<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Deutsche Welle arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/deutsche-welle/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/deutsche-welle/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 May 2019 11:53:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Deutsche Welle arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/deutsche-welle/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Yeni Bir Ana Akım mı Doğuyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/03/dunya-basin-ozgurlugu-gunu-yeni-bir-ana-akim-mi-doguyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 May 2019 11:42:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[+90 Youtube Kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[BBC]]></category>
		<category><![CDATA[Burcu Karakaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ceren Sözeri]]></category>
		<category><![CDATA[Deutsche Welle]]></category>
		<category><![CDATA[DW]]></category>
		<category><![CDATA[France 24]]></category>
		<category><![CDATA[orhan şener]]></category>
		<category><![CDATA[VOA]]></category>
		<category><![CDATA[Voice of America]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38233</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de medya giderek tek sesli hale dönerken ve baskı tartışmaları yoğunlaşırken; yabancı basın kuruluşlarının Türkçe servisleri artmaya, eski ana akımın yerini yeni medya almaya başlıyor. Son olarak uluslararası yayın kuruluşları BBC, Deutsche Welle (DW), France 24 ve Voice of America’nın (VOA) Türkiye’ye özel yeni YouTube kanalı +90’ı hayata geçirdi. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nde basının son durumunu medya çalışanları ve akademisyenlerle değerlendirdik. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/03/dunya-basin-ozgurlugu-gunu-yeni-bir-ana-akim-mi-doguyor/">Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Yeni Bir Ana Akım mı Doğuyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü&#8230; Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından her yıl yapılan ‘Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, bu alanda 180 ülke içinde 157. sırada. Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin hazırladığı rapora göre 2019’un ilk çeyreğinde ülkemizde 78 gazeteci işten çıkarıldı. Türkiye’de tutuklu gazeteci sıralamasında dünyada 3’üncü. Dünyada 2018’de 80 basın mensubu öldürüldü.<br />
Türkiye’de basının kendini özgür hissetmediği bir ortamda, yabancı basın kuruluşlarının Türkçe servisleri kendini göstermeye ve eski ana akımın yerini almaya çalışıyor. Son olarak uluslararası yayın kuruluşları BBC, Deutsche Welle (DW), France 24 ve Voice of America’nın (VOA) Türkiye’ye özel yeni YouTube kanalı +90’ı hayata geçirdi. Dünya basın özgürlüğü gününü kutlarken, biz de Türkiye’deki son durumunu, eski ana akımı ve yerini almaya çalışan yabancı basın kuruluşlarını, medya çalışanları ve akademisyenlerle görüştük.</p>
<figure id="attachment_29218" aria-describedby="caption-attachment-29218" style="width: 297px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29218 size-full" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2018/07/indir.jpg" alt="" width="297" height="170" /><figcaption id="caption-attachment-29218" class="wp-caption-text">Ceren Sözeri</figcaption></figure>
<p>Ana akım medyanın yaşadığı sermaye değişiklikleri sonrasında bugün geldiği yeri değerlendiren Evrensel Gazetesi yazarı ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi&#8217;nden Doç. Dr. Ceren Sözeri, ana akım medyanın doğası gereği çeşitliliğe çok da açık bir yer olmadığını söyledi. Popüler olana ilgi gösteren, farklı olanı marjinalleştiren, ticari kaygılarla hareket eden medyadan söz ettiğini belirten Sözeri, &#8220;Aynı zamanda reklam pastasından da en fazla payı alanlar. Türkiye’de medyaya baskının çok uzun yıllardır var olması, kendi ticari geliriyle ayakta durmanın özellikle 80&#8217;den sonra pazara giren yeni sahiplerle ortadan kaldırılması, onun yerini medyayı diğer yatırımları için araçsallaştıran mantığın alması, devlet zihniyeti ile bütünleşen medya sahiplerinin ve yöneticilerinin bu uğurda gazetecilik ilkelerinden kolayca vazgeçebilmesi eski ana akımın tarihsel anlamda bu sıfatı hiç hak etmediğini düşünmemizin gerekçeleri” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Ana Akımı Canlandırmak İsteyen Gazeteci ve Sermayedarlar Var’</strong></p>
<p>Ana akımın ölüm ilanının Doğan Grubu’nun medya kurumlarının Demirören’e satmasıyla verildiğini ifade eden Sözeri, bunun bir anlamda haklı bir kaygı olduğunu belirterek, şunları söyledi: &#8220;Çünkü Doğan Grubu her ne kadar hükümete her fırsatta boyun eğiyor olsa da kurumun geçmiş deneyimi, önceki siyasi ve ekonomik krizlerden kurtulma başarısı, pazardaki gücü, kimi özerk alanların korunmasını sağlıyordu. Bunun tamamen ortadan kalktığı, tüm grubun Sabah &#8211; ATV satışı gibi kamu bankası kredileriyle alındığı, gazetecilik adına heyecan duymayan yöneticileri ile tüm gücünün yerle bir edildiğine tanık olduk, olmaya devam ediyoruz. Bu anlamda ana akım öldü, evet ama bu dışında kalan mecraların o alanı doldurduğu anlamına gelmiyor. Ana akım sermaye ister, ben Türkiye’de beğensek de beğenmesek de eski ana akımı canlandırmak isteyen gazetecilerin de sermayedarların da olduğuna inanıyorum. Uygun zaman olduğunda yeniden o günlere dönülecektir. Fox Haber’in tek başına her gün reyting listesinin zirvesinde olması bunun en kayda değer göstergesi bence.”</p>
