<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doç. Dr. Zeynep Alemdar arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/doc-dr-zeynep-alemdar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/doc-dr-zeynep-alemdar/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Feb 2018 09:29:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Doç. Dr. Zeynep Alemdar arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/doc-dr-zeynep-alemdar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Fil Dişi Kulede Düşünce Namusu ve Aktivizm</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/07/fil-disi-kulede-dusunce-namusu-aktivizm/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semuhi Sinanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2018 09:25:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Adım Adım]]></category>
		<category><![CDATA[Doç. Dr. Itır Erhart]]></category>
		<category><![CDATA[Doç. Dr. Pınar Uyan]]></category>
		<category><![CDATA[Doç. Dr. Zeynep Alemdar]]></category>
		<category><![CDATA[Doğruluk Payı]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Sevinç]]></category>
		<category><![CDATA[Oy ve Ötesi Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Şeffaflık Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşar Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24265</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akademinin değeri, yayım yaptığımız dergilerle, atıf sayılarıyla, sunum yaptığımız akademik konferanslarla değil; düşünce namusuyla ve topluma ne kattığımızla ölçülür. Sivil toplum aktivizmi ise bunun yalnızca bir veçhesi. Akademi, toplumlar nezdinde eski önemini yitirdi mi? Michigan Üniversitesi’nden Andrew Hoffman’ın yakın zamanda kaleme aldığı bir yazı, bu tartışmayı alevlendirdi. Üniversitelerin “fil dişi bir kule” olduğu iddiası, yeni [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/07/fil-disi-kulede-dusunce-namusu-aktivizm/">Fil Dişi Kulede Düşünce Namusu ve Aktivizm</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Akademinin değeri, yayım yaptığımız dergilerle, atıf sayılarıyla, sunum yaptığımız akademik konferanslarla değil; düşünce namusuyla ve topluma ne kattığımızla ölçülür. Sivil toplum aktivizmi ise bunun yalnızca bir veçhesi. </strong></p>
<p>Akademi, toplumlar nezdinde eski önemini yitirdi mi? Michigan Üniversitesi’nden Andrew Hoffman’ın yakın zamanda kaleme aldığı bir <a href="https://theconversation.com/why-academics-are-losing-relevance-in-society-and-how-to-stop-it-64579">yazı</a>, bu tartışmayı alevlendirdi.</p>
<p>Üniversitelerin “fil dişi bir kule” olduğu iddiası, yeni değil. Kendi aralarında düzenledikleri konferanslarda, birbirlerinin araştırma dizaynlarında kusur bulmakla meşgul; kimi zaman iki elin parmağını geçmeyecek sayıda kişinin okuduğu akademik dergilerde kendi çalıp kendi oynayan; jargon katmanları yüzünden bazen birbirleri ile dahi doğru düzgün anlaşamayan bir güruh olarak görüyor olabilirsiniz akademisyenleri.</p>
<p>Ancak bu kanı ve eleştiriye varmadan evvel, şu soruyu sormamız gerek: Bir insan neden akademisyen olmak ister?</p>
<p>Kuzey Amerika sistemi üzerinden konuşacak olursak; iki senelik bir yüksek lisans programı, üstüne beş-altı sene süren bir doktora programı ve o da yetmezmiş gibi üstüne iki senelik bir doktora-sonrası programının nihayetinde, sürekli daralan iş piyasasında eğer şansınız yaver giderse, bir üniversitede iş bulup hoca olabilirsiniz. Bu süreçte, neredeyse asgari ücret civarı bir bursla geçinmek, iki üç kişiyle evinizi/lojmanınızı paylaşmak, asistanlığınızı yaptığınız hocaların bezdirişine maruz kalmak zorundasınız. Her türlü ayak işi, sınırsız çalışma saatleri, bürokratik zırvalığın yükü de cabası. Yale Üniversitesi’nden Nicholas Christakis’in, birkaç gün önce yaptığı <a href="https://twitter.com/NAChristakis/status/960211767434665984">paylaşım</a>, durumun vahametini özetliyor: “Yüksek lisans ve doktora öğrencilerime diyorum ki, eğer haftada 60 saat çalışıyorsanız, meslektaşlarınızdan daha az çalışıyorsunuz demektir.” Hoca olduğunuzdaysa muhtemelen iş güvenceniz olmadan çalışacak, “yayın yap yoksa bitersin” mantığıyla akademik yaşantınızın değerini kaç atıf aldığınız ve kaç yayın yaptığınızla ölçmeye başlayacaksınız.</p>
