<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çerkes arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/cerkes/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cerkes/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 21 Feb 2022 21:08:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Çerkes arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cerkes/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>‘Çerkesler Dilleriyle, Kültürleriyle Yok Oluşun Eşiğinde!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/21/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Feb 2022 08:24:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[KAFFED]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Abhaz]]></category>
		<category><![CDATA[Anadili Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[kaffed]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Ümit Dinçer]]></category>
		<category><![CDATA[Tehlike altındaki diller]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=78895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Başkanı Prof. Dr. Ümit Dinçer, Çerkeslerin Türkiye’nin en kalabalık etnik gruplarından olmasına karşın Çerkesçenin 'tehlike altındaki diller' arasında olduğunu vurguluyor. 'Dilimiz kayboluyorsa ve devlet bunun için adım atmıyorsa bu da asimilasyondur.' diyen Dinçer, devletin seçmeli dil derslerinin teşviki yönünde rol üstlenmesinin önemine işaret ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/21/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde/">‘Çerkesler Dilleriyle, Kültürleriyle Yok Oluşun Eşiğinde!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Kafkasya&#8217;dan sürgün edilen ve Osmanlı topraklarının çeşitli bölgelerine yerleştirilen Kafkas halklarından biri olan Çerkesler, Türkiye’de en büyük etnik gruplar arasında. Öyle ki Türkiye’deki Çerkes nüfusu Kafkasya’dan fazla. Bugün Türkiye’de 4 milyondan fazla Çerkesin yaşadığı tahmin ediliyor. Kafkasya’da ise <a href="https://www.al-monitor.com/tr/originals/2021/12/german-video-re-ignites-turkish-circassian-controversy">800 bin civarında Çerkes yaşıyor</a>.</p>
<p>Avrupa Birliği uyum sürecinde farklı etnik grupların ana dillerinin korunması için çeşitli düzenlemeler yapıldı. 2004 yılında TRT’de Çerkesçe yayın başladı ancak yayın hayatı kısa sürdü. TRT’nin yayın yaptığı 42 dil arasında Çerkesçe yer almıyor. Öte yandan 2012-2013 eğitim öğretim yılında da seçmeli dil derslerinin müfredatta yer almasıyla, öğrenciler belli koşullarda Kafkas dillerinden Adıgece ve Abazaca dillerinde eğitim almaya başladılar. Ayrıca Erciyes ve Düzce Üniversitesi’nde Kafkas Dilleri ve Kültürleri Bölümü altında Çerkes Dili ve Edebiyatı dersleri açıldı. Bununla birlikte, Çerkeslerin dillerinin korunmasına dair talepleri ve uygulamadaki sorunlar asimilasyon tartışmalarının gölgesinde kaldı.</p>
<p>Geçtiğimiz Kasım Ayında DW Türkçe&#8217;nin &#8220;<a href="https://twitter.com/dw_turkce/status/1464891565579517953?s=20&amp;t=vA1I-cqhIevwkQ76flE6Zw">Kafkasya&#8217;dan Türkiye&#8217;ye Çerkeslerin Hikayesi</a>&#8221; başlıklı haberinde, Çerkes araştırmacı Fahri Huvaj’ın,&#8221; dünyada en fazla Çerkes olan Türkiye&#8217;de, en büyük asimilasyonun olduğuna” dair sözleri kamuoyunda tartışma yaratmıştı. Huvaj’ın konuşmasında asıl vurguladığı husus olan &#8220;Türkiye’de Çerkeslerin yalnızca beşte birinin anadilini konuşabildiği ve sürecin Çerkes dili ve kültürünün Anadolu’da yok olacağına&#8221; dair tespitleri ise göz ardı edilmişti.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-78899 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-1.jpg" alt="" width="271" height="312" />Bünyesinde yer alan 56 STK ile Çerkeslerin en büyük çatı kuruluşu olan <a href="https://www.kaffed.org/haberler/federasyondan/item/4538-dw-cerkesler-haberine-iliskin-kamuoyu-aciklamasi.html">KAFFED Genel Başkanı Ümit Dinçer,</a> tartışmalara &#8220;Ayrı bir halk olarak anadillerini, kültürel kimliklerini korumak, geliştirmek için gereken şartların sağlanmaması ve bazı engellemeler sebebiyle bugün 4-7 milyon arasında Çerkesin yaşadığı Türkiye&#8217;de Çerkeslerin bir asimilasyon olgusunu yaşadıkları doğrudur&#8221; tespitiyle katılmıştı.  Dinçer açıklamasında “Bir halkın, dili, kültürü ve kimliğinin pasif asimilasyon sürecini engellemek noktasında önlem almayarak, gelişimine alan açmayarak süreci izlemek de oluşan sonuca katkıda bulunmaktır.” demişti.</p>
<p>Söz konusu habere ilişkin İlber Ortaylı ise “<a href="https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/cerkeslerimiz-41954206">Çerkeslerimiz”</a> başlıklı yazısında “Muhaceretin şartları ve dağınıklık maalesef bir asimilasyonu getiriyor&#8221; diyor ve ekliyor &#8220;70’i veya 50’yi aşkın sessiz harfe karşın, bir iki sesli harfle konuşulan Çerkes dillerinin öğrenilmesi için çocukluktan işe başlamak lazım.&#8221;</p>
<p>Biz de 21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında, geçtiğimiz yıl Kasım ayında KAFFED Başkanı seçilen Prof. Dr. Ümit Dinçer ile Çerkeslerin dillerini ve kültürlerini korumak için gösterdiği çabayı, farklı konulara temas ederek, anadili, asilimilasyon, diaspora gibi kavramlar ekseninde konuştuk.</p>
<p><strong>KAFFED’in başkanlığına yakın zamanda seçildiniz; neleri hayata geçirmek istiyorsunuz? </strong></p>
<p>KAFFED’i bir orkestra şefi gibi telakki ediyorum şahsen elli altıncı dernekmiş gibi çalışmasındansa, politika ortaya koyan ve bilgiyi üye derneklerine paylaştıran bir yapıya evrilsin istiyoruz. Türkiye&#8217;de kültür dernekçiliğini ve sivil toplumculuğu sadece Ankara, İstanbul, İzmir, Adana gibi büyük kentlerde kısıtlı kalmamasına, Türkiye aracılığı yaymak Türkiye&#8217;ye sivil toplumculuğu yaymak istiyoruz. Öte yandan büyüyen ve dinamik bir yapı olarak tüzüğümüzle ilgili birtakım sıkıntılarımız var. Onları gidermek istiyoruz.</p>
<p>Bizim önemli dertlerimizden bir tanesi, Türkiye’de de olan pek çok grup için geçerli olmak üzere, dillerimizin UNESCO tarafından “yok olmakta olan diller” kategorisine girmiş olmasıdır. Bu grupların hepsi mücadele ederken farklı farklı, küçük küçük cephelerde mücadele vermektense, “ortak bir cephe açabilir miyiz?” diye düşünmesi lazım. Biz bu dönemde bu bakış açısını hayata geçirmek istiyoruz.</p>
<p>Bizim yani Kuzey Kafkasyalıların açısından en fazla ortaklaştığımız şeylerden bir tanesi Sürgün ve Soykırım. Tartışmamız ve bu kavramları “kim, nasıl değerlendiriyor?” ona bakmamız lazım.  Bunları konuşmadan çözemeyiz. Konuşacak çok şey var.</p>
<h5><strong>Kuzey Kafkas Halkları ve Çerkesler Homojen Değil </strong></h5>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-78908 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-10.jpg" alt="" width="314" height="203" />Kuzey Kafkas halkları Türkiye&#8217;de heterojen bir yapıda ve çok farklı pozisyonlar var mı diyorsunuz? </strong></p>
<p>Evet, bu heterojenite bir yanıyla avantaj, bir yanıyla dezavantaj. Şunu kabullenirseniz avantaj: “biz homojen bir yapıya hitap etmiyoruz. Dolayısıyla farklı farklı görüşlerle ilişki, iletişim geliştirmemiz gerekir” diyebilmek için avantaj. Çünkü toplumun her kesimi üyelerimiz; bize sadece endi siyasi ve ideolojik bakışları üzerinden yaklaşım geliştiriyorlar. Örnek vermek gerekirse mevcut iktidarın vaaz ettiği ya da mevcut iktidarın uygulamalarının vaaz ettiği şeylere bir karşıtlık, bir itiraz geliştirdiğinizde tepki muhafazakâr üyelerimizden tepki geliyor.<br />
Öte taraftan Türkiye&#8217;nin sol siyasetinin Çerkesler ve Abazalar üzerinde bugün ya da geçmişte yapamadığı şeyler ya da tek parti döneminde yaşadığımız şeylere dair bir şeyler yazıp çizdiğimizde, itiraz ortaya koyduğumuzda Türkiye&#8217;deki sol kesim bu sefer itiraz ediyor.</p>
<p>Biz şunu anlamak zorundayız ki Kuzey Kafkasyalılar olarak homojen bir toplum değiliz. Bizim İstanbul derneklerimiz olduğu gibi Tokat&#8217;ta da Kayseri’de de derneğimiz var. Burada muhafazakâr insanlarımız var. Bizim öğrenmemiz gereken şey, illa ki birlikte yaşamak zorunluluğu değil. Asıl birbirimize tahammül etme zorunluluğunu öğrenmemiz gerekiyor. O açıdan bunu hem Türkiye’deki hem Kuzey Kafkasya’da bir avantaj olarak kullanabiliriz. Bu heterojenlik üzerinden, benim düşündüğüm konularda bir başkası farklı düşünebilir, farklı bir pozisyonu olabilir demeyi öğrenmek gerekir.</p>
<p>Ben hep şunu söylüyorum uzlaşma dediğimiz şey &#8216;tarafların hiçbirisinin mutlak memnun olmadığı anlaşma biçimidir&#8217; bana göre. Biz bu noktada uzlaşıyı yakalamak zorundayız. Hepimiz bundan yüzde yüz memnun olmayabiliriz. Bazılarınız masadan memnuniyetsiz kalkabilir ama böyle bir noktada toplumsal hareket tarzı geliştirebilmenin önünü açmış oluruz. Bizim aslında niyetlendiğimiz, hedeflediğimiz, yapabilirsek iyi olur dediğimiz şey bu.</p>
