<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cavidan Soykan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/cavidan-soykan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cavidan-soykan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 May 2021 18:21:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Cavidan Soykan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cavidan-soykan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kadın Hukukçular Cavidan Soykan’ın Beyanına Ses Veriyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/10/kadin-hukukcular-cavidan-soykanin-beyanina-ses-veriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 May 2021 18:03:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Cavidan Soykan]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Hukukçular]]></category>
		<category><![CDATA[Kadının Beyanı Esastır]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Altıparmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=69892</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan hakları alanında çalışan 111 kadın hukukçu ortak bir açıklama yaparak, akademisyen Dr. Cavidan Soykan'ın hukukcu Kerem Altıparmak hakkındaki mobbing ve psikolojik taciz suçlamasının etkili şekilde soruşturulmasını talep ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/10/kadin-hukukcular-cavidan-soykanin-beyanina-ses-veriyor/">Kadın Hukukçular Cavidan Soykan’ın Beyanına Ses Veriyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın hukukçular, kaleme aldıkları metinde, hukukta “kadının beyanının esas” olduğu ilkesi ile İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan mağduru koruma yükümlüğüne vurgu yaparak, “Kerem Altıparmak’ın üyesi veya yöneticisi olduğu kurumların, vakit kaybetmeden bağımsız, tarafsız ve etkili bir soruşturma süreci başlatmasını; beyanda bulunan Cavidan Soykan’ı koruyacak gerekli önlemlerin re’sen almasını ve etkili soruşturma başlatılmasını beklediğimiz kurumlardan acilen, konuya ilişkin yönerge/rehber hazırlanmasını talep ediyoruz” çağrısında bulunuyor.</p>
<p>“Şiddet, hangi erkek tarafından uygulanırsa uygulansın, karşısındayız” denilen açıklamada; ‘Kadının beyanı esastır’ ilkesinin yerini ‘kadının beyanı sorgulansın’ pratiğinin alışını hayretle gözlemliyoruz. Eleştirdiğimiz, ‘erkek adalet’ odaklı yargı mekanizması, insan haklarını savunan kişilerce işletiliyor… Şiddet, hangi erkek tarafından uygulanırsa uygulansın, karşısındayız.” ifadelerine yer veriliyor.</p>
<p>Açıklamanın devamında, “İnsan hakları alanındaki çalışan avukat, akademisyen, insan hakları örgütlerinde çalışan ve kadının insan haklarına dair teoride öğrendikleriyle tutarlı davranabilmeyi yaşam biçimi kabul etmiş kadınlar olarak, erkek akademisyen ya da hukukçuların da psikolojik şiddettin uygulayıcısı olabildiklerinin, uzmanlaştıkları hakları çekinmeden ihlal ettiklerinin bilinmesini isteriz.” deniyor.</p>
<p>İnsan hakları hukukçusu kadınların açıklamasının sonunda, “herkese ‘kadının beyanı esastır’ ilkesi ile birlikte İstanbul Sözleşmesi’nden ileri gelen koruma yükümlüğü” hatırlatılıyor.</p>
<h5><strong>Kerem Altıparmak&#8217;ın Açıklaması</strong></h5>
<p>İddiaların muhatabı olan Doç. Dr. Kerem Altıparmak, <a href="https://twitter.com/KeremALTIPARMAK/status/1388475032024854530?s=20" target="_blank" rel="noopener">Twitter&#8217;dan </a>yaptığı açıklamada suçlamaları kabul etmezken, &#8220;İnsan Hakları Derneği ve Mülkiyeliler Birliği Derneği&#8217;nin üyesi, Türkiye insan Hakları Vakfı&#8217;nda da Kurucular Kurulu üyesiyim. Kendisini hangisi olursa, üyesi bulunduğum Türkiye&#8217;nin bu en saygın kurumlarına beni şikâyet etmeye davet ediyorum. Şikâyetini yaptığı takdirde söz ve savunma hakkımı sonuna kadar kullanacağımdan kimsenin şüphesi olmasın. Böylece bu süreçte ismini itibarsızlaştırdığı tüm meslektaşlarımız bu olaylara şahit olan herkes ve ilgili dik diğer kişiler de dinlenecektir. Kurumlardaki bu süreci her nasıl yürütmek isterse buna saygı göstereceğim. Gerekirse bu kurumlardaki görevlerimin bu süreçte askıya alınmasını da talep ediyorum.&#8221; çağrısında bulunmuştu.</p>
