<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çatışma ve Barış Süreçleri arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/catisma-ve-baris-surecleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/catisma-ve-baris-surecleri/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 30 Jan 2021 19:38:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Çatışma ve Barış Süreçleri arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/catisma-ve-baris-surecleri/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>DİTAM Başkanı Kaya: Güney Afrika’daki çözümde ekonomi sanıldığından çok daha etkili</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/25/ditam-baskani-mehmet-kaya-guney-afrikadaki-cozumde-ekonomi-sanildigindan-cok-daha-etkili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Nov 2017 20:11:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Berghoff Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma ve Barış Süreçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Kamusal Politikalar ve Demokrasi Çalışmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Mandela]]></category>
		<category><![CDATA[Nelson Mandela]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20353</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Mandela&#8217;nın serbest bırakılmasında iş insanlarının çok etkili olduğunu düşünüyorum. Mandela&#8217;nın iş insanlarını rahatlatması, onlara şifahi de olsa güvenceler vermiş olmasının da çok olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. Mandela ya da De Klerk kişisel ya da siyasal çıkar niyetinde olsalardı ya da Mandela bütün gençliğini tükettiği mücadelesi sebebiyle taşıdığı öfkeden arınmasaydı barışın gerçekleşme şansı yoktu. Bunun için [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/25/ditam-baskani-mehmet-kaya-guney-afrikadaki-cozumde-ekonomi-sanildigindan-cok-daha-etkili/">DİTAM Başkanı Kaya: Güney Afrika’daki çözümde ekonomi sanıldığından çok daha etkili</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Mandela&#8217;nın serbest bırakılmasında iş insanlarının çok etkili olduğunu düşünüyorum. Mandela&#8217;nın iş insanlarını rahatlatması, onlara şifahi de olsa güvenceler vermiş olmasının da çok olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. <span id="more-20353"></span>Mandela ya da De Klerk kişisel ya da siyasal çıkar niyetinde olsalardı ya da Mandela bütün gençliğini tükettiği mücadelesi sebebiyle taşıdığı öfkeden arınmasaydı barışın gerçekleşme şansı yoktu. Bunun için de hakikaten lider olmak gerekiyor&#8221;</strong></p>
<p>Kasımın ilk haftasında iş dünyasından bir grup temsilci, Kamusal Politikalar ve Demokrasi Çalışmaları Merkez ve Berghoff Vakfı&#8217;nın davetlisi olarak Güney Afrika’ya bir çalışma ziyareti düzenledi. İş insanlarının çatışma çözümündeki etkisini yerinde gözlemlemeyi amaçlayan bu geziyi katılımcılardan Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya ile konuştuk.</p>
<p><strong>Güney Afrika’ya dört günlük bir çalışma seyahatine katıldınız. Geriye bakınca, bu seyahatlerin katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<figure id="attachment_20354" aria-describedby="caption-attachment-20354" style="width: 268px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-20354" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/20160127164201_mehmet-kaya-e1511640054444.jpg" alt="" width="268" height="260" /><figcaption id="caption-attachment-20354" class="wp-caption-text">DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya</figcaption></figure>
<p>Barış süreçleriyle ilgileniyorsanız, bu seyahatler sizin için çok ön açıcı oluyor. Gittiğiniz yerde bazı ezberlerin, bazı açmazların aşıldığını görebiliyorsunuz. Onların nasıl aşıldığını görmek sizin de bu süreçte imkânsız gördüğünüz durumlar hakkında daha geniş düşünmenizi sağlıyor. İşler bu noktada iken nasıl bir araya gelinir, nasıl konuşulur, barış tekrardan nasıl sağlanır dediğiniz çok zor şeylerin kolay ve farklı yöntemlerle çözümün mümkün olduğunu görüyorsunuz. Evet, Güney Afrika barış sürecini, geçmişle yüzleşme uygulamalarını kitaplardan okuduk ama çok merak ediyorduk, yerinde görüp inceleyince kitaplardan okuduğunuz gibi olmadığını görüyorsunuz. Devletin iş dünyasına karşı kullanabileceği bir sürü güç varken iş dünyası hangi cesaretle barış çalışmalarını başlatmaya uğraşıyor, bunu görüyorsunuz. Böyle süreçlerde en güçlü olması gereken ama bizde belki de en pasif olan iş çevrenin orada yöntem değiştirerek sürece çok ciddi katkı sağladığını görüyorsunuz. Daha önce Myanmar’a da gitmiştim benzer bir çalışma kapsamında ve orada da işlerin okuduğumuzdan çok farklı olduğunu görmüştük. Her iki seyahatten de şunu öğrendim, bu işler kolay işler değil çok zor işler. Bu işlere zorluğunu bile bile gireceksiniz. Bir deneyim diğerine tamamen uymuyor, her ülkenin hem farklı hem benzer koşulları var, bunu bilmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Seyahate katılan grubun profili genelde iş insanları ve onların temsilcileriydi galiba, böyle bir heyetin seçilme maksadı ve oradaki temaslar hakkında bilgi verebilir misiniz ?</strong></p>
<p>Güney Afrika&#8217;da &#8216;Apartheid’in kaldırılması ve barış sürecinde iş camiasının güçlü olduğunu gördük. Her halde bu seyahat planlanırken de düzenleyiciler, hem bölgeden hem de Türkiye&#8217;nin farklı illerinden iş camiasını temsil eden sivil aktörleri davet ederek buradaki tecrübenin doğrudan muhatapları tarafından görülmesini, gözlemlenmesini planlamışlardı. Döndükten sonra bu iş dünyasını temsil eden insanların aktarımları, Türkiye&#8217;deki iş dünyasının bu süreçlerin ne kadar dışında olduğunu ama içinde olabileceğini keşfetmek anlamında bu doğru bir tercihti.</p>