<h5><strong>‘Çerkes Sorunu Siyasi Bir Sorun ama Siyaset Yapmayalım’ Demek İrrasyoneldir!</strong></h5>
<p><strong>Seçim atmosferine girdiğimiz bir dönemde yönetime geldiniz. KAFFED’in karar alıcıları ulaşmasını istediği talepleri var mı?  Siyasilerle iletişim, bir talep, diyalog zemini yaratmaya çalışacak mısınız? Ne yapacaksınız?</strong></p>
<p>Siyasetle ilişkiler bizim için en fazla fırtına koparan konulardan bir tanesidir. Çok zorlandığımız konulardan bir tanesi siyaset, bir diğeri inançtır. Kuzey Kafkasyalılar bu konularda söz söylemeyi, kalem oynatmayı genellikle çok sevmeyiz ancak bunu yapmak zorundayız. Biz siyasi bir hak arayış mücadelesi diyoruz. Bu Çerkes siyasetinin problemidir ve çözümünde de siyaset olmazsa olmaz enstrümanlardan bir tanesidir. Çerkes sorunu, siyasi bir sorun ama siyaset yapmayalım demek irrasyoneldir. Bu noktada siyasetle biz tarafgirlik bazında bir ilişki geliştirmemeliyiz. Geliştiremeyiz. Biz de öyle bir şey istemiyoruz zaten. Benim birey olarak siyasi tavrımla, duruşumla kurumun siyasi tavrı ve duruşu farklı olmalıdır. Kurum bir grupla, bir siyasi akımla ya da bir siyasi bir angajman içerisine giremez, girmemelidir. Biz Türkiye’deki siyasi atmosferle ilişkilenmeli miyiz? İlişkilenmeliyiz. Parlamentoda temsil edilmeli miyiz? Kesinlikle temsil edilmeliyiz. Üçüncü kalabalık etnisite parlamentoda hiç temsil edilmiyor. Bu anlaşılması zor bir şey.</p>
<blockquote><p>Çerkesler kendi siyasetlerini oluşturmak, kendi vekillerini bu parlamentonun çatısı altına bir misyonla göndermek durumundadır.</p></blockquote>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-78900 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-2.jpg" alt="" width="283" height="285" />Hiç temsil edilmiyor mu?</strong></p>
<p>Çerkes vekillerin hepsi ile ilişki ve iletişim halindeyiz. Hepsi bizim için bir kıymet ancak bunlar Çerkes kimlikleri ile parlamentoda değiller. Bunu o vekilleri bir yere koymak için ya da ötekileştirmek için söylemiyorum. Ancak Türkiye’de Çerkes siyasetinin ya da Kuzey Kafkasyalı halkların siyasetinin oraya taşıdığı vekiller değil. Bunu kendileri de söylüyorlar zaten. Ama yine de gevşek bir bağ var.</p>
<p><strong>Kimlik temsiliyeti var mı?</strong></p>
<p>Evet var. Bu da bizim için önemli. Zaten kimse kendi etnik kimliğiyle birden ortaya çıkmaz; bu bir olgunlaşma sürecidir ve Çerkes vekillere de bu manada bakıyorum. Öteki taraftan Türkiye’de Çerkes kökenli vekillerin parlamentoda çok az yer aldığını görüyoruz. Çerkeslik meselesi, etnisitemizle ilgili sorunların, Çerkes soykırım ve sürgünüyle ilgili meselelerin çok az da olsa  gündeme geldiğini düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Bu kimin eksikliği?</strong></p>
<p>Bu Çerkeslerin eksikliği. Bunu o vekillerin eksikliği olarak görmüyorum. Çerkesler kendi siyasetlerini oluşturmak, kendi vekillerini bu parlamentonun çatısı altına bir misyonla göndermek durumundadırlar. Çerkesler kendi parlementerlerini meclise kendileri taşımalılar. Bu bir misyon, bu misyon hemen birileri tarafından “şimdi de sıra Çerkesler mi var?” şeklinde kullanacaktır ancak biz, konunun “Çerkesler de şimdi bölücülüğe mi oynuyor?” gibi yanlı ve gerçeklikle bağdaşmayan bir noktaya taşınmasına asla izin vermeyiz.</p>
<blockquote><p><strong> </strong>Biz Deutsche Welle’nin kullanabileceği, hemen provoke olan bir toplum değiliz.</p></blockquote>
<p><strong>DW Türkçe’nin </strong><strong>&#8220;Kafkasya&#8217;dan Türkiye&#8217;ye Çerkeslerin Hikayesi&#8221; haberinden sonra</strong><strong> “asilimilasyon vardır” açıklamanıza nasıl tepkiler aldınız?</strong></p>
<p>Bununla ilişkili çok olumlu tepkiler aldık. Çerkeslerin asimilasyona uğradığı ilk kez söylenen bir şey değildi. Bizim yayınlarımızda da gündemimizde de asimilasyon yıllardır var.  Öte taraftan Türkiye’de bir asimilasyon gerçeğinin olduğu daha evvel bu ülkenin en üst makamları tarafından, söylenmiş. Tarihçiler, sosyologlar bunun böyle olduğunu söylüyorlar.  Ama onun manşete çekiliş biçimine Çerkesler bir reaksiyon geliştirdiler.</p>
<p>Deutsche Welle hangi saiklerle haberi hazırlamış, o bizi hiç ilgilendirmez. Eğer Türkiye’de Çerkesleri kışkırtmak için yapmışsa, bunun da karşısında olmalıyız. Biz Deutsche Welle’nin kullanacağı ya da kullanabileceği, hemen provoke olan bir toplum değiliz. Kendi mekanizmalarımız bunun nasıl değerlendirilmesi gerektiğini bilirler ama hemen karşı pozisyon almamızı gerektiren bir durum da yok.</p>
<h5><strong>Entegrasyon da Asimilasyon Kadar Fena Bir Şeydir! </strong></h5>
<p><strong>Siz özetle ne dediniz?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-78902 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-4-640x296.jpg" alt="" width="381" height="176" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-4-640x296.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-4.jpg 870w" sizes="auto, (max-width: 381px) 100vw, 381px" />Biz, “Türkiye’de Çerkesler Osmanlı’dan beri asimilasyon politikalarına maruz kalmışlardır.” dedik. Osmanlı devleti, Çerkesleri kendi istediği eksende, payitahtı korumak için Marmara’nın etrafına yerleştirmiştir. 1908’de kurulan ve kendi dilleriyle eğitim yapan kurumlar kapatılmıştır. “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyaları olmuştur. Bunlar asimilasyondur. Buna hayır diyebilir miyiz?</p>
<p>Mesela Marmara köylerinde Çerkeslerin tehciri var. Öte taraftan en önemli en önemli şeylerden bir tanesi Ethem Bey üzerinden geliştirilen, “Çerkez Ethem ve ihanet” kurgusu aslında Türkiye’deki Çerkesleri psikolojik bir baskı altına alan bir asimilasyon yöntemidir. Geldiğimiz noktada bugün asimilasyon devam etmiyor diyebilir miyiz? Biz “cebre dayalı bir asimilasyona maruz kalmıyoruz” diye asimilasyonu yoktur diyebilir miyiz? Birileri diyorlar ki “bu bir entegrasyondur.” Aslına bakarsanız entegrasyon da asimilasyon kadar fena bir şeydir. Devlet entegre olmaktan başka bir seçenek sundu da Çerkesler “hayır biz entegre olacağız” demediler.</p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada dilimiz kayboluyorsa, devlet bunun için birtakım adımlar atmıyorsa asimilasyon sürecine seyirci kalıyorsa bu da asimilasyondur. Ve bunu da devlete karşıtlık üzerinden söylemiyoruz, bir sosyolojik gerçeklik üzerine söylüyoruz.</p>
<blockquote><p>Devlet “ben kolaylaştırıcı olacağım. Dilinizi seçmek için istekli olun. Çünkü bu dil bizim zenginliğimizdir.” deseydi eminim ki dil dersi talebi daha fazla olurdu, olacaktı.</p></blockquote>
<p><strong>Seçmeli dil derslerine Çerkes toplumunun ilgisi nasıl? </strong></p>
<p>Pek yapmıyorlar.</p>
<p><strong>Neden yapmıyorlar? </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-78903 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-5.jpg" alt="" width="269" height="268" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-5.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-5-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 269px) 100vw, 269px" />Belli ve küçük bir kesim bu konuyla çok ilişkili. Bu kesim “bunu bir hak olarak görüyorum ve bunu kullanmalıyım.” diyor. Bir hakkı kullanmak, o hakkı kullandıracak gücün sizi yüreklendirmesiyle olur. Şunu açık söyleyeyim: devlet deseydi ki “Ey Çerkesler, sizin dilinizin yok olması benim de sorunumdur ve bu konuda atılacak her türlü adımda ben kolaylaştırıcı olacağım. Dilinizi seçmek için istekli olun. Çünkü bu dil bizim zenginliğimizdir.” Bunu deseydi eminim ki dil dersi talebi daha fazla olurdu, olacaktı.</p>
<p>Fakat şu anda geldiğimiz noktada 2012 yılında Avrupa Birliği&#8217;yle uyum yasaları çerçevesinde, “zevahiri kurtarmak” için atılmış bir adımdır. Hak, haktır. Bu konuyu çok önemsiyoruz. Seçmeli dil dersinin, Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın müfredatına girmiş olması önemlidir ancak uygulama o kadar karmaşık bırakılmış ki eğitimle ilgili öğretmenle ilgili sıkıntılar var, müdürlerin seçmeli dersi açmaları noktasında sıkıntılar var, dilekçenin veli tarafından verilmesi noktasında sıkıntılar var, bu dilekçelerin bakanlığa iletilmesi ile ilgili sıkıntılar var.</p>
<p>Uygulamada özellikle son uygulayıcı dediğimiz okullarda, seçmeli dil dersinin coşkuyla karşılandığını söylemek mümkün değil. Bizim toplumun bir kesimi şöyle diyor: “şimdi çocuğumu Çerkesce eğitimi için dilekçe vereceğim. Çocuğumuz fişlenirse?” Bu korkunun olması bile başlı başına bu ülke açısından ayıptır.</p>
<p>Vatandaşı olduğum ülkenin bu noktada korku salmasını hala kabullenemiyorum. Bu korku rasyonel olmayabilir ama bunun için toplumun rahatlatılmaya ihtiyacı var.  Milli Eğitim bürokrasisinin, okulların, öğretmenlerin ve velilerin de bundan korkmaması gerekir.</p>
