<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/catisma-cozumu-ve-baris-insasinda-dunya-deneyimleri-ornekleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/catisma-cozumu-ve-baris-insasinda-dunya-deneyimleri-ornekleri/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 Jan 2022 11:12:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/catisma-cozumu-ve-baris-insasinda-dunya-deneyimleri-ornekleri/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nepal Müzakere Sürecinde Özgün Deneyim: Barış ve Yeniden İnşa Bakanlığı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/14/nepal-muzakere-surecinde-ozgun-deneyim-baris-ve-yeniden-insa-bakanligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jan 2022 11:12:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Barış ve Yeniden İnşa Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Melike Bisikletçiler]]></category>
		<category><![CDATA[Nepal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=77677</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Nepal’de imzalanan barış anlaşmasından sonra Barış ve Yeniden İnşa Bakanlığı kuruldu ve Nepal’deki tüm toplumsal süreçlere, protestolara kadınlar/kadın örgütleri aktif şekilde katıldı, ancak müzakere masasında her iki taraf da kadınlara yer verilmedi.' Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri dosyamızın üçüncü röportajında Raportör Melike Bisikletçiler ile Nepal Çatışma çözümü deneyimlerini konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/14/nepal-muzakere-surecinde-ozgun-deneyim-baris-ve-yeniden-insa-bakanligi/">Nepal Müzakere Sürecinde Özgün Deneyim: Barış ve Yeniden İnşa Bakanlığı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nepal’in sosyopolitik ve sosyoekonomik yapısı nasıl? Bize Nepal ile ilgili genel bir çerçeve çizebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-77678 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/01/melike-bisikletciler-640x622.jpg" alt="Melike Bisikletçiler" width="256" height="249" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/01/melike-bisikletciler-640x622.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/01/melike-bisikletciler.jpg 720w" sizes="(max-width: 256px) 100vw, 256px" />Nepal yaklaşık 30 milyon nüfusa sahip bir Güney Asya ülkesi. Çin ve Hindistan’a komşu olan Nepal’in denize sınırı bulunmuyor. Etnik grupların ve kast sisteminin iç içe geçtiği son derece karışık bir nüfus yapısına sahip. Nepal’de 125 kast/etnik grup ve 123 dil grubu bulunuyor. Dini açıdan bakacak olursak, ülke nüfusunun çoğunluğu (%80 ve üzeri) Hindu dinine, daha küçük oranda nüfuslarla da Budist, Müslüman, Hristiyan ve yerel dinlere mensup kişiler/gruplar bulunuyor. Ülke yönetiminde ve bürokraside gerek monarşi döneminde gerekse çatışma döneminde ağırlıklı oranda üst kastların yer aldığını, ülkede sınıfsal ayrımların yaşandığını söylemek mümkün. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası Demokrasi Endeksi’ne göre (2019), Nepal 5,28 puanla otoriter rejimler ile kusurlu demokrasiler arasında melez rejimler kapsamında konumlandırılıyor. Dünya Bankası’na göre de alt orta gelir grubuna sahip ülkeler arasında gösteriliyor ve dünyanın yoksul ülkeleri arasında bulunuyor. Ulusal meclis ve temsilciler meclisi olmak üzere iki meclisli bir yapıya sahip olan ülkenin resmi adı Federal Demokratik Nepal Cumhuriyeti.</span></p>
<p><b>123 Farklı dil; 125 kast/etnik kökenden bahsediyorsunuz. Çatışmaya neden olan dinamikler nelerdi? Dini faktörler mi, etnik ya da sınıfsal yapı mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de devlet güçleri ve CPN-M (Nepal Komünist Partisi-Maoist) arasında yaşanan çatışmanın birden fazla nedeni bulunuyor. Kast sistemi sınıfsal ayrımları ve hiyerarşileri beraberinde getiren bir sistem. Nepal’deki kast sistemi de yoksulluğu ve sınıfsal ayrımları tetikleyen en temel sebeplerden biri. Ağırlıkta kırsal nüfusa sahip olan Nepal’de toprak zenginleri üst kastlara mensup kişiler. Ayrıca uzun yüzyıllar yaşanan kast sistemi gruplar arasında sınıfsal ayrımların yanı sıra temsiliyet ve bürokraside yer alma oranlarında farklılıkları da beraberinde getiriyor. Kısaca Nepal’deki çatışmanın temel nedenlerinden biri sınıfsal ayrımlardı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine çatışmanın temel nedenlerinden birinin etnik ayrımlar olduğunu söyleyebiliriz. 1960-1990 yılları arasında ülkede monarşinin varlığına ek olarak panchayat sistemi (Hindu monarşisinin öne çıkarıldığı, siyasi partilerin yasaklandığı bir sistem) uygulanıyor. Bu dönemde devletin sloganı da -“Tek dil, tek din, tek kıyafet, tek ülke’’- tekçi politikaların devlet eliyle desteklendiğini gösteriyor. 1962 Anayasası ile birlikte de ülkenin resmi dini Hindu, resmi dili ise Nepali olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla asimilasyona dönük, dışlayıcı bir sistem yaşanıyor. Oysa ki, Nepal çok çeşitli etnik, dili ve dini grupların yaşadığı bir ülke. Neticede, yaşanan etnik ayrımcılık çatışmayı tetikleyen faktörler arasında. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmaya neden olan dinamikler arasında yine rejim tartışmalarının olduğunu söyleyebiliriz. Ülkede monarşinin varlığı, kralın siyasete ve siyasi partilere müdahaleleri, panchayat döneminde siyasi partilerin yasaklanması, muhalifler üzerindeki baskılar ve sürekli değişen hükümetler beraberinde istikrarsızlığı ve rejim tartışmalarını ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla Nepal’de sınıfsal ve etnik ayrımların yanı sıra monarşi-demokrasi tartışması uzun yıllar yaşanıyor. Nitekim 1990 sonrasında (Jana Andolan I) halk ayaklanması ile birlikte kral siyasi partiler üzerindeki yasağı kaldırmak zorunda kalıyor. 1990-1996 yılları ise sürekli değişen hükümetler ve siyasi istikrarsızlıkla geçiyor. 1996 yılında ise devlet güçleri ile CPN-M arasında yaşanan on yıllık çatışma dönemine giriliyor.</span></p>
