<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dilara Gürcü arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/dilara-gurcu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/dilara-gurcu/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 12 Dec 2018 16:09:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Dilara Gürcü arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/dilara-gurcu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İDEAL BEDEN Mİ?; ‘BİR KADININ KENDİNİ SEVMESİ DEVRİMDİR!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/29/ideal-beden-mi-bir-kadinin-kendini-sevmesi-devrimdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aybala Arslantürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Mar 2017 08:34:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Beden Olumlama]]></category>
		<category><![CDATA[Berrak Tuna]]></category>
		<category><![CDATA[Çatlak Zemin]]></category>
		<category><![CDATA[Dilara Gürcü]]></category>
		<category><![CDATA[feminist]]></category>
		<category><![CDATA[İdeal beden]]></category>
		<category><![CDATA[moda sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[selime büyükgöze]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12848</guid>

					<description><![CDATA[<p>İdeal beden nedir? İdeal beden var mıdır yoksa tamamen bir yanılgı mıdır? İdeal beden varsa nasıldır ve kim belirler? Üzerinde uzun tartışmalar yapılabilecek ideal beden dosyasını aktivist görüşleri ile açmak istedik. Berrak Tuna, feminist aktivist. Yazılarını blogundan takip edebileceğiniz Berrak Tuna &#8220;&#8216;İdeal&#8217; elbette ki var fakat bu bir yanılgı, yanılgı olması maalesef gerçek olmasına engel [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/29/ideal-beden-mi-bir-kadinin-kendini-sevmesi-devrimdir/">İDEAL BEDEN Mİ?; ‘BİR KADININ KENDİNİ SEVMESİ DEVRİMDİR!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İdeal beden nedir? İdeal beden var mıdır yoksa tamamen bir yanılgı mıdır? İdeal beden varsa nasıldır ve kim belirler? Üzerinde uzun tartışmalar yapılabilecek ideal beden dosyasını aktivist görüşleri ile açmak istedik. </strong></p>
<p><strong>Berrak Tuna, feminist aktivist. </strong></p>
<figure id="attachment_12850" aria-describedby="caption-attachment-12850" style="width: 389px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-12850" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/Berrak-Tuna.jpg" alt="" width="389" height="262" /><figcaption id="caption-attachment-12850" class="wp-caption-text">Berrak Tuna</figcaption></figure>
<p>Yazılarını <a href="https://berraque.com/">blogundan</a> takip edebileceğiniz Berrak Tuna &#8220;&#8216;İdeal&#8217; elbette ki var fakat bu bir yanılgı, yanılgı olması maalesef gerçek olmasına engel değil&#8221; diyor.</p>
<p>&#8220;İdeal beden algısı kendim de dahil olmak üzere bu konuyla ilgilenenler tarafından görmezden gelinmeye çalışılsa da maalesef hala var. Fakat bu ideal beden, tek tip değil. Farklı ülkelerde, farklı kültürlerde birbirinden ayrışıyor bu bedenler. Yüzde 90’ının ortak özelliği ise, ince yapılı ve çoğunlukla beyaz olmaları. Siyahi toplumlarda ve Asya toplumlarında, cilt rengi olabilecek en açık renk, özellikle yüz vücut hatları batılı standartlara en yakın olanlar güzel bulunuyor. Bu “ideal” nedeniyle çok tehlikeli olduğu halde kullanılan kimyasal maddeler, cilt rengi açma işlemleriyle ünlüler zaten. Asya’da ‘batılı’ görünmek için çekik gözlerinden memnun olmayanlara yönelik sağlanan çift göz kapağı ameliyatı da bu konuya uygun bir örnek.</p>