<p>Kadın hukukçuların bildirisinin tamamını okumak için <a href="https://twitter.com/BenanMolu/status/1391700431718453250?s=20" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/10/kadin-hukukcular-cavidan-soykanin-beyanina-ses-veriyor/">Kadın Hukukçular Cavidan Soykan’ın Beyanına Ses Veriyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Salgın Eşitsizlikleri Büyütüyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/29/salgin-esitsizlikleri-buyutuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2020 08:20:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Cavidan Soykan]]></category>
		<category><![CDATA[Ertan Karabıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Balta]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal eşitsizlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53173</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hüsnü Özyeğin Üniversitesi’nden Evren Balta, virüsün yol açtığı ölümlerde toplumsal eşitsizlik ve kırılganlıkların ön planda olduğunu vurgularken, İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Lütfi Sunar, yaşanan sürecin toplumun yoksul ve güvencesiz kesimleri için özel bir dikkatle değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Akademisyen Cavidan Soykan, korunmadan, izolasyon süreçlerine kadar ‘sınıfsal’ ayrımların salgınla birlikte görünür olduğunu belirtirken, Kalkınma Atölyesi’nden Ertan Karabıyık da salgının eşitsizlikleri ‘turnosol kağıdı’ gibi görünür kıldığını vurguluyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/29/salgin-esitsizlikleri-buyutuyor/">Salgın Eşitsizlikleri Büyütüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Lütfi Sunar, Toplumsal Yapı Araştırmaları Programı’nının </span><a href="https://tyap.net/korona-analizleri"><span style="font-weight: 400;">‘hayat için sosyoloji’</span></a><span style="font-weight: 400;"> başlığıyla yayınladığı korona analizlerinde,  salgınla mücadelede ilk eşik olan </span><a href="https://tyap.net/sgmi"><span style="font-weight: 400;">‘eşitsizlikler’</span></a><span style="font-weight: 400;"> konusunu gündeme getiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-53175 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/lutfi-sunar.jpg" alt="Lütfi Sunar" width="289" height="289" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/lutfi-sunar.jpg 429w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/lutfi-sunar-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 289px) 100vw, 289px" />İnsanların biyolojik olarak hastalıklara eşit açıklıkta veya dayanıklı olmadıkları gibi sosyoekonomik nedenlerle de sağlığını koruma, evde kalma, izolasyon, tedavi ve rehabilitasyon anlamında eşit fırsatlara sahip olmadıklarını belirten Sunar, “Bugün ilk aşamada uygulanan evde kalma gibi tedbirler özellikle sabit gelirli ve iş garantisi olan orta sınıflar için anlamlı görünse de salgının çok sayıda esnafın zora girmesine, işçilerin işini kaybetmesine ve düzensiz işlerde çalışanların gelirlerinden bütünüyle mahrum kalmalarına yol açacağı görülüyor. Sosyoekonomik eşitsizlikler farklı kesimler için sağlığa erişimi ve hastalığa yakalanma ihtimalini çok ciddi bir biçimde etkilediği gibi salgın sürecinde bu döngü katlanarak artacak.” diye belirtiyor. Sunar’a göre, sorunun aşılabilmesi için öncelikle eşitsizliklerin oluşumunun ve kaynağının farkında olmak ve  eşitsizliklerin salgından daha kapsamlı sorunlar oluşturduğunu görmek gerekiyor.</span></p>
<p><b>“Yayılma Dinamikleri Eşitsizlikler Üzerinden İlerliyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-53177 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/evren-balta.jpg" alt="Evren Balta" width="340" height="340" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/evren-balta.jpg 340w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/evren-balta-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 340px) 100vw, 340px" />Virüsün yayılma dinamiklerine bakıldığında yoğun yerleşimin olduğu büyük kentlerde salgının daha fazla olduğunun görüldüğünü belirten Evren Balta, “Büyük kentlerin her tarafı eşit değil. İnsanların çalışmak için evden çıkmak zorunda olduğu yerler, işçilerin yoğun olarak yaşadığı, daha yoksul nüfusun yoğun olduğu bölgelerde salgının arttığını görüyoruz.” diyor. Bu kesimlerin yaşama ve beslenme açısından bağışıklık sistemlerinin daha düşük