<p>Orada iki büyük aktör var, biri o zamanki devlet. Nüfusun yüzde 8&#8217;ine ama ekonominin yüzde 90&#8217;ına sahip &#8216;beyazların&#8217; elindeki devlet. Diğer tarafta Mandela ile tanıdığımız  Afrika Ulusal Kongresi (ANC). Bu iki taraf ile, bu taraflar içerisinde barışı sağlamaya çalışan iş örgütleri ve sendika temsilcileriyle, görüşmelerimiz oldu. Mesela o dönem Güney Afrika hükümeti adına görüşmelere baş müzakereci sıfatıyla katılmış olan Roelf Meyer ile görüştük. O dönem müzakerenin &#8220;beyaz&#8221; tarafını temsil eden Meyer, şu anda dünyadaki çok yerde çatışma çözümlerinin gözlemcisi olarak da çalışıyor. Masanın &#8220;siyah&#8221; tarafının temsilcileri ile de görüştük. Mesela Ulusal İş Dünyası Girişimi ile Bankalar Birliği Başkanı Cassim Coovadia bunlardan biri. Güney Afrika Seçim Komisyonu Başkanı Terry Tselane, Sivil Toplum Lideri Ishmael Makhebula, akademisyenler ve çeşitli aktörler ile görüşmelerimiz oldu. Barış sürecini, seçim sistemini, ekonomik sistemi teferruatlı değerlendirme imkanımız oldu. Odaklandığımız nokta daha çok iş camiasının bu sürece ne şekilde katkı verdiği ve nerede durduğu idi, bunu ortaya çıkarmaya çalıştık. Hükümetin bu müzakerelere başlamasında en önemli iki etken gördüm. Birincisi; ekonominin nüfusun yüzde 8&#8217;inin elinde olması bir sorun evet ama tehdit-fırsat denklemine bakıldığında aynı zamanda bir fırsat olmuş. Ekonominin globalleşmesi, uluslararası ekonomik kuruluşlarla ilişkide olmak uluslararası kamuoyunun bu ekonomi çevreleri ve yönetim üzerinde etkili olmasını beraberinde getirmiş. Mesela Meyer&#8217;in ifadesiyle; ülkelerin, &#8216;Apartheid&#8217;i kaldırmama durumunda ambargo uygulayacaklarına dair açıklamaları, özellikle Afrika&#8217;da yatırımları bulunan uluslararası şirketlerin tüketicilerinin o şirkete karşı yaptırım uygulamaları Güney Afrika ekonomisinin çökmesi endişesini beraberinde getirmiş.  Mesela Paris&#8217;te, Fransız şirketlerinin Güney Afrika&#8217;daki yatırımları ile ilgili bir kampanyalar başlatılmış. Buradan her ne kadar orayı sadece Mandela ile tanısak da gördüğüm şey, bu iş öyle tek aktörle çözülebilecek bir iş değil. Orada da öyle değildi&#8230; Mandela, oluşan bu havanın çatışmasız, bir uzlaşma ile sonuçlandırabilecek önemli bir aktördü. Bu elbette çok değerli ama tek başına belirleyici olmadığını da söylemek lazım&#8230;</p>
<h4><strong>“İş dünyası ‘Evet, bu işin aktörü olarak sürece dahil olacağız ve önce kendimizden vereceğiz’ demiş. Yani devletten önce onlar ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına kapı açacak uygulamalar gerçekleştirmişler. Bir de hem kendi bağlı oldukları firmalar ile hem de şirketlerin CEO’ları bir araya gelerek toplantılar yapmışlar. Yaklaşık 20 şirket bir araya gelip grup kurmuş ve doğrudan müzakere sürecinin içinde olmuşlar. Yani burada Mandela&#8217;nın bırakılmasından tutun da gerçek anlamda, siyahların da oy kullanabildiği bir seçimin yapılabilmesi için iş camiası, hükümetle görüşmelerde doğrudan bulunmuşlar”</strong></h4>
<p><strong>Bu noktayı biraz açmak istiyorum. Böyle süreçlerde devleti temsil eden taraf, diğer tarafa göre daha çok hesap kitap içinde olur, çünkü diğer tarafın kaybedecek çok fazla şeyi yoktur. Söylediğiniz gibi, sadece Mandela değil onun karşısında yer alacak bir De Klerk de lazımdır. Biraz De Klerk üzerinden okumanızı rica edeceğim, toplumsal ve siyasal olarak nasıl beklentileri vardı, şahsen nasıl bir projeksiyona sahipti, umduğunu buldu mu, izlenimleriniz ışığında değerlendirir misiniz?</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-20355 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/DN8Wh4sXUAAwMh7.jpg" alt="" width="338" height="254" />Yaşanan süreçler işi bir yere kadar getirir ama ondan sonra liderlerin rol alması gerekir. Gördüğüm kadarıyla De Klerk ile Mandela gerçekten önemli bir rol üstlenmişler. Mesela De Klerk, Mandela&#8217;nın hiçbir şarta bağlı olmadan serbest bırakılması gerektiğini söyleyen ve bunu sağlayan lider, bu çok önemli. Mandela da hiçbir şart öne sürmeden barış görüşmelerine başlamış. Oradaki nüfus dağılımına bakarsanız, De Klerk devlet başkanlığının Mandela&#8217;ya geçeceğini bile bile bu süreci başlatıyor ve kendisine yardımcı oluyor bu süreçte. Seçimden sonra da Mandela&#8217;nın başkan yardımcılarından biri De Klerk oluyor. Yani barışın gerçekleşebilmesi için bile bile koltuğunu &#8220;siyah&#8221; birine bırakıyor ve dönüp ona yardımcı oluyor. İşte liderlik vasfı tam da burada kendisini gösteriyor. Evet, mesela Apartheid Müzesi&#8217;ni gezerken bakıyorsunuz, geçmişte çok kötü şeyler, büyük katliamlar yapılmış. Tam bir sömürgecilik işletilmiş. Ama buna rağmen iki lider riskleri alıp bu sorunu halletmek üzere müzakereye oturmuşlar.</p>
<p><strong>Burada iş insanlarının rolü nasıl olmuş, aktarabilir misiniz?</strong></p>
<p>Görüştüğümüz her iki kesim de şunları söylediler: Siyasiler arabulucu olunca hem mevzuat açısından sıkıntı yaşıyorlardı hem de insanlar onlara tam güvenemiyorlardı. Ama iş camiasından taraflarla görüşenlere baktığımızda, her iki tarafın da onlara güvendiğini görüyorsunuz. Çünkü kendi siyasi gelecekleri ile ilgili bir ajandaları yoktu ve ülkenin ortak çıkarını düşünüyorlardı. Böyle olunca onlarla yürümesi daha kolay oldu. Bir de iş camiasından müzakerelere katılanlara her iki taraftan da güvenceler verilmişti. Bir de bahsettiğimiz ekonomik dengesizlik, ayrımcılığın en önemli parçası. Burada iş insanlarının her iki topluma bu süreci anlatmaları, gelir ve sermaye paylaşımının zaman içinde dengeli bir noktaya ulaşacağını anlatmaları gerekiyor, bunu yapmışlar. İş dünyası ‘Evet, bu işin aktörü olarak sürece dahil olacağız ve önce kendimizden vereceğiz’ demiş. Yani devletten önce onlar ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına kapı açacak uygulamalar gerçekleştirmişler. Bir de hem kendi bağlı oldukları firmalar ile hem de şirketlerin CEO’ları bir araya gelerek toplantılar yapmışlar. Yaklaşık 20 şirket bir araya gelip grup kurmuş ve doğrudan müzakere sürecinin içinde olmuşlar. Yani burada Mandela&#8217;nın bırakılmasından tutun da gerçek anlamda, siyahların da oy kullanabildiği bir seçimin yapılabilmesi için iş camiası, hükümetle görüşmelerde doğrudan bulunmuşlar. Uluslararası kamuoyunun ambargo, boykot, ekonomik yaptırım gibi müdahale ihtimallerine karşı da çok yoğun çalışmışlar. Tabi aynı şekilde Mandela ile de görüşmelerde bulunmuşlar. Mandela&#8217;nın bu iş insanlarına yönelik, bazı endişeleri ortadan kaldıran güvenceler verdiği ile ilgili de duyumlarımız oldu. Mandela&#8217;nın da iş camiasını rahatlatarak, paylaşımın bir anda değil de zamana yayılarak gerçekleşmesi konusunda güvence verdiği mesela&#8230; Bunlara baktığımız zaman iş camiası bu işin tam göbeğinde aslında.</p>