<p>Peki, bir insan bunca çileyi neden çeker?</p>
<p>Aslında cevabı basit. Bir akademisyenin birincil amacı, dünyayı anlamlandırmaya çalışmaktır. Akademisyen, düşünme eyleminin önemine ve fikri üretimlerinin dünyada bir fark yaratacağına inanır. Düşünceleri, analizleri ile yaşadığı yere katkı sunmak ister. Ancak akademisyenlerin içinde bulunduğu bu ekosistem, onları fil dişi kulelerinde kalmaya bir nebze mecbur bırakıyor. Öncelikle, bu sistem içinde yetişenler, kamuyla makul bir etkileşime hazırlanmıyorlar. Ben hayatımda dinlediğim en sıkıcı, en dayanılmaz sunumları, akademik konferans ve panellerde dinledim. Kolay kolay altından kalkılamayacak derecede büyük veri setleriyle çalışan, dahiyane argümanlar ve istatistiki testler geliştiren bu harikulade beyinler; iş bunları sunmaya, yeri geldiğinde jargonlarından arındırıp özünü anlatmaya geldi mi çakılıp kalıyor.</p>
<p>İkincisi ise, akademik yayın haricindeki her türlü amaç ve eylem hor görülüyor. Yüksek lisansımı yaptığım dönemde, sivil toplum angajmanlarımdan ötürü bir hocam, “sen akademik odağını kaybettin!” diye bana çatıyordu. Halbuki akademisyenler, yeri gelip ömürlerini vakfettikleri konuları, en başta dünyaya etki etmek için çalışmaz mı? Örneğin politik patronaj, seçim hileleri, iyi yönetişim, yolsuzluk gibi konuları çalışan bir akademisyenin, misal, <a href="https://oyveotesi.org/">Oy ve Ötesi’nde</a>, <a href="http://www.seffaflik.org/">Uluslararası Şeffaflık Derneği’nde</a> ya da <a href="http://www.dogrulukpayi.com/">Doğruluk Payı’nda</a> gönüllülük yapmasından doğal ne olabilir?</p>
<p>Bir özel üniversitede, asistanlarını 1 Mayıs’ta okula çalışmaya çağıracak kadar politik hassasiyetlerden yoksun hocalardan (yaşanmış hikayedir) sivil toplum aktivizmini anlamalarını beklemek belki naif geliyor olabilir. Ancak bu sistemin çarklarına karşı duran onlarca hocamız var. Akademik üretimleri ve eylemleriyle, sivil toplumdaki mücadeleleri ve öğrencilerine verdikleri destekle fark yaratıyorlar. İsimlerini zikretmek benim haddime değil ama <a href="http://wfp14.com/tr/">dış politikada kadınlar</a> deyince aklınıza Doç. Dr. Zeynep Alemdar, <a href="http://www.adimadim.org/">Adım Adım</a> deyince Doç. Dr. Itır Erhart, <a href="https://www.evrensel.net/haber/322984/cocuk-isciliginin-en-kotu-hali-mevsimlik-iscilikte">çocuk işçiliğinin önlenmesi</a> deyince Doç. Dr. Pınar Uyan geliyorsa, bunun bir sebebi var.</p>
<p>Ve en önemlisi akademisyenler, <a href="http://www.diken.com.tr/author/msevinc/">Murat Sevinç</a> hocamın tabiriyle kimi zaman “saçmalasalar” da (zira üniversite, sınırsız saçmalamanın mümkün olduğu yegâne yerdir) düşüncelerini açık bir yüreklilikle ifade etmekten çekinmeyen, tarih boyunca da bu yüzden sürgün veya <a href="http://sendika62.org/2017/02/universite-tasfiyeleri-gecmisten-bugune-korkut-boratav-birgun-404228/">tasfiye edilen</a> ama “<a href="https://barisicinakademisyenler.net/">barış için</a>” çalışmaktan geri durmayan düşünce neferleridir. Daha doğrusu, böyle olmalıdır. Yaşar Kemal, buna “düşünce namusu” diyor: “Düşünce namusuna varan kişidir ki insanlara iyilik yapabilir. Memleketini, insanlarını sevebilir. Yani kendi can-ı azizinden başkasını sevebilir.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Üniversitelerin “milli değerlere” dayanması gerektiğini düşünenlere diyebilirim ki türlü türlü yardakçılık ve kraldan çok kralcılıklarıyla “düşünce namuslarını” korumaktan aciz kişilerden; “kendi can-ı azizinden başkasını”, memleketini sevmesini beklemek, olsa olsa komedi değil midir?</p>
