<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cezasızlık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/cezasizlik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cezasizlik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Dec 2021 15:31:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Cezasızlık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cezasizlik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kayıp Adalet/ Cezasızlık ve Korunan Failler…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/01/kayip-adalet-cezasizlik-ve-korunan-failler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2021 12:53:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hafıza Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Cezasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Kayıp Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Yaralı Hafıza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=76466</guid>

					<description><![CDATA[<p>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çağrısıyla başlayan yüzleşme tartışmaları sürerken Hafıza Merkezi ekibiyle, Gökçer Tahincioğlu editörlüğünde hazırladıkları 'Kayıp Adalet/ Cezasızlık ve Korunan Failler' kitabı üzerinden geçmişten bugüne adalet arayışlarını ve cezasızlık kültürüyle mücadeleyi konuştuk.<br />
Kayıp Adalet ve Yaralı Hafıza kitaplarıyla ilgili söyleşi 3 Aralık’ta yazarların katılımıyla Postane İstanbul'da yapılacak...</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/01/kayip-adalet-cezasizlik-ve-korunan-failler/">Kayıp Adalet/ Cezasızlık ve Korunan Failler…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Hafıza Merkezi’nin bu kitapla ilgili çıkış noktası neydi? Konu başlıkları nasıl oluşturuldu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hafıza Merkezi olarak kurulduğumuz 2011 yılından bugüne ağır insan hakları ihlallerine uğramış grupların adalete erişiminin sağlanmasına ve adaletin tecelli etmesine yönelik hukuki çalışmalar yürütüyoruz. Bu çerçevede uzun süredir ağır insan hakları ihlallerine ilişkin izlediğimiz davaları </span><a href="http://failibelli.org/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Faili Belli</span></a><span style="font-weight: 400;"> web-sitesinde kamusallaştırıyoruz.</span><span style="font-weight: 400;"> Faili Belli, Türkiye’nin yakın geçmişindeki ağır insan hakları ihlallerine dair yürütülen ceza yargılaması süreçlerini izleme çalışmasının çıktılarını bulabileceğiniz dijital bir arşiv. Siteyi ziyaret eden biri burada bugüne kadar takip ettiğimiz toplam 28 davanın duruşmalarına ilişkin izleme raporları, hukuki süreç özeti, iddianame gibi dokümanlar, zaman çizelgeleri ve medya derlemeleri bulabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-76468 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/kayip-adalet.jpg" alt="Kayıp Adalet" width="245" height="374" />Gökçer Tahincioğlu editörlüğünde yayınladığımız </span><i><span style="font-weight: 400;">Kayıp Adalet</span></i><span style="font-weight: 400;"> ve </span><i><span style="font-weight: 400;">Yaralı Hakikat</span></i><span style="font-weight: 400;"> kitapları, Faili Belli’de takip ettiğimiz davalardan 8 tanesini konu alıyor. Bunlar Haziran 2013’te İstanbul Okmeydanı’nda </span><a href="https://www.failibelli.org/dava/berkin-elvan-davasi/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Berkin Elvan’in polisin gaz fişeğiyle öldürülmesi</span></a><span style="font-weight: 400;">; Ekim 1993’te Muş’un Vartinis köyünde evlerinin ateşe verilmesi sonucu </span><a href="https://www.failibelli.org/dava/altinova-mus-vartinis-davasi/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">9 kişinin yakılarak yaşamını yitirmesi</span></a><span style="font-weight: 400;">; Mayıs 2017’de Silopi’de 6 ve 7 yaşında iki çocuğun </span><a href="https://www.failibelli.org/dava/muhammed-ve-furkan-yildirim-davasi/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">polis panzerinin evlerinin içine girmesi sonucu hayatını kaybetmesi</span></a><span style="font-weight: 400;">; Ekim 1993’te Diyarbakır Lice’de </span><a href="https://www.failibelli.org/dava/lice-davasi/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">15 sivil, bir asker ve bir generalin öldürülmesiyle</span></a><span style="font-weight: 400;"> sonuçlanan askeri operasyon; Mart 2006’da Diyarbakır’da </span><a href="https://www.failibelli.org/dava/mahsum-mizrak-ve-enes-ata-davasi/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">gaz fişeğiyle vurularak yaşamını kaybeden iki çocuğun</span></a><span style="font-weight: 400;">; 1995 yılında Mardin Dargeçit’te </span><a href="https://www.failibelli.org/dava/dargecit-jitem-davasi/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">biri uzman çavuş üçü çocuk, sekiz kişinin zorla kaybedilmesi</span></a><span style="font-weight: 400;">; ve 19 Ocak 2007’de </span><a href="https://www.failibelli.org/dava/hrant-dink-davasi/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Hrant Dink’in bir siyasi suikast sonucu katledilmesi</span></a><span style="font-weight: 400;"> davaları. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu iki kitaplık seri ile amacımız, dava izleme çalışmalarımız kapsamında ürettiğimiz hukuki bilgileri daha geniş bir kesim için erişilebilir kılmak. Faili Belli’deki dava arşivi yıllar içinde konunun ilgilisi hukukçular, araştırmacılar, hak savunucuları ve gazeteciler için önemli bir referans haline geldi. Faili Belli’de ürettiğimiz bilgi konunun doğası gereği uzmanlık gerektiriyor. Bu durum ister istemez bu bilginin belirttiğimiz uzmanlık alanlarına daha çok hitap etmesi sonucunu doğuruyor. Öte yandan Hafıza Merkezi olarak bu konuları sanat, edebiyat, belgesel gibi mecraları kullanarak anlatmaya her zaman önem verdik. Örneğin ilk yıllarımızda Bûka Baranê adlı bir belgesel yapımının prodüksiyonunu üstlendik. Daha yakın tarihlerde insan hakları ve yaratıcı sektörler, hafıza ve sanat gibi kesişim alanlarında çalışmalar ürettik. </span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-76469 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/yarali-hafiza.jpg" alt="Yaralı Hafıza" width="291" height="434" />Kayıp Adalet</span></i><span style="font-weight: 400;"> ve </span><i><span style="font-weight: 400;">Yaralı Hafıza</span></i><span style="font-weight: 400;"> kitaplarıyla yine bir kesişim alanı yaratmanın peşinde olduk ve hem bireysel hem toplumsal anlamda büyük travmalar üreten bu hadiseleri daha edebi bir üslupla anlatmak istedik. </span></p>