<p><strong>Çatışma hali ekonomiye ciddi manada yansıyor ve bölgeler arası ekonomik uçurum oluyor neredeyse. Yaşadığımız bölge mesela, geride kalmış ve adil, eşitlikçi bir yaklaşım gerçekleşemiyor. Devlet sürekli teşvik paketleri açıklıyor ama hiçbirinden istihdamı artıracak, dengeyi sağlayacak bir şey çıkmıyor. Son açıklanan paket kapsamında 37 bin kişiye iş istihdamı oluşturacak yatırım başvurusu var ama buna aylardır cevap verilmemiş. Bir yandan ekonomiyi düzeltirse meselenin daha kolay hallolacağını düşünüyor, bunun için ekonomik teşvik paketi açıklıyor, diğer yandan yatırım başvurularını bekletiyor, cevap vermiyor&#8230;  </strong></p>
<p>Şimdi önceliği doğru belirlemek lazım, inanmak lazım. Eğer güvenliği öne koyup ekonomiyi söylem haline getirirseniz bunu çözemezsiniz. 2018 bütçesinde Savunma Bakanlığı ve Jandarmanın bütçesi yüzde 41-42 oranında artırılırken eğitim ve sağlık bütçesi yerinde saymış. Bu durum, bölgeye daha fazla yansıyor. Mesela Güney Afrika’da &#8216;siyahlar&#8217; şunu söylüyor: Biz geri bıraktırıldık. Bugün bu dezavantajlı durumumuzda aynı ortamda rekabet ederek, şirketler kurarak ekonomik anlamda gelişme şansımız yok,&#8221; bugüne kadar benim üzerimden kazandın, beni köle olarak çalıştırdın, sen yöneticiydin. Bugün onun yerine ‘gel yeniden başlayalım, ikimiz eşit olduk’ &#8221; demekle olmuyor. Geçmişten gelen dezavantajlı bir durum söz konusu. Bu, bir pozitif ayrımcılık gerektiriyor. Buraya bakınca, 20 yıl OHAL ile yönetilmişsiniz, ekonomik anlamda tamamen çökmüş durumdasınız. Şimdi teşvik diye çıkardığınız uygulamada bölge ile İstanbul arasındaki yatırım farklılığına bakıyorsunuz. Aradaki fark iki puanlık vergi indirimine denk geliyor, çoğu durumda teşvik farkı ortadan kalkmış oluyor. Onun için bölgeye özel bir ekonomik yönetim şekli oluşmadığı müddetçe bölgenin kalkınması engellenmiş oluyor.</p>
<p>Güney Afrika’da &#8216;siyahlarla-beyazlar&#8217; arasındaki fark kaldırıldı, eşit haklara sahipler. 11 tane resmi dil var, 3 tane başkent var, siyasi tüm hakları almış siyahlar, peki kullanabiliyor mu, hayata yansıyor mu? Siyahlarla konuşunca ‘hayır’ diyor, ekonomik gelişmişliğin beyazlara üstünlük sağladığına inanıyor. Sonuçta bir ekonomik yetersizlik tek başına bir sorun değil ama tek başına siyasal haklar da yeterli değil. Demokrasi ve ekonomi at başı beraber gitmediği müddetçe Kürt sorunun doğru bir çözüm olanağı yoktur. Evet anadilde eğitim verilebilir, yönetim şekli değiştirilebilir ama siz ekonomik paylaşımı doğru bir şekilde yapmazsanız sorun devam edecektir. Bunu Myanmar’da gördük mesela, Güney Kürdistan ile Irak arasındaki soruna bakınca federasyon olmak yetmiyor, işin içine ekonomik paylaşım giriyor. Güney Afrika’da da bunu görüyorsunuz, siyasal barış yapmak sorunu tek başına çözmüyor. Sürdürülebilir barış yapmak önemli. Benim gördüğüm, Güney Afrika’da sürdürülebilir barış yapılmadı. Evet, çatışma ortadan kalktı ama ekonomik model var mı, sürdürülebilir barış var mı derseniz, &#8216;hayır&#8217; yok.</p>
<h4><strong>“Müzede gezerken bir fotoğrafa bakıyorduk, altını kapatıp 92&#8217;deki Cizre Newrozu yazsanız hiçbir fark yok. devletin davranış biçimi buradaki ile aynıymış yani. Toplumlar arasında birbirini anlamama ve güvensizlik çok belirgin. Bugün atılabilecek bir kaç adım, ortak geleceği garantiye alacak. Bu da bizim buradaki duruma benziyor. Ama işte empati eksikliği, birbirini yeterince anlamama, güven sorunu bunlara sebep oluyor.”</strong></h4>
<p><strong>Oradaki riskler neler peki?</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-20356 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/DN9N9nxWsAIBE3b.jpg" alt="" width="403" height="302" />Birini anlattım, ekonomik paylaşım büyük sorun. Diğeri de, geçmişle yüzleşme istenilen gibi yapılmamış. Mesela biz oradayken, emniyette sivil bir siyahı öldüren polisin yargılaması yapılıyordu. Şimdi beyazlar ‘biz barıştık, geçmişle yüzleşme de yapıldı’ diye bakıyor ama siyahlar o mahkemenin sonucunu bekliyordu. O mahkemede bu polise ceza verilecek mi, ne ceza verilecek? Bu tür davalarda siyahlar tarafından vicdani kabul görmeyen kararlar yeni bir çatışma riskidir. Geçmişle yüzleşme istenilen bir vicdani rahatlık sağlamamış, evet yapılmış ama sembolik örnekler üzerinden gitmiş. Siz bunu yapmaz, öfkeleri ortadan kaldırmazsanız, vicdanları rahatlatmazsanız, ekonomik dağılım istenilen noktada değilse, bu her zaman çatışma riski oluşturur.</p>
<p>Beyazların bu kırılgan durumdan ötürü ülkeyi tamamen terk edecekleri bir gelecek de yaşanabilir. Ülkede yaşayan beyazların yaklaşık yarısının İngiltere’de, Amerika’da, Avrupa’da bir evi ve bir işi var. Toplumsal barış oturmaz, işler kötüye giderse ülkeyi terk etmeyi düşünenler çok. Ama bu akıbet ortada iken ekonomik bölüşümü sağlayamamak da empati eksikliğidir, birbirini anlamamaktır.</p>
<p><strong>Bütün süreçlerin farklılıkları ve benzerlikleri olduğunu söylediniz. Güney Afrika ile Türkiye&#8217;yi karşılaştırınca neler söyleyebiliriz?</strong></p>