olduğunu da vurgulayan Balta, “Virüsün en büyük etki dinamiği sınıfsal eşitsizliklerle şekilleniyor. Kimi yerlerde kent yoksulluğunun ırkla ya da göçmenlikle üst üste geldiğini söylemek de mümkün. Örneğin Amerika’da virüsten  ölenler arasında siyahların sayısının daha fazla olmasının temel nedeni yoksulluğun ırkla birleşmiş olması, siyahların daha yoksul olması.” Dedi. Balta, virüsün potansiyel olarak herkesi etkilediğini ancak ölüm olanlarının ve salgının artış hızının yüksek olduğu yerlere bakıldığında toplumsal eşitsizliklerinin ve kırılganlıklarının ön plana çok çıktığını vurguluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Sağlık Önlemleri Herkesi Değil Sağlıklı Olanı Kapsıyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-53178 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/cavidansoykan.jpg" alt="Cavidan Soykan" width="275" height="273" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/cavidansoykan.jpg 476w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/cavidansoykan-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 275px) 100vw, 275px" />Virüsten korunmak için gerekli malzemelere erişimin bile eşit olmadığını belirten Cavidan Soykan, ‘evde kalabilmenin’ de herkes için eşit olmadığına vurgu yaparak, “Sokağa çıkmadan da bir gelir elde edenler, evden işlerini yürütebilen orta üst sınıf, evden çalışmalarına izin verilen beyaz yakalılar gibi&#8230; Evlerinden çıkmadan çeşitli yollarla sanal alışverişe gücü yetenler, diğer bir deyişle interneti ve bu imkanı kullanmaya izin veren bir teknolojik aygıtı olanlar. Boşuna internet bir insan hakkı olarak tanınmalı tartışmaları yapılmadı yıllardır. Tam da bugünler içinmiş. Eğitim hakkına erişim için bile en basitinden bir televizyona ihtiyaç var devlet okullarında okuyan çocuklar için. Herkesin evinde bu imkanların olduğunu varsayan bir sistem ile karşı karşıyayız. Ama aslında gündelik hayatın sürdürülebilmesi için çalışmak zorunda olanların evde kalması mümkün değil. Bu konuda da ilk başı sağlık çalışanları çekiyor ve ne yazık ki onlardan da kayıplar verdik. Sonrasında ilk aklıma gelenler, isyan eden kargocular, market çalışanları, temizlik işçileri, belediye çalışanları, özellikle de şoförler, üretime hiç ara vermeden devam eden fabrikalarda hasta da olsa çalışmak zorunda olanlar ve en kötüsü de hizmet sektöründe çalışıp, işten atılan veya ücretsiz izne yollanan on binler belki de yüz binler var karşımızda&#8230;” diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgından korunmada bağışıklık sisteminin güçlü olması gerekliliği ve bunun için de yeterli, dengeli beslenme ve iyi uykunun önerildiğini hatırlatan Soykan, “Türkiye koşullarında asgari ücretli birinin ve geçimini sağladığı ailesinin yeterli ve dengeli besleniyor olması imkansız. Her şeyden önce ilaçsız, hormonsuz ve sağlıklı gıdaya ulaşmak gerçekten ciddi bir çaba gerektiriyor. Ben kronik hastalığımı yenmek için bir süredir üreticiden aracısız sağlıklı sebze ve meyve almaya çalışıyorum ama bu cidden orta halli bir aile için çok sürdürülebilir bir durum değil. Yaptığım işlerden kazandığım tüm parayı gıdaya harcıyorum desem yanlış olmaz. Bu sorunun sosyo-ekonomik boyutu. Bir de tabii, sağlıklı olanlar için alınan önlemlere dahil edilmeyen ve yapılan uyarılarla yerilen, aşağılanan yaşlılar, engelliler ve kronik sağlık sorunu olanlar var. Bütün kamu spotları sağlıklı insana göre düzenlenmiş. Biz kronik hastalığı olanlar ne yapalım peki? Ya da ilk günlerde çeşitli zorbalıklara maruz bırakılan yaşlılar ne yapsın? Zaten virüsü kaparsak ölecekmişiz gibi kurulan bu ayrımcı dil ve söyleme kulaklarımızı mı tıkayalım? Pandemi açık açık şu anda uygulanan sağlık önlemlerinin aslında herkesi değil, &#8216;sağlıklı&#8217; olanı kapsadığını gösterdi.” Diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Soykan virüsten korunmak için izolasyon, tedaviye erişim ve rehabilitasyon alanında da eşitsizlikler yaşandığını kaydederek, “Tedaviye erişimde testlerin paralı yapılıyor oluşu zaten ilk başta çok açık bir ayrımcılık yarattı sınıfsal anlamda. En ufak bir şüphe duyan, gidip parasını ödeyip testini yaptırabildi. Her gün sokakta olup, çalışmak zorunda olanların ilk önce test edilmesi ve pozitif vakaların ücretli izne çıkarılması gerekirdi. Şimdi farklı farklı işyerlerinden, fabrikalardan, idari gözetimde tutulan mültecilerden, hapishane personelinden pozitif vakaların olduğunu duyuyoruz. Bunların iyi bir planlama ile çok rahat önüne geçilebilirdi.&#8221;</span><span style="font-weight: 400;"> dedi.</span></p>
