<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ÇED arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/ced/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ced/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Mar 2021 08:49:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>ÇED arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ced/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bergama’daki Fıstık Çamlarının Korunması İçin Destek Çağrısı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/04/bergamadaki-fistik-camlarinin-korunmasi-icin-destek-cagrisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nursen Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2021 08:49:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bergama Çevre Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[taş ocağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=66491</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir'in Bergama ilçesindeki Kozak Yaylası'nda taş ocağı kurulmasına ÇED onayı verilmesini yargıya taşıyan Bergama Çevre Platformu, projenin başlamasıyla bölgede kesilecek 8 bin fıstık çamının korunması için destek çağırısında bulunuyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/04/bergamadaki-fistik-camlarinin-korunmasi-icin-destek-cagrisi/">Bergama’daki Fıstık Çamlarının Korunması İçin Destek Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Kozak Yaylası’nda Göltaş Madencilik Şirketi’nin faaliyet alanını 14 hektardan 110 hektara çıkarma başvurusuyla verilen ÇED raporunda 8 bin 822 fıstık çamının kesileceği bilgisi bölgedeki ekoloji savunucuları tarafından tepkiyle karşılandı. </span></p>
<figure id="attachment_66493" aria-describedby="caption-attachment-66493" style="width: 291px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-66493" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/erol-engel-640x426.jpeg" alt="Erol Engel" width="291" height="194" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/erol-engel-640x426.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/erol-engel.jpeg 700w" sizes="(max-width: 291px) 100vw, 291px" /><figcaption id="caption-attachment-66493" class="wp-caption-text">Erol Engel</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Kararın iptali için yargıya başvuran</span> <span style="font-weight: 400;">Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel, “Yöre köylülerimizle diyalog halindeyiz Kozak savunmasını oluşturuyoruz. Gerekirse her bir ağaca kendimizi zincirleyip o ağaçlara sahip çıkacağız. Anayasanın 56. maddesi sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı için devlete ve yurttaşa ödev vermiş. Biz ödevimizi meşru temelde yerine getireceğiz” dedi.</span></p>
<h5><strong>Bu Katliama Hep Birlikte ‘Dur’ Demeliyiz</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bakanlıklar başta olmak üzere ilgili kurumları Kozak Yaylası’ndaki fıstık çamlarına sahip çıkmaya davet eden Engel, “Bu mücadeleyi yerel ve ulusal çapta büyütmeye çalışıyoruz. Bergama Belediyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi taş ocaklarına karşı mücadelenin içinde olmalıdırlar. Yerel yönetimlerin asli görevi yöredeki tarım arazilerini korumak olmalıdır. Bu katliama hep birlikte ‘dur’ demeliyiz. Köylü taş ocaklarına mahkum edilmemelidir. Bizler ‘Kozak Savunması’nı yaratmak için yöre köylülerimizle ve kentlerimizle kollarımızı sıvadık, tüm doğaseverleri hep birlikte Kozak Yaylası’nı savunmaya davet ediyoruz” dedi. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/04/bergamadaki-fistik-camlarinin-korunmasi-icin-destek-cagrisi/">Bergama’daki Fıstık Çamlarının Korunması İçin Destek Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Danıştay Onadı:  Çanakkale Çırpılar Köyü’ne Kömürlü Termik Santral Kurulamayacak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/04/danistay-onadi-canakkale-cirpilar-koyune-komurlu-termik-santral-kurulamayacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2021 07:42:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[TEMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[Çırpılar Köyü]]></category>
		<category><![CDATA[kömürlü termik santral]]></category>
		<category><![CDATA[termik santral]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=65000</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çanakkale’nin Yenice ilçesinde yapılması planlanan "Çırpılar Kömürlü Termik Santrali" hakkında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca verilen "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu" kararı, TEMA Vakfı ve Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği tarafından açılan dava sonucu iptal edilmiş, İdare Mahkemesi’nin aldığı bu karar temyize götürülmüştü. Danıştay 6. Daire, Çanakkale İdare Mahkemesi'nce verilen “ÇED Olumlu Kararının İptali” kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından temyiz isteminin reddine ve alınan kararın onanmasına karar verdi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/04/danistay-onadi-canakkale-cirpilar-koyune-komurlu-termik-santral-kurulamayacak/">Danıştay Onadı: &lt;br&gt; Çanakkale Çırpılar Köyü’ne Kömürlü Termik Santral Kurulamayacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Temyizin reddine ve alınan kararın onanmasa karar veren Danıştay 6. Daire, İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca karar düzeltme yolunun kapalı olduğunu duyurdu. Verilen karar, emek veren tüm kuruluş ve yetkilileri sevindirdi.<strong> </strong></p>
<p>Daha önce mahkemenin verdiği iptal kararında; santralin yer seçiminin üst ölçek plana aykırı olması, bölgedeki biyolojik çeşitliliğe ilişkin çalışmalarla birlikte hava kirliliği ve su çalışmalarının yetersiz olması gerekçeleri dikkat çekiyordu. Bölgenin hava, su ve toprak kalitesini olumsuz etkileyecek, bölgedeki tarımsal üretim üzerinde risk oluşturacak projenin ÇED raporu hakkında verilen olumlu kararının kesin olarak iptali yöre halkını rahatlattı.</p>
<p>Yenice ilçesinin Çırpılar ve Kovancı köylerinde yapılması planlanan 200 MW kurulu güce sahip ve yılda 3,52 milyon ton kömür tüketeceği öngörülen santralin iptali için 2016 yılında başlayan çalışmalar neticeye ulaşmış oldu.</p>
<p><strong>Tüm İtirazlara Rağmen Gündeme Gelmeye Devam Etmişti</strong></p>
<p>Yöre halkının çabalarıyla daha önce yapımı üç kez durdurulan Çırpılar Kömürlü Termik Santrali, vatandaşların tüm itirazlarına rağmen gündeme gelmeye devam etmişti. TEMA Vakfı ve diğer Sivil Toplum Kuruluşları ile meslek örgütlerinin bilimsel gerekçelerine rağmen proje için 2018 yılında ÇED olumlu kararı verilmişti. Üst üste iki kez bilirkişi keşfinin gerçekleştirildiği davada iki bilirkişi raporu da projenin ekosistem üzerinde yaratacağı baskıyı dile getiriyor ve projeyi kamu yararına aykırı buluyordu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/04/danistay-onadi-canakkale-cirpilar-koyune-komurlu-termik-santral-kurulamayacak/">Danıştay Onadı: &lt;br&gt; Çanakkale Çırpılar Köyü’ne Kömürlü Termik Santral Kurulamayacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;de Yıllık 15 Bin Ton Patlayıcı Üretimi Tesisi İçin ÇED Süreci Başlatıldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/30/izmirde-yillik-15-bin-ton-patlayici-uretimi-tesisi-icin-ced-sureci-baslatildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nursen Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2020 08:57:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[çevre mühendisleri odası]]></category>
		<category><![CDATA[Helil İnay Kınay]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Tire Çevre Koruma ve Yeşillendirme Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=63252</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tire Çevre Koruma ve Yeşillendirme Derneği Başkanı Süleyman Övül, ilçede imar planlarında çayır-mera alanı olarak ayrılan 101 bin 840 metrekarelik alanda yıllık 15 bin ton patlayıcı üretimi tesisi için ÇED süreci başlatılmasına tepki göstererek, "Yatırım değil yıkımdır" dedi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/30/izmirde-yillik-15-bin-ton-patlayici-uretimi-tesisi-icin-ced-sureci-baslatildi/">İzmir&#8217;de Yıllık 15 Bin Ton Patlayıcı Üretimi Tesisi İçin ÇED Süreci Başlatıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_63258" aria-describedby="caption-attachment-63258" style="width: 319px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-63258" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Sulayman-Ovul-640x635.jpeg" alt="süleyman övül" width="319" height="317" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Sulayman-Ovul-640x635.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Sulayman-Ovul-160x160.jpeg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Sulayman-Ovul-1024x1015.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Sulayman-Ovul.jpeg 1080w" sizes="(max-width: 319px) 100vw, 319px" /><figcaption id="caption-attachment-63258" class="wp-caption-text">Süleyman Övül</figcaption></figure>