<p>Apartheid müzesinde o döneme ait her şeyi sergilemişler, orayı gezerken hücrelerini gördüm ve ölçtüm. Benim de daha önce iki gözaltı tecrübem olmuştu. Gözaltında yapacak bir şey olmayınca hücreyi ölçüyorduk, ne kadardır diye. Hücre ölçüleri aynı bir kere, onu söyleyebilirim. Polisin hak ihlalleri dönemindeki davranış kalıpları da öyle. Müzede gezerken bir fotoğrafa bakıyorduk, altını kapatıp 92&#8217;deki Cizre Newroz&#8217;u yazsanız hiçbir fark yok. Devletin davranış biçimi buradaki ile aynıymış yani. Toplumlar arasında birbirini anlamama ve güvensizlik çok belirgin. Bugün atılabilecek birkaç adım, ortak geleceği garantiye alacak. Bu da bizim buradaki duruma benziyor. Ama işte empati eksikliği, birbirini yeterince anlamama, güven sorunu bunlara sebep oluyor.</p>
<p>Orada ANC dışında 13 grup var ve hepsi bir özgürlük mücadelesi veriyor. En büyük grup olan ANC içinde de büyük büyük gruplar var ve süreçte provokasyonlar olabileceğini biliyorlar. De Klerk, bunu  engelleyecek ve siyahları bir arada tutacak aktörün Mandela olacağını biliyor. Bu yüzden şartsız koşulsuz serbest bırakılmasını istiyor, &#8216;muhalafeti güçlendirirseniz barış yapabilirsiniz&#8217; diyor. Süreci Mandela üzerinden yürüterek, onu güçlendirerek götürüyor. Mandela da geldiğinde sembolik dokunuşlarla eşitsizlik ve ayrımcılığın kaldırıldığına dair adımlar atıyor. Örneğin; orada beyzbol siyahların oynamadığı, beyazlara has bir spor iken Mandela siyahların yoğun olduğu bölgelerde beyzbol sahaları yaptırıyor. Öbür taraftan, bir çözüm süreci yaşadık. Öcalan tarafından, hükümetle birlikte buna karar verildi ve başlandı. Öcalan&#8217;ın devletin hapishanesinde olması devlet için önemli bir avantaj idi. Ayrıca örgütü ve kitlesi üzerinde önemli bir birleştirici olması da avantajdı. Aktörlerin, liderlerin varlığı ve gücü anlamında önemli bir benzerlik var. Araçları aynı ama kullanma şekilleri orada daha farklı hale gelmiş, orada bu araçlar etkili olarak kullanılmış. Burada kullanılamadı.</p>
<p><b>Konuşurken, &#8216;süreçler bir yere getirir, sonra liderler devreye girer&#8217; dediniz. Sizin seyahatinizin katılımcı profilini göz önünde bulundurarak soracak olursam: Sürecin, liderlerin devreye girebileceği kıvama gelmesi için bölgedeki ve Türkiye&#8217;deki iş insanlarına ne düşüyor?</b></p>
<p>İş insanları daha realist bakarlar ve bir işin de yürüyebilmesi için liderin önemini bilirler. Süreçteki yapıları, ne tür sıkıntılar çıkabileceğini de iyi okurlar. Aslında orada görünen şu ki evet, siz ne kadar aracı olur ve görüşmeler yaparsanız yapın bu sürecin içine güçlü aktörleri ve liderleri bir an önce dahil etmek zorundasınız. Bu olmadığı süreçte tarafları kendi içinde birleştirmeniz ve süreci dinamik hale getirmeniz pek mümkün değil. Evet, iş insanları önemlidir ama adım atarken işin muhataplarını görmek isterler, o muhatapla görüşmek konuşmak isterler. O muhatap liderlerdir. Ben Mandela&#8217;nın serbest bırakılmasında iş insanlarının çok etkili olduğunu düşünüyorum. Mandela&#8217;nın iş insanlarını rahatlatması, onlara şifahi de olsa güvenceler vermiş olmasının da çok olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. Mandela ya da De Klerk kişisel ya da siyasal çıkar niyetinde olsalardı ya da Mandela bütün gençliğini tükettiği mücadelesi sebebiyle taşıdığı öfkeden arınmasaydı barışın gerçekleşme şansı yoktu. Bunun için de hakikaten lider olmak gerekiyor. Evet iş camiası orada çok güçlüydü ama sonuçta Mandela olmazsa, De Klerk olmazsa, bunlar ikna olmazsa bu sorunun çözülemeyeceğini gayet iyi biliyorlardı.</p>
<h5>Tarihsel Süreç…</h5>
<p>Güney Afrika’da siyahlara uygulanan Apartheid rejiminin yüz yıllık bir geçmişi var. Nüfusun yüzde 8’ini oluşturan beyazların yönetici olduğu ve toplumsal yaşamın her alanında siyahların ayrımcılığa maruz kaldığı bu rejime karşı ilk mücadele de 1912’de başladı. Sonradan ANC (Afrika Ulusal Kongresi) ismini alan hareket, Mandela’nın hapisten çıkarak devlet başkanı olduğu döneme kadar silahlı mücadele dahil olmak üzere varlığını sürdürdü ve o günden bu yana bir siyasal parti olarak iktidarı elinde tutuyor.</p>
<p>1940’lı yıllardan sonra daha görünür olan Apartheid rejiminde ırklar arası evliliklerin yasaklanması, siyah öğrencilere beyazlardan daha aşağı olduklarını aşılayan eğitimin verilmesi, siyahların belirli bölgelerde yaşamaya zorlanması gibi ayrımcı yasalar hayata geçirildi. Bu politikalara karşı 1960 yılına kadar yürüyüş, boykot, sivil itaatsizlik eylemleri yapan siyah gruplar, 21 Mart 1960’ta 69 siyahın polis tarafından öldürüldüğü Sharpeville Katliamı’ndan sonra silahlı mücadele kararı aldılar.</p>
<p>Birleşmiş Milletler’in (BM) 1960 yılında Apartheid’i insanlığa karşı suç ilan etmesi, 1970 yılından itibaren başlayan ekonomik ambargo, boykot ve mali yaptırımlar 1990 yılına kadar sürdü. Çatışmaların sürdürülebilir olmayışı ve uluslararası baskılar sonucunda 1989’da başkan seçilen De Klerk demokratikleşme adımları atmaya karar verdi. Nelson Mandela 1990’da serbest bırakıldı ve müzakereler başladı. Apartheid yasalarının kaldırıldığı, yeni anayasanın yapıldığı sürecin sonunda 1994’te yapılan ilk demokratik seçimlerde Mandela devlet başkanı seçildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/25/ditam-baskani-mehmet-kaya-guney-afrikadaki-cozumde-ekonomi-sanildigindan-cok-daha-etkili/">DİTAM Başkanı Kaya: Güney Afrika’daki çözümde ekonomi sanıldığından çok daha etkili</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DİKAD Başkanı Reyhan Aktar: Dünya deneyimlerinin çoğunda çözüm  ‘artık olmaz’ denilen noktada geliyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/02/dikad-baskani-reyhan-aktar-dunya-deneyimlerinin-cogunda-cozum-artik-olmaz-denilen-noktada-geliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Aug 2017 08:18:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİKAD]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma ve Barış Süreçleri]]></category>
		<category><![CDATA[DPI]]></category>
		<category><![CDATA[İrlanda Kadın Koalisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey irlanda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17347</guid>

