<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>CHP arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/chp/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/chp/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Jun 2021 14:09:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>CHP arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/chp/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“İyi Bir Yönetim İçin Tüm Kesimler Karar Sürecine Dahil Edilmeli”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/14/iyi-bir-yonetim-icin-tum-kesimler-karar-surecine-dahil-edilmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jun 2021 09:12:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Aylin Yaman]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Pandemide Sosyal Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil toplum ve siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal politikalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71045</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplum ve siyaset ilişkilerini konuştuğumuz CHP Parti Meclisi Üyesi Aylin Yaman, pandemi sürecinde sosyal politikaların öneminin arttığına işaret ediyor. Kamu ve sivil toplum arasında etkili bir diyalog ve işbirliğinin kurulması için kent konseyi modelinin kamu kurumlarına taşınması gerektiğini düşünen Yaman, iyi bir yönetim sisteminin oluşmasında sivil topluma büyük görevler düştüğünü söylüyor.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/14/iyi-bir-yonetim-icin-tum-kesimler-karar-surecine-dahil-edilmeli/">“İyi Bir Yönetim İçin Tüm Kesimler Karar Sürecine Dahil Edilmeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="“İyi Bir Yönetim İçin Tüm Kesimler Karar Sürecine Dahil Edilmeli”" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/O-BZQYnQopY?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Aylin Yaman, Türkiye’nin ekonomik olarak sıkıntılı dönemine denk gelen pandemi sürecinde sosyal politikaların öneminin daha da belirginleştiğine dikkat çekti. CHP’nin yurttaşların gelir sorunu yaşamadan salgını atlatmaları gerektiğine ilişkin tespitlerinin iktidar tarafından dikkate alınmadığını söyleyen Yaman, sosyal politikaların etkili şekilde hayata geçirilmediğini belirtti.</p>
<p>Yaşlı hakları açısından pandemi sürecini değerlendiren Yaman, dünyanın hiçbir yerinde olmayan 65 yaş üstüne yönelik Türkiye’deki kısıtlamaların, insan hakkı ihlali olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde emekli maaşı ile geçinen ya da çalışmak zorunda olan geniş kesim olduğunu hatırlatan Yaman, hayatlarını idame ettirecek gelir desteği de alamayan bu kesim için pandemi sürecinin çok ağır ve yıpratıcı geçtiğini söyledi.</p>
<p>Yaman’a göre, sivil toplumda iyi bir yönetim sisteminin oluşabilmesinin koşulu, diğer yönetim sistemlerinde olduğu gibi, şeffaf ve doğru iletişim teknikleri ile kurulabilmesiyle mümkün. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemindeki “her şeyi ben bilirim” yaklaşımı ve “tek adamcılık rejimi” ile iyi bir sistem kurulması olası değil. Akla ve bilimsel temellere dayalı olarak, karar sürecinin her aşamasında, karşı görüşe sahip olanları de katarak tüm kesimlerin dahil edilmesi gerekiyor. Ayrıca, etkin bir yönetim sisteminin kurulması için halkın STK’lara katılımının teşvik edilmesi önem arz ediyor.</p>
<p>Türkiye’de siyasi partilerin sivil toplumla ilişkilerde branşlaşmaya gitmediğini söyleyen Yaman, CHP’de Genel Başkan Yardımcısı&#8217;na bağlı olarak faaliyet yürüten Sivil Toplumla İlişkiler birimi olduğunu hatırlatıyor. Siyaset ve sivil toplum arasında diyalogun açık olması durumunda, sivil aktörlerin karar alıcılardan öncelikle kendilerini dinlemelerini, sonra da önerilerinin hayata geçirileceğine dair teminat verilmesini isteyeceklerini düşünen Yaman, iki taraf arasında bu şekilde bir güven ilişkisi oluşması durumunda derin kutuplaşmaların aşılabileceğini kaydediyor.</p>
<h5><strong>“Kent Konseyi Modeli Merkezi Yönetime Taşınmalı”</strong></h5>
<p>Yerel yönetimlerde sivil toplumun kararlara etkin katılımı için Kent Konseyi modelinin esas alınması gerektiğini düşünen Yaman’a göre, bu sayede her konunun temsilcisinin yer aldığı bir yapı ile daha iyi kararlar alınması mümkün olabilir. Mersin Büyükşehir Belediyesi ile Türkiye Alzheimer Derneği Mersin şubesinin yaşlı kampları projesini iyi örneklerden biri olarak gösteren Yaman, STK’ların karar sürecine dahil edilmesi sayesinde sorunların yerinde ve hızlı tespit edilmesini mümkün görüyor.</p>
<p>Birçok sivil toplum örgütünde aktif olarak faaliyetler de yürüten Yaman, içeriden bir gözle sivil toplumda nelerin değişmesi gerektiğini şöyle sıralıyor; &#8220;Sivil aktörler empati yeteneklerini biraz daha geliştirmeli, karşı tarafın bakış açısıyla konulara bakabilmeli, daha mücadeleci olmalı ve güncel gelişmeleri takip etmeliler. Bütün bunları başarabilmek için, sivil aktörler aralarına daha çok kadın ve genci dahil etmeliler.&#8221;</p>
<h5>“<strong>Umudun Tekrar Yeşermesinde Sivil Topluma Büyük Görev Düşüyor”</strong></h5>
<p>Aylin Yaman kamu ve sivil toplum arasında etkili bir diyalog kurulması için, kamu kurumlarının hem halkı hem STK temsilcilerini düzenli olarak dinleyecek organizasyonlar, çalıştaylar vb. düzenlemesi gerektiğini kaydediyor. Koronavirüs Bilim Kurulu’nda Türk Tabipler Birliği’nin temsil edilmediğini hatırlatan Yaman, politika yapıcıların mutlaka tüm tarafları dinleyerek karar alması gerektiğinin altını çiziyor. Son olarak Türkiye’de toplumda çaresizlik ve umutsuzluk hislerinin yaygın olduğunu söyleyen Yaman, bunu aşmak ve umudu yeşertmek konusunda sivil topluma büyük bir görev düştüğünü vurguluyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/14/iyi-bir-yonetim-icin-tum-kesimler-karar-surecine-dahil-edilmeli/">“İyi Bir Yönetim İçin Tüm Kesimler Karar Sürecine Dahil Edilmeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İHD’den Tarsus Kadın Cezaevi’ndeki kötü muamelelerle ilgili rapor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/12/ihdden-tarsus-kadin-cezaevindeki-kotu-muamelelerle-ilgili-rapor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Jul 2017 11:16:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[C Tipi Kadın Kapalı Cezaevi ve Tarsus T Tipi Cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Derneği Akdeniz Bölge Temsilciliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Tutuklu ve Hükümlülere Yönelik Hak İhlali Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis İnsan Hakları Komisyonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16677</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, anayasa ve tüm ceza kanunlarında, savaş veya olağan koşullarda dahi insanlara işkence, kötü muamele ve haysiyet kırıcı davranışlar mutlak olarak yasaktır ve suç olarak kabul edilmiştir&#8221; İnsan Hakları Derneği (İHD) Akdeniz Bölge Temsilciliği’nin Kadın Tutuklu ve Hükümlülere Yönelik Hak İhlali Raporu’nda, darp raporu alınmasının engellenmesi, su ve elektriğin bulunmaması, koğuşlarda kalanların [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/12/ihdden-tarsus-kadin-cezaevindeki-kotu-muamelelerle-ilgili-rapor/">İHD’den Tarsus Kadın Cezaevi’ndeki kötü muamelelerle ilgili rapor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, anayasa ve tüm ceza kanunlarında, savaş veya olağan koşullarda dahi insanlara işkence, kötü muamele ve haysiyet kırıcı davranışlar mutlak olarak yasaktır ve suç olarak kabul edilmiştir&#8221;</strong></p>
<p>İnsan Hakları Derneği (İHD) Akdeniz Bölge Temsilciliği’nin Kadın Tutuklu ve Hükümlülere Yönelik Hak İhlali Raporu’nda, darp raporu alınmasının engellenmesi, su ve elektriğin bulunmaması, koğuşlarda kalanların yarısına yetecek kadar yemek verilmesi, kağıt ve kalem verilmeyerek  dilekçe yazılmasını engelleme , çıplak arama dayatması, yemeklere katılan şap maddesinin aşırı şekilde kullanılması ve nakil esnasında işkence yapıldığına dair tespit ve iddialar yer alıyor.</p>
<p>İnsan Hakları Derneği Akdeniz Temsilciliği, mahpus ve yakınlarının yoğun başvurularını dikkate alarak gerçekleştirdiği cezaevi ziyaretlerinde Tarsus C Tipi Kadın Kapalı Cezaevi ve Tarsus  T Tipi Cezaevi&#8217;ne nakil esnasında ve sonrasında yaşanan kötü muamele, hak ihlali ve işkence iddialarına dair tespit raporu yayınladı.  Raporla ilgili savcılığa suç duyurusunda  bulunan temsilcilik, HDP, CHP, Adalet Bakanlığı ve Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na da başvuru yaptı.</p>
<p>Yapılan suç duyurusunda, ‘yaşanan hak ihlalleri ile ilgili soruşturma yapılması cezaevi koşulları ve gardiyanların uygulamalarının düzeltilmesi, disiplin cezalarının hakkaniyete aykırı olduğunun değerlendirilmesi,  hasta tutukluların tedavilerinin yapılması ve İstanbul Protokolü&#8217;ne uyulması talebinde’ bulunuldu.</p>
<p>İHD Akdeniz Bölge temsilcisi Av. Yasemin Dora Şeker,  yaşanan hak ihlalleri ile ilgili olarak “ Asla kabul edilemez bir durum. Yetkililerle iki görüşme yaptık. Birinci görüşmeden sonra düzelmek bir yana daha da ağırlaştı sorunlar. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, anayasa ve tüm ceza kanunlarında, savaş veya olağan koşullarda dahi insanlara işkence, kötü muamele ve haysiyet kırıcı davranışlar mutlak olarak yasaktır ve suç olarak kabul edilmiştir” dedi.</p>
<p>Rapor için<a href="http://www.ihd.org.tr/tarsus-c-tipi-kadin-kapali-cezaevinde-yasanan-hak-ihlallerine-iliskin-tespit-ve-gozlem-raporu/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> tıklayın</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/12/ihdden-tarsus-kadin-cezaevindeki-kotu-muamelelerle-ilgili-rapor/">İHD’den Tarsus Kadın Cezaevi’ndeki kötü muamelelerle ilgili rapor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar, Pippa Bacca’nın öldürüldüğü Gebze’de ‘Adalet Yürüyüşü’ne katılacak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/05/kadinlar-pippa-baccanin-olduruldugu-gebzede-adalet-yuruyusune-katilacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Jul 2017 23:02:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet Yürüyüşü]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Pippa Bacca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16455</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın Örgütleri, “Erkek adalet değil, gerçek adalet istiyoruz&#8221; talebiyle  6 Temmuz’ da Pippa Bacca’nın öldürüldüğü Gebze’den Adalet Yürüyüşü’ne katılma çağrısı yaptı. Pippa Bacca’ nın dokuz yıl önce tecavüze uğrayıp öldürüldüğü Gebze’den Adalet Yürüyüşü’ne “Eşitlik yoksa adalet de yok” talebiyle katılacaklarını belirten  çok sayıda kadın örgütü yaptıkları yazılı açıklamada kadınların siyasetten uzaklaştırıldığını belirtti. Kadın örgütleri tarafından [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/05/kadinlar-pippa-baccanin-olduruldugu-gebzede-adalet-yuruyusune-katilacak/">Kadınlar, Pippa Bacca’nın öldürüldüğü Gebze’de ‘Adalet Yürüyüşü’ne katılacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Kadın Örgütleri, “Erkek adalet değil, gerçek adalet istiyoruz&#8221; talebiyle  6 Temmuz’ da Pippa Bacca’nın öldürüldüğü Gebze’den Adalet Yürüyüşü’ne katılma çağrısı yaptı. </strong></h3>
<p>Pippa Bacca’ nın dokuz yıl önce tecavüze uğrayıp öldürüldüğü Gebze’den Adalet Yürüyüşü’ne “Eşitlik yoksa adalet de yok” talebiyle katılacaklarını belirten  çok sayıda kadın örgütü yaptıkları yazılı açıklamada kadınların siyasetten uzaklaştırıldığını belirtti.</p>
<p>Kadın örgütleri tarafından yapılan açıklama şöyle:</p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Kadın vekillerin, siyasetçilerin ve belediye başkanlarının tutukluluğu, atanan kayyımların önce kadın çalışmalarını durdurmaları ve sığınakları kapatmaları, Kanun Hükmünde Kararnamelerle işinden edilen yüz binlerce insanın yanı sıra kadınların dayanışma derneklerinin ve kadın odaklı habercilik yapan medya kurumlarının da kapatılması kadınların ve çocukların erkek şiddeti karşısındaki konumlarını kırılganlaştırıyor. Kadınların siyasi kazanımlarına el konuluyor, kadınlar siyasetten uzaklaştırılıyor”</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Adalet Yürüyüşü’ne katılacak kadın örgütleri şöyle:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">17+ Alevi Kadınlar</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">78’liler Federasyonundan Kadınlar</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Adana Kadın Platformu</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ankara Kadın Platformu</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Antalya Kadın Danışma Merkezi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avcılar Kadın Dayanışması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayvalık Bağımsız Kadın İnisiyatifi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bakırköy Kadın Dayanışması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Barış İçin Kadın Girişimi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bodrum Kadın Dayanışma Derneği</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Demir Leblebi Kadın Derneği</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">DİSK/Genel-İş Sendikası’ndan Kadınlar</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Kadın Yürüyüşü Türkiye Koordinasyonu</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">EMEP’li Kadınlar</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Erzincan Katre Kadın Oluşumu</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Esenyalı Kadın Derneği</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">EŞİTİZ (Eşitlik İzleme Kadın Grubu)</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ev Kadınları Destekleme ve Kalkındırma Derneği (EVKAD)</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">F Feminist Düşün, Edebiyat ve Sanat Dergisi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">FeminAmfi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gülsuyu Gülensu Kadın Dayanışma Evi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Halkevci Kadınlar</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">HDK Kadın Meclisleri</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">HDP Kadın Meclisi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlerici Kadınlar Meclisi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İmece Ev İşçileri Sendikası</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul KESK Kadın Meclisi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşçi Kardeşliği Partili Kadınlar</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İzmir Kadın Dayanışma Derneği</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kadın Emeği Kolektifi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kadın Yazarlar Derneği</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kampüs Cadıları</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kazete – Bağımsız Kadın Gazetesi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Lezbiyen Biseksüel Feministler</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">LGBTİ Barış Girişimi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mor Dayanışma</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nar Kadın Dayanışması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ÖDP’li Kadınlar</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pendik Kadın Derneği</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">SYKP Genel Kadın