<h5><strong>‘Çerkesçe Öğretmenin Metodolojisi Henüz Çalışılmadı!’ </strong></h5>
<p><strong>STK&#8217;lar, Çerkes ve Kuzey Kafkas dillerinin öğrenilmesi ile ilgili acaba ne yapabilir? Farkındalığın artması için özgün çalışmalar yapılabilir mi? KAFFED ne yapıyor? </strong></p>
<p>Şu anda tam da bu konularla ilgili konuşuluyor. “Dil eğitimi” ve “dil edinimi” farkından başlamamız lazım. Belli bir yaşa gelmiş birisinin dil öğrenmesi için yüksek bir motivasyonunun olması gerekiyor. Bir yetişkin ile bir çocuğun dil öğrenme motivasyonları farklı.</p>
<p>Kafkasya&#8217;da da Türkiye&#8217;de de dil bilmeyen birisine, yabancı dil öğretir gibi Çerkesçe öğretmenin metodolojisi çalışılmamış henüz. Mesela Türkiye&#8217;deki Türkçe müfredatını götürüp İngiltere&#8217;de Türkçe öğretmek için kullanamazsınız. Çünkü o dili edinmiş birisine ayrı bir müfredat uygulamak gerekir. Ana vatanda da hem Çerkezce için hem Abazaca için birtakım kaynaklar var ama bunlar çocuk okula geldiğinde onun edindiği dili geliştirmeye yönelik.  Bu dilleri hiç bilmeyen birisi için maalesef metodoloji yok. Şu an bunun üzerinde çalışılıyor.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-78904 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-6.jpg" alt="" width="356" height="200" />Neler yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>KAFFED’de şu anda dilbilimci arkadaşların da içinde olduğu bir Ana Dili Komisyonu’muz var. Daha evvel çalışılmış olanları da çok kıymetli buluyorum ama yeterli değil. Türkiye’de Kayseri’de ve Düzce’de Çerkes Dili ve Edebiyatı bölümleri var. Bunlarda da temel sıkıntı, metot ve metodun içerisine yedirildiği araç gereç. Çünkü bu bölümlerde de yeterince kaynak ve materyal yok. Dolayısıyla bunların kapısını açmamız lazım.</p>
<p>Öte taraftan, çocukları ve belki de ergenleri hedefleyen yapılar kurmamız lazım. İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin Nanu Çocuk Oyun Grubunda bu konuda pilot çalışma yapılıyor. Çocuklara kültürü aktarmak için Samsun Çerkes Derneği&#8217;nin, Kayseri Kafkas Derneğinin yaptığı güzel çalışmalar var. Bu çalışmaları biz bütün derneklerimizle paylaştırmak istiyoruz.</p>
<p>Güncel araçları kullanmadan güncel ihtiyacı gideremezsiniz. Renksiz, hareketli objelerle süslenmemiş, günümüzün teknolojisini kullanmayan kaynaklarla dil eğitimi çocuklar açısından mümkün değil. Bunun dil bilimsel temelinin üzerine güncel enstrümanları koyarak gitmemiz gerekiyor. Bu söylenmesi kolay, yapılması zor bir şey. Bu beraberinde eğitim materyalleri, bilgisayar yazılımları, aplikasyonlar gerektirir. Dolayısıyla biz dil eğitiminde “bunların hepsini sahaya nasıl indirebiliriz?” buna çalışıyoruz. Tabii bunlar finansal kaynak gerektiriyor.</p>
<p>Zaman zaman Avrupa Birliği fonlarını kullanıyoruz. Şu anda Laz Enstitüsü ile beraber akademik bir çalışma yürütüyoruz. Bu bir Avrupa Birliği projesi. Dil konusunda finansmanı daha çok lokal düzeyde yaratıyoruz. Biz Halk Eğitim Merkezlerinde Çerkezce&#8217;nin öğretilmesini istiyoruz ama kısıtlı olanaklar var. Halk eğitim merkezleri, öğretmen meselesini hallettiğinizde ve belli bir sayıda başvuru aldığınızda dil kurslarını açıyor. Prosedürü çok uzun ve çok detaylı ama yine de aşılamayacak şeyler değil. Bunlar için de çalışıyoruz.</p>
<p><strong>KAFFED’de farklı seslere ne kadar veriyorsunuz? Size farklı sesler dahil olsun diye, üyelik ya da farklı şekillerde katılımın sağlanması için ne yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>KAFFED bünyesindeki dernekler çok homojen değiller. Bizim farklı seslere kapımız her zaman açık oldu. Sebebi de şu: bizim tüzüklerimizde bir dernek üyeliği, bir de “doğal üyelik” vardır. Bizim için Çerkes olan ama derneğe üye olmayan herkes doğal üyemiz. Aslında faaliyetlerimizin çok büyük bir kısmı da doğal üyelerimize yönelik. “Sadece üyemizsen çalışmalara katılabilirsin ya da tartışmalara katılabilirsin” demiyoruz. Bu manada kapımız her zaman herkese açık.</p>
<blockquote><p>Denetimi bir sopa olarak kullanmaya kalkarsanız bu sivil topluma müdahale anlamına gelir.</p></blockquote>
<p><strong>Dernekler Kanunu ve diğer yasal değişiklikler üyelikleri nasıl etkiledi?</strong></p>
<p>Bu değişikliklerden sonra her üye olanı Derbis’e anında kaybetmeniz gerekiyor. Bu da kişilerin üye olmaktan çekinmesine neden oluyor kesinlikle.<br />
<strong>Son yasal değişikliklerden sonra STK’ların denetim sürecine dair sizin gözlemleriniz nedir? Bünyenizdeki STK’lardan denetim geçirenler var mı? </strong></p>
<p>Her sivil toplum örgütü bir gün denetimi tadacaktır. Denetim geçirmedik ama denetimlerin sıkılaştığı doğru. Finansal denetim tabii ki olacak. Ancak finansal denetimi bir sopa olarak kullanmaya kalkarsanız bu sivil topluma müdahale anlamına gelir. Biz bu ülkenin kanunlarına, yönetmeliklerine aykırılık teşkil edecek ve bir çalışma ne de bir organizasyon içerisinde değiliz. Dolayısıyla bu manada da bir çekincemiz yok. Ama bu finansal denetimin bir yıldırıcı unsur gibi kullanılması da kabul edilemez tabii ki.</p>
<p><strong>Denetim sürecinden ceza alan STK&#8217;lar var mı? </strong></p>
<p>Denetim geçirenler var. Denetimler “biraz yol gösterici gibi devam ediyor” diyen STK’lar da var. “Bakın bundan sonra denetimler şöyle olacak. Eksiklerinizi görelim” diyenler de var. Buna dair bir yol haritası yayınlanmıştı.  Yol gösterici bir tavır da var, onu da inkâr etmedik zaten.</p>
<h5><strong>Farklı Etnik Gruplar Olarak Hepimizin Ortak Bir Derdi Var Ama Hepimiz Ayrı Ayrı Mücadele Veriyoruz!  </strong></h5>
<p><strong>KAFFED’in Türkiye&#8217;deki diğer etnik ve azınlık gruplarla ilişkileri nasıl? Kuzey Kafkas halklarının diğer bu etnik gruplarla ilgili temasları ne düzeyde?  </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de farklı etnik gruplar arasında iyi bir diyalog olduğunu söyleyebilmek maalesef mümkün değil. Türkiye&#8217;de Kürtlerle ilişki denilince, toplumun hemen hassasiyet gösterdiği inkâr edilemez. Kırk yılı aşkın yıldır devam eden bir “terör” ve “terörle mücadele” mevhumu var.  Buradan hareketle mesele, “terör ile ilişkili yapılarla irtibatlanıyorsunuz” noktasında düğümleniyor.</p>
<p>Ben meseleye şöyle bakıyorum: Türkiye’de Çerkesler gibi Kürtler de Lazlar da etnik birer yapıdır. Ermeniler de bir etnistedir ve bunlar arasında kanunlarla çizilmiş her türlü ilişki bence son derece doğaldır. Avrupa Birliği projesi olan  <a href="https://tehlikealtindakidiller.org/">TADNET</a> (Tehlike Altındaki Diller Ağı) ile yürüttüğümüz faaliyetlerde yaptığımız çalışmalardan biri bu.  Hepimizin ortak bir derdi var. Ama hepimiz ayrı ayrı mücadele veriyoruz. Ortak bir bakış açısı, ortak bir vizyon geliştirmek için, enstrümanları birlikte kullansak ve güç birliği sağlasak daha iyi olur. Bu anlamda da hak arama mücadelesi noktasında da gerek Türkiye&#8217;nin daha fazla demokratikleşmesi noktasında biz KAFFED olarak herkesle ilişkiye açığız ama bu birileri tarafından “kullanışlı aparat” olduğumuz gibi de sakın ha algılanmasın.</p>
<blockquote><p>Kürtler ve Ermenilerle ilişkilerdeki hassasiyetlerin hepsinin arkasında şu var: “devlet bize nasıl bakar?” Biz Türk milliyetçiliğiyle, Kürt milliyetçiliği arasında tercih yapmak durumunda değiliz.</p></blockquote>
<p><strong>Kürtlerle iletişiminiz var mı? </strong></p>
<p>Kürtlerle iletişimimiz son derece kısıtlı. Bireysel ilişkilerimiz var.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-78906 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-8-640x427.jpg" alt="" width="326" height="218" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-8-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-8.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 326px) 100vw, 326px" />Neden sınırlı? </strong></p>
<p>Toplumun bu manadaki çekingenliği ve hassasiyetleri var ama dediğim gibi bireysel düzeyde Türkiye&#8217;deki Kürt yapılarıyla ilişkili olan Çerkesler de var. Onlarla zaman zaman derneklerimizde, fikir alışverişleri ya da görüşmeler, üyemiz olmalarından dolayı temaslar var. Bununla birlikte, çok ciddi bir diyalog talebi yok. Mesela Ermeniler açısından da biraz handikaplı olduğumuzu düşünüyorum. Orada da bir hassasiyet var. Bu noktadaki hassasiyetlerin hepsinin arkasında şu var: “devlet bize nasıl bakar?”</p>
<p><strong>Bu kaygı Çerkes toplumunda yaygın mı? </strong></p>
<p>&#8220;Kategorik olarak ben de devlet nezdinde Kürtlerle aynı sepete konur muyum?&#8221; kaygısı var. Bizim toplumun çok büyük bir kesimi Türkiye&#8217;deki yerleşik “devletçi” yapıya çok yakındır. Dolayısıyla devletin karşı duracağı bir şeyden imtina eder. Biz Türk milliyetçiliğiyle, Kürt milliyetçiliği arasında tercih yapmak durumunda değiliz. Kürtler bizim için önemli ve Türkiye&#8217;de de bir hak arama mücadelesi yapacaksak zaman zaman temasımız olmalı.</p>