					<description><![CDATA[<p>“İrlanda örneğini birinci ağızdan dinlerken, çatışma süreçleri içinde sizin için takıntıya dönen konuları fark ediyorsunuz. Çok hayati olarak gördüğünüz meselelerin ön koşul olmadığını fark ediyorsunuz. Ülkelerin kültürel, toplumsal, dinsel yapılarının çözüme dair davranışlarını nasıl etkilediğini fark ediyorsunuz. O yüzden statik çözümlerden ziyade zamanın, koşulların, toplumsal davranışların esas olduğu çözüm yöntemlerine yönelmeniz gerektiğini daha yakından görüyorsunuz” [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/02/dikad-baskani-reyhan-aktar-dunya-deneyimlerinin-cogunda-cozum-artik-olmaz-denilen-noktada-geliyor/">DİKAD Başkanı Reyhan Aktar: Dünya deneyimlerinin çoğunda çözüm  ‘artık olmaz’ denilen noktada geliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>“İrlanda örneğini birinci ağızdan dinlerken, çatışma süreçleri içinde sizin için takıntıya dönen konuları fark ediyorsunuz. Çok hayati olarak gördüğünüz meselelerin ön koşul olmadığını fark ediyorsunuz. Ülkelerin kültürel, toplumsal, dinsel yapılarının çözüme dair davranışlarını nasıl etkilediğini fark ediyorsunuz. O yüzden statik çözümlerden ziyade zamanın, koşulların, toplumsal davranışların esas olduğu çözüm yöntemlerine yönelmeniz gerektiğini daha yakından görüyorsunuz”</strong></h3>
<p>Çatışma çözümleri ve demokratik gelişim konusunda çalışmalar yapan Londra merkezli sivil toplum kuruluşu Demokratik Gelişim Enstitüsü (Democratic Progress Institute &#8211; DPI), daha çok Kuzey İrlanda modeli olmak üzere uluslararası çözüm deneyimlerinin Türkiye gündemine girmesi için bugüne kadar Türkiye’den birçok heyetle hem deneyim paylaşımı ziyaretleri yaptı hem de istişari çalışmalarda bulundu. Toplumlararası diyaloğu ve halkın sürece katılımı yoluyla barışın inşasını teşvik etmeyi amaçladığını belirten kuruluş,  10-13 Temmuz tarihlerinde Türkiye’den iş insanlarını kapsayan bir heyeti Belfast ve Dublin’de ağırlayarak Kuzey İrlanda’daki çözüm sürecinde iş dünyasının rolü ile ilgili yuvarlak masa toplantıları düzenledi. 29 Temmuz’da da sivil toplumdan kadınlarla Ankara’da bir toplantı yapan kuruluş, &#8216;Kadınların Barış Süreçlerine Katılımı&#8217; konusunu masaya yatırdı.</p>
<p><span id="more-17347"></span></p>
<p>Hem bu seyahate hem de Ankara’daki toplantıya katılan iş dünyası ve sivil toplum temsilcilerinden biri olan Diyarbakır İş Kadınları Derneği (DİKAD) Yönetim Kurulu Başkanı Reyhan Aktar ile bu toplantıları konuştuk.</p>
<p><strong>DPI ile dört günlük bir İrlanda seyahatine gittiniz. Bu seyahatlerin katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<figure id="attachment_12664" aria-describedby="caption-attachment-12664" style="width: 252px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-12664" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/IMG_2225-e1501661696918.jpg" alt="DİKAD Başkanı Reyhan Aktar" width="252" height="248" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/IMG_2225-e1501661696918.jpg 451w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/IMG_2225-e1501661696918-320x315.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 252px) 100vw, 252px" /><figcaption id="caption-attachment-12664" class="wp-caption-text">DİKAD Başkanı Reyhan Aktar</figcaption></figure>
<p>Çok kısa sürede yoğun bilgi ve deneyim akışının sağlandığı bir programdı. Böyle bir programdan tek seferde hap bilgilere ve deneyime ulaşmak mümkün değil elbet. Kuzey İrlanda barış sürecine dair aklımda onlarca soru ile gittim. Onlarca sorunun cevabını bulurken onlarca soru ile döndüğümü de fark ettim. Sürece dahil olan sivil toplum örgütlerinin nasıl seçildiği, iş dünyası temsilcilerinin kendilerini bu süreçte nasıl koruyabildikleri, kamuoyunun nasıl ikna edildiği, iktidar ve muhalefet partilerinin süreçte nasıl ortaklaştığı, süreçte nasıl bir dil kullanıldığı, medyanın rolü, şeffaflığın ne düzeyde olduğu gibi sorularla gitmiştim. Aldığım cevaplarda ülke olarak uzak olduğumuz hiçbir hususu görmedim. Bu da metodoloji konusunda Kuzey İrlanda örneğinin bizim için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Duvarların kaldırılmasının hangi aşamada mümkün olacağı, Katolik ve Protestan çocukların aynı okullarda eğitim almasının neden sağlanamadığı, &#8216;Brexit’in orta ve uzun vadede sürece nasıl etki edeceği, barışın sürdürülebilirliği konusunda bundan sonra yapacakları, yüzleşme komisyonu kurmakta neden bu kadar çekindikleri; dönerken benim için merak konusu olan hususlardı. Özellikle yüzleşme komisyonu konusunda çeşitli görüşler dinlemek, böyle bir komisyonun bu süreçlerde sanıldığı kadar fayda sağlamayabileceği düşüncesini yer etti bende. Devamlı okuduğumuz, bölgemizde yaşanan olaylara dair kafa yorduğumuz konuların dünya örneklerini görmek, bu işi aktörlerinden dinlemek çok kıymetli. Aktörlerin size karşı şeffaflık düzeyleri arttıkça, sürece dair çokça sorunun cevabını alma şansınız oluyor. Kendi ülkenizde yaşanan durumla kıyas yapmak daha kolay, daha gerçekçi oluyor.  İrlanda örneğini birinci ağızdan dinlerken, çatışma süreçleri içinde sizin için takıntıya dönen konuları fark ediyorsunuz. Çok hayati olarak gördüğünüz meselelerin ön koşul olmadığını fark ediyorsunuz. Ülkelerin kültürel, toplumsal, dinsel yapılarının çözüme dair davranışlarını nasıl etkilediğini fark ediyorsunuz. O yüzden statik çözümlerden ziyade zamanın, koşulların, toplumsal davranışların esas olduğu çözüm yöntemlerine yönelmeniz gerektiğini daha yakından görüyorsunuz.</p>