<p>İzmir’in Tire ilçesinde imar planlarında çayır-mera alanı olarak ayrılan 101 bin 840 metrekarelik alanda yıllık 15 bin ton patlayıcı üretimi tesisi için ÇED süreci başlatıldığı ortaya çıktı.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tire Çevre Koruma ve Yeşillendirme Derneği Başkanı Süleyman Övül, mera alanlarında patlayıcı madde üretim tesisine karşı olduklarını belirterek, &#8220;Bu konu tüyler ürpertici bir olay. Yatırım değil yıkımdır. O yöremizde azalan meraların en kısır yeri. Geçimine % 65-70 oranında  küçük baş ve büyükbaş hayvancılıkla geçinen o halkımızın sonu demektir. Tedirginlikler bu günden itibaren başlamıştır. Dolayısıyla hayvancılık,  mera dışında üretimini daha pahalı girdilerle yapmak zorunda kalacaktır. Bu da hayvan ithalatına sebep olacaktır.&#8221; dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Projenin bölgede hayvancılığı yok edeceğini kaydeden Övül, &#8220;Bu durum toprak üstü kayıplarımız kadar yer altı sularının kirlenmesine sebep olacaktır. Kimyasal atıklar, derelerimize dolayısıyla  Menderes nehrimize kısacası toprak, su ve havaya kirlilik yaratacaktır. </span><span style="font-weight: 400;">Bu nedenle hayvancılıkta et ve süt verimi düşecektir. Bunu daha önce daha küçük kurşun fabrikalarda yaşadık; hayvan doğumları olmadı, hayvanlar  %90 ölü ve sakat doğdu, yöreden kaldırılan işletme sonrası doğa kendine geldi. Bu süreci yeniden tersine çevirir.&#8221; dedi.</span></p>
<p>Kuraklık sebebiyle yok olan meraların iyileştirilmesi yerine bu tip çevreye zarar verecek projelerin çevre halkında tedirginlik oluşturduğunu da belirten Övül, &#8220;<span style="font-weight: 400;">Mevcut doğal varlıklarımızın sürdürülebilir olması, bu alanların ıslah edilmesi ve korunmasıyla mümkündür. Yasal düzenlemeler; mera alanlarının belirlenmesinde, yani tespit ve tahdidinde ortaya çıkan sorunlara çözüm getirememekte ve teknik yetersizlikler de bu sorunu büyütmektedir. Geleceğimizi korumak mecburiyetindeyiz. Gelecek nesillere bu güzel doğayı yıpratmadan devretmemiz gerekmektedir. Tire </span><span style="font-weight: 400;">Kartaldağı mevkiinde maden arama, Mehmetler&#8217;de Dolamit madeni, Başköy&#8217;de Jeotermal teşebbüsü, Belevi&#8217;nde maden, Ayaklıkırı malum, son olarak Alacalı Köyünde 15 bin ton patlayıcı üretim tesisi için Çed sürecinin başlaması bizleri çok tedirgin etmektedir.&#8221; dedi.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hakkımızı hukuki alanda arayacağız. </span><span style="font-weight: 400;">Biz bölge halkı ve çevreciler olarak hukuki hakkımız arayacağız bu direnişimiz Başköy&#8217;deki JES&#8217;de başarımız gibi bu kuruluşu da engel olacağız.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı E. Helil İnay Kınay ise, ÇED sürecinin uzman personel tarafından etkin ve doğru yönetilmesi, incelenmesi ve denetlenmesinin önemli olduğunu belirterek, &#8220;Sağlıklı ve sürdürülebilir yaşam kapsamında alan yönetimine ilişkin değerlendirmeler ve planlamalar ile bu süreçte gerçekleştirilecek faaliyetlerin neler olacağına dair çevresel boyutların bütünsel olarak değerlendirilmesi önemlidir. Tarım alanları, orman alanları, doğal karakteri korunması gereken alanlar, meralar gibi alanlarımızın mevcut kullanım amacı dışına çıkarılarak konut, sanayi, madencilik, turizm vb. faaliyetlere açılması bu alanların kaybına dolayısı ile ekolojik  denge ile birlikte tarım ve hayvancılık faaliyetlerine ilişkin kısıtlar ile gıda üretimi güvenliğine dair birçok sorunun da kaynağı olmaktadır.”  diye konuştu.</span></p>
<figure id="attachment_63257" aria-describedby="caption-attachment-63257" style="width: 252px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" class="wp-image-63257" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/helil-kinay.jpg" alt="helil kınay" width="252" height="336" /><figcaption id="caption-attachment-63257" class="wp-caption-text">E. Helil İnay Kınay</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Son yıllarda mevzuat değişiklikleri ile orman alanlarında birçok tesise izin verildiği dolayısı ile ormansızlaşmanın önünün açıldığını, tarım alanlarında verilen izinler ile tarımsal üretim amacı dışına çıkarıldığını hatırlatan Kınay, mevzuat kapsamında mera vasfının kaldırılması süreçleri ile meralarda gerçekleştirilen faaliyetler sonucu bu alanların özelliğini yitirdiğini kaydetti.</span></p>
<p>Özellikle çevresel kirlilik riski yüksek olan tesislerin planlama ve ÇED süreçlerine ilişkin gerçekleştirilen uygulamalardaki eksik ve yanlışlıkların hukuki süreçler ve bilirkişi raporları ile de ortaya konduğunu belirten Kınay, &#8220;Bu noktada orman alanları, korunması gereken doğal sit alanları, tarım alanları, meraların mevcut kullanım koşullarının sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekirken maalesef yapılan uygulamalar ülkemizde bu alanlarımızın giderek azalmasına ve kalitesinin bozulmasına yol açmaktadır.&#8221; dedi.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu alanlara yönelik konut, yapılaşma, sanayi, madencilik, turizm vb. faaliyetler ile oluşan baskıların giderek artmakta olduğunun altını çizen Kınay, &#8220;Yaşanan çevresel problemler, alan kayıpları, sağlıklı su, hava, gıdaya ulaşım sorunu da bu süreçlerin etkileridir. Bu sorunların çözümü için alan planlamasından başlayarak, çevresel boyutların değerlendirilmesi ve mevcut doğal alanlarımızın, tarım, orman alanlarımızın korunmasına yönelik ilave çalışmalar yapılması gerekirken; ülkemizin farklı bölgelerinde ve kentimizde yaşanan uygulamalar, mevzuat yolu ile bu alanların kaybedilmesi, örneğin orman alanlarında verilen izinler, tarım dışı kullanım izinleri, mera alanlarının vasıflarının kaldırılması, kentimizde 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı ile birlikte bu alanların farklı kullanımlara açılması da yaşanan tehlikenin boyutunu göstermektedir.&#8221; diyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Planlama süreçlerinden itibaren tüm kararların çevre ve halk sağlığını, kamu ve toplum yararını gözeten, uygulama ve denetim süreçlerinin uzman yetkin meslek disiplinleri eli ile yürütüldüğü bir yatırım ve yaşam politikaları ile yürütülmesi gerekmektedir.</span></p></blockquote>
<h5><strong>Alan Tarım İl Müdürlüğü Tarafından &#8216;Tarım Dışı&#8217; Olarak Tanımlandı</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">İzmir İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin söz konusu alanın etrafında tarım arazileri olduğu şerhi düştüğünü de kaydeden Kınay, mevcut patlayıcı deposunun bulunması nedeniyle üretim tesisine yönelik alternatif alan çalışması yapılmadığını belirtiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tesisin bölgede yaratacağı etkiler, olası kaza, yangın, patlama riskine yönelik tarım alanları ve hayvancılık faaliyetlerine yönelik risklerin ilgili idareler tarafından nasıl değerlendirildiği, alan kullanım amacı değişikliği ve tesisin diğer alanlara etkisine yönelik değerlendirmeler olmadan çevresel etki değerlendirmenin eksik kalacağını vurgulayan Kınay, &#8220;D</span><span style="font-weight: 400;">oğal varlıklarımızın kısıtlı olduğu, korunması gereken alanlarımızın hızla yok edildiği süreçlerde orman alanları, tarım alanları, mera alanlarında gerçekleştirilecek her türlü faaliyetin bütünsel değerlendirilmesi ve bu alanların korunarak sürdürülebilirliğinin sağlanması yaşamsal öneme sahiptir. Tüm yatırım kararları bu süreç göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir.&#8221; açıklamalarında bulundu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/30/izmirde-yillik-15-bin-ton-patlayici-uretimi-tesisi-icin-ced-sureci-baslatildi/">İzmir&#8217;de Yıllık 15 Bin Ton Patlayıcı Üretimi Tesisi İçin ÇED Süreci Başlatıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asırlık Zeytin Ağaçları İçin Koruma Davası</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/28/asirlik-zeytin-agaclari-icin-koruma-davasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Dec 2020 07:54:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[jeoternal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=63106</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’in oksijen kaynağı olan Ege ormanlarını tehlike altına sokan jeotermal santral projesine karşı çıkan Seferihisar’ın Orhanlı köylüleri, jeotermal sondajların durdurulması için dava açtılar. Dava açan doksan dokuz köylü, asırlık zeytin ağaçlarıyla dolu olan yaşam alanlarını korumak için sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını belirtti.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/28/asirlik-zeytin-agaclari-icin-koruma-davasi/">Asırlık Zeytin Ağaçları İçin Koruma Davası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">İzmir Seferihisar’ın Orhanlı köyünde yapılması planlanan ve sondaj çalışmaları devam eden jeotermal santral projesi, İzmir’in temiz hava kaynağı olan Ege ormanlarının ortasında yer alıyor. Köydeki sondaj faaliyetlerinin, proje sahası ile alakası olmayan 2016 tarihli Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) gerekli değildir  kararı gerekçe gösterilerek, ÇED sürecinin dışında bırakıldığını öğrenen köylüler ve Orhanlı Köyü Kültür Doğa Gençlik ve Spor Kulübü Derneği, zeytin ağaçlarına ve yaşam alanlarına geri dönüşsüz olarak zarar verecek olan bu proje için 2020 Eylül ayında verilen (ÇED) kapsam dışı kararının ve 2016 tarihli ÇED gerekli değildir kararının iptali için dava açmış bulunuyor.</p>
<h5 style="font-weight: 400;"><strong>İzmir’in Oksijen Kaynağı Ege Ormanları Yok Olacak</strong></h5>