<p><b>İki kitaba da konu olan 8 dava dosyasında ortaklaşılan husus(lar) neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Davaların ortak noktasının Türkiye’de süregelen bir mesele olan cezasızlık sorunu olduğunu söyleyebiliriz. Hafıza Merkezi ağır insan hakları ihlallerine odaklanarak Türkiye’deki cezasızlık sorunu üzerine çalışmalar yürütüyor.</span><span style="font-weight: 400;"> Ağır insan hakları ihlalleri kavramı, güvenlik güçleri veya kamu görevlileri tarafından işlenen öldürme, kaybetme, işkence gibi suçları içeriyor. Hem Faili Belli çalışmasıyla hem de kitaplarla, aslında bu tür suçlardaki cezasızlık sorununu kamusal alanda görünür kılmak ve bu soruna karşı ses çıkarmak da amaçlanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitaplarda işlenen davalarda, bu tür suçlar nedeniyle yargılanan kamu görevlilerini ve güvenlik güçlerini cezasızlık zırhıyla korumak için çeşitli yargısal uygulamalara başvurulduğunu görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu uygulamaların en yaygın örneklerinden biri, dava nakli. Bu davalarda, dava naklini düzenleyen kanun maddesi, yasal ve meşru amaçları doğrultusunda değil, cezasızlığa zemin hazırlamak amacıyla kötüye kullanılıyor. Dava nakli kararları, herhangi somut veriye dayanmayan bir güvenlik gerekçesiyle veriliyor. Bu tür kararlarla davaların suçların işlendiği yerden başka bir yere nakledilmesi, duruşmalara katılımı ve delil toplanmasını zorlaştırarak, davaların cezasızlıkla sonuçlanmasına sebep oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cezasızlığa sebep olan diğer bir uygulama ise, davaları zamanaşımına sürüklemek. Ceza yargılamalarının amacı, iddia konusu suçlarla ilgili maddi gerçeği tespit ederek, failleri işledikleri suçlarla uygun oranda cezalara çarptırmaktır. Fakat bu davalarda, iddiaların açıklığa kavuşturulmasına yönelik ciddi bir araştırmanın yapılmadığını, duruşmalarda tartışılan konuların davanın esasına temas etmekten çok uzak kalabildiğini ya da en basit yargılama işlemlerinin dahi gecikebildiğini gözlemliyoruz. Böylece etkili bir biçimde yürütülmeyen kovuşturmalar, yargılama sürelerinin uzamasına neden oluyor ve nihayetinde sanıklar hakkındaki suçlamalar zamanaşımı süresinin aşılması nedeniyle düşürülebiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sıklıkla gözlemlenen başka bir cezasızlık uygulaması ise, suç isnadının daha düşük ceza gerektiren suçlardan yapılması. Örneğin, sanıklara kasten öldürme suçu yerine, olası kastla ya da taksirle öldürme suçunun isnat edilmesi. Böylece eğer dava mahkumiyet hükmüyle sonuçlanırsa, sanıklar daha az cezalara çarptırılmış oluyor. Hatta kimi zaman sanıklar hakkında verilen düşük hapis cezasının para cezasına çevrildiği örneklere dahi rastlayabiliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak, emir komuta zincirinin araştırılmamasını bu davalardaki cezasızlık uygulamalarına örnek olarak gösterebiliriz. Çoğu zaman davaların yalnızca tek bir güvenlik gücü aleyhinde açıldığına tanık oluyoruz. Bu kişiye emir veren ya da bu kişinin eylemleriyle ilgili yasal olarak sorumluluğu bulunan üstleri sanık olarak yargılamalara dahil edilmiyor. 1990’lı yıllarda meydana gelen hukuk dışı infazlar ve zorla kaybetmeler gibi ağır insan hakları ihlalleriyle ilgili davalarda olduğu gibi, bazı davalardaki suç konusu eylemler tek başına işlenmeleri mümkün olmasa da, yargılamalar emir komuta zincirini açığa çıkaracak şekilde yürütülmüyor.</span></p>
<h5><b>Birincil Talepler Adalet ve Hakikat…</b></h5>
<p><b>Bu kitapta yer alan konular ve Cumartesi Anneleri gibi geride kalanların uzun yıllardır sürdürdüğü adalet arayışı örneklerini, benzer durumların yaşandığı ülkelerle kıyaslandığında, nerede farklılaşıyor? Hangi açı(lar)dan benzeşiyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yakınlarını kaybedenlerin mücadelesi Türkiye’de ve dünyanın her yerinde, bu alanda yapılan her türlü mücadelenin çekirdeğini, başlama noktasını oluşturur. Bu mücadelelerin ortak özelliklerinden biri inadı, ısrarı, vazgeçmemesidir. Örneğin Türkiye’de yakınları kaybedilen Cumartesi Anneleri kısa vadede hemen hemen hiçbir sonuç alamayacaklarını bile bile Galatasaray Meydanı&#8217;na her hafta oturarak burayı kayıpların mekanı haline getirdiler. Bu inadın getirdiği süreklilik ve birikim sayesinde mücadelenin etrafında diğer aktörlerin &#8211; yani aktivistlerin, araştırmacıların, gazetecilerin, belgeselcilerin &#8211; örülmesi ve mücadeleyi büyütmesi mümkün olur. Bu sayede örneğin bizim gibi kuruluşlar bu alanda bilgi üretme imkanına sahip olur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu hareketlerin neredeyse tamamında birincil talepler hakikat ve adalettir. Yani kaybettikleri yakınlarının başına neyin nasıl geldiğinin kapsamlı bir şekilde ortaya çıkarılması, bundan sorumlu olanların sorumlulukları oranında cezalandırılmaları. Bir başka ortak özellik yakınlarını kaybedenlerin verdiği mücadelenin ikonografisi. Örneğin yakınlarını kaybedenlerin mücadele imgesini düşündüğümüzde aklımıza ilk olarak yakınlarının vesikalık fotoğraflarını tutan insanlar gelir. Bu mücadeleler büyük sloganları ekseriyetle kullanmazlar. Kamusal görünürlükleri, yakınlarının varlıklarını tasdik eder, onların mevcudiyetlerini geri çağırmayı amaçlar. Yani onları devletin şiddet ve hakim anlatılarıyla dışına ittiği insanlık alanının içine çeker. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elbette farklı ülkelerin farklı bağlamları ve o ülkede yaşanan devlet şiddetinin niteliği bunun karşısında verilen mücadelenin niteliğini de değiştiriyor. Özgür Sevgi Göral’ın </span><a href="https://hm6.demo-aliseckin.com/basinda-biz/ozgur-sevgi-goral-yazdi-zorla-kaybetmeler-9-ulke-siddet-ve-mucadele/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Ölüye Saygı ve Adalet panelinde</span></a><span style="font-weight: 400;"> belirttiği gibi, örneğin Arjantin gibi etnopolitik çatışma olmayan ülkelerde devlet şiddetinin hedefinde toplumun orta sınıflarını daha fazla görüyoruz. Toplumun bu kesimlerinin verdiği mücadele ise maddi ve sembolik olarak daha yüksek bir görünürlüğe sahip olabilir. Türkiye’de ise durum farklı. Göral’a göre bu anlamda Türkiye’de yaşanan çatışmanın niteliği Çeçen çatışmasındaki Rusya örneğine, ya da sömürgecilik karşıtı mücadele verdiği dönemdeki Cezayir örneğine daha çok benziyor. Buralarda hem işlenen suç, hem de sonrasında bedenlere yapılan eziyet, faillerin cezasız kalması ve hafıza mücadelesi bambaşka bir şekilde işliyor. Buna paralel olarak da mücadelelerin toplumsal olarak sahiplenilmesi ve görünürlüğü daha düşük kalıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabi bir başka önemli faktör devletin çatışmaya verdiği cevabın niteliği. Çatışmanın bitmiş ve devletin resmi olarak bir geçiş süreci başlatmış olması mücadele için hem görünürlüğü arttırıyor, hem de meşruiyet ve taleplerinin güçlenmesi anlamına geliyor. Örneğin Arjantin 1976-1983 Kirli Savaşı, 1991-2001 Yugoslavya Savaşları, 1960-1974 dönemi Kıbrıs çatışmaları gibi dönemlerin sonrasında beğenelim beğenmeyelim bir takım geçiş süreci mekanizmaları işletildi. Arjantin’de “Ulusal Kayıpları Araştırma Komisyonu”’nun</span><span style="font-weight: 400;"> kaleme aldığı Nunca Más (Bir Daha Asla) raporu 1984 yılında ulusal best-seller oldu, 10 senelik bir boşluğun ardından da sorumlu generallerin önemli cezalar aldığı yargılamalar başladı. Birleşmiş Milletler’in