<p><b>“Aynı Gemideyiz Diskuru Geçerli Değil”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-53179 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ertankarabiyik.jpg" alt="Ertan Karabıyık" width="265" height="265" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ertankarabiyik.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ertankarabiyik-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 265px) 100vw, 265px" />Sadece Koronavirüs salgınının değil diğer afetlerin de herkesi eşit etkilemediğini vurgulayan Ertan Karabıyık, bunun Adana’dan geçtiğimiz aylarda yaşanan sel felaketinde de yaşandığını hatırlatıyor.  Selde açık arazilerde çadırda yaşayanların daha çok etkilendiğini belirten Karabıyık, “Pandemiyle ilgili ilk başta iki ana ayrım var. Evde kalanlarla, kalamayanlar. Evde kalanların arasında işini kaybetmeyenler, parası olanlar, tasarrufu olanlar çok fazla etkilenmediler. Ama evde kalınca işinden olanlar, gelirlerini kaybedenler gerçekten çok etkilendi. Evde kalamayanlara baktığımızda onların işlerinin daha zor olduğunu görüyoruz. O yüzden ‘aynı gemideyiz’ hikayesi ‘hepimizi eşitledi’ söylemi diskuru maalesef geçerli değil.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgının toplumun alt kesimlerindekileri, yoksulları daha da yoksullaştırdığını vurgulayan Karabıyık, “İşyerlerini kapatmak zorunda kalan küçük esnaf çok fazla etkilendi. Hükümetin aldığı tedbirler borçları ötelemekten fazlasına geçmedi. Toplumun en kırılgan kesimlerine yapılan o bin liralık yardım da yeterli değil. Diğer bir konu  bu insanların yeteri kadar beslenmediği için dirençli olamamaları… Bu salgının bulaşması durumunda sağlık riskinin artmasına sebep oluyor. Roman toplumlarında, mevsimlik gezici tarım işçilerinde bunların belirtilerini çok kolay görebiliriz” dedi.</span></p>
<p><b>Salgın Eşitsizlere Bakışı Değiştirir mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan, Koronavirüs salgını gıda güvenliğini ve gıdaya erişiminin önemini ortaya koyunca; tarım sektöründe çok ağır şartlar altında çalışan mevsimlik, göçmen işçilerini de daha görünür kıldı. Geçtiğimiz hafta Romanyalı tarım işçilerinin İngiltere’de ‘kahraman’ gibi karşılanmasını da sorduğumuz Cavidan Soykan, salgın öncesinde istenmeyen Doğu Avrupalı göçmen işçilerin emeğine muhtaç kalınmasını trajikomik olarak yorumlayarak, “Aynı durum Almanya ve Belçika için de geçerli. Biz göç çalışanlar bu işlere 3D (Dirty, dangerous, difficult) işler; Türkçesi ile kirli, tehlikeli ve zor/küçük düşürücü işler deriz. Bunların hep göçmenler tarafından yapıldığı için de ortada vatandaş olanlar açısından yabancılar tarafından çalınan işler olmadığını savunuruz. Pandeminin tek iyi tarafı belki de bunu ayan beyan göstermesi oldu.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuda İngiltere&#8217;de ayrımcılığa dikkat çeken videoların yapıldığını belirten Soykan, “Göçmenlerin bu pandemi zamanlarında en ön saflarda yer aldığı; sağlıkta, hizmet sektöründe, tarımda emeklerinin ne kadar kıymetli olduğu anlatılıyor. Bu ve benzeri söylem ve eylemler yabancı ve göçmen düşmanlığını, ırkçılığı engellemede bir nebze etkili olacaktır ama uzun vadede değişim için tepedeki politik söylemin, politika ve politikacıların değişmesi gerek bence. Bu aşırı sağ siyaset/söylem seçmenler tarafından oy almaya devam ettiği sürece, bu sorunun çözümü bence çok zor. Çünkü sağ siyaset her zaman milliyetçilik üzerine oynamaya devam edecektir.” Dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ertan Karabıyık da mevsimlik tarım işçilerinin, göçmen işçilerin ne kadar önemli bir rol oynadığının salgınla birlikte görünür olduğunu belirterek, pandemi sonrasında bu konuda iki gelişme yaşanacağını dile getiriyor. Karabıyık şunları söylüyor: “Bunlardan ilki; tarım alanında insanların yerine kullanılacak teknolojiler için çalışmalar yürütülmesi. Tarım işçilerinin yaşam standartları tartışma konusu olacak. Daha iyi standartlar