<p><strong>‘Fırsat Tanınırsa Gazeteciliğin Kalitesi Artar’</strong></p>
<p>Bugün yabancı yayın organlarının Türkçe servisleri, ana akım medyanın görevini, en azından internet ortamında devralmış gibi göründüğü bir ortamda, bu fikre tam olarak katılmayan Ceren Sözeri, pek çoğunun doğru haber alma ihtiyacında olan, yorumdan mümkün olduğunca kaçınan okuyucuya, izleyiciye hitap ettiğini dile getirdi. Sözeri, uluslararası standartlara uyma zorunluluğunun, en azından tüm unsurları barındıran, 5N1K içeren haberlerin olması, çoğu habere titizlikle eklenen arka plan bilgisinin Türkiye’deki gazetecilik standartları için de örnek teşkil ettiğini vurguladı.</p>
<p>“Peki, kim yapıyor bu haberleri, imzaların pek çoğu geçmişte ana akımda çalışmış, deneyimli, araştırmayı seven, haberleriyle ödüller almış, bilinen, sevilen iyi gazeteciler” diyen Sözeri, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dolayısıyla fırsat tanındığı takdirde gazetecilik kalitesinin nasıl arttığının en önemli göstergesi. Ama bunun yanında devlet ajansları da var örneğin ve evet onların da habercilik açısından standartları var, ancak bağımsız olduklarını söylemek, ana akıma dönüşme potansiyellerinin olduğunu söylemek mümkün mü? Uluslararası sermaye, ancak karlı bir ortam olursa ana akıma yatırım yapar, parası boşa gitsin istemez. Türkiye şu anda ekonomik açıdan ne kârlı, ne de gazetecilik için özgür bir ortam. Ancak uluslararası basın kuruluşlarının da göz ardı edemeyeceği kadar önemli bir merkez, bir nevi hub. Dolayısıyla buradaki gazetecileri desteklemeye, haberciliğe ufak tefek yatırım yapmaya devam edeceklerdir. Daha ileriye götüreceklerini sanmıyorum.”</p>
<p><strong>‘Hürriyet Ve Milliyet’in Düştüğü Hali Hayal Edemezdik’</strong></p>
<p>Deutsche Welle’den gazeteci Burcu Karakaş ise, bugün artık ana akım medyadan bahsetmenin mümkün olmadığını söyleyerek, medyanın ‘iktidar yanlısı olanlar ve olmayanlar’ şeklinde ikiye ayrıldığını savunarak, &#8220;Yaptıklarını beğenelim ya da beğenmeyelim, örneğin, “ana akım” olarak ifade edebileceğimiz Hürriyet ya da Milliyet’in bugün düştüğü hali 10 yıl önce hayal edemezdik” diyen Karakaş, kendisinin Milliyet’te çalıştığı dönemde bir ateşkes ve çatışmasızlığın var olduğunu aktardı. Bu durumun habercilik ortamını da etkilediğine değinen Burcu Karakaş, “Bir eşcinselin intiharı da gazetede haber olabiliyordu. Sonrasında kanun hükmünde kararnameler, seçimler, olağanüstü haller, ihraçlar, patlamalar görmeye başladık. Politik atmosfer değişince gündem, gündem değişince basın da değişti haliyle. “Çözüm süreci”nin medyaya olumlu yansıması çoktur, ancak ne yazık ki kısa süreli oldu” şeklinde konuştu.</p>
<figure id="attachment_38239" aria-describedby="caption-attachment-38239" style="width: 269px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" class="wp-image-38239" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/burcukarakas.jpg" alt="" width="269" height="179" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/burcukarakas.jpg 550w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/burcukarakas-350x231.jpg 350w" sizes="(max-width: 269px) 100vw, 269px" /><figcaption id="caption-attachment-38239" class="wp-caption-text">Burcu Karakaş</figcaption></figure>
<p>İktidar yanlısı medya denilen kurumların propagandadan öteye gidemediği için yabancı basın kuruluşlarının haber yapmasının göze battığını ifade eden Karakaş; &#8220;Durumun bundan ibaret ve bu kadar yalın olduğunu düşünüyorum. Her şeyin politikleştiği bir ortamda elinizi haberci olarak neye atsanız ‘iktidarı rahatsız edebilecek’ bir konuyu ele alma tehlikesiyle(!) karşılaşabiliyorsunuz. ‘Zam’ kelimesini kullanamayan basın kuruluşlarının varlığından bahsediyoruz. Daha başka söze gerek var mı? Bu durumda elbette yaptığımız haberler ön plana çıkıyor, bundan daha doğal bir şey olamaz. Esas doğal olmayan medya kuruluşlarının propagandaya bu denli sırtlarını yaslamış olmaları. Ancak artık kendilerinin de bu durumun farkında olduklarının ve hatta mevcut vaziyeti sıkıntılı bulduklarını düşünüyorum.” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Bugünkü Ana Akım İktidarın da Elinde Yük’</strong></p>