<h4><strong>&#8220;İrlanda’da barış sürecinin en temel uzlaşısı çatışmasızlık. Katoliklerin ve Protestanların bir arada yaşama kültürü hala gelişkin değil. Toplumlar arasındaki coğrafi ve demografik sınırlar çok keskin ve net. Türkiye’de yaşayanlar olarak biliyoruz ki, çatışmanın en yüksek olduğu zamanlarda bile halklar arasında böyle bir ayrım hiç olmadı. Bir arada yaşama, paylaşım kültürümüz, iç içe geçen nüfus yapımız bizim için önemli bir avantaj&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Bu seyahate nasıl bir ekip katıldı, böyle bir ekibin seçilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Bu ziyarete ağırlıklı olarak, Türkiye’de iş dünyası temsilciliğinin yanında sivil toplum örgütlerinde aktif rol alan isimlerin aldığı bir ekip katıldı. Bu ekibin seçilmesindeki esas hedef İrlanda’da barışın ekonomik boyutunu ele almak, sağlanan barışta iş dünyasının oynadığı rolü ve barış ekonomisi konseptini görmekti.  Barışın ekonomik boyutunu ele alma  fikrinin ve ekibin oluşturulmasının mimarı  sayın Kezban Hatemi ve DPI oldu. Görüşülen konular arasında Kuzey İrlanda ekonomisine barışın faydaları, işletmelerin barış sürecini nasıl etkilediği, toplumsal bütünlük oluşturmada sosyal girişimlerin rolü, İrlanda ve Kuzey İrlanda arasındaki sınır ötesi ticaret ve çatışma çözümlerinde spor organizasyonlarının rolü sayılabilir.  Heyet, sınır ötesi ticaretle uğraşan iş insanları, eski İrlandalı Başbakan Bertie Ahern ve İrlanda Dışişleri ve Savunma Bakanı Sayın Dermot Ahern gibi gazeteci ve diplomatlarla Dublin ve Iveagh&#8217;daki toplantılara katıldı. Belfast&#8217;ta delegasyon, barış sürecinde doğrudan yer alan iş insanları, akademisyenler ve Kuzey İrlanda sosyal girişim sektörü temsilcileri ile bir araya geldi. Bu, DPI tarafından bu seminal ziyaretin tartışmalarını ve konularını oluşturmak için yapılacak gelecekteki etkinliklerle birlikte barındırılan iş temsilcilerinin ilk toplantısıydı.</p>
<p><strong>Peki, oradaki barış sürecine dair nasıl izlenimler edindiniz?</strong></p>
<p>İrlanda’da barış sürecinin en temel uzlaşısı çatışmasızlık. Katoliklerin ve Protestanların bir arada yaşama kültürü hala gelişkin değil. Toplumlar arasındaki coğrafik ve demografik sınırlar çok keskin ve net. Türkiye’de yaşayanlar olarak biliyoruz ki çatışmanın en yüksek olduğu zamanlarda bile halklar arasında böyle bir ayrım hiç olmadı. Bir arada yaşama, paylaşım kültürümüz, iç içe geçen nüfus yapımız bizim için önemli bir avantaj. İrlanda’da kendi barış süreçlerini anlatırken, sürecin çatışmaların en yoğun yaşandığı dönemden sonra geldiğine sıkça vurgu yapıldı. Çatışma sonrası tüm kesimlerdeki yorgunluk, sonuçsuzluk, barış isteği ve arzusu mutabakata giden en önemli unsur olmuş. &#8216;Hayırlı Cuma Anlaşması&#8217;na kadar çokça denenen ama başarısız olan bir süreçten geçmişler. Tabi &#8216;Hayırlı Cuma Anlaşması&#8217;na kadar kesimlerin barışa ve başarıya olan inançlarının zayıf olduğunu görmek de mümkün. Sivil toplum örgütleri, din adamları, iş insanları, kadın örgütleri bu anlaşmadan sonra sürecin dinamiği haline gelmişler. Bu da şunu gösteriyor: Çatışan taraflar barışa hazır olmadıkça, uzlaşıya varmadıkça toplumsal dinamiklerin harekete geçmesi ve süreci geliştirmesi diğer dünya örneklerinde de zor olmuş. Ama bu konuda bizim bir avantajımız var, sürecin birincil aktörü olamasa da bunu arzulayan, yol açan bir sivil toplum vardı</p>
<h4><strong>&#8220;Avila ve Jane’in barış süreçlerinde aldıkları rol, Türkiye’deki kadın hareketleri tarafından yakından incelenmeli bence. Çatışmalı süreçlerde birbirini anlamaktan ziyade birbirini düşmanlaştıran kesimlerin diyalog kanallarını açmışlar. Ve bunu yaparken mikro ölçekli sorunları ortaya koyarak yapmışlar. Özellikle ifade ettikleri büyük &#8216;S&#8217; (Siyaset) yerine küçük &#8216;s&#8217; (siyaset), büyük &#8216;P&#8217; (politika) yerine küçük &#8216;p&#8217; (politika) anlayışı ufuk açıcı. Katolik ve Protestan kadınları yan yana getirirken yaşamsal ortak meseleler üzerine hareket etmişler&#8221;</strong></h4>
<p><strong>İrlanda programınız sonrasında Ankara’da yine DPI tarafından düzenlenen &#8216;Kadınların Barış Sürecine Katılımı&#8217; konulu bir toplantıya katıldınız ve Kuzey İrlanda Kadın Komisyonu’ndan insanları dinlediniz. Kadın hareketlerinin içinden biri olarak o toplantıyı nasıl değerlendirdiniz? Türkiye’deki kadın hareketi de barış süreci adına neler yapabilir?</strong></p>
<p>Toplantı, dediğiniz gibi, DPI’ın &#8216;Kadınların Barış Süreçlerine Katılımı&#8217; başlıklı çalışma serisinin devamıydı. Farklı siyasi, sosyal ve kültürel kesimlere mensup kadınların bir araya geldiği bir toplantıydı. Konuşmacılar, Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu kurucu üyeleri Avila Kilmurray ve Jane Morrice idi.  Bunlar, biri Katolik biri protestan olan iki kadın. Avila, &#8216;Hayırlı Cuma Anlaşması&#8217; müzakerelerinde yer almıştı. Böyle bir sürecin kadınlar olmadan eksik kalacağını düşünen, bunun için bir kadın partisi kuran cesur bir kadın. Jane Morrice de hâlihazırda Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi Başkan Yardımcısı. Bir dönem Kuzey İrlanda siyasetinde aktif rol almış, Kuzey İrlanda’ya yetki devri verilmesinden sonra kurulan yeni meclisin işleyişini düzenleyen &#8216;İç Tüzük Komitesi’nde yer almış.</p>
<p>İrlanda, kadınların toplumsal yaşama katılımı, kamusal görünümü, siyasal pozisyonları açısından Avrupa ülkelerinin çok gerisinde. Çatışmanın, eğitim sisteminin ve başka bir çok şeyin bütün olumsuzlukları kadınları fazlaca etkilemiş. Avila ve Jane’in barış süreçlerinde aldıkları rol, Türkiye’deki kadın hareketleri tarafından yakından incelenmeli bence. Çatışmalı süreçlerde birbirini anlamaktan ziyade birbirini düşmanlaştıran kesimlerin diyalog kanallarını açmışlar. Ve bunu yaparken mikro ölçekli sorunları ortaya koyarak yapmışlar. Özellikle ifade ettikleri büyük &#8216;S&#8217; (Siyaset) yerine küçük &#8216;s&#8217; (siyaset), büyük &#8216;P&#8217; (politika) yerine küçük &#8216;p&#8217; (politika) anlayışı ufuk açıcı. Katolik ve Protestan kadınları yan yana getirirken yaşamsal ortak meseleler üzerine hareket etmişler. Ama her mesele için ortaya diyalog yöntemi koymuşlar. İletişim dillerinin kuralları vardı. Yani çoğu zaman çözüm her şeyin açık konuşulması ya da ifade edilmesinden geçmiyordu onlara göre. Toplumsal uzlaşmayı, farklı grupları bir araya gelebilecekleri konular üzerinden, birbirleri ile tanıştırarak, birbirlerinin hayatlarına dokunarak sağlamışlar. Türkiye’deki kadın hareketleri olarak birbirimizi tanıma sorunumuz yok ama maalesef meselelerimizi ele alırken bulunduğumuz politik durumları öncelik kılmaktayız. Kadın hareketleri olarak barışa dair mikro ölçekli çalışmaları çoğu zaman küçümsüyoruz.</p>
