<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>DİTAM arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/ditam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ditam/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Jan 2020 10:35:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>DİTAM arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ditam/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Saadet’in Kürt Raporu: Diyarbakır Ne Düşünüyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/11/saadetin-kurt-raporu-diyarbakir-ne-dusunuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Jun 2018 09:28:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=27709</guid>

					<description><![CDATA[<p>DİTAM’ın adaylara yaptığı davete ilk icabet eden cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu Saadet Partisi’nin Kürt Meselesi hakkındaki yaklaşımını içeren raporu Diyarbakır’da kamuoyu ile paylaştı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/11/saadetin-kurt-raporu-diyarbakir-ne-dusunuyor/">Saadet’in Kürt Raporu: Diyarbakır Ne Düşünüyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diyarbakır Sivil Toplum temsilcilerinin görüş ve eleştirilerini de cevaplayan Karamollaoğlu anadilde eğitim güvencesi verdi ve “Kürtlerin yaşadığı bölgeye Kürdistan denilmesinin mahzuru yok” dedi.</strong></p>
<p>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (DİTAM) Perinçek dışındaki cumhurbaşkanı adaylarına yaptığı davete ilk icabet eden Temel Karamollaoğlu, Diyarbakır ve bölge sivil toplum temsilcileri ile bir araya geldi. Saadet Partisi’nin Kürt Meselesi’ne yaklaşımını içeren “Hak ve Adalet Ekseninde Kürt Meselesi” başlıklı raporu sivil toplum ve medya üyeleriyle paylaşan Karamollaoğlu’nun önemli vaadi anadilde eğitim hakkının yasal statü ile güvence altına alınacak olması… Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine kayyum atanmasını eleştiren Karamollaoğlu, başkanların görevden alınmasını gerektirecek bir durum olduğunda yerine vekalet edecek kişinin belediye meclisi içinden seçimle belirlenmesi gerektiğini vurguladı ve milletvekillerinin siyasi çalışmaları sebebiyle tutuklu olmaması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-27711" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/De_u1HeWAAAoCkK-640x480.jpg" alt="" width="360" height="270" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/De_u1HeWAAAoCkK-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/De_u1HeWAAAoCkK-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/De_u1HeWAAAoCkK-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/De_u1HeWAAAoCkK-320x240.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/De_u1HeWAAAoCkK.jpg 1200w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" />2013-15 arasında devam eden Çözüm Süreci’nin “plansızlık, yol haritası yoksunluğu, temel insani hakların pazarlık konusu yapılması, ortak paydaların yeterince değerlendirilememesi, muhatap yelpazesinin genişletilememesi, mevcut muhatapların tutarsızlıkları, sürecin iyi yönetilememesi, güvenlik zafiyetleri, Suriye politikalarındaki öngörüsüzlük ve stratejik yanlışlar gibi pek çok hata sebebiyle” başarısız olduğunu söyleyen Karamollaoğlu OHAL’i kaldıracaklarını ve anadilde eğitimi yasal güvence altına alacaklarının altını çizdi. “Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bir araya gelerek meseleye hak, adalet ve kardeşlik çerçevesinde bir çözüm üretmeleri, emperyalist ülkelerin oyununu bozacak ve tüm halkların barış ve huzura kavuşmasına vesile olacaktır.” diyen Karamollaoğlu Saadet’in Kürt Meselesi ile ilgili çözüm yollarını; (i) Temel İnsan Hakları ve Adalet, (ii) Ekonomi ve Kalkınma, (iii) İç Barış ve Güvenlik şeklinde üç ana başlıkta gruplandırdı. Karamollaoğlu’nun Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlığına karşı olumsuz görüş serdetmesi, Kürt Meselesi’nde ekonomi ile “terör ve kalkınma” başlıklarına fazlaca vurgu yapması beklentisi yüksek bölge sivil toplumu tarafından eleştirilse de bölge dışından hiçbir siyasi partinin ilgi göstermediği, hatta uzak durduğu meseleye ilgi gösterilmiş olması cesur bulunarak takdir edildi.</p>
<p>Sivil Sayfalar olarak ev sahibi kuruluş olan DİTAM’dan ve toplantıya katılan sivil toplum temsilcilerinin görüşlerini dinledik.</p>
<p><strong>Mesut Azizoğlu (DİTAM Başkan Yardımcısı): </strong>Bu toplantı DİTAM’ın 2014 yılında sivil toplum ile siyasetçilerin buluşmasını hedefleyerek başlattığı “Tigris Diyalogları” kapsamında gerçekleştirildi. Karamollaoğlu toplantıda Saadet Partisi’nin Kürt raporunu açıkladı, sivil toplum örgütleri raporla ilgili hem olumlu görüşlerini hem de eleştirilerini dile getirdiler ve sorular sordular. Raporda sivil toplum örgütleri tarafından da dile getirilen dikkat çekici noktalar var. Mesela tarihsel süreç içinde Kürtlerin temel haklarının inkar edildiği, asimile edildikleri ve bununla beraber sosyo- ekonomik açıdan da geri bırakıldıklarından bahsediliyor. Ayrıca anadil eğitiminin anayasal güvence altına alınmasından bahsediliyor. Yine raporda 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananlar, doksanlı yıllarda köy boşaltmalar, faili meçhul cinayetler ve yakın dönemde yaşanan Roboskî’den bahsediliyor. Yine meselenin sadece dağa çıkanların etkisiz hale getirilmesi meselesi olmadığı belirtiliyor. Toplantıya katılan sivil toplum örgütleri bütün bunların önemli olduğunu belirttiler.</p>
<p>Ayrıca raporda Kürt sorununun Suriye, İran, Irak ve Türkiye’nin bir araya gelerek beraber çözüm üretmeleri gereken bir problem olduğu görüşü dile getiriliyor. Sivil toplum örgütleri bu ülkelerin geçmişte Kürtlerle ilgili olarak bir araya geldiklerinde ortaya çıkan Sonucun Kürtlerin lehine olmadığı ve bu nedenle bu önerinin gerçekçi olmadığı yönünde eleştirilerini dile getirdiler. Bu rapor hazırlanırken bölge sivil toplum örgütlerinden görüş alınmamasıyla ilgili eleştiriler de yapıldı.</p>
<p>Sonuç olarak Milli Görüş geleneğinden gelen Saadet Partisi’nin Türkiye’de Kürt sorunu diye bir mesele olduğunu ve bunun çözülmesi gerektiğini ifade eden bir rapor hazırlaması ve yine bütün eksikliklerine rağmen Saadet Partisi’nin Kürtlerin temel haklarının inkar edildiği, asimile edildikleri ve anadilde eğitimin anayasal güvence altına alınması gerektiğini söyleyen bir raporu Diyarbakır’da bölge sivil toplum örgütleri ile paylaşmasının” önemsenmesi gereken bir durum olduğu toplantıya katılan sivil toplum örgütleri tarafından ifade edildi. Toplantı, başında da ifade ettiğim sivil toplum-siyaset buluşması hedefi doğrultusunda faydalı bir toplantı oldu.</p>
<p><strong>Seher Akçınar (Rawest İnsani ve Siyasi Araştırmalar Merkezi Başkanı): </strong>Temel Bey’in en önemli artısı bütün soruları ve en sert eleştirileri bile nezaketle karşılaması, yapabileceğinin ne olduğunu umut tacirliği yapmadan göstermesi. Kürt meselesine dair neredeyse söylenmedik söz kalmadı ancak bu raporu değerli kılan şey içeriğinden ziyade bugünkü koşullar içerisinde dile getirilmesi cesaretidir. Şovenizmin, milliyetçiliğin bu denli prim yaptığı bir ortamda Kürt meselesinin bir siyasal parti tarafından dile getirilmesi cesaret işidir ve teşvik edilmelidir. Raporun muhafazakar camia içinden çıkmış olması önemini arttıran bir faktör. Raporun eksikleri, eleştirilmesi gereken noktaları ve genel yaklaşımı da muhafazakar kodlarla alakalı bir şey, dolayısıyla çok teferruata girmeden şunları söyleyebilirim; bölge sivil toplumu ile nitelikli istişareler yapılarak rapor geliştirilmeli, bizler de bir yandan rapora katkı yaparken bir yandan muhafazakar kodlarda bir yenilenmeyi teşvik etmeliyiz. Gerek toplum gerekse yüksek siyasetin, değişen ve dönüşen Kürt toplumunun da Kürt meselesinin de yeni durumuna göre kendini güncellemesi, çözüme bugünün parametreleriyle yaklaşması elzemdir. Bu toplantının bir başlangıç olmasını temenni ediyorum…</p>
<p>Saadet Partisi tarafından hazırlanan “Hak ve Adalet Ekseninde Kürt Meselesi” raporunu okumak için <a href="https://www.raporlar.org/hak-ve-adalet-ekseninde-kurt-meselesi-raporu-2018-saadet-partisi/"><strong>tıklayınız…</strong></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/11/saadetin-kurt-raporu-diyarbakir-ne-dusunuyor/">Saadet’in Kürt Raporu: Diyarbakır Ne Düşünüyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aileler Sur&#8217;a Dönmek İstiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/19/aileler-sura-donmek-istiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Feb 2018 11:38:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır İli Sur İlçesi’nde Yerinden Edilen Ailelerin Temel Haklara ve Kamu Hizmetlerine Erişimi Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[sur]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İnsan Hakları Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24556</guid>