<p style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-63108 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ege-640x427.jpg" alt="ege" width="355" height="237" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ege-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ege.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 355px) 100vw, 355px" />İzmir’in Seferihisar ve Menderes ilçelerini içine alan 180 milyon metrekare büyüklüğünde bir alanda jeotermal kaynak arama ve işletme ruhsatı verilmiş durumda. Bu rakam 25 bin futbol sahası büyüklüğünde bir alana karşılık geliyor. Doğanbey, Payamlı, Ürkmez, Kavaklıdere, Orhanlı, Deliömer, Kuyucak, Yeniköy ve Bahçecik mevkiilerini kapsayan bu bölgede yaklaşık 7 bin insan yaşıyor. İzmir’e nefes veren Ege ormanlarının yer aldığı alanda yapılacak olan jeotermal arama çalışmaları İzmir şehrinin temiz içme su kaynaklarını da tehlike altına sokuyor. Bu bölgede jeotermal enerji santralleri yapılırsa, jeotermal ruhsat alanı içerisinde kalan 35 milyon ağaç kuruyacak ya da meyve veremeyecek duruma gelecek.</p>
<h5 style="font-weight: 400;"><strong>Gıda Üretimi ve Bölge Doğası Tehlike Altında</strong></h5>
<p style="font-weight: 400;">Başta İzmir Yarımadası’na özgü erkence türü zeytin ağaçları olmak üzere pek çok tarım ürününün üretildiği bir alan olma özelliği taşıyan bölgede, binlerce yıldır kesintisiz olarak kadim üretim yöntemleri uygulanıyor. İklim krizine uyumlu geleneksel yağmur hasadı tekniklerinden, yerli tohumlarla yetiştirilen pek çok tarım ürününün üretildiği bir Kadim Üretim Havzası olan bu bölgede, binlerce üretici geçimini sağlıyor. İzmir’in Menderes ve Seferihisar ilçeleri sınırlarındaki birçok köyü etkileyerek binlerce insanın yaşamını ve nadir canlı türlerine ev sahipliği yapan bölge doğasını tehdit eden projeye yönelik olarak uzmanlar iki büyük tehlikeye dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor: Havada oluşacak yüksek ısıdaki nem ile hava ve su kaynaklarına karışacak olan zehirli maddeler.</p>
<h5 style="font-weight: 400;"><strong>Dava ve Suç Duyurusu</strong></h5>
<p style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-63109 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/jeotermal-640x453.jpg" alt="jeotermal" width="393" height="278" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/jeotermal-640x453.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/jeotermal.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 393px) 100vw, 393px" />Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci dışında bırakılarak, zeytin ağaçlarının içerisinde ve köy yerleşiminin yanı başında çalışma izni verilen jeotermal sondaj kuyusuna tepki gösteren Seferihisar’ın Orhanlı köylüleri, proje sahibi şirketin hukuksuz olarak yürüttüğü  çalışmalara tepkili. Hukuka aykırı işlemlere karşı dava açan yöre halkı, şirketin bundan önce köyün düğün ve piknik alanlarını hiçbir yasal izin olmadan şantiye alanı yaparak işgal etmesine tepki göstermiş, tepkiler sonucunda şantiye alanı Seferihisar Belediyesi yetkililerince kaldırılmıştı. Daha sonra aynı şirketin köylülerin tapulu arazilerinden ve orman içinden yine hukuk dışı yollarla ve izinsiz olarak yol açmaya çalışması üzerine,  arazilerini tellerle çevirmek zorunda kalan köylüler, şirket yetkilileri hakkında Seferihisar Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuşlardı.</p>
<h5 style="font-weight: 400;"><strong>Köylüler Haklarını Arıyor</strong></h5>
<p style="font-weight: 400;">Orhanlı köyünde faaliyet göstermekte olan jeotermal sondaj çalışmalarına verilen ÇED kapsam dışı kararına doksan dokuz köy sakiniyle birlikte davacı olan Orhanlı Köyü Kültür Doğa Gençlik ve Spor Kulübü Derneği başkanı Yaşar Buyruk: “Köyümüz, temiz havasıyla, ürettiği sağlıklı gıdayla, asırlık zeytin ağaçlarıyla yaşayan bir köy. Yüzlerce yıldır burada üreterek yaşıyoruz. Bu bölge İzmir’in sağlıklı gıda ve zeytinyağı ihtiyacını karşılayan, doğasıyla binlerce canlıya ev sahipliği yapan bir yer. Bu bölgeye yapılması planlanan jeotermal arama çalışmalarına yönelik olarak ÇED kapsam dışı kararı verilmesi yasalara uygun değil. Şu anda sondaj çalışmaları süren bölge zeytin ağaçlarıyla iç içe, köyümüzün yerleşim alanınınsa yanı başında. Doksan dokuz köylümüzün vekaleti ve derneğimizin tüzel kişiliği olarak hakkımızı sonuna kadar arayacağız. Köyümüz zeytin ağaçlarıyla, doğal güzellikleriyle, temiz havasıyla yaşamaya devam edecek.” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/28/asirlik-zeytin-agaclari-icin-koruma-davasi/">Asırlık Zeytin Ağaçları İçin Koruma Davası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinop&#8217;ta Referans Reaktöre Şirketsiz ÇED</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/29/sinopta-referans-reaktore-sirketsiz-ced/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2020 08:28:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[Sinop]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=55344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye'nin ikinci nükleer santral projesi için nihai ÇED süreci başlatıldı. Sinop'ta santralin yakın çevresi üzerindeki etkisi değerlendirmeye açılan projenin ne geçerli bir anlaşması var ne de reaktörlerin inşaatı için görevlendirilen bir şirketi!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/29/sinopta-referans-reaktore-sirketsiz-ced/">Sinop&#8217;ta Referans Reaktöre Şirketsiz ÇED</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Çevre Etki Değerlendirmesi(ÇED) özünde projelerin çevre üzerindeki etkilerinin tespit edilerek tedbirlerin alınmasını amaçlar. Planlanma aşamasından başlayarak inşaat, işletme ve  faaliyetin sona erdirilmesi dahil tüm süreçler kapsam dahilindedir. Ne var ki son beş yıldır teoride sistematik değişikliklere uğratılan, pratikte politik karar mekanizmalarının kontrolüne giren ÇED raporları artık formalite icabı hazırlanıyor. Raporlarda yer alan subjektif  yorum ve genelleme içeren ifadeler  dahi başvuru şirketinin onaylanmama gibi bir kaygı duymadığının en önemli göstergesi. Nitekim gerek halkın katılımının gerekse takibinin hak olduğu süreçlerde sivil toplumun itirazları dikkate alınmadığı gibi üç bin sayfaya varan nihai ÇED raporları 10 gün içinde siyasi yetkililerin eliyle onaylanıveriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yukarıda resmini çizdiğim süreçler Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS)n&#8217;de deneyimlendiği gibi Sinop&#8217;ta kurulmak istenen nükleer santral projesinde yaşanıyor. Ancak santral alanının  yakın çevresi üzerindeki etkisinin değerlendirmeye açıldığı bu projenin ne geçerli bir anlaşması var ne de reaktörlerin inşaatı için görevlendirilen bir şirketi! Hatırlayacağınız gibi, iki yıl önce ÇED başvuru dosyasını sunduktan sonra Sinop nükleer santral projesini gerçekleştirmeyi taahüt eden Japonya, Milletlerarası Anlaşma (Hükümetlerarası Anlaşma)&#8217;dan çekilmiş, reaktörlerin yapımı için görevlendirilen Mitsubishi-Areva konsorsiyumu da sonlandırılmıştı. Lakin bu gelişme ÇED</span><a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/01/29/sinop-ngs-icin-ced-basvurusu-bir-muamma-proje-ise-fukusima-ile-istigal/"><span style="font-weight: 400;"> hazırlık dosyasının </span></a><span style="font-weight: 400;">nihai ÇED başvurusuna dönüşmesine engel olmadı. Üstelik bu iki yıllık zaman zarfında ÇED yönetmeliğine göre  </span><a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/02/07/sinop-ngs-halka-sinopu-terk-ettirme-projesidir/"><span style="font-weight: 400;">şu yazımızda</span></a><span style="font-weight: 400;"> okuduğunuz gibi  halkın katılımı önlenerek  halkın katılımı toplantısı yapılmış ve yine </span><a href="https://yesilgazete.org/blog/2019/12/11/sinopa-nukleer-santral-toplantisina-stk-temsilcileri-alinmadi/"><span style="font-weight: 400;">şu haberimizdeki</span></a><span style="font-weight: 400;"> gibi Sinop&#8217;tan sivil toplum örgütlerinin toplantıya katılması önlenmesine rağmen İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu (İDK) Toplantısı Ankara&#8217;da gerçekleştirilmiş sayıldı.</span></p>
<p><b>Efsane EPR Flamanville 3 &#8220;Referans Reaktör&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Japonya Hükümeti ile Milletlerarası Anlaşma&#8217;nın son bulmasının Sinop&#8217;ta bir nükleer santral projesinden vazgeçildiği anlamına gelmediğinin altını daha önce </span><a href="https://yesilgazete.org/blog/2019/06/27/murat-yetkin-japonlarla-sinop-nukleer-santral-projesi-durduruldu/"><span style="font-weight: 400;">defalarca çizmiştik</span></a><span style="font-weight: 400;">. Nitekim Japonya&#8217;nın çekildiği projenin hayat geçirilmesi için 30 Mart 2020 tarihinde nihai ÇED başvurusunu yapan merci, Mitsubishi devredeyken %49 hisseye sahip olacağı belirtilen EUAS International ICC Merkezi Sinop Nükleer Güç Santrali(NGS) Jersey Adaları Türkiye Merkez Şubesi adına Assystem ENVY Enerji ve Çevre Yatırımları A.Ş. oldu. Nihai ÇED raporunun en ilginç tarafı ise ortada teknoloji sahibi yatırımcı şirket yokken projenin çevre üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi için  Flamanville 3 tipi reaktörün&#8221;referans reaktör&#8221;ilan edilmiş olması. Yani ÇED hazırlık dosyası sunulduğu zaman projenin %100 sahibi durumundaki Japonya&#8217;nın denenmemiş Atmea 1 tipi reaktörüne niyet edilmişken Fransa&#8217;daki nükleer endüstrinin dünyayı donatmak istediği üçüncü nesil basınçlı su reaktörüne  (EPR-European Pressurized Reactor)&#8217; kısmet denilmiş görünüyor. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-55346 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/EPR-640x421.jpg" alt="EPR" width="397" height="261" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/EPR-640x421.