sağlanması gündeme gelmek zorunda diye düşünüyoruz”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandeminin eşitsizliklerin hangi toplumsal kesimlerde olduğunu gösteren bir turnusol kağıdı işlevi gördüğünü kaydeden Karabıyık, başka fark edilen bir konunun da, dezavantajlı kesimlerin hakları ve çalışma koşulları hakkında istendiğinde ne kadar hızlı hareket edilebileceğinin görülmüş olması olduğunu kaydediyor. Karabıyık salgın sonrasında işçilerin yasal güvenceleriyle ilgili tartışmaların artacağını da vurguluyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/29/salgin-esitsizlikleri-buyutuyor/">Salgın Eşitsizlikleri Büyütüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Doktorları Tam Olarak Ne Yaşadığıma İnandıramadım&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/15/doktorlari-tam-olarak-ne-yasadigima-inandiramadim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2020 12:36:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Cavidan Soykan]]></category>
		<category><![CDATA[stiffperson sendromu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=48674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Stiffperson Hastalığı dünyada milyonda bir görülen nadir hastalıklardan biri.  15 Mart Dünya Stiffperson Sendromu Günü'nde  çalışmalarını, hastalığını ve ihraç edildikten sonraki seyrini konuştuğumuz akademisyen Cavidan Soykan, hastalığa yakalandıktan sonra sürekli hastalığını anlatmak ve ispat etmek durumunda kaldığını belirterek, "Geçici olması için mücadele verdiğim, kendimi doktorlara bile anlatmakta zorladığım nadir bir hastalık ile uğraşırken, keşke bir de yardıma ihtiyacım olduğunu insan hakları örgütlerine ve en yakın çalışma arkadaşlarıma ispat etmek zorunda kalmasaydım." diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/15/doktorlari-tam-olarak-ne-yasadigima-inandiramadim/">&#8220;Doktorları Tam Olarak Ne Yaşadığıma İnandıramadım&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p>Merhaba, adım Cavidan Soykan. 2017 yılının 7 Şubatı’na kadar, bugün artık Rektörlük tarafından kapatılmış olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Bilim Dalı’nın üç üyesinden biriydim. Lisans ve yüksek lisans eğitimimi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamladım. Uzmanlığımı siyaset bilimi alanında aldım ama Hukuk Fakültesi’nden dışardan dersler alarak insan hakları alanında bir yüksek lisans tezi yazdım. Sonrasında doktorada zorunlu göç ve mültecilik çalışmak istediğim için, disiplin olarak sosyolojiye kaymaya karar verdim. İngiltere’de YÖK burslusu olarak Essex Üniversitesi Sosyoloji bölümünde Türkiye’nin sığınma sistemi üzerine hukuk sosyolojisi perspektifinden bir doktora tezi yazdım. Doktora tezim insan haklarının evrenselliği tartışmasına eleştirel bir yaklaşımla, Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze ülkenin göç ve iltica politikalarındaki değişimi, AB üyeliği için yapılan değişiklikleri de kapsayacak bir şekilde yasal düzenlemeler üzerinden inceliyordu. Bunu yaparken de, Türkiye’nin 1951 Mülteci Sözleşmesi’ndeki coğrafi sınırlamasına atfen, sadece geçici koruma alabilecek olan sığınma başvurusu yapmış, yapmayı düşünen veya yaptıktan sonra ülkeyi terk etmeyi deneyen  farklı ülkelerden (Irak, İran, Afganistan, Somali, Sudan gibi) kişilerle hukuk sisteminin işleyişi üzerine görüşmeler yaptım. Görüşmecilerimi seçerken dini inanç, cinsiyet ve cinsel yönelim, sınıf, yaş, etnik gruba mensubiyet, engellilik ve şehir/mekan gibi kriterlere göre bir örneklem belirleyip, beş farklı şehirde bu kriterlere dayalı olarak hukukun bu kişilere uygulanmasındaki farkları/ayrımcılıkları ortaya çıkarmak için saha çalışmaları yaptım. Bu çalışmayı yürütürken henüz Suriyeli mülteciler ülkemize sığınmaya başlamamıştı. Fakat tezimi bitirdikten sonra da, bu konuda insan ve mülteci hakları odaklı olarak çalışmaya, devam ettim. Suriyeli mülteciler ve AB ile 2016 yılında yapılan Mutabakat üzerine de yayınlar yaptım.</p>
<p><strong>Siz bu arada sivil toplumda da çalışmalarda bulundunuz, değil mi?</strong></p>