<p>Akademisyen Orhan Şener de geçmişte tüm eksiklerine ve sorunlarına rağmen Türkiye’de bir ana akım medyanın var olduğunu söyledi. Ana akım medyanın, son tahlilde, çok farklı kesimlerden geniş kitlelerin dünyada ve ülkelerinde neler olduğuna dair başvurdukları medya olarak tanımlanabileceğini dile getiren Şener, bunun geçmişte Türkiye’de Hürriyet ve Milliyet gibi medya kuruluşlarının sağlayabildiğini aktardı. Milyonlarca insanın izlediği ana haber bültenlerinin var olduğunu hatırlatan Şener, konuyla ilgili düşüncelerini şöyle aktardı: “Bunların yayın kalitesi, haber kalitesi tabii ki tartışmalı, ancak bu vasfı bir yere kadar yerine getirebiliyorlardı. Zaten var iken önemini çok anlayamadığımız medyayı kaybettiğimizde eksikliğini somut bir şekilde hissetmeye başladık. Bugün ise böyle bir ana akımdan bahsetmek mümkün değil. Çok geniş bir havuz medyası olarak tabir edilen, iktidara doğrudan bağlı veya organik ilişkiler içerisinde olan bir medyadan bahsedebiliyoruz. Ancak şöyle bir sorun var; ana akımı satın alıp kendi siyasetinizin iletişim aracı olarak kullanmaya başladığınızda, ana akım ana akım olmaktan çıkıyor. Haliyle bugün ana akımın eski vasfını yitirdiğini söyleyebiliriz. Birçok insan bu gazeteleri almayı bıraktı, bu kanalları izlemeyi de bıraktı. Dolayısıyla bunları ele geçiren iktidarın da elinde biraz yük olarak görülüyor, diyebiliriz.&#8221;</p>
<p><strong>‘Youtube Kanalları Önemli Bir Eksiği Kapatacak’</strong></p>
<figure id="attachment_38241" aria-describedby="caption-attachment-38241" style="width: 238px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-38241" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/orhansener.jpg" alt="" width="238" height="238" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/orhansener.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/orhansener-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 238px) 100vw, 238px" /><figcaption id="caption-attachment-38241" class="wp-caption-text">Orhan Şener</figcaption></figure>
<p>Yabancı basın kuruluşlarının Türkçe yayın yapmasına ilişkin görüşlerini de paylaşan Şener, yabancı medyanın, özellikle en son +90 Youtube kanalının ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya’nın ortak girişimi olduğunu hatırlattı. Bu alanda oldukça ciddi adımlar atıldığını belirten Orhan Şener, “Böyle bir şeyi daha önce hiç bir yerde yapmadılar. Bunun öncesinde zaten Deutsche Welle, Independent , Al Jazeere, Fox ve BBC Türkçe deneyimleri var. Bu kadar çok yabancı aktörün olması bize somut bir şey gösteriyor. Bir; burada var olmaları kendilerine siyaseten bir avantaj kazandırıyor, ana akımın yarattığı boşluğu doldurabiliyorlar, en azından doldurmaya çalışıyorlar. ikincisi, finansal bakımdan da zarar etmeyecekleri kadar geniş bir pasta var burada. Hiç bir siyasi kaygı olmasaydı da, sırf ticari kaygılarla bile bu işe belki de girilebilirdi. Ancak orada bir de şöyle bir sorun var, gerek Reuters verilerine, gerekse diğer benzeri raporlara baktığımızda Türkiye’de hala birincil haber alma kaynağının televizyon olduğunu görüyoruz. Evet, basılı gazete belli bir yaş kesimi için çok az yüzdelik paya sahip ( yüzde 6, radyo bile yüzde 7) ama televizyon 1’inci sırada geliyor. Onun ardından internet geliyor. Çok geniş kitleler internete erişiyor, ama televizyon özellikle kırsalda, taşrada, belli bir eğitim seviyesinde, belli bir yaş kesiminin üstünde, en önemli haber alma mecrası. Bu anlamda yabancı mecraların kurduğu Youtube kanallarının bu boşluğu doldurması mümkün değil, ama özellikle genç, kentli nüfus için çok önemli bir eksiği kapatacağı muhakkak. Televizyon kanalı kurmak hem izin, bürokrasi anlamında hem de maliyet açısından mümkün değil bu mecralar için. Ama Youtube kanalıyla, oldukça düşük bir maliyetle geniş kitlelere ulaşabiliyorlar. Amacın da bu olduğunu tahmin ediyorum” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/03/dunya-basin-ozgurlugu-gunu-yeni-bir-ana-akim-mi-doguyor/">Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Yeni Bir Ana Akım mı Doğuyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alman Parlamentosu Doğum Belgelerine Üçüncü Toplumsal Cinsiyeti Ekleme Kararı Aldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/24/alman-parlamentosu-dogum-belgelerine-ucuncu-toplumsal-cinsiyeti-ekleme-karari-aldi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Yetim]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2018 11:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya Yeşiller Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Angela Merkel]]></category>
		<category><![CDATA[Beatrix von Storch]]></category>
		<category><![CDATA[Deutsche Welle]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan Demokrat Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=33584</guid>

					<description><![CDATA[<p>Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in kabinesinin Ağustos ayında onayladığı interseks bebeklerin doğum belgelerine üçüncü toplumsal cinsiyet seçeneğini ekleyen yasa değişikliği parlamento tarafından da geçtiğimiz hafta onaylandı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/24/alman-parlamentosu-dogum-belgelerine-ucuncu-toplumsal-cinsiyeti-ekleme-karari-aldi/">Alman Parlamentosu Doğum Belgelerine Üçüncü Toplumsal Cinsiyeti Ekleme Kararı Aldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Almanya’nın 2013 yılında uygulamaya başladığı doğum ardından verilen formlar üzerindeki boş seçenek Avrupa çapında bir ilki temsil ediyordu. Yasada yapılan yeni değişiklikler ise anatomileri sebebiyle ikili cinsiyet sistemine uymayan yeni doğmuşlar için yeni olanaklar sağlayacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnterseks vatandaşlar ayrıca toplumsal cinsiyetlerini ve doğum belgelerinde yer alan ilk isimlerini kendilerine uygun olmayan cinsiyete atanmış olduklarını hissetmeleri durumunda değiştirebilecekler. Fakat tüm bu değişiklikler ancak bir doktor raporu ile yapılabilecek.</span></p>