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/EPR-350x231.jpg 350w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/EPR.jpg 658w" sizes="auto, (max-width: 397px) 100vw, 397px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">EPR, Fransa&#8217;da EDF&#8217;in Flamanville Nükleer Santrali&#8217;ndeki önceki basınçlı su reaktörlerinin yanına 2008&#8217;den beri katmak isteyip inşaatı 12 yıldır bir türlü tamamlanamadığı için işletmeye alınması en son 2024&#8217;e </span><a href="https://www.neimagazine.com/news/newsflamanville-3-startup-pushed-back-to-2024-7853088"><span style="font-weight: 400;">ötelenmiş</span></a><span style="font-weight: 400;"> olan  Areva, yeni adıyla Framatom şirketinin &#8220;yeni tip&#8221; üretimi. EPR reaktörüyle ilgili skandalı sizlere &#8220;</span><i><span style="font-weight: 400;">Areva&#8217;nın üretim süreçlerinde 400 uygunsuzluğun tespit edildiği</span></i> <a href="https://yesilgazete.org/blog/2016/05/06/sinop-icin-imza-atan-arevanin-reaktorlerinde-tam-400-uygunsuzluk/"><span style="font-weight: 400;">haberimizle </span></a><span style="font-weight: 400;"> aktarmıştık. Bununla birlikte ÇED raporunda &#8220;referans reaktör&#8221; olarak karşımıza çıkan Flamanville 3&#8217;e kurulan EPR reaktörünün 2012 yılında operasyona alınacağı umularak 3,6 Milyar Dolar  öngörülen maliyetinin  bugün 13 Milyar Dolar &#8216;a ulaştığını da belirtelim. Flamanville 3 ile bazı farkları olsa da yine EPR yatırımlarından bir diğeri de Finlandiya&#8217;da 2005&#8217;ten beri inşaat halinde olan ve en son 2021&#8217;de tamamlanacağı taahhüt edilerek maliyetlerini 3&#8217;e katlamış  olan Olkiluoto 3 reaktörü. Benzer şekilde Çin&#8217;de Taishan 1 ile 2&#8217;de; İngiltere&#8217;de Sizewell C ile Hinkley Point C&#8217;de, Hindistan&#8217;da ve Afrika&#8217;da sayısı 12&#8217;ye varan EPR reaktörlerini görüyoruz. Türkiye&#8217;nin Sinop&#8217;ta nükleer santral projesinde ısrar etmesiyle önceden TAEK, 2018&#8217;de ise 702 No&#8217;lu KHK ile  kurulan Nükleer Düzenleme Kurumu(NDK) kadrosuna geçen temsilcilerin  küresel politika arenasında IAEA ile 2018 yılında imzaladığı </span><a href="https://www.iaea.org/newscenter/news/turkey-signs-its-third-country-programme-framework-cpf-for-2018-2023"><span style="font-weight: 400;">anlaşma </span></a><span style="font-weight: 400;">da daha bir anlamlı hale geliyor. </span></p>
<p><b>Türkiye&#8217;nin Sırtına Yeni Kambur </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yukarıda bahsi geçen projelerin bir ortak noktası reaktörlerin EPR olması ise diğer bir ortak noktası da bu projelerin planlanan yatırım sürelerinin  dışına taşarak öngörülen maliyetlerini neredeyse  üçe katlaması. Dolayısıyla Sinop NGS için, bu nihai  ÇED raporunda yazıldığı gibi 2021&#8217;de kazı çalışmalarına başlanarak 2031&#8217;de  faaliyete geçmesi gerçeklerden uzak. Kaldı ki tek bir reaktör için bu gecikmeler yaşanırken Sinop&#8217;ta 4 reaktörün kurulması gecikmelerin maliyet anlamına geldiği gerçeğiyle yurttaşların sırtına yeni bir ekonomik külfet binmesi demek. Şüphesiz bir nükleer santralin kurulmasıyla oluşan ekolojik ve toplumsal zararlar  rakamsal olarak hesaplanıp ekonomik maliyetlere eklenebilseydi hiçbir  yatırımcı şirket böylesi bir doğa tahribatında bulunmaya cüret edemezdi. Ne var ki maddi maliyetlerin  yurttaşların elektrik faturasına yansıtılması  projeleri şirketler için karlı hale bile getirebiliyor. Bu nedenle Akkuyu&#8217;da, Sinop&#8217;ta nükleer santraller için ayrılan alanda bu tesisler daha kurulma aşamasındayken yapılan çevre katliamı da devletin ve şirketlerin gözünde bir kayıp değil.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-55347 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/kesilen-agac-alani-640x273.jpg" alt="1 milyon ağacın kesildiği alan" width="427" height="182" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/kesilen-agac-alani-640x273.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/kesilen-agac-alani.jpg 645w" sizes="auto, (max-width: 427px) 100vw, 427px" /></p>
<p><b>Kesilen 1 Milyon Ağacın Yerine Nükleer Atık Deposu</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sinop&#8217;ta bu proje için çevre katliamının önünü ilk açan hareket Tarım ve Orman Bakanlığı&#8217;ndan Enerji Bakanlığı&#8217;na  10 kilometrekarelik arazinin aktarılması olurken, 1415 stadyum büyüklüğündeki alanda 1 milyona yakın ağaç kesilmesinin de taşlaşmış vicdanlarda bir karşılığı yok! Ne var ki kamuoyunun yükselen tepkisini baskılamak için siyasi temsilcilerin o gün yaptıkları &#8220;gençleştirme&#8221; açıklamalarının nükleer karşıtlarının iddia ettiği gibi gerçeği yansıtmadığı bu ÇED raporuyla ispatlanmış oldu. Zira Sinop NGS için Çevre ve Şehircilik  Bakanlığı&#8217;na yapılan nihai ÇED başvurusunun  en can alıcı noktası atıklarla ilgili: Raporda açıkça  Nükleer tesisin kurulması amacıyla Enerji Bakanlı&#8217;ğına devredilen 10 kilometrekarelik alanın santralin kullanım ömrü tayin edilen 60 yıl boyunca  geçici atık depolama alanı olarak kullanılacağından ve bu atıkların </span><span style="font-weight: 400;">Türkiye Hükümeti&#8217;nin sorumluluğu altında  TAEK* tarafından kurulacak olan bertaraf tesisinde nihai olarak bertaraf edileceğinden bahsediliyor</span><span style="font-weight: 400;">. </span><span style="font-weight: 400;">Öyle görünüyor ki Türkiye&#8217;de siyasi iktidar ilk nükleer reaktörün kurulduğu 1942 yılından bugüne kurulamamış,  2004&#8217;ten beri Finlandiya&#8217;da tek örneği inşa edilmeye devam edilen Onkalo Nihai Atık Deposu&#8217;nun bir benzerini ya da kendi deyimiyle &#8220;atık bertaraf merkezini&#8221; nükleer santral kurmaktan daha da maliyetli süreçleri üstlenmek suretiyle göze almış. </span></p>
<p><b>Dışa Katmerli Bağımlılık </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nihai ÇED raporunda nükleer karşıtlarının on yıllardır savunduğu fakat siyasi iktidarın inkar etmesine rağmen bir diğer itiraf da projenin &#8220;yerli ve milli&#8221;liğine ilişkin. Nitekim nihai ÇED&#8217;de nükleer santral projesi için nükleer yakıtın Avustralya, Kuzey Amerika, Kazakistan, Rusya, Güney Afrika, Nijer(ÇED raporunun 6. sayfasında Nijerya olarak yanlış yazılmış) ve Namibya gibi tedarikçi ülkeler ile yapılacak olan uzun dönem anlaşmalar vasıtasıyla ve deniz yoluyla temin edileceği konusuna yine yer verilmiş. Nükleer yakıtın diğer ülkelerden alınacağı ve yabancı teknolojiyle kurulan  nükleer santralin Akkuyu içinde geçerli olduğu gibi dışa bağımlılığı arttıracağı aşikar. Öte yandan Sinop NGS  için yapılan bu nihai ÇED&#8217;de deniz yoluyla getirileceği beyan edilen yakıtın İstanbul Boğazı&#8217;ndan geçirilmesi halindeki risklere  nihai raporda yer verilmediğini de not düşelim.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Okuduğunuz gibi Sinop NGS projesi ve onun &#8220;nihai&#8221; ÇED&#8217;i  ele aldığım yalnızca bir kaç ana başlıkta bile bir çok yeni sorun, külfet  barındırırken Türkiye&#8217;nin geleceğinin her yönden ipotek altına alınması anlamına geliyor. Kaldı ki özü itibariyle normalde ekolojik risklere haiz olan nükleer santral yatırımının 3284 sayfalık raporunda &#8221; referans reaktör&#8221; faraziyesi üzerinden  çevreye etkisinin ne derece doğru ve gerçekçi hesaplandığı da kocaman bir başka  soru işareti. Zira adına nihai ÇED denen bu raporda güncel olamayan, Atmea 1 reaktörü için başvuru dosyası olarak hazırlanmış olduğu haliyle kalan, bu yazıya sığdıramadığım, siyasi karar mekanizmasının dışındaki bilim insanlarının incelemesine muhtaç bilgiler dikkati çekiyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> <img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-55348 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/sinop-inceburun-640x355.jpg" alt="Sinop İnceburun Yarımadası'nın 7 yıl önceki  halinden bir görüntü" width="406" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/sinop-inceburun-640x355.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/sinop-inceburun.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 406px) 100vw, 406px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sinop NGS Projesi ÇED başvuru sürecinden itibaren aynı Akkuyu&#8217;da olduğu gibi toplumun müdahalesinden kaçırılmak istendiği için raporun 3284 sayfa olduğu şeklinde yorumlamak geçirilen nükleer karşıtlarının yargılanmasına varan antidemokratik süreçlerle birlikte düşünülürse yanlış olmaz. Ne var ki bir diğer neden de santralin kurulmasının vereceği zararın kapsamının büyüklüğüdür. Zira  bugüne kadar 1 milyona yakın ağacın  kesilmesiyle dahi doğa katliamı anlamına gelen projenin inşaata başlanması operasyona geçilmesi halinde çevre bitki örtüsüne; tüm canlılara; yer altı ve üstü su varlıklarına; yakın köylerdeki tarım, hayvancılık, balıkçılık gibi geçimlik işlere ve ayrıca Hamsaroz Koruma Alanı&#8217;na komşu olması nedeniyle endemik bitki ve hayvanlara hayvanlara, olumsuz tesir etmeyeceğini iddia etme zarureti var. Nitekim ÇED&#8217;in  93. sayfasında &#8220;NGS saha seçimi için eleyici bir  IAEA kriteri yoktur. Sinop saha koşullarının, nükleer güvenlik olaylarını önleme, tespit etme, geciktirme ve uygun şekilde müdahale kabiliyetine bir engel teşkil etmediği sonucuna varılmıştır&#8221; gibi ifadeler  bilumum yerlerde pırtlarken  4. 12  Sonuç kısmında &#8220;Saha Araştırma ve Yer Seçimi aşamalarında yapılan analiz ve değerlendirmeler sonucunda, Sinop NGS alanının, NGS yapımı ve işletimine uygun olduğu görülmüştür.&#8221;ibaresi bir duvar gibi karşımıza çıkıyor.  Ne diyelim, şu yukarıdaki resimde artık olmayan ağaçların hatrı ve yarınlarımız adına, duvarlar yıkılmak içindir! </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/29/sinopta-referans-reaktore-sirketsiz-ced/">Sinop&#8217;ta Referans Reaktöre Şirketsiz ÇED</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sisifos&#8217;un İmkanları </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/sisifosun-imkanlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Aug 2019 08:00:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Alamos Madencilik Şirketi]]></category>