Meclisi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tevgera Jinên Azad</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TMMOB İstanbul İKK Kadın Komisyonu</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği Kadın Komisyonu</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türk Kadınlar Birliği</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uçan Süpürge</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversiteli Kadın Kolektifi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeryüzü Kadınları</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeşil Feministler</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2017/07/04/kadinlardan-adalet-yuruyusu-cagrisi-erkek-degil-gercek-adalet/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Gazete Duvar</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/05/kadinlar-pippa-baccanin-olduruldugu-gebzede-adalet-yuruyusune-katilacak/">Kadınlar, Pippa Bacca’nın öldürüldüğü Gebze’de ‘Adalet Yürüyüşü’ne katılacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Çiçek: Kürt meselesinin adem-i merkeziyet üzerinden çözümü hâlâ mümkün</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 May 2017 15:45:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe Teşebbüsü]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[KCK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Selahattin Demirtaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14094</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Bölgedeki Kürtlük tek başına kültürel kimlik değil, ondan öte bir politik kimlik. Bu politik kimliğin çekirdeğini de bedel oluşturuyor. Bu bedeli de  dört metafor üzerinden tanımlıyorum: dağ, mezar, sürgün ve zindan. İnsanlar ana akım Kürt hareketiyle, bu dört metafor üzerinden ilişki kuruyorlar. Sadece sayısal olarak baktığımızda dahi çatışma sürecine dahil olmuş, öznesi olmuş, nesnesi olmuş [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/">Cuma Çiçek: Kürt meselesinin adem-i merkeziyet üzerinden çözümü hâlâ mümkün</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Bölgedeki Kürtlük tek başına kültürel kimlik değil, ondan öte bir politik kimlik. Bu politik kimliğin çekirdeğini de bedel oluşturuyor. Bu bedeli de  dört metafor üzerinden tanımlıyorum: dağ, mezar, sürgün ve zindan. İnsanlar ana akım Kürt hareketiyle, bu dört metafor üzerinden ilişki kuruyorlar. Sadece sayısal olarak baktığımızda dahi çatışma sürecine dahil olmuş, öznesi olmuş, nesnesi olmuş çok geniş bir kitleden bahsediyoruz. İnsanlar kendi çocuklarının dönemediği, cezaevinden çıkamadığı, yurt dışından dönemediği bir siyasal çözüm içerisinde bence bir barışa, huzura kavuşamayacak.”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>16 Nisan referandumu hakkında itiraz ve şaibe iddiaları sürerken YSK’nın açıkladığı resmi sonuçlar resmi gazetede yayımlandı. Bu referandumla birlikte Kürt bölgeleri, tartışmaların merkezine taşındı. AK Parti’nin referandum sürecinde MHP ile sıkı bir ittifak yapmasına rağmen Kürt bölgelerinde oylarını artırması, anayasal değişikliğin toplumun yarısına yakını tarafından benimsenmemesi, daha da merkezileşmesi beklenen karar alma mekanizması karşısında sivil toplumun nasıl bir imtihan vereceği gibi konular, bölgede de birçok siyasi tartışmanın gündemini oluşturuyor. Bu konuların yanında 15 Temmuz&#8217;dan bu yana yaşanan yapısal değişikliklerin sebebi ve muhtemel sonuçları ile Kürt meselesinde bozulan çözüm sürecinin nedenlerini ve yeni bir süreç ihtimalini Cuma Çiçek ile konuştuk.</p>
<p>Ocak ayında yayınlanan 679 sayılı OHAL KHK’sı ile Mardin Artuklu Üniversitesi’nden ihraç edilen Cuma Çiçek çeşitli dergiler için Kürt meselesi, Kürt islamcılığı, dil politikaları, yönetim modelleri gibi konularda makaleler kaleme almış ve 2015 yılında &#8220;Ulus, Din, Sınıf: Türkiye’de Kürt Mutabakatının İnşası&#8221; adlı kitabı yayınlanmış bir akademisyen olarak çalışmalarına Barış Vakfı ile Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) gibi sivil toplum kuruluşları bünyesinde devam etmektedir.</p>
<p><strong> </strong><strong>Referandumla ilgili değerlendirmelere girmeden önce biraz geriden bir soru ile başlamak istiyorum. Görebildiğim kadarıyla meclis karar alma mekanizmasıydı daha çok ve mecliste MHP, HDP’nin daha gerisinde bir role sahipti. 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte MHP karar alma mekanizmasını merkezileştirirse ve kendine benzetirse o mekanizmaya daha çok etki edebileceğini gördü ve böyle bir sürece girişti sanki. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>MHP rakamsal olarak meclisteki dördüncü parti ama son dönemde olan bitene baktığımızda siyaset alanını dizayn etme anlamında en etkin parti MHP. Çünkü Türkiye’deki ana siyasi aktörü kendisine benzetti; yani onun siyasal söylemini, önerdiği paketin içeriğini belirleyen aktör oldu, siyaset sahnesini nerdeyse dizayn eden temel aktöre dönüştü. Burada dert, karar mekanizmasını merkezileştirmek miydi? Böyle bir olgu var, bu çok açık, ama bunu düşünerek mi yaptı çok emin değilim. MHP açısından şöyle bir plan var bence: Bir, zaten ciddi bir kriz yaşıyordu. Bu krizi aştı ve mevcut tercihiyle AK Parti’ye kendi rengini verdiği bir paket olanağı sunarak kendi krizini aştı. İki, AK Parti gibi bir hükümetin kendisine vereceği destek üzerinden onun bütün söylemini, siyasetini belirledi. MHP’nin tek başına hükümet olamayacağının farkında. Şunu düşündü: Yasama açısından, başkanlık rejimi olması durumunda zaten parlamentodaki vekil sayısını üç aşağı beş yukarı koruyacak. Yürütme açısından, eskiden partiler ve meclis üzerinden bir koalisyon yapılıyordu. Sanırım daha çok devlet üzerinden, seçim dışı mekanizmalarla AK Parti ile pazarlık yapıp bir koalisyon hesabı yaptı. “Görünür siyasi aktörler gibi değil ama kapı arkasında yine bir koalisyon ortağı olurum, bu anlamda gücümü korurum” dedi. Yasama organında yine gücümü korurum yüzde 10-11 oyumu alırım ama öte yanda da Türkiye’nin bütün siyasal sürecin ana belirleyici aktörü olurum diye düşündü.</p>
<p><strong>Darbe girişimiyle bugüne kadar şöyle genel bir kanı vardı; devlet darbe girişimiyle birlikte zayıfladı fakat bu zayıflığı örtmek için sertleşti ve güçlü görünmeye çalıştı. Buna katılır mısınız?</strong></p>
<figure id="attachment_14116" aria-describedby="caption-attachment-14116" style="width: 340px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-14116" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086.jpg" alt="" width="340" height="191" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-320x180.jpg 320w" sizes="(max-width: 340px) 100vw, 340px" /><figcaption id="caption-attachment-14116" class="wp-caption-text">Cuma Çiçek</figcaption></figure>
<p>Burada temel soru şudur: Devletin güç kaynağı nedir? Antonio Gramsci örneğin ‘hegemonya + zor’ der. Hegemonya devletin sivil toplum alanında rıza üretme kapasitesi; “zor” ise bildiğimiz kaba kuvvet (asker, polis, cezaevleri gibi) araçlarıdır. Fransız düşünür Pierre Bourdieu devletin kullandığı zorda da bir rıza olduğunu, bu rıza olmadan devletin zoru kullanmayacağını ileri sürer. Devletler rıza üretme kapasitesiyle şiddet üretme kapasitesinin dengesinden oluşur. Rıza daha merkezdeyse daha güçlüyse daha demokratik, katılımcı bir devlet ortaya çıkar. Zor ve şiddet daha merkezdeyse otoriter, totaliter rejimler ortaya çıkar. Sorunuza gelecek olursam devletin şiddet kapasitesinin bu kadar merkezi olmasını tersinden okursak rıza üretme becerisinin zayıflaması olarak okuyabiliriz. Şöyle bir analizim var olan bitenlere dair; 2010 anayasa referandumundan bu yana bir devlet kriziyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum; yani Ankara’da bir kriz var. Bu krizin bence üç ana ekseni var. <strong>Birincisi;</strong> 2010 anayasa referandumundan sonra AK Parti ya da temsil etmiş olduğu siyasal islam, geleneksel Kemalist devlet elitini büyük anlamda marjinalize etti, bu konuda kritik eşiği aştı. 2010’dan bu yana CHP tarafından temsil edilen Kemalist elitlerle siyasal islamcı gelenekten gelen elitler ve temsil ettikleri toplumsal gruplar arasındaki çatışma derinleşti. Bence birinci kırılma buydu ve bu ciddi bir kriz yarattı ve bu kriz hala devam ediyor. <strong>İkincisi;</strong> 2011-2012’de dershane krizi ile ortaya çıkan şey, siyasal islamın iki kanadı arasındaki bir krizdi. O da şu: Aslına baktığınızda AK Parti’nin başarısını mümkün kılan şey, 2002 öncesinde bir araya gelememiş iki İslamcı hareketin ittifakıydı. Biri Gülen hareketiydi; sosyal alanda, akademide, ekonomide, medyada örgütlenmiş, hatta darbeden sonra gördüğümüz gibi askeri ve sivil bürokrasi içinde de ciddi olarak örgütlenmiş bir Gülen Hareketi vardı. Bir de Milli Görüş hareketinin 1970’lerden bu yana daha çok siyasi partiler üzerinden örgütlendiği bir hareket vardı. Bunlar AK Parti’ye kadar birbirine soğuk iki hareketti ama 2002’den sonra ittifak kurdular ve bu ittifak sayesinde AK Parti, Kemalist elitleri marjinalize edip iktidar olabildi. Ancak 2010’da kritik eşiğin aşılmasından sonra derin bir çatışma başladı. Tam da bu krizler devam ederken Suriye’de bir <strong>üçüncü</strong> çatışma alanı doğdu. Suriye’de, PKK’nin kardeş örgütü PYD liderliğinde bir ‘de facto’ yönetimin oluşmasıyla birlikte Türkiye, birdenbire İran’dan Hatay’a kadar, bir ihtimal Akdeniz’e kadar siyasal olarak bütünleşik olmasa da coğrafik olarak bütünleşik bir Kürdistan ihtimali ile karşı karşıya kaldı. Özellikle 2015 Haziranı’nda Tel-Ebyad’ın YPG’nin kontrolüne geçmesiyle birlikte Cizir ve Kobanî kantonları birleşti ve bunların Efrîn ile birleşme ihtimali ortaya çıktı. Bu ihtimal, devletin aslında çok da hazırlıklı olmadığı ve ciddi bir kriz içindeyken karşı karşıya kaldığı büyük bir çatışma alanıydı. Ben şahsen 15 Temmuz’u da 16 Nisan’ı da bu üç eksende derinleşen devlet krizinin parçaları ya da durakları olarak okuyorum.</p>
<p><strong>16 Nisan’dan sonra bu kriz aşıldı mı peki?</strong></p>
<p>Üç sebepten dolayı aşılmadı. Birincisi; Kürt/Kürdistan meselesinde Ankara’nın ne yapacağı çok belirgin değil. İkincisi; sert bir kutuplaşma üzerinden kampanyalar yürütüldü ve bu seçim sonucuna yansıdı. Yüzde 49’a yüzde 51 şeklinde bir tablo var. Bu tablo çok bariz bir şekilde ayrılmış iki toplumsal kesimin olduğunu ortaya koyuyor. Toplumdaki bu yarılmayı devletteki yarılmanın bir yansıması olarak okunması gerekir. Üçüncü olarak da siyasal islamın krizi de devam ediyor. Türkiye’de üç ana blok olduğu söylenebilir; biri CHP’nin temsil ettiği seküler-muhafazakâr milliyetçi blok, biri HDP’nin temsil ettiği sol popülist Kürt bloğu ve üçüncüsü de Ak Parti ile MHP’nin temsil ettiği islamcı-muhafazakâr milliyetçi blok. İslamcı muhafazakâr bloğun iki kanadının biri diğeri tarafından çok sert bir şekilde bertaraf edildi. Kısa vadede AK Parti’nin güçlenmesi ve cemaatin ortadan kaldırılması olarak okunabilir ama daha geniş bir tablodan baktığımızda ana akım islamcı-muhafazakâr blok, bir kanadının elli yıllık birikimini yerle bir etti. Bu elli yıllık birikimin yerini doldurmak, insani kaynak olarak da kurumsal birikim olarak da kolay değil. Bu üç sebepten dolayı bu devlet krizinin hala devam ettiğini düşünüyorum. Kısa vadede bunun aşılacağının emaresi yok. Belki 2019 seçimlerine kadar bu devam edecek.</p>
<h4><strong>“2019 seçimlerinde bile artık AK Parti ve Erdoğan’ın kazanacağı kesin değil”</strong></h4>
<p><strong>Ülkede demokratik yollarla bir şeylerin değişeceğine dair umudu giderek azalan bir kitle var ve özellikle batı yakasında son aylarda hareketliliğin, protestoların arttığını görüyoruz. Bahsettiğiniz krizin devam etmesi halinde bu durumda nasıl bir gelecek öngörebiliriz?</strong></p>
<p>Devlet krizinin bir boyutu da kurumsal yapıların çöküşüdür. Türkiye’de şu anda ciddi bir kurumsal çöküşle karşı karşıyayız. Bunun en görünür yüzü son bir yıldır ortadan kaldırılmış olan hukuk sahasıdır. Demokrasinin asgari şartı seçimlerdir. Yani yönetimin seçimle değişebildiği ülkeler demokratik ülkelerdir. Ama bugün adil seçimi mümkün kılabilecek kurumsal yapılar şu an ciddi bir şaibe altında, YSK vakası örneğin (YSK’nın mühürsüz zarf ve pusulaları geçerli sayması). Demokratik sisteme olan güven azaldıkça ‘bu iş seçimle olmuyor, hileler yapılıyor, OHAL gibi bütün hakların sınırlandığı bir ortam içerisinde seçimlere götürülüyor, şu an demokratik olarak rekabet etme ortamımız yok’ düşüncesinin güçlendiği bir zeminle karşı karşıyayız. Türkiye’de seçimler üzerinden yönetime gelme ihtimalinin olduğunu gösterilemezse bu risk muhtemelen artacaktır.</p>
<p>AK Parti’nin referandumdan ana derdi, 1950’den bu yana seçmen profilinin yüzde 65-70 oranında olan islamcı-muhafazakâr kesiminin desteğiyle yürütmeyi birkaç dönem garanti altına almaktı. Bütün muhalif medya kapatıldı, akademisyenler işinden oldu, susmaya zorlandı, medya susturuldu. Bütün devlet kanallarının “evet” için kanalize olduğu bir ortamda ancak yüzde 51’lik bir oy ortaya çıktı. Bunun karşısında HDP’nin kurumsal olarak ortadan kalktığı, liderlerin tutuklandığı ortamda yüzde 49’a yakın bir oy çıktı. Bu şu anlama geliyor bence, 2019 seçimlerinde bile artık AK Parti ve Erdoğan’ın kazanacağı kesin değil. Hatta bir de bunun profiline baktığımızda özellikle kıyı şehirlerde, 30 büyük şehrin 17’sinde seçimi kaybetmiş. İstanbul, Ankara, İzmir gibi üç büyük şehirde kaybetmiş, Kürt bölgelerinde HDP oy kaybetmiş ama yine de yüzde 60’larda oy aldı. 10-12 ilde gücü olan partiyle karşı karşıyayız. Ben işin doğrusu beklenenin aksine referandum sonuçlarının 2019’da hayır cephesinin kazanma ihtimalini ortaya çıkardığını düşünüyorum. Türkiye’de ilk defa sosyal demokratların kazanabileceği ihtimali görüldü. Yüzde 49 oluyorsa yüzde 51 de olabilir. OHAL’in olmadığı ya da belli bir normalleşme olduğu ortamı düşünün iyi bir siyasal örgütlenme olduğu takdirde “hayır” cephesinin 2019’da yüzde 50’yi aştığını görebiliriz.</p>
<h4><strong>&#8217;17 Nisan&#8217;da muhalefet için ciddi bir siyaset alanı doğdu’</strong></h4>
<p><strong>Başlarken &#8220;siyasal karar alma süreçleri giderek merkezileşiyor, mecliste daha geniş tartışılan işler meclise pek uğramadan vs. yürütülüyor, referandum sonucu bu merkezi karar alma mekanizmasını sürekli kılabilecek bir mahiyet de içeriyor&#8221; demiştik. Bu süreçte sivil toplum hem daha fazla homojen oldu hem de  da daha az görünür oldu. Bizi bu anlamda nasıl bir gelecek bekliyor, sivil toplum bu karar alma mekanizmalarına dahil olmak için nasıl yöntemler bulmalı? Bu anlamda sivil toplumun önündeki imtihanı da biraz değerlendirmenizi isterim.</strong></p>
<p>Siyaset tek başına bildik devlet kurumları üzerinden yürüyen bir süreç değil. Kısa vadede muhalif hareketlerin güç sahası devlet sahasından öteye toplumsal sahaya yönelecek. Burada başka bir rızanın inşasına yönelecek ve böyle olursa Türkiye’de bir alternatif ortaya çıkabilir. Devlet iktidarına yönelmiş bir siyaset devam ederse işi biraz daha zor olur. Ama toplumsal alanı temel hedef olarak önüne koyan, burada bir dönüşümü, başka bir rızayı, başka bir Türkiye tahayyülünü ortaya koyan bir hareket olursa bence şu anda bunun önü açık.</p>