<p>Bu önümüzdeki genel gerçek.</p>
<p>Bu gerçeği kabul etmeden, <a href="https://www.facebook.com/bedenolumlama" target="_blank" rel="noopener">beden olumlama hareketini</a> destekleyemeyiz. Ortada toplumsal olarak kabul edilen bir ideal olmasaydı, bu idealleri yıkmaya da çalışıyor olmazdık.</p>
<p>Bu ideallerin en büyük yaratıcısı ve destekleyicisi tabii ki ataerkil toplum, tüketim kültürü ve kapitalizm. Özellikle kadınların alım güçlerinin artmasıyla, dış görünüşe ve bedene verilen kozmetik değer artıyor, endüstri gelişiyor. Zira bu ideal aslında satın alınabilen bir şey. Cilt tonundan, renk eşitsizliğinden sivilcelere, vücudunuzdaki kıl ve tüy yoğunluğuna, aşırı zayıflıktan, şişmanlığa; diyet ve güzellik sektöründe, cinsiyetiniz fark etmeksizin, satın alıp kendinizi bu “ideal”e yaklaştırabilmeniz için her şey mevcut. İşin sıkıntılı tarafı, size “ideal olmak ister misiniz?” diye sorulmuyor. Siz zaten farkında olmadan toplumda var olabilmek, zorbalığa maruz kalmamak, başkalarından ayrıştırılmamak ve en üzücüsü de onaylanmak, bu ideale yaklaşmak için tüm paranızı, enerjinizi harcıyorsunuz. Zira medyada nereye baksanız o “aslında olmanız gereken” ideal bedenler var.</p>
<p>Bu “ideal” elbette ki var fakat bu bir yanılgı, yanılgı olması maalesef gerçek olmasına engel değil. Savaşması zor olan ise, bu idealin sürekli şekil değiştirmesi. Doksanlarda “heroin chic” adıyla moda olan ince ve soluk görünüş, yerini “beach body”’e bıraktı. Bronz, popolu fakat gıdıksız ve düz karınlı olmak şimdilerde çok önemli. İnsanları yıllarca diyet kültürüyle beslenme bozukluklarına ve psikolojik hastalıklara sürükleyen bu ince beden ideali, şimdilerde sağlıklı beslenme adı altında aksiyona devam ediyor. Sağlıklı beslenmiyorsanız, ana akım medya tarafından desteklenen bu beslenme ve egzersiz programlarına dahil değilseniz (ki bu beslenme ve egzersiz programları ne derece sağlıklı, herkes için uygun mu o da tartışma konusu) sağlıksız ve sorumsuz ilan edilebiliyorsunuz. Artık ölçümleriniz ne olursa olsun obez sayılıyorsunuz. Obez, şişman, kilolu demek yerine sağlıksız deniyor. Politik doğruculuk gibi yani, aslında altta yatan anlam aynı: Şişman ve çirkinsin.</p>
<p>Bu ideal beden baskısı otonomiyi elinizden alır. Sürekli değişmesiyle kafanızı karıştırır. Bir süre sonra kendinizden, özellikle toplum ve toplumun tükettiği medya tarafından bedeninizde “problemli” ilan edilen yerlerinizden başka bir şey düşünemez olursunuz. Durmadan size ne yapmanız gerektiğini, nasıl yaşamanız gerektiğini, neye önem vermeniz gerektiğini dikte eder. Motivasyona ihtiyacınız olduğunu düşünmenizi sağlar, “güç içinizde, isterseniz siz de böyle olabilirsiniz” der, hiç aklınızda yokken kendinizi başkalarıyla kıyaslamanızı sağlar. Beden ve dış görünüşe verilen bu sahte değer ve önem, kişiyi biblolaştırıp sistematik bir şekilde vasıfsızlaştırmaya sebep olur. Bir bakarsınız görünüşünüzden daha önemli bir şey kalmamış, sesiniz, işiniz, düşündükleriniz, fikirleriniz geri plana atılmış.</p>