<h5><strong> </strong><strong>‘Biz Çok Büyük Bir Kıyımın Bakiyesiyiz Fakat Diasporik Kimlik Giderek Zayıflıyor!’ </strong></h5>
<p><strong>Türkiye’de Kuzey Kafkas hakları ‘diasporada’ mıdır?  “Ana vatanla ilişkiler” konusu gündeme sık gelen konulardan biri. “Ana vatanla ilişki kuralım” diyen kesim ne seviyede? </strong></p>
<p>Kavramsal olarak “Türkiye&#8217;deki Kuzey Kafkasyalı toplumu diaspora&#8217;nın tanımına çok oturan bir yapı mıdır?” derseniz, o kavramın dışına taşan tarafları var. Diaspora dediğimizde, vazgeçilmez olan şey, geldiğiniz ana vatan kavramının herkes tarafından paylaşılıyor olması gerekir. Bu yönüyle herkesin Kafkasya&#8217;ya ana vatan ve gelecekte tekrar oraya dönülecek bir anavatan olarak gördüğünü söylemek mümkün değil ama böyle bakanların da olduğu reddedilemez. Dolayısıyla bu yapının içerisinde herkes bir diaspora kavramını karşılamayabilir ama karşılayanlar var hala.</p>
<p>Kuzey Kafkasyalılar aslında “kurban diaspora” olarak değerlendirilebilir. Sürgüne, soykırıma uğramış, büyük oranda nüfusunu kaybetmiş ve sonradan da bir şekilde vatanlarını terke zorlanmıştır. Biz çok büyük bir kıyımın bakiyesiyiz. Ama üzerinden altı- yedi nesil geçmiş. Dolayısıyla bu diasporik kimlik zayıflamış ve giderek de zayıflıyor. Bunu da inkâr edemeyiz.</p>
<p>Bununla birlikte, Türkiye&#8217;de bulunan 4 ila 7 milyon arasındaki Çerkes ve Kuzey Kafkasyalının homojen olarak değerlendirilebilmesi de mümkün değil. Bu şu anlama gelmez: “bakın bu kavramın dışında taşanlar var. Dolayısıyla diaspora değilsiniz” de denemez. Bizim diasporik özelliklerimiz olduğu gibi, diasporik olmayan özelliklerimiz de var. Bu da bu kadar geniş bir toplum için kaçınılmaz.</p>
<blockquote><p>Türkiye&#8217;de Çerkeslerin ve Kuzey Kafkasyalıların bir diaspora olduğunu kabul ediyor. Anavatanla bağlarımızı güçlendirmek istiyoruz.</p></blockquote>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-78907 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-9-640x360.jpg" alt="" width="352" height="198" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-9-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde-9.jpg 672w" sizes="auto, (max-width: 352px) 100vw, 352px" />KAFFED bu konuda nasıl bir pozisyona sahip?</strong></p>
<p>KAFFED, Türkiye&#8217;de Çerkeslerin ve Kuzey Kafkasyalıların bir diaspora olduğunu kabul ediyor.  Anavatanla bağlarımızı güçlendirmek istiyoruz. Aslında biz “dönüş” dediğimiz kavrama inanan bir yapıyız. Ancak bu dönüşün artık kitlesel bir dönüş olamayacağını da kabul ediyoruz. Bireysel dönüşlerin daha doğru olacağını ya da ya da iki vatanlı yapıların daha doğru olacağını düşünüyoruz. Bu aslında bundan otuz sene, kırk sene, elli sene önceki dönüş kavramından biraz mevzi kaybetmiş olmaktan dolayı, bir mevzi düzeltme olarak görülebilir.</p>
<p>Türkiye&#8217;deki her Çerkes’in, her Abhaz&#8217;ın ana vatanıyla bir şekilde ilişkilenmesi, yeni bir “dönüş” kavramı olarak tanımlanmalıdır. Orada mülk satın almaktan tutun, yılının birkaç haftasını orada geçirmeye, oradaki akrabalarıyla ilişkilenmeye, sadece turistik maksatla bile olsa oraya gidip gelmesinin önünü açmayı, yeni “dönüş” kavramının bileşenlerinden birisi olarak görüyoruz. Oraya öğrenci göndermek, öğrenciler vasıtasıyla orayla köprü kurmayı, dönüş kavramının bir parçası olarak görüyoruz.</p>
<p>Türkiye’de mevcut durumunu terk ederek oraya gidebilmesi son derece güçlü siyasi ya da ideolojik bir eksen gerektirir. Eğer sadece o ekseni taşıyanlar “dönüşcüdür” dersek toplumun kahir ekseriyetini artık ana vatanından koparmış oluruz. Biz bunu doğru bulmuyoruz. Biz ana vatanıyla kim nasıl ve ne şekilde ilişkilenmek istiyorsa, ona aracılık etmek zorundayız.</p>
<p>Rusya&#8217;dan bizim oranın bizim ana vatanımız olduğunu, bizim de ana vatanımız olduğu hakkının teslim edilmesini istiyoruz. İkincisi vatandaşlık ve oturum izinlerini son derece sert. Bize karşı da sert. Dedeleri o topraklardan sürülmüş bir toplumun çocuğu olmama rağmen. Bunlar kolaylaşsa, buradan oraya oturum izni almaya, vatandaş olmasa da çifte vatandaş olmaya gidecek çok fazla insan olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Türkiye&#8217;de yaşayan Çerkesler ve Abazalar&#8217;la ya da Kuzey Kafkasyalılar da hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlıklarını ellerinde bulundurabilirler hem de Rusya vatandaşı olabilirler. Bu hem Rusya&#8217;nın iyiliğine, hem de Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin iyiliğinedir. Bunun altını kalın harflerle, tekrar çiziyorum. Eğer Türkiye&#8217;de çifte vatandaş olan bir milyon kişi olsa, ben  Türkiye Rusya ilişkilerinin çok daha rasyonel bir zemine oturacağını düşünüyorum. Türkiye bu konuda bizim hiç arkamızda durmuyor.</p>
<p><strong>Rusya ve “anavatan” dediğiniz ülkelerde sivil toplum ne durumda? Buradaki sivil toplum örgütleri ile oradakiler arasındaki ilişkileri nasıl? </strong></p>
<p>Gerek Rusya ve gerekse bizim ana vatan dediğimiz cumhuriyetlerimizde gerçek anlamda sivil toplum olduğunu söylemek güç ama çeşitli dernekler var. Biz de onlarla ilişkiler kuruyoruz. Sivilleşme niyetinde olan yapılar var, onlarla iletişim kuruyoruz. Öte taraftan KAFFED, Dünya Çerkes Birliği üyesi, onun çalışmalarının içinde yer alıyoruz.  Bununla birlikte temelde çok anlaşmazlıklarımız var. Onları da çözmeye çalışıyoruz.</p>
<h5><strong>&#8216;Çerkesler, Toplum Olarak Talepkâr Değil!’</strong></h5>
<p><strong>Anadolu kentlerimizde ve büyükşehirlerde yerel yönetimlerin Çerkeslerin ağırlıkta olduğu STK&#8217;larla ilişkileri nasıl? Talepler yerel yönetimlerde karşılık buluyor mu?</strong></p>
<p>Çerkes halkı kadar talepkâr olmayan başka bir toplum belki de bu coğrafyada yoktur. Hem metropollerde hem Anadolu kentlerinde Çerkes sivil toplum örgütlerinin yerel yönetimlerle iyi kötü ilişkileri var ama bu çok arzu edilen düzeyde değil.</p>
<p>Şundan dolayı iyi değil; yerel yönetimler dediğiniz yönetimler de fazla partizandır. Bunu sadece bir parti için söylemiyorum. Hepsinde yerel yönetimler partizandır. Yerel yönetimlerin çok partizan olması sivil toplum açısından iyi bir şey değil çünkü partizan olan yerel yönetim sizi kullanmak ister. Sivil toplumun sivilliğine halel getirmeyecek şekilde ilişkilenmek gerekir. Yerel yönetimler de öyledir. Merkezi yönetimlerle de öyledir. Bu noktada da STK yöneticilerimize iş düşüyor. Bir yere angaje ya da bir yere entegre gibi görünmemeliler.</p>
<blockquote><p>Türkiye’de siyasetin farklı kültürlere, farklı kimliklere, sivil yapılara olması gereken kadar etkili yardım yaptıklarını, alan açtıklarını söylemek mümkün değil.</p></blockquote>
<p>Mesela İstanbul&#8217;da büyükşehir belediyesi değişti. İlişkilerimizde çok büyük bir sıçrama olmadı. Ondan önce AK Parti yönetimlerinin olduğunda ne kadar belediyelerle ilişkiliysek ve oralardan ne kadar destek ve yardım almışsak, İBB&#8217;nin yeni yönetiminden de aldığımız destek aynıdır. Son iki yıldır pandeminin de bunda etkisi olabilir. Hakikaten biz toplum olarak talepkâr değiliz.</p>
<p>Türkiye&#8217;de siyaset, farklı kültürlere çok da müşfik değil. Farklı kültürlere, farklı kimliklere, sivil yapılara olması gereken kadar etkili yardım yaptıklarını söylemek mümkün değil.</p>
<h5><strong>Herkesin Anadili, Herkesin Etnik Kimliği, Anasının Ak Sütü Gibi Helaldir!</strong></h5>
<p><strong>Gençlerin sivil topluma katılımı nasıl?</strong></p>
<p>Hiçbir Çerkes&#8217;in, Abhazın, Boşnağın, Kürdün, Ermeni&#8217;nin kimliğini saklamak ya da kimliğini zaman zaman gizlemek zorunda olmadığı bir ülke yaratmak zorundayız. Herkesin anadili, herkesin etnik kimliği, anasının ak sütü gibi helaldir. Biz bu ülkeye, herkes gibi yurttaşlık bağıyla bağlıyız ve bu herkesten birisi biziz. Abazalar, Çerkesler, Osetler, Çeçenler, Türkler, Kürtler, bu ülkeyi eğer birlikte ayakta tutuyorsak, bu ülkenin zenginliklerinden, bu ülkenin fırsatlarından, bu ülkenin yönetiminden hepimiz eşit faydalanmalıyız. Kültürlerimiz eşit faydalanmalı.</p>
<blockquote><p>Gençlerin de kendi etnik kimliklerini, kendi kültürel kimliklerini ana dillerini sahiplenmesi gerekiyor.</p></blockquote>
<p>Türk kültürü için yapılan yatırım kadar, Çerkes kültürü için de Kürt kültürü için de yatırım yapılmalı. Bu manada devletin denetleyicilik görevinin olması gerektiğini düşünüyorum. Devlet “haklar eşit kullanılıyor mu?” buna bakmalı. Devletin hakkı dağıtmak alanından artık çıkması gerekir. Devlet hak dağıtan değil, “hakkın kullanımında bir eksiklik var mı ve bu nereden kaynaklanıyor?” buna bakması gerekiyor. Bu bireylerin devletle olan ilişkisini daha güçlendiren bu anlayıştır.</p>