<p>Bir de bu rıza ve zor aygıtlarından ‘zor’un öne çıkmasının negatif tarafları da var. Baskı aygıtları kalıcılaşırsa sokak mobilizasyonu çok daha fazla artabilir. Bunu yanında, OHAL’de referanduma giden, çatışmacı, kutuplaştırıcı bir dille konuşan AK Parti’ye, AK Parti ile MHP’nin toplam tabanının beşte birinin onay vermediği görülüyor. Yüzde 62-63 oy alması gereken bir blok 12 puanlık bir kayıp yaşadı. Bu kesim büyük oranda eğitim düzeyi yüksek, daha kentleşmiş, sosyal sermayesi yüksek olan bir kesim. Böylesi bir siyaset üzerinden devam etmesi ‘evet’ cephesini de bir arada tutamayabilir. AK Parti tablosu böyle devam ettiği takdirde İslamcı muhafazakâr kesimde zaten var olan arayışın derinleşeceğini düşünüyorum. Bu anlamda 17 Nisan’da ciddi bir siyaset alanının oluştuğu bir güne uyandık aslında.</p>
<h4>“Bölgede HDP’nin temsil ettiği Kürtlük dışında ikinci bir Kürtlük oluşmuş durumda”</h4>
<p><strong>Görünen o ki Kürdistan’da 400-500 bin oy ‘evet’in lehine artmış durumda. MHP ile ittifak edilmesine rağmen bölgede Kürt seçmenden destek alındı ve kırılgan bir durum oluştu. Paketi halka götürmek için MHP mecliste önemli bir aktördü ama görülüyor ki MHP tabanından pek destek yok. Bunu da göz önüne alarak, örneğin MHP denklemden çıkarılarak 2019 seçimlerinde Kürtlerle ciddi bir ittifak kurulup başkanlığa gidilebilir mi? MHP ittifakının kırılganlığı ve sonucun önümüze koyduğu resimle ilgili ne söylenebilir?</strong></p>
<p>Açıkçası bu AK Parti’nin yapacağı tercihe bağlı. AK Parti daha kalıcı olmak istiyorsa böyle bir eyleme girmek zorunda. Ama bu kısa vadede çok mümkün değil. Bu kadar sert bir kampanya yürütmüş, bu kadar milliyetçi söyleme yaslanmış bir AK Parti’nin, aylardır idam tartışması yürüten bir partinin, kısa vadede Kürt meselesine döneceğini zannetmiyorum. Rasyonel bir siyaset yürütmeleri durumunda buraya kaymaları gerekecek, ama bunun için de koşullarının oluşturulmasına ihtiyaç var. 2019’a kadar seçimleri beklersek böyle bir eğilime girebilir. Kaybettiği yüzde 20’lik oyu değerlendirip, tekrar toparlanıp ilk çıkış yıllarını hatırlayarak daha reformist eğilime girebilir. Bunun için bile olsa zamana ihtiyaç var.</p>
<p>Kürt bölgesi bağlamında bir de şöyle bir tablo var AK Parti karşısında: sınır ötesinde Kürt meselesinin geldiği koşullar var; Irak’ta federe olan ve bağımsızlık eğiliminde olan bir Kürt bölgesi var. Suriye’de fiili bir otonom yapısı olan Kürt bölgesi var.</p>
<p>Burada, son dönemlerde Kürt siyasetinin güç kaybettiği şeklinde bir argüman da vardı. Bir güç kaybı var ama bu yapısal değil sayısal bir kayıp. Örneğin Diyarbakır’da yüzde 72’den yüzde 67’ye düşmüş, bu ciddi bir kayıp ama Diyarbakır’da HDP hala hegemonik bir güç. 1990’dan bugüne kadar legal Kürt partilerinin almış olduğu oylara baktığımızda 2014’e kadar yüzde 4-7 bandında olan bir hareket vardı. Ama 2014’ten bu yana yüzde 11-13 bandına yükselen bir HDP oluştu. Referandumu 400-500 bin oy kaybı olarak okuyabilirsiniz. Ama ‘2014’ten bu yana devam eden yüzde 10-12 bandındaki HDP artık burada kalıcı bir parti’ olarak da okuyabilirsiniz. Bu kadar sert bir döneme rağmen yüzde 10’luk bir bantta oyunu korumuş durumda. 2014’ten bu yana HDP’nin yaşamış olduğu bu yükseliş geçici değil yapısal bir dönüşüm olduğunu gösterir. Dolayısıyla Türkiye ölçeğinde yüzde 10 bandında bir HDP var artık.</p>
<p>Kürt bölgesine baktığımızda 9-10 ilde hegomonik bir güç, 3-4 ilde bir denge gücü 4-5 ilde de dikkate değer bir muhalefet. Yani yaklaşık 20 ilde iddiası olan bir parti ve Türkiye’nin 10 büyük şehrinde yüzde 7-10 bandında oy alan bir parti. İşin bir boyutu bu. Diğer boyutunu AK Partili Kürtler üzerinden değerlendirerek okuyayım. Bu çatışma döneminde HDP’nin oy kaybedeceğini bekliyordum çünkü ciddi bir kesim HDP’den çatışmaları durduracak, çatışmalara karşı çıkan, çözüm sürecine sahip çıkan çok daha aktif bir pozisyon almasını bekliyordu. Çok da aktif rol almadı, barışa sahip çıkamadı. Arada ezildi. Bundan dolayı oy kaybı bekliyordum, şaşırmadım. Benim şaşırdığım AK Parti’nin oylarının artması. AK Parti’nin de oy kaybedeceğini, seçime katılmama eğiliminin daha fazla olacağını bekliyordum.</p>
<p>AK Parti bölgede gücünü korumuş ve artırmış durumda. Bunu şöyle okuyorum: Birincisi; bölgede HDP’nin temsil ettiği Kürtlük dışında ikinci bir Kürtlük oluşmuş durumda. İslamcı Kürtler, dindar Kürtler 2005-2006 yıllarına kadar Kürt meselesinde çok aktif rol almıyorlardı. Ama şu anda AK Parti’ye oy veren Kürtler, MHP ile kurulan ittifaka ya da milliyetçi söyleme oy vermiş olmuyorlar. Çünkü bunlar da üç aşağı beş yukarı Kürtlerin kendilerini yönetmesinden, anadilde eğitimden, yerelleşmeden bahsediyorlar. Ama bunu HDP gibi sol, toplumsal cinsiyet gibi motivasyonlarla değil çok daha İslami, muhafazakâr, geleneksel motiflerle yapıyorlar. Kürt kimliğine sahip çıkan, bunu İslami argümanlarla yapan ama MHP’nin siyasal çizgisine yakınlaşan AK Parti’den de ayrılmayan büyük bir Kürt kesimi var. Bunun iki anlamı var bence. Ankara’daki AK Parti ile buradaki Kürtler arasında nasıl bir ilişki var? AK Parti buradaki Kürtleri kendini büyütmek için araçsal olarak mı kullanıyor ya da tam tersi muhafazakâr Kürtler HDP karşısında daha güçlenmek için AK Parti’yi siyaset, ekonomi, bilgi kaynağı olarak mı görüyor? Bence bu kitle hem araçsal bir ilişki üzerinden güçleniyor, yani HDP’nin yanında başka bir Kürtlük inşa ediyor, hem de AK Parti ile kurduğu İslami özdeşlik ona biraz ideolojik, politik olarak bir normatif çerçeve de sunuyor.</p>
<p>Hem Irak ve Suriye’deki Kürt bölgelerine hem de HDP’nin taleplerini paylaşan muhafazakâr Kürt tabanında baktığımızda rasyonel bir akıl olursa AK Parti’nin bu meseleyle yüzleşip hem yüzde 30’u canlı tutmak için hem sınır ötesi bu dinamikle ‘etkin baş edebilmek’ için Kürt meselesinde çözüme dönmek zorunda olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Aslında çözüm sürecinde bir yerelleşme üzerinde taraflar mutabakata varmıştı. İdris Baluken’in AK Partili bir yetkiliye cevaben yaptığı bir hatırlatma vardı. “Bu polemikleri bir tarafa bırakın, biz birlikte yasalar hazırladık, siz bu yasaları ne yaptınız?” diye iki yasayı telaffuz etmişti. Biri sivil toplum yasasıydı. Diğeri de yerel yönetimleri güçlendirme yasası. Belli ki süreç bir yasa tasarısı haline kadar gelmiş. Benim öngörüm şu Türkiye&#8217;de yerelleşme, adem-i merkeziyet üzerinden Kürt meselesinin çözümü hala mümkün. Bu şu anki başkanlık paketini daha demokratik hale getirir. Merkezi dengeleyecek yerel ve bölgesel güçler oluşur. Şu an bu şans hala var ama AK Parti şu anki hatta ısrar ederse MHP ile ittifakında yeni bir Türk-İslam kimliği inşasına yönelirse AK Parti’nin şu anki yerelleşme seçeneğini de arayabileceğini düşünüyorum.</p>
<h4><strong>“Referandumda, iki parti açısından ‘çözüme dönün, bu işi çözün’ mesajı çıkmış durumda”</strong></h4>
<p><strong>Bir yıldan uzun süre şehir savaşları yaşadık ve silahlı çözümün bölgede artık daha çok eleştirildiği bir durumla karşı karşıyayız. Cumhurbaşkanı Erdoğan için ‘referandum sürecinde sertleşiyor, süreç bittiğinde yumuşayacak, yeni bir çözüm sürecine başlayacak’ söylentileri dolaşıyordu Kürt bölgelerinde. Hatta bölgede başkanlık referandumuyla ilgili oy toplanırken ‘başkanlık demek, eyalet sistemine daha kolay geçiş demek’ şeklinde de anlatılıyordu. Bunları birlikte düşündüğümüzde önümüzdeki dönem için yeni bir çözüm süreci sizce nasıl yürütülebilir,  bizi bekleyen süreç yine PKK ile devletin oturup bir şeyler konuşması mıdır, bunun dışında başka bir yol var mı?</strong></p>
<p>Referandum sonuçlarına bölge bazında bakıldığında son iki yılda yaşamış olduğumuz kent çatışmaları ile devletin sert güvenlik eksenli politikasının sokakta bir karşılık bulmadığı görülüyor. Tamam, HDP’den Ak Parti’ye bir oy kayması var ama bu yapısal bir değişimi ifade etmiyor. Bunca hatasına ve kent çatışmalarında kitlesiyle yaşamış olduğu güven krizine rağmen HDP büyük oranda gücünü korumuş durumda. AK Parti içerisindeki Kürtler kendi Kürtlüklerinden, taleplerinden vazgeçerek MHP ile kurulmuş bu Türkçü, milliyetçi siyasete onay vermiş değiller. Tam tersine AK Parti’ye onu hala muhatap olarak kabul ettiklerini, onu desteklediklerini, çözüm merkezi olarak AK Parti’yi gördüklerini ifade ediyorlar. Referandumda, iki parti açısından ‘çözüme dönün, bu işi çözün’ mesajı çıkmış durumda. Bu sonuç, aşağıdan gelen siyasal taleple de örtüşüyor.</p>
<p><strong>Peki bu çözüm nasıl olacak? </strong></p>
<p>Çözüm sürecinde başarısızlığın bir sürü nedeni var, bunlardan bir tanesi AK Parti’nin görünür, somut bir projesinin olmayışı. Yani meselenin yönteminden ziyade içeriğine dair ciddi bir boşluk var.</p>
<p>Sahadan, aktörlerden aldığım izlenime göre AK Parti ‘biz bu işi çok büyük ölçüde çözdük, bireysel haklar sağlandı, geriye bir tek silahlar kaldı’ noktasında görünüyor. Ama sokaktaki insanlara baktığımızda haklar bağlamında talepleri karşılanmış değil. Geçen ay bir çalışma için AK Parti ile HDP dışındaki (Hüda-Par, PSK, ÖSP, PDK gibi) siyasi partilerle ve iki tarafla da konuşma kapasitesi olan sivil toplum camiasıyla (baro, Mazlum-Der, DTSO vb.) görüştüm. Örneğin 18 görüşmenin 16 tanesinde anadilde eğitim talebi ortak. Yine bu 18 görüşmenin 14’ünde yerinden yönetim, yerelleşme, âdem-i merkeziyet vurgusu var. Ankara daha çok ‘TRT Şeş açıldı, üniversitede bölümler açıldı, artık bunun ötesi yok’ gibi bir eğilim içinde. Ama bunun sokakta karşılığı yok. Dolayısıyla, PKK ile diyalog kurulmaksızın bu hakları merkeze alan, bu hakları tanıyıp kabul eden bir eğilime girerse bunun en azından çözüm üretme potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Böyle olursa PKK, HDP gibi yapılar üstünde toplumsal baskı artabilir, ‘hükümet reformlar yapıyor, siz niye bu kadar şiddette ısrar ediyorsunuz?’ diye daha güçlü bir ses çıkabilir.</p>
<p>Süreç bir yere kadar böyle ilerleyebilir ama bir yerden sonra, PKK’ye dahil olmuş, dağa ya da sürgüne gitmiş, cezaevine girmiş insanların dönüşünü mümkün kılacak bir içeriğe de kavuşması gerekecek.</p>
<p>Kişisel tespitim şu: Türkiye’de ana-akım Kürt hareketinin tabanını oluşturan kitleler tek başına bir Kürtlük ya da Kürt kimliğini garanti altına alma üzerinden mobilize olan Kürtler değildir. Devletteki yaklaşım ‘Kürtlük bu kitle için kültürel bir kimlik dolayısıyla biz bu kültürel kimliği güvence altına alan bir reform yaparsak bu iş çözülür’ varsayımına dayanıyor. Ama ben bu varsayımın doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü esasında bu bölgedeki Kürtlük tek başına kültürel kimlik değil, ondan öte bir politik kimlik. Bu politik kimliğin çekirdeğini de bedel oluşturuyor. Bu bedeli de ben dört metafor üzerinden tanımlıyorum: dağ, mezar, sürgün ve zindan. İnsanlar ana-akım Kürt hareketiyle, bu dört metafor üzerinden ilişki kuruyorlar. Sadece sayısal olarak baktığımızda dahi çatışma sürecine dahil olmuş, öznesi olmuş, nesnesi olmuş çok geniş bir kitleden bahsediyoruz. İnsanlar kendi çocuklarının dönemediği, cezaevinden çıkamadığı, yurt dışından dönemediği bir siyasal çözüm içerisinde bence bir barışa, huzura kavuşamayacak. Bir de silah meselesi var. Bence devlet bu tarz hakları merkeze alarak ilerlerse PKK/KCK’yi silahsızlanma konusunda zorlayabilir, çok daha yoğun bir baskı kurabilir. Ama son kertede silahın bırakılması için tekrar bir temasa ihtiyaç olacaktır.</p>
<p>Özellikle HDP ve AK Parti dışındaki aktörlerden aldığım izlenim şu: bir yanda ana dilde eğitim gibi, yerelleşme gibi, siyasal haklar gibi haklar bağlamında, içinde diğer Kürt partilerin de olduğu ya da sivil toplum, kanaat önderlerinin de olduğu daha geniş bir grupla temas edilir. Öte yandan da PKK/KCK ile silahsızlanma diyaloğu yürütülür ama bu ikisi paralel olur. Zaten PKK ile yürütülen sürecin çözüme kavuşabilmesi için diğer sahada yol alması lazım. Ama nasıl Kürt sahasında görüşmecileri çeşitlendirip artırmak gerekiyorsa Ankara’da da CHP gibi, sivil toplum gibi çeşitli kurumların dahil olduğu, çatışmaların yumuşatıldığı bir sürecin olması lazım. Siyasi reformlar bağlamında daha katılımcı daha geniş bir süreç olabilir. Bu elbette daha zor olacak. Çünkü farklı düşünen aktörleri bir arada tutmak demek daha çok çatışma ve daha çok çatışma yönetimi demek ama ben böylesi bir sürecin daha kalıcı bir çözüm üreteceği kanaatindeyim.</p>
<p><strong>Silah dışındaki kültürel ve siyasal hakların tanınması müzakerelerinde HDP gibi legal aktörlerin daha aktif olduğu bir süreçte, ana akım Kürt hareketi içinde sizin tabirinizle merkez-çevre arasında bir rol değişimi mümkün mü ya da böyle bir rol değişimi gerekli mi?</strong></p>
<p>Doğrusu bu rol değişimi olmadan mesele çözüme kavuşamaz, bu mümkün değil. Kürt hareketi içerisinde iktidar ilişkilerinin yeniden dizayn edilmesi lazım. Ana akım Kürt hareketi içinde illegal alan dediğimiz PKK/KCK, Öcalan merkezde konumlanıyorlar. HDP, DBP, yerel yönetimler, basın, gibi legal siyasetler de daha çok çeperde konumlanıyorlar. Merkez, büyük oranda ana siyaseti kuran, ana politikaları belirleyen bir aktörken çeper ise bu siyaseti taşıyan ve temsil eden aktör. Kürt meselesi bir siyasal çözüme kavuşacaksa bir rol değişiminin olmasına ihtiyaç var. Ana akım Kürt hareketinin 1999’dan bu yana siyasi çözümde kafa karışıklığı yoksa, bir iç çözüm konusunda net bir hat varsa aslında kademeli olarak legal Kürt siyasetinin çeperden merkeze taşınması, merkezin de çepere gelip en sonunda da lağvedilip legal siyasete dahil olması gerekiyordu.</p>
<p>Benim görebildiğim kadarıyla Kürt hareketinin merkezindeki aktörler çok merkezden vazgeçmek istemediler. Çeperdeki aktörlerin de merkeze geçebilecek kadar ne güçleri var ne kapasiteleri var ve işin doğrusu ne de cesaretleri var. Çünkü bu yer değişimi kavgasız olmayacak.</p>
<p>Öte yandan devlet de bu dönüşüme onay vermedi. 90’lardan bu yana açılıp kapatılan Kürt partilerine baktığımızda ortalama ömürleri üç-dört yıl. Devlet Kürt partilerini kapatarak merkezdeki 50-60 siyasi figürünü siyasi yasak koyarak, cezaevine atarak bir şekilde bunu tekrara yöneltti. Bu da birikim sağlamayı, kurumsallaşmayı engelleyen bir mesele.</p>
<p>Son çözüm sürecine baktığımızda HDP’nin postacı olduğu yönünde eleştiriler vardı. Belki de HDP’nin çok daha merkezde olduğu bir güç dağılıma ihtiyaç vardı. Ama öte yandan bu rol dağılımını devlet de onayladı. Demirtaş tam da Kürt siyaseti içerisinde dönüşüm yaşayabilmek için ihtiyaç duyulan liderlerdendi. Böylesi güçlü bir lideri içeri atıyorsunuz. Çeperde kalma hali daha çok Kürt hareketi içerisindeki sorunlardan kaynaklı ama devlet de bir yönüyle buna onay veriyor.</p>
<p>Ama bu referandumun da teyit ettiği üzere HDP bu kadar pasifleştiği, bu kadar sahadan çekildiği, arada sıkıştırılıp ezildiği bir ortamda bile şu an arkasında duran ortalama yüzde 10’luk bir kitlesi var. Bu beş milyona yakın yetişkin nüfus demek. Şu an sokak HDP’ye biz senin arkandayız, arkanda durmaya devam edeceğiz mesajını veriyor. Dolayısıyla bu dönüşümü yapmak konusunda ana sorumluluk bence HDP’ye düşüyor. HDP’nin böylesi bir sorunun altına girip, riskler alıp biraz daha cesurca adım atması gerekiyor.</p>
<p><strong>Ana görsel</strong>: Cizre&#8217;deki çatışmalar sonrasında aileler yıkılan evlerinin önünde bekliyor.</p>
