<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cezaevi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/cezaevi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cezaevi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 25 Feb 2021 10:32:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Cezaevi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cezaevi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Hapishanesiz Toplum Mümkün mü?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/25/hapishanesiz-toplum-mumkun-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2021 10:32:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[hapishanesiz toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Münker Odabaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=66138</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazeteci Münker Odabaşı, medyanın hapishane karnesiyle ilgili master tezinden kitaplaşan Hapishanesiz Toplum Anlayışı çalışmasında, Türkiye’deki cezaevlerinin tarihsel sürecinden bu günlerdeki koşullarına odaklanıyor. Verilerin yanı sıra, ‘hapishanesiz toplum’ kavramını da tartışmaya açan Odabaşı, “Cezaevlerinin ıslah fonksiyonunun olmadığı bilinen bir gerçek. Hapsetme tehdidi içerde olanı 'sakatlar' iken, “dışarıda” olana da bir göz dağıdır. Ama bu göz dağının ne kadar caydırıcı olduğu daha doğrusu olamadığı sorgulanmalı ve bunun üzerine kafa yorulmalıdır.” Diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/25/hapishanesiz-toplum-mumkun-mu/">“Hapishanesiz Toplum Mümkün mü?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-66150 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/munker-odabasi-640x427.jpeg" alt="münker odabaşı" width="238" height="159" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/munker-odabasi-640x427.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/munker-odabasi-1280x853.jpeg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/munker-odabasi-1024x683.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/munker-odabasi.jpeg 1296w" sizes="(max-width: 238px) 100vw, 238px" />Merhaba, ismim Münker Odabaşı. Konya’nın çöllerinde sürgün bir kürt köyü olan Civikan’da (Koçyazı) dünyaya gelmişim. Sanırım genlerime sürgün, göç kodları öyle bir işlenmiş olmalı ki sözlü tarihle büyümüş ve bu nedenle sözlü tarihi çok önemseyen birisiyim. Araştırmacı-gazeteciyim, Atatürk Üniversitesi gazetecilik mezunuyum. Yine aynı üniversitede yüksek lisansımı hapishanesiz toplum bağlamında Türkiye’nin hapishane karnesi ve mahpus odaklı habercilik üzerine tamamladım. Sonrasında ise bu çalışma, Hapishanesiz Toplum Arayışı adıyla kitaplaşarak, yakın zamanda da kitapseverler ile buluştu. </span></p>
<p><b>Suç nedir, suçu üreten toplumsal zemini yok etmeden suç önlenebilir mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında çalışma boyunca kendime defalarca sorduğum sorulardan biri buydu. Bir fiilin suç olup olmamasına kim, nasıl karar veriyor? Mesela, siz bir politikacıyı eleştirdiğiniz zaman ki şiddet içermeyen bir eleştiri dahi olsa, size göre bu eleştiri, ifade özgürlüğü iken, karşı taraf için hakaret sayılabiliyor. Sonuçta yasa koyucu, neyin suç olup olmadığına veya o suça karşılık gelen cezayı tayin edebiliyor. Ancak yasa koyucunun da etten kemikten yaratılmış bir insan olduğu hatırda tutulmamalıdır. Aslında suç, çok boyutlu bir olgudur. Dolayısıyla köşeli bir tanım yapamayacağım. Bazı suçlar değişkendir, yani dün suç olmayan şeyler bugün bir anda karşınıza suç olarak çıkabiliyor veyahut geçmişte gerçekleşen bir fiilden dolayı kanunların geriye yürümezliği ilkesine rağmen bugün sorumlu tutulabiliyorsunuz. Sanırım bu durum, hukukun üstünlüğü veya üstünlerin hukuku ile alakalı bir durum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suçu üreten toplumsal zemini yok etmeden suç önlenebilir mi sorusuna gelecek olursak, şunu söyleyebilirim. Burada da bataklık-sivrisinek metaforunu kullanacağım. Sivrisinekten kastım suç fiilidir. Fıtratı gereği özgür yaratılmış olan insanları hapsederek, bir yerde kapalı halde tutarak, suç üreten toplumsal zemini ortadan kaldıramazsınız. Toplumsal zemin suç üretmeye devam edecektir. Ve siz failleri toplu halde şehrin uzağında bir yerde dört duvar arasında tutarak, sadece toplumun geri kalanının bu “akrıksı”lardan korunduğu izlenimini ve onlara “güvende” oldukları hissini yaratacaksınız. Suçu önleyemediğiniz gibi kapattığınız bireyin bedenen ve ruhen “sakatlanması”na da neden olacaksınız. Sonuç itibariyle, sivrisinek toplamak yerine bataklığı kurutabilirsek, hem suçu önlemiş hem de bireyi sakatlamamış olacağız.</span></p>
<p><b>Suçlu olduğu varsayılan bir insanı kapatmanın, hele ki yok etmenin, öldürmenin, suçun yaygınlaşmasını, tekrarlanmasını önleyici bir etkisi olabilir mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-66151 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/hapishanesiz-toplum-anlayisi-640x360.jpeg" alt="hapishanesiz toplum anlayışı" width="475" height="267" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/hapishanesiz-toplum-anlayisi-640x360.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/hapishanesiz-toplum-anlayisi-1024x576.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/hapishanesiz-toplum-anlayisi.jpeg 1200w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" />Bir insanı, fıtratına ters olmasına rağmen kapatmak, hapsetmek az önce de ifade ettiğim gibi suçun tekrarlanmasını önlemediği söylenebilir. Eğer tekrarlanmasını önleseydi, insanlık 300 yıldır içeri “tıkılıyor”, dolayısıyla kapatılma tehdidiyle bireyin vazgeçmesi, mahpus nüfusunun düşmesi, en azından azalması gerekmez miydi? “Cezaevleri”nin ıslah fonksiyonunun olmadığı bilinen bir gerçek. Hapsetme tehdidi içerde olanı “sakatlar” iken, “dışarıda” olana da bir göz dağıdır. Ama bu göz dağının ne kadar caydırıcı olduğu daha doğrusu olamadığı sorgulanmalı ve bunun üzerine kafa yorulmalıdır. Son olarak şunu söyleyeyim, kapatılma bireyi “ıslah” etmediği gibi radikalleşmesine neden olabilir ve adalete olan güveni de ciddi anlamda zedeleyebilir.</span></p>
<blockquote><p>Türkiye’deki hapishane koşullarına baktığınızda, ciddi anlamda ihlaller ve sorunlar ile karşılaşıyorsunuz. Kapasite üstü aşırı doluluk oranları ve buna bağlı olarak üçüncü kat ranza çıkmadan tutun yerde yatmalara kadar bir dizi sorun mevcut.</p></blockquote>
<p><b>Şu an hapishanelerde kaç kişi var. Türkiye’deki hapishane koşullarını uluslararası ceza infaz standartlarına göre nasıl değerlendirebiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birbirinden farklı veriler elimizde mevcut. Hem İstatistik Kurumu’na hem de sivil toplum örgütleri ve medyaya baktığımızda 300 binlere yaklaşan bir mahpus nüfusuna sahip olduğumuz görülüyor. Mahpus nüfusunun yaklaşık yüzde 70’i hükümlü, yüzde 30’u ise tutuklulardan oluşuyor. Ayrıca bin 500 civarında hasta mahpus, 3 bin çocuk mahpus, 700-800 civarında bebek mahpus bulunuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki hapishane koşullarına baktığınızda, ciddi anlamda ihlaller ve sorunlar ile karşılaşıyorsunuz. Kapasite üstü aşırı doluluk oranları ve buna bağlı olarak üçüncü kat ranza çıkmadan tutun yerde yatmalara kadar bir dizi sorun mevcut. Hasta mahpusların tedavilerinin geciktirilmesi, öğrenci mahpusların sınavlarına girememesi, yemeklerin kötü veya yetersiz çıkması, suların kesilmesi, ayakta sayım dayatmaları, psikolojik veya fiziksel işkence, kötü muamele, kitap, mektup veya gazete sınırlandırması/yasakları, çıplak aramalar, denetimli serbestlik kapsamında şartlı tahliyesi gelenin, tahliyesinin geciktirilmesi veya uygulanmaması vs. ilk planda aklıma gelenler. </span></p>