<p>Bu anlamda, gençlerin de kendi etnik kimliklerini, kendi kültürel kimliklerini ana dillerini sahiplenmesi gerekiyor. Bu konuda gençleri yakalamamız gerekiyor bizim. Gençlere fırsat yaratmamız gerekiyor.</p>
<p>Dernekleşmek aslında giderek Çerkesleri bir alana kısıtlıyor. Artık gençler bir alana kısıtlanmak istemiyorlar. Olabildiğince “açık alanlarda” olmak istiyorlar. Artık sınırların kalktığı bir dönemdeyiz. Bu belki etnik kimliklerimiz ve dillerimiz açısından büyük bir tehlike getiriyor. Eğer gençler bu kültürün devamı anlamında bir iş üstleneceklerse, bunun altyapısını sağlayabilmek için bizim de o enstrümanların kullanımını kolaylaştırmamız gerekiyor. Dernekler olarak ya da üst kurumlar olarak bunu yapamazsak ileride gençlerin hiç umurunda olmayan yapılara dönüşebiliriz.</p>
<p><strong>Eklemek istediğiniz başka bir husus var mı?</strong></p>
<p>Kuzey Kafkasya toplumunun aydını bir küskünlük içinde sanırım. Bunu çok tehlikeli, çok problemli buluyorum. “Aydın” dediğimiz kişi kendi toplumunu eleştirecek ve nihayet bir istikamet verecek.</p>
<p>Bu noktada şikâyet ettiğimiz kötü dili, kötü tartışma üslubunu, verimsiz devinimi değiştirecek ya da dönüştürecek olanlar yine aydınlardır. Aydınlar olmadan bunu sadece biz sivil toplum yapıları olarak başaramayız. Aydınlarımız bizi de eleştirsinler buna sonuna kadar açığız. Ama lütfen sahada olsunlar. Buradan çağrı yapıyorum. Kuzey Kafkasyalı aydınlar sahada olmak, toplumla iç içe olmak, varlığını hissettirmek zorundadır.  Sadece eleştirerek, bir şey yapmayarak bir yere varamayız. Eleştiri de bir şeydir ama her şey değildir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/21/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde/">‘Çerkesler Dilleriyle, Kültürleriyle Yok Oluşun Eşiğinde!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yokoluşa Direnen Bir Dilin Günü</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/17/yokolusa-direnen-bir-dilin-gunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2020 07:52:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Adıge Dili ve Edebiyatı Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=48752</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adıge Dili ve Edebiyatı Günü dolayısıyla Çerkeslerin ve Türkiye’deki diğer Kuzey Kafkasya Diasporası mensuplarının en büyük çatı kuruluşu olan Kafkas Dernekleri Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Anadili Komisyonu Başkanı Adnan Arslan ile günün anlamı ve önemi üzerine konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/17/yokolusa-direnen-bir-dilin-gunu/">Yokoluşa Direnen Bir Dilin Günü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>14 Mart Adıge Dili ve Edebiyatı Günü&#8230; Bu güne kaynaklık eden Bersey Wumar hakkında bilgi verebilir misiniz?</strong></p>
<p>Bersey  Wumar, Adıgeler Çerkesler üzerinde bilimsel çalışma yapan isimlerden biridir. 1807 yılında Maykop’a yakın bir köyde doğmuştur. Bersey Wumar, 7 yaşındayken Türkiye’ye getirilir, daha sonra oradan Mısır’a bir Osmanlı Paşasının yanına gönderilir. Daha çocuk yaşta birden çok dili konuştuğu fark edilir, Mısır’da Fransızca dahil başka diller de öğrenen Wumar, Fransızcayı daha iyi öğrenmesi için Paris’e gönderilir ve orada üç yıl eğitim alır. Vatanını hiçbir zaman unutmayan ve her zaman geri dönmek isteyen Wumar, Rus Askeri Ataşeliğinde çevirmen olarak çalışmaya başlar. Yazı ve çeviri işleri görevini yürütürken, Ataşe çalışanlarıyla birlikte Çerkesya’ya geri döner, bir süre çalıştığı kurumdan ayrılarak Stavropol Lisesi’nde öğretmen olarak çalışmaya başlar. Adıge Çerkes Dilinde okuma yazma öğretme amaçlı ilk Adıge Çerkes Alfabesi&#8217;ni oluşturur. Bu alfabe Petersburg Akademisi’nde hemen kabul edildikten sonra, Wumar, devlet görevlisi olarak alfabe kitabını bastırmak üzere Tiflis’e gönderilir. Wumar’ın Arap harfleriyle bastırdığı ilk alfabe kitabı Stavropol Lisesi’nde farklı halklardan öğrencilere de okutulmuştur. İlk alfabe 14 Mart 1853 tarihinde yayınlandıktan 5 yıl sonra Kiril harflerine uyarlanır. Wumar bu alfabeyi kullanarak dilbilgisi kurallarını yazmak ve Adıge Çerkes Edebiyatını geliştirmekle kalmaz, liselerde de okutulan Adıge Xabze Çerkes Etiği konulu bir de kitap yazar. Bersey Wumar’ın, Maykopta, Adıgey Devlet Üniversitesinde bir anıtı bulunmaktadır.</p>
<p>Türkiye diasporamızın önemli yayın organı olan Jıneps Gazetesi, Anavatandaki gazeteler ile bu yıl Adıgabze Çerkesce ortak bir sayı çıkararak 14 Mart etkinliklerine önemli bir katkı sağladı.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-48754 size-boldthemes_small" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/IMG-20200316-WA0010-e1584389543256-320x550.jpg" alt="kaffed-baskan-yardimcisi-adnan-arslan" width="320" height="550" />Dilinizin anavatanda ve diasporadaki durumuna kısaca değinebilir misiniz?</strong></p>
<p>Dünyada en büyük Çerkes (kendi dilimizdeki isimlendirmemiz ile Adığe) nüfusu Türkiye’dedir. Rus Çarlığı’na karşı 100 yılı aşkın bir süre devam eden vatan savunması ve özgürlük savaşının kaybedilmesi ile 19. yüzyılda Osmanlı topraklarına, büyük çoğunluğu Adıge Çerkes olmak üzere Kuzey Kafkas Halklarından oluşan 1,5 milyon civarında sürgün olduğu biliniyor. O dönemdeki yoğun savaşlar ve hastalıklar nedeniyle kayıpları ve sonrası nüfus artış hızını göz önüne alarak hesaplarsak, Osmanlı topraklarına sürülenlerin bugün için yaklaşık 4-5 milyon gibi bir sayıya ulaştığı tahmin edilebilir.</p>
<p>Kafkaslar, efsanevi adıyla Kaf Dağı bir Diller Dağıdır. Bu durum bizim dilimizin lehçe çeşitliliğinde de kendini göstermektedir. Anavatanımızda Adığabze Çerkesçe; Doğu ve Batı olarak adlandırılan iki ayrı diyalekte konuşulmakta, yazılmakta, okunmakta ve eğitim dili olarak kullanılmaktadır. Bu iki diyalekt birbirini anlamakta, yazıp, okumakta zorlanmamaktadır.</p>
<p>1800’lerin başlarından itibaren çeşitli Adıgabze Çerkesçe alfabe çalışmaları vardı. 20. yüzyılın başlarına kadar yazı, dar bir aydın çevresinde sınırlı kaldı. İlk önce Arap harﬂerini esas alan alfabeler kullanıldı Bir müddet latün harfleri de kullanıldı. Batı Adıgabze Çerkesçe diyalekti için 1918’den 1927 yılına kadar Arap alfabesi, 1927’den 1938’e kadar Latin alfabesi kullanıldı. 1938’den itibaren de Kiril alfabesine geçildi. Doğu Adıgabze Çerkesçe diyalekti alfabesi 1923’te yapıldı, 1924’te N.F Yakovlev tarafından geliştirildi ve 1936’ya kadar kullanıldı. 1936’dan itibaren Kiril alfabesine geçildi. Çok sayıdaki ünsüzü karşılamak için iki-üç harften oluşan konbinasyonlar yaratıldı veya işaretler kullanıldı.</p>
<blockquote><p>Anavatanda Batı Adıgabze/Çerkesçe için “Çemguy”, Doğu Adıgabze/Çerkesçe  içinde “Kaberdey” diyalektleri esas alınmıştır.</p></blockquote>
<p>Son yıllarda doğu ve batı dialektleri için tek bir Adıge alfabesi için çalışmalar yapılıyor. 1999 yılı sonunda dilbilimci akademisyen Muhadin Kumahov tarafından üç cumhuriyetin ilgili makamlarına tek Adıge alfabesi projesi sunuldu. Bugüne kadar henüz bir sonuca varılmadıysa da; Dünya Çerkes Birliğinin bu konuda ki çalışmaları devam etmektedir.</p>
<p>Anavatanda Adıgabze Çerkes Dili özellikle ilkokullarda (1-4 sınır) eğitim dili olarak kullanıldıysa da; Daha sonraları ve günümüzde haftada 2 saat Adıgabze Çerkesçe, 2 saat Adıge Çerkes Edebiyatı (1 den 11. sınıfa kadar: ilk, orta, lise) ders olarak okutulmaktadır.</p>
<p>Rusya Federasyonu Anayasası Rusçayı Federasyonun devlet dili olarak tespit etmekle beraber ‘cumhuriyetlere kendi devlet dillerini tesis etme’ hakkını veriyor. Bu diller devletin iktidar organlarında, yerel yönetim organlarında, cumhuriyetin devlet kurumlarında Rusça ile birlikte kullanılıyor. ‘Herkesin anadilini serbestçe kullanma; iletişim, eğitim, öğrenim ve sanat dilini özgürce seçme hakkı federasyon ve Cumhuriyetlerin anayasalarında güvence altına alınmıştır.</p>
<p><strong>Son yıllarda dünyanın farklı kesimlerinde ve Rusya’da azınlık haklarında bir geriye gidiş yaşanmakta. Bu durumun anavatanınızda yaşayan soydaşlarınızın dil haklarına olumsuz yansımaları oldu mu?</strong></p>
<p>Bu durumu biz de gözlemliyor ve gerekli hallerde sivil toplum kuruluşu olarak savunuculuk çalışmalarında bulunuyoruz. Kamu yayıncılığı ve eğitimde anadilin kullanımında bir geriye gidiş yaşanmaktadır. Ayrıca, ekonomik nedenlerle anavatanımızın dışına verilen göç de dilin yaşatılmasını olumsuz yönde etkilemektedir.</p>
<p>2018 yılında yapılan bir yasa değişikliği ile Rusya Federasyonu’ndan anadillerin Rusça ile birlikte seçmeli hale getirilmesi, anadili hakları bağlamında büyük bir geriye gidiş olmuştur. Biz de Federasyon olarak diğer ülkelerdeki diasporalarımızın yanı sıra bu değişiklikten etkilenen diğer halkların Türkiye’deki STK’ları ile bir toplantı yaparak bir deklarasyon yayınladık.</p>