					<description><![CDATA[<p>DİTAM’ın Sur mağduru 500 aile ile görüşerek hazırladığı rapor; ailelerin barınma, eğitim, sağlık gibi haklarının büyük ölçüde ihlal edildiğini ortaya koyuyor. Ancak aileler bütün bu yaşananlara rağmen Sur’a dönmek ve orada yaşamak istiyorlar.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/19/aileler-sura-donmek-istiyor/">Aileler Sur&#8217;a Dönmek İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM), geçtiğimiz Eylül ayında bir <a href="http://sivilsayfalar.org/2017/09/11/ditam-sur-magduru-ailelerin-hak-ve-hizmetlere-erisimine-odaklanacak/">basın toplantısı ile duyurduğu</a>, Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki çatışmanın mağduru olan ailelerin sorunlarına odaklandığı projeyi tamamladı. Araştırmanın bulgularını Diyarbakır sivil toplum camiası, mahalle muhtarları ve basın mensupları ile paylaşan DİTAM, yaklaşık 500 aileyi duydukları ihtiyaçlara göre ilgili sivil toplum ve kamu kuruluşlarına yönlendirdiğini açıkladı.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-24557 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/ditamSur1-640x480.jpg" alt="" width="357" height="268" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/ditamSur1-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/ditamSur1-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/ditamSur1-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/ditamSur1-320x240.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/ditamSur1.jpg 1200w" sizes="(max-width: 357px) 100vw, 357px" />Sur’daki çatışma ve operasyonlar sebebiyle yerinden edilmiş en az 6 bin aile olduğunu açıklayan DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, Diyarbakır İli Sur İlçesi’nde Yerinden Edilen Ailelerin Temel Haklara ve Kamu Hizmetlerine Erişimi Projesi kapsamında bu ailelerin 500&#8217;ü ile yüz yüze görüşmeler yapıldığını ve ortaya çıkan sonuçların Sur mağduru aileler hakkında genel bir tablo sunmaya elverişli olduğunu vurguladı.</p>
<p>Bu projeye başlama gerekçelerini açıklayan Mehmet Kaya, Kürt meselesi sebebiyle yaşanan zorla yerinden edilmelerin ilk kez yaşanmadığını ancak yaşandığı dönemde yeterli ve sağlıklı raporlama yapılmadığı için meselenin yanlış okunup yorumlandığını, bu proje ile sorunun çözümüne yardımcı olacak nesnel sonuçlar ortaya çıkarmaya çalıştıklarını paylaştı. Ortaya çıkan sonuçların bir rapor halinde ilgili sivil toplum ve kamu kuruluşları ile paylaşacaklarının altını çizen Kaya, şunları söyledi: “Devletin 6 bin ailenin tamamına yardım ve kamu hizmetlerine erişimle ilgili bilgilendirme için ulaşması lazım. Ancak burada sivil toplum kuruluşlarına daha önemli bir görev düşüyor. Ulaşılacak aile sayısını attırmak, özellikle eğitim sağlık sosyo-ekonomik eksiklikleri doğru tespit etmek ve ailelerin yaşadıkları mağduriyetleri hükümetle paylaşarak çözüm için müdahale sağlamak gerekiyor.”</p>
<p>Mehmet Kaya’nın açıklamalarından sonra proje ekibinden Dilan Kaya, yaptığı sunumda çarpıcı bulguları aktardı. Araştırmanın bulgularından bazıları şunlar;</p>
<p><strong>Sosyo ekonomik durum: </strong>500 aile içinde %65 oranında yeşil kartlı veya herhangi bir sağlık güvencesi bulunmuyor. Görüşülen erkekler %52, kadınlar %96 oranında çalışmıyor. 500 aileden 62’sinin düzenli bir geliri bulunmamakta ve sadece 100 aile ayda 2.000 TL ve üzeri gelire sahip. Görüşülen ailelerin yaklaşık yarısı aylık gelirlerinin 1.000-2.000 TL arasında olduğunu ifade ediyorlar ki bu orandaki yoğunlaşma ailelerin aldıkları kira yardımlarından kaynaklanıyor.</p>
<p><strong>Eğitim:</strong> Görüşülen 500 aile temsilcisi içinde yaklaşık 300 kişi okuryazar bile değil, yalnızca 11 kişi lise mezunu. Çatışmalı dönemde bu ailelerde yaşayan çocukların tamamının eğitimi uzun süre aksadı. 500 aile içinde çatışmalı dönemden sonra okulu tamamen bırakan 43 öğrenci var.</p>
<p><strong>Sağlık: </strong>Çatışma döneminde tedavisi devam eden hasta ve engelliler tedavilerini yarıda bırakmak zorunda kalmış, sokağa çıkma yasaklarından ötürü ilaç temininde zorluklar yaşamışlar. Çatışma döneminde hamile olduğunu söyleyen kadınlar, yoğun stres ve sağlık hizmetlerine erişim konusunda yaşadıkları zorluklardan dolayı düşük yapma riski yaşadıklarını, bazı kadınlar ise düşük yaptıklarını ifade ediyorlar. Yine sütten kesilme, akut stres bozukluğu, depresyon, uyku bozukluğu, öfke kontrol problemi, içe kapanma, ölüm ve gelecek korkusu, güvensizlik gibi durumların yaşandığı sıkça dile getiriliyor. Özellikle çocukların ruh sağlıklarında çatışmalardan dolayı bozulmalar meydana geldiği tespit edildi. Bu bulgular, çocukların çatışma döneminde yaşadıkları korku sebebiyle dışarı çıkmak istememe, içlerine kapanma, yeni gidilen çevreye adaptasyon sağlayamama, şiddete eğilim, iştahsızlık, konuşma yetisiniz zayıflaması ya da kaybı sese aşırı duyarlılık ve akut stres bozukluğu olarak sayılıyor.</p>
<p><strong>Mülkiyet Hakkı: </strong>Görüşülen ailelerin 279’u çatışmalarından önce kendilerine ait bir evde yaşadıklarını söylerken çatışma sonrası bu sayı 74’e düşmüş. Çatışma ve operasyonların her 4 aileden 3’ünü evsiz bıraktığı anlaşılıyor. 279 aileden yalnızca 34’ü ev konusunda devletle uzlaşmış. %88’i hala uzlaşmamıştır. Eşya tazminatıyla ilgili olarak uzlaşma oranı %60 olarak tespit edilmiş, ailelerin %40’ı eşya tazminatı konusunda da uzlaşmamışlardır. Aileler evlerine biçilen değerin çok düşük olduğunu, bu sebeple devletin önerilerinin hepsinin ailelere aşırı borç yükü getirdiğini ifade ediyor ve bunun onları Sur’a geri dönmekten alıkoyma politikası olduğunu düşünüyorlar. Ailelerin hemen hepsi kendilerini Sur&#8217;da daha güvende hissettiklerini, oraya dönmek istediklerini ancak yetkililerin Sur’a dair kesin bilgi vermediğini beyan ediyorlar. Bu durum da yaşanan sıkıntılı sürecin etkilerini daha fazla derinleştirerek insanlardaki güven problemini büyütüyor.</p>
<p>Projenin iki ayaklı olduğunu; ilk önce durum tespiti ve ihtiyaçların belirlendiğini ikinci adımda da bu ihtiyaçlara göre ilgili kuruluşlara yönlendirmeler yapıldığını aktaran Dilan Kaya ailelerin hangi kurumlara yönlendirildiği ile ilgili detaylı veriler paylaştı. Buna göre; hukuki süreçlerin yürütülmesi için Diyarbakır Barosu ve travma süreci devam edenlerin tedavisi için Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) başta olmak üzere aileler 16 farklı sivil ve resmi kuruluşa yönlendirildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/19/aileler-sura-donmek-istiyor/">Aileler Sur&#8217;a Dönmek İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çatışma Döneminde Yoğunlaşan Barış Arayışları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/26/catisma-doneminde-yogunlasan-baris-arayislari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jan 2018 12:40:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahim Ay]]></category>
		<category><![CDATA[DİSA]]></category>
		<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[HAK İNİSİYATİFİ]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Necdet İpekyüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24006</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyadaki çatışma çözümü deneyimleri, Türkiye&#8217;de &#8220;Çözüm Süreci&#8221; sırasında çok rağbet görmeyen bir mesele idi. Çatışmaların yeniden başlaması ve yakın gelecekte çözüm ihtimalinin olmayışı sivil toplum örgütleri ile akademisyenleri bu deneyimleri yeniden ve daha yoğun incelemeye sevk etmiş görünüyor. Çatışma halindeyken çözümü konuşmanın anlamını sivil toplum temsilcilerine sorduk… … 2013 yılında başlayan Çözüm Süreci, toplumun çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/26/catisma-doneminde-yogunlasan-baris-arayislari/">Çatışma Döneminde Yoğunlaşan Barış Arayışları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyadaki çatışma çözümü deneyimleri, Türkiye&#8217;de &#8220;Çözüm Süreci&#8221; sırasında çok rağbet görmeyen bir mesele idi. Çatışmaların yeniden başlaması ve yakın gelecekte çözüm ihtimalinin olmayışı sivil toplum örgütleri ile akademisyenleri bu deneyimleri yeniden ve daha yoğun incelemeye sevk etmiş görünüyor. Çatışma halindeyken çözümü konuşmanın anlamını sivil toplum temsilcilerine sorduk…</strong></p>
<p>…</p>
<p>2013 yılında başlayan Çözüm Süreci, toplumun çok büyük ilgiyle ancak ekseriyetle aktörlere odaklı, edilgen olarak izlediği bir süreç oldu. Daha çok aktörlere odaklı ilerleyen süreçte, başka ülkelerin deneyimleri kamuoyunun gündemine giremedi. Diyarbakır’da, DİSA tarafından sürdürülen <a href="http://disa.org.tr/anasayfa&amp;q=1&amp;k=23&amp;e=45&amp;ln=tr_TR&amp;id=7&amp;c=show&amp;or=1&amp;f=follow">deneyim toplantıları</a> dışında bölgede benzer çalışmalar yok denecek kadar azdı. Çözüm Süreci’nde çok az örneğine rastladığımız çatışma çözümü ve ülke deneyimleri toplantıları, sürecin bozulmasıyla birlikte gündemimize daha yoğun girdi. 2015 yılında, sürecin bozulduğu döneme denk gelen zamanlarda Diyarbakır’da art arda Filipinler ve Kolombiya deneyimlerini, çatışma çözümünde yer almış aktörlerden dinledik. O günden bu yana çok fazla benzer çalışma yapıldı. Örneğin 2016 sonlarında DEMOS tarafından yayımlanan “Kadınların Barış Mücadelesinde Dünya Deneyimleri: Sırbistan, Kosova, Sri Lanka, Suriye” <a href="http://www.demos.org.tr/kadinlarin-baris-mucadelesinde-dunya-deneyimleri/">kitabı</a>, söz konusu ülkelerde “kadınların barış mücadelesi deneyimlerine odaklanarak Türkiye’deki mücadeleye bu açılardan katkı sunmayı” amaçlıyordu. Yine 2016 sonlarında İstanbul’da düzenlenen “Barış Süreçlerini Canlandırmak: Kolombiya, Filipinler, Endonezya” başlıklı konferansın tartışmaları Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik tarafından kitaplaştırılarak geçtiğimiz günlerde <a href="http://sivilsayfalar.org/2018/01/21/baris-sureclerini-anlamak-icin-basucu-kitabi/">yayımlandı</a>. DİSA için Cuma Çiçek tarafından kaleme alınan benzer bir kitap da geçen hafta Diyarbakır’da yapılan bir toplantıda tanıtıldı.</p>