<p>İşte bu yüzden amacımız idealleri yıkmak değil, bu ideallere verilen önemi azaltmak, gücümüzü elimize almak olmalı&#8221;.</p>
<p>Berrak <a href="https://www.instagram.com/berraque/" target="_blank" rel="noopener">instagram hesabından</a> yaptığı paylaşımlarla <a href="https://www.facebook.com/bedenolumlama" target="_blank" rel="noopener">Beden Olumlama Hareketi</a>’ne göz kırpıyor.</p>
<p><strong>Dilâra Gürcü, feminist yazar.</strong></p>
<figure id="attachment_12851" aria-describedby="caption-attachment-12851" style="width: 256px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-12851" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/Dilâra-Gürcü.jpg" alt="" width="256" height="256" /><figcaption id="caption-attachment-12851" class="wp-caption-text">Dilâra Gürcü</figcaption></figure>
<p>Uzun yıllardır feminist hareket içinde aktif yer alan Dilâra’nın yazılarını <a href="http://t24.com.tr/yazarlar/dilara-gurcu" target="_blank" rel="noopener">T24 </a>haber sitesinden takip edebilirsiniz.</p>
<p>Bu benim hem bir kadın olarak hem de feminist olarak çok uzun süredir sorguladığım bir konu. Dönemsel ve kültürel olarak kadın bedenine atfedilen ideal bir güzellik algısı olduğunu düşünüyorum. Bu coğrafyadan coğrafyaya, dönemden döneme değişiyor. Örneğin şu an Batı&#8217;da “balık etli” tabiriyle tanımlanan kadın bedeni, rönesans Avrupası için oldukça zayıf kalıyor ve arzu nesnesi olarak algılanmıyordu. Ya da bazı coğrafyalarda geniş kalçalı kadınlar bir cinsellik simgesiyken, bazılarında ise genel standartlara göre “kilolu” olarak algılanıyorlar. Kilo dışında ten rengi, saç rengi, vücut kıllarının nerede olması ve olmaması gerektiği gibi belirleyici faktörler var.</p>
<p>Aslında oldukça öznel olan “güzellik” algısı nasıl bu kadar objektif temeller üzerinde şekilleniyor sorusuna verebileceğim tek bir cevap var sanırım: O da toplumdaki normlar doğrultusunda oluşan ve yaygınlaşan kültür. Objeleştirilen kadın bedeni ve kadının mütemâdîyen erkeğe görsel haz oluşturma tahakkümü ile kadınlar her zaman daha estetik varlıklar olmalılar algısı oluşuyor. Bunda elbette heteronormativitenin ve evrimsel olarak üreme refleksinin etkisi büyük. Bu algı da medya ve moda sektörü sayesinde yaygınlaşıyor. Televizyona erişimi olmayan bazı ülkelerde televizyonun yaygınlaşmasından sonra, öncesi ve sonrası olarak bilhassa kız çocukları üzerinde yapılan araştırmalar medyanın bu konudaki etkisini kanıtlıyor. Medyada dayatılan algı ile yeme bozukluğu geliştiren, bedenleri ile barışamayan kız çocuklarının sayısı artıyor.</p>
<p>“İdeal beden” dediğimiz zaman, çok dallı budaklı, birçok etken ile oluşan ve bozulabilen bir algıdan bahsediyoruz. Benim şahsi görüşüm bunun bir yanılsama olduğu üzerine, ancak bunun bir yanılsama olması, gerçekliğini ve bir tahakküm biçimi olduğunu değiştirmiyor.</p>
<p><strong>Selime Büyükgöze, feminist.</strong></p>
<p>Büyükgöze’yi  ‘Her adımımızda feminist mücadeleye, feminist söze ihtiyacımız var’ şiarıyla yola çıktığı Çatlak Zeminde’deki <a href="https://catlakzemin.com/author/selime-buyukgoze/" target="_blank" rel="noopener">yazılarından</a> takip edebilirsiniz.</p>