<p>Şu anda gündemde olan ve 22 Nisan’da halkoyuna sunulacak Rusya Federasyonu Anayasasında yapılacak değişiklik ile federasyon ruhuna ve yapısına tamamen aykırı şekilde, devletin kurucu unsuru olan Rusların dili olan Rusça anlamındaki bir tanımı anayasaya yerleştirilmektedir. Anayasanın bu şekilde değiştirilmesi halinde bir süredir devam etmekte olan merkeziyetçilik sürecinin hızlanmasından ve Rus etnisitesinin “asli unsur”, Çerkesler ve diğer halkların ise “tali unsur” haline gelmesinden endişe ediyoruz. Buna karşı da çeşitli çalışmalarda ve girişimlerde bulunuyoruz.</p>
<p>Diğer yandan anavatanımızdaki cumhuriyetlerde de çeşitli sivil toplum kuruluşlarının da katkıları ile anadili konusunda yükselen bir bilinç olmasından da mutlu olduğumuzu belirtmek isterim.</p>
<p><strong>UNESCO listesinde diliniz “yok olma tehdidi altında olan diller” kategorisinde yer alıyor. Korunması için ne yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Öncelikle anavatanımız ile Türkiye ve diğer Diaspora ülkeleri arasında dil, sanat, edebiyat ve medya alanlarındaki işbirlikleri artırılmalıdır. Anavatanından yani ana kaynağından kopuk bir şekilde bir dilin korunması ve geliştirilmesi oldukça zordur.</p>
<p>Anavatandan kopuk yaklaşımların dilimize ve kimliğimize de ket vuracağını bilerek bu gibi yaklaşımlara karşı toplumumuzun uyanık olması özel önem taşımaktadır.</p>
<p>Türkiye ve Rusya arasındaki ikili ilişkilerde gerek Dışişleri Bakanlığı gerek diğer kurum ve kuruluşlarımız bu durumu da göz önüne alarak toplumumuzun anavatanımız ile ilişkilerini kolaylaştıracak adımları atmalıdır. Bu konuda atılması gereken en önemli adım ise çifte vatandaşlıktır.</p>
<p><strong>Türkiye’de bugüne kadar anadilinize ilişkin yapılan çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?</strong></p>
<p>Bu alanda en önemsediğimiz adımların başında Üniversitelerde bölümlerin açılmış olmasıdır.  2013-2014 Eğitim-Öğretim yılında açılan Düzce Üniversitesi Çerkes Dili ve Edebiyatı Bölümü, ilk mezunlarını 2017 yılında vermiştir. 2018-2019 yılında Kayseri’de Erciyes Üniversitesi’nde, Çerkes Dili ve Kültürü Anabilim Dalı açılmıştır.</p>
<p>Bir başka önemli adım olarak da 2012 yılından itibaren ortaöğretimde Çerkesce seçmeli ders olarak verilmeye başlanmıştır. Bu yıl, gönüllü hocalarımız tarafından 14 derneğimizde 15 Çerkesce sınıfı açılmıştır. 2018 yılından başlayarak Federasyonumuzun katkıları ve yerel Halk Eğitim Merkezlerinin işbirliği ile Çerkesce anadili kursları da açılmaya da başlanmış ve bu yıl 11 derneğimizde Halk Eğitim destekli 15 sınıf açılmış-ır. Düzce Üniversitesi mezunları hem kurslarımızda hem de ortaokul seçmeli derslerimizde katkı vermeye başladılar. Bu bölümlerimizden mezun olanların MEB bünyesinde kadrolu öğretmen olarak atanmasına yönelik çalışmalarımızı da sürdürüyoruz.</p>
<blockquote><p>Aynı şekilde demokratik talep listemizde sürekli önemli bir yer tutan TRT Çerkes konusunda da talebimizin takipçisiyiz.</p></blockquote>
<p><strong>Son olarak önümüzdeki süreçte anadili konusunda yapacağınız çalışmalar hakkında da bilgi verebilir misiniz?</strong></p>
<p>Anadili eğitiminde uzaktan eğitimi ve bilgi teknolojilerini daha yoğun şekilde kullanmanın hazırlığı içerisindeyiz. Bu konuda hem anavatan hem de diaspora kurumları ile işbirlikleri geliştiriyoruz. Çeşitli vesilelerle gündeme getirdiğimiz gibi dilimize ve kimliğimize dair taleplerimizi demokratik kanallardan kamusal alanlara taşımalıyız. Dilimizi koruma ve geliştirme sadece STK’larımızın değil yerel ve merkezi kamu kuruluşlarının da sorumluluğundadır.</p>
<p>AB üyelik süreci ile inkâr ve asimilasyon politikalarından önemli ölçüde dönülmüş olmasından ve merkezi ve yerel yönetimlerin bazı alanlarda yapıcı yaklaşımlarından memnuniyet duyuyoruz. Bu yaklaşımın tüm kamu kurum ve kuruluşları ile toplumun geneline yayılması en büyük arzumuzdur. Demokratik bir toplum düzeninde tüm dil ve kültürlerin korunması ve geliştirilmesi hususunda kamu kurumları, desteklemenin öte-sine geçip doğrudan sorumluluk almalıdır. Bugüne kadar pek çok kurum ile yürüttüğümüz işbirliğinde olduğu gibi yarım asrı geçen kurumsal kapasitemiz ile böylesi bir demokratik anlayışa yönelecek tüm kamu kurumlarına desteğe hazır olduğumuzu sizin aracılığınız ile bir kez daha yineliyoruz. Kimliğimizi ve dilimizi koruma taleplerimizin, bir buçuk asırdır Türkiye’de birlikte yaşadığımız diğer kimliklere mensup dost ve komşularımız tarafından da büyük bir içtenlikle desteklenmesinden de özellikle mutluluk duyuyoruz. Aynı sorunu yaşayan kesimlerle de işbirliğini demokratik zeminlerde geliştiriyoruz.</p>
<p>Atalarımızın mirası, dünyanın ve ülkemizin bir zenginliği olan dilimizi koruma konusunda toplumumuzun ve sivil toplum kuruluşlarımızın kararlılığı artarak sürmektedir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/17/yokolusa-direnen-bir-dilin-gunu/">Yokoluşa Direnen Bir Dilin Günü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KAFFED’in İlk Kadın Başkanı Şekerci:  “Başkanlığıma Yapılan Yorumlar Bu Alanda Yapılacak Çok İşimiz Olduğunu Gösterdi”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/kaffedin-ilk-kadin-baskani-sekerci-baskanligima-yapilan-yorumlar-bu-alanda-yapilacak-cok-isimiz-oldugunu-gosterdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Dec 2019 07:30:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Danışma Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Katılımının Artırılması Komisyonunu]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Dernekleri Federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Şekerci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45951</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun ilk kadın başkanı Yıldız Şekerci, “Az sayıda da olsa bazı büyüklerimizin ve toplumuzun bazı kesimlerinin “kadının yönetici olamayacağı” yönündeki yorumları, bu alanda da yapılacak çok işimiz olduğunu gösterdi.” Diye konuştu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/kaffedin-ilk-kadin-baskani-sekerci-baskanligima-yapilan-yorumlar-bu-alanda-yapilacak-cok-isimiz-oldugunu-gosterdi/">KAFFED’in İlk Kadın Başkanı Şekerci: &lt;br&gt; “Başkanlığıma Yapılan Yorumlar Bu Alanda Yapılacak Çok İşimiz Olduğunu Gösterdi”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun  24 Kasım’da yapılan 9. Olağan Genel Kurulu’nda Başkan seçilen Yıldız Şekerci ile ileriki dönemde hedeflediği çalışmaları konuştuk.</p>
<p><strong>Öncelikle tebrik ederim. KAFFED tarihinde ilk kez bir kadın başkan seçilmiş oldu. Federasyon tabanının ve toplumunuzun buna yaklaşımları nasıl oldu? </strong></p>
<p>Tebrikleriniz için teşekkür ederim. Federasyonumuz Türkiye’nin en büyük ikinci etnik azınlık grubu olan Çerkeslerin ve diğer Kuzey Kafkasyalı akraba halkların dil, kimlik, kültür ve haklarının korunması ve geliştirilmesi konusunda 2003 yılından beri demokratik çalışmalar yürütüyor. Aynı zamanda anavatanımızdaki ve diğer diaspora ülkelerindeki akrabalarımızla da yakın ilişkiler içerisindeyiz. Federasyon bünyesindeki derneklerimiz yarım asrı aşan bir süredir bu çalışmalarını yerel ve ulusal düzeyde sürdürüyorlar.</p>
<p>Çerkes toplumu kadını toplumun eşit bireyi olarak kabul etme ve kadına yönelik baskı konusunda tarihten bu yana daima örnek bir konumda olmuştur. Çerkes toplumunda gerek anavatanda gerek diasporada kadına yönelik şiddet ve cinsel suçlar yaşanmaz. Ancak kentleşme ve küreselleşme ile birlikte bu olumsuz pratikler ne yazık ki toplumumuzu da etkilemeye başladı. Geçen yıl yaşadığımız iki ayrı kadın cinayeti olayı ile sarsıldık. Bu alanda da çalışmalarımızı yoğunlaştırmamız; ulusal ve küresel düzeyde kadın hakları hareketi ile daha yakın çalışmalar içerisinde olmamız gerektiğini düşünüyoruz.</p>
<p>Kadının eşit haklara sahip olması ve bu bağlamda toplumsal meselelerde karar mekanizmalarına etkin katılımı konusunda tüm dünyada olduğu gibi bizim toplumumuzda da sorunların olması doğal. Şahsen ben çok daha iyi durumda olduğumuzu düşünüyordum ancak geleneksel yorumla az sayıda da olsa bazı büyüklerimizin ve toplumuzun bazı kesimlerinin “kadının yönetici olamayacağı” yönündeki yorumları, bu alanda da yapılacak çok işimiz olduğunu gösterdi. Diğer yandan gerek delegelerimizin gerek toplumumuzun çok büyük bölümünün kadın başkan konusunda herhangi bir rezervleri olmadığı gibi gerek bana gerek yönetim kurulumuzda yer alan kadın arkadaşlarımıza yönelik cesaretlendirici yaklaşımları olduğunu da belirtmem gerekir. Bu çerçevede, federasyonumuz bünyesinde daha önce Adana Derneği’mizin başlattığı, diğer derneklerimizin de desteği ile tüzüğümüze cinsiyet kotasını koymamızı sağlayan süreci daha ileri taşımak amacı ile genel kurul sonrası Kadın Katılımının Artırılması Komisyonunu kurduk.</p>