<p><b>Günümüzde dolup taşan yer bulunamayan hapishanelerin tarihte durumu nasıldı? Hapishanesiz bir dönem yaşanmış mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Günümüzden 300 yıl öncesine gittiğinizde hapishane diye bir kuruma rastlayamıyorsunuz. Zaten Foucault da 17. yüzyıla kadar pratik anlamda hapishane diye bir kurumun olmadığını belirtir. Hatta sonrasında kurulan ilk hapishanelerinde bugünkü anlam ve işleve sahip olmadığını söyleyebilirim. İlk dönem hapishaneler daha çok birer durak mekân olarak kullanılmış, cezanın infaz edileceği ana kadar failin bekletildiği birer “bekletme merkezi” olarak işlevini sürdürmüştür. Yani bireyi kapatarak “terbiye” etmeye çalışmaya ve özgürlüğünden mahrum bırakarak hapsetme yöntemine başvurulmadığını görüyoruz. Son 300 yıldır kapatılma yaygın bir cezalandırma yöntemi olarak kullanılmaya başlanmış. Bunun en büyük nedeni ise özgürlüğün insan yaşamındaki öneminin anlaşılmasıdır. Dolayısıyla, özgürlüğün yaşamsal değerde oluşunun fark edilmesiyle, bireyin kapatılarak daha iyi “ıslah” olacağı inancı doğmuş ve hapsetme hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. </span></p>
<p><b>Hapishanesiz Toplum Arayışı kitabı nasıl bir içerikle oluştu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitabın üç sac ayağından oluştuğunu söyleyebilirim. İlki kapatılmanın Cumhuriyet tarihi boyunca hiç olmadığı kadar bu denli arttığı bir dönemde hapishanesizliği ortaya atması ve hapishanesiz bir toplum arayışını hep birlikte düşünmek, tartışmak ve sürdürmek için öneriler sunması, “ne yapılabilir”i sorgulamasıdır. İkincisi, Türkiye’nin hapishane karnesini ki özellikle son 15 yıldaki değişimi ve artışı grafiklerle görselleştirmesidir. Üçüncüsü ise, hak odaklı habercilik kapsamında bir ilk olan mahpus odaklı habercilik anlayışını ortaya atması ve bunun örneklerini sunmasıdır. Ve dördüncü kuvvet olan medyanın “fabrika gibi cezaevi” söylemine karşılık, “cezaevleri, fabrika değildir” söylemini geliştirmesidir. </span></p>
<p><b>Uzun süre yalnızlaştırılma ve hapishanenin otoriter yapısı mahpuslar üzerinde ne gibi etkiler yaratıyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uzun süreli bir kapatılma, hücre cezaları bireyin benliğini “sakatlayabiliyor.&#8221; Toplumsal yaşamdan koparılarak “ıslah” edilmeye çalışılan, özgürlüğüyle sınanan birey, tekrardan toplumsal yaşama sağlıklı bir şekilde dönebilir mi? Ya da ne kadar sağlıklı bir şekilde dönebilir? Dolayısıyla şunu net olarak söyleyebilirim. Kapatılma, kapatılanın “sakatlandığı”, benliğinin yok edildiği ve kimliksizleştirildiği mekânlardır. Uzun süreli hücrede kalan bireyin gerçeklik algısı yok olabiliyor. Renk ve görme algısı ortadan kalkabiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi döneminde her birimizin evlere kapandığı şu günlerde, oflayıp puflayarak kapatılmanın vermiş olduğu can sıkıntısıyla özgürlüğün değerini daha fazla hissettik. Peki ya mahpuslar? Daraltılmış bir mekân, tahakküm, topraktan/yeşil alandan mahrumiyet, sevdikleriyle bir arada olamama ki pandeminin de etkisiyle, görüşlerin yasaklanması mahrumiyeti iki katına çıkardı. Bu dönemde mahpuslarla empati yapıp, kapatılmanın ne demek olduğunu ve özgürlüğün yaşamın ayrılmaz bir parçası olduğunu bir nebze de olsa anlayabileceğimizi düşünüyorum. </span></p>
<blockquote><p>Hapishanesizlik cezasızlık demek değildir ki hapsetme dışı alternatif tedbirlerin uygulanması demektir. Toplumsal yaşamdan soyutladığınız bireyi, tekrardan sağlıklı bir şekilde topluma kazandıramazsınız. Özgürlükle “terbiye” etmek kadar ağır bir yaptırım yoktur. Hapishanesiz başka bir dünya mümkün, çünkü bu yönde adım atan ülkeler var. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin birçoğu mahpus nüfuslarını ciddi oranda azaltmaya başladılar.</p></blockquote>
<p><b>Hapishanenin olmadığı bir toplum mümkün mü gerçekten? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Var olan sistem bize hapishane, polis, kolluk kuvveti olmadan yaşanamayacağını dayattığı gibi böyle bir ihtimali düşünmemize de ket vurur. Olmasına ihtimal dahi vermeyiz. Çünkü düşünmekten korkarız. Bu aralar bir içecek markasının şöyle bir reklam sloganı var: “Saçmalamaktan Korkma!” diye, gerçekten de her bireyin “düşünmekten korkmaması&#8221; gerekiyor. Dolayısıyla düşünmekten korkan insanların polis, hapishane veya kapatılma mekânları olmadan yaşanamayacağını düşünmesi gayet normal. Parola “Düşünmekten Korkma”dır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hapishanesizlik cezasızlık demek değildir ki hapsetme dışı alternatif tedbirlerin uygulanması demektir. Toplumsal yaşamdan soyutladığınız bireyi, tekrardan sağlıklı bir şekilde topluma kazandıramazsınız. Özgürlükle “terbiye” etmek kadar ağır bir yaptırım yoktur. Hapishanesiz başka bir dünya mümkün, çünkü bu yönde adım atan ülkeler var. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin birçoğu mahpus nüfuslarını ciddi oranda azaltmaya başladılar. Başta Hollanda olmak üzere, Estonya, Almanya, Lüksemburg, Finlandiya, İsveç, Letonya, Polonya, Danimarka vs. gibi ülkeler, Birleşmiş Milletler Tokyo Kurallarını önemseyen ve uygulayan ülkelerdir. Hollanda hapishanelerini ya kapatıyor ya da başka ülkelere kiralıyor. Biz neden yapmıyoruz veya yapamıyoruz? </span></p>
<p><b>Peki bunun olabilmesi için nasıl bir zemin gerekiyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başta inanmak gerekiyor. Pandemi ile birlikte yokluğunu daha iyi hissettiğimiz özgürlüğün, mahpuslar açısından değerini anlamak için empati kaçınılmaz bir fırsat sunuyor. Hapishanesizlik akşamdan sabaha olabilecek bir durum değil. İlk başta tutukluluğun azaltılması ve çocuk “cezaevleri”nin kapatılması gerekiyor. Hukukçu, akademisyen, gazeteci, sivil toplum örgütleri, sosyologlar gibi her kesimin işbirliği içinde bir araya gelip konuşması, tartışması, kafa yorması şart. Ülke örneklerinin incelenmesi, İskandinav modelleri üzerinde çalışılması, Avrupa Konseyi ülkeleri ile bilgi alışverişinde bulunulması vs. gibi bir rota çizilebilir. Son olarak Foucault’nun da ifade ettiği gibi kapatılma mekânları artık misyonunu tamamladı ve bu sistem yenilgiye uğradı. Ya yeni bir yol bulacağız ya da yeni bir yol açacağız…</span></p>