kurduğu Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi görev yaptığı 1993-2017 yılları arasında ihlallerden mağdur olan kişiler ve sivil toplum kuruluşlarının tanıklık toplama faaliyetleri sayesinde toplam 4650 tanık dinledi ve 90 kişiyi savaş suçlusu olarak mahkum etti. Kıbrıs’ta her ne kadar kayıp yakınlarının önemli şikayetleri olsa da Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk toplumlarının liderleri tarafından Birleşmiş Milletler’in katılımıyla kurulan Kayıp Şahıslar Komitesi sayesinde kayıpların bulunması için bugüne kadar 1307 kazı yapılmış, tahmin edilen 2002 kayıp insandan 1230’unun bedeni </span><a href="https://hakikatadalethafiza.org/bolunmus-bir-ada-ve-kayiplar/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">tespit edilmiş</span></a><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<p><b>Türkiye’nin siyasi tarihinde “adalet-adaletsizlik” konusu nasıl bir ağırlığa sahip? İktidarların şekillenmesinde ve değişmesinde bu kavram nasıl bir rol oynuyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İktidarların şekillenmesi ve değişmesindeki etkisinin ötesinde, belki de bu soruyu adalet-adaletsizlik konusunun Türkiye için iktidarlar üstü bir yakıcılığı olduğunu hatırlayarak ve cezasızlık kültürünün aslında cumhuriyet tarihinin asli bir unsuru olduğunu es geçmeden cevaplamak gerekiyor. </span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Kayıp Adalet</span></i><span style="font-weight: 400;"> için Berkin Elvan cinayeti davasını kaleme alan Ali Duran Topuz, cezasızlık terimi yerine “öldürme hakkı” terimini kullanmayı tercih ediyor. Devletin kendisi için tanımladığı bu öldürme hakkı, iki kitaba konu olan 8 davanın da bel kemiğini oluşturan bir unsur. Ulus-devletler, şiddet kullanma yetkisini kendi merkezlerinde toplayarak, siyasi otoritelerini bu hak üzerine inşa ediyorlar. Bu anlamda devlet yetkililerinin yargılandığı davalar aslında devletin kendi otoritesini savunduğu ve haklı çıkardığı alanlara dönüşüyor. Cezasızlığın işletildiği davalarda şiddet kullanımının kuralsızlığını öne çıkarmak yerine, şiddet kullanımını meşrulaştıracak öğelere vurgu yapılarak dava konusu şiddetin devletin bekası için uygulandığı kanıtlanmaya çalışılır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu anlamda devletin öldürme hakkı da siyasi eğilimlerinden ve ideolojilerinden bağımsız olarak tüm iktidarların birbirlerine miras bıraktığı bir “ayrıcalık” olarak kalmaya devam ediyor. Topuz’un kaleme aldığı bölümde bu sürekliliğin Türkiye’de nasıl sağlandığına dair çarpıcı bir örnek var, o da 1914 tarihli Memurin Muhakemat Kanunu. İdari otoritenin korunmasını hedefleyen bu kanun, devlet görevlilerinin sanık sıfatı taşıdığı ceza yargılamalarını engellemeyi amaçlıyordu. İşlediği suç yaşam hakkını ihlal edecek ağırlıkta dahi olsa eğer bir devlet görevlisi sanık olursa idarenin itibarının zedeleneceğini öngören bu kanuna göre, idari otorite candan daha kıymetli. Bir devlet memurunun idari suç işleyip işlemediğine dair karar verme yetkisini de idareye tanımlayan kanuna göre, devlet görevlilerinin suç olan fiillerini yargı denetleyemez. Adliyelerin idari işlere karışmaması gerektiği salık veren bu anlayış, kuvvetler ayrılığını da imha ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cezasızlık kültürünü bizzat besleyen 106 yıllık bu kanunun çıkış tarihi itibarıyla ne türden şiddeti korumayı amaçladığı ve nasıl bir işlev taşımasının arzulandığını anlayabiliriz. Savaşa giren bir imparatorluğun yalnızca işgalci askerleri değil, kendi vatandaşını da öldürme yetkisini elinde tutma çabası çok açık, hatta bir nevi “kılıç hakkı” kanunlaştırılıyor. 1915’te Anadolu’daki Ermeni nüfusunun yok edilmesi de bu kanunun sağladığı koruma zırhı ile mümkün oldu. Aslen geçici bir şekilde kullanılması planlanan, adeta bir “olağanüstü hal” uygulaması olarak tasarlanan bu kanunun aslında bir türlü geçmek bilmemesi, egemen güce sağladığı işlev ile açıklanabilir. Devletin öldürme hakkının muhatapları cumhuriyet tarihi boyunca değişti, örneğin bu yetki 1984’ten itibaren de bütün Kürt illerinde “hak” olarak tanımlandı. Belki günümüzdeki fark, sadece bir bölgede ve bir grup insana yönelik değil, her yerde, herkese karşı ve her an kullanılabilmesi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Walter Benjamin, “Şiddetin Eleştirisi Üzerine” başlıklı makalesinde bunu “hukuk koruyan şiddet” olarak tanımlıyor. “Asli ve arketip olarak askeri şiddetten yola çıkılıp doğal amaçlara yönelmiş her türden şiddet dikkate alındığında, hepsi hukuk kuran/yaratan bir niteliği içinde barındırır” (25)</span><span style="font-weight: 400;"> tespitini yapan Benjamin, şiddetin birincil işlevini ‘hukuk kurma’ olarak tanımlarken, ikinci işlevini de ‘hukukun korunması’ olarak kurguluyor. Bu anlamda şiddet kullanımını meşrulaştıran cezasızlık politikaları, şiddetin, devletin varlığını ve meşruiyetini korumak için bir araç olarak kullanıldığını bize açık ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cezasızlık kültürü yalnızca silah kullanma yetkisine sahip devlet görevlilerinin yargı tarafından cezalandırılamaması anlamına gelmiyor, hukuk dışı şiddetin daima bir siyasi araç olarak gündemde tutulmasını da sağlıyor. Memurin Muhakemat Kanunu kaldırılsa da başta silah kullanma yetkisine sahip devlet görevlileri olmak üzere kamu görevlilerini ceza tehdidine karşı koruyan hükümler hukuk sistemimiz içine yedirilmiş durumda. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında çıkarılan kararnameler ile bu koruma zırhı giderek daha da güçlendirildi. Hatta şimdilerde Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme” suçu sayesinde yalnızca silah kullanma yetkisine sahip devlet görevlileri değil, hükümete yakın savcılar ve ağır ceza hâkimleri gibi kişilerin sebep olduğu hak ihlallerini haberleştiren gazetecilere dahi hapis cezası verilebiliyor. </span></p>
<h5><b>Adalet Talebinin Müşterekleşmesine Katkıda Bulunmak</b></h5>