<p>Avila ve Jane barış süreçlerinde aldıkları pozisyonlar ne olursa olsun, edindikleri misyondan ve çalışma modelinden vazgeçmemişler. Partilerinin seçilmediği, mecliste yer almadıkları dönemde yeni bir arayışa girmemişler mesela. Bizde kişisel kariyerler, mesela siyaset koltuklarına oturanların koltuklarını koruma kaygıları onları çoğu zaman duruşlarını değiştirmeye zorlayabiliyor. Ne yapabilirim duygusu da insani, iyi niyetli önemli bir duygu. Ama bu duygunun da hedeften saptırıldığını bu deneyimlerde görmek mümkün. Daha büyük düşünme, makro sorunlara yönelme, hareket kabiliyetlerimizi kısıtlayarak ve zaman kaybına sebep olabiliyor. Kuzey İrlanda örneğinde mikro ölçekli çalışmalarının istikrarlı ve uzun vadeli yapıldığı zaman nasıl bir makro sonuca dönüştüğünü görmek çok mümkün. Kuzey İrlanda’da barışın sürdürülebilirliği bir arada yaşama kültürünün oturması ile mümkün ve insanları en uzun süreli bir arada tutacak şey mikro ölçekli sorunlar ve yaklaşımlar olmuş. Bu kadınlar makro meseleler ile birbirini hiç tanımayan grupları bir arada tutamazlardı. Erkekler iktidardan bakarken kadınlar yaşamdan bakar. Türkiye’deki kadın hareketi de zaman zaman hataya düşerek erkeğin baktığı makro alandan bakabiliyor, mikro ilişkilerin tabandan yukarıya doğru bir ortak yaşam ve barış düzeni kurabileceğini ıskalamamak gerekiyor.</p>
<h4>Filipinler, Kolombiya, Kuzey İrlanda… Gözlemlediğim dünya deneyimlerinin hemen hepsinde çözümün, ‘artık olmaz’ denilen noktadan sonra geldiğini gördüm. Çünkü, Barselona’daki &#8216;Barış Kültürü Okulu’nun da kurucusu olan barış müzakerecisi Vicenç Fisas’ın da dediği gibi “Tanrı hiçbir çatışmayı sonsuza dek sürsün diye planlamadı”</h4>
<p><strong>Türkiye’de bir çözüm ihtimalinin konuşulmaktan dahi çekinildiği bir zamandayız. Böyle bir dönemde olması bu seyahat ve toplantılara nasıl bir anlam yüklüyor?</strong></p>
<p>Aslında bunu programa katılanlarla ve programı dizayn eden DPI ekibi ile de sıkça konuştuk. Öncelikle burada esas amaç, Türkiye’de yeni bir süreç başlatmak değil. Keşke böyle bir imkanımız olsa, o ayrı. Orada Türkiye’yi çok az konuştuk. Esas mesele önümüzdeki örneği, Kuzey İrlanda’yı anlamaktı. Ama kıyas yapmamak, kendimizi sorgulamamak mümkün değil elbette. Bu tecrübe aktarımlarının en iyi tarafı da bu, her sorunun özgül çözüm koşulları olduğunu ama genel geçer evrensel benzerlikler olduğunu görüyorsunuz. Hem bu genel geçer benzerliklerin çözüme nasıl katkı sağlayabileceğini hem de farklı koşullardan nasıl dersler alınabileceğini düşünüyorsunuz. Sizinle de konuştuğumuzda sürekli bir kıyaslama yapıyoruz ister istemez. Bu gerekli de, daha çok dünya örneği tecrübe etmek ve her zaman Türkiye’deki durumla kıyaslamak, benzerlik ve farklılıkları üzerinde uzun uzun düşünüp tartışmak gerekiyor.</p>
<p>Bugün çözüm ihtimalinin konuşulmasından çekinilmesinin birçok sebebi var. Bu sebeplerin ebedi olacağını düşünmüyorum. Bizler Türkiye’nin içinde bulunduğu veya bulunacağı her sürece hazırlıklı olmak zorundayız. Bu sorumluluğu bu ülkede sivil toplum temsilcisi olduğumuz için değil sadece, bu ülkenin vatandaşı olduğumuz için hissetmeliyiz. Bizler barışı inşa edecek birincil aktörler değiliz ancak o yola gireceklerin ayağı takılmasın diye yola küçük taşlar döşeyebiliriz. Ve en önemlisi benzer ya da farklı dünya örnekleri, bir çözüm süreci başladığında ona daha hazırlıklı olmamız gerektiğine dair dersler veriyor, önceki tecrübelerde böyle bir hazırlık da bu hazırlığa duyulan ihtiyaç da belirgin değildi. Filipinler, Kolombiya, Kuzey İrlanda… Gözlemlediğim dünya deneyimlerinin hemen hepsinde çözümün, ‘artık olmaz’ denilen noktadan sonra geldiğini gördüm. Çünkü, Barselona’daki &#8216;Barış Kültürü Okulu’nun da kurucusu olan barış müzakerecisi Vicenç Fisas’ın da dediği gibi “Tanrı hiçbir çatışmayı sonsuza dek sürsün diye planlamadı.” Umarım bir an önce Türkiye’de de kalıcı bir barışın tesis edilmesi için gerekli sorumluluklar alınır, adımlar atılır. Buna istisnasız herkesin, ekmek, su kadar ihtiyacı var…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/02/dikad-baskani-reyhan-aktar-dunya-deneyimlerinin-cogunda-cozum-artik-olmaz-denilen-noktada-geliyor/">DİKAD Başkanı Reyhan Aktar: Dünya deneyimlerinin çoğunda çözüm  ‘artık olmaz’ denilen noktada geliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çatışmadan barışa Kuzey İrlanda deneyimi izlenimleri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2017 07:30:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma ve Barış Süreçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Çuhadar]]></category>
		<category><![CDATA[Itır Erhat ve Özlem Zengin]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey irlanda]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Ramazanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10838</guid>

					<description><![CDATA[<p>İrlanda'da silahlar bırakılmış ancak toplumsal barış da hala tam anlamıyla sağlanabilmiş değil. Siyasetten sivil topluma ve akademiye pek çok kesim ikiye bölünmüş toplumun ayrışmışlığını ortadan kaldıracak yaklaşımlar ve araçlar geliştirmek için çalışıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/">Çatışmadan barışa Kuzey İrlanda deneyimi izlenimleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe loading="lazy" title="Kuzey İrlanda’dan Türkiye’ye bakmak" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/IEXVOOzVhes?start=160&#038;feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Kökeni 1600’lü yıllara dayanan 1970’li yıllarda 500 bin kişinin etkilendiği bir çatışmaya dönen ve 1998’de imzalanan ateşkes anlaşmasıyla silahlı yönü nihayete eren Kuzey İrlanda, şimdilerde iki ayrışmış toplumun gündelik hayatını birlikte örebilmesinin arayışında. Geçmişle yüzleşme, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkma kararıyla yaşanacak sınır tartışmaları, ekonomik ve siyasi gelecek ile ilgili kaygıların eşliğinde yürüyen bu çabalarla ilgili hissettiğim ilk izlenim; tıpkı çatışmanın durdurulması için verilen uğraşlar gibi kapsayıcı olduğu ve herkesimin bu konudaki uğraşı kendi politik veya ekonomik çıkarlarının üstünde görebildiği… Devlet kademeleri, siyasiler, sivil toplum ve akademi hepsi elini taşın altına koymuş; barış duvarları denilen ama aslında iki toplumu birbirinden şekilsel olduğu kadar manen de ayrıştıran durumu sona erdirmek için.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10841 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/IMG_0727.jpg" width="1300" height="975" /></p>