<p>İdeal beden denildiğinde akla gelen, erkek egemen sistemin dayattığı güzellik algısı ile örtüşüyor ve kadınların bedeninin nasıl olması gerektiği erkekler tarafından tarif ediliyor. Bu beden ince, narin, her daim güzel. Kırışıksız, selülitsiz, yağsız, kılsız yani neredeyse hiçbir kadının sahip olmadığı ama sahip olmak için her daim çaba göstermesi gereken bir beden. Ulaşılamayan bu ideallikten geriye kadınlara utanç ve kendini sevmeme kalıyor. Kadınlara dayatılan ideal beden tartışıldığında daha az akla gelen ise bu bedenin aynı zamanda hareketsiz olması. “Oturmasını kalkmasını bilmesi gereken” kadın bedeni koşmamalı, atlamamalı, zıplamamalı. Hatta sokaklarda başı boş yürümemeli.</p>
<p>İdeal beden nasıl gerçekten ideal olur diye düşünmem gerektiğinde her kadının kendi bedenini sevdiği, dilediğince atlayıp zıpladığı bir ideallik tahayyül ediyorum.</p>
<p>8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nden bir döviz özetliyor: Bir kadının kendini sevmesi devrimdir!</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12852" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/Selime-Büyükgöze.jpg" alt="" width="960" height="720" /></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/29/ideal-beden-mi-bir-kadinin-kendini-sevmesi-devrimdir/">İDEAL BEDEN Mİ?; ‘BİR KADININ KENDİNİ SEVMESİ DEVRİMDİR!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anne olmak ya da olmamak: Bütün mesele bu mu?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/09/05/anne-olmak-ya-da-olmamak-butun-mesele-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Sep 2016 07:18:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Dilara Gürcü]]></category>
		<category><![CDATA[Feyza Altun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10482</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anne olma deneyimi anne olmayan kadınlar üzerinde bir baskı oluşturmaya sebep olabilir mi? Anne olmayan kadınlar anne olan kadınlarla yeterince empati kuruyor mu? Geçen hafta yayınlanan bir yazı sonrası sosyal medyada anne olan ve olmayan kadınlar bu iki soru üzerine karşılıklı fikirlerini dile getirdiler. Biz de bu iki kadınlık deneyimini kapsayan bir sohbet için Erktolia’ın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/09/05/anne-olmak-ya-da-olmamak-butun-mesele-mu/">Anne olmak ya da olmamak: Bütün mesele bu mu?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Anne olma deneyimi anne olmayan kadınlar üzerinde bir baskı oluşturmaya sebep olabilir mi? Anne olmayan kadınlar anne olan kadınlarla yeterince empati kuruyor mu? Geçen hafta yayınlanan bir yazı sonrası sosyal medyada anne olan ve olmayan kadınlar bu iki soru üzerine karşılıklı fikirlerini dile getirdiler. Biz de bu iki kadınlık deneyimini kapsayan bir sohbet için Erktolia’ın kurucusu ve T24 yazarı Dilara Gürcü ve “Kadının Fenni” adlı kitabının yazarı, Avukat Feyza Altun’la konuştuk. Kadınlar “birbirimizle dayanışmalıyız” diyor.</strong><span id="more-10552"></span></p>