<p><b>Türkiye’de STÖ’lerin bu alana ilişkin çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kapatılma mekânları üzerine çalışan çok kıymetli hak savunucuları var. Zafer Kıraç, Adil Okay, Hüsnü Öndül, Şebnem Korur Fincancı gibi. Ayrıca CİSST, Görülmüştür.org, İnsan Hakları Derneği’nin Hapishane Komisyonları vs. gibi sivil toplum örgütleri de önemli çalışmalar yapıyorlar. Hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri raporlanıyor, kamuoyuna duyuruluyor ve izleme faaliyetleri yapılıyor. Hapishanesiz toplumun artık daha sık konuşulması, daha gür bir şekilde dillendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü, “içeride”kilerin özgürlüğü, “dışarıda”kileri de özgürleştirecek. Ya hep birlikte ya da hiçbirimiz…</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/25/hapishanesiz-toplum-mumkun-mu/">“Hapishanesiz Toplum Mümkün mü?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Yüzleşme Müzeleri ve Yüzleşilemeyen Diyarbakır Cezaevi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/24/turkiyede-yuzlesme-muzeleri-ve-yuzlesilemeyen-diyarbakir-cezaevi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 May 2018 08:27:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[yüzleşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=27058</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir travmayı atlatabilmenin yollarından biri de faille yüzleşmekten geçer. Bireyle ya da toplumla iyileşme süreçlerinden ilki yüzleşmedir, sonra üzerine konuşulur, ardından yas süreci başlar. Travma üzerine konuşabilmek iyileşme belirtilerindendir. Dünyadaki yüzleşme ve utanç müzeleri toplumsal bir iyileşme olsun diye yapılmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/24/turkiyede-yuzlesme-muzeleri-ve-yuzlesilemeyen-diyarbakir-cezaevi/">Türkiye’de Yüzleşme Müzeleri ve Yüzleşilemeyen Diyarbakır Cezaevi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Madımak, Sinop Cezaevi, Ulucanlar nam-ı diğer ‘’Ölücanlar’’, Diyarbakır 5 numaralı cezaevi&#8230; Hepsi Türkiye tarihinin karanlık dehlizleri. Sinop’un hücrelerinden astım olmadan çıkmayan tutukluları, Ulucanlar ’da sergilenen Hüseyin İnan’ın önden yırtılan fanilası… Gördükçe, gittikçe herkesin kendisiyle iç muhasebesi… Bir yargı makamı, utanç müzeleri&#8230; &#8216;Bir daha asla&#8217; demek için yapılır. Yüzleşilemeyen ve halkın taleplerine rağmen müze yapılmayan Madımak ki hala dumanı tütüyor tepemizde,</p>
<p>Ve Diyarbakır…</p>
<p>Diyarbakır Cezaevi The Times gazetesinin en kötü şöhretli Cezaevi kategorisinde ilk 10’da yer aldı. 12 Eylül darbesinin ardından insanlık dışı işkence şekilleriyle gündemden düşmedi. Birçok insanın ölmesine ve sakat kalmasına sebep oldu. İşkence görenler arasında Bedii Tan, Necmettin Büyükkaya hayatını kaybetti. Gültan Kışanak, Orhan Miroğlu gibi tanınmış siyasetçiler işkenceye maruz bırakıldı.  78’liler Vakfının önderliğinde birçok sivil toplum kuruluşu, insan hakları aktivisti, hukukçu Diyarbakır Cezaevi’nin İnsan hakları müzesi olması için çeşitli aktivitelerde bulundu. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde ve TBMM’de araştırma komisyonları kuruldu. Bölgeye gelen hükümet yetkilileri bu konuda destek ve diyalog sözü verdiler. 2007 de girişimler başlanan cezaevini müzeye dönüştürme girişimleri sonuçsuz kaldı. Açılan 1500 davanın birçoğuna takipsizlik kararı verildi.</p>
<p>Uluslararası müze haftasında yüzleşilemeyen Diyarbakır Cezaevi tutuklularından ve 78liler Derneği’nden Gani Alkan’la konuştuk.</p>
<p><strong><em>Niye Diyarbakır Cezaevi ? Niye 78’liler ? Niye bu çalışma?</em></strong></p>
<p>78’liler çalışmasının programında bir hafıza merkezi oluşturmak, belge toplamak, gizli kalan şeyleri ortaya çıkarmak ve bunlarla yüzleşmek vardı. Bu olanları gerek mahkemelerde gerekse toplumun vicdanında mahkûm etmek niyetiyle böyle bir girişim kuruldu. 78’liler ilk oluşturulduğunda biz oluşumda yer almamıştık fakat çalışma özellikle Diyarbakır Cezaevine evrilince orada olmalıyız diye düşündük.</p>
<p><strong><em>78’liler Derneği Diyarbakır Cezaevi için kurulmamıştı değil mi ?<br />
</em></strong></p>
<p>Hayır. Bir hafıza merkeziydi. Örneğin 1 Mayıs 77 katliamı, Maraş katliamı, Çorum katliamı üzerine çalışıyorlardı ve bütün bunlardan bir havuz oluşturmaya çalışıyorlardı. Maraş katliamıyla başlanılmıştı ilk zannediyorum ama Diyarbakır’da Diyarbakır Cezaevi kadar talep görmedi. Diyarbakır Cezaevi dosyası açıldığında tabanda ciddi bir karşılığı oldu. Diyarbakır Cezaevi çalışması konusu gündeme geldiği zaman Diyarbakır Adalet Komisyonu diye bir komisyon kuruldu. Oluşturulan bu komisyonda 50 ye yakın aydın, yazar, insan hakları aktivisti, psikolog, hukukçu yer aldı. Hafıza çalışması olduğu için objektif bir çalışma yapmayı düşündüler. Mesele derinleşince bazıları çekildi. Çünkü Diyarbakır Cezaevi Kürt meselesinden bağımsız değildi. Çalışmayı yaparken 420 kişi ile bire bir görüşme yapıldı. Daha sonra bu sayı 500’ün üzerine çıktı. 7 bin sayfalık kayıt oluşturuldu. Sonra Diyarbakır Cezaevi ile ilgili bir kampanya başlatıldı ve 100 bin imza toplandı. Sembolik bir imzaydı bu. TBMM ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne heyet olarak gidip teslim ettik. Bu aktiviteler 2007 de başladı ama asıl hareketlilik 2011 yılından sonra oldu. 1600 civarı insan o dönem için suç duyurusunda bulundu. Bilim insanlarının 30 yıl sonra bile izler silinmez beyanıyla birçok insan işkence izlerinin tespiti için adli tıbba gönderildi. İşkence yaparken bize acısını 30 yıl sonra çekeceksiniz diyorlardı. Gerçekten şimdi şimdi vücudumuzdaki tahribatları görüyoruz. Suç duyurusunda bulunduktan sonra açık bir diyalog ortamı oluştu biz ümitlendik birden her şey değişti yine.</p>
<p><strong><em>Ne oldu?</em></strong></p>
<p>Bu işi yürüten savcı görevden alındı. Başka bir savcı geldi ama tamamen zıddıyla karşılaştık. Diyalog ortamından etkilenip etkili bir sonuç alacağımızı düşünmüştük. Fakat sonra neredeyse tüm davalar ret yedi, bazılarının da ellerine sonuç ulaşmadı. İç hukuku tüketip de AİHM’e gitti. Diğerleri ya AYM’de ya da sonuçlara ulaşamadık. Mütalaa için görüşmeler yapıldı, belge istediler gönderdik. Şu anda AİHM’de 48 dosyamız var. Belli bir yere geldikten sonra TBMM ile görüştük imzalardan sonra 12 Eylül davalarına müdahil olmak istedik, kabul etmediler. Kenan Evren yaptığı işkencelerden yargılanmadı 146. Maddeden yargılanmadı. Mesele onun ceza alıp apoletlerinin sökülmesi değildi. Mesele gerçek ve bağımsız bir yargıyı ortaya çıkarabilmekti.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-27060" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/IMG_7789-640x427.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/IMG_7789-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/IMG_7789-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/IMG_7789.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/IMG_7789-610x407.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/IMG_7789-320x213.jpg 320w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /><br />
<strong><em><br />
Diyarbakır Cezaevi çalışmasını diğer hafıza mekânlarından önemli kılan ayrıntılar nelerdir?</em></strong></p>
<p>Biz dört şeyi esas aldık: Birincisi Diyarbakır Cezaevi’nde olup bitenlerin belgesiyle kozmik odalarıyla her şeyi ortaya çıkarmak. İkincisi bununla yüzleşmek. Gerek<br />