<p>Evet, doktoram sırasında saha çalışmalarımın bir kısmını, Batı Avrupa’ya bir geçiş/çıkış noktası olması itibariyle İzmir’de yürütmüştüm. 2009 yılının yazında Mülteci-Der’de gönüllü olarak çalışmıştım. O seneden beri de derneğin aktif bir üyesiyim. İki dönem başkan  yardımcısı olarak yönetim kurulunda görev aldım. Derneğin bazı projelerinde saha çalışmalarına katıldım ve rapor yazımına destek oldum. Hala da derneğin yürüttüğü projelerde gönüllü olarak internetten eğitim veriyorum. Üniversiteden sonraki çalışma hayatım da sivil toplum projelerinde kimi zaman eğitmen olarak, kimi zaman da rapor yazımı ve veri analizi işleri ile geçiyor.</p>
<p><strong>Çalışma alanınız &#8220;göç&#8221;. Şu an ülke gündeminde en çok konuşulan konulardan biri. Kapıların açılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz ? Ülke boyutunda sizce ileriki dönemlerde ne gibi sonuçları olacak ? </strong></p>
<p>Hasta ve işsiz olduğum için sosyal medyayı, yazılı basını ve televizyonda çıkan haberleri takip etme imkanım bir süredir daha fazla. 2015’te olduğu gibi, bu sefer de en çok dikkatimi çeken nokta, durumun bir insani kriz olarak nitelendirilmesi. Daha önce 2015 yazı için de ‘göçmen/mülteci krizi’ ifadesi kullanılmıştı. Halbuki ortada en az üç, belki de daha fazla aktörlü bir siyasi oyun oynanıyor ve ne yazık ki, bu oyunun konusu insan hayatı. Türkiye Suriye sınırına bir duvar örüp, açık kapı politikasına son verdiği 2015 yılından beri, ülkede geçici koruma altında yaşayan tüm mülteciler, diğer bir deyişle hem Suriyeliler hem de Suriyeli olmayanlar oldukça zor bir hayat yaşıyor. Çünkü iktidarın söylemi, Suriyelilerin kalıcı olacağının anlaşılmaya başlanması  ve bunun Türkiyeliler&#8217;de yarattığı rahatsızlık ile birlikte, özellikle de darbe girişimi sonrası çok değişti. AB ile 2016 yılında yapılan mutabakat sonrası -ki bu aslında uluslararası hukuka göre bir anlaşma değil- ‘Suriyeli kardeşlerimiz’ bir süre Suriyeli mülteciler olarak anılmaya başlanmıştı. Yıllarca yapılmayan çalışma hakkı ile ilgili yasal düzenlemeler bu pazarlık sonucu yapıldı ama ne zaman ki darbe girişimi oldu, her şey değişmeye başladı.</p>
<p>OHAL ilanı ile çıkan KHK’lar ile Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklikler mültecilerin hayatını ciddi anlamda etkiledi. Özellikle sınırdışı ilgili maddelerde yapılan değişiklikler, Suriye’ye ‘gönüllü geri dönüş’ üzerine izlenen politika ile birleştiğinde, Suriyeli mültecilerde ciddi anlamda bir tedirginlik yarattı. Bu arada Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin uluslararası koruma başvuru sürecinden tamamen çekilmesi ve yıllık sınırdışı kararlarının sayısının artması ve bundan da özellikle Afgan başvurucuların etkilenmesi, Türkiye’de geçici korumaya tabi, &#8211; bunu Türkiye’nin Avrupalı olmayan hiç kimseye mülteci statüsü vermemesi anlamında söylüyorum &#8211;  tüm gruplarda geleceklerine dair bir korku yarattı. Geçtiğimiz yıl sonunda yapılan yasal değişiklikler ile de, bu sefer Suriyeli olmayan mültecilerin sağlık hizmetlerinden yararlanma süresi kayıttan itibaren bir yıl ile sınırlandırıldı. Bu durumda uzun yıllar önce başvuru yapıp, sonuç bekleyen ve alamayan çoğu Afgan mültecinin sağlık hakkına erişimi de kalmadı.</p>
<p>Aynı 2015’te olduğu gibi ülkede kendileri ve çocukları için bir gelecek göremeyen veya yıllarca uğraşsa da, kuramayan binlerce mülteci kapıların açılmasını yeni bir fırsat olarak gördü. Ama bilmedikleri bu sefer Avrupa’nın onlara kucak açacak durumda olmamasıydı. 2015 yazı sonrası mülteci kabul eden ülkelerde aşırı sağ partiler oy arttırdı. Bu da beraberinde bu toplumların seçmenlerinde bir endişe yarattı. Bir yandan da göçmen karşıtlığı ve ırkçılık arttı. Hanau’da yaşanan ırkçı saldırı ne yazık ki bu endişeyi haklı çıkardı. Sınır koruma ve kapatmaya dayalı politikalar, 2016 sonrası tekrar belirleyici hale geldi. Örneğin, o dönem en çok mülteci kabul eden Almanya’da iltica yasasında ciddi değişiklikler yapıldı.</p>
