devleti “özgür devletler” arasında kabul etmesi bu tip endekslemelerin güvenilirliğine gölge düşürüyor. The Economist Intelligence Unit ise İsrail’i dünya sıralamasında 28. sırada “kusurlu demokrasi” olarak ele almış durumda. Raporda söz konusu devletin kendi coğrafyasında bulunan otoriter ve hibrit rejimlere rağmen demokratik devletler kategorisinde yer alması övgü ile karşılanırken; raporun belli devletlere göreceli yaklaştığına ilişkin kanaatleri de göz önünde bulundurmamızı şart koşuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/21/dunyada-demokrasi-karnesi-giderek-kotulesiyor/">Dünyada Demokrasi Karnesi Giderek Kötüleşiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8221;Yoksulluk İnsan Hakları İhlalidir&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/05/yoksulluk-insan-haklari-ihlalidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Feb 2020 08:01:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Economist Demokrasi Endeksi]]></category>
		<category><![CDATA[Hacer Foggo]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Hakları Forumu]]></category>
		<category><![CDATA[ROMFO]]></category>
		<category><![CDATA[Şeffaflık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Salih Caydı]]></category>
		<category><![CDATA[Sınıfsızlar sınıfı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Yoksulluk]]></category>
		<category><![CDATA[yolsuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47538</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şişli Belediyesi Meclis Üyesi Hacer Foggo, Türkiye'nin insan hakları alanında geriye gittiği  ve yolsuzluk algısının artmasıyla ilgili farklı uluslararası raporları değerlendirirken,  "Yolsuzluk yoksullaştırıyorsa, yoksulluk da insan hakları ihlalidir bana göre. Bu durumda, demokrasi geriler, Demokrasinin gerilemesi demek aynı zamanda ifade özgürlüğünün ve eğitimin de gerilemesi anlamına gelir ki, bu da çocuklarımızın geleceğinin yok edilmesi demektir." dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/05/yoksulluk-insan-haklari-ihlalidir/">&#8221;Yoksulluk İnsan Hakları İhlalidir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>The Economist 2019 Demokrasi Endeksi’ne göre, </b><a href="https://www.independentturkish.com/tags/t%C3%BCrkiye"><b>Türkiye</b></a><b> demokraside geriledi. Şeffaflık Örgütü 2019 Yolsuzluk Algı Endeksi&#8217;ne göre, Türkiye 91&#8217;inci sıraya düştü. Yine, çeşitli raporlarda Türkiye’de insan haklarında da geriledi. Bu tabloyu, eski bir gazeteci ve aktivist olarak, siz nasıl değerlendiriyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sorunuzu yoksulluk üzerinden cevaplayabilirim. Çünkü yolsuzluk olmasa, yoksulluk yok denecek kadar az olur. “Türkiye’de Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk” raporuna göre, 16 milyon kişi yoksul, 18 milyon kişi ise yoksulluk riski ile karşı karşıya. Rapora göre Türkiye’de en zengin ile en yoksul arasındaki gelir eşitsizliği 8.7 katını buldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu rakamların altında yatan ana neden yolsuzluktur, bana göre. Bu yolsuzluk dediğimiz şey sadece “rüşvet” alıp vermek anlamında değil, eşit haklardan yararlanamama nedenidir ayrıca. Eskiden “rüşvet” alanlar basına düşerdi. Şimdi geçmişten bugüne, yolsuzlukla ilgili algımız değişti. Yani herkesin “yolsuzluk” tanımı farklı bana göre… </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Ormanın, denizin yanında bir kamu arazisine “acele kamulaştırma” kararı verip el koymak yasaldır ama bu kamu arazisi gerçekten kamu hizmeti için mi yapılıyor yoksa birilerini zengin etmek için mi yapılıyor?  