<p>YASİN AKGUL-AFP</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/">Cuma Çiçek: Kürt meselesinin adem-i merkeziyet üzerinden çözümü hâlâ mümkün</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cihangir İslam: Muhafazakâr siyasetin kaynağı milletten devlete kaydı, geleneğin sivil karakteri yıprandı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/25/cihangir-islam-muhafazakar-siyasetin-kaynagi-milletten-devlete-kaydi-gelenegin-sivil-karakteri-yiprandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Apr 2017 14:08:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[16 Nisan Referandumu]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MSP]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yenikapı Mitingi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin yönetim sistemini değiştiren anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Şimdi medya, sivil toplum, akademi, siyaset ve iş dünyası sonuçları anlamaya, bundan sonrasına ilişkin öngörülerde bulunmaya ve pozisyonlarını tayin etmeye çalışıyor. Referandum ile anayasal bir değişiklik oldu ancak bu değişiklik toplumun farklı kesimlerince benimsenmiş geniş bir mutabakat ile olmadı. Buna rağmen bundan sonra Türkiye&#8217;nin yönetim sistemi ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/25/cihangir-islam-muhafazakar-siyasetin-kaynagi-milletten-devlete-kaydi-gelenegin-sivil-karakteri-yiprandi/">Cihangir İslam: Muhafazakâr siyasetin kaynağı milletten devlete kaydı, geleneğin sivil karakteri yıprandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin yönetim sistemini değiştiren anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Şimdi medya, sivil toplum, akademi, siyaset ve iş dünyası sonuçları anlamaya, bundan sonrasına ilişkin öngörülerde bulunmaya ve pozisyonlarını tayin etmeye çalışıyor. Referandum ile anayasal bir değişiklik oldu ancak bu değişiklik toplumun farklı kesimlerince benimsenmiş geniş bir mutabakat ile olmadı. Buna rağmen bundan sonra Türkiye&#8217;nin yönetim sistemi ve karar mekanizmalarını oluşturan kurumlarda köklü değişiklikler olacak. Parlamento artık hükümetlerin kurulduğu, temel politikalara ilişkin kararların alındığı ve alınan karaların siyasi temsilciler tarafından izlenip denetlendiği siyasetin ana merkezi olma özelliğinden uzaklaşacak. Hükümet ise seçilmişlerin değil atanmışların oluşturduğu siyasi olmaktan ziyade teknokrat karakterli bir heyete dönüşecek. Dolayısıyla hükümet, hem siyaset hem de sivil toplum için etkilenmesi hedeflenecek bir adres olmaktan çıkacak. Görünen o ki, temel siyasi kararlar Beştepe etrafında oluşan küçük bir elitler halkası içinde alınacak. O vakit misyonunu, kararları etkilemek olarak gören sivil toplumdan siyasete, her özne için artık yeni bir adres var. Şimdilik belirsiz olansa bu adres ile ne tür iletişim ve müzakere kanalları kurulabileceği.</p>
<p>Bugün ilkine başladığımız röportajlar serisinde referandumun neyi değiştirmeyi hedeflediğini, neyi değiştirdiğini, bundan sonra nasıl bir siyasi hayatın oluşacağını ve sivil toplum-siyaset ilişkilerinin nasıl bir döneme girdiğini konuşacağız. Bu konuşmaları sivil toplum kuruluşları, yurttaş inisiyatifleri, düşünce dünyası temsilcileri ile yapacağız. İlk konuğumuz Cihangir İslam.*</p>
<p>Profesör Dr. Cihangir İslam, Saadet Partisi, Has Parti ve Mazlum-Der&#8217;in kurucularındandır. Kısa bir süre Saadet Partisi’nde bulunmuş, daha sonra HAS Parti’de yer almış; her iki partide de hem kurucular kurulu üyeliği hem de GİK üyeliği yapmıştır. Numan Kurtulmuş ve arkadaşlarının AK Parti’ye katılmalarını şiddetle eleştiren, beş profesörün imzaladığı deklarasyona imza koyan isimlerden biriydi Cihangir İslam. Prof. Dr. İslam, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevine son verilen akademisyenlerdendir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AK Parti Türkiye’nin karar mekanizmalarında bir değişiklik yapmak üzere referanduma gitti ve bunu büyük bir destekle olmasa da başardı. Sizce neyi tam olarak değiştirmek istedi ve referandumla neyi değiştirmiş oldu?</strong></p>
<p>Bu hedeflerin iki boyutlu olduğunu görebiliriz. İlki dışa dönük olan diğer ise kendi içinde koyduğu hedefler. Başkanlık sisteminin bize nasıl tarif edildiğini hatırlayalım; öncelikle mevcut sistem Türkiye’nin önünü tıkayan, icraatı yavaşlatan bir sistem olarak tanımlandı. Ek olarak vesayete açık bir sistem olarak tanımlandı. Bunu aşmanın yolunun ise güçlü, yarı dokunulmaz bir başkanlık olabileceği söylendi. Bu bize anlattığı şekliydi. Peki kendi iç siyasi kadrolarına bunu nasıl anlattı? Bu ülkede halkın üçte ikisini muhafazakar, sağcı veya muhafazakar-milliyetçi diyerek tanımladı ve iktidarın parçalanmış siyaset içerisinde de bu kitlenin elinde kalması için böyle bir yol geliştirdi. Parçalanmış siyaset ne yapıyordu? Geçmişte Mesut Yılmaz-Tansu Çiller örneğinden yola çıkarsak, beş parçalı siyaset yaşadık o günlerde, hükümet kurmayı beceremiyordu merkez sağ partiler. En sonunda bir Refah-Yol denemesi oldu ve bunların da hepsi müdahaleye açıktı. Bu özette haklılık payları var fakat ortaya konan öncüllerle varılan sonucu karşılaştırdığımızda bir uyumsuzluk olduğunu görüyoruz. Artı, koalisyonlar zararlı olarak gösterildi ki, bence koalisyonları zararlı mekanizmalar olarak görmek gerçekçi olmaz. Mesela CHP-MSP koalisyonu gerçekten başarılı ve Türkiye’de birbirine küskün iki toplumu bir araya getirmiş bir koalisyondu. Devlet açısından bakarsanız, Kıbrıs meselesini gündeme getirebilmiş ve meseleye müdahil olabilmiştir. Olayın politik tartışmalarını bir kenara bırakıyorum. Yani hızlı adım atabilmiş ve çok önemli bir karar alıp bunu uygulamaya geçirebilmiştir. Yine çok başarılı ama çalıştırılmayan hükümetlerden bir tanesi bence Erbakan-Çiller hükümetidir, Refah-Yol hükümetidir. Bunları dikkate aldığımızda aslında koalisyonların problem olmadığını, dayatılan koalisyonların problem haline getirilebildiğini… Yani vesayet üzerinden dayatılan koalisyonların problem olduğunu görebiliriz. Evet vesayet aşılması gereken bir şeydir ama şu anda vesayeti zaten aşmış durumdayız. 15 Temmuz darbesi bize vesayetin ortadan kalktığını da gösterdi. Bütün TSK’yı arkasına alamayan bir darbe girişiminin son çırpınışlar ya da başka amaçlara yönelik, geçmişteki darbe girişimlerinden farklı gerekçelere  yönelik bir teşebbüs olduğunu gösterdi. Neticede şunu söylemek istiyorum; koalisyonları aşmanın yöntemi ve başta saydığımız diğer gerekçelerle birlikte sonuca ulaşması çok tutarlı ve kendi içinde uyumlu bir mantık silsilesini ortaya koymuyor. Yapılması gereken şuydu; icranın önünü açmak için 12 Eylül Anayasası&#8217;yla güçlendirilen sorumsuz cumhurbaşkanını sembolik konuma indirmek ve icrayı güçlendirmek. Yani başbakanı, hükümeti ve bu sırada yasama ve yargıyı da güçlendirmek. Cumhurbaşkanının elinden bu yetkiler alınıp cumhurbaşkanlığını sembolik ve dışa dönük, ülkeyi temsil eden yüzü olan bir mevki haline getirmek. Türkiye’nin yapısı için de bu daha gerçekçi bir çözüm olurdu. Fakat mevcut değişikliğin pratikte yaptığı şey 12 Eylül Anayasası’nı, mevcut anayasayı güçlendirmekten başka bir şey değil.</p>
<p><strong>Aslında Ak Parti bu anayasa değişikliğine gelmeden önce, çözüm sürecinin işlediği dönemde başka bir iş birliği içindeydi. Kürt siyasetinin temsilcileri ile müzakere ederken anayasayı değiştirmesi bekleniyordu. Fakat bugünkü anayasa değişikliğinde MHP ile ittifak kurdu ve o döneme göre tam tersi bir anayasa içeriği ortaya konmuş oldu. Kurduğu ittifaklar da bir faktör oldu mu öyleyse?</strong></p>
<p>Bu noktaya nasıl gelindiğini aslında Ak Parti&#8217;deki siyasetin kırılmasıyla izah edebiliriz. 2010&#8217;lara kadar, hatırlarsanız, Ak Parti bir kitle partisinin yapması gerekeni çok iyi bir şekilde ortaya koyuyordu ve hiç ummadığı kesimlerin desteğini de almıştı. Tabanın siyasi taleplerini tespit ediyordu ve bu talepleri bir kıdem sırasına koyarak parti politikası haline getiriyordu. Belki bütün görüşlerden oy alabildiği bir dönemdi bu dönem. Demokratikleşme, insan hakları lehine atılan bir çok adım vardı. Bu millet de karşılığını gerçekten vefalı bir şekilde ona vermiştir. Fakat özellikle bu devlet içindeki bazı yapılanmalarla, yani geçmişte müttefik olduğu yapılanmalarla ters düştükten sonra AK Parti siyasetinde biz bir kırılma görüyoruz. Halkın siyasi taleplerini bırakıp kendi partisinin tepesinden bir takım çıkarımları adeta siyasi talep haline getirme zor kullanması, yani yukarıdan aşağıya dediğimiz siyasetin geçerli olduğunu görüyoruz. İşte Ak Parti&#8217;deki büyük değişikliği buradaki kırılma ile izah edebiliriz.</p>
<p>15 Temmuz bu siyasi dönüşümün kristalleşmesidir. 15 Temmuz akşamı meclisteki dört parti ortak deklarasyon yayınladı. Hepsi darbeye karşı ortak tavrı benimsedi. Peki Yenikapı&#8217;da ne oldu? HDP arabadan indirildi ve üç partiyle yapıldı miting. Sayın Kılıçdaroğlu&#8217;nun gitmesi yönünde eleştiriyorlar ki ben eleştirmiyorum. Daha sonra anayasa taslağının tartışıldığı masaya CHP oturdu ama CHP&#8217;yi o masadan kaldırmak için AK Parti ve MHP tarafından o kadar büyük manevralar yapıldı ki, CHP o masayı terk etmek zorunda kaldı bir anlamda. Böylece dört partiden ikiye indik. Şimdi görüyoruz ki AK Parti bu yolun devamını yalnız yürüyecektir. MHP zaten başka bir ekibin eline geçmiş durumdaydı. Referandum da bize bunu gösterdi. Yani 1 Kasım seçimini düşünürsek; yüzde 63&#8217;lere varan oy potansiyeli vardı. Hatta diğer küçük grupların, HÜDA-PAR, BBP gibi grupların desteğini de düşünürsek &#8216;evet&#8217; oyuna yüzde 65&#8217;le başladı ve yüzde 51.4&#8217;e düştü. Bu kaybın AK Parti&#8217;den kayıp mı, MHP&#8217;den kayıp mı yoksa ikisinden birden kayıp ve dışarıdan da beklenmedik birtakım destekler mi oldu ki mutlaka olmuştur, bunun analizini yapmak araştırmacıların işi.</p>
<h4>&#8220;D<strong>evleti ele geçirmek ve dönüştürmek üzere işe başlayan AK Parti&#8217;nin devlet tarafından ele geçirildiği bir dönemdeyiz.&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Bu ittifakın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Ak Parti, MHP ile birlikte yürüyecek mi yoksa onu da arabadan indirip yola tek başına mı devam edecek ya da başka iş birliklerine açık hale mi gelecek?</strong></p>
<p>15 Temmuz&#8217;da bir şey daha gördük. Bütün siyasi yapılar ikiye ayrıldı. Buna direnen bir tek CHP var. CHP&#8217;de bir yarılma beklemiyoruz. Yani en kötü şartlarda yüzde 24, en iyi şartlarda yüzde 26 arasında gidip gelen bir kitle. Fakat diğerlerine baktığımızda 15 Temmuz&#8217;un bütün partilerde bir yarılmaya sebep olduğunu görebiliyoruz. Yani kitleler ayrıştı. Daha sonraki MHP ittifakının, bugünkü MHP tabanını ne kadar temsil ettiği bir muamma.</p>
<p><strong>Ak Parti 2010&#8217;lara kadarki süreç içerisinde aslında ülkenin farklı seslerine kendi siyasetinin içerisinde yer veriyor dediniz. Fakat bu seslere kendini kapatmaya başlamış durumda. MHP ise zaten bu seslere açık olmaktan uzak. Bu ittifak AK Parti&#8217;nin kendini daha çok kapatacağını mı işaret ediyor bize? </strong></p>
<p>AK Parti kendi içerisinde öz eleştiri mekanizmalarını harekete geçirdikten sonra fabrika ayarlarına dönmezse bu kapanma devam edecek. Bu kapanma nedensiz bir kapanma değil yani şu anda AK Parti devleti ele geçirmek istemiş gibi görünüyor. Bu ülkede her siyasi partinin rüyası haline gelen bir durum maalesef. Çünkü objektif tanımlarla işleyen bir sistemimiz yok. Bunun olmaması bize her dönemde büyük kadro değişiklikleri yaşatabiliyor. Kaldı ki bir sene içerisinde köklü değişiklikleri görüyoruz. Bu değişikliklerin prensiplere bağlı olmamasını itaat ve sadakat mekanizmasına bağlıyorum.</p>
<p>Şu anda devleti ele geçirmek ve dönüştürmek üzere işe başlayan AK Parti&#8217;nin devlet tarafından ele geçirildiği bir dönemdeyiz. Çünkü ben şu anda AK Parti&#8217;nin kendi politikalarını özgürce uygulayamadığını görüyorum. Bugün öyle politikalar görüyoruz ki, AK Parti&#8217;yi kuruluşundan beri eleştiren bir insanım ama, bazı politikaları kendi rasyonaliteleri içerisine de yerleştiremiyorum. Yani &#8220;Bu AK Parti değil&#8221; diyorum. Neye dönüştü peki? Bir laf vardı hani &#8220;Fikirlerimiz iktidarda&#8221; diye; sayın Devlet Bahçeli daha kibar davranıyor ve bu kadar yüksek sesle söylemiyor ama şu an tam olarak MHP&#8217;nin fikirlerinin iktidarda olduğunu görüyoruz. Bu taban üzerinde çok büyük alerji yaratıyor. Fakat şu anda sayın Erdoğan bunu kendi karizmasıyla, gücüyle bertaraf etmeyi becerebiliyor.</p>
<p><strong>Siz AK Parti&#8217;nin içinde bir tartışma bekliyor musunuz? &#8220;Nasıl oldu da biz MHP&#8217;yle bu ittifakı yapabildik?&#8221;, &#8220;Nasıl oldu da değiştirmeye çalıştığımız devlet politikalarının bir parçası haline gelebildik?&#8221; diyen bir AK Parti grubunun ortaya çıkabileceğini ve bir tartışma başlatabileceklerini düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Bu tartışma iki partide de başlayacak. Yani yüzde 63&#8217;ün yüzde %51&#8217;e düştüğü bir ortamda &#8220;Kedi buradaysa ciğer nerede?&#8221; hadisesi yaşanacak. Önemli olan şudur, yüzde 51.4&#8217;le anayasayı değiştirdiniz, peki amaç neydi? Amaç şuydu; muhafazakâr bir insanın, daima cumhurbaşkanı seçilebilmesini, aynı kitle içinden çıkmasını garanti altına almak. Bu baştan beri benim söylediğim, bu içerik olarak tuzak bir anayasadır ve o tuzağa siz de kapılabilirsiniz. Artı bunun ahlaki olarak da bir haksızlık olduğunu düşünüyorum çünkü bir anayasayı bu ülkede yaşayan hepimizin, yani bazılarının zenginlik dediği ama benim kurucu unsurlar demeyi tercih ettiğim&#8230; Çünkü zenginlikten kurtulabilirsiniz, zenginlik sizin malınız, mülkünüz, sahip olduğunuz şeydir, bir arazdır neticede ama bütün bu ülkede yaşayan, Türkiye&#8217;nin özüne ait insanlar olduğunu yani değişmeze ait insanlar olduğunu kabul ediyorum. Siyasete de bu noktadan başlamamız gerektiğini kabul ediyorum. Tabii ki bir takım tartışmaları taban önümüze getirecektir. Bu yüzde 12, yani &#8216;evet&#8217; blokunun içerisinden hareket eden yüzde 12 &#8216;hayır&#8217; oyu vererek Türkiye&#8217;de farklı gruplarla ilkesel bir beraberliğin içerisinde girmiştir. Ben bunu sokağın 15 Temmuzuyla açıklıyorum. Oraya dönelim tekrar. &#8216;Saray&#8217; 15 Temmuz’dan bir anlamda başkanlık kotarmaya çalıştı. Bence bu, bu topluma sadakati vurgulayan bir davranış olmaz. Ben olsam bütün toplumu masanın etrafına toplar, çağıracağımız yer neresiyse artık; saraysa saray, büyük bir yuvarlak masanın etrafına toplayarak &#8220;Bu iş böyle gitmeyecek, gelin bir anasaya yapalım&#8221; derdim. Fakat maalesef öyle olmadı. Türkiye&#8217;nin kutuplaşma üzerinden adeta yok sayılan bir kesimi bu tartışmanın dışına atıldı ama güzel olan şudur ki; sağ veya milliyetçi veya muhafazakâr veya inançlı kesimden önemli bir parça koptu ve &#8220;Anayasa öyle yapılmaz&#8221; dedi. Bu benim tutunduğum umuttur Türkiye&#8217;de. Buna karşılık veren, son derece heterojen olan; içinde CHP&#8217;nin, HDP&#8217;nin, Alevilerin olduğu kesim de buna ilkesel bir karşılık vermedi ama ilkesel karşılık verenleri de biliyorum. İşte bu iki taraftan da prensipler üzerine hareket eden insanların çok iyi bir noktaya geleceğini düşünüyorum. Sokağın 15 Temmuz&#8217;u dediğim insanlar da bu insanlar. Türkiye&#8217;de demokrasiyi, insan haklarını, çoğulculuğu ayakta tutmaya çalışanlardır. Bakın 15 Temmuz&#8217;a bir dönüş yapayım müsaadenizle, 15 Temmuz&#8217;da şu dendi; &#8220;Biz demokrasi istiyoruz&#8221; dendi. &#8220;Biz bu ülkede herkesin inandığı ve inanmadığı gibi yaşamasını, özgürce yaşamasını, hukuk devletinin yürürlükte olmasını istiyoruz&#8221;, &#8220;Din özgürlüğünün veya inanmama özgürlüğünün herkes için geçerli olduğu bir ülke&#8221; dendi.  Bu noktalarda bu halk zımni olarak bir mutabakat ortaya koydu. Fakat maalesef &#8216;saray&#8217; bunu başkanlık kotarma yönünde kullandı. Burada yüzde 49&#8217;un sahip çıktığı, gösterdiği şey sokağın 15 Temmuz&#8217;da istediği şeydir. O gece sokakta bir anayasa ortaya kondu. Bu başkanlık sistemi, bu tali değişiklikler bu esas taslağın önünü kesmeye yönelik bir girişimdir. Devlet eski reflekslerine döndü ve bu siyaset bugün AK Parti üzerinden yürütülüyor ama AK Parti tabanının da buna çok tahammül edeceğini zannetmiyorum. Şu nokta var, AK Parti hedefine yine ulaşamadı. Yüzde 51.5&#8217;le siz herhangi bir şeyi garanti edemezsiniz. Yani şunu söylemek istiyorum; milliyetçi, muhafazakar, mütedeyyin tabana da hitap eden ama diğer kesimlerin de onayını alabilecek bir aday sağ grubun oylarını alabilecektir. Burada bunun işareti verilmiştir. İşte referandum akşamı tanıdığımız sayılı siyasilerin galibiyete rağmen yüzlerinin asık olmasının nedenini de ben buna bağlıyorum. Çünkü bunun bir &#8216;Pirus Zaferi&#8217; olduğunu onlar da görüyor. Sürdürülebilir bulmuyorlar. Milletin ilginç denge politikaları vardır. AK Parti iktidarında onaylanan başkanlığı tutar CHP&#8217;li bir siyasiye verir. Yani enteresan şeyler görebiliriz ileride. Tabii CHP&#8217;den demeyeyim de daha bağımsız bir şahsiyete verebilir.</p>