<p>Son iki yılda çatışma çözümü, barış arayışı ve ülke deneyimlerine odaklanan çok sayıda toplantı ve çalıştay yapıldı. En son DİTAM, Toplumsal Barış Ağı’nın onuncu toplantısını geçtiğimiz günlerde İzmir’de gerçekleştirirken Sabancı Üniversitesi bünyesindeki İstanbul Politikalar Merkezi de “Toplumsal Mutabakatta Kadınların Rolü” başlıklı bir etkinlik gerçekleştirdi.</p>
<p>Sivil Sayfalar olarak, ülkelerin çatışma çözümü deneyimlerine barış döneminde daha az ilgi duyulurken çatışma döneminde yoğun bir ilgiye mazhar olmasını Diyarbakır sivil toplum aktörlerine sorduk.</p>
<p>…</p>
<p><strong>Çözüm Süreci devam ederken akla pek gelmeyen bu çalışmaların çatışmalar başladıktan sonra yoğunlaşmasını nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Necdet İpekyüz (DİSA Yönetim Kurulu Başkanı): </strong>Aslında bir kısım kurumlar dünya deneyimleri konusunda çalışma yürütmekteydiler ama yürütülen çalışmalar, çıkan sonuçlar ya da açıklamalar dikkate alınmıyordu. Biz DİSA olarak çözüm süreci farklı ülkelerin deneyimleri konusuna dikkat çekmek istedik ve etkinlikler yaptık. Örneğin  İngiltere hükümetiyle ile IRA arasındaki müzakerelerde İngiltere Başmüzakerecisi olan Jonathan Powell’i davet ettik. Hem Diyarbakır hem de İstanbul’da etkinlik yaparak ilgili kişi ve kurumları davet ettik. Evet, çözüm sürecinde bu tecrübeler sürecin aktörleri tarafından yeterince gündeme getirilmedi veya gelmiş olsa bile ısrarcı olunmadığı için dikkate alınmadı. Çözüm süreci diye tanımlanan dönemde sivil toplumda ne bir katkı ne de aktif katılım konusunda bir beklenti yaratılmadı. Bu dönemin yaşanması, her şeye karşın tüm topluma, yıllarca yaşanan zor ve acı sürecin konuşarak da çözülebileceğini gösterdi. Eksiklikleriyle birlikte ve sivil toplumun katkısına gerçek anlamda açık olunmamasına rağmen bu sürece tüm toplum olarak inanmak istedik.</p>
<p>Sürecin bozulması ya da sonlanmasıyla tekrar ölümler, acılar ve umudun yitirilmesiyle birlikte tüm toplumu geren sıkıntılı bir süreci yaşamaya başladık. Daha önceki yaşadıklarımızdan güvenlikçi yaklaşımların  çözüm getirmediğini tam tersine toplumu gererek kutuplaşmaya neden olduğunu biliyoruz.  Bugün bunların konuşulması çok olumlu ama şu an yaşadıklarımızı olumlu görmemiz imkansız. Tam tersine bugünkü yaşananlar, ileride olmasını umut ettiğimiz çözüm meselesinde çözümü daha da zorlaştıran bir vaka olarak karşımıza çıkacaktır. Ancak yine de mevcut durumda tekrar konuşarak daha sağlıklı ve barış içerisinde geleceği  kurgulamalıyız. Bu nedenle birçok deneyime ihtiyacımız var, öyle ki sadece doğruları değil yapılan yanlışları da öğrenmemiz yararlı olacaktır.  Deneyimler sadece dünyanın bir iki ülkesinde veya çok konuşulan ülkelere ait olmamalı  nerede olursa olsun çatışma çözümleri, deneyimleri ve girişimleri bizler açısından kıymetli olmalıdır.</p>
<p>Çatışmaların yoğunlaşması ile beraber bu konuya daha fazla özen gösterip öğrenmemiz gerekir. Bir an önce çatışmaların sonlanması için çözüme dönük bir yol bulmamız gerekiyor. Bu nedenle DİSA bu konuda çalışmalar yürütmektedir. Sınırlı sayıda olsa bile özellikle bu zor günlerde bu konuda çalışma yürüten kurumları desteklemek gerekir. Ve toplumun bu konuda bilgilendirilmesi deyim yerindeyse hepimize bir “nefes” olacaktır.</p>
<p><strong>Abdurrahim AY (MAZLUMDER eski Genel Başkan Yardımcısı, Hak İnisiyatifi Üyesi): </strong>Çözüm süreci olarak adlandırılan, devlet ile PKK arasında görüşülmeye başlandığının duyurulduğu tarihte Diyarbakır Şube Başkanlığını yürüttüğüm MAZLUMDER cephesinden Kürt sorununun, Türkiye’nin en önemli meselesi olduğunu, bu sorunu çözme yönünde ortaya konan iradenin çok değerli olduğunu ancak sorunun tarihselliği bağlamında son 30 yılda yaşananların, sorunun tarafları yanında toplumda da çok ciddi psikolojik boyutlarının olduğunu ifade ederek, aktörler tarafından meseleye hangi açılardan bakılarak iradenin ortaya konduğu ile sürecin nasıl daha sağlıklı ilerleyebileceğine dair görüşlerimizi birçok insan hakları örgütü ve sivil toplum örgütü gibi beyan etmiştik.  Ancak ilerleyen süreçte devletin bu konuda yaptığı çalışmalarda kendince bir tarz benimsemesi, sürecin nasıl ilerletilmesi gerektiğine dair biz ve diğer sivil toplum örgütlerinin görüşlerini yeterince değerlendirmemesi ve sonrasında yaşanan bir kaç olay ile sürecin rafa kaldırıldığına şahit olduk.</p>
<p>Esasen süreci henüz başlamışken de farklı ülke deneyimlerine dair bilgilendirme toplantıları bazı STÖ’ler tarafından yapılıyordu. Ancak tabii ki bugünkü yoğunlukta değildi. Türkiye’deki çözüm süreci iki yıl boyunca bir şekilde ilerledi ve hatta PKK tarafından silahlı güçlerin Türkiye dışına çıkarılması aşamasına kadar geldi. Sürecin iyi işlediği algısıyla farklı ülkelerin barış deneyimlerinden faydalanmak yeteri kadar ilgi çekmedi galiba. Ancak süreçteki aksaklıklar ile bu aksaklıklarla karşılaşıldığında bunların nasıl aşılacağı hususu, önceden üzerinde yeteri kadar düşünülmüş, araştırma yapılmış olması gereken bir husus olduğu gibi süreç yürütülürken de üzerine çok düşünülmesi gereken başlıca konulardan birisiydi.</p>
<p>Tekrar çatışma ortamına dönülmesi süreçte hangi noktalarda yanlış davranıldığı ile ortaya çıkan yeni durumlarda nasıl hareket edilmesi gerektiğine dair arayışlara yönlendirmeliydi ve öyle de oldu. Türkiye toplumunun şu an içinde bulunduğu durum ile Kürt sorununda gelinen aşamada barışın ne kadar ciddi bir ihtiyaç olduğu hususu bir kez daha anlaşılmış görünüyor. Bu konuda yeteri kadar farklı ülke deneyimi olduğundan bunları toplumla ve ilgilerle paylaşarak mevcut durumdan tekrar çözüm sürecine nasıl dönülebileceğine dair bilgi paylaşımı ile bu doğrultuda bir farkındalık oluşturma çabası en azından konuya odaklanan sivil toplum nezdinde tekrar oluşmuş görünüyor.</p>
<p><strong>2013-2015 arasındaki süreç yürütülürken, Türkiye ve bölge STK’larının dünya deneyimlerine aşina olmamasının ne gibi olumsuz etkileri oldu, deneyimlerden haberdar olunsaydı neler farklı olurdu? </strong></p>
<p><strong>Necdet İpekyüz: </strong>Her deneyim, işi daha doğru yapmamız  konusunda uyarıcı ve hata yapmamızı önleyen özellik taşımaktadır. Süreçte atılması gereken adımlar kamuoyu beklentisi olarak yaygınlaştırılabilir miydi, aksayan noktalara karşı fonksiyonel davranıp sürecin raydan çıkmaması için önlem alınabilir miydi diye düşünmek lazım. Bu çalışmalar yeterli değildi, daha hazırlıklı ve haberdar olunsaydı süreç daha dikkatli ilerleyebilirdi. Tabii aktörlerin de bu konuda kapsayıcı ve önerilere açık olması gerekiyordu.</p>
<p><strong>Abdurrahim AY:</strong> Böylesi durumlarda STÖ’ler her ne kadar taraflar üzerinde bir yaptırıma sahip değiller ise de kamuoyunun nabzını ölçerek sorunlu konularda duyarlılık oluşturarak belirli demokratik tepkileri tetiklemeleri açısından çok önemli aygıtlardır. Çözüm sürecini birçok STÖ çok yakında takip etti ve neredeyse süreç boyunca gerçekleşen tüm adımlarla ilgili olarak belirli irade beyanları ortaya koydular. Ancak tüm bu irade beyanları ve geliştirilen demokratik tepkiler tamamen ülke şartlarından beslendiklerinden yeterli oranda yol gösterici olmadı gibi geliyor. Bu nedenle süreçte dünya deneyimlerine yeteri kadar aşina olunmaması, sürecin başlangıcında nasıl bir yol haritasının benimsenmesi,  kırılma noktasına geldiği birçok anda ve nihayet bittiği noktada taraflarca masaya nasıl tekrar oturulabileceğine dair yeterli kamuoyu duyarlılığı oluşturulamamasına ve kamuoyundan taraflara dönük bu meyanda yeterli bir baskı oluşmamasına sebebiyet verdi.</p>
<p>Çözüm süreci boyunca tarafların zaman zaman sürecin kırılganlığını göz ardı eden ve hatta bazen süreç yokmuş gibi bir izlenim veren demeç ve hareketleri oldu. Bunun yanında sürecin kırılma noktası yaşadığı bir kaç olay ile karşılaştık. Dünya deneyimlerinden öğrendiğimiz en önemli husus, süreçlerin kırılgan olduğu, tekrar bir çatışma ortamına dönülmesi halinde yeni çatışma durumunun barış süreçlerinden öncekine nazaran daha şiddetli olduğu ve bu durumun tekrar masaya dönme ihtimalini zorlaştırdığıdır. İşte dünya deneyimleri ile ilgili olarak STÖ’lerce olduğu gibi belki de taraflarca da yeteri kadar bir çalışma yapılmış olsa Türkiye’deki süreç ile ilgili olarak da daha hassas davranılabilirdi. Tarafların süreçte tıkandığı noktalarda, kırılma anı yaşadığı durumlarda STÖ’lerce deneyimlerin bu ortak ve en önemli sonucu üzerinden bilgilendirme ve kamuoyu baskısı oluşturularak ön açıcı bir rol oynanabilirdi. Özellikle çözüm sürecinden önce cezaevlerindeki açlık grevleri döneminde bizim de içinde bulunduğumuz bir grup bölgeli STÖ Adalet Bakanlığı, Meclis Başkanlığı ve HDP Genel Başkanlıkları düzeyinde bir dizi önemli görüşme gerçekleştirmişti. Süreçte de dünya deneyimleri üzerinden benzer bir yol izlenebilirdi.</p>
<p><strong>2013-2015 arasındaki süreç yürütülürken, çatışmanın taraflarının dünya deneyimlerine uygun bir süreç yürütmedikleri anlaşılıyor, bu tecrübelerden nasıl faydalanılmalıydı?</strong></p>
<p><strong>Necdet İpekyüz:</strong> Zaten yürütülmüş olsaydı bugün bu yaşadıklarımız olmazdı. O günlere bugünden bakınca bir rüya gibi geliyor, düşünebiliyor musunuz Newroz etkinliğinde 100 binlerce insan engellenmeksizin, hiç bir olay olmadan toplanıyor ve milyonlarca insan televizyon başında canlı bağlantılarla Diyarbakır’da İmralı’dan gelen açıklamanın okunmasını pür dikkat dinliyor.</p>