Tartışılması gereken asıl konu bu. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Yolsuzluğu sadece belli bir kesime yönelik söylemek doğru değil; siz bunun yasal zeminini açtığınızda, bunu iş edinenlerle başlayan ama sonrasında solda siyaset yapan bir takım insanların da bu yasal zeminleri kullandığını, bunlarla ilgili baskı oluşturmaya çalıştıklarını izliyoruz. Yani bu alanda mücadele etmek hiç de kolay değil, “her şey yasal” çünkü… Sizi, bu mücadelede yalnızlaştıracak kadar yasal…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-47540 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/02/0b1df270-bd32-4ade-a409-2b1fec5f7636-640x853.jpg" alt="" width="264" height="352" />Dolayısıyla, bu tür durumların meşru olduğu bir yerde “insan hakları”ndan da söz etmek mümkün değil, çünkü insan haklarına yönelik her şey meşru zemin üzerinde yapılıyor. Sarı basın kartlarının bir gece de iptal edilmesinden, hiçbir suç kanıtı bulunmayan insanların cezaevlerinde olmasına kadar, her şey meşru, her şey yasal. Bu “meşru”durumda, sizin işkence ya da yolsuzluk diye baktığınız hiçbir şey yolsuzluk değil, işkence değil… Biz serap görüyoruz, çünkü çıplak kralın etrafı “sağ”dan,“sol”dan bu meşru zeminin nimetleri ile refaha erişmiş insanlarla dolu. Yani, zor bir alan.</span></p>
<p><b>Bu tespitlerin, toplumdaki yansımalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de geniş kesimlerin “demokrasinin gerilemesi, yolsuzluğun artması, insan hak ihlallerinde yükselme” sizce toplumun büyük kesiminin öncelikli sorunlar arasında yer alıyor mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hepimizin öncelikli sorunu yolsuzluk olmalı… Yolsuzluk yoksullaştırıyorsa, yoksulluk da insan hakları ihlalidir bana göre. Bu durumda, demokrasi geriler, demokrasinin gerilemesi demek aynı zamanda ifade özgürlüğünün ve eğitimin de gerilemesi anlamına gelir ki, bu da çocuklarımızın geleceğinin yok edilmesi demektir.</span></p>
<p><b>“Sınıfsızlar Sınıfı: Geleceği Olmayan Kesim”</b></p>
<p><b>“Sınıfsızlar sınıfı” kavramını kullanarak tanımladığınız kesim için, demokrasi kavramı ne ifade ediyor sizce? Demokrasi ile yoksulluk arasındaki bağı nasıl ifade edersiniz?   </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Sınıfsızlar sınıfı” kavramı bana ait bir kavram değil, Selçuk Salih Caydı hocanın kullandığı bir kavramdı. Benim de çalıştığım alana oturduğu için, bu ifadeyi kullanmıştım. Yani bir sınıfa ait olmayanlar, geçici işlerde çalışanlar, güvencesizler, gelecekleri olmayan bir kesim. Sınıf atlaması zor bir kesim ; açlık sınırının da altında, derin yoksulluk yaşayanlar.  Demokrasinin olduğu yerde sosyal adalet varsa, sosyal adaletin olduğu bir ülkede birinci konu yoksulluk olmalı ve eşitsizliğin olduğu her alanda mücadele edilmesi gerekir. Yani yoksulluk nedeni ile erişilemeyen her alanda eğitimde, istihdamda barınma ve sağlıkta. </span></p>
<p><b>Şişli Belediye Meclis üyesiniz, siyasete yerel ve ulusal düzeyde yaklaşımınız nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gazeteci olarak “haber” yaptığım insanların gerçek hayatlarında bir değişim yaratamadığımı görmek beni rahatsız etti ve bu nedenle sivil topluma geçtim. Ben sivil toplum alanında 15 yılı aşkın sahada kent yoksulluğu ve özelde Türkiye’nin birçok bölgesinde Roman mahallelerinde çalıştım; yani sınıf olarak ve özellikle sosyal dışlanmayla birlikte derin yoksulluk yaşayan gruplarla. Şimdi kent yoksulluğu ile ilgili bu çabalarımı, gönüllü olarak hem Şişli Belediyesi’nde hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde sürdürmeye devam ediyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnanıyorum ki, Türkiye’nin en büyük sorunu hatta şimdi dünyaya baktığınızda da en önemli sorun yoksulluk. 