<p>Türkiye tarafının İdlib’ten gelecek olası bir mülteci hareketine karşı sınırı açtığını duyurması ile, öncelikle yaklaşık on bin kişi sınırda ara bölgede toplandı.  Şu anda sayının kaç olduğunu tahmin edemiyoruz. Denizden de adalara geçenler oldu ama onları da Avrupa’nın başka ülkelerinden gelenler ile birlikte Yunanistan’da yaşayan ırkçılar bekliyordu. Bu kişiler adalardaki kamplarda tutulan mültecilere sağlık hizmeti ve malzemesi götürülmesi ile gıda yardımlarının iletilmesine engel oldu. Kara sınırında yaşanan kötü muamele ve ölümle sonuçlanan insan hakları ihlallerinin ve tüm bu hukuk-dışılığın AB Konsey ve Komisyon başkanlarınca, AB hukukuna da aykırı bir şekilde desteklendiğini izledik. Yunanistan uluslararası hukuka aykırı olarak iltica başvurularını bir ay askıya aldı ve mültecilere düşman muamelesi yapmaya başladı. Ben tüm bu olanların en çok, boşa umutlandırılan mültecileri etkileyeceğini düşünüyorum. 2015 yılındaki gibi geçişlere izin verileceğini sanmıyorum. Boşuna bekleyen mülteciler ayrıldıkları  şehirlerine geri dönmek zorunda kalacak ama onları bekleyen bir iş ve evleri olmayacak. Ülkeden ayrılacakları konusunda umutlandırılan Türkiyelilerden de, ırkçı tepki ve saldırlar görme ihtimalleri yükselecek.</p>
<blockquote><p>İzmir ve mülteciler üzerine bir tez yazmama rağmen, KHKlılık yalnızlığı da beraberinde getirdi. Teşhis konulamayan hastalığım atılma süreci ile daha da ilerledi ve yardımsız yürüyemez hale geldim. Eve kapalı bir hayat yaşayan tüm hasta ve sakatlar gibi sosyal hayatım sıfırlandı. Bu süreçte iş bulabilmemiz neredeyse imkansızdı ama doktor için de paraya ihtiyacım vardı. Alandaki tüm uzmanlığıma rağmen, gerçekten üç kuruşa, olmayacak işler yaptım. Pişman değilim, sadece umuyorum ki, akademik rapor niteliğindeki bu çalışmalardan yararlananlar oluyordur.</p></blockquote>
<p><strong>Gelelim akademiden uzaklaşma sürecinize. KHKlı olma durumu yaşantınızda nelere sebep oldu ? </strong></p>
<p>Öncelikle bu süreçten yalnız yaşayan hasta bir kadın olarak etkilendiğimi belirtmem  gerek. Orta alt sınıf bir aileden geliyorum. Lisanstan itibaren kendi ayaklarım üzerinde durabilmek için büyük bir çaba sarf ettim. Araştırma görevlisi olana kadar çeşitli işler yaptım. 2005 yılında Ankara Üniversitesi SBF’de insan hakları bilim dalında işe başladım. Doktoramın ikinci yılında YÖK bursu ile İngiltere’ye gidip, sıfırdan başka bir alanda yeni bir doktora eğitimi aldım. İnsan hakları ve mülteci hukuku alanında dünyada tanınan hocalarla çalışma imkanım oldu. Ama doktora çalışmalarım sırasında önce annemi, arkasından da tek kardeşimi, ağabeyimi aniden kaybettim. 2013 yılında ülkeye dönünce, tüm bu travmalara bağlı olarak otoimmün bir hastalıkla mücadele etmeye başladım. Tam onu yendiğimi düşündüğüm sırada bir başkası başladı ve onu da barış bildirisi imzası sonrası yaşanan baskı, mobbing ve işten atılma süreci izledi.</p>
<p>2017 Şubat ayında atıldıktan sonra ekonomik olarak Ankara’da yaşamam mümkün olamayacağı için, Nisan ayında İzmir’e babamın yanına taşındım. Tek başıma kurduğum evim, sosyal hayatım ve tüm dostlarım Ankara’da kaldı. İzmirli olmama, İzmir ve mülteciler üzerine bir tez yazmama rağmen, KHKlılık yalnızlığı da beraberinde getirdi. Teşhis konulamayan hastalığım atılma süreci ile daha da ilerledi ve yardımsız yürüyemez hale geldim. Eve kapalı bir hayat yaşayan tüm hasta ve sakatlar gibi sosyal hayatım sıfırlandı. Bu süreçte iş bulabilmemiz neredeyse imkansızdı ama doktor için de paraya ihtiyacım vardı. Alandaki tüm uzmanlığıma rağmen, gerçekten üç kuruşa, olmayacak işler yaptım. Pişman değilim, sadece umuyorum ki, akademik rapor niteliğindeki bu çalışmalardan yararlananlar oluyordur.</p>
<p>Akrabalarımızın çoğu KHKlı bir hasta olmam ve  açılan dava nedeniyle bizi yalnız bıraktı. Babam ve ben son üç yılın büyük çoğunluğunu doktor doktor dolaşarak hastalığıma teşhis bulmak ile geçirdik. En kötüsü de kimsenin bana inanmamasıydı. Güya KHKlı olduğum için psikolojik sorunlarım nedeniyle yürüyemiyordum.</p>
<p><strong> </strong><strong>Hastalığınızı bu süreç nasıl etkiledi ?  Tedavilere erişim sıkıntısı yaşadınız mı ? </strong></p>
<p>Kimsenin, özellikle de tavsiye üzerine gittiğimiz erkek profesörlerin bize inanmaması, hasta olarak hikayemi dinlememesi teşhis konulmasını çok geciktirdi. 2015 yılında ilk belirtileri başlayan bir hastalıktan söz ediyordum ama doktorlar bana, atılmışsınız işte, ondandır deyip geçiyorlardı. İki bağışıklık sistemi hastalığı yaşamış biri olarak, bilinçli bir hasta olmam ve bana ne olduğunu bulmak için uğraşmam sonuç verdi. Ama tek başıma bu uğraşı vermek, beni ve seksen yaşındaki babamı gerçekten çok yordu ve üzdü. Ümitlerimizin tükendiği anlar çok oldu.</p>