<p><strong>Toplumsal cinsiyet rolleri bazen sivil toplum kuruluşlarında da etkili olabiliyor. Sosyal etkinliklerde yemekleri hazırlamak, el işleri yapmak veya üye çalışmaları yapmak gibi alanlara hapsedilen bir kadın figürü ile karşı karşıya kalıyoruz. Komisyonunuzun ve federasyonunuzun bu konudaki bakışı nasıl şekilleniyor?</strong></p>
<p>Kadın ve erkek bir toplumun iki eşit parçası. Bir çatışmadan ziyade bir dayanışma kültürünün içerisinde birlikte eşit haklar ile var olmalarının daha doğru olacağına inanıyorum. Toplumumuzun kadına değer veren geleneğine de yakışanın böyle bir kurumsal yapı olduğuna inanıyorum. Bahsettiğiniz katkıları derneklerimize veren bir çok kadınımız var; bunları da değersizleştirmemek lazım. Emeklerine teşekkür ediyorum.</p>
<p>Diğer yandan kadının gerek sivil toplum kuruluşlarımızın yönetim kademelerinde ve karar mekanizmalarında gerek yerel ve merkezi yönetimlerde Çerkes kimlikleri ile var olan kadınlarımızın sayısının artırılması için de çalışmamız gerekiyor. Çerkes kimliğinin bilincinde olmayan insanlarımıza kimlik ve hak bilinci kazandırılması için çalıştığımız gibi kadın kimliğinin bilincinde olmayan kadınlarımızın kimlik ve hak bilinci kazandırmak için de çalışmalıyız. Sorunlarımızı, onları inkar ederek çözemeyiz. Sorunları kabul etmemiz ve toplumun tüm kesimlerinin katılımı ile akıl, bilim ve geleneklerimiz çerçevesinde çözümler üretmemiz; ürettiğimiz çözümleri uygulamaya yansıtmamız gerekiyor. Yani tehlike demesek dahi sorunların farkındayız; geliştirilmesi gereken alanlarda çalışmaları yoğunlaştırıyoruz. Bu çalışmalarda Türkiye’de kadın hareketi içerisinde emek veren soydaşlarımızın yanı sıra kadın hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının da katkılarını alıyoruz. Geçen yıl güzel bir 8 Mart Kadın Hakları Günü paneli gerçekleştirdik. Zaman, emek, bilgi ve sabır ile çok daha iyi noktalara geleceğimize inanıyoruz.</p>
<p><strong> Kadın alanında diğer sivil toplum kuruluşları ile yürüttüğünüz işbirliğini diğer alanlarda da geliştirmeyi düşünüyor musunuz? </strong></p>
<p><strong> </strong>Federasyonumuz, demokrasi ve insan hakları konusunu tüzüğüne net şekilde koymuş, çalışmalarını bu doğrultuda sürdüren bir sivil toplum kuruluşudur. Sivil alanda dayanışmanın öneminin bilincindeyiz. Kurulduğumuz dönemde İnsan Hakları Danışma Kurulu’na üye olduk. Şu anda da çeşitli sivil platformlarda ortak çalışmalar sürdürüyoruz. Ayrımcılık bizim de sorun yaşadığımız bir alan. Bu alanda 80 sivil toplum kuruluşu ile birlikte Eşitlik Forumu içerisinde çalışmalar yapıyoruz. Ayrıca yaşadığımız etnik ayrımcılık ve nefret söylemi vakalarında savunuculuk yapıyoruz.</p>
<p><strong>Sivil toplum alanındaki işbirliklerin dışında kamu kurumlarıyla birlikte çalışma üretiyor musunuz? </strong></p>
<p>Biz toplumsal ve kurumsal anlamda kamu ile işbirliği konusunda hem yerel hem de merkezi düzeyde önemli çalışmalar yapıyoruz. Henüz arzuladığımız düzeyde olmasa da özellikle yerel yönetimler ile dil, kültür ve kimliğimizin korunması ve geliştirilmesine yönelik işbirlikleri geliştirmek için gayretlerimizi sürdürüyoruz. Merkezi yönetimde de benzer çabalarımızı sürdürüyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde bir bakan yardımcısının sadece Çerkeslerin değil ülkedeki tüm farklı kültürlerin korunması ve geliştirilmesi konusunda görevlendirilmesinin hem toplumumuza hem de ülkemize önemli katkıları olacağına inanıyoruz. Bir çok dilde kamusal yayıncılık yapan TRT’nin hala bir TRT Çerkes kanalı açmamış olmasını anlamak mümkün değil; bu konuda da bir çok temasımız oldu, bu temasları ve çalışmaları sürdüreceğiz. Aynı şekilde Abhazya’ya uygulanan izolasyonun ortadan kaldırılması için çalışmalar yapıyoruz. Kafkasya ve Türkiye ilişkilerinin geliştirilmesi için hem Rusya Federasyonu ve Kafkasya’daki Cumhuriyetler hem de ülkemiz makamları ile çalışmalar yürütüyoruz. Geçen yıl Adigey Cumhuriyeti Devlet Başkanı Murat Kumpılov’u kapsamlı görüşmelerin yapıldığı resmi bir ziyaret çerçevesinde Türkiye’de ağırladık.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/kaffedin-ilk-kadin-baskani-sekerci-baskanligima-yapilan-yorumlar-bu-alanda-yapilacak-cok-isimiz-oldugunu-gosterdi/">KAFFED’in İlk Kadın Başkanı Şekerci: &lt;br&gt; “Başkanlığıma Yapılan Yorumlar Bu Alanda Yapılacak Çok İşimiz Olduğunu Gösterdi”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sen İmkânsızsın, Sensizlik İmkânsız: Acıları Ortaklaştırmak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/21/sen-imkansizsin-sensizlik-imkansiz-acilari-ortaklastirmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 May 2017 11:30:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu’nun Sürgünleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın 153. yılı]]></category>
		<category><![CDATA[Çetin Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Ferhat Kentel]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Hayal Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[sürgün]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Uras]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14855</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayal Etkinlik&#8217;in &#8216;Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın 153. yılı&#8217; vesilesiyle düzenlediği etkinlik tüm soykırım/sürgün mağdurlarının acılarının tanınması için bir çeşit çağrı niteliğinde; bir ihtimal daha var, o da sükûtun sessizliğine artık bir son vermek. Cem Yıldız’ın “İmkansız Aşk” adlı şarkısının sözleriydi üstteki başlığın ilk kısmı. Adı üzerinde imkansız aşkı anlatıyordu. Hayal Etkinlik’in düzenlediği “Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/21/sen-imkansizsin-sensizlik-imkansiz-acilari-ortaklastirmak/">Sen İmkânsızsın, Sensizlik İmkânsız: Acıları Ortaklaştırmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayal Etkinlik&#8217;in &#8216;Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın 153. yılı&#8217; vesilesiyle düzenlediği etkinlik tüm soykırım/sürgün mağdurlarının acılarının tanınması için bir çeşit çağrı niteliğinde; bir ihtimal daha var, o da sükûtun sessizliğine artık bir son vermek.</strong><span id="more-14855"></span></p>
<p>Cem Yıldız’ın “İmkansız Aşk” adlı şarkısının sözleriydi üstteki başlığın ilk kısmı. Adı üzerinde imkansız aşkı anlatıyordu. Hayal Etkinlik’in düzenlediği “<a href="https://www.sivilsayfalar.org/cerkes-surgununun-153-yilinda-anadolunun-surgunleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın 153. yılı</a>” başlıklı etkinlik, edindiğim izlenimler  ve yaptığım mülakatlar tam da bu başlığa uygun düşüyordu. Zira Türkiye toplumu devletiyle beraber hala geçmişiyle yüzleşmiş değil ve geçmişle yüzleşmedeki bu imkansızlık, aslında yarını inşaa etmeyi de imkansız kılıyor. Üstelik toplumda da  hafızalar arasında öncelikler, hiyerarşiler, “ama ve nedenler” oluşmuş durumda. Başka bir dille söylersek herkes kendi acısına ağıt yakıyor ya da kendi acısını tanınır kılmak istiyor. Zaten Hayal Etkinlik’in kurucusu Kelemet Çiğdem’in de açılış konuşmasında dile getirdiği gibi “Bu topraklar fazla acı biriktiren topraklar. Ne yazık ki, bu acıların yarattığı çok ciddi hatıralar da var hafızalarda. Artık biz bu acıları kendi içimizde cemaatleşerek yaşamayalım ve hep beraber paylaşarak acımızı iyileştirelim.”</p>
<p>Cezayir Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinlikte “soykırım/sürgün” temalı birçok sanat eseri mevcut. Eserler özel olarak Çerkes Soykırımı’ndan çok, üstbaşlık olarak soykırım temasına odaklanmış. Duvara yansıtılan projeksiyonda ise her ne kadar sürgündeki Çerkes ailelere ait fotoğraflar gösterilse de, fon müziğinde sürgün/soykırıma uğramış farklı halklara ait kendi dillerindeki ezgiler duyulabiliyor.</p>
<figure id="attachment_14857" aria-describedby="caption-attachment-14857" style="width: 351px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14857" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/IMG_4447.jpg" alt="" width="351" height="263" /><figcaption id="caption-attachment-14857" class="wp-caption-text">Hayal Etkinlik’in kurucusu Kelemet Çiğdem Türk</figcaption></figure>