<p><b>Neden Almanya Üçüncü Toplumsal Cinsiyeti Ekledi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2017 yılının Kasım ayında resmi dökümanlara üçüncü toplumsal cinsiyetin eklenmesine yönelik karar veren en yüksek karar mercii Almanya Federal Adalet Mahkemesi’nin ardından, yasada interseks bireylerin lehine olacak şekilde yapılması istenen değişiklikler ülkedeki ikinci en güçlü otorite olan Alman Federal Parlamentosu Bundestag tarafından 13 Aralık Perşembe günü yürürlüğe geçirildi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Federal Adalet Mahkemesi, 2018’in sonuna kadar Alman Federal Parlamentosu Bundestag’dan yasal olarak bireylere doğuştan başka bir toplumsal cinsiyet seçeneği tanımalarına veya dökümanlardan tamamen toplumsal cinsiyeti çıkarmalarına yönelik bir karar vermişti. Bu karar, daha düşük rütbeli bazı mahkemelerin yeni doğan interseks bireyin birkaç davasıyla ilgili red kararlarını hükümsüz kılmıştı. Ağustos ayında da Şansölye Angela  Merkel başkanlığında yürütülmekte olan Alman Federal Parlamentosu Bundestag doğum belgelerine üçüncü bir toplumsal cinsiyet ekleme yönünde karar vermişti.</span></p>
<p><b>LGBT Aktivistler Verilen Kararın Yeterli Olmadığını Söylüyorlar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Almanya Yeşiller Partisi’nin parlamenter parti lideri Anton Hofreiter’in da aralarında bulunduğu  LGBT topluluğunun insan haklarının savunuculuğunu yapan bazı aktivistler yasada yapılan değişikliğin yeterli özgürlüğü sağlamadığını söylediler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hofreiter dökümanlarda herhangi bir değişiklik yapmadan önce bir doktorun raporuna ihtiyaç duyulmasına karşı çıktı. Deutsche Welle’nin haberine göre Hofreiter, Funke Media Group gazetesine yaptığı açıklamada verilen karar için “</span><i><span style="font-weight: 400;">Karar, modası geçmiş toplum görüşüne uymayanların, özellikle de Almanya Hristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) ve Bavyera Hristiyan Sosyal Birlik’in (CSU) duydukları güvensizliğin bir işareti ve absürd,”</span></i><span style="font-weight: 400;"> yorumlarında bulundu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Almanya Gey ve Lezbiyen Federasyonu kurul üyesi Henny Engels, yasada yapılan değişiklik kararının çok fazla fiziksel özellikler odağında verildiğini söyleyerek kararı eleştirdi. Engels </span><i><span style="font-weight: 400;">“Toplumsal cinsiyet yalnızca fiziksel özelliklere göre tanımlanamaz, sosyal ve fizyolojik faktörlerin de göz önünde bulundurulması gerekir,” </span></i><span style="font-weight: 400;">dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha muhafazakar meclis üyeleri ise doktor raporu şartını destekledi. Alman Federal Parlamentosu Bundestag’da da yer alan Almanya Hristiyan Demokrat Birliği’nden (CDU) politikacı Marc Henrichmann bu şartın insanların kendi toplumsal cinsiyetlerini kendilerinin atamalarının önüne geçilebileceği anlamına geldiğini söyledi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aşırı sağ Almanya İçin Alternatif Partisi’nin (AfD) faal parlamenter parti lideri Beatrix von Storch da insanların toplumsal cinsiyetlerini kendilerinin atayabilmelerine ilişkin yapılan tartışmalarda karşı görüşlerini net bir şekilde ifade etti; </span><i><span style="font-weight: 400;">“Hangi toplumsal cinsiyete ait olduğunuz zamanın başlangıcından beri objektif bir gerçek olmuştur, tıpkı yaş ve vücut ölçüleri gibi.”</span></i></p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.pinknews.co.uk/2018/12/14/germany-parliament-third-gender/?utm_source=Facebook&amp;utm_medium=Buffer&amp;utm_campaign=PN" target="_blank" rel="noopener">Pinknews</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/24/alman-parlamentosu-dogum-belgelerine-ucuncu-toplumsal-cinsiyeti-ekleme-karari-aldi/">Alman Parlamentosu Doğum Belgelerine Üçüncü Toplumsal Cinsiyeti Ekleme Kararı Aldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dört Yılda 56 Bin 800 Sığınmacı Öldü Ya Da Kayboldu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/02/dort-yilda-56-bin-800-siginmaci-oldu-ya-da-kayboldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Nov 2018 09:46:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Associated Press]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Deutsche Welle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=32146</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sığınmacı krizinin küresel faturasını gözler önüne seren yeni bir rapora göre  dünyada 2014’ten bu yana 56 bin 800 sığınmacı öldü ya da kayboldu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/02/dort-yilda-56-bin-800-siginmaci-oldu-ya-da-kayboldu/">Dört Yılda 56 Bin 800 Sığınmacı Öldü Ya Da Kayboldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Deutsche Welle’nin Associated Press haber ajansının bir araştırmasına dayandırdığı haberine göre dünya çapında yaşamını yitiren ve kaybolan sığınmacı sayısı tahmin edilenden çok daha fazla.</p>