<p>Akademinin değeri, yayım yaptığımız dergilerle, atıf sayılarıyla, sunum yaptığımız akademik konferanslarla değil; düşünce namusuyla ve topluma ne kattığımızla ölçülür. Sivil toplum aktivizmi ise bunun yalnızca bir veçhesi.</p>
<p>Düşünce namusunu koruyan, toplumun madunlarıyla dayanışma sergileyen, canını dişine takarak bazen işi ve hürriyeti pahasına yaşadığı yerde fark yaratmaya çalışan çok değerli hocalarıma en derin saygılarımla…</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Yaşar Kemal. 2015. <em>Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne. </em>İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/07/fil-disi-kulede-dusunce-namusu-aktivizm/">Fil Dişi Kulede Düşünce Namusu ve Aktivizm</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın… Barış… Güvenlik: 1325…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/08/kadin-baris-guvenlik-1325/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2017 12:18:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[1325 Numaralı Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politikada Kadınlar Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Doç. Dr. Zeynep Alemdar]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenlik konulu madde]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW)]]></category>
		<category><![CDATA[Okan Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[sabancı üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[UEP]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Eylem Planı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12176</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz aylarda 14 ayrı sivil toplum girişiminden kadınlarla Birleşmiş Milletler’in (BM) 1325 numaralı Barış, Kadın, Güvenlik konulu maddesiyle ilgili eğitim düzenleyen ‘Dış Politikada Kadınlar Girişimi’nden Doç. Dr. Zeynep Alemdar, projeden çıkan en önemli sonucun Ulusal Eylem Planı konusunda ortak çalışma isteğinin olması olduğunu belirterek, “Hepimiz farklı yerlerden ancak ortak bir kadın farkındalığıyla bakıyoruz” diyor. Okan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/08/kadin-baris-guvenlik-1325/">Kadın… Barış… Güvenlik: 1325…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geçtiğimiz aylarda 14 ayrı sivil toplum girişiminden kadınlarla Birleşmiş Milletler’in (BM) 1325 numaralı Barış, Kadın, Güvenlik konulu maddesiyle ilgili eğitim düzenleyen ‘Dış Politikada Kadınlar Girişimi’nden Doç. Dr. Zeynep Alemdar, projeden çıkan en önemli sonucun Ulusal Eylem Planı konusunda ortak çalışma isteğinin olması olduğunu belirterek, “Hepimiz farklı yerlerden ancak ortak bir kadın farkındalığıyla bakıyoruz” diyor. Okan Üniversitesi İşletim ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Bölüm Başkanı da olan Alemdar ile 1325’in kapsamını ve kadınların katılımıyla yapılan eğitim projesini konuştuk. Projenin diğer düzenleyicisi olan Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik de, kadınların barış görüşmeleri ve çatışma çözümündeki önemini vurguladığı değerlendirmesiyle dosyamıza katkı sundu…</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<h4>&#8211;</h4>
<p>-Doç. Dr. Zeynep Alemdar</p>
<h4>&#8220;FARKLI YERLERDEN ANCAK ORTAK BİR KADIN FARKINDALIĞIYLA BAKIYORUZ&#8221;</h4>