		<category><![CDATA[Artvin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Etki Değerlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Kazdağları]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyla Doğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41435</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Umut ve gelecek yoksunluğu, insanın her şeye açık oluşunda bir artış anlamına gelir".*  Ceza olarak aşağı yuvarlanan kayayı hep yeniden tepeye çıkarabilmek, buyruğu verenlere başkaldırmanın yegane yoludur aslında...</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/sisifosun-imkanlari/">Sisifos&#8217;un İmkanları </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Kazdağları&#8217;nın bağrına bıçak saplayıp yüz doksan sekiz bin ağacı katleden, altın çıkarmak için bitki örtüsünün içine zehir akıtıp doğal yaşamın kaybına yol açacak olan Alamos Madencilik Şirketi&#8217;nin Ceo&#8217;su işletecekleri madende yabancı işçi istihdam etmeyeceklerini &#8220;Türkler taş taşımakta çok iyi&#8221; diyerek açıklıyordu. Haksız değil. Özellikle son 5 yıldır neoliberal ekonomi politkasının rüzgarının çılgınlık derecesine varan hızla aşağı yuvarladığı taşları yukarı çıkarmakla uğraşıyoruz. Fatsa, Hasankeyf, Artvin&#8230; nereye bakarsanız bir kıyım, arkasında bekleyen bir yenisi&#8230; Yine Kütahya, Balıkesir, İznik ve Munzur altını üstüne getirmek için katli vacip görülen yerlerden. Sadece Kazdağları&#8217;nda 40 ayrı şirket  ruhsatlandırılmış şekilde altın çıkarmak için sırasını bekliyor. Bu kıyıma zemin hazırlayan 17 yıldır yasa ve kanun maddeleri üzerinde her türlü tasarrufa sahip olan kurduğu ittifakla gücüne güç katarak torbaya atılan teklifleri toptan TBMM&#8217;den geçiren siyasi iktidardan başkası değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">5177 Sayılı Yeni Maden Yasası&#8217;nda yapılan değişikliklerin 2004 yılı itibariyle yürürlüğe girmesini izleyen süreçte yabancı şirketlerin maden ruhsatı almak üzere başvurması madencilik sektöründe  sömürgecilik döneminin başladığına işaret eder gibi. Zira Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı&#8217;nın internet sitesinde bu zemin üzerinde yükselen yatırımların 2018 Eylül ayı itibariyle 136&#8217;sı yabancı firmaya ait 657 maden ruhsatına ulaştığını görüyoruz. Bakanlık tarafından yabancı yatırımcılar için ingilizce olarak hazırlanmış </span><a href="https://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Sayfalar/Yabanci-Yatirimcilara-Yonelik-Turkiyede-Maden-Sektoru-icin-Yatirim-Rehberi"><span style="font-weight: 400;">Maden Yatırım Rehberi </span></a><span style="font-weight: 400;">ise bu artışın nedenlerine ışık tutan türden: taş, mermer, çinko, altın, gümüş, kurşun, krom her şeyi çıkarmaya davet ediliyor yatırımcılar. Sadece altın yatırımı ile ilgili kısımda Türkiye&#8217;de 6500 ton altın rezervi olduğu ve çoğunun yer altından çıkarılmayı beklediği belirtiliyor. Vaatler arasında %50 ucuz arazi tahsisi ve orman satışından %50 pay verilmesi de dikkat çekici. Aşağıda hiç de profesyonel olmayan altın haritası görselinde solmuş yıldızlar halihazırda operasyondaki madenleri, sarı parlak olanlarsa açılmayı bekleyen madenleri temsil ediyor. Rehberde açılacak her tür altın madeni işletmesi için azaltılmış bürokrasi ve çeşitli vergi indirimi uygulamaları da taahhüt ediliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41437 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/08/altın-map-yatırım-640x334.jpg" alt="" width="372" height="194" />Yatırımlar, modern dönemde iktidarlar tarafından ilerlemeci  anlayışın bir ürünü olarak kalkınma ve gelişme saikleriyle birlikte anılır, çoğu kez populist söylemlerde de yer bulur. Yıllardır nükleer santral gibi ülkenin hiç de menfaatine olmayan bir projenin dahi gerçeklerin tam aksi söylenerek  temiz, ucuz, güvenli şeklinde tanıtıldığı malum. Ne var ki, Kazdağları&#8217;nda altın çıkarmak için davete icabet eden Alamos&#8217;un işletme ruhsatını almış olduğunu duymamız 10 yıl kadar sürdü. Bölgede 2007&#8217;den beri bir direniş olmasına rağmen hükümetin bu projeyi istihdam ya da başka sözlerle gündeme getirdiğini hiç duyduk mu? Belki de Türkiye&#8217;nin akciğeri sayılan bir coğrafyayı siyanüre boğmanın açıklanabilir bir tarafı yoktur? Esasen işler arka planda öyle gizli yürütülmüş ki Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nden Süheyla Doğan iki yıl önce bu maden şirketlerinin Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) başvuru sürecinde tepki çekmemek için altın çıkarma faaliyetini başvuru dosyasına &#8220;kuartz çıkarma&#8221; şeklinde yazdırarak izin aldığı yönündeki tespitlerini paylaşmıştı. Ne yazık ki devlet kurumlarının ve şirketlerin gerek mega projelerde gerekse kirletici tesislerin yatırımlarında sergilediği işbirliğini şimdi de  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı&#8217;nın Alamos&#8217;un yatırım faaliyetini savunan, Alamos&#8217;un iştirakı Doğu Biga Madenciliğin açıklarını kapatan sözlerinde hatta, ÇED imzalarındaki usulsüzlüklerde görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Usulsüzlüklerin olduğu hangi projede  facialar yaşanmaz ki ? Altın madeninden devam edersek misal 2000 yılında Romanya&#8217;da Baire Mare Aurul altın madenine ait siyanür havuzunun çökmesi  Sırbistan, Bulgaristan ve Romanya olmak üzere üç ülkenin topraklarının zehirlenmesine yol açmıştı. Çalışanlar, Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;ni hatırlatırcasına sınır ötesi kirliliğe örnek teşkil eden bu facianın oluşma nedenlerini inşaat sürecindeki usulsüzlüklere bağlamıştı. Bir altın madeni işletmesinin kaza olmasa da doğa ve doğal varlıkları tarumar ettiğini ise Kanada menşeili Goldcorp&#8217;un Guetemala, Meksika, Honduras&#8217;taki faaliyetleri nedeniyle yurttaşlar ve  bilim insanları tarafından yargılandığı yurttaş mahkemesinde suç teşkil etiği ilan edilen gerekçelerde görebiliriz (</span><a href="https://healthtribunal.org/"><span style="font-weight: 400;">Health tribunal 2012</span></a><span style="font-weight: 400;">). Buna göre Goldcorp  su varlıklarının kirlenmesinden, bitki örtüsünün geri dönüşü olmayan şekilde kaybedilmesinden, zehirli siyanür tozlarının havaya saçılmasından, ağır metallerin açığa çıkmasından, evcil ve vahşi hayvanların, insanların hastalanmasından ve ölmesinden sorumlu tutulmuştur. Mahkemede konuşan tanıklıklar ise siyanür uygulaması nedeniyle çevrelerinde ve kendi bedenlerinde meydana gelen değişimi şöyle tanımlamışlardır: Deri ve göz hastalıkları, saç dökülmesi, bebek düşükleri, ölü doğumlar, yeni doğan bebek ölümleri, sinir sistemi hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları, çocuklarda kronik hastalıklar&#8230;.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Savaşlarla uğruna kan dökülen toprakların ve üzerinde yaşayanların idasine talip olan siyasi iktidarlar, önayak oldukları ticari ve endüstriyel faaliyetlerle işte bu şekilde hastalığa ve ölüme bizzat kapı aralayabilmekte. Bilim, teknoloji ve kültür etkileşimi üzerine eserleri bulunan Lewis Mumford&#8217;un da tespit ettiği gibi madencilik çevreye getirdiği yıkım ve insan hayatının karşı karşıya olduğu tehlikelere kayıtsızlığıyla savaşa benzer. </span><span style="font-weight: 400;"> Savaşın kendisi yeterince anlamsızken benzerine niye tahammül edelim ki? Savaşta ölmemenin yani yaşamda kalmanın koşulu direnmekse şayet, Hasankeyf&#8217;te, Salda&#8217;da, Fatsa&#8217;da, Uşak&#8217;ta, Artvin&#8217;de, Sinop&#8217;ta, Honduras&#8217;ta, Meksika&#8217;da iradesinin dışına taşan idare karşısında Sisifos&#8217;un imkanlarıyla sınırlı olan yurttaşlar taşın tekrar aşağı yuvarlanacağını bile bile onu yukarı taşımadan; sağlığına, geleceğine, kurdun, kuşun, ormanın hakkına sahip çıkmadan yaşamaya başka nasıl devam edebilir ki? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İki yıl önce yaşam alanlarına kurulmak istenen mermer ocağına karşı çıktıkları için hedef haline getirilerek mücadele yolunda öldürülen Ali Ulvi ve Ayşin Büyüknohutçu çiftine saygıyla.</span></p>
<p>*<span style="font-weight: 400;">Camus A., Sisifos söyleni, 95</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/sisifosun-imkanlari/">Sisifos&#8217;un İmkanları </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğal Yaşam Alanının Tahribatı Türlerin Yok Olmasını Hızlandırıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/05/dogal-yasam-alaninin-tahribati-turlerin-yok-olmasini-hizlandiriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zümre Deniz Denli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jun 2019 10:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğa Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Artvin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Itri Levent Erkol]]></category>
		<category><![CDATA[kaçak avlanma]]></category>