<p><b>Çatışmanın aktörleri kimlerdi ve bu aktörlerin talepleri nelerdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışma devlet güçleri ve CPN-M arasında yaşanmış olsa da sürecin içerisinde olan veya daha sonra dahil olan aktörler bulunuyor. Nepal’de sol gelenek sadece Maoistlere özgü değildi. Ülkede çok eskiden bu yana çeşitli sol, sosyalist, sosyal demokrat gruplar bulunuyordu. Ancak aralarında ciddi çekişmeler ve fraksiyon farklarıyla birlikte mücadele yöntemlerinde de farklılıklar bulunuyordu. Çatışmanın aktörlerinden biri olan CPN-M kendisini radikal solda, Maoist olarak tanımlayan bir gruptu. CPN-M’nin silahlı kanadı ise Halkın Kurtuluş Ordusu (PLA) idi. CPN-M’nin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi hakları kapsayan geniş çerçeveli talepleri mevcuttu. Örneğin anadilde eğitim hakkının yanı sıra, otonomi talepleri, Hindistan’la adil/eşit olmayan sözleşmenin feshi, çiftçilerin borçlarının silinmesi gibi talepleri vardı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmanın aktörlerinden biri de monarşinin varlığıyla birlikte kralın kendisi ve Kraliyet Ordusu idi. 1996-2001 yılları arasında çatışma CPN-M ve Nepal Polisi arasında yaşanıyor. 2001 yılında ilan edilen OHAL ile birlikte Nepal Kraliyet Ordusu da çatışmaya dahil oluyor. Ayrıca çatışma sürecinde devlet Nepal Silahlı Polis Gücü ismi verilen paramiliter bir güç oluşturuyor. Kralın başlıca isteğinin monarşiyi devam ettirmek olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca Nepal Ordusu da krala bağlıydı ve statükonun devamından yana olduklarını söylemek gerekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine çatışmanın başlanmasından 2006 yılında son bulmasına kadar hükümette yer alan siyasi partiler -başta sosyal demokrat bir parti olan Nepal Kongresi olmak üzere- aktörler arasında yer alıyor. Nitekim 2006 yılında imzalanan Kapsamlı Barış Anlaşması da CPN-M ve Nepal hükümeti arasında imzalanıyor. Siyasi partiler çatışma döneminde karışık tutumlar sergilemişlerdir. Örneğin, 2005’te yaşanan kraliyet darbesi sonrasında siyasi partiler Yedi Partili İttifak’ı (SPA) oluşturmuşlar ve krala/monarşiye karşı -CPN-M ile de yakınlaşarak- mücadele etmişlerdir. Ancak müzakere sürecinde anayasal monarşiyi savunur nitelikte yaklaşımlar sergileyen hükümet yetkilileri çıkmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak kısaca Hindistan ve BM’den bahsedebilirim. Hindistan çatışma sürecinde taraflara kendi ülke çıkarları çerçevesinde yaklaşım sergilemiştir. UNMIN (BM Nepal Misyonu) ise çatışmanın ardından özellikle silahsızlanma sürecini desteklemek, seçimleri ve ateşkesi izlemek için Nepal’de bulunmuştur.</span></p>
<p><b>Çatışmanın tarihsel gelişimini anlatır mısınız? Nasıl bir hikâyeden bahsediyoruz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1996 yılında CPN-M hükümete 40 maddelik bir talepler listesi sunmuştur. Bu talepler arasında siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel pek çok başlık bulunmaktaydı. CPN-M, bu taleplerin karşılanmaması durumunda devlete karşı şiddet içeren bir mücadeleye başlayacaklarına dair hükümete ültimatom vermiştir. Ancak dönemin hükümeti CPN-M’yi dikkate almamış ve &#8216;marjinal&#8217; bir grup olarak tanımlamıştır. Nitekim Nepal’de 10 yıl sürecek olan çatışma dönemine girilmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışma, 1996-2006 yılları arasında devlet güçleri ve CPN-M arasında yaşandı. 2001 yılında OHAL ilan edilmiş ve çatışmaya Nepal Kraliyet Ordusu da dahil olmuştur. Ayrıca devlet tarafından Nepal Silahlı Polis Gücü adı altında paramiliyet bir güç oluşturulmuş ve çatışmaya dahil edilmiştir. 2001 yılı sonrasında hem çatışmanın yoğunluğu hem de yaşanan hak ihlalleri artmıştır. 2005 yılında kraliyet darbesi yaşanmış ve kral hükümeti feshederek hükümetin başına kendisi geçmiştir. Bu süreçte siyasi partiler Yedi Partili İttifak (SPA) ismiyle bir ittifak oluşturmuş ve CPN-M ile yakınlık kurmaya başlamışlardır. Nitekim Nisan 2006’da 19 gün boyunca devam eden protesto ve grevler ülke geneline yayılmıştır. Jana Andolan II olarak adlandırılan bu protestolar (halk hareketi) kralın geri çekilmesini beraberinde getirmiştir. Jana Andolan II; CPN-M, siyasi partiler, kadın örgütleri, sivil toplum kuruluşları, çeşitli halkların ve muhalif grupların desteği ile gerçekleşmiştir. 2006 yılında ise 3. müzakere süreci yaşanmış ve Kasım 2006’da Kapsamlı Barış Anlaşması (CPA) imzalanmıştır. </span></p>
<p><b>Çatışma süreci, çatışmanın yarattığı yıkım?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de çatışma süreci 10 yıl sürdü. Özellikle 2001’de OHAL’in ilan edilmesi ve Nepal Ordusunun çatışmaya dahil olmasıyla birlikte hem çatışmanın dozajı hem de insan hakları ihlalleri artmıştır. Özellikle 2001 sonrasında zorla kaybetmelerde ciddi bir artış yaşandı. Yerel ve uluslararası kurumlar ortalama 1300 kişinin zorla kaybedildiğini belirtiyor. Yine 2001 sonrasında zorunlu göç önemli oranda arttı. Çatışma sürecinde 100-200 bin kişinin göç ettiği belirtiliyor. Ancak Nepal’de yerinden edilmeye ilişkin kayıt süreci çeşitli nedenlerle çok sağlıklı yürütülmediğinden kesin bir rakam vermek güç. Araştırmalar; Dalitlerin (kast sisteminin tamamen dışında ve en altta tutulan grup), kadın, çocuk, engelli ve yaşlı bireylerin göçten daha fazla etkilendiğini, özellikle kadın ve çocukların insan ticareti, zorla çalıştırılma gibi hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Can kayıpları konusunda ise Uppsala Conflict Data Programı can kaybını 11.187 kişi olarak vermektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışma sürecinde pek çok çocuk orduya veya CPN-M’ye dahil edilmiştir. Nepal’deki çatışma süreci içerisinde ‘’çocuk savaşçı’’ olgusunu görüyoruz. Yine genel olarak da çocuklar eğitim, sağlık, barınma haklarından yararlanamamış, pek çok çocuk evsiz ve/ya öksüz kalmıştır. Ayrıca muhaliflere yönelik gözaltı, baskı ve tutuklamalar yaşandığını görüyoruz. Gazetecilerin tehdit ve tutuklamalara maruz kaldığını, 15 gazetecinin öldürüldüğünü belirten araştırmalar mevcut. </span></p>