<p><b>Kitapta yer alan olaylarla ilgili güçlü toplumsal bir adalet talebi oluşabildi mi? Bunun oluşabilmesi için ne gerekiyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu soruya ne yazık ki bugün için olumlu bir cevap vermek mümkün değil. Oysa adalet talebinin çok daha güçlü olduğu bir zamana 2000’li yılların başlarında Türkiye’nin Avrupa Birliği ile tam üyelik sürecinden 2013 &#8211; 2015 çözüm sürecine kadar olan dönemde şahit olduk. Bu dönemde belli iniş çıkışlara rağmen Türkiye’nin cezasızlık kültürüyle ilgili defterlerinin üzerindeki sır perdesinin aralanmaktaydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine de bu dönemde görece artan adalet talebi toplumsal düzeyde yeterince kök salmamış olacak ki 2015’te başlayan çatışmalı dönem sonrası rüzgar hızla yön değiştirdi ve çatışma karşısında barış talebi siyaseten ana akım olamadı. Bugün 2015’te başlayan çatışma, bunu şart koşan siyasi koalisyonun yarattığı iklim ve hakim rekabetçi otoriter yönetimin bir sonucu olarak adalet talebinde bir azalma yaşıyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan yaşananların geri alınması da mümkün değil. 2008’de Cemal Temizöz başta olmak üzere JİTEM’in farklı yerel ayaklarının yargılandığı birçok davanın iddianameleri bu dönem yaşanan ihlallere ve kirli savaş taktiklerine dair önemli hakikatleri ortaya çıkardı. Bu dönemde toplumda farklı kesimlerin cezasızlık karşısında güçlü talepleri karşılık buldu. Bu talepler ve hakikatler o dönem iktidara yakın olanlar gazetelerde de yayımlandı. Bu hakikatlerin hiç yaşanmamış gibi hayatın devam etmesi mümkün değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün yapabileceğimiz şey ise adalet talebinin müşterekleşmesine katkıda bulunmak. Her kesimden gelen adalet talebinin zor yoluyla bastırıldığı, sürekli bir şiddet ortamı içinde barışın konuşulamadığı bu son dönem, aynı zamanda daha geniş kesimlerin adalete ihtiyaç duyduğu bir dönem oldu. Dolayısıyla cezasızlığın kendisini sürekli daha güçlü bir şekilde var eden, meşruiyetini önceki pratiklerinden alan bir döngü olduğuna, adalet talebinin neden müşterekleşmesi gerektiğine dair konuşabileceğimiz bir dönemdeyiz. Barıştan ne anladığımız dahil onu tüm yönleriyle konuşmak, sürekli gündemde tutmak, bu talebin haklılığını vurgulamak gerekir. Zor gücünün ısrarla bastırdığı bu iki talebin daha görünür kılınması, hayatta kalanların dayanışmasına, ortaklaşmasına ve bu taleplerin daha güçlü bir şekilde toplumsallaşmasına olanak sağlayacaktır.   </span></p>
<h5><b>3 Aralık’ta Yazarlarla Söyleşi…</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kayıp Adalet ve Yaralı Hafıza kitaplarıyla ilgili söyleşi 3 Aralık’ta yazarların katılımıyla Postane’de yapılacak…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Katılım ve bilgi için<a href="https://hakikatadalethafiza.org/kitap-soylesisi-kayip-adalet-ve-yarali-hafiza/" target="_blank" rel="noopener"> tıklayınız.</a></span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/01/kayip-adalet-cezasizlik-ve-korunan-failler/">Kayıp Adalet/ Cezasızlık ve Korunan Failler…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8221;Zamanaşımı Sürdüğü Müddetçe Adalet Mücadelesi De Sürecek&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/21/zamanasimi-surdugu-muddetce-adalet-mucadelesi-de-surecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Dec 2019 09:28:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hafıza Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Cezasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Emel Ataktürk Sevimli]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikat Adalet Hafıza Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[JİTEM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46039</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, Hukuk Çalışmaları Program Direktörü Emel Ataktürk Sevimli ile cezasızlık uygulamalarını konuştuk. Sevimli, zamanaşımı kararları ve beraatler sürdükçe;  adalet arayışındaki seslerin duyurulma mücadelesinin de devam edeceğini belirtiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/21/zamanasimi-surdugu-muddetce-adalet-mucadelesi-de-surecek/">&#8221;Zamanaşımı Sürdüğü Müddetçe Adalet Mücadelesi De Sürecek&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Cezasızlık nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-46040 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/IMG-20191219-WA0032-640x831.jpg" alt="" width="235" height="305" />Uluslararası kaynaklarda cezasızlık devletin sorumluluğuna işaret eden bir alan; yaşanan insan hakları ihlallerinin soruşturmasının, faillerinin bulunmasının, yargılanmasının ve cezalandırılmasının ya da suçtan mağdur olanların zararlarının tazmin edilmesinin mümkün olamaması halini ifade ediyor. Türkiye’de çokça bilinmese de Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi kuruluşlar bu kavramı devletin bizzat yarattığı veya göz yumduğu aktörler eliyle yahut devlet ve kurumlarının denetlenmemesi sonucu meydana gelmiş olan ağır ve sistematik hak ihlalleri ile ilişkili biçimde yaygın olarak kullanıyor. Kapsam çok geniş. İşkence, hukuk dışı ve keyfi infazlardan, zorla kaybetmelere, kadına karşı şiddet alanından çocuk hakları ihlallerine, LGBTİ+ bireylere yönelen şiddete kadar devletin pozitif, negatif ve soruşturma yükümlülükleri üzerinden geniş bir alanla ilgili sorumluluklara tekabül ediyor.</span></p>
<p><b>Türkiye’deki uygulamalar kapsamında cezasızlık nasıl değerlendirilmeli, sizce sorun nedir?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hukuk sisteminin güçlü olmadığı pek çok dünya ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de cezasızlık hem bir devlet politikası hem de köklü bir kültür ve gelenek, sadece siyasi alanı da ilgilendirmiyor. Yasama, yürütme, yargı nereye baksanız bu tümoral olguyu besleyen damarları görürsünüz.</span></p>
<p><b>Türkiye’de özellikle kamu görevlilerinin neden olduğu ağır insan hakları ihlalleri ve yapısal bir sorun olarak karşımızda duran cezasızlık kültürü, şahısların korunması,  sosyolojik açıdan nasıl değerlendirebiliriz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sorunuza bir soruyla cevap vereyim; Türkiye’de darbeler, sıkıyönetimler, olağanüstü haller vb. dönemlerde insan hakları münferit değil gayet ağır, gayet yaygın ve sistematik şekilde ihlale uğradı ve bu kadar sistematik ve yaygın ihlaller ancak devletin tüm makamları nezdinde bu duruma açık ya da zımni kabul varsa olabilir öyle değil mi? 12 Eylül’de yüz binlerce insan ağır işkenceler gördü, 90’larda ve OHAL dönemlerinde binlerce insan devlet görevlileri ya da onların emri altında çalışan paramiliter kişi veya gruplarca zorla kaybedildi ve hukuk dışı infazlarda sokak ortasında öldürüldü. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Bir ülkede yüz binlerce insanın devlete ait sorgu merkezlerinde işkenceden geçirilmesi ya da sokaklarda infaz edilmesi yetkililerin bilgisi ve onayı olmadan öyle aylarca yıllarca sürdürülebilecek bir şey olabilir mi? </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu her şeyden evvel burada bir devlet politikası ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Oysa cezasızlık çok çok zehirli bir pratik çünkü yargı önünde hesap verilmesi sağlanmayan her ihlal sorumluları cesaretlendiriyor ve bir sonraki ihlale davetiye çıkarıyor nitekim son sokağa çıkma yasakları ve OHAL dönemi uygulamaları ortada. </span></p>