		<category><![CDATA[nesli tükenen hayvanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39387</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Çevre Günü vesilesiyle nesli tükenen hayvanları konuştuğumuz Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Itri Levent Erkol, "En temel sorun doğal yaşam alanlarının yani kendi habitatlarının insan eliyle parçalanması veya yok edilmesi” dedi. Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) Kurucu Üyesi Cem Orkun Kıraç da nesli tükenme tehdidi altındaki türler için doğal yaşam alanlarının korunmasının önemine değinirken, ODTÜ Erdemli Kampüsü Deniz Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Korhan Özkan, “Kentte hem insanı hem de doğayı bir arada var edecek yeni çözümler bulmalıyız” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/05/dogal-yasam-alaninin-tahribati-turlerin-yok-olmasini-hizlandiriyor/">Doğal Yaşam Alanının Tahribatı Türlerin Yok Olmasını Hızlandırıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü </span>Itri Levent Erkol <span style="font-weight: 400;">nesli tehlike altındaki türlerin başlıca sorunlarına değinirken, ÇED raporlarının bölgenin biyolojik çeşitliliğinin doğru ve yeterli araştırılmadan hazırlanmasının yapılaşma ve endüstrileşmenin önünü açmaya yönelik olduğunu belirtti. </span><span style="font-weight: 400;">Nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvanların en temel sorunu öncelikle bunların doğal yaşam alanlarının yani habitatlarının insan eliyle parçalanması olduğunu belirten Erkol, &#8220;Bu habitatların bozulmasının en temel gerekçeleri de özellikle şehirleşme, endüstri, artan nüfus, tasnif-tarım alanlarının açılması, ormanların yok olması yer alıyor. Örneğin bize çok basitmiş gibi gelebilecek bir otoyol projesi –ne yazık ki otoyollar ÇED’lerden de muaf- ciddi sorunlara yol açabiliyor; habitat alanının bölünmesi sebebiyle burada yaşayan pek çok canlı türü örneğin gece-gündüz içinde yaptıkları beslenme, su içme ihtiyaçlarını giderememe, karayollarında ezilmelerine sebep olabiliyor. Otoyollar yaptıkları gürültü nedeniyle özellikle kuşlar üzerinde üreme başarısını düşürücü etkilere sahip. Veya otoyollardan kalkan tozlar ve egzoz dumanları, akaryakıt ve yağ yakıtlarından kaynaklı çevredeki habitatları olumsuz olarak etkiliyor.&#8221; dedi.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-39389" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/Ekran-Alıntısı-1.jpg" alt="" width="360" height="242" />Türkiye’de biyolojik çeşitlilik üzerine yeterli akademik araştırma yapılmadığından yakınan Itri Levent Erkol bir proje hayata geçirilirken, o bölgenin doğasının yeterince tanınmadığı için zarar görebileceğinin altını çizdi. Türkiye&#8217;de </span><span style="font-weight: 400;">nesli küresel ölçekte tehlike altında olan kelaynak ve sürmeli kuşunun başta geldiğini belirten Erkol, &#8220;Sürmeli ülkemizde üremiyor ve kışlamıyor, yalnızca Afrika kıtasından Kazakistan ve Orta Asya’ya giderken göç döneminde bu bölgeyi kullanıyor. Geçmiş dönemde Suriye sınırı ile Urfa arasındaki TİGEM arazilerini (Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü) çok aktif olarak kullanırken o bölgedeki sulu tarıma geçiş sonrası eskisi kadar kullanamıyor. Çünkü tarım amaçlı sulama yapıldığı için durup dinlenebilecekleri, yiyecek bulabilecekleri alanlar yok edildi. Yine ülkemizde şah kartal nesli küresel ölçekte tehlike altında olanlardan; bundan 10 sene önceye kadar gittiğimizde sadece Bolu bölgesinde var olduğu, Türkiye’nin hiçbir bölgesinde üremediği düşünülürken Doğa Derneği’nin Bulgar BirdLife (BSPB) ile yaptığı çalışmalar sonrasında yalnızca Trakya’da bile 50 civarı çiftin ürediği ortaya çıktı. Bu şu anlama geliyor; eğer biz iyi bir araştırma yapmazsak, ekolojik bir türü iyi anlamazsak elimizdeki bilgi eksikliğiyle yanlış kararlar alabiliriz. Örneğin Trakya bölgesinde yapılacak bir endüstriyel projede orada şah kartal yoktur diye plan yaparsak hesaba katmadığımız için yok olmalarına sebep olabiliriz.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><strong>Avcılık Türlerin Devamını Tehdit Ediyor</strong></p>
<p>Nesli tehdit altında olan türler için dahi avcılık serbestisi kararların verilebildiğini anlatan Erkol, <b>&#8220;</b><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de nesli dünya çapında tehlikede olan iki tür elmabaş patka ve üveyik kuşları ne yazık ki hala avlanmaya devam etmektedir. Avın kuş popülasyonu üzerinde birden fazla etkisi var. Birincisi hedef avlanabilecek türde kuşlar olsun veya olmasın, siz eli tüfekli, doğayı çok iyi tanımayan insanların doğal yaşam ortamlarında gezmelerine izin veriyorsunuz. Aslında en temel sıkıntı bu.  </span><span style="font-weight: 400;">İkincisi doğrudan öldürme! Günümüzde online sistemlerle kotalar alınıyor, bir sisteme girip ‘ben şuraya gideceğim, şu kadar kuş öldüreceğim’ diye kendi kendilerine kotalar alıyorlar. Ne yazık ki ülkemizde denetim faaliyetleri yetersiz. Yanınızda bir koruyucu yok, yetkili yok, siz gidip avınızı yapıp dönüyorsunuz. Artık elinize tüfeği alıp avlak dediğimiz bölgeye gittiğiniz anda vicdanınızla baş başasınız. Her ava giden avcının aynı vicdani kaygılara sahip olmadığını biliyoruz. Ancak konu üveyik üzerinde konuşulacak olursa diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak Türkiye’de bu tür “göç döneminde” ava açıklar. Bu da şu anlama geliyor; yumurtasından yeni çıkmış yavru bir üveyik henüz bir defa bile üreyemeden ilk gittikleri göçte öldürülüyorlar. Siz yumurtadan çıkmış o yılın yavrusuna bir kere bile üreme şansı vermeden hemen öldürüyorsunuz! Bu da global ve bölgesel popülasyon dinamiği üzerinde ciddi etkiler bırakıyor.&#8221; şeklinde konuştu.</span></p>
<p><strong>&#8220;İnsanlık Olarak Karar Aşamasındayız&#8221;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ODTÜ Erdemli Kampüsü Deniz Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. </span>Korhan Özkan, buzulların erimesinin, iklim değişikliğinin sadece kutuplar için değil tüm dünya için etkileri olacağını vurguladı. Türkiye&#8217;nin de bu etkilerden müstesna olmayacağını belirten Özkan, &#8220;<span style="font-weight: 400;">Ne yazık ki çağımızda büyük bir yok oluş yaşıyoruz. Mesela Adana’da çok güzel arkeolojik bir müze açıldı, orada yer alan Roma mozaiklerine baktığınızda çeşit çeşit hayvanlar var; aslanlar, parslar, filler&#8230; Bu topraklarda 1890’lara kadar aslan yaşıyordu, o ihtişamlı hayvanlar Ege ovalarında cirit atıyorlardı. O çizgili büyük 300-400 kiloluk kaplanlar son resmi kaydı Şırnak’ta 1970’lerde bulundu. Pars, leopar hala çok az sayıda olsa da var. Afrika Savana’ya gidip büyük safari turlarıyla gördüğümüz canlılar aslında Anadolu ekosisteminin ve kültürünün bir parçasıydı. Bir kısmını yok etmezsek hala tutunmaya çalışıyor; pars ve leopar bunun önemli bir örneği. Ama bunun dışında Artvin’in ılıman yağmur ekosistemi Tropiklerden çok da geri kalır değil. Karçal Dağları’nın çevresi çok ihtişamlı ormanlarla kaplı. Afrika belgesellerinden izlediğimiz sırtlan Çanakkale’de, İzmir’de 1990’lara kadar kaydı vardı ve hala Güneydoğu’da çok yaygın. Hala Hatay’da dağ ceylanı ya da gazel dediğimiz ceylan popülasyonu var. Dolayısıyla hala yaşama tutunan çok ihtişamlı bir ekosisteme sahibiz. Ancak ne yazık ki etkiler çok dramatik boyutlarda.&#8221; dedi.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Kent olarak, ülke olarak, insanlık olarak bir karar aşamasındayız: Doğanın bizle birlikte var olmasına izin verecek miyiz, hep beraber yok mu olacağız?</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada el değmemiş alanların  yüzde 15’in altına indiğini belirten Özkan, &#8220;Dünyada üretilen enerjinin, maddenin yüzde 50’si doğrudan ya da dolaylı olarak insan tarafından kullanılıyor. Biz sadece bir türüz ve bizimle birlikte ismini koyduğumuz 2,5 milyon canlı türü daha var! Bu dramatik bir durum. Bu umutsuz bir durum mu? Ben umutsuz olduğumuzu düşünmüyorum. İnsan ve doğa belki cennet bahçesi şeklinde değil ama en azından varlığını sürdürerek yaşayabilir. Bunun nasıl olacağı önemli. Bir yaşam stili değişikliği yapmamız lazım. Eskiden milli parkları çözüm olarak görürdük ancak etkimiz o denli büyük ki milli parklarla doğayı korumak mümkün değil, hangi hayvana diyeceğiz milli parka git de orada yaşa? Bu mümkün değil, dolayısıyla yeni bir yol bulmamız lazım o da kentte hem insanı hem de doğayı bir arada var edecek çözümler bulmalıyız. Örneğin deniz kaplumbağalarının yeniden üremesi için nesi eksik, kumsal ve deniz ihtiyacı olan. İkisi de var! Üremesi için tek yapmamız gereken diğer etkileri, insan etkilerini kontrol etmek. Biz izin verdiğimiz sürece Akdeniz fokları yeniden Mersin Limanı’na çıkabilir, deniz kaplumbağaları yeniden kumsallarımızda var olabilir. Bunlar başarılabilecek şeyler. Sadece kent olarak, ülke olarak, insanlık olarak bir karar aşamasındayız: Doğanın bizle birlikte var olmasına izin verecek miyiz, hep beraber yok mu olacağız? Ben umut görüyorum, giderek farkındalık artıyor, akademilerimiz çalışıyor, kentlerde örgütsel etkinlikler yapılıyor. Yolun sonunda ışık görüyorum.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><b>&#8220;Yaban Hayatının Bizimle Var Olmasına İzin Vermeliyiz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mersin’de Erdemli sahilinde canlı hayatı inceleyen Doç. Dr. Özkan kurdukları fotokapanlarla şehirde geceleri adeta bir yaban hayatının uyandığını gözlemlediklerini belirterek, bu bölgelerin korunması gerektiğini vurguladı: &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Bunları yerleştirdiğimizden beri farkına vardık ki akşamları bir doğa parkı haline geliyor çevre. Tilkiler, porsuklar, sansarlar, bazen kuşlar, yaban tavşanı, oklu kirpi fotokapanlara yakalanan türlerden. Oklu kirpik bizim bildiğimiz kirpi değil. Köpek boyutunda leoparlarla güreşen bir tür, Lamas Kanyonu’nda Doktorun Yeri’ne (piknik alanı) gece gidin, sizin gündüz bıraktığınız karpuz kabuklarını kemiriyorlar. Geceleri buralar cıvıl cıvıl bir yaban hayatına dönüşüyor. Gece biz uyurken yaban hayatı uyanıp bizim bulunduğumuz alanlarda yaşamaya çalışıyorlar. Yaban hayat zaten içimizde, sadece bizimle birlikte var olmasına izin vermemiz gerek. </span><span style="font-weight: 400;">Anadolu’nun avantajlı yanı dağlık olması. Çok dağlık bir coğrafya olduğu için birçok canlıyı yok etmeye insanlığın eli ulaşamamış. Oklu kirpik de bunlardan biri, bu tür aktif olarak avlanıp yemek olarak tüketilen bir anlı. Mersin’de de sürekli avcılığı yapılıyor. Bunca yıl saklanmış, hala saklanmaya devam ediyor.