<p><b>Çatışma süreci ile ilgili bize bir perspektif sundunuz. Peki nasıl bir müzakere süreci gerçekleşti?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de üç farklı müzakere süreci yaşandı. İlki 2001 yılında gerçekleşen müzakerelerin neredeyse başlarkenden sona erdiğini söyleyebiliriz. 2001 yılı Nepal için hükümet değişikliğinin yaşandışı, istikrarsızlığın olduğu bir yıldı. Kral Gyanendra da meseleyi askeri yöntemlerle çözme düşüncesinde idi. Nitekim karşılıklı güvensizlikle birlikte böyle bir ortamda müzakererler kısa sürede sona erer. 2003 yılında başlayan müzakerelerde 2001 yılına oranla daha ileri bir adım atılarak tarafların uyacağı 22 maddelik bir davranışlar çerçevesi çizilir. Bu dönemde hükümet heyeti masaya ciddi bir teklif getirmezken, Maoistler 1996 yılında ortaya koydukları kırk madde halindeki talepleri 24 maddeye indirerek masaya teklif sunmuştur. Bu süreçte cezaevinde olan bazı PLA kadroları serbest bırakılmış ve ordunun kendi askeri noktalarının sadece beş km. uzağına kadar serbest dolaşması konularında taraflar sözlü olarak anlaşmıştır. Ancak ordu bu taleplere tamamen karşı çıktı. Nitekim 2003 yılındaki müzakereler de sonuca ulaşamadı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de üçüncü müzakere süreci 2006 yılında gerçekleşti. Ancak bu sürecin öncesinde 2005 yılında kraliyet darbesi yaşanmış ve akabinde siyasi partiler Yedi Partili İttifak (SPA) oluşturmuştur. Bu süreçte CPN-M ve siyasi partiler yakınlaşmaya başlamışlar ve Jana Andolan II protestoları yaşanmıştır. Bu protestolara ülkede çok çeşitli kesimleri de destek vermiş, 19 gün boyunca protestolar devam etmiştir. Buna bağlı olarak da kral görevlerinden çekilmek zorunda kalmıştır. Halkın bu protestolarda talepleri kısaca barış ve demokrasiye yönelikti diyebiliriz. Dolayısıyla Jana Andolan II ardından süreç hızlanmış, genel çerçeveyi çizen çeşitli anlaşmalar yapılmış ve Kasım 2006’da da Kapsamlı Barış Anlaşması (CPA) Nepal hükümeti ve CPN-M arasında imzalanmıştır.  Ancak bu sürecin tamamen sorunsuz yaşandığını söyleyemem. Örneğin siyasi partiler Jana Andolan II protestolarında monarşiye karşı tutum sergileyip, protestolara aktif şekilde katılsalar da müzakere masasında ilk etapta cumhuriyet konusunu ötelemişler hatta aralarında anayasal monarşiyi savunur noktaya gelenler de olmuştur. Müzakere süreçlerine ilişkin şunu da belirtmek istiyorum; Nepal’deki tüm toplumsal süreçlere, protestolara kadınlar/kadın örgütleri aktif şekilde katılmıştır, ancak müzakere masasında her iki taraf da kadınlara yer vermemiştir. </span></p>
<p><b>Nepal’de şu anda mevcut durum nasıl? Toplumsallaşmış bir barış sürecinden bahsedebilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de barış anlaşmasının ardından cumhuriyet ilan edilmiş, seküler bir sisteme geçilmiş ve yapılan ilk seçimlerde CPN-M yüksek oy alarak seçimden birinci parti olarak çıkmıştır. Ancak masada otonomi talepleri ötelenmiştir. Nepal etnik temelde olmayan 7 bölgeye ayrılarak federasyon çatısı altında yönetilmeye başladı. Bugün ise otonomi taleplerinin ötelenmesinden dolayı Terai Bölgesi’nde yaşayan Madhesilerle Nepal devleti arasında etnik bir çatışma yaşanması riski bulunuyor. Çeşitli yorumcular da şiddet içeren bir etnik çatışma riskine dikkat çekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün Nepal’de yerli halkların, Dalitlerin ve Madhesilerin ayrımcılığa maruz kaldığını söylemek mümkün. Nepal’de Hakikat ve Uzlaşı Komisyonu ile Kayıp Şahıslar Komisyonu kurulmuştur. Ancak geçiş dönemi adaletine ilişkin mekanizmalar hem geç kurulmuş hem de bu komisyonların topladığı binlerce şikayet muallakta kalmıştır. Çatışma sürecinde yaşanan ağır hak ihlalleriyle yüzleşilmiş olduğunu, faillerin yargılandığını söylemek şu an için mümkün değil. Örneğin geçtiğimiz yıl da hükümet BM raportörlerinin ülkeyi ziyaret etmesine çok sıcak bakmamıştı. Bugün Nepal’de geçmişle yüzleşmeye ve adalet talebine yönelik aktivizm devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak şunu da belirtmek isterim; Nepal’de imzalanan barış anlaşmasından sonra Barış ve Yeniden İnşa Bakanlığı kuruldu. Barış inşasına yönelik sivil toplumun da desteğiyle çeşitli projeler yürütüldü. Barışa ilişkin bir bakanlığın kurulmuş olması son derece özgün bir deneyim. Ancak Nepal’de siyaseten ve bürokratik olarak merkezileşmiş bir kültür söz konusu olduğundan ve bakanlık fonları sivil topluma yeterli seviyede aktarılmadığından sıkıntılar ortaya çıktı. Bugün için Nepal’de barışın yeterinde toplumsallaşmış olduğunu söyleyemem. </span></p>
<p><b>Türkiye’deki çatışma süreçleriyle benzer, farklı yanları neler? Çözüm için öneri ve tavsiyeleriniz var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her ülke ve coğrafyanın kendine özgü koşulları olsa da elbette yaşanan/yaşanmış olan çatışma süreçleri ve nedenleri arasında benzerlik bulunuyor. Türkiye’nin çok etnisiteli ve çok dilli yapısı Nepal örneğiyle örtüşüyor. Nepal’de özellikle 1960-1990 yılları arasındaki panchayat döneminde devletin asimilasyona dönük politikalar izlediğini ve sloganının dahi tek dil, tek din şeklinde olduğunu görüyoruz. Bu Türkiye’de devletin asimilasyon politikaları ve tekçi yaklaşımlarıyla benzerlik gösteriyor. Nepal’de özellikle belirli bir kimliğin öne çıktığı bir bölgede gelişen özerklik talebi Kürt Meselesi’nde de karşımıza çıkıyor. Ayrıca her iki ülkede de paramiliter güçlerin çatışma sürecinde yer aldığını ve cezasızlık kültürünün yaygın olduğunu görüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de etnik sorunların müzakere masasında geri planda kalması bize sorunun kapsamlı şekilde çözülmediğini de gösteriyor. Diğer yandan, Kürt Meselesi çoğunlukla etnik bağlamda ele alınıyor ancak içerisinde etnik unsurların yanı sıra sınıfsal farklılıkları da barındırıyor. Bu anlamda özerklik ve kültürel hakların yanında sınıfsal eşitsizliklerin de ötelenmemesi gerektiğinin çıkarımını yapabiliriz. Meseleyi çok başlıklı ele almak daha sonra ortaya çıkabilecek sorunları en aza indirerek barış inşasına da katkı sunabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de yaşanan çatışma diyalog yoluyla çözüldü. Nepal’de gerçekleşen müzakere süreçlerinde ve barış inşa süreçlerinde her ne kadar bazı eksiklikler yaşanmış olsa da meselenin diyalog yoluyla çözülmesi önemli. Nepal’den çıkarılabilecek en önemli derslerden biri belki de halkın çok çeşitli kesimlerinin, halkların, sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek barışı ve çözümü talep etmesiydi. Bunun dikkate değer olduğunu düşünüyorum.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/14/nepal-muzakere-surecinde-ozgun-deneyim-baris-ve-yeniden-insa-bakanligi/">Nepal Müzakere Sürecinde Özgün Deneyim: Barış ve Yeniden İnşa Bakanlığı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zor Olsa da Barış: Guetamala’da Savaş ve Müzakere Süreçleri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/06/zor-olsa-da-baris-guetamalada-savas-ve-muzakere-surecleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jan 2022 09:15:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Guatemala]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kudret Çobanlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=77484</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Guatemala örneği bize, on yıllar süren bir savaşın sonrasında bile müzakerelerin mümkün olduğunu göstermiş, böyle bir ümidi diğer çatışma deneyimleri için de mümkün kılmıştır.' Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri dosyamızın ikinci röportajında Guatemala iç savaşı ve ardından gelen barış sürecini Raportör Kudret Çobanlı ile konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/06/zor-olsa-da-baris-guetamalada-savas-ve-muzakere-surecleri/">Zor Olsa da Barış: Guetamala’da Savaş ve Müzakere Süreçleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Barış süreçlerini konuşurken o ülkenin sosyopolitik ve sosyoekonomik yapısını bilmenin önemli olduğunu düşünüyorum.. Guatemala nasıl bir yer, sosyopolitik ve sosyoekonomik yapısı nasıl?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-77486 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/01/kudret-cobanli.jpeg" alt="" width="230" height="362" />36 yıllık bir iç savaştan geçen Guatemala, Büyük Okyanus’a kıyısı olan, Meksika’nın doğusunda bir Orta Amerika ülkesi. Çoğu Latin Amerika ülkesi gibi tarihine damga vuran olay bir sömürge ülkesi olması; 16. yüzyıldan 1821’e kadar İspanyol sömürgesi altında kalıyor. Nüfusun %56’sını Maya ve İspanyol karışımı bir etnik grup olan Ladinolar, %44’ünü Mayalar ve diğer yerli halklar oluşturuyor. 2020’deki nüfusu 18 milyon olarak tahmin edilse de iç savaşın sürdüğü yıllar boyunca nüfusun 5 ila 10 milyon arasında değiştiğini hatırlamak iç savaşa dair sunacağım veriler açısından elzem. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyoekonomik göstergeler açısından ise ilk söylenecek şey Guatemala’nın dünyanın en eşitsiz ülkelerinden biri olmasıdır. Daha önemlisi, Guatemala esasen etnik farklılıklarla iç içe geçmiş derin bir ekonomik katmanlaşmayla malul. Tüm ekonomik göstergeler, yerli halk için ulusal ortalamanın altında seyrediyor. En yüksek sosyo-ekonomik katmanda yerli halktan neredeyse kimse yok. En çarpıcı veri olarak, esas geçim kaynağının tarım olduğu ülkede ekilebilir arazinin %70’i halen %3’ten az bir nüfus grubunun elinde bulunduğunu söyleyebiliriz.</span></p>
<p><b>Verilere göre Guatemala’nın dünyanın en eşitsiz ülkelerinden biri olduğunu söylüyorsunuz. Çatışmaya sebep olan durum bu eşitsizlik hali mi ya da çatışmaya neden olan dinamikler nelerdi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmaya neden olan tarihsel dinamikleri sömürgecilik ve mirası, etnik ayrımcılık ve otoriter yönetimler olarak sıralayabiliriz. Sömürge döneminden yakın zamana dek Guatemala tarihi, aşırı sosyo-ekonomik eşitsizlik, büyük siyasi baskı, azınlığın elinde güç birikimi ve Maya nüfusunun marjinalleşmesiyle karakterize olmuş haldeydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala’da da eşitsizliklerin kökeninde sömürge tarihi yer alıyor. Sömürge tarihi boyunca Maya halkları, agro-elit bir azınlığı oluşturan Ladinolar ile ekonomiye egemen olan toprak sahiplerinin sistematik baskısına ve siyaseten egemenliğine maruz kalıyorlar. Bu tabloya, Mayaların yönetime neredeyse hiç katılamadığı ırkçı sistem eşlik ediyor. Sömürge ırkçılığı, yerli halkların daha aşağı olduğu ve potansiyel isyankârlar olduğu inanışını miras bırakmıştı ve bu, onların imhasından yana devleti daha az sorumlu hale getiriyordu. Guatemala, İspanya’dan bağımsızlığını 1821’de kazandı. Ancak, azınlıktaki bir elitin gücünün kurumsallaştığı ve ırkçılığa kadar varan etnik ayrımcılığın devam ettiği bir anlayışla yönetilmeye devam etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir başka kök neden, Guatemala siyasetinin otoriter yapısıdır. Guatemala, 20. yüzyılın ortasına kadar otoriter hükümetler veya diktatörler tarafından yönetilmişti. Elbette bu, hükümet işlerine toplumsal katılımın neredeyse hiç olmaması anlamına geliyordu. Bu tablo içerisinde, 1944-1954 arasında yaşanan Guatemala İlkbaharı siyasetin açıldığı bir dönem anlamına gelse de 1954’teki ABD destekli darbe Guatemala’yı yeniden antidemokratik bir dönemin içine soktu. 1954’ten 1986’da tekrar sivil yönetime dönülene kadar Guatemala askerî darbeler, cuntalar veya “seçilmiş” askerî hükümetler tarafından yönetilmeye devam etti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu unsurlar, Guatelama’da iç savaşa giden yolun tarihsel yapıtaşlarını döşemişti. Ancak çatışma esasen, 1960’lardan itibaren ortaya çıkan gerilla gruplarının Marksist bir sınıf savaşı perspektifiyle devrim hedefleyerek mücadeleye girişmesiyle başlayacaktır. </span></p>
<p><b>Peki, çatışmanın aktörleri ve talepleri nelerdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala’da savaş sivil ve askerî elitin elinde toplanan kaynakların adil bölüşümü ve demokratikleşme isteği ile bunun karşısında duran militerleşmiş bir oligarşi sınıfı arasındaki çatışma olarak başlasa da giderek Mayaların bastırıldığı bir rejime dönmüştür. Başka bir deyişle, 1960’lardan itibaren ortaya çıkan gerilla grupları, Marksist bir sınıf savaşı perspektifiyle devrim hedefleyerek mücadeleye başlayacak ancak 1970’lerden itibaren giderek daha çok savaşın etnik boyutunun farkına varacaklardır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala, iç savaşı hakkındaki literatür 1982’de dört örgütün birleşimine kadar Gutemala’da her biri farklı siyasi, askerî güce ve farklı stratejilere sahip birçok gerilla grubunun olduğunun altını çiziyor. 1982’de ise Silahlı Asi Kuvvetleri (FAR), Yoksulların Gerilla Ordusu (EGP), Halkın Silahlı Devrimci Örgütü (ORPA) ve Guatemala İşçi Partisi Ulusal Direktif Çekirdeği (PGT-NDN) birleşiyor ve Guatemala Devrimci Ulusal Birliği (URNG) adını alıyorlar. URNG’nin birincil hedefi “Guatemala halkının baskı, sömürü, ayrımcılık ve yabancı ülkelere bağımlılıktan kurtulmasını” sağlayacak bir devrimci halk savaşı başlatmaktı. URNG, komünistlerden demokratlara ve dindarlara, sendika liderlerinden öğrencilere farklı kesimleri barındırsa da Marksist-Leninist bir çizgideydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerilla gruplarının karşısında ise dört başı mağrur bir kontrgerilla devleti ve onun şiddet aygıtları vardı. İç savaş boyunca ordu, bir siyasi güvenlik aygıtı gibi toplumun her düzeyine nüfuz ederek, resmî veya gayriresmi yollarla, sistematik tehdit, işkence ve infazlarla muhalefet hareketini kontrol etmeye çalıştı. Bu tabloda ordunun yanısıra paramilter yapılar şiddetin artmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu paramiliter yapılar içerisinde, Türkiye’deki köy koruculuğu sistemine benzeyen, sivillerden zorla veya zoraki yöntemlerle devşirilen, bir “kimliklendirme” aracı olarak da işlev gören Sivil Öz Savunma Devriyeleri’nden (PAC) ayrıca bahsetmek gerekiyor.. Bir başka paramiliter yapı ise, ordu tarafından finanse edilen ve kurbanlarını ve yakınlarını korkutmak için uçaktan atma, öldürdükleri bedenlerin üzerine anti-komünist mesajlar asma, psikolojik şiddet uygulama gibi yöntemler kullanan ölüm mangalarıydı. Tüm bu kontrgerilla tablosuna, yanıbaşında ikinci bir Küba örneği yaşanmasını istemeyen ABD de özel harekât birlikleriyle aktif olarak katılıyordu. Guatemala İç Savaşı’nın ABD ordusu ve CİA’nin aktif olarak müdahil olduğu ilk iç savaş olduğu söylenebilir.</span></p>