<p><b>Peki cezasızlık devlet kurumları ve toplumda nasıl karşılık buluyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cezasızlık sorununun zihniyet ve algı kalıplarıyla ilgili bir önemli boyutu  var. Nerede bir devlet görevlisi bir hak ihlaline karışmakla, mesela işkence yapmakla, zorla kaybetme ya da keyfi infaz ile suçlanmışsa, o memurun mutlaka haklı bir gerekçesi olduğu düşünülür, devlet kurumları nezdinde mazur görülür, fail görevden alınmadan her şey normalmiş gibi işinin başında kalmaya devam eder, soruşturma izni verilmeyerek amirleri tarafından korunur ve yargılanması bir şekilde engellenir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-46043 aligncenter" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/Ekran-Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1-17-640x258.jpg" alt="" width="640" height="258" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yasama alanında ihlal sorumlularının yargılanmasını imkansızlaştıran birçok yasal düzenleme meclisten kolaylıkla geçer. Yargı bu yasal düzenlemeleri sorgulamaksızın esas alır, görev yeri, sicili, ikametgahı belli olan sorumlular her nasılsa yıllarca bir türlü bulunamazlar ve mahkeme önüne çıkarılamazlar. Bazen olaylar güpegündüz herkesin gözü önünde gerçekleşmesine rağmen yine her nasılsa tanıklar bulunamaz, deliller toplanamaz ve böyle türlü oyunlarla yargı süreçleri zamanaşımına sürüklenir sorumlular korunur, kollanır, aklanır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu süreçlerde siyasi aktörlerin elbette birincil sorumluluğu vardır ama mesele bundan ibaret değil, yasama ve yargının da içinde olduğu ve köklerini ‘devletin ali menfaatleri mevzu bahis ise yurttaşın hakları teferruattır’ diye bakan zihniyetten alan büyük bir uzlaşma var. İktidarlar değişse bile baki kalan, devletin tüm kurumlarını ve toplumun bir kesimini içine alan sessiz ve derin bir mutabakat söz konusu. </span></p>
<p><b>Soruşturma bekleyen daha çok dava var. Zamanaşımı ve yargılamaların uzunluğu konusunda ne söylemek istersiniz? Adaletin önünde ne gibi engeller var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan hakları ihlallerinin sorumlularının saptanması konusundaki tüm yargı süreçleri gayet gönülsüz bir şekilde yürütülüyor. Açılan soruşturmaları ya da davaları ne yapsak da kapatsak çabası var. Bu yargılamaların ciddiyetsiz bir şekilde yürütülüşünden, zamanaşımı kararlarına, beraat kararlarından sürüncemede bırakma hallerine kadar gayet açık. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Zaman geçsin her şey unutulsun isteniliyor.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Hukukun araçsallaştırılması ve siyasi savaşlarda bir silah olarak kullanılması ne kadar yanlışsa insan hakları ihlallerinin inkarı, mağdurların, ailelerinin ve toplumun acılarının görmezden gelinmesi de o kadar yanlış ve tehlikeli. Hukukun özgürlükler alanını koruyabileceğine, tüm toplumsal yaşayışımız ve geleceğimiz için bir ortak zemin oluşturabileceğine olan inanç tamamen kaybolduğunda işler iyice zorlaşır çünkü adalet duygusu örselenmiş milyonlarca insanın günlük hayatta acılarını yok sayanlarla yan yana yaşamını sürdürebilmesi uzun vadede oldukça zor olabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46042 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/1-5.jpg" alt="" width="289" height="378" />Öte yandan bu sadece yargının çözebileceği bir iş değil. Yargısal aktörlerin mesleki bağımsızlıklarına ilişkin güvenceleri bu kadar zayıfken kişisel risk almalarını beklemek akılcı değil. Bu noktada siyasetin hem geçmiş ağır insan hakları ihlalleri ile yüzleşmeye hem ihlallerin tanınması ve tekrarının önlenmesine hem de bu bağımsız ve tarafsız bir yargı için güvencelerin oluşturulmasına yönelik sorumluluğu var.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya deneyimi gösteriyor ki ceza yargılamaları ancak geçmişle yüzleşme arzusunun yeşerdiği bir ortamda ve özür gibi, hafızalaştırma çalışmaları gibi, hakikat komisyonları gibi diğer geçmişle yüzleşme mekanizmaları ile birlikte çalıştığında anlamlı sonuçlar üretebilir. </span></p>
<p><b>Peki bugün?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün böyle bir yüzleşme arzusundan çok uzaktayız o nedenle yargılamalar daha çok mağdurların yanında olmak, onları yalnız bırakmamak, seslerini duyulur kılmak ve inkar edilen insan hakları ihlallerini tanınmaya zorlama çabasıyla ilgili. Hukukta ısrar etme, devlete yükümlülüklerini hatırlatma ve unutturmama mücadelesinin bir parçası. Bu nedenle zamanaşımı kararları ve beraatler sürecek bunun farkındayız ama adalet arayışında mağdurların sesini duyurma ve cezasızlığa karşı hukuksal imkanların sonuna kadar en doğru şekilde kullanılmasının mücadelesi de sürecek.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/21/zamanasimi-surdugu-muddetce-adalet-mucadelesi-de-surecek/">&#8221;Zamanaşımı Sürdüğü Müddetçe Adalet Mücadelesi De Sürecek&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplum Sivil Ölümlere Duyarsız</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/29/toplum-sivil-olumlere-duyarsiz/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/29/toplum-sivil-olumlere-duyarsiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jun 2017 09:06:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BARANSAV]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Cezasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[İç Güvenlik Yasası]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Tursun]]></category>
		<category><![CDATA[Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Baran Tursun Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16272</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Baran Tursun Vakfı Başkanı Mehmet Tursun, toplumun sivil ölümlere karşı duyarsızlığının had safhada olduğunu belirterek, “Yalnızca toplumun değil aynı zamanda toplumun motorize gücü dediğimiz sivil toplum örgütlerinin duyarsızlığı da had safhadadır.  Ölen kişi üyeleri veya kendilerine yakın biriyse sahip çıkılıyor. Bu da bizim gibi politik yönü olmayan polis mağduru ailelerin kanına dokunuyor” diye konuştu. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/29/toplum-sivil-olumlere-duyarsiz/">Toplum Sivil Ölümlere Duyarsız</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uluslararası Baran Tursun Vakfı Başkanı Mehmet Tursun, toplumun sivil ölümlere karşı duyarsızlığının had safhada olduğunu belirterek, “Yalnızca toplumun değil aynı zamanda toplumun motorize gücü dediğimiz sivil toplum örgütlerinin duyarsızlığı da had safhadadır.  Ölen kişi üyeleri veya kendilerine yakın biriyse sahip çıkılıyor. Bu da bizim gibi politik yönü olmayan polis mağduru ailelerin kanına dokunuyor” diye konuştu.</strong></p>
<p><span id="more-16272"></span></p>
<p>İzmir&#8217;de 25 Kasım 2007’de arkadaşlarıyla doğum günü kutlamasından dönerken, polis ekiplerinin ‘dur’ ihtarına uymadığı gerekçesiyle açılan ateş sonucu yaşamını yitiren 20 yaşındaki Baran Tursun adına ailesinin kurduğu Uluslararası Baran Tursun Vakfı, kurumsal şiddete maruz kalanlara rehabilitasyon ve adaptasyon hizmetlerinin yanı sıra hukuksal destek sunuyor. Sivil ölümleri hakkında raporlama ve konuyu kamuoyuna ulaştırma çalışmaları da yürüten Vakfın Kurucu Başkanı Mehmet Tursun  bu cinayetlerin toplum tarafından olağan sayılmasından yakınıyor.</p>