<p><strong>-1325’in kapsamıyla başlasak, tam olarak neyi kapsıyor bu karar?</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1325 numaralı kararı, kadınların barış süreçlerine katılmaları, çatışmaların önlenmesi, çatışma sırasında ve sonrasında kadınlara yönelik şiddetin engellenmesi konularında tedbir alınmasına, bu tedbirler alınırken de kadınların karar alma, uygulama ve hesap sorma süreçlerinde etkin olarak yer almasını öngörüyor. Kararı destekleyen ve 1325&#8217;ten sonra çıkmış tamamlayıcı kararlar da var. 2000 yılında çıkmış, yani artık 17 yaşında olan bu kararın en önemli özelliği, kadın sivil toplumunun, Birleşmiş Milletleri barış ve güvenlik alanındaki rollerinin tanınması için zorlaması. Kadın hareketinin büyük bir kısmı BM’nin kadınların barış ve güvenlik alanındaki rolleri konusunda bir onayının olmadığının farkındaydı, dolayısıyla bu kararın ve destekleyici kararların çıkması kadın hareketinin bir başarısıdır.  Karar, “önleme”, “katılım”, “koruma” ve “rahatlama ve iyileşme” olmak üzere dört ana ayaktan oluşuyor</p>
<p><strong>-Bu başlıkları biraz daha açar mısınız?</strong></p>
<p>Dört ana ayaktan biri olan “önleme”nin anlamı, kadınlara yönelik cinsel ve cinsiyet temelli şiddetin önlenmesi. Çatışan iki taraf arasında ilişki kurma ve arabuluculuk rollerinde kadınların rolünü artırarak kadınların önlemeye katkısı da vurgulanıyor. Kararın ikinci ayağı ise “koruma”. Kadınların ve çocukların insan haklarını korumak ve desteklemek ve fiziksel emniyetlerini, sağlık ve ekonomik güvenliklerini sağlamayı kapsıyor. Çatışma sırasında devlet ya da devlet dışı aktörlerin kadınlara yönelik cinsel/cinsiyet temelli şiddet ve özellikle tecavüzlerinden kadınları korumak özel bir önem taşıyor. Tecavüzün bir savaş silahı olarak kullanılması ve kadınların da çatışmayla bağlantılı olarak cinsel şiddetin mağduru olmalarına Bosna Hersek, Irak, Nijerya’da şahidiz. Kararın üçüncü ayağı ise “katılım”. Kararın özellikle vurguladığı diğer bir konu, kadınların karar alma süreçlerinin her aşamasındaki katılımlarının artırılması. Bu ulusal, bölgesel ve uluslararası kurumları; çatışmayı önleme, yönetme ve çözümleme gibi mekanizmaları; barış görüşmelerini; barış operasyonlarında asker, polis ve sivil olarak ve aynı zamanda BM özel temsilciler olarak katılımını içeriyor. Kadınların çatışma çözümünün her aşamasındaki katkısı, barış inşası için çok elzem. Ve son olarak, kararın son ayağı “barış inşası ve iyileşme”. Burada önemli olan, çatışma sonrası dönemin bir fırsat olarak kullanılarak kadınların katılımını, kadınların eşitliğini ve cinsiyet eşitliğini artırmak. ‘Kadınların ve kız çocuklarının özel ihtiyaçları ve öncelikleri, çatışma sonrası rahatlama ve iyileşme döneminde de ele alınmalıdır’ diyor karar.  Özellikle uluslararası örgütler, rahatlama ve iyileşme dendiğinde genelde altyapı, yani yeni evler, yeni okullar inşa etmek gibi girişimleri anlıyorlar. Oysa bu sürecin kadınları nasıl etkilediğini düşünmemiz gerek.</p>
<p><strong>-Peki bu kararlar nasıl uygulanıyor?</strong></p>
<p>1325’in uygulanması, devlet kurumları ve kamu nezdinde yaygınlaştırılması için ülkeler Ulusal Eylem Planları (UEP) hazırlıyorlar. Bu Ulusal Eylem Planları’nın hepsi elbette o ülkenin içinde bulunduğu özel duruma, ülke içindeki çatışma alanlarına göre farklı bir şekilde şekillenmiş durumda. Bu UEP’lerin bu kadar önemli olmalarının nedeni, Güvenlik Konseyi kararlarını uygulamalarının yanı sıra ayrıca, kadınlar, barış ve güvenlik gündemini de ana akım hale getirmek. O nedenle de Ulusal Eylem Planları’nın hazırlanması çok değerli.</p>
<p>&#8211;<strong>Kaç ülke ulusal eylem planı hazırladı?</strong></p>
<p>Dünyada şimdiye kadar 62 ülke 1325 ve destekleyen kararların ülkede uygulanması için Ulusal Eylem Planları hazırlamış durumda. Bunlardan 17’si AB üyesi devletler. AB, NATO gibi bölgesel kuruluşların da UEP’leri var. Ayrıca gördüğümüz şu ki Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bölgesindeki 29 ülkenin UEP’leri bulunuyor ve en son ülkeler de Ukrayna ve Tacikistan. Bazı ülkeler Ukrayna gibi çatışmanın olduğu, bazıları ise İsveç ve İsviçre gibi fazlasıyla huzurlu ülkeler. Dolayısıyla UEP’niz olması için çatışma olması gerekmiyor. Ayrıca BM’nin CEDAW* ve tüm BM üye devletlerinin imzaladığı sürdürülebilir kalkınma hedeflerinde de, kadına yönelik her türlü ayrımcılığın sona ermesi, barışçıl ve kapsayıcı güvenlik amaçları doğrudan 1325 ile ilgili. Yani biz de yakın zamanda Ulusal Eylem Planı yazmaya başlasak çok iyi olur…</p>