<p>Taraflar süreci ilişkilerini güven içerisinde, belirlenen program ve bir takvime bağlı kalarak kamuoyunu sivil toplum örgütlerinin katılımıyla hatta denetimiyle yürütmeliydiler. Hiç bir öneri alınmadığı gibi her şey kapalı kapılar ardında yürütülmek istendi. Karşılıklı olarak güveni geliştirmek yerine kuşkuların artışına ve güvensizliğe evirildi. Deneyimler dikkate alınmış olunsaydı bugün o çok daha güzel bir yerde olurduk. Her deneyim hem kendine özgüdür hem de hepsi için ortak bazı normlar vardır. Benzerlik ve farklılıkları iyi tespit etmek, derse iyi çalışmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Abdurrahim Ay: </strong><strong> </strong>Şüphesiz bu konuda devletin de içinde olduğu ciddi bir ortak çalışma yürütülmesinin çok faydası olacaktı. Farklı deneyimlerin kapsamlı ele alınacağı bir çalışma, Türkiye’deki sürecin yürütülmesi sırasında karşılaşılabilecek farklı senaryolar üzerine nasıl bir tutum belirlenmesi gerektiğinin ortaya konacağı bir tutum belgesinin oluşturularak buna sadık kalınacağına dair güçlü bir irade beyanının oluşmasına hizmet edebilirdi.</p>
<p>Örneğin Kolombiya-FARC barış süreci deneyiminde her koşulda görüşmelere sadakatin önemi, İngiltere-IRA ve Güney Afrika-ANC örneğinde verilen sözlerin tutulması, yine Güney Afrika-ANC örneğinde süreç aktörlerinin rollerini oynamalarına uygun zeminin hazırlanması, Filipinler-MNLF ve İngiltere-IRA örneğinde üçüncü göz-arabulucunun işlevi ve son olarak neredeyse tüm örneklilerde süreci besleyecek demokratikleşme adımlarının atılmasının önemi anlamlı bir ciddiyette idrak edilip bu doğrultuda hareket edilebilirdi. Türkiye’deki süreç açısından özellikle süreci besleyecek demokratikleşme adımlarının eksik atılması, üçüncü bir gözün olmayışı, ikinci yılda özellikle PKK cenahından çatışmaya her an dönebileceği izlenimi ve askeri operasyonların artması tarafların birbirlerine verdikleri sözlerin tutulması gibi eksiklikler bugün geldiğimiz duruma sebep olan önemli başlıklardır.</p>
<p><strong>İçinden geçtiğimiz süreç, çatışma çözümüne dair pek iyimser bir projeksiyon sunmuyor. Böyle zamanlarda sivil toplum olarak ne yapmalı?</strong></p>
<p><strong>Necdet İpekyüz: </strong>Daha çok çalışmalıyız daha çok öğrenmeliyiz ve topluma umut vermeliyiz biliyoruz ki en iyi çözüm şiddete başvurmadan konuşarak yapılan çözümlerdir. Dünyadaki deneyimler de bize göstermektedir ki önemli olan birilerinin kaybetmesi veya kazanması değil hep birlikte kazanmaktır. Sivil toplum olarak Dünyanın neresinde olursa olsun çatışma çözümü konusunda bir çalışma yürütülmüş ise bunu araştırmalıyız, öğrenmeliyiz ve bu deneyimleri dikkate almalıyız.</p>
<p>En önemlisi de ısrarcı olmalıyız. Çatışmaların sonlanması konusunda talep yaratmalıyız. Barışı istemek zordur, önemli olan zoru başarmaktır. Geçmişte yapılan eksiklikleri, yanlışlıkları, hataları tekrar yaşamamalıyız.</p>
<p><strong>Abdurrahim Ay:</strong> Geldiğimiz aşamada 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hal ile birçok hak ve özgürlüğün önemli ölçüde kısıtlanmış olması bunun yanında hükümet-devlet politikalarına dair ifade özgürlüğü kapsamında getirilen eleştirilerin sahipleri ile ilgili yargı tutumu STÖ’lerin işini önemli ölçüde zorlaştırıyor. Yine de temel işlevi farkındalık ve duyarlılık oluşturarak kamuoyu baskısını tetiklemek olan STÖ’ler için, çatışmalı ortamların sebep olduğu sonuçlar, kendi en önemli sorununu çözememiş, iç barışını sağlayamamış bir ülkenin uluslarası arenada yeteri kadar söz sahibi olamayacağı ve dünya barışına katkıda bulunamayacağı, geçmişiyle yüzleşmemiş bir devletin geleceğini belirleyemeceği en yüksek sesle dile getirilmeye devam ettirilmekten vazgeçilmemelidir. Bunun yanında şartlar elverdiği ölçüde, görmezden gelinmesinin ve çözümün ötelenmesinin ileride sorunun daha güçlü bir şekilde bütün bir toplumun karşısına çıkacağı ve daha büyük çatışma ortamlarına sebebiyet vereceği dillendirilmelidir.</p>
<p>Mevcut durumda özellikle Kürt toplumunda çözüm sürecine tekrar dönülmesi konusunda atılacak küçük bir adımın çok ciddi destek bulacağını düşünüyorum. PKK’nin eylemleri önemli ölçüde durmuşken evvela olağanüstü halin kaldırılması ve bilahare de demokratikleşme adımlarının atılması ile ilgili barışçıl çalışmalara ağırlık verilmeli uygun zemin oluştuktan sonra bir araya gelecek önemli STÖ’lerce taraflarla görüşmeler sağlanarak çözüm sürecine dönme zemini oluşturulmaya çalışılmalıdır. Çatışma ortamında tekrar dönmeden ve Kürtlerin devletle-ülkeyle olan psikoloji bağını tekrar tesis edebilmek adına barış hayati önemi haizdir. Bu konuda sorumluluk bilincine sahip herkesin yapabileceği bir şeyler vardır. Bugün bahsettiğiniz çalışmalar bu yapılabileceklerin bir kısmı, diğer kısmı bu çalışmaları ve çözüm ihtiyacını siyaset ve bürokrasinin kılcallarına kadar ulaştırabilmektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/26/catisma-doneminde-yogunlasan-baris-arayislari/">Çatışma Döneminde Yoğunlaşan Barış Arayışları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır sivil toplumu İzmir’e barışı konuşmaya gitti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/16/diyarbakir-sivil-toplumu-izmire-barisi-konusmaya-gitti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2018 13:07:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Özmen]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Arif Ali Cangı]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Burç Baysal]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Kızbes Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Sevilay Çelenk]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal barış]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Barış Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Kıraç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=23687</guid>

					<description><![CDATA[<p>DİTAM’ın Toplumsal Barış Ağı toplantılarının sondan bir önceki ayağı İzmir’de gerçekleşti. İzmir ve Diyarbakır’dan yüze yakın sivil toplum temsilcisi barış meselesine dair görüş alışverişinde bulundu. Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (DİTAM) sürdürdüğü Toplumsal Barış Ağı bünyesinde, İzmir’de düzenlenen bölgesel çalıştayda Diyarbakır ağırlıklı olmak üzere bölgeden ve İzmir’den yüze yakın katılımcı &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STK’ların Rolü&#8221;nü konuştu. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/16/diyarbakir-sivil-toplumu-izmire-barisi-konusmaya-gitti/">Diyarbakır sivil toplumu İzmir’e barışı konuşmaya gitti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİTAM’ın Toplumsal Barış Ağı toplantılarının sondan bir önceki ayağı İzmir’de gerçekleşti. İzmir ve Diyarbakır’dan yüze yakın sivil toplum temsilcisi barış meselesine dair görüş alışverişinde bulundu.</strong><span id="more-23687"></span></p>
<p>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (DİTAM) sürdürdüğü Toplumsal Barış Ağı bünyesinde, İzmir’de düzenlenen bölgesel çalıştayda Diyarbakır ağırlıklı olmak üzere bölgeden ve İzmir’den yüze yakın katılımcı &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STK’ların Rolü&#8221;nü konuştu. Toplantının açılış konuşmasını yapan DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, &#8216;Toplumsal Barış Ağı’nın hazırlık çalışmalarını çözüm süreci döneminde yaptıklarını ancak çalışmaya başlayınca çatışma ortamının dönmüş olduğunu hatırlatarak, sivil toplumun barış meselesini gündemden düşürmemesi gerektiğini vurguladı. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin güçlü bir sivil toplum ve medya reaksiyonu ile akim kaldığını hatırlatan Kaya; Diyarbakır, Van, Hakkari, Batman, Şanlıurfa, Malatya, Ankara, İstanbul ve İzmir gibi şehirlerde düzenledikleri toplantılarda oluşturmaya çalıştıkları barış ağı hakkında detaylı bilgiler vererek, “sivil toplum arasındaki barış ağı, toplumsal kutuplaşmanın da panzehiridir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Çalıştayın sabah oturumunda Doç. Dr. Sevilay Çelenk &#8216;Medya, Demokrasi ve Toplumsal Barış&#8217;, Dr. Cuma Çiçek de &#8216;Çatışma Çözümü, Barışın İnşası ve Sivil Toplum&#8217; başlıklı birer sunum yaptı. Barış olgusunun medyada haber değeri olmadığını söyleyen Çelenk, “Biz sivil toplum temsilcileri olarak birbirimize konuşuyoruz, oysa sesimizin daha çok yere ulaşması gerek, esas konuşacağımız insanlarla konuşmalıyız. Bu konuda yetersiz kaldık. Her yere ve herkese konuşabilen medyada ise barış o kadar çok kriminalleşti ki, &#8216;Ayşe Öğretmen&#8217; vakasında gördüğümüz üzere medya, barış talebine yer verdiği için özür dilemek zorunda kaldı” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Çelenk’ten sonra söz alan akademisyen Cuma Çiçek, Barış Vakfı için hazırladığı “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunu anlatarak sivil toplumun kapasite ve potansiyeline dair bir fotoğraf aktardı. Türkiye’deki STK envanterine bakıldığında bunların yüzde 95 gibi yüksek bir oranının &#8216;Kürt meselesi&#8217; gibi konulara hiç dokunmadığını vurguladı.</p>
<p>Rapordan yola çıkarak bazı önerilerde bulunan Çiçek; siyasi, coğrafi ve sektörel sınırları aşarak öteki mahallelerle diyalog kurma, barışa katkısı olacak meseleleri makro ölçekten mikro ölçeğe, gündelik ilişkilere taşıma, siyasi angajmana girmemiş STK’ları sürece dahil etme, çatışma çözümü ve barış inşası çalışmalarını yerelleştirme gibi vurgularda bulundu.</p>
<p>Çalıştayın öğleden sonraki oturumu Yazar Şeyhmus Diken’in moderatörlüğünde, sivil toplum temsilcilerinin değerlendirmeleri ile tamamlandı.</p>