<p>Uluslararası örgütler, adli tıp kayıtları, kayıp ilanları ve ölüm haberleri gibi çok sayıda veriyi bir araya getirerek hazırlanan çalışma, 2014’ten bu yana en az 56 bin 800 sığınmacının öldüğünü ya da kaybolduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Bu rakam, Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü’nün Ekim ayında yayınladığı rapordaki verilerin en az iki katı. BM verileri, dört yıl içinde 28 bin 500 kişinin kaybolduğunu ya da öldüğünü gösteriyor.</p>
<p>Haberde bilançonun gerçek resmi ortaya koymaktan çok uzak olduğuna da dikkat çekiliyor. Yeni bir hayat umuduyla yola çıkan sığınmacılardan bazılarının cesetlerinin denizin dibinde ya da çölde kumların altında yok olduğu vurgulanıyor. Ayrıca, yasadışı yollarla başka ülkelere gitmeye çalıştığı için ailelerin haber alamadığı yakınları için kayıp başvurusu yapmadığı belirtiliyor.</p>
<p><strong>“Hükümetler sığınmacıların akıbetini araştırmıyor”</strong></p>
<p>2015 yılında patlak veren mülteci krizinden bu yana sığınmacılar Akdeniz üzerinden Avrupa’ya geçmeye çalışıyor</p>
<p>Sığınmacılarla ilgili araştırmalara yeterince bütçe ayırılmaması da tablonun ne kadar ağır olduğunu ortaya koymayı zorlaştıran bir etken olarak öne çıkıyor. Örnek olarak 2015 yılında İtalya açıklarında 800 kişinin öldüğü sığınmacı faciası gösteriliyor. İtalya’nın bu facianın araştırılması ve ölenlerin teşhis edilmesi için söz verdiği ancak ülkede yönetimi devralan popülist hükümetin bu çalışmalara ayrılan bütçeyi kestiği vurgulanıyor.</p>
<p>Raporda dünyanın birçok noktasında siyasi ve sosyolojik bir soruna dönüşen göç meselesinin hükümetler tarafından hafife alındığı da vurgulanıyor.</p>
<p><strong>Tek kriz Avrupa’da değil</strong></p>
<p>Avrupa’daki sığınmacı trajedisinin göç konusunda en görünür kriz olduğuna dikkat çeken AP, dünyanın başka noktalarında da başka tehditler olduğunu aktarıyor. 2014’ten bu yana, Meksika’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmek isteyen 3 bin 861 kişinin öldüğü ya da kaybolduğu belirtiliyor. Orta Amerika ülkelerinden ABD’ye başlayan yeni bir göç dalgası karşısında ise Washington yönetiminin sert önlem hazırlığı içerisinde olduğu hatırlatılıyor.</p>
<p>Araştırmada, Güney Afrika ve Venezuela gibi göçün en fazla yaşandığı noktalardaysa krizin boyutu hakkında çok az şey bilindiğine dikkat çekiliyor. Venezuela’daki ekonomik kriz nedeniyle 2 milyondan fazla kişinin evlerini terk ettiği tahmin ediliyor. Afrika kıtası içerisinde ise 18 bin 400 kişinin göç sonucu hayatını kaybettiği vurgulanıyor.</p>
<p>Asya’nın ise en çok göç veren kıtalardan biri olmasına rağmen göç konusunda sağlıklı verilere ulaşmanın mümkün olmadığı vurgulanıyor. AP’nin verileri, Asya ve Ortadoğu’dan göç eden 8 bin 200 kişinin öldüğü ya da kaybolduğunu gösteriyor.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/11/02/dort-yilda-56-bin-800-siginmaci-oldu-ya-da-kayboldu/" target="_blank" rel="noopener">Yeşil Gazete</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/02/dort-yilda-56-bin-800-siginmaci-oldu-ya-da-kayboldu/">Dört Yılda 56 Bin 800 Sığınmacı Öldü Ya Da Kayboldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dizi Sektöründe Çalışan Kadınlar Tacizi Anlattı: “Kadın” Söz Konusuysa İkiyüzlü Bir Ahlak Anlayışı Devrede</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/29/dizi-sektorunde-calisan-kadinlar-tacizi-anlatti-kadin-soz-konusuysa-ikiyuzlu-bir-ahlak-anlayisi-devrede/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Aug 2018 21:07:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Deutsche Welle]]></category>
		<category><![CDATA[dizi sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[taciz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=29996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dizi sektöründe kadına yönelik taciz ve mobbing vakalarına karşı, geçtiğimiz haftalarda bir ilk yaşandı. “Biz Takipteyiz” adıyla ortaya çıkan oluşum, oyuncu Talat Bulut’un Fox TV’de yayınlanan “Yasak Elma” dizisinde kostüm çalışanı kadını taciz etmesi olayına takipsizlik verilmesinin ardından imza topladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/29/dizi-sektorunde-calisan-kadinlar-tacizi-anlatti-kadin-soz-konusuysa-ikiyuzlu-bir-ahlak-anlayisi-devrede/">Dizi Sektöründe Çalışan Kadınlar Tacizi Anlattı: “Kadın” Söz Konusuysa İkiyüzlü Bir Ahlak Anlayışı Devrede</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de dizi sektöründe kadına yönelik istismarı anlatan kadınlar, setlerde karşı karşıya kaldıkları tacizin normalleştirildiğini <a href="https://www.dw.com/tr/t%C3%BCrk-dizi-sekt%C3%B6r%C3%BCnde-metoo-tart%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1/a-45140901" target="_blank" rel="noopener">Deutsche Welle Türkçe’den Burcu Karakaş</a>’a anlattı. İsimleri değiştirilerek açıklamalarına yer verilen dört kadın yaşanan taviz vakalarını paylaştı.</p>
<p>Sektörde taciz olaylarının içselleştirildiği ve “kadın” söz konusu olduğunda, ikiyüzlü bir ahlak anlayışının devreye girdiği konusunda dört kadın da hemfikir.</p>