<p><strong>*</strong> <em>Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi</em></p>
<figure id="attachment_12179" aria-describedby="caption-attachment-12179" style="width: 211px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-12179" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/logo.jpg" alt="" width="211" height="261" /><figcaption id="caption-attachment-12179" class="wp-caption-text">Dış Politikada Kadınlar Girişimi</figcaption></figure>
<p><strong>-Dış Politikada Kadınlar Girişimi biraz bu amaçla mı oluştu? Sivil toplum kuruluşlarından kadınlarla yaptığınız 1325 ile ilgili eğitimler de keza…</strong></p>
<p>2013 yılında nüvelerini atıp, 2014 yılında oluşturduğumuz Dış Politikada Kadınlar İnisiyatifi’nin ana amacı güvenlik konularında kadınların sesini yükseltmek ve hiyerarşik olmayan yaklaşımları teşvik ederek, kadınların dış politika karar alma mekanizmalarının her düzeyinde katılımını sağlamak. Çatışmaların kadınları farklı etkilediğini ve barış masalarında kadınların yer almalarının barış anlaşmalarının ömrünü uzattığını biliyoruz. Nüfusun yarısını oluşturan ve çatışmaları farklı deneyimleyen kadınların sorunları da farklı çözeceğini biliyoruz. 1325 ise tam olarak da tüm bu noktalara dayanarak çatışma çözümü ve barış inşası alanına kadınların perspektifini dahil etmeyi, mevcut ve çalışmayan güvenlik anlayışını dönüştürmeyi hedefliyor. Uzun zamandır aklımızda, gönlümüzde olan 1325 konusunda nihayet Dış Politikada Kadınlar İnisiyatifi olarak Sabancı Üniversitesinden Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik ile bir proje yürütmeye başladık. Türkiye’de 1325 farkındalığını artırmak ve farklı kadın sivil toplum örgütlerini bir araya getirerek ‘nasıl bir Ulusal Eylem Planı yazarız’ üzerine düşünmek için İstanbul&#8217;daki İsveç Konsolosluğu’nun katkılarıyla ‘Türkiye için Ulusal Eylem Planı’na Doğru İlk Adımlar’ adlı projemize başladık. Projemiz iki ana kısımdan oluşuyor. İlk etapta, kadın sivil toplum örgütleri arasındaki diyaloğu güçlendirip, güveni artırmak ve 1325 hakkında bilgi vermek amacıyla İstanbul’daki İsveç Konsolosluğu’nun ana desteği ve Birleşmiş Milletler Bölge Ofisinin de katkılarıyla toplam 14 ayrı organizasyondan 18 kişilik bir grubu bir araya getirmeyi başardık. İkinci etapta ise yine aynı örgütlerle beraber Ulusal Eylem Planı nasıl yazılır üzerine iki günlük bir çalışma yaptık. İlk eğitimimizi Kasım 2016&#8217;da, ikinci eğitimimizi ise Şubat 2017&#8217;de tamamladık. Türkiye&#8217;nin ve dünyanın olağanüstü zamanlardan geçtiği, bir yandan kadınlara yönelik şiddetin arttığı bir yandan da kadınların iş yaşamına katılması, feminizmin daha ziyade sol bir akım olmaktan çıkması, ülkelerin feminist dış politika manifestolarının olması gibi gelişmeler bence tüm kadın hareketini etkiliyor. Projenin yöneticileri olarak bizler ve değerlendirmelerde de gördüğümüz kadarıyla katılımcılar, tüm koşullara karşın, iki eğitimden de çok umutlu, güçlenmiş ve beraber çalışmaya kararlı ayrıldık.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12182" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/1325egitim.jpg" alt="" width="1280" height="960" /></p>
<p><strong>-Türkiye’nin Ulusal Eylem Planı’nın hazırlanması kadınlar için ne gibi değişiklikler sağlayacak?</strong></p>