<p><strong>Zafer Kıraç (İzmir):</strong> Barış emek istiyor, bu bir yaşam biçimi bugünden yarına hemen cevap vermiyor. O yüzden barış çalışmalarını sürekli yapmalıyız. Barış çalışmasında Kürtlerin yorulduğunu, bu yüzden Türklere daha çok iş düştüğünü düşünüyorum. İzmir ve Diyarbakır’ın barış çalışmaları anlamında kıymetli şehirler olduğunu düşünüyorum. Sahada yapılacak çalışmaların çocuk ve gençleri kapsayıcı şekilde derinleşmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Kızbes Aydın (İzmir): </strong>Ben Kafkas Türküyüm, İzmir’de herkes bana &#8216;Kürtsün&#8217; diyor. Bir türlü Türk olduğumu ispatlayamadım. Batıda, İzmir’de barışı anlatmak çok zor. Barışseverler olarak farklılıklarımızla bir arada nasıl yaşayabileceğimizi tartışmamız gerekiyor. Ben barışı Kürtlerin kara kaşı kara gözü için değil, Türk halkının zararlarını gördüğüm için istiyorum. Savaş ve çatışmalar en çok kadını etkiliyor. Eğer barış gelecekse, barışın lokomotifi kadınlar olmak zorundadır. Savaş ve çatışmalar eril zihniyetin ürünüdür. Toplumsal Barış Ağı&#8217;nın kadın ayağını oluşturup, İzmirli ve Diyarbakırlı kadınların öncülüğünde sadece kadınların yer aldığı ayrı çalıştaylar yapalım ve sonuç bildirgesi yayınlayalım.</p>
<p><strong>Arif Ali Cangı (İzmir): </strong>Barış sadece dilemekle olmuyor, gerçekleşmesi için çaba harcamak gerekiyor. Barış sürecinin başlayabilmesi için toplumun ortaya irade koyması gerekiyor. Bu noktada bu ihtiyacın ortaya çıkması için STK ve aktivistler olarak çaba harcamamız gerektiğini düşünüyorum. Geçmişte İzmir ve Diyarbakır arasında Kocaoğlu ve Baydemir üzerinden ciddi adımlar atılmaya başlamıştı ama maalesef yarım kaldı. Bu ilişkiyi devam ettirmek gerektiğini düşünüyorum. Toplumun üzerindeki korkunun aşılması için mutlaka ve mutlaka ortaklıklarımızı öne çıkarmalıyız. Barışta ortaklaşıp bunun çalışmasını derinleştirmemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>Burç Baysal (Diyarbakır):</strong> İzmir ve Diyarbakır gibi özgürlüğüne düşkün iki kenti bir araya getiren DİTAM’a öncelikle çok teşekkür ederim. Ülkenin içerisindeki gelirden eşit pay almamamızın da adaletsizliği etkileyen bir süreç olduğunu gözden kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Ahmet Özmen (Diyarbakır): </strong>Barış süreçleri için sivil toplumun kendi akil insanlarını oluşturması gerekiyor. Kendi akil insanlarımızı oluşturup, heyetler halinde toplantılar yapmanın çok etkili olacağını düşünüyorum. Çözüm sürecinde yapılmayan yüzleşme meselesinin üzerine bu şekilde gitmek gerekiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/16/diyarbakir-sivil-toplumu-izmire-barisi-konusmaya-gitti/">Diyarbakır sivil toplumu İzmir’e barışı konuşmaya gitti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DİTAM Başkanı Kaya: Güney Afrika’daki çözümde ekonomi sanıldığından çok daha etkili</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/25/ditam-baskani-mehmet-kaya-guney-afrikadaki-cozumde-ekonomi-sanildigindan-cok-daha-etkili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Nov 2017 20:11:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Berghoff Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma ve Barış Süreçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Kamusal Politikalar ve Demokrasi Çalışmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Mandela]]></category>
		<category><![CDATA[Nelson Mandela]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20353</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Mandela&#8217;nın serbest bırakılmasında iş insanlarının çok etkili olduğunu düşünüyorum. Mandela&#8217;nın iş insanlarını rahatlatması, onlara şifahi de olsa güvenceler vermiş olmasının da çok olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. Mandela ya da De Klerk kişisel ya da siyasal çıkar niyetinde olsalardı ya da Mandela bütün gençliğini tükettiği mücadelesi sebebiyle taşıdığı öfkeden arınmasaydı barışın gerçekleşme şansı yoktu. Bunun için [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/25/ditam-baskani-mehmet-kaya-guney-afrikadaki-cozumde-ekonomi-sanildigindan-cok-daha-etkili/">DİTAM Başkanı Kaya: Güney Afrika’daki çözümde ekonomi sanıldığından çok daha etkili</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Mandela&#8217;nın serbest bırakılmasında iş insanlarının çok etkili olduğunu düşünüyorum. Mandela&#8217;nın iş insanlarını rahatlatması, onlara şifahi de olsa güvenceler vermiş olmasının da çok olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. <span id="more-20353"></span>Mandela ya da De Klerk kişisel ya da siyasal çıkar niyetinde olsalardı ya da Mandela bütün gençliğini tükettiği mücadelesi sebebiyle taşıdığı öfkeden arınmasaydı barışın gerçekleşme şansı yoktu. Bunun için de hakikaten lider olmak gerekiyor&#8221;</strong></p>
<p>Kasımın ilk haftasında iş dünyasından bir grup temsilci, Kamusal Politikalar ve Demokrasi Çalışmaları Merkez ve Berghoff Vakfı&#8217;nın davetlisi olarak Güney Afrika’ya bir çalışma ziyareti düzenledi. İş insanlarının çatışma çözümündeki etkisini yerinde gözlemlemeyi amaçlayan bu geziyi katılımcılardan Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya ile konuştuk.</p>
<p><strong>Güney Afrika’ya dört günlük bir çalışma seyahatine katıldınız. Geriye bakınca, bu seyahatlerin katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<figure id="attachment_20354" aria-describedby="caption-attachment-20354" style="width: 268px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-20354" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/20160127164201_mehmet-kaya-e1511640054444.jpg" alt="" width="268" height="260" /><figcaption id="caption-attachment-20354" class="wp-caption-text">DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya</figcaption></figure>
<p>Barış süreçleriyle ilgileniyorsanız, bu seyahatler sizin için çok ön açıcı oluyor. Gittiğiniz yerde bazı ezberlerin, bazı açmazların aşıldığını görebiliyorsunuz. Onların nasıl aşıldığını görmek sizin de bu süreçte imkânsız gördüğünüz durumlar hakkında daha geniş düşünmenizi sağlıyor. İşler bu noktada iken nasıl bir araya gelinir, nasıl konuşulur, barış tekrardan nasıl sağlanır dediğiniz çok zor şeylerin kolay ve farklı yöntemlerle çözümün mümkün olduğunu görüyorsunuz. Evet, Güney Afrika barış sürecini, geçmişle yüzleşme uygulamalarını kitaplardan okuduk ama çok merak ediyorduk, yerinde görüp inceleyince kitaplardan okuduğunuz gibi olmadığını görüyorsunuz. Devletin iş dünyasına karşı kullanabileceği bir sürü güç varken iş dünyası hangi cesaretle barış çalışmalarını başlatmaya uğraşıyor, bunu görüyorsunuz. Böyle süreçlerde en güçlü olması gereken ama bizde belki de en pasif olan iş çevrenin orada yöntem değiştirerek sürece çok ciddi katkı sağladığını görüyorsunuz. Daha önce Myanmar’a da gitmiştim benzer bir çalışma kapsamında ve orada da işlerin okuduğumuzdan çok farklı olduğunu görmüştük. Her iki seyahatten de şunu öğrendim, bu işler kolay işler değil çok zor işler. Bu işlere zorluğunu bile bile gireceksiniz. Bir deneyim diğerine tamamen uymuyor, her ülkenin hem farklı hem benzer koşulları var, bunu bilmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Seyahate katılan grubun profili genelde iş insanları ve onların temsilcileriydi galiba, böyle bir heyetin seçilme maksadı ve oradaki temaslar hakkında bilgi verebilir misiniz ?</strong></p>
<p>Güney Afrika&#8217;da &#8216;Apartheid’in kaldırılması ve barış sürecinde iş camiasının güçlü olduğunu gördük. Her halde bu seyahat planlanırken de düzenleyiciler, hem bölgeden hem de Türkiye&#8217;nin farklı illerinden iş camiasını temsil eden sivil aktörleri davet ederek buradaki tecrübenin doğrudan muhatapları tarafından görülmesini, gözlemlenmesini planlamışlardı. Döndükten sonra bu iş dünyasını temsil eden insanların aktarımları, Türkiye&#8217;deki iş dünyasının bu süreçlerin ne kadar dışında olduğunu ama içinde olabileceğini keşfetmek anlamında bu doğru bir tercihti.</p>
<p>Orada iki büyük aktör var, biri o zamanki devlet. Nüfusun yüzde 8&#8217;ine ama ekonominin yüzde 90&#8217;ına sahip &#8216;beyazların&#8217; elindeki devlet. Diğer tarafta Mandela ile tanıdığımız  Afrika Ulusal Kongresi (ANC). Bu iki taraf ile, bu taraflar içerisinde barışı sağlamaya çalışan iş örgütleri ve sendika temsilcileriyle, görüşmelerimiz oldu. Mesela o dönem Güney Afrika hükümeti adına görüşmelere baş müzakereci sıfatıyla katılmış olan Roelf Meyer ile görüştük. O dönem müzakerenin &#8220;beyaz&#8221; tarafını temsil eden Meyer, şu anda dünyadaki çok yerde çatışma çözümlerinin gözlemcisi olarak da çalışıyor. Masanın &#8220;siyah&#8221; tarafının temsilcileri ile de görüştük. Mesela Ulusal İş Dünyası Girişimi ile Bankalar Birliği Başkanı Cassim Coovadia bunlardan biri. Güney Afrika Seçim Komisyonu Başkanı Terry Tselane, Sivil Toplum Lideri Ishmael Makhebula, akademisyenler ve çeşitli aktörler ile görüşmelerimiz oldu. Barış sürecini, seçim sistemini, ekonomik sistemi teferruatlı değerlendirme imkanımız oldu. Odaklandığımız nokta daha çok iş camiasının bu sürece ne şekilde katkı verdiği ve nerede durduğu idi, bunu ortaya çıkarmaya çalıştık. Hükümetin bu müzakerelere başlamasında en önemli iki etken gördüm. Birincisi; ekonominin nüfusun yüzde 8&#8217;inin elinde olması bir sorun evet ama tehdit-fırsat denklemine bakıldığında aynı zamanda bir fırsat olmuş. Ekonominin globalleşmesi, uluslararası ekonomik kuruluşlarla ilişkide olmak uluslararası kamuoyunun bu ekonomi çevreleri ve yönetim üzerinde etkili olmasını beraberinde getirmiş. Mesela Meyer&#8217;in ifadesiyle; ülkelerin, &#8216;Apartheid&#8217;i kaldırmama durumunda ambargo uygulayacaklarına dair açıklamaları, özellikle Afrika&#8217;da yatırımları bulunan uluslararası şirketlerin tüketicilerinin o şirkete karşı yaptırım uygulamaları Güney Afrika ekonomisinin çökmesi endişesini beraberinde getirmiş.  Mesela Paris&#8217;te, Fransız şirketlerinin Güney Afrika&#8217;daki yatırımları ile ilgili bir kampanyalar başlatılmış. Buradan her ne kadar orayı sadece Mandela ile tanısak da gördüğüm şey, bu iş öyle tek aktörle çözülebilecek bir iş değil. Orada da öyle değildi&#8230; Mandela, oluşan bu havanın çatışmasız, bir uzlaşma ile sonuçlandırabilecek önemli bir aktördü. Bu elbette çok değerli ama tek başına belirleyici olmadığını da söylemek lazım&#8230;</p>