mahkeme yoluyla gerek toplumsal yolla onları mahkûm etmek ki biz ikincisini daha çok önemsiyoruz onları insanların vicdanında mahkûm etmek istiyoruz. Üçüncüsü Diyarbakır cezaevinde uygulanan sistematik işkencenin amaç ve nedenlerini ortaya çıkarmak ve neden Diyarbakır Cezaevi diye bir parantez açtırmak. Sonuncusu ise bir hafıza müzesi oluşturmaktır. Bu amaçlar çerçevesinde 50 ye yakın sivil toplum kuruluşuyla ortak bir çalışma yürüttük. Diyarbakır Cezaevi müze olsun diye bir deklarasyon yayınladık. Cezaevlerinin önünde basın açıklamaları yapıyorduk. Arkadaşlarımızın yaşamını yitirdiği günlerde etkinlik yapıyorduk. Dilekçeler verdik hem TBMM ye hem de Kültür Bakanlığı’na. Dilekçeler Kültür Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı’ndan geri döndü. Adalet Bakanlığı cezaevi şu anda dolu, boşaltıldığı zaman Milli Emlak’a vereceğiz onların inisiyatifinde olacak dedi. Kültür Bakanlığı hem şu anda projemiz yok hem de şu anda yapacak durumumuz yok minvalinde şeyler söyledi. Ekonomik gücümüz de yoktu biz de belediyeye gittik. Gülten Kışanak da cezaevi arkadaşımız ona gittik. Belediye bünyesinde müze koordinasyon merkezi açıldı. Birçok çalışma yaptık. Sözlü tarih atölyeleri yaptık. Yazarlar, çizerler, ressamlar herkes kendi gözünden katkıda bulunduk. Sonra kayyum geldi yerimiz elimizden gitti çalışmalarımız zayıfladı. Bize vermeyip de Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği’ne vermeleri de anlamlı. Meseleyi siyasi olarak değerlendiriyoruz, niye özellikle onlar seçildi niye o koordinasyon merkezinin yerine seçildi. Bu süreçte biz de çok şey öğrendik.  Dünyadaki diğer cezaevlerini de araştırdık nasıl yapıyorlar nasıl başladılar. Mesela Arjantin. Atölye çalışmalarını yaparken insanlarla yeniden görüşmeye başladık. Kendi tarzımız vardı ama bir bilim insanın yaklaşımı farklıdır. Biz yazdıklarımızı anlatırken etrafımızdakilerin bu kadar etkileneceğini beklemiyorduk. Bunu yaparken çok zorlandık. Hatta ifademizi alan sekreterin bunalıma girip psikolojik tedavi gördüğünü duyduk. İnsanlara ulaşılsın gizli saklı bir şey kalmasın dedik.</p>
<p><strong><em>Sadece tutuklularla mı konuştunuz?</em></strong></p>
<p>Hayır. Bu atölyeye cezaevinde yatanlar, yatanların tanıklığı, o dönemki avukatların tanıklığını aldık. Bunu yaparken sadece siyasi suçlular olmasın dedik kaçakçılık yapan da konuşsun dedik. O dönemde Alman tutuklu vardı o da aynı muameleyi gördü. Biz herkesin konuşmasından yanayız. Tek boyutlu almak istemedik hem siyasi, hem toplumsal, hem psikolojik boyutuyla yer alsın dedik hem de gelecek nesillere aktarım olsun. Biz demokrasi mücadelesinin ne kadar zor verildiğini; bu ortamına gelebilmenin bile ne kadar bedel istediğini gelecek nesiller öğrensin istiyoruz. Bu yüzden Diyarbakır Cezaevi çok önemlidir. Diyarbakır Cezaevi’nde görev yapan görevlileri de önemsedik en azından 1500 kişiyle konuşalım dedik. Sadece orada olan kötü olaylar değil bizim yaşamımız orada bir şiirdi, bir tiyatroydu, bir romandı hayatın ta kendisiydi.</p>
<p><strong><em>Siyasilerin o dönem Diyarbakır Cezaevi’ni müze yapacağız. Diyarbakır artık kötü hatırlanmayacak beyanları vardı. Bu beyanının üzerine bir gelişme kat edilmedi mi o dönem?</em></strong></p>
<p>Birçok siyasetçi konuştu. Bugün söylenenler yarın unutulur felsefesi var Türkiye’de. Bizim derneğimiz kapalı değil ama OHAL sürecinden beri Diyarbakır Cezaevi ile ilgili rahat çalışmalar yapamıyoruz. İnsanlar da konuşmak istemiyorlar. Biz soyu tükenmekte olan kelaynak kuşlarıyız diyoruz kendimize. Arkadaşlarımız ölüyor, her gün bir iki kişiyi kaybediyoruz. Diyarbakır Cezaevi müze olmazsa gözümüz açık gidecek. Yanımızda ölen, sakat kalan arkadaşlarımıza borcumuz var.</p>
<p><strong><em>Peki, bunun için bir hareket planınız var mıydı? Bir müze ama nasıl bir müze?</em></strong></p>
<p>Biz cezaevi müze olsun derken 4 komisyon oluşturduk. Biri hukukçular, ikincisi arkeologlar, üçüncüsü mimari dekorasyonunu oluşturan bir komisyon, dördüncüsü de bu işin toplumsal psikolojik boyutuyla ilgilenen bir komisyon; İçinde sinemacılar, belgeselciler, edebiyatçılar vardı. Bizim için tek kıstas cezaevinin özünden uzaklaşmamalı dedik. Reel gerçeklik olgusu da önemli. Ulucanlar da ruhuna uygun değil bence sadece görünür kısmı var, işin arka planında neler oldu. Bunlar yeterli düzeyde yansıtılmadı diye düşünüyorum.</p>
<p><strong><em>İnsanlar yüzleşmeye korkuyor siz bunları yaşadınız&#8230;</em></strong><strong><em><br />
</em></strong></p>
<p>Şu anda neresini anlatayım nasıl anlatayım da ruhunuz incinmesin diyorum kendi kendime. Ben ne kadar anlatabilirim? Siz ne kadar anlayabilirsiniz beni. Diyarbakır Cezaevi ile ilgili anlatımlar ile ilgili duyduklarınız azdır ama çok değildir. Cezaevindeki işkenceleri arkadaşlarla komediye dönüştürüp birlikte atlatmaya çalıştık. Esat Oktay diyordu ki gözleri birbirine bakmasın gözleriyle örgütlenirler. Biz dokunuşumuzla bile birbirimizle konuşuyorduk. Gözümüz sadece ‘’Adalet Mülkün Temelidir.’’ yazısını görüyordu. Diyarbakır Cezaevi 12 Eylül cezaevlerinden ayıran şey buraya özel bir ekip gönderilmiş olmasıydı. Bir nevi laboratuvardı, özünden ve ruhundan uzaklaştırmaydı. Zaten Esat Oktay bize diyordu biz kapıları açacağız gidin diyeceğiz siz kendiniz gitmeyeceksiniz. Özünüzden uzaklaştıracağız, toplumun içinde yer bulamayacaksınız demek istiyormuş meğer. Kendine yabancılaşacaksın, özüne yabancılaşacaksın, yoldaşına yabancılaşacaksın sonra insan içine çıkamayacaksın. Yanlış bize yapılmadı sadece Türk halkına da yapıldı. Türk halkının Türk, Kürt halkının Kürt kalmasını istiyoruz. Her millet kendi değeriyle kendi tarihiyle yaşasın istiyoruz. Biz politik tutuklular aydın kesimin içinden geliyorduk. 68 kuşağından sonra gelişen 78 hareketi; dünyadaki demokrasi süreçlerini iyi takip eden, okuyan, araştıran bir kesimdi. Biz tek fraksiyon değildik. Cezaevi süreçlerinden önce birbirimizle çatışıyorduk. Baskılar ve işkenceler cezaevinde bizi tek vücuda dönüştürdü. Orada ölümden korkuyu yendik. Mahkemelere çıkıp siyasi savunma yapıyorduk. Cezaevinde “Türk’üm, Doğruyum, Çalışkanım.” söyleyen bizler mahkemede Kürt olduğumuzu haykırıyorduk. Hepsi büyük çelişkiler, büyük tutarsızlıklar yumağıydı. O dönemde ölüm oruçlarına yattık tek bir geri adım atmadık. Diyarbakır Cezaevi rast gele bir cezaevi değildir. İşkenceleri ve işkencecileri münferit değildir. Hepsi sistematiktir. Ben umutsuzluk içinde olan insanlara söylüyorum hepsi geçecek. Biz Diyarbakır Cezaevi’ni gördük. Bize inisiyatif verilsin el birliği ile Diyarbakır Cezaevi’ni müzeye dönüştürelim. Türkiye’nin gerçeklerle yüzleşmesi ayıp değildir. Bu hataların telafisidir. Yapılan hatadan dönmektir. Biz herkesten destek bekliyoruz.</p>
<p><strong><em>Cezaevinden çıktıktan sonraki süreçlerde ve şimdilerde oraya gittiniz mi ? Ya da orayı görünce neler hissediyorsunuz?</em></strong></p>
<p>Ben her gün o cezaevinin önünden geçiyorum. Gayri ihtiyarı başımı çevirip bakıyorum. Kendimi ve arkadaşlarımı orada hissediyorum. O çığlıklar kulağımdan çıkmıyor. Bizim bir Sakine annemiz vardı Meclis’e gittik birlikte. “12 Eylül’de cezaevinde oğlumu kaybettim. Oğlumun mezarına gideyim ‘’Oğlum çalıştım çalıştım bu kadar yapabildim diyeyim dedim.” Bu konuda çok sözler verildi bize. Bu sadece bizim sorunumuz değildir. Tüm sivil toplum örgütlerinin sorunudur. Tüm bireylerin vicdan sorunudur. Bir cezaevi tutuklusu cezaevi yıkılmasın ister mi? Biz istiyoruz. Diyarbakır cezaevi yıkılmasın müze olsun. Her gün bakıyoruz çatısı yapılmışsa mutlu oluyoruz demek ki yıkılmayacak biraz daha böyle kalacak diye. Tuvaletin üstü açık mı kapalı mı, banyonun girişi nasıldı, hücrenin kaç adım olduğu, peteğin kaç dilim olduğunu bile tartışıyoruz. Ama bu cezaevi incelemeye ve raporlamaya müsait olursa bu kargaşa da kısmen son bulacak. Kısmen diyorum çünkü birçok bölümü değiştirilmiş. Tüm detaylarıyla yazmak istiyoruz. Banyonun tabanının mozaik mi beton mu olup olmadığı bile bizim için önemli. Bizim elimize veri geçtikçe hafızamız kendini yeniliyor. Konuştukça kendini yeniliyor. Unutulsun, tarihin karanlıklarına gömülsün istemiyoruz. Biz bu çalışmaya kendimizi adadık. Biz işin toplumsal boyutunu düşünüyoruz. Hiçbir şey yapamasak insanları vicdanlarda mahkûm etmek isteriz. Art niyet, rant kavgası olmadan, ideolojisi, kimliği ne olursa olsun bu konuda herkesi destek olmaya bekliyoruz. Bu herkesin kişisel vicdanıdır.</p>