<p>Geçtiğimiz hafta bir kadın ve haber sitesi olan Hthayat adlı sitede “Peki sen çocuk yaptığına pişman mısın?” başlıklı bir <a href="http://www.hthayat.com/yazarlar/perihan-ozcan/1037362-peki-sen-cocuk-yaptigina-pisman-misin">yazı</a> yayınlandı. Anne olan kadınların diğer kadınlar üzerinde bir baskı kurduğunu iddia eden yazıya hak verenlerle birlikte, anne olan kadınların yaşadığı baskıları göz ardı eden bir yazı olduğunu düşünenler de oldu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10483" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/09/dilara-gurcu1.jpg" alt="dilara-gurcu1" width="600" height="400" /></p>
<h4><strong>“Belli bir yaşa gelmiş bir kadına annelik dışında atanmış bir rol yok Türkiye toplumunda”</strong></h4>
<p><strong>-Çocuk sahibi olmak istemeyen ya da henüz çocuk sahibi olmayı düşünmeyen bir kadın olarak toplumdan nasıl tepkiler aldınız? Benzer durumdaki başka kadınların nasıl tepkiler aldığını gözlemlediniz?</strong></p>
<p><strong><em>Dilara Gürcü:</em></strong> 30 yaşındayım. 3 yıldır da Fransa&#8217;da yaşıyorum, hâliyle çocuk sahibi olma zorunluluğu konusunda Türkiye’de yaşayan kadınlar kadar baskı altında olduğum söylenemez. Hayatımın sonuna kadar çocuk sahibi olmayacağım demiyorum ama çok uzun bir süre bunu istemediğime eminim. Bu kararım konusunda da şunu söyleyebilirim, evlenmemeye karar verdiğimde aldığım tepkiden daha fazlasını aldığımı söyleyebilirim. Yıllarca psikolog veya öğretmen olarak çocuklarla çalıştım. Bir de üstüne bu geçmiş algı binince, “senin kadar çocukları seven birisi bunu neden istiyor ki?” tepkisi oluyor. “Doğru insan” ile henüz tanışmadığımı ima edenler ya da yaşımın henüz çok geçmediğini, “biyolojik saatimin” buna hâlâ elverdiğini söyleyerek beni “teselli” edenler oluyor. Çocuk sevdiğim zaman “aslında sen de istiyorsun” bakışları, aileden gelen “biz artık torun sevemeyecek miyiz?” serzenişleri de cabası. Bir keresinde “çalış senin de olur” diyen bile olmuştu! Sanki ben daha o eş/anne mertebesindeki kadın olamamışım. Nasıl bir mertebeyse artık! Pek kutsal! Herkes Erdoğan “anne olmayan kadın yarım kadındır” dediği zaman eleştirmesini biliyor ama kimse bu konuda kendi algısını eleştirmiyor. Belli bir yaşa gelmiş bir kadına annelik dışında atanmış bir rol yok Türkiye toplumunda. Evlenmeyi veya çocuk yapmayayı tercih ettiysen herkesin zihninde kedileriyle yaşlanan “evde kalmış deli kadın” stereotipi canlanıyor. Ben kendime rol biçme hakkına sahip değilmişim gibi.</p>
<h4><strong>“Yapamazsınlarla yapmamalısınları  fazla önemsemiyorum”</strong></h4>
<p><strong>-Çocuk sahibi bir kadın ve olarak toplumdan nasıl tepkiler aldınız? Benzer durumdaki başka kadınların nasıl tepkiler aldığını gözlemlediniz?</strong></p>
<p><strong><em>Feyza Altun:</em></strong> Çocukla çalışmak çok zor. Bakıcı meselesi ayrı, kreş meselesi ayrı, çocukla iş yerine gitmek ayrı bir sorun. Üstelik çocukla çalışmak herkese o kadar da şirin gelmiyor. İnsanlar çocuğun sizin dikkatinizi dağıttığını, işinizi verimli yapamadığınızı ve istedikleri zaman onlarla ilgilenemeyeceğinizi düşündükleri için sizi tercih etmeyebiliyor. O yüzden daha fazla özen göstermek zorunda kalıyorsunuz. Aldığım tepkiler her zaman olumluydu diyemem.</p>