<blockquote><p>En acı tarafı, insan hakları alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin hareketim kısıtlı olduğu için beni bir yere davet etmemesiydi. Üç yıldır evdeyim ama Almanya’ya barış akademisyenlerinin girişimcisi olduğu Off-university aracılığı ile internetten ders anlatabiliyorum. Bizde ise bu gibi yöntemler bu alanda uzmanlaşmış STKlar dışında kimsenin aklına gelmiyor. Etkinlikler için sakat katılımcılara uygun mekanlar seçilmiyor ya da sakat bir konuşmacının mekana erişimini sağlamayı kimse düşünmüyor.</p></blockquote>
<p><strong>Hastalığınız tam olarak nedir ? </strong></p>
<p>Hastalığımın adı <em>stiffperson</em> sendromu. O kadar nadir ki, görülme sıklığı sadece milyonda bir. Adı stiffman iken kadınlarda daha çok görüldüğü anlaşılınca adı stiffperson’a çevrilmiş. Tıp da cinsiyetçilikten azade değil gördüğünüz gibi. Nöromasküler otoimmün bir hastalık. Hem kas hem de sinirleri etkiliyor. Bazı hastalarda boyun ve bel bölgesinde sertlik ve hissizlik ile başlarken, ben de sol ayağımda hissizlik ile başladı ve zamanla sol bacağımı, derken iki bacağımı da etkiledi. Hastalık teşhisinde gecikme olunca, karın ve iç organlarıma kadar sertlik yaşamaya başladım. Nefes alma ve konuşmada güçlük yaşar oldum. Sertlik nedeniyle yemek yiyemediğim için yaklaşık on iki kilo kaybettim. Yanlış teşhis sonucu verilen ağrı kesiciler kimi belirtileri baskıladığı için de, doktorları tam olarak ne yaşadığıma inandıramadım. En son geçen yaz, içtiğim tüm ilaçları bıraktım ve tamamen yatağa bağımlı hale geldim. Öyle olunca konunun uzmanı olan bir nöroloji profesörü sonunda teşhis koyabildi. Özetle, vücudum kanserli olduğunu düşünüyor ve bir tür kanser antikoru üreterek kendi sinir sistemine saldırıyor. Mobilitem ciddi anlamda kısıtlı. Son iki yıldır hayatımın büyük bir kısmı yatakta geçti. Tedavi başlayana kadar yardımsız yataktan kalkamıyordum. Banyo ve diğer ihtiyaçlarımı tek başıma göremiyordum. Bir hastabakıcım var. O olmasa ne yapardık bilmiyorum.</p>
<p><strong>Nadir hastalıklar genelde bilinmez ve anlaşılmaz ? Sizin anlaşılmadığınızı hissettiğiniz zamanlar oldu mu biraz bunun üzerine konuşmak isterim.</strong></p>
<p>Evet ne yazık ki çok oldu. Benim ne kadar acı çekerek ve sadece doktor için dışarı çıktığımı kendi gözleriyle gören arkadaşlarım bile, hadi gel dışarda bir bira içelim dedi. Dışarı çıkamamamı depresyona bağladılar. Çünkü görünürde ağrı kesici ile ayakta durabiliyor ve dışardan bakıldığında normal görünüyordum. İnsanlardan bir yere gidebilmek için yardım istediğimde, inandırıcı gelmediği için karşılık bulamadığım da oldu. En acı tarafı, insan hakları alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin hareketim kısıtlı olduğu için beni bir yere davet etmemesiydi. Üç yıldır evdeyim ama Almanya’ya barış akademisyenlerinin girişimcisi olduğu Off-university aracılığı ile internetten ders anlatabiliyorum. Bizde ise bu gibi yöntemler bu alanda uzmanlaşmış STKlar dışında kimsenin aklına gelmiyor. Etkinlikler için sakat katılımcılara uygun mekanlar seçilmiyor ya da sakat bir konuşmacının mekana erişimini sağlamayı kimse düşünmüyor. Bunun bir eksiklik olduğunu ifade ettiğiniz için ise siz suçlanıyorsunuz. Bir trafik kazası geçirmiş ya da bir ameliyat olmuş olsaydım, eminim insanların algısı farklı olurdu. En son imgelemlerinde sapasağlam ayakta gördükleri birinin artık yürüyemediğini ifade etmesi, nedense insan hakları savunucularına bile inandırıcı gelmiyor. Benim gibi durumlara İngilizcede ‘invisible disabilities’, dışardan bakıldığında görünmeyen sakatlıklar deniliyor. Türkiye ne yazık ki sakatlık konusunda çok geri. Toplantı ve etkinliklere katılımda cinsiyet eşitliği mücadelesi verirken, bir de kendimi sakatlığımı ispat yükü altında buldum. Geçici olması için mücadele verdiğim, kendimi doktorlara bile anlatmakta zorladığım nadir bir hastalık ile uğraşırken, keşke bir de yardıma ihtiyacım olduğunu insan hakları örgütlerine ve en yakın çalışma arkadaşlarıma ispat etmek zorunda kalmasaydım.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/15/doktorlari-tam-olarak-ne-yasadigima-inandiramadim/">&#8220;Doktorları Tam Olarak Ne Yaşadığıma İnandıramadım&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