<p><strong>Yazarın notu :</strong></p>
<p>Diyarbakır Cezaevi gayri insani muameleleriyle insanların belleğinde önemli izler bırakmış mekânlardan biridir. Bu tür acıların ve toplumsal travmaların bir daha yaşanmaması, adaletin tesisi ve teslimi tüm aktörleriyle konuşulup özüne uygun bir şekilde asıl hak sahiplerine verilmelidir. Toplumsal yüzleşmelerin, kırılmaların ve travmaların telafisinde büyük rol oynadığını unutmamak gerekir. Kürt meselesinin çözümünde bu gibi sembolik yerlerin dönüşümü toplumsal barışa katkı sağlayacaktır. Bunu yaparken siyasi enstrümanlara takılmadan salt insan haklarını orijinine alan bir bakış açısı ile hareket edilmelidir. Dünyadaki diğer yüzleşme müzelerinin süreçlerinden de faydalanılarak mağdurların güven ve onurunun kendisine teslim edilmesi; hikâyelerinin adalet, hakikat, barış şemsiyesi altında yeniden yapılandırılması gerekir. Bu konuda Devlet üzerine düşeni yapmalı; Diyarbakır Cezaevi tüm sivil toplum kuruluşlarının, mağdurların, ikincil travmaya maruz kalan mağdur yakınlarının ve tüm etkilenenlerin konuşabildiği bir ortam hazırlamalıdır. Tarihe şerh olsun. Bir daha asla!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/24/turkiyede-yuzlesme-muzeleri-ve-yuzlesilemeyen-diyarbakir-cezaevi/">Türkiye’de Yüzleşme Müzeleri ve Yüzleşilemeyen Diyarbakır Cezaevi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İHD&#8217;den hasta tutuklu raporu: Hapishanede sağlık fişlemesi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/03/ihdden-hasta-tutuklu-raporu-hapishanede-saglik-fislemesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2017 11:12:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[hapishane]]></category>
		<category><![CDATA[İç Anadolu bölgesi hapishaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Nuray Çevirmen]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18905</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, İç Anadolu bölgesi cezaevlerindeki hasta tutukluların durumuna ilişkin hazırladığı raporu kamuoyuna açıkladı. İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi İç Anadolu bölgesi hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların durumlarına ilişkin rapor hazırladı. Raporda, İç Anadolu bölgesi hapishanelerinde tespit edilen 122 hasta tutuklunun sağlık durumları, sorunları ve cezaevi koşullarına ilişkin bilgilendirmede bulunuldu. Hapishanelerdeki mahpusların [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/03/ihdden-hasta-tutuklu-raporu-hapishanede-saglik-fislemesi/">İHD&#8217;den hasta tutuklu raporu: Hapishanede sağlık fişlemesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, İç Anadolu bölgesi cezaevlerindeki hasta tutukluların durumuna ilişkin hazırladığı raporu kamuoyuna açıkladı.</strong></p>
<p>İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi İç Anadolu bölgesi hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların durumlarına ilişkin rapor hazırladı. Raporda, İç Anadolu bölgesi hapishanelerinde tespit edilen 122 hasta tutuklunun sağlık durumları, sorunları ve cezaevi koşullarına ilişkin bilgilendirmede bulunuldu. Hapishanelerdeki mahpusların sağlık dosyalarında örgüt isimlerinin yer aldığı ifade edildi.</p>
<p>İHD Ankara Şubesi İç Anadolu bölgesi hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların durumlarına ilişkin rapor hazırladı. Mahpuslar ve yakınları tarafından yazılan mektuplar, derneğe başvurular ve avukatların hasta müvekkilleri tarafından derneğe iletilen bilgilerden yararlanılarak hazırlanan raporda İç Anadolu bölgesi hapishanelerinde tespit edilen 122 hasta mahpusun durumlarına, sorunlarına ve cezaevi koşullarına ilişkin bilgiler yer alıyor.</p>
<p><strong>‘YETERLİ SAYIDA DOKTOR YOK’</strong></p>
<p>Hazırlanan rapor, İHD Ankara Şubesinde yapılan basın toplantısında İHD Ankara Şube Hapishaneler Komisyonu Sözcüsü Nuray Çevirmen tarafından açıklandı. Çevirmen, hasta mahpusların özel hastalıklar dışında büyük oranda benzer kronik hastalıkları olduğuna dikkat çekerek mahkumların yeterince hareket imkanına sahip olmaması, sportif faaliyetlerden, gün ışığından yeterince yararlanamamaları, fiziki ve hijyenik koşulların yetersizliği gibi olumsuz koşulların sağlık sorunlarının artmasına neden olduğunu kaydetti. Hastanelerde yeterli sayıda doktorun bulunmadığına dikkat çeken Çevirmen, pek çok hapishanede haftada sadece iki yarım gün doktor bulunduğunu söyledi.</p>
<p><strong>‘HASTALARIN SAĞLIK DOSYALARINA ÖRGÜT İSMİ YAZILIYOR’</strong></p>
<p>Hastaların sağlık dosyaları üzerinde örgüt ismi yazılmasının hasta doktor ilişkisine zarar verdiğini belirten Çevirmen, mahkumlara çoğunlukla kelepçeli muayene dayatıldığını, diş tedavisinin dahi kelepçeli yapıldığı durumların olduğunu kaydetti. Çevirmen, pek çok hastanın kelepçeli muayeneyi kabul etmediği için hiçbir işlem yapılmadan hapishaneye geri döndüğünü belirtti. Çevirmen, hasta mahpusların tetkik sonuçları ve raporlarının kendilerine verilmediğini iddia ettiğini belirterek, revire çıkarılmalarında ve hastane sevklerinde sorunlar yaşandığını söyledi. Raporlarında periyodik muayene yapılmasının gerekli olduğu belirtildiği halde mahpusların gereken sürede kontrollerinin yapılmadığını kaydeden Çevirmen, yapılan işlemlerin tam iyileşme sağlamaktan ziyade ağrıları azaltma, süreci uzatma ve kontrol altında tutma gibi işlemler olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>İNFAZ ERTELEME TALEPLERİ KABUL EDİLMİYOR’</strong></p>
<p>Bazı hastaların tedavileri için gerekli ilaçların idare tarafından karşılanmadığına dikkat çeken Çevirmen, hastalığı nedeniyle kendi başına hayatını sürdüremeyecek durumdaki hastaların infaz erteleme başvurularının kabul edilmediğini, bu yüzden ölüm sınırına geldiklerini vurguladı. Çevirmen, bazı hasta mahpusların diyet yemekle beslenmesi gerektiği halde verilen yemeklerin buna uygun olmadığını kaydederek, özellikle atak geçiren hasta mahpusların sağlıklı mahpusların yanında ve kalabalık koğuşlarda olması gerektiği halde F tipi ya da hücrede kalmalarının hayati risk oluşturduğunu söyledi.</p>
<p><strong>‘KELEPÇELİ MUAYENEDEN VAZGEÇİN’</strong></p>
<p>Hasta mahpusların yaşadığı sorunların çözüm üretilmeden ortada durduğunu belirten Çevirmen, hasta mahpusların acil ve kalıcı tedavilerinin yapılması, hapishane koşullarında tedavileri yapılamayanların da acilen infazlarının durdurulması gerektiğini kaydetti. Çevirmen, hapihanelerdeki sağlık personeli sayısının artırılmasını talep ederek, hastaların ring araçları ile değil, ambulanslar ile hastanelere sevk edilmeleri gerektiğini, ayrıca revire çıkarılma ve hastane sevklerinin hızlandırılması gerektiğini kaydetti. Çevirmen, kelepçeli muayene ve tedaviden vazgeçilmesi gerektini belirterek, hapishanelere bağımsız sağlık kurumlarının girmesine ve inceleme yapmasına izin verilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.evrensel.net/haber/334073/ihdden-hasta-tutuklu-raporu-hapishanede-saglik-fislemesi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">EVRENSEL</a></strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/03/ihdden-hasta-tutuklu-raporu-hapishanede-saglik-fislemesi/">İHD&#8217;den hasta tutuklu raporu: Hapishanede sağlık fişlemesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum Örgütlerinden Ortak Açıklama: Hapishanelerdeki Çocukların Yaşam Hakkından  Endişe Duyuyoruz</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/sivil-toplum-orgutlerinden-ortak-aciklama-hapishanelerdeki-cocuklarin-yasam-hakkindan-endise-duyuyoruzhapishanelerdeki-cocuklarin-yasam-hakkindan-endise-duyuyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2017 14:41:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başak Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Adana Barosu]]></category>