<p><b>Guatemala’nın çok katmerli bir yapısını olduğundan söz ediyorsunuz. Çatışmanın tarihsel gelişimini nasıl ele aldınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-77487 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/01/kitap_kapak_zor_olsa_da_baris_guatemala_deneyimi.jpg" alt="" width="336" height="475" />DİSA için yazdığım raporda savaşı üç dönem altında inceliyorum: Reformist Askerlerin Darbe Girişimi ve Silahlı Mücadelesini kapsayan 1960-1970 arasındaki ilk dönem, 1971-1977 arasındaki İkinci Gerilla Hareketi Dalgası ve 1978-1985 arasını kapsayan İç Savaşın Yükselişi ve Artan Toplumsal Yıkım Dönemi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Savaşın ilk evresi daha küçük çaplı ve başta başkent Guatemala City olmak üzere şehirlerdeki siyasi muhalefete karşı girişilmiş operasyonlar olarak vuku bulmuştur. Daha önce de söylediğim gibi bu ilk dönemde gerilla kuvvetler yerli Maya halkı ile çok ilişkiye girmiyor ve Che Guevara’dan esinle </span><i><span style="font-weight: 400;">foco </span></i><span style="font-weight: 400;">stratejisi dahilinde mücadelelerini yürütüyorlar. 1970’lerdeki ikinci dönemde ise gerilla grupları uzun erimli bir savaşı planlamak, kırsalda üsler kurmak ve altyapı geliştirmek, yerel halkı mücadeleye dahil etmek ve uluslararası arenada meşruiyet cephesi sağlamak için çalışıyorlar. Bu dönemde Maya halkı hem çatışmaların kurbanları hem de gerilla hareketinin aktörleri olarak savaşa dahil oluyorlar. Savaşın şiddetini en çok arttırdığı ve kitlesel yıkıma sebep olduğu dönem ise 1978 ve özellikle 1982 sonrası dönem. </span></p>
<p><b>36 yıl süren bir çatışma sürecinden bahsediyoruz. Çatışma süreci, çatışmanın yarattığı yıkım ile ilgili nasıl verilere ulaştınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala İç Savaşı, 1960-1996 arasında 36 yıl boyunca süren ve 8-9 milyonluk bir ülkede 200 bin kişinin öldüğü, 1 milyondan fazla kişinin yerinden edildiği bir savaş. Müzakere sürecinde kurulan Hakikatleri Açığa Çıkarma Komisyonu’nun (CEH) 1999 tarihli verileri bize ölüm ve kayıpların %93’ünden devletin sorumlu olduğunu ve mağdurların %86’sının Maya halklarından olduğunu söylüyor. Rapor ayrıca çeşitli gerekçeler göstererek Mayalara karşı işlenen suçları “soykırım” olarak nitelemiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmanın yarattığı yıkım açısından özellikle eğilinmesi gereken zaman dilimi, Guatemala tarihinin en kanlı dönemi olarak anılan Mart 1982 ile Ağustos 1983 arasındaki General Rios Montt dönemidir. Montt’un başkanlığa gelmesini izleyen 18 ay içerisinde bir stratejik soykırım yürütüldü. 1981’in başlarında, geleneksel olarak yerli halkın yaşadığı dağlık kesimlerinde bir “toprağı temizleme harekâtı” başlatıldı. Bu strateji dahilinde, sivillerle silahlı güçler arasında ayrım güdülmüyor ve savaş hukuku gözetilmiyordu. Toprağı temizleme operasyonları kapsamında, ordu ve onun sivil yerlilerden devşirilmiş devriyeleri de içeren paramiliter güçleri, gerillaya yardım ettiğinden şüphelendikleri ve devletin safına katılmayı reddeden 600’den fazla köye saldırdı. Buralarda yaşayanlar sistematik işkenceye maruz kaldı, kadınlara tecavüz edildi. Ordu, 440 köyü tamamen tahrip etti, bir milyondan fazla kişi yerinden edildi ve çoğunluğu silahsız yerli halktan olmak üzere 150 bin kişi katledildi. Ordu bununla da yetinmeyip gerillanın ve “içerideki düşman”ın işine yarayacağı düşüncesiyle tarlaları, ormanları dahi yaktı. Bu soykırım politikalarının amacı, sadece gerillaların halktaki destek tabanını ortadan kaldırmak değil, aynı zamanda yerli halkların kimliğini, kültürünü ve toplumsal yapılarını da yok etmekti.</span></p>
<p><b>Müzakere süreçleri bize ne söylüyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala’da müzakere süreci 10 yıla uzanan ve 3’ü yönteme ilişkin olmak üzere 10 anlaşma ve 300’den fazla taahhütte yayılan bir süreç olarak vuku buluyor. 1986’da Guatemala’nın sivil hayata geçmesi müzakerelere başlanmasında önemli bir adım. Soğuk Savaş’ın bitimi ve bölgesel aktörlerin Latin Amerika’da iç çatışmaları bitirmek üzere bir araya gelişleri de süreci hızlandıran bir etken olarak işliyor. Özellikle Esqupilas 2 anlaşmaları Latin Amerika ülkelerinde iç çatışmaların bitmesi için devletleri sorumlu kılıyordu ve bu anlaşmalar sayesinde Guatemala’da Ulusal Uzlaşı Komisyonu kurulacak, taraflar arasında görüşmeler resmen başlayacaktı. 1994’te hükümet ve gerillalar bir Birleşmiş Milletler Doğrulama Misyonu (MINAGUA) kurulmasını kabul etti. Bu misyon, insan haklarının güçlenmesi ve demilitarizasyonu sağlayan bir dizi anlaşmaya varılmasını izlemekle görevliydi. MINAGUA gözlem raporlarının açıkça altını çizdiği şeylerden biri; Guatemala’da insan haklarının yerleşmesinin önündeki en önemli engel, devletin uzun zamandır iddia ettiği gibi, savaş durumu değil, cezasızlık sorunuydu. Yani devletin bir ateşkes anlaşması imzalanana kadar insan hakları yönünde bir ilerleme sağlanamayacağı argümanı anlamlı değildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Burada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta, Barış sürecinin başında, hükümet ve URNG’nin çatışma </span><span style="font-weight: 400;">bitimine dair durdukları noktanın daha müfrit, uzlaşmaz bir nokta olduğudur. Bu bağlamda, adımların atıldığı ilk yıllarda ordu ve hükümet, barışı URNG’nin kesin olarak silah bırakmasına bağlarken, URNG&#8217;</span><span style="font-weight: 400;">de kontrgerilla önlemlerin tümden kaldırılmasında ve kapsamlı bir sosyal reform yapılmasında ısrar ediyordu. Yine de </span><i><span style="font-weight: 400;">Esquipulas II </span></i><span style="font-weight: 400;">gibi anlaşmalar ve sivil grupların -bunların içerisinde Katolik kilisesinin ve dinî grupların rolü de ayrıca önemliydi- baskısı tarafların “ödün vermez” pozisyonlarından sıyrılıp diyaloğa doğru adım atmalarını sağladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunların neticesinde 1994-1996 arasında URNG ve hükümet arasında esasa ilişkin 7 anlaşma imzalandı. Bu anlaşmalar bütünü, ateşkes ve eski savaşçıların yeniden hayata katılımı gibi temel noktaları ele alırken bir yandan da bazı kısıtlılıklarına rağmen çatışmanın altında yatan temel nedenleri irdeliyor, insan haklarına önemli vurgular yapıyor ve mağdurların bilme ve tazmin hakkına saygı gösteren maddeler içeriyordu. Uzun uzadıya değinemeyecek olsam da kapsamlarını göstermek açısından bu 7 anlaşmanın ismini saymak isterim:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kapsamlı İnsan Hakları Sözleşmesi, Yerinden Edilen Nüfus Gruplarının Yeniden Yerleşimine İlişkin Anlaşma, Geçmişteki İnsan Hakları İhlallerini ve Şiddet Eylemlerini Açıklığa Kavuşturmak İçin Komisyon Kurulmasına İlişkin Anlaşma, Yerli Halkların Kimliği ve Hakları Anlaşması, Sosyo-Ekonomik Konular ve Tarımdaki Durum Anlaşması, Demokratik Bir Toplumda Sivil Alanların Güçlenmesi ve Ordunun Rolü Anlaşması ve son olarak Anayasal Reformlar ve Seçim Rejimi Anlaşması.</span></p>
<p><b>Peki, Şimdiki durum? Savaş sonrası durum Guatemala’da günümüze nasıl yansıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala’daki mevcut durumu şöyle özetlemek mümkün: Barış anlaşmaları imzalandığı günden bu yana Guatemala’da çatışmaya bağlı ölümün yaşanamaması sevindirici olsa da ne yazık ki bu Guatemala’nın ne doğrudan şiddetten ne de yapısal ve kültürel şiddetten azade olduğu anlamına geliyor. Öyle ki çeşitli gözlemciler, “İç savaşın bitiminden beri Guatemala’nın çok daha şiddetli bir ülke haline geldiğini” söylerler. Özellikle 2000’li yılların ortalarından itibaren yükselen şiddet, Guatemala’yı Latin Amerika’nın en tehlikeli ülkelerinden biri haline getirmektedir. Maya hakları savunucusu ve Nobel Barış Ödülü sahibi Rigoberta Menchú’ya göre bu sonucun arkasındaki en önemli neden “ordunun ve iş dünyasının, barışı URNG’nin demobilizasyonundan ibaret saymaları” idi. Guatemala’da barış sonrası şiddet ortamının başrolünde çetelerin ve uyuşturucu kaçakçılarının yanı sıra devlet kurumlarının cezasızlıkla mücadelede irade ortaya koyamamaları bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala’nın bugününe, insanların kaynaklara eşit derecede ulaşımını engelleyen yapısal şiddet açısından baktığımızda da iç açıcı bir durumla karşılaşmıyoruz. Guatemala siyasetini yorumlayanlar, ülkedeki kalkınma sorununun barışın sağlanmasının temelini oluşturduğuna dikkat çekmektedir. </span></p>
<p><b>Türkiye’deki çatışma süreçleriyle benzer, farklı yanları neler? Çözüm için öneri ve tavsiyeleriniz var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala’daki çatışma süreci üzerine çalışırken, devletlerin iç savaşları bastırmakta birbirlerinden öğrenme kapasiteleri hakkında şaşkınlık yaşadığımı hatırlıyorum. Guatemala bizden çok uzakta, pek de ortak bir yanımız bulunmadığını düşündüğümüz bir ülke olsa da iç savaş sırasında devletin uyguladığı yöntemler arasında bir dereceye kadar benzerlikler var. Özellikle daha önce bahsettiğim Sivil Öz Savunma Birlikleri, Türkiye’de uygulanan Köy Koruculuğu sistemine oldukça benzer şekilde işliyor. Guatemala’da 1981’den itibaren yürütülen Toprağı Temizleme Harekâtı ise; savaşta sivil-gerilla ayrımı yapılmamasıyla, paramiliter güçlerin kullanımıyla, yerleşim yerlerinin boşaltılması ve tahrip edilmesiyle kalınmayıp tarım arazilerinin, ormanların yakılmasıyla Türkiye’de 1993’te uygulamaya konan Alan Hakimiyeti Stratejisi’ni maalesef hatırlatıyor. Bu bağlamda, Guatemala’da özellikle 1981-1983 arası işlenen suçlarla nasıl bir hesaplaşma sürecine girildiği, ne gibi tazminlerde bulunulduğu ve neyin eksik kaldığını incelemek Türkiye örneği için elzem. Sivil devriyeler kurumunun 1996’daki barış anlaşmasıyla kaldırılması ve ardından yaşanan sorunlar da Türkiye’deki tartışmalı koruculuk kurumu için önemli bir örnek teşkil ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada nasıl ki devletler birbirinden baskı ve şiddet tekniklerini öğreniyorsa, bizim de barış isteyenler olarak müzakere ve barış süreçlerine dair birbirimizin deneyimlerinden dersler çıkarabileceğimizi düşünüyorum.  Her şeyden önce, Guatemala örneği bize, soykırıma kadar varan bir şiddetin yaşandığı ve on yıllar süren bir savaşın sonrasında bile müzakerelerin mümkün olduğunu göstermiş, böyle bir ümidi diğer çatışma deneyimleri için de mümkün kılmıştır. Bir başka önemli nokta ise, tarafların, barışın bir süreç olduğunun farkında olması, müzakerelerin çatışmalarla kesildiği dönemler olsa bile yeniden çözüm masasına oturmalarıdır. Yani Guatemala deneyimi bize barışın bir süreç olduğunu ve uzun yıllar sürecek bir sorumluluk ile bağlılık gerektirdiğini göstermektedir. Devletin çatışma döneminin önemli kısmı boyunca aldığı “müzakerelerin başlaması için gerillanın silah bırakması” pozisyonunu uluslararası aktörlerin de etkisiyle devam ettirmemesi ve silahsızlanmayı barış sürecinin içine yaymayı kabul etmesi de bir diğer olumlu adım olarak nitelenebilir. Bir diğer önemli örnekse yerinden edilmişlerin geri dönüşüne dair bir anlaşma yapılmış olmasıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kısıtlı başarılara ulaşmış olsa da bir başlangıç olarak yüzleşme girişimlerinin varlığı da Guatemala’da </span><span style="font-weight: 400;">süreci örnek kılabilecek faktörlerden biridir. Askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmaları, sonradan yüksek mahkemeler tarafından bozulmuş olsa da kimi üst düzey yetkililerin savaşta işledikleri suçlardan ağır cezalar alması, Katolik Kilisesi’nin ve Tarihe Açıklığa Kavuşturma Komisyonu’nun hakikat arayışına dair girişimleri, fiziki işkence yanında psikolojik işkenceye karşı da tazmine gidilmesi toplumsal yüzleşme açısından önemli noktalardır. Türkiye’de çatışma çözümünden yana olan sivil aktörler ve barış aktivistleri için Guatemala’daki çatışma çözümünün örnek alınabilecek bir diğer yanı, sürecin nispeten toplumsal katılımla işlemiş olmasıdır.</span></p>
<p>Rapora<a href="https://disa.org.tr/zor-olsa-da-baris-guatemala-deneyimi/" target="_blank" rel="noopener"> buradan ulaşabilirsiniz.</a></p>