<figure id="attachment_16274" aria-describedby="caption-attachment-16274" style="width: 133px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16274" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/20170627_141000.png" alt="" width="133" height="202" /><figcaption id="caption-attachment-16274" class="wp-caption-text">Uluslararası Baran Tursun Vakfı Kurucu Başkanı Mehmet Tursun</figcaption></figure>
<p>Sivil Sayfalara&#8217;a konuşan Tursun,son birkaç yılda, 76’sı kadın, 65’i çocuk, 208’inin de yetişkin erkek olmak üzere toplam 349 kişinin yaşam hakkının devlet görevlileri tarafından ihlal edildiğini belirtirken,  “Haziran 2007 seçimlerinden önce bir torba yasayla yasallaşan İç Güvenlik Yasası’yla polisin öngörüsü veya soyut kavramlara dayalı makul şüphe sonucu sivil ölümleri arttı. Devletin bekası uğruna, bireylerin hak ve özgürlüklerini askıya alan kanunlardan birisi olan Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun (PVSK) uluslararası standartlar göz önüne alınmaksızın düzenlenmesi sonucunda, birkaç yıl içerisinde aralarında bebeklerin, çocukların ve yetişkinlerin de olduğu 349 kişinin ölümünden polis sorumlu tutularak yargılanmış, sembolik veya &#8220;erteli cezalara&#8221; çarptırılmıştır. Öldürme olaylarına karışan polislerin çoğu görevlerine halen devam etmektedirler. Failin polis olduğu bu neviden davalarda, yargı açıkça taraf olmuştur. Yargının bu tarafgir müsamahası sonucunda, ülkemizde polisin öldürme gücü artmış, hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği kadar yükselmiş ve seri cinayetler haline dönüşmesi teşvik edilmiştir”dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Hakime de sembolik bir ceza vermek düşüyor&#8221;</strong></p>
<p>Toplumun sivil ölümlere karşı duyarsızlığının had safhada olduğunu belirten Mehmet Tursun, “Yalnızca toplumun değil, aynı zamanda toplumun motorize gücü dediğimiz sivil toplum örgütlerinin duyarsızlığı da had safhadadır.  Ölen kişi o sivil toplum kuruluşlarının üyesi ve kendisinden ise sahip çıkılıyor,  Bu da bizim gibi politik yönü olmayan polis mağduru ailelerin kanına dokunuyor” diye konuştu. Polis kurşunu ölümleri davalarının çoğunun sembolik veya ertelemeli cezalarla sonuçlandığının altını çizen Tursun, “Cinayetin işlendiği gün, valinin, kaymakamın veya hükümet üyelerinin demeçleri ışığında hazırlanan  “cezasızlık” dosyası hakimin önüne gittiğinde, o hakime de sembolik bir ceza vermek düşüyor” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/29/toplum-sivil-olumlere-duyarsiz/">Toplum Sivil Ölümlere Duyarsız</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/29/toplum-sivil-olumlere-duyarsiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Toplumsal Hafızaya Müdahale Yerine Cezasızlık Politikasını Terk Edin”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/14/toplumsal-hafizaya-mudahale-yerine-cezasizlik-politikasini-terk-edin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jun 2017 11:04:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Özmen]]></category>
		<category><![CDATA[Cezasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratik Bölgeler Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Tanrıverdi]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Barosu]]></category>
		<category><![CDATA[HAK İNİSİYATİFİ]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtçe]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15814</guid>

					<description><![CDATA[<p>DBP’li belediyelere atanan kayyımların  toplumsal hafıza anıtlarını kaldırmasına tepki gösteren Diyarbakırlı hak örgütü temsilcileri, bu uygulamanın ‘cezasızlık politikasına’ hizmet edeceğini savunarak en kısa sürede vazgeçilmesini istiyor. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine atanan kayyımların çoğu ilk iş olarak belediye tabelalarını değiştirmeye başlamışlardı. Diyarbakır başta olmak üzere birçok il ve ilçede çok dilli [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/14/toplumsal-hafizaya-mudahale-yerine-cezasizlik-politikasini-terk-edin/">“Toplumsal Hafızaya Müdahale Yerine Cezasızlık Politikasını Terk Edin”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DBP’li belediyelere atanan kayyımların  toplumsal hafıza anıtlarını kaldırmasına tepki gösteren Diyarbakırlı hak örgütü temsilcileri, bu uygulamanın ‘cezasızlık politikasına’ hizmet edeceğini savunarak en kısa sürede vazgeçilmesini istiyor.</strong></p>
<p>Demokratik Bölgeler Partisi<em> (</em>DBP) belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine atanan kayyımların çoğu ilk iş olarak belediye tabelalarını değiştirmeye başlamışlardı. Diyarbakır başta olmak üzere birçok il ve ilçede çok dilli tabelalar indirilmiş, tabelalarda sadece Türkçe kullanılmıştı. Kayyımların bu müdahaleleri devam ederken İçişleri Bakanı Süleyman Soylu kayyımlara Kürtçe tabelaları indirmemeleri konusunda bir uyarıda bulunarak <em>“Kürtçe ile bir sorunumuz yoktur, Kürtçe bizim de dilimizdir” </em>açıklamasında bulunmuştu. Bu açıklamanın ardından Ermenice, Süryanice, Arapça gibi ifadeler silinse de Kürtçe tabelalar kalmaya devam etmişti. Yine kayyımların birçoğu yerleşim yerlerinin Kürtçe isimlerini tabelalardan kaldırarak T.C ibaresi ile Türk Bayrağı eklemişlerdi.</p>
<p><span id="more-15814"></span></p>
<p>Bu adımdan kısa bir süre sonra kayyımlar Kürtlerin toplumsal hafızasında önemli yer tutan sembol isimlere ait tabela ve anıtlara müdahale etmeye başladı. İlk olarak Diyarbakır’ın Kayapınar İlçesi’nde dikilmiş olan Roboskî anıtı bir sabah erkenden sökülerek kaldırıldı. Söz konusu hadisenin sorulduğu belediyenin yeni yetkilileri ‘durumdan haberdar olmadıkları’ cevabıyla geçiştirseler de bu müdahale zamanla kayyımların birçoğunun müşterek işine dönüştü.</p>
<p>Şırnak&#8217;ın Cizre Belediyesi&#8217;ne kayyım olarak atanan ilçe kaymakamı, ilçe merkezinde Kürt siyasetçi Orhan Doğan adına dikilmiş anıtı yıktı. Van’da Çatak Belediyesi tarafından bir parka verilen Tahir Elçi ismi silinerek çatışmalarda yaşamını yitirmiş bir korucunun ismi verildi. Ağrı Doğubayazıt’da İsmail Beşikçi Caddesi’nin ismi İnegöl olarak değiştirildi. Diyarbakır’ın Yenişehir ilçesinde bulunan Merwanî Parkı, Kültür Park oldu ve en son, 21 Kasım 2004&#8217;te babası Ahmet Kaymaz’la birlikte evlerinin önünde 13 kurşunla öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz adına Kızıltepe’de yaptırılan heykel kayyım tarafından kaldırıldı. Kürt toplumunun hafızasında sembol olan bu isimlerin kamusal alandan silinmesinin ne anlama geldiğini, nasıl bir algıya sebep olduğunu ve tepkileri Diyarbakır’daki hak örgütlerine sorduk.</p>
<p><strong>Ahmet Özmen (Diyarbakır Barosu Başkanı): </strong></p>
<p><strong>“Tahir Elçi isminin bir parkta oluşu Çatak kayyumunu niye rahatsız eder? Burada iki şey amaçlanıyor: Birincisi, belleği silmek ve onlara kıymet atfetmeyi yasaklamak. İkincisi ise, işlenen bu suçların vatan savunması için yapıldığını düşünen zihniyetin bu suçları cezadan muaf tutması”</strong></p>