<p><strong>Bu yeni bir krize sebep olabilir mi sizce?</strong></p>
<p>Kriz bence sistemden kaynaklanan bir şey değil. Bizim yönetim kültürümüzden, yönetim anlayışımızdan kaynaklanıyor. Yoksa en kötü sistem bile bir şekilde yönetilebilir.</p>
<h4> &#8220;Özellikle başkanlık sistemi de yürürlüğe girerse, rasyonel başkanlık tipinin öne çıkacağı öngörüsünü taşıyorum .. Çünkü bu kadar büyük yetkilerin ancak rasyonel insanlara teslim edilebileceğini düşünüyorum. Başkanlık seçimlerinde çok büyük sürprizler yaşayabiliriz.&#8221;</h4>
<p><strong>Hukuki olarak yeni bir sisteme geçtik sonuç olarak. Ancak bu geçişin siyasi şartları oluşmuş gibi görünmüyor. Siz sokağın 15 Temmuz’u diyerek bu değişimi kabullenmeyen bir toplumsal mutabakat olduğuna işaret ediyorsunuz ve diyorsunuz ki &#8220;sokağın 15 Temmuz&#8217;u&#8221; birbiriyle uzun süredir konuşmayan, temas etmeyen kesimleri aynı prensipte birleştiren bir çerçeve oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde farklılıkların birlikte yer alabileceği yeni bir zeminin oluştuğundan mı söz ediyorsunuz? Böyle bir imkân mı var?</strong></p>
<p>Taraflarda yer alan küçük gruplar bu zemini zaten oluşturmuş durumdaydı. Ben iki tarafa da rahat girip çıkabilen, iki tarafta da kendi kimliğimle var olabilen, bu şekilde tartışabilen bir insanım. Türkiye&#8217;de sağ siyaset -buna merkez sağı da katıyorum, Refah hareketi, milliyetçi geleneği katıyorum- nispeten bunlar siyasetin tabandan belirlenmesine yönelik hareketler. Merkez sağ bu konuda daha zayıf kalmıştır fakat Milli Görüş hareketi, Erbakan hareketi bunun son derece ciddi bir şekilde altını çizmiştir. Siyasetin kaynağı devlet değildir, millettir. &#8216;Millet için devlet&#8217; anlayışı ön plana çıkar. Bunu nerede test edersiniz? Bunu iktidar zamanında test edersiniz. Bunu bir konjonktüre dayalı olarak mı savunuyorsunuz yoksa bu sizin için kalıcı, sizi siz yapan prensiplerden biri mi? Bana kalırsa, yani ortalama bir müslüman gözüyle bakarsam bu prensiplerden bir tanesi de &#8220;Devlet insan içindir. İnsan devlet için bir malzeme değildir&#8221; olmalı. CHP&#8217;ye yani bunun karşısında yer alan geleneğe baktığımızdaysa cumhuriyet tarihi boyunca sırtını devlete yasladığını ve devletin serasında yetiştirildiğini görüyoruz. Fakat bu yapılar elbette ki kırıldı. Özellikle Milli Görüş kökenli fakat daha sonra gömleği çıkarsa da tabanı muhafaza eden AK Parti iktidarı devletleşti. Devleti yönetmek üzerine 15 yıllık vekaleti eline aldı ve devleti yönetiyor. Tabii ki de bu ilişkide bir takım değişiklikler ve dönüşümler oldu. Tabandan gelen siyaset dedik; bu işin bir tarafı. Aslında tarihsel olarak da, cumhuriyet tarihine baktığımızda da Türkiye&#8217;ye demokrasiyi, insan haklarını getiren bu sağ siyaset olmuştur. Demokrat Parti geleneği, onun devamı da Adalet Partisi geleneği olmuştur. AK Parti ile siyasetin kaynağı milletten devlete kaymıştır, bu geleneğin sivil karakteri zedelenmiştir.</p>
<p>AK Parti&#8217;nin siyasetinin kırılmasından sonra kutuplaştırıcı politika izlediğini gördük. Diğer gruplarla konuşan, hiç olmazsa anayasayı birlikte yapan prensipleri bir kenara bırakıp kutuplaştırıcı bir siyasete daldığını görüyoruz. İzlediği yeni siyasetin ayakta tutulması için bu kutuplaşmaya ihtiyacı var çünkü demokrasi, insan haklarının bir kenara bırakılması mütedeyyin hatta muhafazakar tabanın kolaylıkla kabul edeceği bir şey değildir. Türkiye&#8217;de darbelerden birçok kesim zarar görmüştür. Darbelerden veya olağanüstü yönetim şekillerinden mütedeyyin kesim de çok ciddi zararlar görmüştür. Yapılan birçok araştırma gösterdi ki, gerek kültürel anlamda gerek siyasi anlamda islami kesimin bir şeyler üretebilmesi, ortaya koyması ve rafineleştirmesi demokratik ortamlarda daha mümkün oluyor. Birçok grup için de söz konusudur bu, çünkü tabandan yükselen bir siyaseti gerektirir. Şu anki devlet ve AK Parti tarafından tabana dayatılan kutuplaştırmanın ve tabanın buna ne kadar tahammül edeceği de önümüzde bir soru işareti. Bu referandumda bu soruya ilk cevabı da görmüş olduk. &#8216;Evet&#8217; blokundan kopan yüzde 12&#8217;lik bir kesim bu dayatmayı reddetti. Aslında &#8216;evet&#8217; verenlerin içinde de &#8216;hayır&#8217;a uzak olmayan veya hayat pratiğinde diğer kesimlerle birlikte ve eşit şartlarda yaşamayı kabullenmiş çok büyük bir kesim olduğunu da görüyoruz. Fakat neticede herkes farklı kaygı ve hesaplarla oylarını kullanmış olabilir. Söylemek istediğim şudur; kutuplaştırıcı politika bu tabana yabancı bir politikadır. Tavandan tabana yani yukarıdan aşağıya politika da bu tabanı rahatsız edecektir. Şimdiden adeta özellikle mütedeyyin insanların geçmişte, erken cumhuriyet dönemine dair eleştirdikleri birçok şeyi kendilerinin politika olarak benimsediğini görüyoruz. Türkiye açısından da sakıncalı bir durum. Çok genel bakarsak, bir toplumun muhafazakar kesimleri o toplumun kimliğini korumakla birlikte değişimci kesimler de muhafazakar kesimlerin dünyaya adaptasyonlarını sağlar. Bu anlamda muhafazakar ve değişimci kesimler arasında bir denge vardır ve bu dengenin bozulması bir süredir AK Parti&#8217;nin yürüttüğü bir politika oldu. Bir şey daha ben hissettim, bu sadece bir his; sanki bu toplum karizmatik liderlerden sıkıldı gibi geliyor. Ben bundan sonra, özellikle başkanlık sistemi de yürürlüğe girerse, rasyonel başkanlık tipinin öne çıkacağı öngörüsünü taşıyorum ama bunu kanıtla derseniz nasıl kanıtlayacağımı bilemem. Çünkü bu kadar büyük yetkilerin ancak rasyonel insanlara teslim edilebileceğini düşünüyorum. Başkanlık seçimlerinde çok büyük sürprizler yaşayabiliriz. Bunun altını çizelim istiyorum.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de kararlar alınırken mecliste partiler tartışma yaşardı.  Farklı sesler duyulurdu ve büyük kararlar üzerinde bir etki oluşturma kapasitesi vardı. Şimdi öyle görünüyor ki Saray&#8217;ın etrafında bir meclis oluşacak ve orada küçük bir grup büyük kararları verme konusunda daha etkili olacak. Sizce Türkiye&#8217;de bundan sonra karar alma mekanizması farklı sesleri duyma yollarını kapatmış olacak mı? Ya da nasıl ve kime duyacak? Bir kararı etkilemek isteyenler kendilerini duyurabilmek için hangi kanalları kullanacak?</strong></p>
<p>Görünüşte öyle olsa da fiilen Erdoğan&#8217;ın dışında karar alacak bir merci görümüyorum AK Parti içerisinde. İlk dönemlerin dışında hiç de tersi olmadı. Zaten baktığımızda Erdoğan&#8217;ın çevresi de yüzde yüz değiştiğini görüyoruz<strong>. </strong>Beraber yola çıkılan ve kurucu kişiler olarak adlandırılan insanların da şu anda Erdoğan&#8217;ın etrafında olmadığını fakat bambaşka ortamlardan gelen, Milli Görüş&#8217;ün içerisinde de bir rahle-i tedrisat görmemiş insanların etkili konumlarda olduğunu görüyoruz ki bu AK Parti içerisinde de çok eleştiri alan bir durum.</p>
<p><strong>Peki kurucu kadroların değişmiş olması mı bugün devletleşme temayülünü ortaya koyuyor?</strong></p>
<p>İç yapılarını bilemem ama ben size AK Parti içerisinde de önemli bir tartışma konusundan bahsedeyim. Mesela şimdi isim vererek canlarını sıkmak istemem ama içeriden muhalefete tahammül gösterilememiştir. Belli bir gazete etrafında, içeriden bir muhalefetin oluştuğunu görüyorsunuz ama bu insanların &#8216;sarayın&#8217; yakın çevresi tarafından ekarte edildiğini söyleyebiliriz. Genelde gördüğüm şey; Erdoğan&#8217;ın üzerinde etkili olan ve tabanı da temsil etmeyen insanların kadroları doldurduğunu söyleyebilirim. Ben yine AK Parti&#8217;nin, bu yeni dönemde hükümetin de sayın Erdoğan&#8217;ın destekleri doğrultusunda bir takım icraatlara girişeceğini tahmin ediyorum.</p>
<p><strong>Aleviler, Kürtler, kadınlar, sivil toplum kendini nasıl ifade edebilecek artık? Eskiden siyasi karakterler olan bakanlıkların kapısını çalmak mümkündü bir nebze. Tüm bunların değişebileceği bir döneme giriyoruz. Kim derdini kime anlatacak şimdi?</strong></p>
<p>Bu sadece sivil toplum kuruluşları için değil, Ak Parti teşkilatları için de geçerli. Ben AK Parti teşkilatlarını çok hevessiz gördüm bu seçim kampanyaları sırasında. Çünkü bu sistem misal, Üsküdar AK Parti teşkilatının da havasını söndürür. Sonuçta her şey Beştepe&#8217;den halledilecekse, oradan gelen talimatlarla hareket edilecekse il başkanları, ilçe başkanları icra memurlarına dönüşebilir. Halbuki sağ siyasi partilerde tabanla ilişki çok önemlidir, çok kuvvetlidir. Bu insanlar aynı mekanları paylaşır, aynı yerlerde yaşarlar ve toplumsal talepler çok doğal olarak yukarıya, adeta bir bitki içindeki içindeki metabolizma gibi köklerden alır yukarıya taşır. Şimdi bir işinizi halletmek istiyorsanız Beştepe&#8217;nin yolunu tutacaksınız. &#8216;Saray&#8217;dan gelen talimatla il veya ilçe merkezlerinin kapısında gideceksiniz. Bu bir partinin de aslında kendi elini kolunu bağlaması, bir anlamda kendini atıl hale getirmesi anlamına gelir. Yani siyasi partilerin de gücünü zayıflatacak bir şey. Toplumla ilişkinin seyri değişecek. Meselelerin hepsi yukarıdan halledilecek.</p>
<p>Her zaman şunu söylüyorum; bu toplumda iki kültür var. Siz de, ben de hepimiz hem batı kültürünün hem de islam geleneğinin tarihsel sonucu olan bu kültürün etkisi altındayız. Bunun dışında yaşamamız mümkün değil ama böyle yukarıdan inme bir siyaset de bu iki literatürün temel esprisiyle çok ters. Bu çok önemli bir noktadır. Tarihin akışına da terstir. AK Parti muhtemelen kendi içerisinden yükselen tepkilerle bunu değişikliğe götürebilir yakın bir zamanda.</p>
<h4><strong>&#8220;Erdoğan&#8217;ın ve AK Partililerin daha güvence altına alınmasıyla birlikte Kürt meselesinde daha güçlü ve ciddi adımlar atılacaksa, bu sisteme katlanabilirim.&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Ben yeniden referandum sonuçlarına dönmek istiyorum. Kürt meselesi çözüme çok yaklaşmıştı. O dönemde karşılaştığımız fotoğraf bugün oldukça değişti. Sizce referandumdan sonra bu yeni sistem oluşmaya başladıkça Kürt meselesinin seyrinde bizi yeni bir durum bekliyor mu? </strong></p>
<p>Kürt meselesi adına bugüne kadar ortaya konan herhangi bir siyaset hem MHP&#8217;yi hem de HDP&#8217;yi aynı pota içinde tutmaya yetmedi ama şöyle de bir gerçeğimiz var; bulacağımız çözüm hiç olmazsa bu ikisinden birinin itirazını içermemeli. Bu neticede bir mutabakatla çözülebilecek bir mesele. 7 Haziran HDP&#8217;si iki kesimi çok rahatsız etti; birinci olarak devlet reflekslerini uyandırdı, ikinci olarak benim  görebildiğim kadarıyla Kandil&#8217;i de çok rahatsız etti. Burada aslında bağımsız bir Kürt siyasetinin ne kadar istendiğini de derinlemesine araştırmak lazım. Kürt meselesinin çözümünde neticede elimizdeki en büyük şans, geçen 35 yıla rağmen tabanda yerleşmiş bir düşmanlığın hala tesis edilememiş olması. Devlet reflekslerine dönüş AK Parti&#8217;nin söylemini Kürt meselesinde de değiştirdi. Fakat bir umudum var ki, şu istemediğimiz sistem belki bize bir çözüm sunabilir. O zaman bu sisteme de katlanabilirim. Acaba şu sorunun çözümünde sayın Erdoğan&#8217;ın ve AK Partililerin daha güvence altına alınmasıyla birlikte daha güçlü ve ciddi adımlar atmalarına vesile olur mu? Espri bir yana, bunu sağlarsa inanın bu sisteme katlanabilirim.</p>
<p>Kürt tabanının da çok büyük ölçüde bir kopuş yaşamak istemediğini düşünüyorum. Kürt illerinde yıllarca çalıştım. Son derece derin ve samimi ilişkilerim var bölgeyle. Bu deneyimle baktığımda, insanların gerçekten kopmak istemediklerini görüyorum. Tabanın bu kadar hazır olduğu bir durumda herhalde cesur bir siyaset bu işin üstesinden gelebilir. Burada sayın başkana iş düşüyor. Bunu yaparsa kendisini ve partisini ileriye taşıyabilir. Türkiye&#8217;de tabandan gelmeyen hiçbir çözüm kalıcılık taşımaz. Fakat tabanda yeri olan her çözüm her türlü musibete rağmen çok dirençli bir çözüm olacaktır.</p>
<p><strong>Saadet Partisi&#8217;nin &#8216;hayır&#8217; vermesi, referandum süresinde Hak ve Adalet Platformu&#8217;nun çalışmalarına başlaması ve yine &#8216;hayır&#8217; blokunda yer alması bize muhafazakar mahalle içerisinde bir yarılma olduğunu gösteriyor. Referandumdan sonra nasıl şekillenecek bu yarılma? İslami sivil toplum nasıl şekillenecek sizce?</strong></p>
<p>Yarılmayı özetleyelim öncelikle. AK Parti iktidara geldikten sonra 2009&#8217;dan 2010&#8217;a kadar özellikle muhafazakar kesimden ciddi bir muhalefet hatırlayabiliyor musunuz? Tamam, ben Saadet Partisi kurucusuydum ama fiilen hocadan (Erbakan) izin alıp mesleğime, doktorluğa döndüm. Ne zaman tekrar ortaya çıktı muhalefet? Has Parti&#8217;yle 2011&#8217;lerde bir takım sesler yükseldi. Bu da ne üzerinden gündeme geldi? Özellikle yolsuzluklar ve gelir dağılımdaki dengesizliğin derinleşmesi üzerinden gündeme geldi. Bunun anlamı şudur; AK Parti&#8217;nin bir özelliği de şuydu, olumlu bütün politikaları içselleştirip kendi siyaseti haline getirebiliyordu. Muhalefet, muhalefet edemez hale gelmişti. Ne zamanki yolsuzluk iddiaları gündeme geldi, kibir gösterildi, anormal şehirleşme arttı ve kaba bir modernleşme vücut buldu bu sebeple bir muhalefet birikimi oldu. Bu muhalefetin patlama yaşadığı dönem AK Parti&#8217;nin demokrasiden, insan haklarından ve çözüm sürecinden uzaklaştığı dönemdi. Çözüm sürecini hatırlayın, benim gibi insanlar çıkıp mahalle mahalle çalışma yapmıştı ve girdiği her platformda sürece dair umutlarını dillendirmişti.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi, devlet partisi statüsü taşıdıkça, devlet politikalarını benimsedikçe muhalefet daha da büyüyecektir. Kendi içlerinden de bir muhalefet çıkabileceğini en azından görebiliyorum. Çünkü söylediğim gibi bu, muhafazakar, mütedeyyin kanadın siyasi kodlarıyla uyuşabilecek bir durum değil. Temelde şunu da söyleyebiliirim, ortalama bir Müslüman kafası devletçi bir kafa değildir.</p>
<p><strong>Yani muhafazakar mahalle devletle imtihan edildi&#8230;</strong></p>
<p>AK Parti iktidar sınavını kaybetti, bunu daha önce de söylemiştim. Fakat iktidar başarısızlığından daha önemlisi bence devlet politikalarının uzantısı haline gelmesidir. Tabanda alerji yaratmasıdır. Şu anda bu kitleyi bir arada tutabilmesinin ciddi bir analizi yapılsa menfaat ilişkilerinin ya da ekmek kapısının ya da iktidarla iyi geçinme zorunluluğunun ön planda olduğunu görürsünüz.</p>