		<category><![CDATA[Başak Kültür ve Sanat Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Genel Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[türk tabipler derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İnsan Hakları Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15789</guid>

					<description><![CDATA[<p>İçlerinde Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği/Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi ve Çocuk Vakfı&#8217;nın da olduğu, çocuk hakları savunuculuğu etrafında bir araya gelen çeşitli sivil toplum örgütleri Adalet Bakanlığı’nı cezaevlerindeki çocuk hakları ihlallerine yönelik diyalog zemini oluşturmaya çağırdı. Yapılan açıklama şu şekilde; Yetişkin mahpusların tutulduğu Adana (Kürkçüler) E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 18.01.2017 tarihinde çocuk [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/sivil-toplum-orgutlerinden-ortak-aciklama-hapishanelerdeki-cocuklarin-yasam-hakkindan-endise-duyuyoruzhapishanelerdeki-cocuklarin-yasam-hakkindan-endise-duyuyoruz/">Sivil Toplum Örgütlerinden Ortak Açıklama: Hapishanelerdeki Çocukların Yaşam Hakkından  Endişe Duyuyoruz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İçlerinde Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği/Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi ve Çocuk Vakfı&#8217;nın da olduğu, çocuk hakları savunuculuğu etrafında bir araya gelen çeşitli sivil toplum örgütleri Adalet Bakanlığı’nı cezaevlerindeki çocuk hakları ihlallerine yönelik diyalog zemini oluşturmaya çağırdı.</strong></p>
<p>Yapılan açıklama şu şekilde;</p>
<p>Yetişkin mahpusların tutulduğu Adana (Kürkçüler) E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 18.01.2017 tarihinde çocuk koğuşu olarak adlandırılan koğuşta çıkan yangın nedeniyle Muhammet Erdoğan (17), Ferhat Kaya (17) ve Mehmet Altunhan isimli mahpuslar yaşamını yitirirken Adana Valisi Mahmut Demirtaş’ın açıklamasına göre 5 infaz koruma memuru ve 3 çocuk da yaralanmıştır. Çocukların yaşamlarını yitirmesinin ardından yangına ilişkin açılan soruşturmada gizlilik kararı verilmiş, süreçle ilgili yeterli bilgiye ulaşılamamıştır.<a id="_ftnref1" title="" href="http://www.tcps.org.tr/?q=node%2F424#_ftn1" target="_blank" rel="noopener noreferrer" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Yangının ardından sağlıklı bilgilere erişebilmenin yolları aranmıştır;</p>
<p>1-     CİSST, çocukların kasıtlı olarak neden yangın çıkarttığının afet ya da yangın söz konusu olduğunda acil bir tahliye planının olup olmadığının anlaşılması için kamera kayıtlarının izlenerek ve çocuklarla görüşme yapılarak bir inceleme yapılması talebiyle Adalet Bakanlığı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, Adana İl İnsan Hakları Kurulu, Adana İl Cezaevi İzleme Kurulu ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na 19 Ocak 2017 tarihinde başvurularda bulunmuştur. Ancak bu başvuruların sonucunda bilgilendirici nitelikte cevaplar verilmemiştir.</p>
<p>2-     Adana Barosu’na kayıtlı, Adana Barosu Cezaevi Komisyonu üyesi Avukat Tugay Bek ve İstanbul Barosu avukatlarından ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği çalışanı Ezgi Duman yaşananların anlaşılabilmesi için yangın çıkan koğuşta bulunan R.K. isimli çocuk mahpus ile görüşme yapmıştır. (Bu görüşme, herhangi bir savcılık kararı ve yasal dayanağı olmaksızın usulsüz bir şekilde dinlenmiştir. Avukatların, görüşme yaptıkları R.K. isimli çocuğa baskı yaparak yönlendirmeye çalıştıkları iddiasıyla kurum idaresi tarafından tutanak tutularak bağlı bulundukları barolara haklarında soruşturma başlatılması için başvuruda bulunulmuştur.)</p>
<p>3-     CİSST, İnsan Hakları Derneği, Türk Tabipler Birliği ve Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı’ndan oluşan heyet, yangının neden çıktına ilişkin doğru bilgilere erişebilmek ve üretilebilecek çözümlere dahil olmak amacıyla Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne görüşme talebinde bulunmuştur. Ancak bu talep<a id="_ftnref2" title="" href="http://www.tcps.org.tr/?q=node%2F424#_ftn2" target="_blank" rel="noopener noreferrer" name="_ftnref2">[2]</a> reddedilmiştir.</p>
<p>4-     CİSST tarafından, ulusal önleme mekanizması olarak tanımlanan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na Adana E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda çıkan yangınlara ilişkin ortak ziyaret talebinde bulunulmuştur (Bu talep kabul görmüş ancak kuruma yeni atanan üyelerin henüz göreve başlamaması gerekçe gösterilerek ile bu talep belirsiz bir tarihe ertelenmiştir.)</p>
<p>STÖ’lerin girişimleri sonuçsuz kalırken, yangın çıkan koğuşta bulunan R.K. isimli çocuk hakkında “kasten öldürme, kasten yaralama ve kamu malına zarar vermek” suçlamalarıyla dava açılmıştır. İddianamede<a id="_ftnref3" title="" href="http://www.tcps.org.tr/?q=node%2F424#_ftn3" target="_blank" rel="noopener noreferrer" name="_ftnref3">[3]</a> ifadeleri alınan çocukların daha sonra ifadelerini değiştirdikleri belirtilmişse de ilk ifadelere yer verilmemiştir. Çocuklardan bazılarının ifadelerine dayanılarak yangının sevk nedeniyle gerçekleştirildiğine kanaat getirilmiş, yangının çıkarılmasında kurum personelinin kusuru olmadığına ilişkin bilirkişi raporuna da değinilmiştir. İddianamede çocuk mahpusların yeni açılan çocuk hapishanesine sevk edilmek yerine kendilerinin talep ettiği başka bir hapishaneye neden sevk edilmek istediklerine ilişkin bilgi yer almamaktadır.</p>
<p>Henüz ilk yangın ve ölümlerin tartışması sürerken, 25 Mart 2017 tarihinde, Adana E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda ikinci bir yangın daha çıkmış ve bu yangının da çocuklar tarafından başlatıldığı belirtilmiştir. Çocuklar tarafından başlatıldığı belirtilen bu ikinci yangına ilişkin de açıklayıcı bir bilgi paylaşılmamıştır.</p>
<p>Bu gelişmeler Adana Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan çocuklara ilişkin endişeleri arttırmış; olayın münferit olmadığı, Adana’daki çocukların ihtiyaçlarının veya şikâyetlerinin dikkate alınmadığı izlenimi uyandırmıştır.</p>
<p>İlk yangına ilişkin düzenlenen iddianamede, kamu malına zarar verilmesi refleksiyle yangını çıkaran kişilere odaklanarak çocuk mahpuslara dava açılması talebinin, kamu görevlilerinin ise yangının çıkarılmasında herhangi bir kusuru bulunmadığı görüşünün yer almış olması eleştiriye açıktır. İddianame yangına odaklanırken, çocuk mahpusların neden yangın çıkardığını, onların yangın çıkarmasına neden olan koşulları ve sorunları yok saymaktadır. Bu iddianame şu soruyu gündeme getirmektedir:</p>
<p>“Kamu görevlilerinin yangının çıkmasında ihmalleri olmamasına rağmen, yangın öncesinde, çocuk mahpusları yangın çıkarmak zorunda bırakan koşullarda sorumlulukları var mıdır?”</p>