15 yıl sahada aktivist olarak çalışan biri olarak, abartmıyorum, bununla övünmüyorum ama binlerce insanın hayatında, özellikle çocukların hayatında bir değişim, bir farkındalık yarattığıma inanıyorum. Ama onlarla çalışırken onların kültürlerini, yaşam biçimlerini değiştirmek için değil, eşitsizliği gidermek için çabaladım. Çalıştığım mahallelerde bir çocuğun ihtiyacının karşılanmasından ziyade, eşit haklara ulaşabilmesi, hak temelli bir anlayışla yoksulluğun azaltılması yönünde çabasını gösterdim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yani bir nimet, karşılıklı biat ve itaat anlayışıyla değil, hakkını arayan ve hesap sorabilen bir topluluğu yaratma anlayışı ile mahallelerde çalışmalarımı sürdürdüm. Birçok yoksul mahallede çocuklar ve kadınların kolay erişebilecekleri merkezlerin açılmasına öncülük ettim, annelerin sokağa çıkıp sosyal hayata katılmaları için çaba gösterdim. Bu çabayı gösterirken, ilgili kamu kurumlarını (bakanlıkları, belediyeleri, kaymakamlıkları, muhtarları) yoksullukla ilgili “ihtiyaç sahibi” kişiler yaklaşımıyla değil,  hak temelli anlayışla hareket etmeleri için zorladım.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamu ile ilişkimde, eşitsizliği yaratan aktörün kamu kurumları olması durumunda, kamu gücü karşısında hakları ihlal edilenlerin yanında durdum. Hiçbir zaman bu ilişki biçiminden taviz vermedim, şu anda da vermiyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak şunu vurgulamak çok önemli:  kamu, yoksulluk ile mücadele politikası üretmez ise sivil toplum örgütleri ne yaparsa yapsın, bu alanda gerçek bir dönüşüm sağlanamaz. Dahası, sivil toplum alanı da maalesef devlet politikaları ile yaptırımlarla daraltılmaya başlandı. Kamu, sivil toplumu ötelemeye başladı. </span></p>
<p><b>Türkiye’de sivil toplum ve STK’ların çalışmaları hakkında değerlendirmeniz nedir? Sizce Türkiye’de sivil toplum ne ölçüde başarılı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-47541 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/02/0ded7b07-a848-4ecd-b45e-93d013a8b049-640x853.jpg" alt="" width="347" height="462" />Sivil toplum şu anda, az önce bahsettiğim gibi, her alanda tıkanmış durumda. Siyasi olarak tıkamanın yanı sıra, sadece raporlar üreten bir hale geldi. Yayınlanan bu raporların sonuçlarının sahada uygulanabilir hale gelmesi neredeyse imkânsız. Birçok sivil toplum örgütü kapandı. Bunun yanı sıra,  sivil toplum çalıştay ve toplantılar dışına çıkamamış durumda. Bu, bütün sivil toplum için geçerli olmasa da, uluslararası alanda da böyle. Türkiye’de bakanlıklarla protokolü olan uluslararası kuruluşlar da aynı durumda; çocuk ve yoksulluk alanında çalışanlar, devletin ilgili bakanlıklarına sosyal politikalar anlamında elle tutulur bir şey önermiyor. Yoksulluk, korkunç bir biçimde büyüyor ama bizler salon toplantıları dışına çıkamadık henüz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Henüz sokaktaki insanın dilini bilmeyen ama yoksulluk araştırmaları yapan ve raporlar yazanlar, bu yoksulluğu hak temelli bir anlayıştan çıkartıp, kişisel duruma indirgiyor. Örneğin, Roman çocuklarla ilgili okul devamsızlığı üzerine yazılmış bir raporda, çocukların okula gitmeme nedeni “ yanlış arkadaş seçimine” indirgiyor. Neye göre, kime göre yanlış arkadaş? Başta da söylediğim gibi, biz eğer soruna hak temelli bakmaz isek, her sorunu bireyin davranışlarına bağlarız. Yani çocuğun “yanlış” arkadaş seçimi değil, okulda yaşadığı ayrımcılık, ya da tek odalı evlerde yaşaması, gıdaya erişememesidir önemli olan.</span></p>