<h3><strong>“Yaşlı adamlar ya, üstünde durmadık”</strong></h3>
<p><strong>Senarist Ayfer</strong>, senelerdir dizi sektöründe yer alan bir isim. Oyuncu Bulut’la ilgili taciz olayı basına yansıdıktan sonra geçen sene set çalışanı bir genç kadının, “Bulut beni mesajla rahatsız ediyor” dediği aklına gelmiş. “Yaşlı adamlar ya, üstünde durmadık” diyen Ayfer, o zaman tepki vermemelerine şimdi hayıflanıyor.</p>
<h3><strong>“Adam bir anda bacaklarıma dokunmaya başladı”</strong></h3>
<p><strong>Yardımcı yönetmen Burçin</strong>, 15 senedir sinema ve dizi sektörüne emek veren kadınlardan. İşe yeni başladığı dönemde başına gelen bir taciz vakasını şöyle anlatıyor: “Meşhur bir yönetmenle çalışıyordum. Filmde benim de rolüm vardı. File çorap ve mini etek giymiştim. Ünlü bir erkek oyuncuyla yan yanaydım. Adam bir anda bacaklarıma dokunmaya başladı. Yönetmen görünce oyuncunun üstüne atladı. O yönetmenden hiç beklemeyeceğim bir hareketti aslında.</p>
<h3><strong>“Setlerde bakire olduğunu düşündüğü her kıza asılırdı”</strong></h3>
<p>Reji asistanlığı yaparak 18 sene önce girdiği sektörde şu an <strong>yönetmen olan Ayşegül</strong>, aynı sette çalıştığı oldukça ünlü bir erkek oyuncuya dair anısını “Bu adam setlerde bakire arardı. Bakire olduğunu düşündüğü her kıza asılırdı. Kadınları sürekli taciz ederdi. Ben de yaşadım. Çalıştığım birkaç sette bakire kız bulup birlikte olmuşluğu var” diye anlatıyor.</p>
<h3><strong>‘En kötü ne olabilir ki, şansımı deneyeyim’ diyor</strong></h3>
<p>Yirmi yıldır oyunculuk yapan ve gişe rekorları kıran sinema filmlerinde rol alan Çiçek de taciz olaylarına sessiz kalındığını söylüyor. “Birkaç yapımcı dışında hepsi, ‘En kötü ne olabilir ki, şansımı deneyeyim’ diyor. Kadın olarak görmezden gelmeyi öğrenmek zorunda kalıyorsun” diye konuşuyor. Oyuncu kadınlara profesyonel şekilde yaklaşanların yok denecek kadar az olduğunu söyleyerek taciz eden adamları erkek meslektaşları başta olmak üzere sektörün “kolladığını” anlatıyor ve “Sarkıntılık etmeyen bir yapımcı bile tacizcilerin adı geçtiğinde onlarla dayanışmayı seçiyor. Bunu da sektörü ayakta tutmak için yapıyor” diyor.</p>
<h3><strong>“Benimle işbirliği yaparsan işsiz kalmazsın”</strong></h3>
<p><strong>Ayfer</strong>, genç bir senaristken iş aradığı sırada rahatsız olduğunu söylemesine rağmen taciz etmeyi sürdüren erkek meslektaşını örnek veriyor. Adamın, “Benimle işbirliği yaparsan işsiz kalmazsın” demesi üzerine koşarak uzaklaşmış. <strong>Yönetmen Ayşegül</strong> ise maruz kaldığı mobbing nedeniyle ağır bir depresyon yaşamış ve yaklaşık üç sene evden çıkmamış. Büyük bir yapım şirketinde çalışan adamın, “Senaryonu çekeriz ama yatmadan bir yerlere gelmek bu sektörde zor” dediğini söylüyor. Halen aynı konumda olduğunu ifade ettiği yapımcı, başka kadınları da taciz etmiş.</p>
<p>Ayşegül, Türkiye’de film sektöründen #MeToo hareketi çıkar mı?” sorusuna Hollywood örneğini vererek böyle bir hareketin oluşması için kadınların sektörde daha güçlü bir konumda olması gerektiğine inandığı cevabını veriyor.</p>
<h3><strong>“Erkekleşmezsen deli, cadı ya da fahişe olursun”</strong></h3>
<p>Setlerde çalışan kadınların sıklıkla istismara maruz kaldığını anlatan kadınlar, bu nedenle setlerde giydiklerine de dikkat ettiklerini söylüyorlar. “Dekolte giyemezsin, kot pantolon ve tişört giyersin” diyerek sektörde yer edinebilmek için erkekleşmek zorunda kaldıklarını dile getiriyor ve “Erkekleşmezsen deli, cadı ya da fahişe olursun” diye ekliyorlar.</p>
<p>“Mor Yapımcılar” oluşumundan Cihan Aslı Filiz ise tacize karşı setlerde çalışan kadınlar arasında dayanışma ağı kurmayı planladıklarını dile getiriyor. Forum düzenleyerek taciz sorunlarını ele alacaklarını söyleyen Filiz, “Kişisel sınırların aşılması tacizdir ama bunu taciz görmeme durumu var. Önümüzdeki dönem sektör kadınları tacizin tanımını yapacağız ve sonrasında açıklamamızı kamuoyu ile paylaşacağız” diyor.</p>
<p>Kaynak:<a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/08/20/dizi-sektorunde-calisan-kadinlar-tacizi-anlatti-kadin-soz-konusuysa-ikiyuzlu-bir-ahlak-anlayisi-devrede/" target="_blank" rel="noopener"> Yeşil Gazete</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/29/dizi-sektorunde-calisan-kadinlar-tacizi-anlatti-kadin-soz-konusuysa-ikiyuzlu-bir-ahlak-anlayisi-devrede/">Dizi Sektöründe Çalışan Kadınlar Tacizi Anlattı: “Kadın” Söz Konusuysa İkiyüzlü Bir Ahlak Anlayışı Devrede</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deutsche Welle’den iki dilli gazetecilik eğitimi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/30/deutsche-welleden-iki-dilli-gazetecilik-egitimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2017 13:02:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Deutsche Welle]]></category>
		<category><![CDATA[DW]]></category>
		<category><![CDATA[gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik eğitimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20524</guid>