<p>Çocukların iki ay arayla yangın çıkardığı yönündeki resmi açıklamalar, mahpusların hayati risk taşıyan girişimlerde bulunmalarına sebebiyet veren koşulların araştırılmasına ilişkin bir çalışmayı mecburi kılmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de 2009 yılından Mart 2017 tarihine kadar hapishanelerde 18 çocuk yaşamını yitirmiştir.<a id="_ftnref4" title="" href="http://www.tcps.org.tr/?q=node%2F424#_ftn4" target="_blank" rel="noopener noreferrer" name="_ftnref4">[4]</a> Bu 18 çocuktan 5’i son 7 ayda, kendi bulundukları oda/koğuşta yangın çıkartmaları sonucunda hayatlarını kaybetmiştir.</p>
<p>CHP Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin bilgi edinme başvurusuna<a id="_ftnref5" title="" href="http://www.tcps.org.tr/?q=node%2F424#_ftn5" target="_blank" rel="noopener noreferrer" name="_ftnref5">[5]</a>  Adalet Bakanlığı tarafından verilen yanıtta paylaşılan tabloya bakıldığında çocuk mahpusların yaşamını kaybetme nedenlerinin çoğunlukla intihar olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p><a href="https://scontent-ams3-1.xx.fbcdn.net/v/t1.0-9/19030321_1880949052153396_3363095689207432730_n.png?oh=cb7704423d6dab3bd2616669dde99c24&amp;oe=599FFD29"><img decoding="async" src="https://scontent-ams3-1.xx.fbcdn.net/v/t1.0-9/19030321_1880949052153396_3363095689207432730_n.png?oh=cb7704423d6dab3bd2616669dde99c24&amp;oe=599FFD29" alt="" /></a></p>
<p>Çocuk mahpusların ölümlerinin yarısının intihar olduğunun açıklanması ve intihar ettiği ifade edilen çocukların yüzde 30’unun henüz tutuklu oluşu çocuk mahpuslar açısından bu infaz sisteminin çöktüğünün ifadesidir.</p>
<p>Bu tabloda 2017 yılında gözüken 2 rakamı, Adana’daki yangında yaşamını yitiren çocukları ifade etmektedir ve “diğer ölümler” olarak kodlanmıştır. Adana’daki yangınlar gibi çocukların taleplerini görünür kılmak  için yangın çıkardıklarını düşündüren durumların varlığına rağmen bu ölümlerin incelenmediğini görmek, kamu görevlilerinin sorumluluklarına dair soruşturma açılmaması veya “yangının çıkmasında sorumluluğu yoktur” benzeri kararlarla soruşturmaların sonuçlandırılması endişe vericidir.</p>
<p>AİHM, Çoşelav/Türkiye kararında, kendisine zarar vermesini önlemeye yönelik yeterli ve gerekli adımları atılmadığı ve yaşam hakkını korumaya yönelik yükümlülüklerini yerine getirilmediği gerekçesiyle, 2003 yılında Kars Hapishanesi’ndeki koğuşunda kendini asarak intihar eden Bilal Çoşelav isimli çocuğun yaşama hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Kararda, Çoşelav’ın yetişkin hapishanesinde kalmasının intiharda etkisi olduğu öne sürülerek uygulama eleştirilmiştir.</p>
<p>Öte yandan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi, 2012 yılında Türkiye hakkında yayınladığı gözlem raporunda “özellikle tutukluluk yerlerinde ve genel olarak intihar ve öldürme vakalarında detaylı araştırma yürütülmesi”<a id="_ftnref6" title="" href="http://www.tcps.org.tr/?q=node%2F424#_ftn6" target="_blank" rel="noopener noreferrer" name="_ftnref6">[6]</a> konusunda tavsiyede bulunmuştur.</p>
<p>Gerek kurum görevlileri ve gerekse de Adalet Bakanlığı, kapatılmış çocukların menfaatlerini gözetmekle, başta yaşam hakları olmak üzere, çocukları her türlü ihmal ve istismardan korumakla sorumludur. Öte yandan, Adana’da gerçekleşen yangın, AİHM’nin, Çoselav/Türkiye kararındaki çocukların yetişkin hapishanesinde tutulmasına yönelik getirdiği eleştiriyle de benzerlikler taşımaktadır. 3 çocuğun yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan olayla ilgili incelemenin, yangını kimin çıkardığı ile sınırlanması ve olayın sorumluluğunun bir çocuğa yüklenmesi devletin bu sorumluluklarının göz ardı edildiği izlenimi doğurmakta ve endişe vermektedir.  Kurum görevlilerinin sorumluluklarının ve ihmalinin tartışılmaması,  sürece ilişkin kamuoyu ile bilgi paylaşımında bulunulmaktan kaçınılması ve yürütme, yargı organlarının söz konusu bu durumları tersine çevirecek bir girişimde bulunmayışı bu endişeleri arttırmaktadır. Nitekim 3 çocuğun yaşamını yitirdiği yangından kısa bir zaman sonra yeni bir yangının çıkarılması, hapishane içinde çocukların ihtiyaçları veya şikâyetlerinin yeterince gözetilmediğini ve nitelikli önlemlerin alınmadığını düşündürtmekte, hapishanelerdeki çocukların yaşam hakkından dolayı kaygı duyulmasına neden olmaktadır.</p>
<p>Acilen Adana E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu başta olmak üzere, hapishanelerdeki çocuk ölümlerine ilişkin nitelikli bir araştırma yapılması ve hapishanelerin bağımsız izlemeye açılması gerekmektedir. Öte yandan çocuk hapishanelerinin varlığının ve işleyişinin kapsamlı bir tartışmaya muhtaç olduğu açıktır.</p>
<p>Bizler, çocuk hakları savunucuları olarak bu sorunları tartışabilmek için Adalet Bakanlığı’nı, çocuk adalet sistemi ile ilgili çalışan sivil toplum örgütleri, akademisyenler, meslek odaları ve bağımsız araştırmacılarla bir diyalog zemini oluşturmaya çağıyoruz. Adana’da çıkarılan yangınla ilgili olarak R.K. bir çocuk mahpus hakkında açılan ve 15 Haziran 2017 tarihinde Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan davada mahkemeyi, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler uyarınca çocukların üstün yararını gözetmeye davet ediyoruz.</p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong> İmzacılar: </strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong>Adana Barosu,</strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong>Başak Kültür ve Sanat Vakfı,</strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong>Çocuk Vakfı,</strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong>Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği/Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi,</strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong>İnsan Hakları Derneği,</strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong>Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Genel Merkezi,</strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong>Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği,</strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong>Türk Tabipler Birliği,</strong></p>
<p style="text-align: left;" align="right"><strong>Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı</strong></p>
<p><strong>*</strong><em>Ortak Açıklama Metni imzaya açıktır. İmzalamak isteyenlerin </em><a href="mailto:hapistecocuk@tcps.org.tr"><em>hapistecocuk@tcps.org.tr</em></a><em> adresine mail atmaları rica olunur.</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/sivil-toplum-orgutlerinden-ortak-aciklama-hapishanelerdeki-cocuklarin-yasam-hakkindan-endise-duyuyoruzhapishanelerdeki-cocuklarin-yasam-hakkindan-endise-duyuyoruz/">Sivil Toplum Örgütlerinden Ortak Açıklama: Hapishanelerdeki Çocukların Yaşam Hakkından  Endişe Duyuyoruz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müziği toplum için yapan dernek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/05/muzigi-toplum-icin-yapan-dernek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 May 2017 13:52:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[Göztepe Spor]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Müzisyenler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Mardin]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[müzik kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Nusaybin]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Çaparoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14352</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Müzisyenler Derneği kısıtlı imkanlarına rağmen düzenlediği birbirinden etkili destek ve dayanışma faaliyetiyle sanatın, toplumsal sorunların çözümüne katkı sunma noktasında icra edilmesinin güzel bir örneğini oluşturuyor.   İzmir Müzisyenler Derneği, 2012’de müzisyenlerin kendi arasındaki bilgi paylaşımını ve dayanışmasını sağlamanın yanı sıra, müzisyenlerin toplumsal farkındalığını ve desteklerini artırmak, vicdani ve insani noktalarda birleştirici bir rol oynamalarını [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/05/muzigi-toplum-icin-yapan-dernek/">Müziği toplum için yapan dernek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İzmir Müzisyenler Derneği kısıtlı imkanlarına rağmen düzenlediği birbirinden etkili destek ve dayanışma faaliyetiyle sanatın, toplumsal sorunların çözümüne katkı sunma noktasında icra edilmesinin güzel bir örneğini oluşturuyor.</strong></p>