<p><strong>Demokrasi nöbetlerinde ortalama müslüman birinin dünyasında hala geçmişe dönme kaygısının hakim olduğunu görmüştük. AK Parti&#8217;nin olmadığı bir iktidarın onlara vaad ettiği şeyin eskiye dönüş olacağına dair bir kaygı olduğunu söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Tabandaki güvenden bahsettik. Burada iki faktör söz konusu; birincisi AK Parti&#8217;de sayın Erdoğan&#8217;ın -özellikle kendi çevresinde- hiçbir muhalefete izin vermemesi kendi havzasında önemli bir şey. Yüzde 0.8&#8217;lik HAS Parti bile onları ciddi ölçüde rahatsız etti ve siyaseten kapatmaya kadar götürdü. Bir anlamda yılanın başı küçükken ezildi. Başka bir siyasi grubun ayakta tutulmaması hadisesi şehzade katline tekabül eder. Aslında saray kafasının çokluğa tahammülsüzlüğünde yatar bu. Saray fikrinin kendini değişmez görmesiyle izah edilebilir. Buradaki diğer faktör; diğer kesimlerle yani Atatürkçülerle, Alevilerle, seküler kitleyle bir güven ilişkisinin kurulabilmesi -bundan azade olarak buna mecbur olması- &#8220;aynı gemideyiz&#8221; fikrini oluşturma rolü iki tarafa düşüyor. Bunun yolu şudur; &#8216;selamünaleyküm&#8217; diyene &#8216;merhaba&#8217; diye cevap vermek değil, &#8216;aleykümselam&#8217; diye cevap vermektir. &#8216;Merhaba&#8217; diyene de &#8216;aleykümselam&#8217; olarak değil &#8216;merhaba&#8217; diye cevap vermektir. Biz burada iki kültürü yaşıyoruz. İki kültürel dile sahibiz. İkisini de öğrenmek zorundayız. Bu kötü bir şey değil. İkisi de tarihimize ciddi yön vermiş kültürler ve sentezleyebilmek mümkün. Bu ülkede hepimize yer var.</p>
<p>*Röportajı Mehmet Ali Çalışkan ve Bahar Kılınç gerçekleştirmiştir.</p>
<p>**Ana görsel, Yeni Asya Gazetesi&#8217;nden alınmıştır</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/25/cihangir-islam-muhafazakar-siyasetin-kaynagi-milletten-devlete-kaydi-gelenegin-sivil-karakteri-yiprandi/">Cihangir İslam: Muhafazakâr siyasetin kaynağı milletten devlete kaydı, geleneğin sivil karakteri yıprandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Apr 2017 22:08:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Selahattin Demirtaş]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum kuruluşları]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[ulaş tol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13417</guid>

					<description><![CDATA[<p>15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar, şimdiye dek hep siyasetin aynasında tartışıldı. Oysa ki, darbe girişimi ve ilan edilen KHK’lar toplumdaki birçok kesimi mağdur etti. Referanduma günler kala Sivil Sayfalar olarak her dönemin ‘kaybedeni’ olan Alevilerin, 15 Temmuz darbe girişimine ve sonrasında yaşananlara nasıl baktığını sayfamıza taşıdık. 15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/">15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar, şimdiye dek hep siyasetin aynasında tartışıldı. Oysa ki, darbe girişimi ve ilan edilen KHK’lar toplumdaki birçok kesimi mağdur etti. Referanduma günler kala Sivil Sayfalar olarak her dönemin ‘kaybedeni’ olan Alevilerin, 15 Temmuz darbe girişimine ve sonrasında yaşananlara nasıl baktığını sayfamıza taşıdık.</em></strong></p>
<p>15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki verdi? OHAL Alevileri nasıl etkiledi? Devletten tasfiyeler sadece FETÖ’cüleri mi hedef alıyor? Alevilik kamusal alandan siliniyor mu? Peki, Alevilerin referandumdan beklentileri ne? 15 Temmuz darbe girişiminin Alevilere yansıması ve Alevilerdeki algısını, <a href="http://podem.org.tr/wp-content/uploads/15-Temmuzdan-Bug%C3%BCne-Alevilerin-G%C3%BCndemi.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">PODEM</a> için hazırladığı rapor vesilesiyle Ulaş Tol’la konuştuk.</p>
<p><strong>-Araştırmadan bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Öncelikle bu bir araştırmadan ziyade Alevilerin bu dönemdeki ruh halini görmek için yapılmış bir çalışma. Kapsayıcı ve tüketici bir çalışma değil.</p>
<p><strong>-Yüz yüze görüşmeler yaptınız. Çalışmadan konuşalım o halde. Nasıl bir çalışma oldu?</strong></p>
<p>Bir anlamda mevcut durum hakkında kaba bir fotoğraf görmek için yapılmış bir çalışma ama temsili ya da keşfedici araştırma teknikleriyle yapılmış bir çalışma değil. Gözlemlere ve görüşmelere dayanan bir çalışma. Aralık ve ocak ayında Aleviler arasında sahayı iyi gözlemleme fırsatı olmuş, sahada vakit geçiren kanaat önderleriyle görüştüm. Daha sonra da şubat başında yine benzer bir profilin katıldığı bir toplantı yapıldı.</p>
<p><strong>-Yine Alevi önderlerin de yer aldığı bir çalışmadan bahsediyoruz &#8230;</strong></p>
<p>Evet. Farklı tipte Aleviler oldu orada. Bir televizyonda Alevilik üzerine program yapan bir Alevi de oldu, önemli Alevi kuruluşlarının yöneticileri de yer aldı ya da genç Alevi arkadaşlar da yer aldı. Görüştüğüm ve toplantıya katılan kişilerin ortak özellikleri Aleviliği önemseyen ve Alevilerle teması kuvvetli olan, Alevi mahallelerinde, cemevlerinde vakit geçiren, Alevi dünyasını gözlemleme şansı olan kişiler olması oldu. Ben de, bu kişilerin kendi ruh hallerini ve gözlemlerini derleyip toparlamış oldum bu çalışma ile.</p>
<figure id="attachment_13419" aria-describedby="caption-attachment-13419" style="width: 4032px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-13419" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607.jpg" alt="Ulaş Tol" width="4032" height="3024" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607.jpg 4032w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-320x240.jpg 320w" sizes="(max-width: 4032px) 100vw, 4032px" /><figcaption id="caption-attachment-13419" class="wp-caption-text">Ulaş Tol</figcaption></figure>
<p><strong>-O zaman 15 Temmuz’dan başlayalım. 15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki verdi, ne düşündüler?</strong></p>
<p>Bir kere gece önce ne oluyor ne bitiyor onu anlamaya çalışmışlar. Refleks içe kapanma olmuş. “Ya bir şeyler oluyor ve iyi bir şey olmuyor”.  Bu darbeyse kötü bir şey ve kim yapıyorsa ve ne için yapıyorsa yapsın biz buradan zararlı çıkarız hissine kapılmışlar. Evlere kapanmışlar.</p>
<h4>“Darbe girişiminde sonuç ne olursa olsun o ortamdan ve karışıklıktan Aleviler zararlı çıkar düşüncesi hakim olmuş.”</h4>
<p><strong>-Faturanın kendilerine kesilmesi gibi bir cümle vardı raporda. Bunun somut bir dayanağı var mı yoksa Alevilerin rejime karşı geleneksel tepkisi mi?</strong></p>
<p>Geçmiş toplam hafıza birikiminin getirdiği bir şey. Ülkede bir karışıklık olduğunda, bir çatışma hali olduğunda Aleviler kendi niyetlerinden bağımsız olarak işin ortasında bulurlar kendilerini ve genellikle de zararlı çıkarlar. Yani böyle bir geçmiş tecrübeleri var. Bu darbe girişiminde de sonuç ne olursa olsun o ortamdan, karışıklıktan Aleviler zararlı çıkar düşüncesi hakim olmuş. Nasıl zararlı çıkacak? Mesela Alevi mahallelerine saldırılar olacak, Aleviler sorumlu tutulacak vb.</p>
<p><strong>-15 Temmuz’un hemen ertesi günü Alevi mahallelerine saldırdılar…</strong></p>
<p>Ona dair çok fazla veri yok. Şöyle şeyler olmuş; zaten Alevilerin kapanma refleksinin arkasından da öyle bir şey var: Yani sokağa çıkan öfkeli kalabalıklardan korkar Aleviler. Tekbir getirerek sokağa çıkan bir öfkeli kalabalık var, herhangi bir gerilim anında öfkesini şiddete dönüştürme potansiyeline sahip Alevilere göre bu kalabalık. O yüzden de hani sokağa çıkıp, yani diyelim ki slogan atan birine bir söz söylediğinde, o hızla bir şiddete dönebilir. Ya da öfkeli kalabalık oradan geçerken laf atabilir, bir cemevine saldırıda bulunabilir. Bu yüzden kapanmaya ve onlara bulaşmamayı tercih etmişler. O yüzden de sokağa çıkmamışlar. Bir dizi gerilim olduğunu söylüyorlar ama öyle çok kuvvetli, sonu şiddetle biten saldırı olduğuna dair bir anlatıya veya bulguya rastlamadım.</p>
<p><strong>-15 Temmuz’dan sonra üç partinin katıldığı Yenikapı Mitingi’ne kadar Alevilerin ruh halini nasıl?</strong></p>
<p>Yenikapı Mitingi ve işte ‘Yenikapı ruhu’yla yaratılmaya çalışılan şey Alevi dernek yöneticileri için demiyorum ama tabandaki Aleviler için rahatlatıcı bir unsur olmuş. Çünkü orada farklı kesimlerin bir araya gelip bu darbe girişimine karşı bir “Hepimiz karşıyız” mesajı vermesi tabanda rahatlama yaratmış.</p>
<p><strong>-Özellikle herhalde Kılıçdaroğlu’nun mitinge katılmasından bahsediyoruz<em>.</em></strong></p>
<p>Evet. CHP’nin de katılmasından. Ama daha çok da karşı tarafın yani AK Parti’nin de buna sıcak bakmasından. “Bu işin sorumlusu Gülen Cemaati’dir ve biz diğer kesimleri suçlu görmeyeceğiz” mesajını vermiş oldular Aleviler için. “Tamam, artık bu işin sorumlusu biz olmayacağız, görülmeyeceğiz. Bize beklediğimiz gibi bir fatura kesilmeyecek. Gündelik hayatımıza dönebiliriz” hissi hakim olmuş Alevilerde. Bu arada kimi Alevi kuruluşlarının liderlerinin hükümeti ve meclisi ziyareti söz konusu. Buna tepki veren Alevi kuruluşları, yöneticileri de var ama toplamda darbe girişimi sonrası Aleviler için rahatlama dönemi oluyor.</p>
<p><strong>-Bundan sonra KHK’ların çıkmasıyla beraber işten atılmalar söz konusu oldu. Sosyal medyada şöyle yankılanmıştı; ‘hayatımda hiç bu kadar rahat olmamıştım hem ateistim hem Aleviyim hem solcuyum, dolayısıyla bu ihraçlar bana dokunmaz’ denmişti. </strong></p>
<p>Evet, Alevilerin hissiyatı da öyleydi. Fakat daha sonra ihraçlar Gülen Cemaati’yle, FETÖ adı verilen organizasyon ile sınırlı kalmadı. Özellikle öğretmenler arasında. Bunun tabi gerisinde şöyle bir şey var, belki ondan bahsetmek lazım. 2000’li yıllarda aslında Aleviler daha kendi inançları ve kimlikleriyle ilgili taleplerin peşinde oldu ve onunla ilgili mücadeleler öne çıktı. Bu sırada da görece iyileşmelere rağmen AK Parti karşıtı oldular. AK Parti’ye oy veren Aleviler de var elbette ama yoğunlukla CHP’ye oy verir Aleviler. CHP’ye oy verirken de gönül rahatlığıyla vermez bu kısım. Hep eleştirel kalırlar. Bir anlamda alternatifsiz gördükleri için CHP’ye oy verirler. Bu son 7 Haziran  2015 seçimlerinde HDP kampanyasının da etkisiyle Kürt Aleviler başta olmak üzere Aleviler arasında HDP’ye de bir eğilim oldu. Yani HDP liderlerinin seküler görünümü, işte Demirtaş’ın sempati toplaması, çıkıp televizyonda bağlama çalması, Alevilerin haklarına yönelik HDP’nin vurgularının önde olması, bir de geçmişe göre farklı olarak Alevi hareketi önderlerinin milletvekili adayı olması ve seçilmesi HDP’ye yönelik bir ilgi yaratmıştı. Dolayısıyla Alevilerin HDP ile organik ilişkisinin olduğu bir dönemdi bu. Bu KHK’lar da FETÖ’den sonra Kürtlere, HDP’ye, Kürt siyasetinin farklı kuruluşlarına ve STK’larına yöneldiği için oradan başta HDP’ye yakın olan Aleviler de pay almaya başladı.</p>
<p><strong>-OHAL’de Alevilerin başına ne geldi genel olarak<em>?</em></strong></p>
<p>En büyük pay  KHK ile bir çok Alevi öğretmenin görevden alınmasında oldu. İkincisi de  Alevi televizyonların kapatılması oldu. Bir yandan KHK’larla görevden almalar, diğer yandan da görev alımlarındaki seçicilik ve keyfilik Alevilerde “tam bir tasfiye” yaşıyoruz hissiyatını getirdi.</p>
<p><strong>-Kimi Alevi dernekleri de kapatıldı Gülen’le ilişkili olduğu iddia ediler<em>ek.</em></strong></p>
<p>Onlar Alevilerle ilgili kuruluşlar değil. Zaten çok fazla üyesi olmayan, daha Alevilere yönelik Gülen Cemaati’nin operasyonunu yürütmek amacıyla kurulmuş dernekler olarak görülüyor. Yani onların kapatılmasına Alevilerin arasında üzülen olmamıştır diye düşünüyorum. Ya da onlardan yola çıkarak FETÖ Alevilerin içine de sızmış diye yorumlayanlar da olmadı. Üçüncü bir şey daha var KHK’larla ilgili, onu da söyleyeyim. Esas belki de hani duygusal olarak etkileyen şeylerden biri de o. Meslekten atılmalar oldu ama bir yandan da KHK’larla ve devletin yeni örgütlenmesinde devlet kurumlarına yeni kadrolaşmaların yolu çizildi. Burada en önemli şeylerden biri de işe alımlarda mülakat şartı gelmesi. Bir yandan tasfiyeler, yani KHK’larla görevden almalar, diğer yandan da görev alımdaki seçicilik ve keyfilik Alevileri şu duyguya getirdi: “Biz bu devletten tasfiye ediliyoruz. Zaten çok büyük bir temsiliyetimiz yoktu ama hasbelkader gelebildiğimiz yerler vardı. Bundan sonra hiçbir şekilde devlet kadrolarında Alevi yer almasında imkân kalmadı. Tam bir tasfiye yaşıyoruz” duygusuna getirdi. KHK’ların belki bu üç başlıkta etkisi oldu diyebiliriz.</p>
<p><strong>-Bir de STK’ların stratejisinin değiştiğinden bahsediyorsunuz?</strong></p>
<p>90’lı yıllar Alevilik üzerine çalışan birçok düşünür tarafından Alevi uyanışı yılları olarak tanımlandı. Aleviler kitlesel olarak artık daha görünür olmaya ve gizlenmeye alışık ruh halinden daha görünür bir davranışa geçtiği yıllar olmuştu. O yıllarda Alevi kuruluşları daha çok örgütlenmeye ve biz varız demeye yönelmişlerdi. Örgütlenme ve düşünce özgürlüğü ön plandaydı orada. Ve bu kuruluşlar diğer sol kuruluşlar gibi 80 darbesinden çıkan ve belki hak itibariyle bugünden daha geri bir noktada olan ama daha umutlu olan bir haldeydiler. Bir mücadele içerisindeydiler. 2000’li yıllar ise Aleviler için artık kuruluşlarını kurdukları, kurumsallaştıkları ve daha inançsal faaliyetlere yöneldikleri, cemevlerini inşa etmeye başladıkları ve Alevilikle ilgili taleplerini öne çıkardıkları yıllar oldu. Darbe girişimi sonrasındaki koşullar Alevilere biraz 90’lı yılları hatırlattı<strong><em>.</em></strong> Oraya geri çekiliyoruz düşüncesinde oldular. Geri çekilmeye başladılar ve en temel haklarımız elimizden gidiyor, belki hani cemevlerimiz kapatılacak, belki kuruluşlarımız kapatılacak diye düşündüler. Kimi Alevi kuruluşlarının yöneticileri gözaltına alındı. Alevi eksenli mücadeleden demokratik eksenli mücadeleye doğru bir geri çekilme olduğu hissi hakim. Fakat bir yandan da cemevleri duruyor, dernekler duruyor, cemler devam ediyor.</p>
<p><strong>-Ama çalışmada cemlere katılımın düştüğüne değiniliyor…</strong></p>
<p>Cemlere katılımda düşüş olduğu söyleniyor. Öte yandan bir dizi Alevi talepleri de gündeme gelmeye devam ediyor. Yani bir yandan vites düşürüyor ama bir yandan işte din dersi tartışırken vitesi orada artırmaya da devam ediyor. Ruh hali olarak 90’lara döndük hissiyatı var ama pratikte 2000’li yıllar devam ediyor bence Aleviler için.</p>
<p><strong>-Bir de şöyle bir şey var. Gülenci konumuna düşmeme adına sokağa çıkmama ve tepki göstermeme gibi bir durum var. Dolayısıyla hani Alevilerin OHAL stratejisi nedir?</strong></p>
<p>Yani, şimdi o tabi bu referandum süreci biraz değiştirdi. Ben bu raporu yazdığımda daha kampanyalar başlamamıştı, görüşmeleri yaptığımda. Daha şöyle bir ruh hali vardı özellikle KHK’lar da dozunu çok artırdığı için, Alevilerde kamusal alandaki refleks kimliklerini saklama yönündedir. Yani bugüne kadar böyle gelmiştir. Kendi mahallelerinde ve daha güçlü olduğunu hissettikleri yerde kimliğini dile getirirler ama ‘ötekiyle’ karşılaştığı yerde önce Alevi olduğunu saklar. Zorunda olmazsa söylemez. Bunun hani kırılmaya başladığı yerler vardı. Son dönemde ise bu tekrar geriye döndü. Darbe girişimden sonraki sürece eleştirel yaklaşmak darbeci olarak yaftalanmak olarak çevrelerinde görüldüğünü anlatıyorlar. O yüzden de hani o eleştirileri de ne bileyim kamusal bir tartışmada söz ağzına gelse bile yapmamayı yeğlediklerini söylüyorlar.</p>
<h4>“Kim olursa olsun bir kişinin böyle bir güç elde etmesinden Aleviler zararlı çıkar düşüncesi var.”</h4>
<p><strong>-Peki, Alevilerin referandumdan beklentileri ne<em>?</em></strong></p>