<h4><strong>“İş dünyası ‘Evet, bu işin aktörü olarak sürece dahil olacağız ve önce kendimizden vereceğiz’ demiş. Yani devletten önce onlar ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına kapı açacak uygulamalar gerçekleştirmişler. Bir de hem kendi bağlı oldukları firmalar ile hem de şirketlerin CEO’ları bir araya gelerek toplantılar yapmışlar. Yaklaşık 20 şirket bir araya gelip grup kurmuş ve doğrudan müzakere sürecinin içinde olmuşlar. Yani burada Mandela&#8217;nın bırakılmasından tutun da gerçek anlamda, siyahların da oy kullanabildiği bir seçimin yapılabilmesi için iş camiası, hükümetle görüşmelerde doğrudan bulunmuşlar”</strong></h4>
<p><strong>Bu noktayı biraz açmak istiyorum. Böyle süreçlerde devleti temsil eden taraf, diğer tarafa göre daha çok hesap kitap içinde olur, çünkü diğer tarafın kaybedecek çok fazla şeyi yoktur. Söylediğiniz gibi, sadece Mandela değil onun karşısında yer alacak bir De Klerk de lazımdır. Biraz De Klerk üzerinden okumanızı rica edeceğim, toplumsal ve siyasal olarak nasıl beklentileri vardı, şahsen nasıl bir projeksiyona sahipti, umduğunu buldu mu, izlenimleriniz ışığında değerlendirir misiniz?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-20355 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/DN8Wh4sXUAAwMh7.jpg" alt="" width="338" height="254" />Yaşanan süreçler işi bir yere kadar getirir ama ondan sonra liderlerin rol alması gerekir. Gördüğüm kadarıyla De Klerk ile Mandela gerçekten önemli bir rol üstlenmişler. Mesela De Klerk, Mandela&#8217;nın hiçbir şarta bağlı olmadan serbest bırakılması gerektiğini söyleyen ve bunu sağlayan lider, bu çok önemli. Mandela da hiçbir şart öne sürmeden barış görüşmelerine başlamış. Oradaki nüfus dağılımına bakarsanız, De Klerk devlet başkanlığının Mandela&#8217;ya geçeceğini bile bile bu süreci başlatıyor ve kendisine yardımcı oluyor bu süreçte. Seçimden sonra da Mandela&#8217;nın başkan yardımcılarından biri De Klerk oluyor. Yani barışın gerçekleşebilmesi için bile bile koltuğunu &#8220;siyah&#8221; birine bırakıyor ve dönüp ona yardımcı oluyor. İşte liderlik vasfı tam da burada kendisini gösteriyor. Evet, mesela Apartheid Müzesi&#8217;ni gezerken bakıyorsunuz, geçmişte çok kötü şeyler, büyük katliamlar yapılmış. Tam bir sömürgecilik işletilmiş. Ama buna rağmen iki lider riskleri alıp bu sorunu halletmek üzere müzakereye oturmuşlar.</p>
<p><strong>Burada iş insanlarının rolü nasıl olmuş, aktarabilir misiniz?</strong></p>
<p>Görüştüğümüz her iki kesim de şunları söylediler: Siyasiler arabulucu olunca hem mevzuat açısından sıkıntı yaşıyorlardı hem de insanlar onlara tam güvenemiyorlardı. Ama iş camiasından taraflarla görüşenlere baktığımızda, her iki tarafın da onlara güvendiğini görüyorsunuz. Çünkü kendi siyasi gelecekleri ile ilgili bir ajandaları yoktu ve ülkenin ortak çıkarını düşünüyorlardı. Böyle olunca onlarla yürümesi daha kolay oldu. Bir de iş camiasından müzakerelere katılanlara her iki taraftan da güvenceler verilmişti. Bir de bahsettiğimiz ekonomik dengesizlik, ayrımcılığın en önemli parçası. Burada iş insanlarının her iki topluma bu süreci anlatmaları, gelir ve sermaye paylaşımının zaman içinde dengeli bir noktaya ulaşacağını anlatmaları gerekiyor, bunu yapmışlar. İş dünyası ‘Evet, bu işin aktörü olarak sürece dahil olacağız ve önce kendimizden vereceğiz’ demiş. Yani devletten önce onlar ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına kapı açacak uygulamalar gerçekleştirmişler. Bir de hem kendi bağlı oldukları firmalar ile hem de şirketlerin CEO’ları bir araya gelerek toplantılar yapmışlar. Yaklaşık 20 şirket bir araya gelip grup kurmuş ve doğrudan müzakere sürecinin içinde olmuşlar. Yani burada Mandela&#8217;nın bırakılmasından tutun da gerçek anlamda, siyahların da oy kullanabildiği bir seçimin yapılabilmesi için iş camiası, hükümetle görüşmelerde doğrudan bulunmuşlar. Uluslararası kamuoyunun ambargo, boykot, ekonomik yaptırım gibi müdahale ihtimallerine karşı da çok yoğun çalışmışlar. Tabi aynı şekilde Mandela ile de görüşmelerde bulunmuşlar. Mandela&#8217;nın bu iş insanlarına yönelik, bazı endişeleri ortadan kaldıran güvenceler verdiği ile ilgili de duyumlarımız oldu. Mandela&#8217;nın da iş camiasını rahatlatarak, paylaşımın bir anda değil de zamana yayılarak gerçekleşmesi konusunda güvence verdiği mesela&#8230; Bunlara baktığımız zaman iş camiası bu işin tam göbeğinde aslında.</p>
<p><strong>Çatışma hali ekonomiye ciddi manada yansıyor ve bölgeler arası ekonomik uçurum oluyor neredeyse. Yaşadığımız bölge mesela, geride kalmış ve adil, eşitlikçi bir yaklaşım gerçekleşemiyor. Devlet sürekli teşvik paketleri açıklıyor ama hiçbirinden istihdamı artıracak, dengeyi sağlayacak bir şey çıkmıyor. Son açıklanan paket kapsamında 37 bin kişiye iş istihdamı oluşturacak yatırım başvurusu var ama buna aylardır cevap verilmemiş. Bir yandan ekonomiyi düzeltirse meselenin daha kolay hallolacağını düşünüyor, bunun için ekonomik teşvik paketi açıklıyor, diğer yandan yatırım başvurularını bekletiyor, cevap vermiyor&#8230;  </strong></p>
<p>Şimdi önceliği doğru belirlemek lazım, inanmak lazım. Eğer güvenliği öne koyup ekonomiyi söylem haline getirirseniz bunu çözemezsiniz. 2018 bütçesinde Savunma Bakanlığı ve Jandarmanın bütçesi yüzde 41-42 oranında artırılırken eğitim ve sağlık bütçesi yerinde saymış. Bu durum, bölgeye daha fazla yansıyor. Mesela Güney Afrika’da &#8216;siyahlar&#8217; şunu söylüyor: Biz geri bıraktırıldık. Bugün bu dezavantajlı durumumuzda aynı ortamda rekabet ederek, şirketler kurarak ekonomik anlamda gelişme şansımız yok,&#8221; bugüne kadar benim üzerimden kazandın, beni köle olarak çalıştırdın, sen yöneticiydin. Bugün onun yerine ‘gel yeniden başlayalım, ikimiz eşit olduk’ &#8221; demekle olmuyor. Geçmişten gelen dezavantajlı bir durum söz konusu. Bu, bir pozitif ayrımcılık gerektiriyor. Buraya bakınca, 20 yıl OHAL ile yönetilmişsiniz, ekonomik anlamda tamamen çökmüş durumdasınız. Şimdi teşvik diye çıkardığınız uygulamada bölge ile İstanbul arasındaki yatırım farklılığına bakıyorsunuz. Aradaki fark iki puanlık vergi indirimine denk geliyor, çoğu durumda teşvik farkı ortadan kalkmış oluyor. Onun için bölgeye özel bir ekonomik yönetim şekli oluşmadığı müddetçe bölgenin kalkınması engellenmiş oluyor.</p>
<p>Güney Afrika’da &#8216;siyahlarla-beyazlar&#8217; arasındaki fark kaldırıldı, eşit haklara sahipler. 11 tane resmi dil var, 3 tane başkent var, siyasi tüm hakları almış siyahlar, peki kullanabiliyor mu, hayata yansıyor mu? Siyahlarla konuşunca ‘hayır’ diyor, ekonomik gelişmişliğin beyazlara üstünlük sağladığına inanıyor. Sonuçta bir ekonomik yetersizlik tek başına bir sorun değil ama tek başına siyasal haklar da yeterli değil. Demokrasi ve ekonomi at başı beraber gitmediği müddetçe Kürt sorunun doğru bir çözüm olanağı yoktur. Evet anadilde eğitim verilebilir, yönetim şekli değiştirilebilir ama siz ekonomik paylaşımı doğru bir şekilde yapmazsanız sorun devam edecektir. Bunu Myanmar’da gördük mesela, Güney Kürdistan ile Irak arasındaki soruna bakınca federasyon olmak yetmiyor, işin içine ekonomik paylaşım giriyor. Güney Afrika’da da bunu görüyorsunuz, siyasal barış yapmak sorunu tek başına çözmüyor. Sürdürülebilir barış yapmak önemli. Benim gördüğüm, Güney Afrika’da sürdürülebilir barış yapılmadı. Evet, çatışma ortadan kalktı ama ekonomik model var mı, sürdürülebilir barış var mı derseniz, &#8216;hayır&#8217; yok.</p>
<h4><strong>“Müzede gezerken bir fotoğrafa bakıyorduk, altını kapatıp 92&#8217;deki Cizre Newrozu yazsanız hiçbir fark yok. devletin davranış biçimi buradaki ile aynıymış yani. Toplumlar arasında birbirini anlamama ve güvensizlik çok belirgin. Bugün atılabilecek bir kaç adım, ortak geleceği garantiye alacak. Bu da bizim buradaki duruma benziyor. Ama işte empati eksikliği, birbirini yeterince anlamama, güven sorunu bunlara sebep oluyor.”</strong></h4>
<p><strong>Oradaki riskler neler peki?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-20356 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/DN9N9nxWsAIBE3b.jpg" alt="" width="403" height="302" />Birini anlattım, ekonomik paylaşım büyük sorun. Diğeri de, geçmişle yüzleşme istenilen gibi yapılmamış. Mesela biz oradayken, emniyette sivil bir siyahı öldüren polisin yargılaması yapılıyordu. Şimdi beyazlar ‘biz barıştık, geçmişle yüzleşme de yapıldı’ diye bakıyor ama siyahlar o mahkemenin sonucunu bekliyordu. O mahkemede bu polise ceza verilecek mi, ne ceza verilecek? Bu tür davalarda siyahlar tarafından vicdani kabul görmeyen kararlar yeni bir çatışma riskidir. Geçmişle yüzleşme istenilen bir vicdani rahatlık sağlamamış, evet yapılmış ama sembolik örnekler üzerinden gitmiş. Siz bunu yapmaz, öfkeleri ortadan kaldırmazsanız, vicdanları rahatlatmazsanız, ekonomik dağılım istenilen noktada değilse, bu her zaman çatışma riski oluşturur.</p>