<p>Organizasyonu düzenleyen Hayal Etkinlik’in kurucusu Kelemet Çiğdem’le başlıyoruz ilk olarak etkinlik hakkında konuşmaya. Çiğdem, Kafkasya’dan sürülmüş bir Çerkes kızı olarak bir sorumluluk hissettiği için böylesi bir etkinliğe imza attığını söylüyor sözlerinin başında. Etkinliğin hedefini ise “Bu topraklar çok ciddi sürgün ve soykırımları taşıyan topraklar. Dolayısıyla bizim artık bunları kendi içimizde değil de, ‘diğerleriyle, ötekilerle’ konuşmamızın vakti çoktan geldi” diyerek belirtiyor. Türkiye’yi oluşturan halkların çoğunun sürgüne maruz kaldığını hatırlatarak, halklar arasındaki iletişimsizliğin nedenini soruyoruz. Çiğdem “Ben bunu  konuşmamaya bağlıyorum. Kendi korkularımız var ve o korkularımızın içine hapsolmuşuz. Çok ciddi kalıplar var ne yazık ki ve  o kalıpları aşmakta zorlanıyoruz. O kalıpları bir araya gelip konuşarak aşacağımızı düşünüyorum. Aslında bir yandan şunun da çok farkındayız; gündelik hayatta sanki hiç sorun yokmuş gibi davranıyoruz fakat ufak bir kıvılcım olduğunda ciddi sorunlar yaşayan insanlar gibi davranıyoruz. Bunu aşmanın yolu bence bir araya gelip konuşmak. Ağır ama benzer hafızalar taşıyan insanların birbirini duymalarını ve iyileşebilmelerini dilemiştik Hayal Etkinlik olarak. Ve bugün bu salonda çok çeşit insan var olduğunu görüyorum” şeklinde cevaplıyor.</p>
<p><strong>“Soykırımlarda ‘benimki’ yoktur”</strong></p>
<figure id="attachment_14861" aria-describedby="caption-attachment-14861" style="width: 288px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14861" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/IMG_4451.jpg" alt="" width="288" height="216" /><figcaption id="caption-attachment-14861" class="wp-caption-text">Sanatçı Çetin Yılmaz</figcaption></figure>
<p>Etkinlikte eserleri yer alan Çetin Yılmaz’la da konuşuyoruz. Yılmaz, Çerkeslerin Kaberdey boyundan. Eserlerinin nasıl ortaya çıktığını sorduğumuzda “Soykırım, sürgün benim bir parçam” ifadelerini kullanarak &#8216;geçmişime yolculuğumun sonucunda çıkan işler bunların hepsi&#8217; diyor. Yılmaz’a eserlerinde neden sadece Çerkes soykırımına değil de ana tema olarak soykırım üzerine yoğunlaştığını sorduğumuzda ise “Bana sorarsanız dünyanın en büyük trajedisi Çerkes soykırımıdır. Ama bir Yahudiye sorarsanız Hitler’in yaptığı Yahudi soykırımı diyecektir. Ya da bir Kürt vatandaşa sorarsanız en büyük acıyı Saddam yaşatmıştır onlara. O yüzden herkesin acısı ve soykırımı büyüktür. ‘Benimki’ diye bir şey yok, olmamalıdır. Ben de, bir sanatçı olarak ne benim düşüncemde ne de işlerimde sınırlar olmamalı, bütün dünyaya hitap edebilmeli diye düşündüm. O yüzden sadece tek bir kitleyi, ırkı ya da milleti, yani Çerkesleri konu olan bir şey değil, daha genel bir söylemde bulunmak istedim acılar ve soykırım üzerine ve o şekilde çıktı bu işler. Yani insanı temel almak istedim. İnsanın, insana dair güzel şeylerin yok edilmesini bence dünyadaki en büyük acıdır. O yüzden bir sanatçı olarak onu dile getirmek istedim” şeklinde yanıtlıyor.</p>
<p>“<strong>İnsanlar birbirlerinin acılarını tanırsa devletin onayına muhtaç olmaz”</strong></p>
<figure id="attachment_14856" aria-describedby="caption-attachment-14856" style="width: 275px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14856" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/IMG_3087.jpg" alt="" width="275" height="206" /><figcaption id="caption-attachment-14856" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Ferhat Kentel</figcaption></figure>
<p>Etkinliğe katılan başka isimlerle de konuşuyoruz. Bunlardan bir tanesi de İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ferhat Kentel. İlk defa tüm  mağdur halkların bir arada anıldığını anımsatarak etkinlik hakkındaki düşüncelerini soruyoruz. Kentel sözlerine başlarken Türkiye’de kendi içine kapanmış cemaatlerden oluşan bir toplum yaşadığını belirterek  “Herkesin kendi derdi var. Bu dertler muhtemelen çok yüksek seviyede seyrettiği için kimsenin başkalarını duymaya mecali bile kalmıyor yani insanları biraz anlayışla karşılamak gerekiyor galiba. Ama herkes kendi içine kapandıkça  ne kendisi iyileşiyor ne de başkalarının iyileşmesine katkı sağlayabiliyor. Yani başkalarını duymuyor, halbuki başkaları da ‘duy beni, duy beni’ diye çağırıyor. Dolayısıyla şimdiye kadar herkes kendi acısını bir şekilde anlatmaya çalıştı ama galiba ilk defa böyle bir etkinlik yaratıldı. Yani Çerkesler kendi başlarına, Ermeniler kendi başlarına dertlerini anarlardı. MAZLUMDER, İHD gibi bir takım sivil toplum örgütleri dernekler vs. ‘birbirimizin derdini duyalım’ falan derlerdi. Ama galiba  bu anlamda benim yaşadığım soykırım, sürgün var ama başkasının yaşadığı da var diyen faaliyet oluyor. Bu açıdan benim inanılmaz bir saygıyla izlediğim bir etkinlik. İnşallah insanlar birbirini duyar, güzel bir etkinlik ve karşılaşma olur” diyerek etkinlik hakkındaki düşüncelerini dile getiriyor.</p>
<p>Kentel’e her mahallenin kendi sivil toplumu olduğunu ve diğer mahalleler söz konusu olduğunda duyarsızlaştıklarını, bu konuda sivil toplumun üzerine düşen görevlerini sorduğumuzda ise  “Bu aslında bir tür sivil toplumun alternatif üretme çabası diyebiliriz. Bu etkinlik pekâlâ örnek olabilir başka dernekler, vakıflar, sivil toplum kuruluşlarına. Aslında mesele sadece etnik, dinsel, cemaat meseleleri de değil yani benimki kültürel toplum seninki kültürel toplum, duyalım birbirimizi meselesi değil. Ayrıca başka şeyleri kurmak gerekiyor, örnek vermek gerekirse, sınıf meseleleri, özellikle şimdi bu kapitalizm denen düzen biraz ortalığı dağıtıyor, insanlar belki o yüzden kendi kimliklerine sarılıyorlar. O zaman şunu duymak lazım: Dünya kadar insan işinden gücünden atılıyor yok KHK oluyor, yok Tuzla’daki tershanede deney için insanlar öldürülüyor. Dolayısıyla bu Türklük, Kürtlük, Alevilik, Sünnilik vs. değil.  İşte, bir takım insanlar açlıkla, ölümle karşı karşıya kalıyor sadece yaşadıkları iş ve sınıf süreçlerinden. Dolayısıyla duyulması gereken şey sadece başkalarının sürgünü de değil, hepsini duymamız gerekiyor. Sivil toplum bütün bunlara kulağını uzatmak zorunda” diyor.</p>
<p>Prof. Dr. Kentel ayrıca bir arada yaşamı kurmak için devletten çok topluma daha çok iş düştüğünü de belirtiyor konuşmamızda. Kentel, “tanımak, bilmek, konuşmak sorun değil ama burada devletin ne yapacağından çok toplumda yaşayan bireylerin, insanların toplulukların galiba birbirlerini tanımaları daha önemli” ifadelerini kullanarak “insanların birbirlerinin acılarını tanıması halinde devletin onayına muhtaç olmadığını ve ancak başkalarının hikayelerinin duyulabilmesi, acılarının paylaşılabilmesi halinde  bir arada yaşanabilir bir toplum olunabileceğinin&#8221; altını çiziyor.</p>
<p><strong>Geleceği kurmak için geçmişle yüzleşmek şart</strong></p>
<p>Etkinliğe katılan diğer bir isim ise İstanbul eski milletvekili Ufuk Uras. Uras, bir hafızanın kendisini ifade etmesinin çok önemli olduğunu söylüyor sözlerinin başında. Amnésie (hafıza kaybı) ile amnesty (af) arasında etimolojik bir ortaklık olduğuna işaret eden Uras “Hafızamızı yenileyebilelim ki, olanları affetmeyelim. Bizim bildiğimiz her şeyi toplumun bildiğini varsayıp bunları geciktiriyoruz, öyle değil yani birçok insan kendi tarihiyle ne yüzleşiyor ne yüz göz oluyor ne de yüzsüzleşiyor, böyle iki arada bir derede gidiyor. O açıdan tabii çok kamusal bir faydası var” diyor etkinlik için.</p>
<figure id="attachment_14858" aria-describedby="caption-attachment-14858" style="width: 237px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14858" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/IMG_3096.jpg" alt="" width="237" height="178" /><figcaption id="caption-attachment-14858" class="wp-caption-text">TBMM 23. Dönem İstanbul milletvekili Ufuk Uras</figcaption></figure>
<p>Uras toplumların yaşadıkları acılar arasında da bir hiyerarşi kurulmaması gerektiğini de belirtiyor. Ufuk Uras “Mağduriyetin nesnelleştirilmemesi, mağduriyet hiyerarşisi oluşturmamak lazım. Herkesin acısı kendisine de diyebileceğimiz bir şey değil. Bu aslında geçmişle ilgili bir tema olmaktan çok geleceğimizi nasıl inşa edeceğimizle ilgili bir şey” diyerek toplum için geçmişle yüzleşmenin geleceği kurmada ne denli önemli bir faktör olduğuna vurgu yapıyor.</p>
<p><strong>Sonuç yerine…</strong></p>
<p>Yahya Kemal’in dediği  gibi “geçmişi mazide olan âtîyiz”. Ve nasıl bir gelecek kuracağımız geçmişle, hafızamızla kurduğumuz ilişkiyle yakından ilgili. Böylesi bir etkinlik farklı dillerde ortak acıları hiyerarşi kurmadan anlamamıza olanak sağlıyor. 22 Mayıs’a kadar sürecek etkinlik toplumun yaralarını sarmada hepimize yardımcı olacaktır. Son olarak yine aynı şarkının sözleriyle bitirelim, birbirimizi dinlemediğimiz, acılarımızı paylaşamadığımız bir mekan ve zamanda; Çığlık atsam sessiz/Sussam yine çaresiz/ Gölgeler içindeyim…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/21/sen-imkansizsin-sensizlik-imkansiz-acilari-ortaklastirmak/">Sen İmkânsızsın, Sensizlik İmkânsız: Acıları Ortaklaştırmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