<p>Referandum sürecinde ‘hayır’ kampanyaları bir olanak oldu. Her ne kadar kimi yerlerde, özellikle de HDP’nin çalışmalarının üzerinde baskı olsa da görünür bir ‘hayır’ kampanyası da var ve burada zaman zaman eleştirel doz da yüksek olabiliyor. Bu, Alevilere kuvvet veriyor tabi. Bir de anketlerde zaman zaman ‘hayır’ önde görünüyor. O da umutlandırıyor, oysa öncesinde son derece bir umutsuzluk hâkimdi. Referandum ve anayasa değişikliğiyle aslında bu kampanyalar başlamadan önce ben görüştüğümde çok ilgili değildiler. Mesela Kılıçdaroğlu’nun gafı. Anayasa değişikliğinde ne olup bittiğini anlamadığını gösteren bir gafı oldu biliyorsunuz. AK Parti mitinglerinde çok kullandı bunu. O tür bir durum Aleviler arasında da çok vardı. Bunun esas nedeni ilgisizlik değil. Daha çok inançsızlıkla ilgili bir şey. Yani ne olup bittiği önemli değil. Bugün neyse bundan sonra da o olacak. ‘Evet’ çıksa da o olacak ‘hayır’ çıksa da. Anayasa değişse de öyle olacak değişmese de öyle olacak. Zaten müthiş bir ümitsizlik hâkim. Bir tür tepki olarak ilgilenmediler. Referanduma da öyle baktılar fakat buna karşın da referandum hem bir yandan ilgilenmedikleri ve bir şeyi değiştirmeyeceğine inandıkları bir şeyken öte yandan da çok hayati bir şey olarak gördüler. Bir rejim değişikliği olarak düşündüler. Rejim değişikliği deyince de mevcut sistemin aksaklıkları vs. düşünmeden, biz cumhuriyeti savunuyoruz konumuna çekildiler. Orada cumhuriyetin bence onlar için anlamı sistemsel değil; güçler ayrılığı, meclis, cumhurbaşkanlığı, başkanlık, başbakanlık tartışmalarından bağımsız olarak Alevilere bir eşit yurttaşlık hakkı tanıyor olması. Yani diğer yurttaşlarla eşitliğini sağlaması. İşte, demin söylediğimiz devlet kurumlarında, siyasette yer alma, eğitimde ve başka alanlarda eşit muamele göreceklerine dair bir inancı taşıyor olmalarıydı. Bu süreçteyse bunun kaybolduğunu düşünüyorlar. Bunun da en önemli sonucu adalete olan güvencini yitiriyorlar. Hatta bunu diyenler oldu, ne kadar doğru olduğundan bağımsız olarak, hissiyat açısından böyle demeleri önemli. “12 Eylül Darbesi’nden de biz çok çektik ama hasbelkader orada hani asker vardı, polis vardı vb. ama mahkemelere güvenebiliyorduk” diyorlar. Bugün ise o da kalmadı diyor. Yani yargı da tamamen tarafsızlığını yitirdi. Bugün bir husumet yaşasak ve yargıya düşsek Alevi olarak buradan zararlı çıkacağız. Dolayısıyla hissettikleri şey eşit, adil muamele görme konumunu yitirecek olmaları bu değişiklikle.</p>
<p><strong>-‘Evet’ çıkması halinde beklentileri ne Alevilerin? Referandumda ‘evet’ çıkarsa, başkanlık çıkarsa Aleviler başlarına neyin geleceklerini düşünüyorlar?</strong></p>
<p>Bugün fiilen olan eşit ve adil yurttaşlık hakkını kaybetmiş olma durumlarının hukuki bir statü kazanacağını düşünüyorlar. Burada mesela, Erdoğan karşıtlığı önemli ama Erdoğan değil esas sorun. Devlette bir gücün bu kadar yetkiyi toplayacak olması korkutuyor. Çünkü Aleviler şunu düşünüyor, kim olursa olsun bir kişinin böyle bir güç elde etmesinden Aleviler zararlı çıkar düşüncesi var.</p>
<h4>AK Parti karşıtlığı müzakere etmeyi destekleyen Alevilerde de güçlendi</h4>
<p><strong>-Alevilerin AK Parti’ye bakışı nasıl bu süreçte<em>?</em></strong></p>
<p>Yani kitlesel anlamda zaten hiçbir zaman Aleviler AK Parti’ye sıcak bakmadılar. Yani 90’lı yıllarda Refah Partisi’nin, sonra işte Fazilet Partisi’nin, Milli görüş geleneğinin yükselişini büyük bir tedirginlikle karşılamışlardı. Çünkü Sivas olayları da tazeydi ve şeriat geliyor tartışması vardı. O nedenle zaten AK Parti’ye hiçbir zaman sıcak olmadılar. Çünkü her zaman dindar bir yönetimin olması anlamına geldi. Fakat 2000’li yıllarda bu biraz yumuşadı aslında. AK Parti karşıtlığı devam etti belki ama benim görüştüğüm gençler arasında bugün şeriat diye bir tehlike olduğunu düşünmüyorum diyebiliyorlar. Türkiye’ye şeriat gelir gibi bir kaygı ön planda değil. Fakat AK Parti’ye hiçbir zaman yakın olmadılar. Alevi açılımlarında ise iki tür pozisyon oldu. Bir, o açılımla müzakerede bulunmayı reddedenler oldu. Bir de ‘hayır, müzakerede olmalıyız ve taleplerimizi AK Parti ile müzakere halinde dile getirmeliyiz’ diyenler oldu. Bu süreçte durum oradan da geriye gitti aslında. Şunu diyebiliriz, her zaman bir karşıtlık vardı ama hiç değilse müzakereyi kabul eden bir tarafı vardı. O tarafta da artık AK Parti karşıtlığı daha kuvvetlendi.</p>
<p><strong>-Yani devletle işbirliği yapan tarafta mı?</strong></p>
<p>Yani işbirliği demeyelim de müzakereye daha açık olan taraftı. Fakat açılımlara ilişkin şunu söyleyebilirim, şöyle bir faydası oldu: Niyetinden bağımsız olarak, Alevi açılımları, Aleviler arasında da biz ne istiyoruz, temel taleplerimiz neler, buralarda hangi konularda uzlaşıyoruz konusunda bir tartışmanın olgunlaşmasını sağladı. Pozisyonları netleştirdi. Yer yer de belki 2000’li yılların başlarında ayrıksı, daha uzlaşmaz olan pozisyonlar birbirlerine yaklaşmaya başladı ve çok temel bazı hak taleplerinde ortaklaştılar. Dolayısıyla açılım süreçleri bir sonuç getirdi mi derseniz, en önemli sonucu belki Alevilerin kendi aralarında ne istediğini daha iyi tarif edebilmesini sağladı diyebiliriz.</p>
<h4>Referandumda sonuç ne olursa olsun Alevilerin kaygı ve ümitsizlikleri devam edecek</h4>
<p><strong>-Aleviler peki ne bekliyor geleceğe dair olarak<em>?</em></strong></p>
<p>Referandum kampanyalarından önce dediğim gibi çok ümitsiz bir hal var, beklentiler çok azalmıştı. Çok fazla somut gözlemlerim yok ama bu kampanya dönemi biraz ümidi artırmış gibi. Ümidi artıran referandumdan hayır çıkacağını bekliyor olmaları değil. Az çok muhalefete imkân tanıyan bir zemin olduğunu hissetmeleri. Önemli bir şey daha var. Son iki yıldır yaşadığımız bir şey aslında. Çok fazla patlama, bombalı saldırı vs. oldu biliyorsunuz. IŞİD tehdidi var ve IŞİD sıraya cemevlerini koyacak, Alevi mahallelerini koyacak düşüncesi var. Son birkaç aydır patlama ve bombalı saldırı olmaması da kötü havayı bir nebze yumuşatmış gibi hissediyorum.</p>
<p><strong>-Alevilerin referandumdan ‘evet’ çıkmasına dair kaygıları var mı?</strong></p>
<p>Alevi yurttaşların çoğunda böyle bir ‘evet’ çıkarsa ya da ‘hayır’ çıkarsa bugünden çok farklı bir şey olacak diye bir kaygı olduğunu düşünmüyorum. Bugüne dair kaygıları ve ümitsizlikleri ne düzeydeyse referandumdan sonra da o devam edecek. Bir dönüm noktası gözüyle bakıldığını hissetmedim ben. Evet çıkarsa bugünkü OHAL ile KHK ile, zaten seçimle de iktidara gelen AK Parti istediği yasayı çıkarabiliyor ve uygulamaları yapabiliyordu. Alışmış olduğu son on yılın daha da dozu artmış bir şekilde devam edeceğini düşünüyorlar. Öte yandan evet çıkması fark yaratmayacak şeklinde bir algı hakimken, hayır çıkması ümitsizliği azaltacak, duygu durumunu olumlu anlamda aşırı etkileyecek bir sonuç olur.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/">15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Referandumdan sonra sivil toplum kimin kararlarını etkileyecek?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Apr 2017 15:06:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[7 Haziran Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Evet Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[hayır cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun Hükmünde Kararnameler]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[parlamenter demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13403</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Referandumdan çıkacak her tür sonuçta yeni bir dönem başlayacak. Sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor.” Türkiye yarın referandumunu yapıyor. Referanduma konu olan anayasa değişikliği paketinin meclise sunulmasından bu yana önerilen değişiklik tasarısının tek adam rejimine yol açıp açmayacağını konuşuyoruz. Bir de MHP&#8217;nin ‘evet’ kararına [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/">Referandumdan sonra sivil toplum kimin kararlarını etkileyecek?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Referandumdan çıkacak her tür sonuçta yeni bir dönem başlayacak. Sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor.”</strong></p>
<p>Türkiye yarın referandumunu yapıyor. Referanduma konu olan anayasa değişikliği paketinin meclise sunulmasından bu yana önerilen değişiklik tasarısının tek adam rejimine yol açıp açmayacağını konuşuyoruz. Bir de MHP&#8217;nin ‘evet’ kararına neden olan motivasyonunu. Tartışmada odak konular devletin, AK Parti&#8217;nin ve MHP&#8217;nin ve hatta CHP&#8217;nin kurumsal gerekçelerinden ziyade, liderlerin kişisel motivasyonları, açık-gizli niyetleri, kariyer hesapları oldu. Söz konusu tartışmalar, ne bu zamanda bu değişikliğin yapılmasının arka planını ne de Ak Parti-MHP gibi son on yılda düşmanlık derecesinde birbirinden uzaklaşmış iki siyasal aktörün ortak bir yaklaşım üretebilmesinin sebeplerini açıklamaya yeter gözüküyor.</p>
<p>Tartışmada ihmal ettiğimiz önemli bir nokta bu değişiklik referandumdan geçsin ya da geçmesin Türkiye&#8217;nin karar alma mekanizmasının bir süredir değişmekte olduğu gerçeği. Aslında ne rejim değişikliği gibi büyük bir çerçeveyi ne de hükümet sistemi gibi teknik bir detayı konuşuyoruz. Konumuz Türkiye&#8217;nin karar alma mekanizmasının nasıl bir değişim geçirdiğiyle ilgili. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinden bu yana yeni bir karar alma mekanizması işliyor. Bu sadece halkın cumhurbaşkanını seçmesine yol açan hukuksal bir değişiklikle değil, karar almak için toplumsal desteği ve siyasi kapasitesi olan bir elitler grubunun hükümet etrafından çekilip ‘saray’ etrafında toplanmasıyla da ilgili oldu. Bu gelişme ‘sarayı’ siyasi ve ekonomik kararların merkezi haline getirirken hükümeti de teknik ve bürokratik bir heyete dönüştürdü. Şimdi karşı karşıya olduğumuz durum ise bir süredir yaşadığımız bu tecrübeye hukuksal bir zemin kazandırma çabası. Referandumdan ‘evet’ çıkarsa, meclisteki çoğulluğu dikkate almak zorunda olmayan, her zamankinden daha arınmış ve homojenleşmiş bir karar mekanizması hukuksal zemine kavuşmuş olacak. ‘Hayır’ çıktığında ise ‘saray’ efradının karar mekanizmasını daha da merkezileştirme konusunda işi zorlaşacak. Ancak ana fikirden vazgeçmelerini beklemek naiflik olur. ‘Hayır’ cephesinin içinden ortak bir proje çıkması ihtimalinin zayıflığı da ‘evet’ cephesinin yeni hamleler üretme ortamını kolaylaştırıyor.</p>
<h4>“MHP’nin, karar alma süreçlerinde HDP’nin de etkili olduğu bir meclis yerine, homojen devlet aklının hâkim olduğu tek bir gücü yani ‘sarayı’ yeğlemiş olması kuvvetle muhtemel. Bu durum MHP tarafından sadece siyasi iktidarın kararlarını etkilemede değil aynı zamanda onunla kalıcı ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmada da fırsat olarak değerlendirilmiş gibi duruyor.”</h4>
<p>Türkiye muhalefeti ve sivil toplumunun hatırı sayılır bir kısmı bir süredir karar mekanizmasındaki bu değişimi ya görmüyor ya da görmezden geliyor. Bu da karar alma sürecini etkilemekten uzak, kendi arasında dertleşen, içine kapalı bir muhalefet ve sivil toplum performansı ortaya koyuyor. Anlaşılan o ki, karar alma sürecinin değişen dinamiğini ise, bir tek MHP gördü. Ya da etkili bir devletli güç MHP&#8217;ye bunu gösterdi ve yeni dönemin ruhunu etkileyebileceğine onu ikna etti. Bunu MHP&#8217;nin görebilmesinin esaslı nedeni ise tehdit olarak hissettiği bir başka gelişme olabilir. Görece serbest bir ortamda geçen ve çözüm sürecinin henüz iyimser havasının dağılmadığı zamanlardaki 7 Haziran seçimlerinde HDP&#8217;nin elde ettiği başarı, demokratik ortamlarda yapılan seçimlerde Kürtlerin meclise MHP&#8217;den daha kalabalık ve etkin gelebileceğini gösterdi. 1 Kasım seçimleri ise ortam baskı altına alındığında ve HDP&#8217;nin önü kesildiğinde bile barajı geçip meclise gelebildiklerini ortaya koydu. Görünen o ki, HDP her şartta baraj sorununu geride bırakmış durumda. Bu olgu temel siyasi kararların alıcısı ve uygulayıcısı olan hükümetin mecliste kurulduğu, bakanların milletvekillerinden oluştuğu bir sistemi etkileme konusunda HDP&#8217;yi MHP&#8217;den daha etkili kılıyor. MHP için bu durum sadece siyasi etkisinin azalmasını ifade etmiyor, aynı zamanda devletin karar alma mekanizmasının Türklükle malul karakterini de tehdit ediyor. Sonuçta karar alma mekanizmasını merkezi kılan onun teknik çerçevesi değil homojenliği. Bilginin, kaynağın ve yetkinin homojen bir grupta toplanması. Bu nedenle MHP’nin, karar alma süreçlerinde HDP’nin de etkili olduğu bir meclis yerine, homojen devlet aklının hâkim olduğu tek bir gücü yani ‘sarayı’ yeğlemiş olması kuvvetle muhtemel. Bu durum MHP tarafından sadece siyasi iktidarın kararlarını etkilemede değil aynı zamanda onunla kalıcı ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmada da fırsat olarak değerlendirilmiş gibi duruyor. Anlaşılan o ki, Ak Parti ile MHP arasında kurulan ittifak referandumun ötesine geçen bir değer taşıyor.</p>
<h4>“Toplumsal ve çevresel meselelerin çeşitliliğini, mağduriyetlerin ve mağdurların etnik, sınıfsal, kültürel çoğulluğunu gündeme taşıyan sivil toplum faaliyetleri için karar mekanizmalarının farklı seslere ve hassas bir geçirgenliğe ihtiyacı var.”</h4>
<p>Malum Sivil Sayfalar’da sivil toplumla ilgili yazılara yer veriliyor. Bu yazı buraya kadar öyle durmasa da sivil toplumla ilgili. Geçirdiğimiz değişim pek çok sivil toplum kuruluşunun (STK), Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kapatılması, faaliyetlerinin durdurulması ya da İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlumder) örneğindeki gibi STK’ların bizzat kendi yönetimlerinin hem tematik hem de kimlik açısından yapılarını homojenleştirmeleriyle sonuçlandı. Sivil toplumun geri kalan hacimli kısmında ise sessiz bir görüntü hâkim. Bir kısmı karar mekanizmasındaki değişime uyum sağlayamadığı, hala bakanlıkların bürokratlarını etkilemeyi esas aldığı için etkisizleşirken, bir kısmı da yeni karar halkalarını meşru bulmadığı için kararları etkileme fikrinden neredeyse tamamen uzaklaşmış durumda. Görünen o ki karar mekanizması ile birlikte onu etkileme potansiyeli taşıyan yapılarda da bir arınma, homojenleşme ya da etkisizleşme yaşanıyor. Toplumsal ve çevresel meselelerin çeşitliliğini, mağduriyetlerin ve mağdurların etnik, sınıfsal, kültürel çoğulluğunu gündeme taşıyan bir sivil toplum faaliyeti için karar mekanizmalarının farklı seslere hassas bir geçirgenliğe ihtiyacı var. Aslında konumuz misyonlarını toplumsal meseleleri keşfetmek ve yaklaşımları ile kararları etkilemeye çalışmak olarak gören STK’ların bundan sonra nasıl bir hayatları olacağı.  Referandumdan çıkacak her tür sonuçta da yeni bir dönem başlayacak. STK’ların karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor. Konuya giriş mahiyetindeki bu yazının ardından bundan sonraki birkaç yazıda karar alma mekanizmasının giderek merkezileşmesinin ve siyasetin yeni ittifaklarının sivil toplum kuruluşları için ne anlama geldiğini STK temsilcilerini de katarak tartışacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/">Referandumdan sonra sivil toplum kimin kararlarını etkileyecek?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Barışın sağlanması için STK’lardan taraf olmamaları beklenmeli&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/23/baris-icin-stklardan-taraf-olmalari-beklenmemeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2017 11:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Amed]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[DİKAD]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır İş Kadınları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Dolmabahçe Mutabakatı]]></category>