<p>Dosyanın ilk bölümüne ise<a href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/catisma-cozumu-ve-baris-insasinda-dunya-deneyimleri-ornekleri/" target="_blank" rel="noopener"> buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/06/zor-olsa-da-baris-guetamalada-savas-ve-muzakere-surecleri/">Zor Olsa da Barış: Guetamala’da Savaş ve Müzakere Süreçleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çatışma Çözümü ve Barış İnşası’nda Dünya Deneyimleri: Sri Lanka</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/16/catisma-cozumu-ve-baris-insasinda-dunya-deneyimleri-sri-lanka/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Dec 2021 10:23:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat Çapan]]></category>
		<category><![CDATA[Sri Lanka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=76728</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dosya olarak hazırladığımız Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri'ni, Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırma Enstitüsü bünyesinde hazırlanan raporların yazarları ile konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/16/catisma-cozumu-ve-baris-insasinda-dunya-deneyimleri-sri-lanka/">Çatışma Çözümü ve Barış İnşası’nda Dünya Deneyimleri: Sri Lanka</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Sri Lanka’nın Türkiye ile farklılıkları/benzerlikleri üzerinden Türkiye’deki barış süreçlerine katkı sunmasını amaçlayarak hazırlanan raporun raportörü Fırat Çapan Sri-Lanka çatışma ve müzakere sürecini anlattı.</span></p>
<p><b>Sri Lanka’nın sosyopolitik ve sosyoekonomik yapısı nasıl? Zannediyorum ki önce bu ülkelerin genel durumunu bilmek lazım.</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-76731 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/firat-capan-640x480.jpeg" alt="Fırat Çapan" width="333" height="250" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/firat-capan-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/firat-capan.jpeg 1024w" sizes="auto, (max-width: 333px) 100vw, 333px" />Resmi ismi Demokratik Soyalist Sri Lanka Cumhuriyeti olan Sri Lanka 22 milyonluk nüfusa sahip, çok etnikli ve çok dinli bir toplum olarak vasıflandırılabilir. Hindistan’ın güneyinde yer alan bu ada ülkesi 1948’de bağımsızlığa kavuşmasından bu yana yoğun politik ve ekonomik problemlerle yüz yüze kalmıştır. Siyasal partiler genellikle toplumsal yapının fay hatları üzerinden siyaset yürütmüş ve nepotizm siyasal kültüre hakim durumda kalmıştır. Nitekim bağımsızlıktan bu yana Sri Lanka devlet yöneticileri genellikle belirli ailelerin içinden çıkmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Bankası verilerine göre orta alt gelir grubu kategorisine giren ülkede kişi başı milli gelir 3852 dolar civarındadır. Freedom House siyasal haklar ve özgürlükler bakımından Sri Lanka’yı ‘kısmen özgür’ ülke kategorisine koymuştur. Çok partili bir siyasal yapıya sahip ülke 1978’den bu yana yarı başkanlık sistemiyle yönetilmekte, parlemento seçimleri dört yılda bir yapılırken başkanlık seçimleri 5 yılda bir yapılmaktadır. </span></p>
<p><b>Çatışmaya neden olan dinamikler nelerdi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kolonyal geçmişin mirası Sri Lanka’da çatışmayı tetikleyen ana unsurlardan birisidir. İngilizler 1948’de adayı terk ettikten sonra ülkeyi tek bir idari birim olarak ve çoğunlukçu bir seçim sistemi ile devretmişlerdi. Bu siyasal sistem azınlıkların dışlanması ve adanın etnik bir demokrasiye dönüşmesine sebep olmuştur. Kolonyal dönemde azınlık olan Tamillerin ayrıcalıklı konuma getirildiğini düşünen Sinhal çoğunluk bunu telafi etme bahanesiyle Tamil azınlığı yabancılaştırmış ve devlet kurumlarında Tamiller ve diğer dini ve etnik azınlıkların temsilini oldukça azaltmışlardır. Çatışma dinamiği 1983’te Tamillerin silahlı mücadeleye girişmesiyle daha da çetrefilli bir hal.</span></p>
<p><b>Çatışmanın aktörleri ve talepleri nelerdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmanın temel aktörlerinden birisi çoğunlukla Budist dinine mensup Sinhal çoğunluk ile yine çoğunlukla bu grubu temsil ediyor görünen askeri ve sivil bürokrasisi ile Sri Lanka devletidir. Diğer ana aktör ise Tamil azınlığıdır. Tamilleri temsil eden ana aktörler 2009’da yenilgiye uğratılan LTTE (Tamil Kaplanları), siyasal partileri TULF (Tamil Birleşik Özgürlük Cephesi), ve Hindistan, Kanada, İngiltere&#8217;de güçlü olan Tamil diasporasıdır. Sinhal çoğunluk ve Sri Lanka devleti üniter ve Budist kültüre bağlı bir toplum inşa etme hedefli bir siyaset yürütürlerken, başta federatif ve güç paylaşımına dayalı bir Sri Lanka talep eden Tamilli aktörler şiddetin artmasıyla beraber zamanla adanın Kuzeyi ve doğusunu kapsayan bağımsız bir Tamil Eelam devleti talep etmeye başlamışlardır. Tamillerin aynı zamanda kültürel ve dilsek haklar talep ederken bunların korunacağı bir siyasal sistem talep etmektedirler. Çatışmanın diğer önemli aktörleri  dini azınlıkları teşkil eden  Müslüman Moorlar ve Hristiyanlardır. Bu gruplar her iki aktörün çatışması arasında kalmışlardır. Bu grupların temel talebi ise dini özgürlükler ve dini hakların korunduğu demokratik bir Sri Lanka olagelmiştir. Müslüman ve Hristiyanların bu talepleri şiddet içermese de Sri Lanka Devleti bazı Müslümanları LTTE’ye karşı devletin silahlı kadrosuna güvenlik korucusu olarak dahil etmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dış aktörler olarak Hindistan, Çin, ABD, ve AB ülkeleri öne çıkmaktadır. Bunlar çatışma süresince uluslararası konjonktüre ve ulusal çıkarlarına  bağlı olarak pozisyon almışlardır.</span></p>
<p><b>Çatışmanın tarihsel gelişimi bize ne söylüyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kolonyal geçmişle beraber 1948’den sonra Sinhal çoğunluk siyasal sistemde egemen olmaya başlamış ve çoğunluk lehine politikalar yürütmeye başlamıştır. 1948’de Hindistanlı Tamillerin vatandaşlık hakları ellerinden alınmış, 1958’de ‘Sadece Sinhalce’ yasası kabul edilerek İngilizce ile beraber Tamil dili devlet kurumlarından çıkarılmış Tamillerin bunu protesto etmesi sonucu yüzlerce Tamilli öldürülmüş ve yine Sinhal çoğunluğun olduğu bölgelerde yaşayan binlerce Tamil Kuzey bölgelerine göç etmek zorunda kalmıştır. 1971 Tamillerin üniversite girişini zorlaştıran yasa kabul edilir. 1972 anayasasıyla beraber Budizm devlet dini haline getirilir ve adanın ismi Seylondan Sri Lanka’ya dönüştürülür. 1981’de Jaffna’da Tamilce eserlerin bulunduğu kütüphane polis eşliğinde yakılır ve 1983’te Kara Temmuz olarak isimlendirilen ve 2000-3000 arası Tamil’in öldürüldüğü ve 40’bine yakın Tamilin Kuzey bölgelerine ve yurt dışına göç etmesiyle sonuçlanan olaylar yaşanır. 1976’da kurulan LTTE 1983’ten sonra resmen silahlı mücadeleye başlar. </span></p>