<p>Beyazların bu kırılgan durumdan ötürü ülkeyi tamamen terk edecekleri bir gelecek de yaşanabilir. Ülkede yaşayan beyazların yaklaşık yarısının İngiltere’de, Amerika’da, Avrupa’da bir evi ve bir işi var. Toplumsal barış oturmaz, işler kötüye giderse ülkeyi terk etmeyi düşünenler çok. Ama bu akıbet ortada iken ekonomik bölüşümü sağlayamamak da empati eksikliğidir, birbirini anlamamaktır.</p>
<p><strong>Bütün süreçlerin farklılıkları ve benzerlikleri olduğunu söylediniz. Güney Afrika ile Türkiye&#8217;yi karşılaştırınca neler söyleyebiliriz?</strong></p>
<p>Apartheid müzesinde o döneme ait her şeyi sergilemişler, orayı gezerken hücrelerini gördüm ve ölçtüm. Benim de daha önce iki gözaltı tecrübem olmuştu. Gözaltında yapacak bir şey olmayınca hücreyi ölçüyorduk, ne kadardır diye. Hücre ölçüleri aynı bir kere, onu söyleyebilirim. Polisin hak ihlalleri dönemindeki davranış kalıpları da öyle. Müzede gezerken bir fotoğrafa bakıyorduk, altını kapatıp 92&#8217;deki Cizre Newroz&#8217;u yazsanız hiçbir fark yok. Devletin davranış biçimi buradaki ile aynıymış yani. Toplumlar arasında birbirini anlamama ve güvensizlik çok belirgin. Bugün atılabilecek birkaç adım, ortak geleceği garantiye alacak. Bu da bizim buradaki duruma benziyor. Ama işte empati eksikliği, birbirini yeterince anlamama, güven sorunu bunlara sebep oluyor.</p>
<p>Orada ANC dışında 13 grup var ve hepsi bir özgürlük mücadelesi veriyor. En büyük grup olan ANC içinde de büyük büyük gruplar var ve süreçte provokasyonlar olabileceğini biliyorlar. De Klerk, bunu  engelleyecek ve siyahları bir arada tutacak aktörün Mandela olacağını biliyor. Bu yüzden şartsız koşulsuz serbest bırakılmasını istiyor, &#8216;muhalafeti güçlendirirseniz barış yapabilirsiniz&#8217; diyor. Süreci Mandela üzerinden yürüterek, onu güçlendirerek götürüyor. Mandela da geldiğinde sembolik dokunuşlarla eşitsizlik ve ayrımcılığın kaldırıldığına dair adımlar atıyor. Örneğin; orada beyzbol siyahların oynamadığı, beyazlara has bir spor iken Mandela siyahların yoğun olduğu bölgelerde beyzbol sahaları yaptırıyor. Öbür taraftan, bir çözüm süreci yaşadık. Öcalan tarafından, hükümetle birlikte buna karar verildi ve başlandı. Öcalan&#8217;ın devletin hapishanesinde olması devlet için önemli bir avantaj idi. Ayrıca örgütü ve kitlesi üzerinde önemli bir birleştirici olması da avantajdı. Aktörlerin, liderlerin varlığı ve gücü anlamında önemli bir benzerlik var. Araçları aynı ama kullanma şekilleri orada daha farklı hale gelmiş, orada bu araçlar etkili olarak kullanılmış. Burada kullanılamadı.</p>
<p><b>Konuşurken, &#8216;süreçler bir yere getirir, sonra liderler devreye girer&#8217; dediniz. Sizin seyahatinizin katılımcı profilini göz önünde bulundurarak soracak olursam: Sürecin, liderlerin devreye girebileceği kıvama gelmesi için bölgedeki ve Türkiye&#8217;deki iş insanlarına ne düşüyor?</b></p>
<p>İş insanları daha realist bakarlar ve bir işin de yürüyebilmesi için liderin önemini bilirler. Süreçteki yapıları, ne tür sıkıntılar çıkabileceğini de iyi okurlar. Aslında orada görünen şu ki evet, siz ne kadar aracı olur ve görüşmeler yaparsanız yapın bu sürecin içine güçlü aktörleri ve liderleri bir an önce dahil etmek zorundasınız. Bu olmadığı süreçte tarafları kendi içinde birleştirmeniz ve süreci dinamik hale getirmeniz pek mümkün değil. Evet, iş insanları önemlidir ama adım atarken işin muhataplarını görmek isterler, o muhatapla görüşmek konuşmak isterler. O muhatap liderlerdir. Ben Mandela&#8217;nın serbest bırakılmasında iş insanlarının çok etkili olduğunu düşünüyorum. Mandela&#8217;nın iş insanlarını rahatlatması, onlara şifahi de olsa güvenceler vermiş olmasının da çok olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. Mandela ya da De Klerk kişisel ya da siyasal çıkar niyetinde olsalardı ya da Mandela bütün gençliğini tükettiği mücadelesi sebebiyle taşıdığı öfkeden arınmasaydı barışın gerçekleşme şansı yoktu. Bunun için de hakikaten lider olmak gerekiyor. Evet iş camiası orada çok güçlüydü ama sonuçta Mandela olmazsa, De Klerk olmazsa, bunlar ikna olmazsa bu sorunun çözülemeyeceğini gayet iyi biliyorlardı.</p>
<h5>Tarihsel Süreç…</h5>
<p>Güney Afrika’da siyahlara uygulanan Apartheid rejiminin yüz yıllık bir geçmişi var. Nüfusun yüzde 8’ini oluşturan beyazların yönetici olduğu ve toplumsal yaşamın her alanında siyahların ayrımcılığa maruz kaldığı bu rejime karşı ilk mücadele de 1912’de başladı. Sonradan ANC (Afrika Ulusal Kongresi) ismini alan hareket, Mandela’nın hapisten çıkarak devlet başkanı olduğu döneme kadar silahlı mücadele dahil olmak üzere varlığını sürdürdü ve o günden bu yana bir siyasal parti olarak iktidarı elinde tutuyor.</p>
<p>1940’lı yıllardan sonra daha görünür olan Apartheid rejiminde ırklar arası evliliklerin yasaklanması, siyah öğrencilere beyazlardan daha aşağı olduklarını aşılayan eğitimin verilmesi, siyahların belirli bölgelerde yaşamaya zorlanması gibi ayrımcı yasalar hayata geçirildi. Bu politikalara karşı 1960 yılına kadar yürüyüş, boykot, sivil itaatsizlik eylemleri yapan siyah gruplar, 21 Mart 1960’ta 69 siyahın polis tarafından öldürüldüğü Sharpeville Katliamı’ndan sonra silahlı mücadele kararı aldılar.</p>
<p>Birleşmiş Milletler’in (BM) 1960 yılında Apartheid’i insanlığa karşı suç ilan etmesi, 1970 yılından itibaren başlayan ekonomik ambargo, boykot ve mali yaptırımlar 1990 yılına kadar sürdü. Çatışmaların sürdürülebilir olmayışı ve uluslararası baskılar sonucunda 1989’da başkan seçilen De Klerk demokratikleşme adımları atmaya karar verdi. Nelson Mandela 1990’da serbest bırakıldı ve müzakereler başladı. Apartheid yasalarının kaldırıldığı, yeni anayasanın yapıldığı sürecin sonunda 1994’te yapılan ilk demokratik seçimlerde Mandela devlet başkanı seçildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/25/ditam-baskani-mehmet-kaya-guney-afrikadaki-cozumde-ekonomi-sanildigindan-cok-daha-etkili/">DİTAM Başkanı Kaya: Güney Afrika’daki çözümde ekonomi sanıldığından çok daha etkili</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DİTAM, Sur Mağduru Ailelerin Hak ve Hizmetlere Erişimine Odaklanacak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/11/ditam-sur-magduru-ailelerin-hak-ve-hizmetlere-erisimine-odaklanacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Sep 2017 21:36:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Barosu]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[sur]]></category>
		<category><![CDATA[TİHV]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Barış Ağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi, Sur’dan göç etmek zorunda kalan yaklaşık 6 bin ailenin temel haklar ve kamu hizmetlerine erişimine yönelik bir proje başlatıyor. 2015 yılından bu yana sekiz farklı şehirde “barışın imkanları” üzerine düzenledikleri çalıştaylarla yaklaşık 70 sivil toplum kuruluşunu (STK) Toplumsal Barış Ağı’na dahil eden Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM), Sur mağduru ailelerin sorunlarına [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/11/ditam-sur-magduru-ailelerin-hak-ve-hizmetlere-erisimine-odaklanacak/">DİTAM, Sur Mağduru Ailelerin Hak ve Hizmetlere Erişimine Odaklanacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi, Sur’dan göç etmek zorunda kalan yaklaşık 6 bin ailenin temel haklar ve kamu hizmetlerine erişimine yönelik bir proje başlatıyor.</strong></p>
<p>2015 yılından bu yana sekiz farklı şehirde “barışın imkanları” üzerine düzenledikleri çalıştaylarla yaklaşık 70 sivil toplum kuruluşunu (STK) Toplumsal Barış Ağı’na dahil eden Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM), Sur mağduru ailelerin sorunlarına odaklanmayı hedefleyen yeni projesini düzenlediği basın toplantısıyla duyurdu. Diyarbakır İli Sur İlçesi&#8217;nde Yerinden Edilen Ailelerin Temel Haklara ve Kamu Hizmetlerine Erişimi başlıklı projenin tanıtımını Diyarbakır’daki STK temsilcileri ve mahalle muhtarları ile yapan DİTAM, önümüzdeki altı aylık süreçte Sur’daki yaşam alanından edilmiş ailelerin göç sebepleri, çocuklarının eğitim durumları ve bugünkü yaşam kalitelerini gözlemleyecek.<span id="more-19007"></span></p>
<p>Diyarbakır barosu, İHD, TİHV, DESOB, DİSİAD ve Hak İnisiyatifi gibi STK’ların temsilcileri ile İskenderpaşa, Ziya Gökalp, Abdal Dede mahalle muhtarlarının katıldığı toplantıda konuşan DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet  Kaya, Sur&#8217;da yaşanan yoğun çatışmalar nedeniyle kültürel miras ile tarihi mekanların tahrip olduğunu, bölge genelinde bir çok insanın yaşamını yitirdiğini hatırlatarak proje hakkında şunları aktardı:</p>