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-39390" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/j.jpg" alt="" width="360" height="224" />Türkiye&#8217;nin kritik bir eşikte olduğunu belirten Özkan, &#8220;Endüstriye de geç adım attığımız için dağları o kadar düzleyememişiz. Doğa var olmaya devam etti. Şu an o kritik aşamadayız. Anadolu artık koruyup korumayacağına karar verecek. Avrupa’nın yaşadığı yok oluşla yüz yüzeyiz. Önümüzdeki birkaç on yıl çok önemli, bir dönüşüm sağlayabilirsek seçimimizi doğru yaparsak yok etmeden var olabiliriz. Yoksa Avrupa’nın yolunu gitmek zorunda kalacağız: Önce yok edip sonra geri kazanmak! Bu çok pahalı bir yol! Bugün İngiltere yeniden yabanlaşma projeleri yürütüyor, Danimarka’ya bizon saldılar, fil salalım mı diye düşünüyorlar. Eğer böyle devam ederse büyük bir yok oluşu global yaşamakla yüz yüzeyiz. Ümit var. Bugün bütün gazetelerde İsveçli bir kızın Avrupa Parlamentosu’na kadar çıkışını konuşuyoruz. ABD’de Trump iklim kriziyle mücadeleye destek vermeyeceğini açıkladı, ertesi günü Fransa Amerikalılara özel bir program başlattı ve Amerika’da iklim değişimi çalışmaları yapamayan bilim insanlarına çalışmalarına Fransa’da devam edebilmeleri için 10’ar milyon destek sağladı. Bu savaş tek taraflı değil. Biz doğru yerde durmalıyız. Bizim ve gelecek nesiller için varoluşsal bir dönüm noktası.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><b>“Habitat Kaybı En Temel Sorunumuz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1985 yılından beri Türkiye kıyılarında, denizlerinde ve su altında nesli azalan türleri araştıran ve koruyan </span>Sualtı Araştırmaları Derneği<span style="font-weight: 400;"> (SAD) Kurucu Üyesi Cem Orkun Kıraç, yunuslar, su samurları, yeşil deniz kaplumbağası, Akdeniz foku gibi canlıların kıyılara çok bağımlı olduğunu, bu canlılar için kıyıların sanıldığından çok daha değerli olduğunu belirtiyor. </span>Türkiye&#8217;de nesli tehlike altında olan türlerin en temel sorununun yaşam alanı kaybı olduğunu belirten Kıraç, &#8220;<span style="font-weight: 400;">Doğal yaşam alanları yok ediliyor, tahrip ediliyor, parçalanıp bölünüyor, bu şekilde insan eliyle meydana gelen habitat kaybı en temel sorunumuz. Bütün dünyada da Türkiye’de de en temel faktör bu. Su altı ve kıyılar için de temel sorunumuz aynı. Mesela nesli tehlikede olan Akdeniz foku ve ada martısı için temel sorunlarımızdan biri bu; kıyı alanları denizden girişli mağaraların üzerlerine ve yakınlarına yapılan oteller, turistlik tesisler, limanlar, marinalarla imara açılması, betonlaşması. Yine soyu azalan Tepeli karabataklar kayalarda ve uçurumlarda yaşarlar. Artık uçurumun tepesine bilinçsizce evler yapılıyor. Deniz kaplumbağalarının en önemli yok olma nedeni dişilerinin yumurtlamak için çıkabilecekleri sağlıklı kumsallara ulaşamamaları. Bu kumsalların hem arkasındaki hinterlandına hem de üstüne yapılar yapılıyor. Hayvana yumurtlayabilecek alan bırakılmıyor, yumurtlayamazsa neslini devam ettiremez. Günübirlik yapılaşma adı altında da habitat tahribatı yaşanıyor.&#8221; dedi. </span></p>
<blockquote><p>“Az sayıda katılımcıyla dar çerçevede hazırlanan, konusunda uzmanlaşmış akademisyen ve dernekler olmadan planlanmış mevzuat sonunda ciddi itirazlara ve fikirsel çatışmalara neden olur”</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevre Bakanlığı son yıllarda hayata geçirdiği “</span>Korunan Alanlar Yönetmeliği<span style="font-weight: 400;">” projesinin en büyük eksikliğinin günü bilirlik tesisler için yol yapılmasını serbest hale getirmesinin önemli bir sorun olduğuna işaret eden Kıraç, &#8220;Bir doğal alana yol açtığınız zaman zaten birçok şeyin önünü açıyorsunuz. Bu çok büyük bir tehlike! Ve günübirlik tesislerin kullanılabilir yoğunluk kriteri yok. En büyük eksiklik nitelikli koruma alanları kısmının kriterlerinin baştan gözden geçirilmesi gerekiyor. Birine izin verildi aldı, ikincisi de aldı, üçüncüsü de bastırdı aldı! Oraya bir tane otel yapmak yerine misal sahile 3 tane çay bahçesi yapıldığında çok daha tehlikeli! İnsanlar oraya yığılacak, kaplumbağa gelir mi, Akdeniz foku gelir mi, ada martısı gelir mi? Oraya karga bile, martı bile gelmez. Bu nedenle korunan alanlarda nitelikli koruma alanları teknik kriterleriyle birlikte yönetmeliği de işini bilen uzman akademisyen ve derneklerle birlikte hazırlanması gerekir. İstişare ve muakabat olmadan yapılan yönetmelik ve mevzuat sonunda bir şekilde itirazlara maruz kalıyor. Dar çerçevede hazırlanan az sayıda katılımcı istişareler olmadan konusunda uzmanlaşmış akademisyenler ve dernekler olmadan hazırlanan mevzuat sonunda ciddi itirazlara ve fikirsel çatışmalara neden oluyor ve maalesef bilimsel gerçekliği de yansıtmıyor.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de çok fazla nesli tehlike altında olan canlı olduğunu belirten Kıraç, &#8221; Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği çok fazla. 12 bin bitki türümüz ve bunun 3 bin çeşidi de endemik (bölgeye özgü bitki türü). Canlılar açısından da önemli noktadayız. 3 bölgenin (Asya, Afrika, Avrupa) kesiştiği noktadayız. Fakat böyle günlere sığınıp çevrecilerin, akademisyenlerin, derneklerin çok fazla beyanatta bulunmaları boşa vakit. Bu günler çalışıp doğanın, ağacın korunması gereken alanları korusak bence çok daha verimli geçer. Ayrıca biz Sualtı Araştırmaları Derneği olarak doğa koruma ve planlama konusunda her zaman resmi kurumlarla iş birliği yapmaya da hazırız. &#8221; diye konuştu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/05/dogal-yasam-alaninin-tahribati-turlerin-yok-olmasini-hizlandiriyor/">Doğal Yaşam Alanının Tahribatı Türlerin Yok Olmasını Hızlandırıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Danıştay’dan Koza Altın Şirketi Lehine Karar: ÇED İptal Kararını Bozdu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/27/danistaydan-koza-altin-sirketi-lehine-karar-ced-iptal-kararini-bozdu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 May 2019 12:48:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Bergama Çevre Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[Çukuralan Altın Madeni]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Engel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39139</guid>

					<description><![CDATA[<p>Danıştay, Koza Altın Şirketi’ne ait Çukuralan Altın Madeninin 3. Kapasite arttırımı ile ilgili ÇED kararını iptal eden yerel mahkemenin kararını bozdu. EGEÇEP’in avukatı Arif Ali Cangı, kararı çevre hukuk temel ilkelerinin yok sayıldığı şeklinde değerlendirirken, Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel ise kararın siyasal baskılarla alındığını belirtti. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/27/danistaydan-koza-altin-sirketi-lehine-karar-ced-iptal-kararini-bozdu/">Danıştay’dan Koza Altın Şirketi Lehine Karar: ÇED İptal Kararını Bozdu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>FETÖ soruşturması kapsamında TMSF’ye devredilen Koza Altın Şirketi’nin Çukuralan Altın Madeni’nin 3. kapasite artışına onay veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) olumlu kararına karşı EGEÇEP, Bergama Belediyesi ve 21 yurttaş tarafından dava açılmış ve İzmir 6. İdare Mahkemesi geçtiğimiz aylarda kapasite artırımı projesinin canlı sağlığı açısından riskli olduğu ve yer seçiminin yanlışlığına vurgu yaparak önce yürütmeyi durdurma kararı vermiş, ardından da ÇED olumlu raporunu iptal etmişti.</p>
<p>Yerel mahkemenin kararında &#8220;&#8230;Çukuralan Altın Madeni İşletmesi 3.Kapasite arttırımı projesinin canlı sağlığı açısından risk taşıyan 3 önemli husus saptandığı, bunlardan ilkinin madenin yaklaşık 6 km kuzey batısında yeralan ve içme suyu amacıyla Balıkesir Belediyesi tarafından kullanılan Madra Barajının göl alanının bulunması, ikinci hususun  Maden atık sularının deşarj edildiği Çökek Deresinin doğal sit ve mesire yeri olan yaklaşık 5 km güneydeki Kültür ve Tabiat Varlığı olan Nebiler şelalesine drene olması, üçüncüsünün ise ocak işletme şevlerinin stabilitesi hesaplarındaki eksiklikleri olduğu&#8230;&#8221; ifadeleri yer almıştı.</p>
<p><strong>Gerekçe Ortak Bilirkişi Heyetinin Olmaması</strong></p>
<p>Şirket yöneticileri ise kararı temyize taşıyarak iptalini istedi. Dosyayı inceleyen Danıştay 14. Dairesi yerel mahkemenin verdiği ÇED iptal kararını bozdu. Danıştay bozmaya gerekçe olarak ise görevlendirilen bilirkişi heyetinin ortak bir sonuç bildirmemesinden kaynaklı olduğunu gösterdi.</p>