		<category><![CDATA[Halkların Demokratik Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Kürt Enstütüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Newroz]]></category>
		<category><![CDATA[Oslo görüşmeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Reyhan Aktar]]></category>
		<category><![CDATA[Şefik Beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum kuruluşları]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12663</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Newroz&#8217;un ardından çözüm sürecinde sivil toplum kuruluşlarının rolünü bu sefer de bölgede faaliyet gösteren Diyarbakır İş Kadınları Derneği’nin başkanı Reyhan Aktar ile konuştuk. Aktar, çatışan kesimlerin sivil toplum kuruluşlarını taraf olmaya zorladığına dikkat çekti. Aktar’a göre sivil toplum kuruluşlarının arabulucu ve &#8216;üçüncü göz&#8217; olarak faaliyet göstermesi halinde süreç daha sağlıklı bir şekilde yürütülebilirdi.   Sivil [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/23/baris-icin-stklardan-taraf-olmalari-beklenmemeli/">&#8216;Barışın sağlanması için STK’lardan taraf olmamaları beklenmeli&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Newroz&#8217;un ardından çözüm sürecinde sivil toplum kuruluşlarının rolünü bu sefer de bölgede faaliyet gösteren Diyarbakır İş Kadınları Derneği’nin başkanı Reyhan Aktar ile konuştuk. Aktar, çatışan kesimlerin sivil toplum kuruluşlarını taraf olmaya zorladığına dikkat çekti. Aktar’a göre sivil toplum kuruluşlarının arabulucu ve &#8216;üçüncü göz&#8217; olarak faaliyet göstermesi halinde süreç daha sağlıklı bir şekilde yürütülebilirdi.  </strong></p>
<p>Sivil Sayfalar, ‘çözüm sürecini, eksikliklerini ve yeni sürecin imkânlarını’ sivil toplum kuruluşları (STK) ve temsilcileriyle konuşmaya devam ediyor. İstanbul Kürt Enstitüsü kurucularından<a href="https://www.sivilsayfalar.org/yeni-bir-cozum-sureci-kendini-dayatiyor/" target="_blank"> Şefik Beyaz</a>’ın ardından bu sefer de konuyu Diyarbakır İş Kadınları Derneği (DİKAD) başkanı Reyhan Aktar’la ele aldık. Aktar, içinden geçtiğimiz sürecin birçok reformlara gebe olduğunu işaret ederken, STK’ların cesur adımlar atması için kendilerini özgür, varoluşlarını güvence altında hissetmeleri gerektiğini belirtiyor. Aktar aynı zamanda STK’ların taraf olmaya zorlandıkları için etkin olamadıklarının da altını çiziyor.</p>
<p>&#8211;<strong>Öncelikle iki gün önceki Newroz kutlamalarını soralım, Diyarbakır/Amed&#8217;de nasıl kutlandı Newroz? </strong></p>
<p>Beklenen ilginin üstünde bir ilgiyle kutlandığını düşünüyorum. Uzun zaman sonra Diyarbakır’da ilk defa bu kadar kalabalık bir kitle bir araya geldi. Geçmiş yıllarda Newroz’a katılan kamu çalışanlarının bu yıl katılmamaları, geçmiş yıllarda Newroz alanına ücretsiz ulaşım imkanının olmaması, her yıl dikkat çeken sanatçıların ve konukların olmaması, olağanüstü hal durumu, son yıllarda yaşadığımız güvenlik sorunları dikkate alınınca bu yılki katılımın geçen yıllara göre daha dikkate değer olduğunu düşünmekteyim.</p>
<p><strong>-Newroz vesilesiyle çözüm sürecine dönüş hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Geçmiş yıllara göre kutlama alanındaki görsellerin farklılığı dikkat çekiciydi. Tarafların bu konuda uzlaştığı ve kitlelerini de ikna ettiği görülmekteydi. Newroz vesilesiyle uzlaşının her zaman mümkün olduğu, halkın da buna hazır olduğunu gösterdiğini düşünüyorum.</p>
<h4><strong>&#8220;YENİ BİR SİYASAL UZLAŞI SÜRECİ KAÇINILMAZ&#8221;</strong></h4>
<p>&#8211;<strong>Çözüm sürecine dönüş mümkün mü? Önümüzdeki süreç ne gibi imkanlar barındırıyor?</strong></p>
<p>Yeni bir sürecin çözüm süreci niteliğinde olmayacağı aşikâr ama yeni bir siyasal uzlaşı sürecine olan ihtiyaç da malum ve kaçınılmaz. Devlet 15 Temmuz’dan bu yana içerdeki derin yapılanmaları ile mücadele halinde. Devletin kendini koruma güdüsünün ortadan kalkması, bekası açısından kendini güvende hissetmesi halinde yeni bir uzlaşı masası oluşturacağına inanıyorum. Referandum öncesi mümkün değil bu. Referandum sonrasında çıkacak sonuç bu işin yönteminde önemli olacaktır.</p>
<h4><strong>&#8220;TARAF OLMANIZ BEKLENİYOR&#8221;</strong></h4>
<p>&#8211;<strong>Sivil toplum kuruluşlarının çözüm sürecinde temel eksiklikleri neydi? Barışın egemen olması için nasıl bir tavır sergilemeleri gerekiyordu?</strong></p>
<p>Burada sivil toplum kuruluşlarını eksik görmek haksızlık olur. Savaşan iki kesim arasında arabulucu olmak için savaşan kesimlerin sizleri kabul etmesi ve daha önemlisi uzlaşıya hazır olması gerekmekte. İçinden geçtiğimiz süreçte çatışan kesimlerin uzlaşı konusunda hiçbir istekleri olmadığı malum. Hatta bu durumda sizden arabulucu olmanızdan ziyade sizden tarafınızı belli etmenizi istemekteler. Bu da kendini bu süreçten korumak isteyen, taraf olmak istemeyen sivil toplum kuruluşlarını sessizliğe itmekte. Bunu doğal ve anlaşılır bulmak gerek. Birileri sizi dinlemek istemedikçe ne kadar ses verdiğinizin hiçbir önemi yok. Barışın egemen olmasında, tarafların barışa hazır olması birinci koşuldur.</p>
<h4><strong>“SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINA ÜÇÜNCÜ GÖZ OLMA MİSYONU VERİLMELİYDİ”</strong></h4>
<p><strong>-Sivil toplum kuruluşları ne yapsalardı süreç daha iyi yönetilebilirdi?</strong></p>
<p>Çözüm sürecinde sivil toplum kuruluşlarına üçüncü göz olma misyonu yüklenmiş olsaydı, süreç sivil toplum kuruluşlarına açık işleseydi, belki sürecin sekteye uğradığı zaman diliminde etkili olabilirlerdi ama mevcut süreç için etkili olmalarını beklemek anlamlı gelmiyor bana. Sivil toplum kuruluşlarından bir şey beklemek için yeni bir sürece ve söz konusu sürece dahil edilmelerini sağlayacak zemine ihtiyaç var. O da kısa sürede görülmüyor.</p>
<p>&#8211;<strong>Geçmişteki olumlu ve olumsuz tecrübelerden faydalanılarak sivil toplum kuruluşlarının olası yeni süreçte nasıl ve ne gibi katkıları olabilir?</strong></p>
<p>Türkiye’nin bu konuda iyi bir deneyimi olduğu söylenemez. En iyi deneyimi bazı sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin de bulunduğu Akil İnsanlar Heyeti’ydi. Sundukları raporların hali hazırda yeterince dikkate alınmadığını görüyoruz ama raporlama sürecine kadar yarattıkları atmosfer çok olumluydu. Birçok ülkenin sivil toplum kuruluşlarıyla beraber yürüttüğü önemli barış ve uzlaşı süreçleri var. Bunlar örnek alınabilir ve Türkiye’ye uyarlanabilir. Tabi sivil toplum kuruluşları da kendilerini özgür, varoluşlarını güvence altında görmeden cesur adımlar atamazlar ve fayda da sağlayamazlar.</p>
<p>&#8211;<strong>Bölge halkının çözüm sürecine yaklaşımı nasıl ve şimdi nasıl? Bölge&#8217;de çözüm süreci inandırıcılığını koruyor mu?</strong></p>
<p>Bölge halkı her zaman çözüm sürecinin tam destekçisi oldu. Süreci iyi yönetemeyen taraflara rağmen sürece olan inancından ve bağlılığından ödün vermedi.  Süreçlerin inandırıcılığını korumasından ziyade, süreçlerin elzem olması meselesi var. Kürtlerin hala bu ülkede çözülmemiş ve çözülmeyi bekleyen sorunları var ve bu sorunların çözümü için birçok yol var. Uzlaşı hangi yolla sağlanacaksa esas yol odur.</p>
<h4><strong>“İÇİNDEN GEÇTİĞİMİZ SÜREÇ YENİ REFORMLARA GEBE”</strong></h4>
<p>&#8211;<strong>Siyasiler Newroz’dan ve bölge halkının Newroz’a katılımından ne gibi mesajlar çıkarmalı?</strong></p>
<p>Cevabı siyasiler vermeli. Bu sorunun yanıtı siyasetçilerde.</p>
<p><strong>-Önümüzdeki sürece dair düşünce ve temennileriniz …</strong></p>
<p>Herkes gibi belirsiz bir bekleyiş içindeyim. Referandum sonrasının siyasal açıdan belirleyici bir süreç olacağını düşünüyorum. Temennim referandum sonrası 2019’a kadar yeni bir seçim süreciyle ülkenin yorulmaması. Çıkacak sonuç ne olursa olsun, içinden geçtiğimiz süreç ciddi reformlara gebe ve bir an önce yeni reformlarla ülkenin rahatlaması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/23/baris-icin-stklardan-taraf-olmalari-beklenmemeli/">&#8216;Barışın sağlanması için STK’lardan taraf olmamaları beklenmeli&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yeni bir çözüm süreci kendini dayatıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/21/yeni-bir-cozum-sureci-kendini-dayatiyor/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/21/yeni-bir-cozum-sureci-kendini-dayatiyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Mar 2017 08:59:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Dolmabahçe Mutabakatı]]></category>
		<category><![CDATA[Halkların Demokratik Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Kürt Enstütüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Newroz]]></category>
		<category><![CDATA[Oslo görüşmeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Şefik Beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum kuruluşları]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12593</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çözüm sürecinin buzdolabı raflarında yerini aldığı ve çatışmalı sürecin kaldığı yerden şiddetlenerek devam ettiği Newroz arifesinde, yeni bir  çözüm süreci ihtimalini ve sivil toplum kuruluşlarının rolünü İstanbul Kürt Enstitüsü kurucularından Şefik Beyaz&#8217;la konuştuk. Beyaz, yeni bir çözüm sürecinin kendini dayattığının altını çizerken taraflar arası görüşmelerde  sivil toplum kuruluşlarının daha etkin bir şekilde rol alması gerektiğine [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/21/yeni-bir-cozum-sureci-kendini-dayatiyor/">&#8220;Yeni bir çözüm süreci kendini dayatıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çözüm sürecinin buzdolabı raflarında yerini aldığı ve çatışmalı sürecin kaldığı yerden şiddetlenerek devam ettiği Newroz arifesinde, yeni bir  çözüm süreci ihtimalini ve sivil toplum kuruluşlarının rolünü İstanbul Kürt Enstitüsü kurucularından Şefik Beyaz&#8217;la konuştuk. Beyaz, yeni bir çözüm sürecinin kendini dayattığının altını çizerken taraflar arası görüşmelerde  sivil toplum kuruluşlarının daha etkin bir şekilde rol alması gerektiğine işaret ediyor.</strong></p>
<p>Newroz vesilesiyle &#8216;çözüm sürecini, eksikliklerini ve yeni sürecin imkânlarını&#8217; sivil toplum kuruluşları (STK) ve temsilcileriyle konuştuk. İlk konuğumuz, İstanbul Kürt Enstitüsü kurucularından Şefik Beyaz. Beyaz, geçmiş çözüm sürecinde  STK&#8217;ların taraf olmama adına sürece mesafeli yaklaştıkları için &#8216;barışın toplumsallaşamadığına&#8217; ve STK&#8217;ların taraflar dışındaki siyasal aktörlerin süreçte yer almaları konusunda daha etkin olabileceklerine dikkat çekti. Beyaz&#8217;a göre yeni bir çözüm süreci kendini dayatıyor ve yeni süreç daha &#8216;şeffaf, katılımcı ve demokratik&#8217; olmalı.</p>
<p><strong>-Newroz vesilesiyle çözüm sürecine dönüş hakkında ne düşünüyorsunuz ?</strong></p>
<p>Newroz aynı zamanda yeni bir başlangıçtır. Bu vesileyle Kürt meselesinin çözümü yönünde yapılan başarısız denemelerin-girişimlerin yenilenmesi de mümkündür. Zaten bu sorunu çözmek için yeniden denemekten başka bir seçenek de yok. Oslo görüşmeleri ve daha sonraki çözüm denemeleri başarısız süreçler olsa da yeni dersler çıkarılması açısından olumlu süreçlerdi. Oslo görüşmeleri ve Dolmabahçe mutabakatları dikkate alınarak yeni bir başlangıç yapmak mümkündür. Geriye dönüş olmaz artık, yaşananlar geride kaldı, yeni bir çözüm süreci başlatılabilir ancak.</p>
<p>Siyasi erk Kürt halkının taleplerini bastırmak için hiç olmadığı kadar sert yöntemler uyguladı ama bastıramadı, tersine direniş hem içeride hem de dışarıda güç kazandı, etki alanını genişletti. Siyasi erk açısından bunun daha ötesi (geniş kapsamlı bir soykırımı dışarıda tutacak olursak) yok. O açıdan yeni bir çözüm süreci sadece mümkün değil, aynı zamanda kaçınılmazdır. Referandum sonuçları ne olursa olsun iç ve dış gelişmeler yeni bir çözüm sürecinin başlatılmasını zorunlu kılıyor.</p>
<figure id="attachment_12597" aria-describedby="caption-attachment-12597" style="width: 620px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12597" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/2016-diyarbakir-newrozuna-katilacak-sanatcilarin-isimleri-belli-oldu8f2ef6d1d7d3dbcdc728.jpg" alt="" width="620" height="348" /><figcaption id="caption-attachment-12597" class="wp-caption-text">2016 Diyarbakir/Amed&#8217;de Newroz</figcaption></figure>
<p><strong>-Sivil toplum kuruluşlarının çözüm sürecinde temel eksiklikleri neydi ? Barışın egemen olması için nasıl bir tavır sergilemeleri gerekiyordu ?</strong></p>
<p>Sivil toplum kuruluşlarının önemli bir bölümü Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Kürt siysetiyle bir arada görünmemek için çözüm sürecine ya mesafeli ya da karşı tavır aldılar, bu da barışın toplumsallaşmasını zaafa uğrattı. Hal bu ki toplumsal barışta herkesin faydası var, sanırım bu yeterince anlatılmadı, ya da anlaşılmadı.</p>
<p><strong>-Sivil toplum kuruluşları ne yapsalardı çözüm süreci daha iyi yönetilebilirdi?</strong></p>
<p>Sürece olumlu bakan sivil toplum kuruluşları, süreci etkileme, yön verme imkânlarına sahipken daha çok süreci izleyen konumunda oldular. Ak Parti hükümetiyle, Halkların Demokratik Partisi ile daha etkili bir ilişki içinde olabilirlerdi, Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;ni sürece dâhil etmek için daha etkili bir çaba harcayabilirlerdi, barışın nimetlerini çeşitli etkinliklerle topluma anlatma çabası içine girebilirlerdi.</p>
<p><strong>-Geçmişteki olumlu ve olumsuz tecrübelerden faydalanılarak sivil toplum kuruluşlarının olası yeni süreçte nasıl ve ne gibi katkıları olabilir ?</strong></p>
<p>Çözümü ve barışın nimetlerini şimdi topluma anlatmak, ikna etmek bakımından çok zor bir durumda olduğumuzun farkındayım, zira siyasi erk toplumu çok zehirledi, savaşın şiddetli bir biçimde sürüyor olması da bunu zorlaştırıyor, ama anlatmaktan başka da yol yok. Sivil toplum kuruluşlarının her biri kendi meşrebince yeni bir çözümü, toplumsal ve siyasal barışın zorunluluğunu topluma anlatmak, taraflara sürekli barış çağrısı yapmak durumundalar, bu onların sorumluluğu, hepimizin sorumluluğu. Yeni bir süreç başladıktan sonra da taraflarla sıkı bir ilişki içine girmekten kaçınmamalılar, daha çok zorlayıcı olmalılar.</p>
<p><strong>-Bölge halkının çözüm sürecine yaklaşımı nasıldı ve şimdi nasıl ? Bölgede çözüm süreci inandırıcılığını koruyor mu ?</strong></p>
<p>Bölge halkı ezici çoğunluğuyla her zaman barış istedi ve bu meselenin çözümü için elinden gelen hiçbir fedakârlıktan kaçınmadı. Bu yaklaşım her şeye rağmen hala devam ediyor. Eski çözüme ve çözüm yöntemlerine elbette inanmıyor, inanması için de hiçbir sebep yok zaten.</p>
<p><strong>-Çözüm sürecine dönüş mümkün mü ? Önümüzdeki süreç ne gibi imkanlar barındırıyor ?</strong></p>
<p>Yeni bir çözüm süreci toplumsal bir ihtiyaç, bu ihtiyaç kendini dayatıyor. Yaşanan deneyimlerden pozitif dersler çıkarılarak yeni bir süreç her şeye rağmen başlatılabilir. Bu süreç çok daha şeffaf, katılımcı ve demokratik olmalı, sürecin selameti açısından üçüncü bir tarafa, gözlemciye mutlak ihtiyaç var ve bu gözlemci tarafın güvenilir-tarafsız bir devletin olmasında fayda var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/21/yeni-bir-cozum-sureci-kendini-dayatiyor/">&#8220;Yeni bir çözüm süreci kendini dayatıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/21/yeni-bir-cozum-sureci-kendini-dayatiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