<p>&#8220;Biz o çatışmalı süreci burada canlı olarak yaşadık, 6 bine yakın aile Sur’dan göç etmek zorunda kaldı. Yerinden edilen ailelerin barınma, sağlık, eğitim gibi temel insan haklarına erişimi konusunda çok ciddi eksiklikler meydana geldi. Bu 6 bin ailenin halen barındıkları yerde yaşamlarıyla ilgili doğrusu ne kamuoyu ne sivil toplum kuruluşları yeterince bilgi sahibi değil, ne durumda olduklarıyla ilgili kamuoyuna da yansıyan genel mağduriyetler olmakla birlikte çocukların eğitim durumu ve ailelerin genel yaşamlarıyla ilgili çok bilgi sahibi değiliz. DİTAM olarak bu projede temel amacımız 6 bin aileden yaklaşık 500 aileye ulaşarak, durumlarını tespit edip bunların analizleriniz yapmak. Göç sebepleri, mevcut durumlarının ne olduğu nerede yaşadıkları çocuklarının eğitim durumları, yaşam kaliteleri&#8230; bunların genel analizini yapmak. İkinci aşamada eğitim, yaşam sağlık, iletişim, ulaşım gibi sorunlarının çözümleriyle ilgili gerek STK gerek kamu kurumlarıyla ilişkilerini sağlamak ve yol gösterici olmak. Aynı zamanda bu süreci sürekli takip etmek. Burada yaklaşık 500 aileye ulaşıldı, veriler toplandı, bu ailelerin ihtiyaçları belirlendi, mevcut durumları tespit edildi ve bunların ihtiyaçları doğrultusunda başvurmaları gereken kamu kurumları eğer bir hak ihlali yaşamışsa, baro ve İHD gibi STK’lara başvurma yöntemlerini kendilerine anlatıldı. Ailelerin mevcut durumunu tespit etmekle kalmayıp mağdur ailelerin temel haklara erişimleri konusunda yönlendirici ve bilgilendirici rehberlik hizmetlerini de yapıyoruz. Ailelerle bu ilişki devam edecek ve proje kapsamında elde edilen sonuçları detaylı bir şekilde yeniden paylaşacağız.&#8221;</p>
<p>Toplantıda söz alan mahalle muhtarları; Sur’dan taşınan ailelere kira yardımı sözü verildiğini ancak bu sözün üç aydır yerine getirilmediğini vurguladılar. Aksayan kira yardımı için valiliğin randevu bile vermediğini anlatan mahalle muhtarları, kaymakamlığın da ‘Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan ödenek gelmiyor’ diyerek ailelere yardımcı olmadığını aktardı. Söz alan muhtarlardan biri “Ailelerin maddi durumu zaten kötü, kira yardımı alabilmek için ikametgahlarını değiştiremiyorlar. İkametlerini taşıdıklarında kira yardımı kesiliyor, taşımadıklarında da çocuklarının başka okullara naklinde sorun yaşıyorlar” diyerek STK’ların bu soruna çözüm bulmak için girişimde bulunmalarını talep etti.</p>
<p>Toplantıda, Toplumsal Barış Ağı Geliştirme Projesi isimli bir çalışmaya da başladıklarını da haber veren Toplumsal Barış Ağı Projesi koordinatörü Lezgin Yalçın, bu kapsamda Van, İzmir, Mersin ve Diyarbakır’da yapılacak çalıştaylarla STK’ları bir araya getirerek Barış Ağı’nı Türkiye geneline yaymak ve bu yolla oluşabilecek çözüm ihtimallerini destekleyip güçlendirmek istediklerini aktardı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/11/ditam-sur-magduru-ailelerin-hak-ve-hizmetlere-erisimine-odaklanacak/">DİTAM, Sur Mağduru Ailelerin Hak ve Hizmetlere Erişimine Odaklanacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır’da ‘barışın imkanları” konuşuldu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/06/diyarbakirda-barisin-imkanlari-konusuldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 13:13:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Azınlık]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mıgırdiç Margosyan]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Barış Ağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi bünyesinde oluşturulan Toplumsal Barış Ağı, Diyarbakır ve bölgedeki sivil toplum kuruluşları ile ‘yeni bir barış sürecinin imkânları ve sivil toplumun katılımını’  başlıklı bir çalıştay düzenledi. Çalıştaya, İstanbul ve bölge şehirlerinden katılan sivil toplum temsilcileri, kaybedilen barış sürecinin tecrübelerinin yeni bir süreçte nasıl değerlendirilmesi gerektiğini tartıştılar.   Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (DİTAM) [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/06/diyarbakirda-barisin-imkanlari-konusuldu/">Diyarbakır’da ‘barışın imkanları” konuşuldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi bünyesinde oluşturulan Toplumsal Barış Ağı, Diyarbakır ve bölgedeki sivil toplum kuruluşları ile ‘yeni bir barış sürecinin imkânları ve sivil toplumun katılımını’  başlıklı bir çalıştay düzenledi. Çalıştaya, İstanbul ve bölge şehirlerinden katılan sivil toplum temsilcileri, kaybedilen barış sürecinin tecrübelerinin yeni bir süreçte nasıl değerlendirilmesi gerektiğini tartıştılar.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (DİTAM) sürdürdüğü Toplumsal Barış Ağı, üçüncü bölgesel toplantısını Diyarbakır’da gerçekleştirdi. İstanbul, Batman, Urfa, Muş, Hakkari, Van, Malatya ve Diyarbakır’dan sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcileri, akademisyenler ve aktivistlerin katıldığı çalıştay gün boyu ‘toplumsal uzlaşı ve yeni bir çözüm sürecinin imkanları’ konusunu tartışarak STK’ların bu süreçlerde nasıl rol oynayabileceğine dair değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Açılış konuşmasında toplantının amacının ‘ülkedeki barış sürecinin yeniden tesisi için neler yapılabileceği ve bu süreçte sivil toplumun ne gibi roller üstlenebileceğine dair tartışmalar yapmak’ olduğunu dile getiren DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, Toplumsal Barış Ağı bünyesinde bugüne kadar gerçekleştirilen çalışmaların taslak raporlara dönüştüğünü ve tartışmaların ardından yapılan çalıştayın yakın zamanda kamuoyu ile paylaşılacağını aktardı.</p>
<h4>“STK’LAR DA KENDİSİYLE YÜZLEŞMELİ”</h4>
<figure id="attachment_14385" aria-describedby="caption-attachment-14385" style="width: 339px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-14385" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ditam2.jpg" alt="" width="339" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ditam2.jpg 1200w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ditam2-640x424.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ditam2-1024x678.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ditam2-610x404.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ditam2-320x212.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 339px) 100vw, 339px" /><figcaption id="caption-attachment-14385" class="wp-caption-text">Mıgırdiç Margosyan (solda) ve Hakan Tahmaz</figcaption></figure>
<p>Barış Vakfı yöneticisi Hakan Tahmaz’ın “Barış Süreçlerinde Sivil Toplum Örgütlerinin Rolü” ve Diyarbakırlı Ermeni yazar Mıgırdiç Margosyan’ın “Çok Dilli, Çok Dinli ve Çok Kültürlü Toplumlarda Toplumsal Uzlaşı” üzerine konuştuğu ilk oturumun ardından ikinci oturumda ağ bünyesinde kurulan &#8220;Barış Sürecini Yeninden Başlatma ve Geliştirme Komisyonu&#8221; ile &#8220;Azınlık ve Kültürel Hakları Geliştirme Komisyonu&#8221; tarafından hazırlanan taslak raporlar üzerinde değerlendirmelerde bulunuldu.</p>
<p>“Türkiye’nin kırmızı çizgilerini belirleyen tek ve en önemli konunun Kürt meselesi” olduğunu söyleyen Hakan Tahmaz konuşmasında, sivil toplum örgütlerinin barış süreçlerindeki rolünü anlattı. Türkiye’de bozulan &#8216;çözüm sürecinden&#8217; herkesin çıkarması gereken dersler olduğunu vurgulayan Tahmaz’ın konuşmasında öne çıkan vurgular şöyle: <em>“Barış süreçlerinde geçmişle yüzleşme önemlidir ancak bunun anlamlı olabilmesi için sadece siyasilerin değil sivil toplum örgütlerinin de kendisiyle yüzleşmesi gerekiyor. Çözüm süreci Türkiye’nin kendi sivil toplum gerçekliği ile tanıştığı bir süreç de oldu aynı zamanda. Sivil toplum örgütleri bu süreçlerde öncelikle toplumun değişim ve dönüşümünü sağlayacak çalışmalar yapmalıdır. Ancak bunu yaparken sivil toplum örgütleri için en büyük tehlike siyasi pozisyon üzerinden çalışma yürütmektir. Barış çalışması yapıyorsanız önemli olan nesnel olmak ve politik pozisyon almayan bir tavır benimsemektir. Biz Barış Vakfı olarak siyasi gelişmelere reaksiyon vermek yerine bu gelişmelerin muhtemel bir barış imkânı açısından doğurduğu sonuçları göz önüne sermeye çalışıyoruz.” </em></p>
<p>Çocukluğunun Diyarbakır’ında çok dilli ve çok kültürlü yaşamın, uzlaşma ve çatışmalarını kişisel hatıralarıyla anlatan Mıgırdiç Margosyan, özellikle 1950’li yıllarda yaşanan Kıbrıs olaylarının kalan Ermenileri de göç ettirdiğini vurgulayarak şunları dile getirdi: “Surp Giragos Kilisesi’nde yaşam yeniden inşan edildi birkaç yıl önce. Ama dün &#8216;rahmetli&#8217; Gavur Mahallesi’ne gittim, her şey mahv û perişan olmuş, geriye hiçbir şey kalmamış. Bu yıkımı anlatmaya gücüm yetmiyor. Şunu gördüm: Devran döndükçe ve zihniyet değişmedikçe dönüp dönüp aynı yere tosluyorsunuz.”</p>
<p>Çalıştayın öğleden sonraki oturumunda ise, ‘Barış Sürecini Yeninden Başlatma ve Geliştirme Komisyonu’nun hazırladığı taslak rapor hakkında Sedat Yurtdaş tarafından, ‘Azınlık ve Kültürel Hakları Geliştirme Komisyonu’nun hazırladığı rapor hakkında ise Aziz Yağan tarafından birer sunum yapılarak değerlendirmelerde bulunuldu. <em>Türkiye’de bir barışın olmazsa olmazları nelerdir? Kürt meselesinin sınır aşırı boyutu, artan aktör ve faktörler çözüme nasıl etki etmektedir? Çözüm süreci neden bozuldu, siyasi partiler ve sivil toplumun süreçteki hata ve eksiklikleri nelerdi? 16 Nisan referandumunun sonuçları Kürt meselesini nasıl etkileyebilir? Dünyadaki farklı çözüm deneyimlerinden Kürt meselesinde bir çözüme neler aktarılabilir?</em> gibi sorulara cevap aranan toplantının tartışmalarından sonra raporların mayıs ayı içinde tamamlanarak 20 Mayıs ve 3 Haziran tarihlerinde geniş katılımlı iki toplantı ile kamuoyuna açıklanması bekleniyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/06/diyarbakirda-barisin-imkanlari-konusuldu/">Diyarbakır’da ‘barışın imkanları” konuşuldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