<figure id="attachment_15817" aria-describedby="caption-attachment-15817" style="width: 251px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15817" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/fft16_mf8271439.jpeg" alt="" width="251" height="141" /><figcaption id="caption-attachment-15817" class="wp-caption-text">Diyarbakır Barosu Başkanı Ahmet Özmen</figcaption></figure>
<p>Bu isimler çok ciddi ve ağır insan hakları ihlalleri neticesinde öldürülmüş insanların isimleri. Roboskî, Tahir Elçi… Henüz ortada bir fail yok, soruşturmanın geldiği bir nokta yok.  Hem o belleği silmek hem de cezasızlık politikasına hizmet etmek olarak görüyorum bu adımları. Bu adımlar 13 yaşındaki bir çocuğun kamu görevlileri tarafından öldürülmesinin doğal olduğu yönündeki zihniyetin dışa vurumudur. Özellikle 90’lardan bu yana faili meçhul dosyaları, köy yakmalar, işkenceler… Bunların hiçbirinin faili ortaya çıkarılmadı devlet tarafından. Devlet ve yargı açısından en büyük problem kamu görevlilerinin işledikleri ağır hak ihlallerinin cezadan muafiyetleridir. Bu da özetle ve açıkça <em>‘devletin güvenliği için mücadele ediyor bu insanlar, dolayısıyla yaptıkları bütün eylemler devletin bekası için meşrudur ve cezadan muaftır’</em> demektir. Yargı erki elindeki dosyalar açısından bir defa ayrımcılığa, kayırmacılığa girdi mi onu bir daha toparlamanız mümkün değildir. Ne yazık ki bu hep böyle oldu. Bir müddet 90’lı yıllar hakkında açılan davalar oldu ama onların da hepsi önce sürgün edildi, şimdi de teker teker beraat kararı veriliyor. Siyasal iktidar kim olursa olsun kendi döneminde veya önceki dönemlerde işlenmiş olsun, o dosyaları aydınlatmak iktidarın temel sorumluluğu ve görevidir.</p>
<p>Bu müdahalelere dönecek olursak, merkezi idare tarafından Kürtçe tabelalar için bir uyarı yapılmasına rağmen bu müdahalelere bir tepki gelmemesini ‘tabelalarda Kürtçe kullanılabilir ama böyle sembol isimlerin bazı yerlerde yaşaması sakıncalıdır’ anlayışının göstergesi olarak görüyorum. Tam da bu bağlamda soruyorum: Tahir Elçi isminin bir parkta oluşu Çatak kayyumunu niye rahatsız eder? Burada iki şey amaçlanıyor: Birincisi, belleği silmek ve onlara kıymet atfetmeyi yasaklamak. İkincisi ise, işlenen bu suçların vatan savunması için yapıldığını düşünen zihniyetin bu suçları cezadan muaf tutması. Ama bu tarz hamlelerle bellek sıfırlamak mümkün değil. Halkın değer atfettiği isimlerin bu şekilde görünür olmasını engellemeye çalışmak, tam tersine devletle vatandaş arasında ayrışmaya, kopmaya sebebiyet veriyor.</p>
<p><strong>Raci Bilici (İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanı): </strong></p>
<p><strong>“İsmi geçen kişilerin ve buna benzer olanların öncelikle faillerinin ortaya çıkarılıp yargılanması, bu insanların hatıralarına saygı gösterilmesi ve bu coğrafyada yaşananlar üzerinden coğrafyanın hafızası ile oynanmaması, bizim çağrımız budur.”</strong></p>
<figure id="attachment_15818" aria-describedby="caption-attachment-15818" style="width: 380px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15818" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/bilici_raci.jpg" alt="" width="380" height="182" /><figcaption id="caption-attachment-15818" class="wp-caption-text">İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici</figcaption></figure>
<p>Bu tür müdahaleler Türkiye’nin resmî ideolojisinden bağımsız değildir. Geçmişten bugüne kadar gerek ovaların, derelerin, dağların, köylerin, şehirlerin değiştirilen isimleri olsun gerekse de Kürt şarkılarını Türkçeleştirerek söylenmesi, bunlar bir asimilasyon ve bir tarihi, hafızayı silmek girişimleriyle ilgilidir. Bunlar bilinçli, planlı, programlı yapılan şeylerdir. Son dönem uygulamalarından Roboskî anıtının ortadan kaldırılması mesela… Roboskî anıtının orada bulunması şu mesajı veriyor. Bu ülkede bir katliam yaşanmıştır, bu ülke insanlığa karşı suçlar işlemiştir, bu bunun göstergesidir ve insanların her gün görmesi ile bu hafızada diri tutuluyor. Roboskî ile ilgili bize dava açıldı örneğin; ‘Niye unutmadık, unutturmayacağız diyorsunuz? Bunun katilleri niye hesap vermiyor diye neden sormuşsunuz?’ diye dava açılıyor bize. Aynı şekilde Uğur Kaymaz anıtı da bu ülkede katledilmiş yüzlerce çocuğun sembolüdür. Bu ülkede yüzlerce çocuk öldürüldü ve davaların neredeyse hiçbiri gerçeklerin açığa çıkmasıyla neticelenmedi.  Örneğin Tahir Elçi , bütün bunlar sembol isimlerdir. Kürtlerin gönlünde, hafızasında yer etmiş isimlerdir ve bu isimlerin bir yerlerde yaşatılması bir anlam ifade ediyor. Bunlar sıradan şeyler değil.</p>
<p>Bizim çağrımız; öncelikle bu ismi geçen kişilerin ve bunlara benzer olanların öncelikle faillerinin ortaya çıkarılıp yargılanması, bu insanların hatıralarına saygı gösterilmesi ve bu coğrafyada yaşananlar üzerinden coğrafyanın hafızası ile oynanmaması, bizim çağrımız budur. Bu hafıza ile oynamak çok tehlikelidir, bu hafıza ile oynamak insanî değerlerle oynamaktır. Toplumsal barışa hizmet etmez, sorunun çözümüne hizmet etmez, halkları birbirinden daha çok ayrıştırır. Toplumun kültürüne, tarihine, değerlerine, değer verdiği isimlere saygı gösterilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Derya Tanrıverdi (HAK İnisiyatifi &#8211; Diyarbakır): </strong></p>
<p><strong>“Bir yere verilecek isme oranın halkı karar vermelidir. Kayyımlık müessesesi seçme ve seçilme hakkının toplumun bir kesimi için yok sayılması olarak başlı başına meşruiyet sorunu iken atanmış kayyımların toplumsal hafızaya müdahale etmeleri ne ahlakidir ne de insanidir.”</strong></p>
<figure id="attachment_15819" aria-describedby="caption-attachment-15819" style="width: 202px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15819" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/WhatsApp-Image-2017-06-14-at-12.08.30.jpeg" alt="" width="202" height="270" /><figcaption id="caption-attachment-15819" class="wp-caption-text">HAK İnisiyatifi üyesi Derya Tanrıverdi</figcaption></figure>
<p>Toplumda değer olarak kabul edilen, bazı olayların sembolü olan, halk tarafından benimsenen ve sahiplenilen sembollerin bu şekilde keyfi muamele ile halkın iradesi yok sayılarak kaldırılması kabul edilemez. Bu isimler haksız yere zulme uğramış, haklarında adaletin tecelli etmediği, faillerinin cezasızlık politikası ile kollandığı, davalarının kamuya mal olduğu kişilerdir. Bir yere verilecek isme oranın halkı karar vermelidir. Kayyımlık müessesesi seçme ve seçilme hakkının toplumun bir kesimi için yok sayılması olarak başlı başına meşruiyet sorunu iken atanmış kayyımların toplumsal hafızaya müdahale etmeleri ne ahlakidir ne de insanidir. İçişleri Bakanlığı, Kürtçe tabelalara müdahaleyi uyarıp durdurduğu gibi bu konuda kayyımları uyarmalı ve hükümet cezasızlık politikası ile keyfiliğin sürdürülmesini terk ederek bu suçların faillerini ortaya çıkarıp mağdurları tatmin edecek bir yargılamayı sağlamalıdır. Bütün bu yaşadıklarımız çatışmaların yeniden yaşanması sonrasında Kürt meselesinde yaklaşımın değişmesinin sonuçlarıdır. Bu sebeple toplumsal uzlaşıya her geçen gün zarar veren bu politika değiştirilmeli ve OHAL kaldırılarak, kayyımlık müessesesine son verilerek normalleşme adımları hızla atılmalıdır. Taraflara bir kere daha hatırlatmak gerekir ki Kürt meselesi bir asayiş ve güvenlik meselesi değil temel hak ve hürriyetler meselesidir ve çatışmalı atmosfere mahkûm edilmemelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/14/toplumsal-hafizaya-mudahale-yerine-cezasizlik-politikasini-terk-edin/">“Toplumsal Hafızaya Müdahale Yerine Cezasızlık Politikasını Terk Edin”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>8. Hukukun Gençleri Sempozyumu’na katılım koşulları belirlendi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/12/8-hukukun-gencleri-sempozyumuna-katilim-kosullari-belirlendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jun 2017 21:49:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Cezasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hukukun Gençleri Sempozyumları]]></category>