<p><b>Artan işsizlik rakamlarına ve yoksulluğa sivil toplum nasıl katkı sunabilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal bir devletin en önemli ortağı sivil toplumdur. Ama maalesef sivil toplum her alanda kodlanan ve ayrımcılığa uğrayan bir topluluk haline geldi. Sivil toplumun yapması gereken tek şey hangi alanda çalışıyorsa çalışsın, devlet kurumlarına bir partinin kurumu olmadıklarını, her nerede iseler bu kamu kurumlarının orada yaşayanlara eşit hizmet için var olduklarını</span><span style="font-weight: 400;"> anımsatmaları gerekir. </span></p>
<p><b>Türkiye, Roman Hakları Forumu (ROMFO) ile ilgili faaliyetlerinizden de bahseder misiniz? Roman ve diğer dezavantajlı grupların haklarında bir iyileşme olduğu söylenebilir mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2012 yılında Roman Hakları Forumu’nun (ROMFO) oluşumu için tüm Roman temsilcilerine çağrıda bulundum ve bir araya gelmelerini sağladım. 2014 yılına dek,  80’i aşkın dernekle bir arada durmayı başardık. ROMFO, ilk Roman Strateji Eylem Planı’nın ortaya çıkmasına ve Stratejinin Resmi Gazetede yayınlamasına vesile olanlardan biri oldu. Aynı zamanda 90 yıllık bir tabuyu yıkarak, CHP’den bir Roman milletvekili çıkarmayı başardık. Sonrasında her alanda olduğu gibi kutuplaşmalar oldu. ROMFO da doğal olarak ayrılmalara ve yeni grupların oluşmasına neden oldu. Bu da doğal bir süreç çünkü Romanların örgütlenme tarihi son on yılda başladı. Buna rağmen, bu alanda çalışma yapan yüzlerce dernek var şimdi. Her ne kadar ayrı görüş ve siyasallaşma içinde olsalar da, her Roman temsilcisinin hedefinin, Roman toplumunun eşit haklara ulaşabilmesi olduğuna inanıyorum.</span></p>
<p><b>“Domlar, Mülteciler İçinde En Yoksul ve En Fazla Ayrımcılığa Uğrayanlar” </b></p>
<p><b>Türkiye’de yaşayan mültecilere ilişkin bir çalışmanız var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mültecilere ilişkin yaptığım çalışma Suriye’den gelen Roman, Dom ve Abdal gruplara yönelik oldu. 2016 yılında Kalkınma Atölyesi’nin organize etmesi ile Kemal Vural Tarlan’la birlikte yaptığımız araştırmada</span><span style="font-weight: 400;">,  Suriyeli Abdal ve Domlar’ın göçmenler içerisinde en yoksul ve en fazla ayrımcılığa uğrayan kesim olduğunu gördüm. Öyle ki mülteci kampları da dahil, kendi mezhep ve inançları nedeniyle kalamadıklarına ve ayrımcılığa uğradıklarına tanık oldum. Bu nedenle İstanbul’da yoğun olarak yaşadıkları Cibali’de sokakta mendil satan, su satan çocukların yoğun olduğu bir mahallede hiçbir yerden bütçe desteği almadan, bankadan kredi</span><span style="font-weight: 400;"> çekerek çocuklara yönelik “Bulut Ev” adlı bir merkez kiraladım. Gönüllü arkadaşlarımızla, yedi ay yaklaşık 50 çocuğa eğitim verdik.  Maalesef sonrasında, devletin mültecilerle çalışan sivil toplum örgütlerine getirdiği kısıtlamalar, genelgeler nedeni ile bu merkezi kapattık. Bu arada, Harbiye’de kurucusu olduğum ve sosyo-ekonomik olarak risk altındaki çocuklar için okul sonrası sosyal etkinlikler düzenlediğimiz Çimenev dört yıldır sürüyor. Şimdi Çimenev Şişli Belediyesi ile yapılan protokolle örnek bir mahalle evi modeli oldu.</span></p>
<p><b>Diğer sivil aktörlere ne önerirsiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önereceğim tek şey sahaya inmeleri; sahadaki değişim için yerel kamu kurumlarını zorlamaları&#8230;</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/05/yoksulluk-insan-haklari-ihlalidir/">&#8221;Yoksulluk İnsan Hakları İhlalidir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