<p>Benim gibi çalışan milyonlarca anne var. Bunların büyük çoğunluğundan olumlu tepki aldım ama zaman zaman olumsuz tepkilerde oldu. Bunlar daha çok “Ben yapamadım sen de yapma” bilinçaltıyla verilen tepkiler bazıları da gerçekten fikir ayrılığından doğan tepkiler ama ben, yapamazsınlarla yapmamalısınları  fazla önemsemiyorum.</p>
<h4><strong>“Üremenin bedelini sadece kadınlar ödüyor”</strong></h4>
<p><strong>-Bu tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz ve bu tepkiler size neler hissettiriyor?</strong></p>
<p><strong><em>Dilara Gürcü:</em></strong> Ben hamilelikten çok korkuyorum. İçinde seni kemiren kanser gibi bir şey var. Tüm hormonların, bedenin değişiyor. Hamilelik adeta bir hastalık ve bunu sadece kadınlar yaşıyor. Neredeyse 2 yıl toplumsal hayatta rekabetin gerisinde kalıyorsun. Fiziksel olarak tükeniyorsun. Üremenin bedelini sadece kadınlar ödüyor. Bu konuları da kimse konuşamıyor. Kaç tane feminist arkadaşım var hamile kaldılar, bedenlerinden nefret ettiler, bu süreçte depresyona girdiler ama konuşamadılar. Neden? Bu süreçte mutlu olmadıklarını, zarar gördüklerini söylerlerse “kötü anne” olacaklar çünkü. “Madem beceremeyecektin o zaman yapmasaydın?” diye yerilecekler. Zaten toplum bayılıyor ebeveynliği sadece annelikten ibaret görmeye, oradan da annelik eleştirmeye. Hiçbir kadın da çevresine bu kozu vermek istemiyor. Şikayet edip de kötü anne olarak mimlenmek istemiyor. Ben bu korkumu dile getirirken bile tepki alıyorum, bu tepkiler kadınları susturuyor, baskılıyor. Annelik kadından çok çocuğun sağlığı, varlığı anlamına gelen kadının tamamen fedakarlık ettiği bir sürece dönüşüyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10484" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/09/feyza_altun.png" alt="feyza_altun" width="615" height="340" /></p>
<h4><strong>“Bildiğimi yapmaya devam ediyorum”</strong></h4>
<p><strong><em>Feyza Altun</em>:</strong> İlk başta tepkiler benim için her şeyden önemliydi ve beni çok rahat demoralize edebiliyordu. Sonra anladım ki bu ülkede ne yaparsan yap bir şekilde beğenilmiyor ve eleştiriliyorsun. O nedenle yapıcı eleştiriler dışında önemsiz şeyleri takmamayı öğrendim. Gerçekten gelişmemi sağlayacak olanları alıyorum. Onları önemsiyorum. Bazen gerçekten  çok güzel eleştiriler alıyorum beni geliştiriyor, farklı bakış açısı kazandırıyor. Fakat  ne övgülerden uzuyorum ne yergilerden kısalıyorum. Bildiğimi yapmaya devam ediyorum.</p>
<p><strong>-Çocuk sahibi olan ve çocuk yapmayı düşünmeyen kadınlar toplumdaki baskılar karşısında nasıl bir dayanışma sergilemelidir?</strong></p>
<h4><strong>“Kadınlar olarak birbirimizi yargılamadan, üstten bakmacılık yapmadan birbirimizin yanında durmalıyız”</strong></h4>
<p><strong><em>Dilara Gürcü:</em></strong> Bir şiarımız vardır: “kadınlar için, kadınlara rağmen” diye. Ben bu konuda en çok kadınların birbirini eleştirmeyi bırakarak adım atabileceğimize inanıyorum. Kadınlar arasındaki şu rekabet bir azalsa, dayanışınca ne kadar güzel olduğumuz bir anlaşılsa keşke. Filanca evlenmiş, filanca evlenememiş, o anne olmuş, o olamıyormuş, yazıkmış, vah vahmış falan bu mütemadi gıybet ve eleştiri hâli çok yıpratıcı. Anne olduktan sonra da dışarıdan habire akıl verme durumu var. Öyle çılgın bir hâl ki bu, biri “bebeğini amuda kaldırarak bir hafta öyle gezdirince beyni