<p>Saymakla bitmez… Yukarıda saydığım ‘koruma’, ‘önleme’, ‘katılım ve barış inşası’ ve ‘iyileşme’ alanlarında atılacak adımlar Türkiye&#8217;de yaşayan tüm kadınların faydasına olacak. 1325 konusunda kadınlar oldukça bilinçli bir şekilde, kendi içlerinde de tartışarak, farklı feminizmlerin tartışmalarını içlerine katarak uzmanlaştılar. Kararların en etkin şekilde nasıl uygulanacağı, hesap verme mekanizmalarının nasıl düzenlenmesi gerektiği konusunda harika çalışmalar, örnekler var. Elbette tüm sorunlarımız bitecek ve hayat harika olacak demiyorum ancak en önemli sonuçlardan biri de şu olacak bence: Türkiye&#8217;de geniş sivil toplum katılımlı bir ulusal eylem planı yazılması içine düştüğümüz kutuplaşmadan bizi bir nebze uzaklaştıracaktır. Ortak çalışma pratiği geliştirmek, her kesimin ortak bir soruna yönelik aldığı ortak tavır bence şu anda yine ancak kadınların yapacağı bir iş. Türkiye&#8217;de kadın hareketinin böyle bir tarihi de var, dolayısıyla çatışma çözümü ve barış inşasında da kadınlar bunu başarabilir.</p>
<p><strong>-Proje kapsamında yapmayı düşündüğünüz diğer çalışmalar nelerdir?</strong></p>
<p>1325 konusuyla ilgili farkında olarak ya da olmayarak aslımda tüm kadın sivil toplum örgütleri çalışıyor. Bu çalışmaları toplamak, bunların 1325 ile de nasıl bağlantılandığını anlamak ve anlatmak çok önemli. Bu nedenle projemizin ürünü olarak öncelikle sanal ortamda bir veri bankası, interaktif bir web sitesi düzenlemek istiyoruz. Projeden çıkan en önemli sonuç ise Ulusal Eylem Planı konusunda ortak çalışma isteğinin olması. Hepimiz farklı yerlerden ancak ortak bir kadın farkındalığıyla bakıyoruz.</p>
<p>-Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik</p>
<h4>&#8220;KADINLARIN KATILDIĞI BARIŞ ANLAŞMALARI DAHA UZUN ÖMÜRLÜ OLUYOR&#8221;</h4>
<figure id="attachment_12178" aria-describedby="caption-attachment-12178" style="width: 173px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-12178" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/aysebetul2-1.jpg" alt="" width="173" height="231" /><figcaption id="caption-attachment-12178" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik</figcaption></figure>
<p>Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) 1325 kararı, savaşın kadınlar üzerindeki etkisini tanımlamakla kalmayıp, arabuluculuk sürecinde ve barışın tesisinde kadınların oynayabileceği rolün önemine de dikkat çekiyor. Kadınların barış görüşmelerine katılımı üzerine yapılan çalışmalar gösteriyor ki, barış müzakerelerine kadınların katılımı, barış taleplerine yeni yaklaşımların ve metotların geliştirilmesine katkı sağlıyor, kadınların da katıldığı resmi barış anlaşmaları çok daha uzun ömürlü oluyor, toplumun ihtiyaçları ve insani yardımlar müzakerelere dâhil edilebiliyor, çatışmalardan sonraki ekonomik toparlanmaya yardımcı oluyor. Barış süreçlerinin kapsayıcılığı, çatışmanın her iki tarafından, her seviyeden ve çeşitli rollerden kadınların temsilini gerektirir. Bununla birlikte hükümetlerin süreç boyunca sivil toplum üyelerine danışması gerektiğini de göz önüne alırsak, barış süreçlerinde sivil toplum üyesi kadınların şu rollerden bir veya birkaçı bağlamında temsil edilmesi önemlidir: Görüşmelerde doğrudan katılımcılık, danışmanlık, gözlemcilik, komisyon üyeliği, problem çözme atölyelerinde katılımcılık, kamusal karar alıcılık ve kitle eylemciliği… Bu kadınların yerel sivil toplum örgütlerinden seçilmesi ayrıca önemlidir. Sivil toplum temsilcilerinin katıldığı barış anlaşmalarının başarısız olma olasılığı yüzde 64 daha azdır. Ayrıca, başarılı barış süreçleri sivil toplum aktörlerinin BMGK 1325’in uygulanması için devlete baskı kurmakla kalmayıp, karar alma sürecinde cinsiyet eşitliği ilkelerinin göz önünde tutulmasını sağladığını gösteriyor. Son olarak çalışmalar göstermekte ki geçmişte barış ile ilgili çalışmış, sivil toplum kuruluşlarına liderlik etmiş kadınlar müzakere sürecine dâhil edildiğinde, barış anlaşmaları daha sürdürülebilir hale geliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/08/kadin-baris-guvenlik-1325/">Kadın… Barış… Güvenlik: 1325…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