<p>Danıştay’ın kararında “Jeoloji mühendisi bilirkişi tarafından proje alanının yakınında Madra Barajının göl alanının bulunmasının canlı sağlığı açısından risk teşkil eden bir husus olduğu ileri sürülmüş iken, davalı idare ve davalı yanında müdahil tarafından proje alanının, Madra Barajının uzun mesafeli koruma alanının ikinci kısmında yer aldığının belirtildiği ve yukarıda yer verilen Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin ilgili maddesine göre uzun mesafeli koruma alanındaki konumuna göre yapılabilecek faaliyetler ile yöntemlerin sınırlandırıldığı dikkate alındığında, dava konusu işlemin iptal gerekçelerinden biri olan bu husus bakımından, öncelikle, ilgili yönetmelik maddesi uyarınca proje alanının uzun mesafeli koruma alanındaki yeri ve projenin yöntemi göz önünde bulundurularak, projenin gerçekleştirilmesinde hukuken engel olup olmadığı değerlendirilmelidir” denildi.</p>
<p><strong>EGEÇEP Avukatı Cangı: &#8220;Çevre Hukuku İlkeleri Yok Sayıldı&#8221;</strong></p>
<p>Kararı Sivil Sayfalara değerlendiren Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) avukatlarından Arif Ali Cangı Danıştay&#8217;ın 4.Dairesi çevre hukukunun temel ilkelerini yok sayarak iptal kararını verdiğini belirtti. Bilirkişi incelemelerinde esas olanın heyetin ortak görüş bildirmesi olduğunu ifade eden Cangı, “Ancak ortaklaşamayan bilirkişilerin ayrı rapor düzenleyebilir. Her bir bilirkişi kendi uzmanlık alanına göre rapor düzenlemiştir. Burada yargının yapması gereken bilirkişi raporunun olumlu ve olumsuz yönleri ile ele alarak değerlendirme yapmasıdır. İzmir 6. İdaresi Mahkemesi de jeoloji mühendisinin raporu doğrultusunda iptal kararını vermişti. Danıştay’ın burada atlamış olduğu bir husus var. Çevre davalarında ihtiyat ilkesi vardır. İhtiyat ilkesine göre bilimsel belirsizlik varsa, doğa ve insan açısından risk var olabilir şeklinde değerlendirme yapılır. Çevrenin bozulması ile dönüşü olmayan sonuçlar doğurması mümkün ise yorum çevrenin lehine yapılır. İdare mahkemesi de çevre hukuku da bunu dikkate alarak bilirkişi heyetinden birinin raporunu dikkate alarak bozma kararı vermiştir. 6. İdare Mahkemesi heyeti bölgede keşif duruşması yaparak doğanın ne hale getirildiğini görmüştür. Danıştay’ın vermiş olduğu bozma kararı biçimseldir, ihtiyat ilkesi dikkate alınmamıştır” diye konuştu.</p>
<p>Danıştay’ın kararına rağmen yerel idare mahkemesinin isteyeceği ek rapor ve keşif incelemesi ile birlikte yine iptal kararı verebileceğini dile getiren Cangı şunları söyledi “Bizim bu aşamadan sonra sağlamaya çalışacağımız konu da budur. Danıştay daha önce verdiği kararların gerisine düşmüş durumdadır. Asıl sorun bu, bu Aliağa Termik Santrali davasında da, Bergama Altın Madeni davasında da pek çok çevre davasında karşımıza çıkıyor. Asıl kaygı veren bu. Çevre hakkının korunulması ve savunulması dava yoluyla ortadan kaldırılan bir süreçteyiz. Bu hukuk devleti, idari yargılama ilkesine ve sağlıklı çevre yaşam hakkı ile bağdaşmaz. Sürece ilişkin herkesin, hakimlerin, avukatların, yaşam savunucularının ve bu yatırımı yapan şirketlerin, şapkasını önüne koyarak düşünmesi gerekir” dedi.</p>
<p><strong>‘Maden Çam Fıstıklarının Sınırına Dayandı’</strong></p>
<p>Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel de kararın siyaseten dayatma ile alınmış olduğunu belirterek, “Hukuki bir karar değil. İçme suyu kaynaklarının bu kadar değer kazandığı günümüzde Madra İçme Suyu Barajı’nın bundan zarar göreceği bilirkişi raporunda belirtilmesine rağmen yine de Danıştay yerel mahkemenin kararını bozdu. Şu anda Koza Altın Madenini siyasi iktidar işletiyor ve ne pahasına olursa olsun o altın madenini çıkarmak için alınan bir karar olarak düşünüyorum. 5 bine yakın kızıl çam ağacı kesilecek. Yargı kararı dinlenilmeden atı alan Üsküdar’ı geçiyor. &#8221; dedi. Mahkeme kararı beklenilmeden çalışmaların devam ettiğini belirten Engel, &#8220;Şu ana kadar birinci ve ikinci kapasite arttırımlarında 30 bine yakın ağaç kesildi. Bölgenin ekosisteminde tahribat yaratılmış durumda. Maden çam fıstıkları orman sınırına da dayanmış. Üçüncü kapasite süreci bitmeden dördüncünün hazırlıkları içerisindeler. Bölgedeki köylüler de tedirgin durumdalar, çam fıstığının da sonunu getirecek bir durum söz konusu. Aklın vicdanın almadığı bir durum. Oysa biz Danıştay’ı geçmişte verdiği kararlarla bilirdik, çevre açısından emsal kararları vardı. Ama mücadele devam edecek peşini bırakmayacağız” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Madenin Ömrü 13 Yıl Daha Uzatıldı</strong></p>
<p>Altın madeni bu 3. Kapasite Artırımı projesi ile 192 hektarlık mevcut ÇED alanına yaklaşık 132 hektarlık yeni bir alan ilave yapacak. Böylece proje ÇED alanının toplam 324 hektara çıkartılacak. Maden, Balıkesir’in içme suyunu sağlayan Madra Barajı madene yaklaşık 6 km uzaklıkta yer alırken, maden barajın uzun mesafe koruma alanı içinde kalıyor. Üçüncü kez kapasite arttıran Çukuralan Altın Madeninin yüzde 84&#8217;ü ormanlık alanda bulunuyor. Maden bölgesi Kozak kızılçam gen koruma alanı içinde kalıyor. AKP-Gülen Cemaati çatışması sürecinde önce kayyıma ardından TMSF’ye devredilen madenin eski sahibi Akın İpek, FETÖ üyeliğinden kırmızı bültenle aranıyor. Bergama ilçe merkezine 20, Dikili ilçe merkezine ise 15 kilometre uzaklıkta bulunan maden bu kapasite artışı ile ömrünü 13 yıl daha uzatmış oldu. Açık ocak maden çıkarma yönteminin kullanıldığı Çukuralan İşletmesi’nden üretilen cevher Ovacık İşletmesi’nde yer alan tesiste işleniyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/27/danistaydan-koza-altin-sirketi-lehine-karar-ced-iptal-kararini-bozdu/">Danıştay’dan Koza Altın Şirketi Lehine Karar: ÇED İptal Kararını Bozdu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahkeme Maden Projesi İçin “ÇED Gerekli Değildir“ Kararını İptal Etti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/11/mahkeme-bingoldeki-maden-projesi-icin-ced-gerekli-degildir-kararini-iptal-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sayder Caner]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Mar 2019 10:42:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36185</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bingöl‘ün Kiğı İlçesi'ne bağlı Eskikavak Köyü yakınlarında yapılmak istenen maden projesine Bingöl Valiliği tarafından verilen “ÇED gerekli değildir“ kararı mahkemece iptal edildi. Mahkemenin maden projesiyle ilgili verdiği bu karar Bingöl’de iptal edilen ilk madencilik projesi olma özelliğini taşıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/11/mahkeme-bingoldeki-maden-projesi-icin-ced-gerekli-degildir-kararini-iptal-etti/">Mahkeme Maden Projesi İçin “ÇED Gerekli Değildir“ Kararını İptal Etti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="StandardWeb"><span lang="DE">Bingöl Metal Madencilik A.Ş. tarafından işletilmek istenen &#8220;Kurşun-Gümüş Çinko Kompleks Cevher Ocağı Projesine&#8221; Bingöl Valiliğince 2011 yılında &#8220;ÇED Gerekli Değildir Kararı&#8221; verildi. Daha sonra şirketin kapasite artışı başvurusu sonrasında “projenin alansal ve üretim anlamında kapasite artışına gidilmesinde sakınca görülmeyerek” Bingöl Valiliği İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından 2014 yılında kapasite artışı için de ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verildi. </span><span lang="DE">Kararın iptal edilmesini talep eden köylüler Erzurum 1. İdare Mahkemesi’nde dava açtı.</span></p>
<p class="StandardWeb"><span lang="DE">Köylülerin avukatı Barış Yıldırım;  dava dilekçesinde projenin gerçekleştirileceği alanda tarihi yapıların bulunduğu, havzada endemik flora ve fauna türlerinin olduğu ve bölgenin orman ve mera kriterlerini de taşıdığını belirtti. </span><span class="Fett"><span lang="DE">Mahkeme tarafından görevlendirilen </span></span><span class="Absatz-Standardschriftart"><span lang="DE">bilirkişi heyetinin yaptığı incelemede projenin tanıtım dosyasında yerinde yapılmış flora ve fauna çalışmaları bakımından eksikliklerin bulunduğu, flora-fauna çalışmalarının literatür bilgilerine dayalı olduğu ve proje alanı dahil bölgeyi temsil yönünden yeterli olmadığı tespit edildi.</span></span></p>
<p class="StandardWeb"><span lang="DE">Bilirkişi tarafından hazırlanan raporda madenin “işletme aşamasında çevreye karşı oluşturacağı olumsuz etkilerin önceden detaylı bir şekilde belirlenmeye çalışılmasının ve çevre ve insan sağlığı üzerinde oluşturacağı sorunlar ile çözümleri için gerekli önlemlerin alınabileceği” belirtilerek “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararının uygun olmadığı, asit maden drenajı-su kaynakları-flora fauna konuları başta olmak üzere sahada tüm sorunların tespiti ve giderilmesine yönelik bir çevresel etki değerlendirilmesi yapılmasının gerekli olduğu&#8221; yönünde görüş bildirildi. Rapora yapılan itirazları yerinde bulmayan mahkeme raporu hükme esas alınabilecek yeterlilikte görerek &#8220;ÇED Gerekli Değildir&#8221; kararının hukuka uygun olmadığına hükmetti.</span></p>
<p class="StandardWeb"><span lang="DE">Mahkemenin kararını değerlendiren davanın avukatı Barış Yıldırım, bu kararın Bingöl’de iptal edilen ilk maden projesi olma özelliği taşıdığını belirtti. Kararın benzer davalar için emsal teşkil ettiğini vurgulayan Yıldırım; “Bu bölge tarihi eserlerin, manastır kalıntılarının olduğu kadim bir alan. Ayrıca yörede yaşayanlar için çok önemli bir geçim kaynağı olan aracılık da yapılıyor. Yer altı yer üstü suları açısından da madenciliğin önemli bir olumsuz etkisi olacaktı. Kiğı bölgesi Türkiye’nin kültürel mirası açısından da önemli bir bölge” dedi.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/11/mahkeme-bingoldeki-maden-projesi-icin-ced-gerekli-degildir-kararini-iptal-etti/">Mahkeme Maden Projesi İçin “ÇED Gerekli Değildir“ Kararını İptal Etti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