daha çok gelişiyormuş” diye bir trend başlatsa yüzlerce kadın bunu yapacak gibi bir durum var. Herkes “en iyi anne” olma yarışında. Bu hem kadınları hem çocukları hem de beraberlikleri yıpratıyor. Ben çocuğum yok diye çocuklu olan bir kadından daha aşağı bir mertebede değilim, anne olan kadınlardan da sürekli “anne olunca anlarsın” kibrini çekmek mecburiyetinde değilim. Ben de anne olan birine asla zavallı muamelesi yapmam. Kadınlar olarak birbirimizi yargılamadan, üstten bakmacılık yapmadan birbirimizin yanında durmalıyız.</p>
<h4><strong>“Dayanışma anlaşmayla başlıyor”</strong></h4>
<p><strong><em>Feyza Altun:</em></strong> Gerçekten ciddi bir dayanışmaya ihtiyacımız var. Ben özellikle annelerden olumsuz tepki alınca bi nebze daha üzülüyorum çünkü anneler ya da çalışan anneler ve babalar beni ha iyi anlar diye düşünüyorum. Her şeyden evvel birbirimzi anlamak ve birbirimize karşı tahammülü davranma  bilincini edinmeliyiz diye düşünüyorum. Dayanışma anlaşmayla başlıyor.</p>
<h4><strong>“Biyolojik saat denilen şey tıp ile, toplum algısı ile değişebilen bir şey”</strong></h4>
<p><strong>-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?</strong></p>
<p><strong><em>Dilara Gürcü:</em></strong> Anne olmak için geç kaldım paniği yaşayan çok fazla kadın var. Görüyorum, konuşuyorum, duyuyorum. O kadınlardan okuyan varsa onlar için şunu söylemek istiyorum, bu biyolojik saat denilen şey tıp ile, toplum algısı ile değişebilen bir şey. Elbette kadının daha doğurgan olduğu bir yaş dönemi var ama bu dönemden sonra anne olmak mümkün. Fransa&#8217;da 2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre kadınların doğurma yaşı giderek artarak ortalama 30,3 yaşa ulaşmış. Bunu sağlayan geç doğurma kararı alan kadınlar elbette. Hamile kadınların %5,7&#8217;siyse 45 yaş üstüymüş. Bu gerçekten yüksek ve umut verici bir yüzde. Türkiye&#8217;de de bu oranlara ulaşmak mümkün. Elbette kadınlar istedikleri zaman doğum yapabilirler, yanlış anlaşılmasın, demek istediğim, o “eyvah yaşım geçti” paniğiyle pıtır pıtır doğuran kadınlar. Sonrasında pişman olanlar var ama ne bu pişmanlığını dile getirebiliyorlar ne de süreci geri alabiliyorlar.</p>
<h4><strong>“Bugün kadınlar iki seçenek arasında kalıyorlar; ya annelik ya kariyer”</strong></h4>
<p>Feyza Altun: Ülkemizde ve dünyanın pek çok yerinde kadın, çocuk doğurunca iş hayatından geri kalıyor. Bu hem işin doğası gereği böyle oluyor hem de yeterli yasal düzenleme olmadığı için. Ben bebeklerin annelerine doymaları gerektiğini, doya doya süt emmeleri gerektiğini düşünüyorum. Ama  bugün kadınlar iki seçenek arasında kalıyorlar; ya annelik ya kariyer. Eğer doğru düzenlemeler yapılırsa annenin bebğiyle geçirdiği vakitten sonra tekrar işe dönebilmesi, iş yerinde kreş, yarım gün çalışma, babalar için yeterli babalık izni, babalara da yarım gün çalışma gibi sorumlulukları eşit bölüşebilecekleri  doğru düzenlemeler benzeri. O zaman kadınlar ne annelik için kariyerden ne kariyer için bebekten vazgeçmek zorunda kalırlar.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/09/05/anne-olmak-ya-da-olmamak-butun-mesele-mu/">Anne olmak ya da olmamak: Bütün mesele bu mu?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