<p><em> </em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14354 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/20170419_201251-e1493992143414.jpg" alt="" width="191" height="255" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/20170419_201251-e1493992143414.jpg 3096w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/20170419_201251-e1493992143414-640x853.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/20170419_201251-e1493992143414-1024x1365.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/20170419_201251-e1493992143414-1280x1707.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/20170419_201251-e1493992143414-610x813.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/20170419_201251-e1493992143414-320x427.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 191px) 100vw, 191px" />İzmir Müzisyenler Derneği, 2012’de müzisyenlerin kendi arasındaki bilgi paylaşımını ve dayanışmasını sağlamanın yanı sıra, müzisyenlerin toplumsal farkındalığını ve desteklerini artırmak, vicdani ve insani noktalarda birleştirici bir rol oynamalarını sağlamak amacıyla kurulmuş. Derneğin bir amacı da ‘önyargılarını kırmış, toplumun farklı kesimleri arasındaki duvarları aşmaya dönük derdi olan, toplumun haklı itirazları noktasında duyarlı’ bir müzisyen kişiliği geliştirmek…</p>
<p>Dernek Başkanı Oktay Çaparoğlu, ‘Hayatı sizinle güzelleştireceğiz’ sloganı doğrultusunda müziğin merkezde olduğu bir anlayışla faaliyet gösterdiklerini belirtiyor. Ayrımcılığın olmadığı ve herkesin kendini insanca ve özgürce ifade edebildiği şartların oluşmasına müzikle katkıda bulunmaya çalıştıklarını da dile getiren Çaparoğlu “Elbette bunları söylemek kolay, önemli olan sahadaki pratikler. O yüzden de ikinci sloganımız: ‘Karanlığa şikâyet edeceğine, bir mum da sen yak!’ Bu nedenle derneğimizdeki her bir kişi kendi imkânları oranında bir şeyler yapmaya çalışıyor” diye anlatıyor.</p>
<h4>Sivil toplum toplumsal kamplaşmanın giderilmesi noktasında önemli bir role sahip</h4>
<p>Dernek olarak faaliyetlerini yürütürken bir yandan da farklı alanlarda çalışan kişi ve kurumlarla da köprüler kurmaya çalıştıklarını belirten Çaparoğlu, “Toplumun her bireyinin gerek sağlık gerek hukuk gerekse de hizmet alanında kendine ait bir dünyası ve kendince imkânı var. Herkes kendi durduğu yerden bir şeyler yapabilir. Mesela doktor arkadaşlar bizi yoksul bir mahalleye çağırıyor. Biz orada müzik yaparken onlar orada sağlık taraması yapıyor” ifadelerini kullanıyor.  Çaparoğlu, mülteciler, cezaevlerindeki çocuk ve kadınlar gibi toplumun dezavantajlı kesimlerine yönelik dayanışma çalışmaları yapan derneğin, toplumun bu kesimlere yönelik olumsuz algısını gidermek için çalışmalar yürüttüğünü de belirtiyor.</p>
<p>Toplumsaldaki kamplaşmanın giderilmesi noktasında sivil toplum örgütlerinin önemli bir rolü olduğuna işaret eden Çaparoğlu, ‘Kardeşlik Köprüsü’ projesiyle Nusaybin’e gittiklerini hatırlatarak “Biz bu konuya salt hümanist bir bakışla değil biraz daha işin hakikatine değen boyutuyla yaklaşıyoruz. Oradaki gerçekliği kendimiz bizzat gözlemleyerek Kürt halkının yaşadığı acıyı buraya taşımak ve konuyu, politikadan bağımsız olarak insani yönünü ön plana çıkarmaya çalıştık, bu önemliydi. Mesela biz oradayken üzerinde Karşıyaka Spor’un forması olan bir çocuk fotoğrafı yansıdı kamuoyuna. O fotoğraf ‘Müzisyenler Derneği de orada’ notuyla birçok sayfada paylaşıldı. Hatta Karşıyaka ve Göztepe Spor da kendi sayfalarında paylaştı. Mesela keşke Göztepe Spor, Mardin’e gitse ve orada bir dostluk maçı yapsa. Söz gelimi buradaki bir satranç kulübü turnuva düzenlese ve o dâhilde oraya gitse ve oradaki çocukları buraya getirse. Biz bunun önemli olduğunu düşünüyor ve siyasetin dışında bir sivil dayanışma ağını örmeye çalışıyoruz” diye anlatarak, sivil toplumun toplumsal kutuplaşmayı giderici rolüne dikkat çekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/05/muzigi-toplum-icin-yapan-dernek/">Müziği toplum için yapan dernek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Türkiye’de Mahpus Olmak&#8217; Konferansı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/15/turkiyede-mahpus-olmak-konferansi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2016 13:28:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[Cezaevi Koşulları]]></category>
		<category><![CDATA[Konferans]]></category>
		<category><![CDATA[mahpus hakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=2624</guid>

					<description><![CDATA[<p>CISST/TCPS’in düzenlediği Türkiye’de Mahpus Olmak konferansı 27-28 Şubat tarihlerinde yapılacak. İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CISST) ve Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi’nin (TCPS) düzenlediği “Türkiye’de Mahpus Olmak” konulu konferans 27-28 Şubat tarihlerinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Bomonti Kampüsü Konferans Salonu’nda yapılacak. Ayrıntılı bilgi için aşağıdaki başlıklara tıklayınız. CISTT   TCPS</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/15/turkiyede-mahpus-olmak-konferansi/">&#8216;Türkiye’de Mahpus Olmak&#8217; Konferansı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>CISST/TCPS’in düzenlediği Türkiye’de Mahpus Olmak konferansı 27-28 Şubat tarihlerinde yapılacak.</h3>
<p>İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CISST) ve Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi’nin (TCPS) düzenlediği “Türkiye’de Mahpus Olmak” konulu konferans 27-28 Şubat tarihlerinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Bomonti Kampüsü Konferans Salonu’nda yapılacak.</p>
<p><img decoding="async" src="https://hapistegenc.files.wordpress.com/2016/02/konferans.jpg?w=705" alt="" data-cke-saved-src="https://hapistegenc.files.wordpress.com/2016/02/konferans.jpg?w=705              " /></p>
<p>Ayrıntılı bilgi için aşağıdaki başlıklara tıklayınız.</p>
<p><a href="http://www.birarada.org/tr/17187/CISST-Ceza-Infaz-Sisteminde-Sivil-Toplum-Dernegi" data-cke-saved-href="http://www.birarada.org/tr/17187/CISST-Ceza-Infaz-Sisteminde-Sivil-Toplum-Dernegi">CISTT</a>   <a href="https://www.facebook.com/T%C3%BCrkiye-Hapishane-%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1-Merkezi-TCPS-1610233175891653/" data-cke-saved-href="https://www.facebook.com/T%C3%BCrkiye-Hapishane-%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1-Merkezi-TCPS-1610233175891653/">TCPS</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/15/turkiyede-mahpus-olmak-konferansi/">&#8216;Türkiye’de Mahpus Olmak&#8217; Konferansı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