<p><b>Çatışma süreci, çatışmanın yarattığı yıkım ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Savaşın verdiği tahribatı anlatabilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-76950 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/disa-catisma-cozumu-ve-baris-insasi-dunya-deneyimleri-serisi-sri-lanka.jpg" alt="DİSA: Çatışma Çözümü ve Barış İnşası Dünya Deneyimleri Serisi: Sri Lanka" width="249" height="352" />1983’te başlayan çatışma süreci 2009’da LTTE’nin yenilmesiyle son bulur. Bu süreç içerisinde yarı konvansiyonel bir güç olarak LTTE ciddi bir askeri güce ulaşmış ve adanın Kuzey ve Doğu bölgelerinin çoğunu süreç boyunca kontrol altına alarak yarı bir devlet kurmuştur diyebiliriz. 1987’de Hindistan&#8217;ın adaya askeri  müdahalesi sonuç vermemiş ve Hindistan 1991’de adayı terk etmek zorunda kalmıştır. Sri Lanka devleti isyancı sivil ayırımı yapmadan isyanı bastırmaya çalışırken süreç içerisinde birçok insan hakları ihlali gerçekleştirirken LTTE özellikle dini ve ticari noktalara düzenlediği saldırılar, intihar bombaları yöntemi ile devlet başkanlarına suikast düzenlemesi ve çocuk asker kullanma yöntemleri ile uluslararası komuoyunda tepki toplamıştır. Savaş sonucunda 100 bin ve 120 bin arasında insan ölmüş ve savaşın son döneminde yaşanan çatışmalarda kayıp olarak vasıflandırılan 60 bin kişinin akıbetinden bugün bile haber alınamamıştır. 22 milyonluk bir nüfus için bu kayıplar oldukça yoğun bir savaşın göstergesidir. Bunun yanında bir milyona yakın kişi yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalırken savaşın son döneminde savaş bölgesini terk eden Tamillerin bir kısmı hala topraklarına dönememişlerdir. Dolayısıyla yaşanan büyük yıkım 12 yıl sonra bugün dahi ağır bir şekilde hissedilmektedir.</span></p>
<p><b>Müzakere süreçleri nasıl işledi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sri Lanka’da yaşanan çatışma süreci içerisinde değişen siyasal iktidarlara ve siyasetçilere bağlı olarak sürekli bir barışçıl çözüm çabası da olagelmiştir. Silahlı çatışma öncesi Tamil siyasetçiler ile Sri Lanka siyasal iktidarları arasında imzalanan çözüm protokolleri özellikle Budist din sınıfı tarafında tepkiyle karşılanarak sonuçsuz bırakılmış, Hindistan’ın 1987’de arabuluculuğu Hindistan ve LTTE arasında bir çatışmaya dönüşmüş yine 1995’te yeni başkanın barış ajandasıyla seçilip ateşkes imzalanmasıyla bir süre silahlar susmuş ama bu girişimde kısa sürede akamete uğramış ve savaş 2000’lerin başına kadar yoğunlaşarak devam etmiştir. 2002 yılında Norveç’in  Sri Lanka’nın çağrısıyla arabulucu olması sonucu 2006 yılına kadar toplam 6 defa taraflar bir araya gelmiş ve 2008’e kadar çatışmalar devam etse de resmi olarak taraflar arasında ateşkes devam etmiştir. Ama daha 2006 yılında taraflar müzakere masasını terk etmiştir. LTTE’nin maksimalist tutumu ile beraber iktidara Milliyetçi sol ittifakın gelmesi barış girişimlerinin akamete uğramasının temel sebebi olmuştur. </span></p>
<p><b>Sri Lanka’da şimdiki durum nedir? Bir yüzleşme sürecinden bahsedebilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sri Lanka savaşın bittiği dönemden itibaren savaşın yaralarını saramamış, savaş dönemi boyunca işlenen suçlar yargı önüne çıkarılmamış, uluslararası toplumun baskısına rağmen kayıplara ilişkin bir gelişme kaydedilememiştir. Sri Lanka devleti savaş suçlularının yargılanmasını sürekli engellemiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Savaş bölgesinde bugün bile yoğun bir askeri varlık sürmekte ve siyasal baskılar aynı düzeyde devam etmektedir. Tamillerin kayıplarını anması engellenmekte ve bölgeye yabancı gazetecilerin girmesi kısıtlanmaktadır. Savaş öncesi askeri personel sayısı 200 bin olan Sri Lanka şu an için askeri varlığı 400 bine yakındır. Ayrıca siyasi kültüre kimlikler ve milliyetçilik egemen olmuş ve  devlet idaresi savaş döneminde yönetimde olan ailenin tekeline sokulmuştur. Tamillerden gelen tehdidin azalmasıyla Budist çoğunluğun baskısı bugün için Müslümanlara ve Hristiyanlara yönelmiştir. Özellikle son dönemde tek ‘devlet tek yasa’ önerisi Müslümanlar ve Hristiyanlar tarafından adanın çok dinli ve kültürlü yapısını  yok etmeye çalışan bir girişim olarak şüpheyle yaklaşılmaktadır. Bugün için ekonomik kriz ile de boğuşan Sri Lanka devletinde dini ve etnik kimlikler üzerinden kutuplaşma derinleşerek devam etmektedir.</span></p>
<p><b>Türkiye’deki çatışma süreçleriyle benzer, farklı yanları neler? Çözüm için öneri ve tavsiyeleriniz var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki çatışma süreci ile Sri Lanka’daki süreç arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Kanımca iki çatışma arasındaki temel fark Sinhal ve Tamillerin hem ayrı etnik kökene hem de farklı dinlere mensup olmalarıdır. Bu da çatışmayı daha da derinleştirmiş olabilir. Başka bir deyişle Sri Lanka&#8217;da iki grup arasındaki kültürel farklar Türkiye’dekinden daha derindir. </span><span style="font-weight: 400;">Ama her iki çatışmanın teritoryal ve kimliğe dair  talepleri paralellik göstermektedir tabi. Yani her iki süreçte bir kimliğin tanınması, tarihi ve kültürel coğrafyaya ilişkin talepler barındırmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çözüm konusuna gelirsek savaşın bitişinin Sri Lanka’da sorunları nihayete erdirmediğini ve isyancı bir gruba karşı zafer kazanmanın kalıcı barış getirmediğini; aksine bunun büyük insani ve askeri bedellere yol açtığını söylemek gerekmektedir. Yaşanan ağır bedeller muhtemelen gelecekteki çatışmaları besleyecektir. Bunu Sri Lanka&#8217;daki tarihsel tecrübeden çıkarmak hiç de zor değildir. Bu noktada isyancı grubun maksimalist taleplerinin ve demokratik vizyona sahip olmamasının temsil ettiğini iddia ettiği grubun siyasal amaçlarını nasıl heba ettiğini de görmek gerekiyor. Silahlı çatışma her iki taraf için de büyük insani ve ekonomik bedel anlamına gelse de azınlık grubunun siyasal talepleri açısından büyük yıkım yarattığını not etmek gerekiyor. Bu sebeple Türkiye’de aktörlerin bu örnekten yola çıkarak askeri araçlardan çok siyasal çözümde ısrar etmeleri bir insani bir sorumluluktur diyebiliriz.</span></p>
<p>Rapora <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/disa-catisma-cozumu-ve-baris-insasi-dunya-deneyimleri-serisi-sri-lanka/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/16/catisma-cozumu-ve-baris-insasinda-dunya-deneyimleri-sri-lanka/">Çatışma Çözümü ve Barış İnşası’nda Dünya Deneyimleri: Sri Lanka</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