					<description><![CDATA[<p>Deutsche Welle iki dilli gazetecilik eğitimi için tüm dünyadan, Almanca ve çok iyi derecede İngilizce bilen, özellikle de ana dili Türkçe olan genç ve yaratıcı insanlar arıyor. Deutsche Welle’nin (DW) gazetecilik eğitimi, uluslararası bir yayın kurumunda en yüksek beklentileri karşılayan ve kapsamlı bir gazetecilik eğitimi görmek isteyen tüm dünyadan genç insanlara hitap ediyor. Radyo, televizyon [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/30/deutsche-welleden-iki-dilli-gazetecilik-egitimi/">Deutsche Welle’den iki dilli gazetecilik eğitimi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Deutsche Welle iki dilli gazetecilik eğitimi için tüm dünyadan, Almanca ve çok iyi derecede İngilizce bilen, özellikle de ana dili Türkçe olan genç ve yaratıcı insanlar arıyor.</strong></p>
<p>Deutsche Welle’nin (DW) gazetecilik eğitimi, uluslararası bir yayın kurumunda en yüksek beklentileri karşılayan ve kapsamlı bir gazetecilik eğitimi görmek isteyen tüm dünyadan genç insanlara hitap ediyor.</p>
<p>Radyo, televizyon ve internet yayıncılığını kapsayan ve 18 ay süren eğitim sürecinde, geleceğin gazetecisinin ihtiyacı olan her şey öğretiliyor. Seminerler ve atölye çalışmaları aracılığıyla, ayrıca DW içindeki farklı haber merkezleri veya Washington/Moskova/Brüksel’deki muhabir bürolarında verilen bu eğitim, televizyon sunuculuğundan multimedyal hikaye anlatımına, veri gazeteciliğinden sosyal medya veya sanal gerçekliğe kadar çeşitli alanları kapsıyor. DW’de gazetecilik eğitimi görenler, tanınmış medya eğitmenleri tarafından Almanca ve İngilizce olarak eğitiliyor; sürekli yenilikçi ve uluslararası projelerin içinde yer alıyorlar.</p>
<div class="picBox	full

rechts
"><a class="overlayLink init" href="http://www.dw.com/tr/deutsche-wellenin-iki-dilli-gazetecilik-e%C4%9Fitimi/a-41583708#" rel="nofollow"><img loading="lazy" decoding="async" title="DW'nin iki dilli gazetecilik eğitimi alan genç yetenekleri Berlin mentrosunda çekimde" src="http://www.dw.com/image/41582053_401.jpg" alt="DW Volontariat Ausschreibung Fotos (DW Akademie)" width="700" height="394" /></a>DW&#8217;nin iki dilli gazetecilik eğitimi alan genç yetenekleri Berlin mentrosunda çekimde</p>
</div>
<p>Başvuru için, ilk gazetecilik deneyimlerinin kazanılmış olmasının yanı sıra üniversite diploması veya meslek eğitimi şartı aranıyor. Gazeteci olmak isteyen teknik/bilişim teknolojileri, iktisadi bilimler veya fen bilimleri mezunları da başvuruda bulunabilir!</p>
<p>Başvurularda aşağıdaki dil bilgileri aranıyor:</p>
<p>• DW’nin yayın dillerinden birini (özellikle Türkçe, Rusça, Farsça, Svahili ve Hausaca) ana dili olarak konuşmak, ayrıca işte kullanabilecek seviyede çok iyi İngilizce ve temel Almanca bilgilerine hakim olmak.</p>
<p>• Ana dili İngilizce olanlar için iyi derecede Almanca bilmek.</p>
<p>• Ana dili Almanca olanlar için işte kullanabilecek seviyede mükemmel İngilizce bilgilerine hakim olmak.</p>
<div class="picBox	full

rechts
"><a class="overlayLink init" href="http://www.dw.com/tr/deutsche-wellenin-iki-dilli-gazetecilik-e%C4%9Fitimi/a-41583708#" rel="nofollow"><img loading="lazy" decoding="async" title="DW'nin iki dilli gazetecilik eğitimi alan genç gazetecileri" src="http://www.dw.com/image/41582058_401.jpg" alt="DW Volontariat Ausschreibung Fotos (DW Akademie)" width="700" height="394" /></a>DW&#8217;nin iki dilli gazetecilik eğitimi alan genç gazetecileri</p>
</div>
<p>Eğitim dönemi Eylül 2018’de başlıyor, eğitim Bonn ve Berlin’de verilecek. Başvurular <strong>1 Aralık 2017 ile 29 Ocak 2018</strong> arasında online başvuru form üzerinden yapılabilir.</p>
<p>Tüm bilgiler ve online başvuru:</p>
<p><a href="http://www.dw.com/de/dw-akademie/volontariat/s-11881" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://www.dw.com/de/dw-akademie/volontariat/s-11881</a></p>
<p>DW, multimedyal yatkınlığı olan, yaratıcı ve kendi fikirlerini hayata geçirebilen zihinlerin başvurularını sevinçle bekliyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/30/deutsche-welleden-iki-dilli-gazetecilik-egitimi/">Deutsche Welle’den iki dilli gazetecilik eğitimi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elektrikli Otomobillerin Çevreciliği Bir Efsane Mi?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/28/elektrikli-otomobillerin-cevreciligi-bir-efsane-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jul 2017 14:01:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Akü]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Deutsche Welle]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Elektrikli Otomobil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17212</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alman medya kuruluşu Deutsche Welle&#8217;nin (DW) editörü Henrik Böhme, elektrikli otomobillerin ekolojik bilançosunun içler acısı olduğu ve çözümün başka teknolojilerde aranması gerektiği görüşünde. Otomobil imalatçılarının yaramazlıkları bitmiyor. Alman prestijini dünyaya yayan en önemli sanayi branşının temsilcileri kartel kurdukları iddiasının ortaya atılmasıyla alay konusu oldular. Ama bunu hak ettiler. &#8216;Dizel skandalından&#8217; sonra otomotivcilerin inandırıcılığı zaten dibe [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/28/elektrikli-otomobillerin-cevreciligi-bir-efsane-mi/">Elektrikli Otomobillerin Çevreciliği Bir Efsane Mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alman medya kuruluşu Deutsche Welle&#8217;nin (DW) editörü Henrik Böhme, elektrikli otomobillerin ekolojik bilançosunun içler acısı olduğu ve çözümün başka teknolojilerde aranması gerektiği görüşünde.</strong></p>