<p>Türkiye’den bir grup akademisyen, siyasetçi ve sivil toplum kuruluşlarından kadınlarla Raoul Wallenberg Enstitüsü ve Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün ev sahipliğinde geçtiğimiz hafta Dublin ve Belfast’a bir çalışma ziyareti gerçekleştirdik. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı kadın, barış ve güvenlik kararın uygulanmasına yönelik çalışmalar yürüten Operation1325’in de desteklediği çalışma ziyaretinin bana göre en önemli yönü, hem çatışma hem de barış deneyimini farklı görüşlerden dinleyebilmenin yanı sıra gündelik hayatı deneyimleyebilme imkanı da sunması idi. 5 gün süren ziyarette; çatışma ve barış sürecindeki siyasileri, vaktiyle silahlı çatışmalara katılmış şimdi parlamentoda vekil olanları, anlaşmanın birinci el mimarlarını,  çatışma çözümü için bizzat tabanda örgütlenip barışı ilmek ilmek ören kadınları ve konuyla ilgili hem tarihsel süreçleri hem de geçiş dönemi adaleti konularında çalışmalar yürüten akademisyenleri dinleme fırsatı bulduk. Barışın toplumsallaşması ve çatışmalı yıllarla ilgili rehabilitasyon alanında çalışmalar yürüten sivil toplum örgütlerini ziyaret ettik ve onların mihmandarlığında çatışmanın en yoğun yaşandığı ve şu an barış duvarlarıyla birbirinden ayrılmış mahalleleri gezdik.</p>
<p>Siyasi ve akademisyenler tarihsel süreci ve özellikle de Hayırlı Cuma anlaşmasına giden günleri olabildiğince idealize ederek anlatsa da; dinlediğimiz tanıklıklar bunun tam tersi olduğunu yani barış sürecinin de olabildiğince zorlu geçtiğini ortaya koyuyordu. Bu anlatıların farklılığı bir yandan da çok anlaşılır aslında. Çünkü her tarafın kendince bir bakış açısı var; çatışma ve haliyle barışa yönelik. İRA’ya göre özgürlük mücadelesi, İngiltere’ye baksanız terörist saldırılara karşı halkını koruyan bir devlet bakışı, İngiltere’yle birleşmeyi savunanlar içinse, kendi toplumunu koruyan bir girişim.  Yani herkesin  savaşmak için haklı bir sebebi vardı. Ama taraflar savaşarak bir yere varamayacaklarını gördüklerinde masaya oturmayı da başardılar. Tarihi Hayırlı Cuma anlaşması taraflar dahil kimse için bugün dört dörtlük bir anlaşma olarak değerlendirilmiyor. Ancak herkes çatışmalı yılları geride bırakması yönüyle öneminde de birleşiyor.</p>
<p>1970’lı yıllarda 3 bin 700 kişinin hayatını kaybettiği 40 bin kişinin yaralandığı bir çatışmadan söz ediyoruz. Rakamlar ilk etapta az gelebilir. Ancak bunların coğrafik olarak İstanbul’dan iki kat küçük, nüfus olarak 1, 5 milyon kişinin yaşadığı bir yerde geçtiğini hatırlarsak; bu toplumun çok büyük bir kesimine değen bir çatışma olduğunu görmemiz mümkün. Böyle olması barış masasının kurulmasını kolaylaştırmış; yani aslında taraflar savaşarak; yani kendi mahallesine atılan bombaya karşılık öbür mahalleye bir bomba atarak hiçbir yere varamayacaklarını çok yakıcı bir şekilde görmüşler. Ama bu durum bir yandan da normalleşmenin, geçmişi geride bırakabilmenin önünde büyük bir engel. Kayıplarının sebebinin kim olduğunu, hangi aileden olduğunu bilebilecek bir çatışma ortamının üzerinde yaşıyorlar. Belfast sokakları ölenler için yapılan hafıza mekanları, duvarlarda ölenlerle ilgili grafitiler ve çatışma dönemlerinden kalan militarist yazılamalarla dolu. Barış sürecinin aktörlerinden olan George Mitchell yıllar önce süreçle ilgili şunları söylemişti;&#8221;</p>
<p>“Çatışmalar sırasında ziyaret ettiğim Bosna’da, bir adam, savaşı tarif ederken bana tahrip olan binaları, köprüleri, yolları hızla inşa edebileceklerini ancak bazı şeylerin insanların kafalarında ve kalplerinde tamirinin çok daha fazla zaman alacağını söylemişti. Bu çok uzun zaman alır. Kuzey İrlanda’da bu kuşaklar boyu sürecek. Orada barış genel olarak sağlanmış olsa da, ayrışmış toplum yapısı devam ediyor. İki toplum hala birbirine geçmiş değil. Bence bunun için kuşakların değişmesi, çatışma sürecini hiç yaşamamış kuşakların gelmesi gerekiyor.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10843 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/IMG_0858.jpg" width="1300" height="975" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10842 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/IMG_0732.jpg" width="1300" height="975" /></p>
<p>Duvarlardaki savaş grafitileriyle noel ışıklandırmalarının birbirine karıştığı sokaklarla ilgili hissettiğim;  Belfast’ın hem mekan olarak hem de içindeki insanlarla arafta bir yerde asılı kalmış olduğuydu. Bugün çatışmaları bilmeyen kuşaklar var ancak eğitimden gündelik hayata kadar ayrışmış bir toplumda yaşamaları Kuzey İrlanda için önemli bir sorun olarak duruyor. Ancak yukarıda belirttiğim gibi bu sorun hem siyasilerin hem de toplumun gündeminde ve çözüm arayışları sürüyor.  Kısaca özetlemek gerekirse; Kuzey İrlanda gözlemleri, bize görünenin aksine savaşmanın kolay barışmanın ise daha zor olduğunu ancak tarafların egolardan ve çıkarlardan, ne olursa olsun kazanma isteğinden bir adım geriye gittiğinde en ağır çatışmalarda bile çözümün mümkün olduğunu gösteriyor…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/">Çatışmadan barışa Kuzey İrlanda deneyimi izlenimleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