		<category><![CDATA[hukukun üstünlüğü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15736</guid>

					<description><![CDATA[<p>Umut Vakfı Araştırma Merkezi’nin düzenlediği 8. Hukukun Gençleri Sempozyumları Dizisi’nin bu yılki konusu “Adalet, Hukuk ve Cezasızlık” olarak belirlendi. Sempozyum 23-24 Kasım tarihlerinde İstanbul’da yapılacak. Her yıl düzenlenen ve hukukun üstünlüğüne, sorunların barışçıl yollarla çözülebileceğine dair inancın güçlenmesini hedefleyen Hukukun Gençleri Sempozyumları’nda farklı konular ele alınarak, üniversitelerin hukuk, sosyoloji, felsefe, psikoloji, iletişim ve sosyal bilimler [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/12/8-hukukun-gencleri-sempozyumuna-katilim-kosullari-belirlendi/">8. Hukukun Gençleri Sempozyumu’na katılım koşulları belirlendi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Umut Vakfı Araştırma Merkezi’nin düzenlediği 8. Hukukun Gençleri Sempozyumları Dizisi’nin bu yılki konusu “Adalet, Hukuk ve Cezasızlık” olarak belirlendi. Sempozyum <strong>23-24 Kasım tarihlerinde İstanbul’da</strong> yapılacak.</p>
<p>Her yıl düzenlenen ve hukukun üstünlüğüne, sorunların barışçıl yollarla çözülebileceğine dair inancın güçlenmesini hedefleyen Hukukun Gençleri Sempozyumları’nda farklı konular ele alınarak, üniversitelerin hukuk, sosyoloji, felsefe, psikoloji, iletişim ve sosyal bilimler bölümlerinden öğrenciler ile stajyer avukat, hakim ve savcı katılımcılarca irdeleniyor.</p>
<p>İstanbul’da gerçekleştirilecek bu yılki<strong> “Adalet, Hukuk ve Cezasızlık” sempozyumunun bildiri konuları</strong> ise şöyle belirlendi:</p>
<p>. Yargıya olan güvensizliğin artmasına neden olan toplumsal sorunlar nedir?</p>
<p>. Hukuk ve adalet arasında nasıl bir ilişki vardır?</p>
<p>. Toplumun adalet beklentisi nedir?</p>
<p>. Yargı kararları toplumun adalet duygularını tatmin ediyor mu?</p>
<p>. Kamuoyuna hakim olan adalet duygusu yargı tarafından karşılanabilmekte midir?</p>
<p>. Bazı suçların cezasız kalması duygusu ile adalet ve hukuk arasındaki bağlantı nasıl açıklanabilir?</p>
<p>. Asıl olan cezalandırmak mıdır yoksa ceza davaları son çare midir?</p>
<p>. Cezasızlık nedir?</p>
<p>. Hukuk ne işe yarar?</p>
<p>. Adalet denilince sokaktaki bir vatandaş neler düşünür?</p>
<p>Katılımcılar, sempozyuma katılım koşulları, katılım formu ve bildiri formatına ilişkin bilgi ve belgelere <a href="http://www.umut.org.tr/hukukun-gencleri-sempozyumu-dizisi" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>buraya tıklayarak</strong></a> internet adresinden ulaşabilecek. Sempozyuma katılmak için 150–200 sözcükle sınırlı bireysel bildiri özetlerinin ve konu ile ilgili beş anahtar sözcüğün, katılımcıların kısa özgeçmişleri ve e-posta adresleriyle birlikte en geç <strong>28 Temmuz 2017 Cuma saat 17:30’a kadar</strong> <em><strong>vakif@umut.org.tr</strong></em> adresine gönderilmesi gerekiyor. Katılımcılar, bildirilerin tam metnini ise <strong>27 Ekim 2017 Cuma gününe kadar</strong> gönderebilecekler.</p>
<p><a href="http://blog.umut.org.tr/8-hukukun-gencleri-sempozyumuna-katilim-kosullari-belirlendi.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Umut Vakfı</strong></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/12/8-hukukun-gencleri-sempozyumuna-katilim-kosullari-belirlendi/">8. Hukukun Gençleri Sempozyumu’na katılım koşulları belirlendi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşılamayan Viraj: Cezasızlık Konferansı Tahir Elçi anısına</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2015/12/22/asilamayan-viraj-cezasizlik-konferansi-tahir-elci-anisina/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Dec 2015 15:01:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Cezasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[tahir elçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=3257</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları Merkezi, “Aşılamayan Viraj: Cezasızlık” konferansını bugün Tahir Elçi anısına düzenliyor. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi Türkiye’de yaşanan cezasızlık sorunu üzerine her yıl ortak bir konferans düzenliyor. Bu yılki konferans 28 Kasım 2015 tarihinde öldürülen, Türkiye’de faili meçhuller, işkence, özellikle yaşam [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2015/12/22/asilamayan-viraj-cezasizlik-konferansi-tahir-elci-anisina/">Aşılamayan Viraj: Cezasızlık Konferansı Tahir Elçi anısına</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları Merkezi, “Aşılamayan Viraj: Cezasızlık” konferansını bugün Tahir Elçi anısına düzenliyor.</h3>
<p>Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi Türkiye’de yaşanan cezasızlık sorunu üzerine her yıl ortak bir konferans düzenliyor. Bu yılki konferans 28 Kasım 2015 tarihinde öldürülen, Türkiye’de faili meçhuller, işkence, özellikle yaşam hakkı ihlalleri ve cezasızlık konularında çalışmalar yapmış, ülkenin en önemli insan hakları savunucularından ve hukukçularından Tahir Elçi’nin anısına gerçekleştirilecek.</p>
<p>Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi-Mülkiye Aziz Köklü Salonu’nda “Tahir Elçi Anısına: Aşılamayan Viraj Cezasızlık” başlıklı konferans, iki oturumdan oluşacak. Saat 13.30’da başlayacak konferansın programı şöyle:</p>
<p><strong>13.30-15.00 Bir İnsan Hakları Savunucusunun Ardından: Tahir Elçi</strong></p>
<p>Moderatör: Ruhat Sena Akşener</p>
<p>Konuşmacılar:</p>
<p>– Sezgin Tanrıkulu</p>
<p>– Meral Danış Beştaş</p>
<p>– Sema Kılıçer</p>
<p><strong>15.15-17.00 Geçmişten Bugüne Türkiye’de Devlet Şiddeti ve Cezasızlık</strong></p>
<p>Moderatör: Özkan Agtaş</p>
<p>Konuşmacılar:</p>
<p>– Feray Salman – “Geçmişten Bugüne Cezasızlık Vakaları: Bir Harita”</p>
<p>– Kemal Göktaş – “Bir Cezasızlık Vakası Olarak Roboski”</p>
<p>– Erkan Şenses – “Kürtlerin Cezasızlıkla Mücadelesi”</p>
<p>– Emma Sinclair-Webb – “Polis Şiddeti ve Cezasızlık”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2015/12/22/asilamayan-viraj-cezasizlik-konferansi-tahir-elci-anisina/">Aşılamayan Viraj: Cezasızlık Konferansı Tahir Elçi anısına</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