<p>Otomobil imalatçılarının yaramazlıkları bitmiyor. Alman prestijini dünyaya yayan en önemli sanayi branşının temsilcileri kartel kurdukları iddiasının ortaya atılmasıyla alay konusu oldular. Ama bunu hak ettiler. &#8216;Dizel skandalından&#8217; sonra otomotivcilerin inandırıcılığı zaten dibe vurmuştu.</p>
<p><span id="more-17212"></span></p>
<figure id="attachment_17213" aria-describedby="caption-attachment-17213" style="width: 270px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-17213" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/18376325_404.jpg" alt="" width="270" height="152" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/18376325_404.jpg 340w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/18376325_404-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 270px) 100vw, 270px" /><figcaption id="caption-attachment-17213" class="wp-caption-text">Henrik Böhme</figcaption></figure>
<p>Holdinglerden ses çıkmıyor. Bunu normal karşılamak lazım. Çünkü anti-kartel dairesi soruşturmanın henüz başında. Kesin sonuç alınana kadar kartelcilik suçuna muhatap olanlar da &#8216;masum&#8217; sayılır. Aynı zamanda sorumluların ağzından çıkacak tek bir kelime bile milyonlarca euroya mal olabilir. Muhtemelen bundan böyle yalnız hukukçular konuşacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Enerji yerine</strong><strong> ulaşım dönüşümü</strong></p>
<p>Kendini otomobil ve dizel motor düşmanı ilan edenler ise sevinçten havalara uçuyor. Öyle ya, fosil enerjiyle çalışan can düşmanlarının sonunu görür gibiler.</p>
<p>Neyse, öyle olsun&#8230;</p>
<p>Ama her şey biraz da milyarları toprağa gömen karmaşık enerji dönüşümünü anımsatıyor. Devlet istedi ve sübvansiyon kesesi sonuna kadar açıldı. Buna rağmen yerli güneş paneli imalatçıları birer birer batıyor. Rüzgâr türbinlerinin bahçesinde, yüksek gerilim hatlarının ise tepesinde durmasını da kimse istemiyor. İçten yanmalı motorların durumu da enerji dönüşümünden farklı değil. Bütün konvansiyonel enerji santralleri kapatıldığında elektrik nereden gelecek sorusu yine karşımıza çıkıyor</p>
<p><strong>Elektrikli otomobil de çözüm olamaz</strong></p>
<p>Akaryakıtla işleyen motorlar yasaklanırsa biz neye bineceğiz? Tabii ki elektrik motorlu otomobillere. Akla gelen ilk cevap bu oluyor. İşte, en önemli konu da zaten bu. Kimse bu geçişin başarılacağını garanti edemiyor. Çünkü elektrikli otomobilin ekolojik bilançosu içler acısı. Bir Tesla&#8217;nın çevreye verdiği zararı eşitleyebilmek için 8 yıl sedan tipi bir Mercedes kullanmak gerekiyor.</p>
<p>Yüz kilometrede 6 litreden az yakan içten yanma motorlu otomobiller çevreye ve insanlara bir Tesla&#8217;dan daha az zarar veriyor. Bunun nedenleri arasında elektrikli arabaların son derece ağır aküyle donatılması da bulunuyor.</p>
<p>Milyonlarca elektrikli otomobil aynı zamanda milyonlarca ağır akü de demek. Batarya şeklinde imal edilen şarjlı aküler için lityum ve kobalt gibi hammaddeler kullanılıyor. Kobalt&#8217;ın büyük bölümü iç savaş ve yolsuzluk yüzünden paramparça olan Kongo&#8217;dan ithal ediliyor. Gayrı insani şartlar altında bu cevheri topraktan çıkaranların büyük bölümünü çocuklar oluşturuyor. Ama Kongo&#8217;nun kobaltı olmadan da elektrikli otomobil aküsü yapılamıyor.</p>
<p>Akü imalatında zehirli maddeler, ince toz ve sonsuz miktarda karbondioksit çıkıyor. Ömrünü tamamladığında da milyonlarca akünün tasfiye edilmesi ya da yeniden kullanılır hale getirilmesi gerekiyor ki &#8216;tehlikeli atık&#8217; depolarında birikmesinler.</p>
<p><strong>Otoyollar elektriklendirilsin</strong></p>
<p>Elektrikli otomobil geçici olarak teknik çözüm yerine geçebilir. Belki de o arada yakıt hücresi geleceğin motoru olacak olgunluğa erişir. Belki diyoruz, çünkü bunun da garantisini kimse veremez. Ne otomobilcilik uzmanı, ne de araştırma bölümü başkanı kesin bir şey söyleyebilir.</p>
<p>İşe motordan değil de &#8216;ulaşımdan&#8217; başlamak belki daha doğru olur. Şehirlerde tramvay ve elektrikli otobüsler artırılabilir. Otoyollar elektriklendirilip, otobüs ve kamyonların elektrik motorları havai elektrik teline bağlanamaz mı? Hem de bu yeni bir teknoloji de değil. On yıllardır kullanılıyor.</p>
<p>Asıl probleme gelelim: Almanya&#8217;nın enerji dönüşümünü ne kadar acemice becermeye çalıştığını görünce, ulaşım dönüşümünü başarabileceğine insanın inanası gelmiyor. Hele otomobil mafyasının haylaz çocuklarının sözü geçtiği müddetçe.</p>
<p>Kaynak:<a href="http://www.dw.com/tr/yorum-temiz-elektrikli-otomobil-efsanesi/a-39865584" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> <strong>Deutsche Welle </strong></a></p>
<p>Yazar: Henrik Böhme</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/28/elektrikli-otomobillerin-cevreciligi-bir-efsane-mi/">Elektrikli Otomobillerin Çevreciliği Bir Efsane Mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
