<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Burcu Karakaş arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/burcu-karakas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/burcu-karakas/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jan 2020 12:13:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Burcu Karakaş arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/burcu-karakas/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Yeni Bir Ana Akım mı Doğuyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/03/dunya-basin-ozgurlugu-gunu-yeni-bir-ana-akim-mi-doguyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 May 2019 11:42:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[+90 Youtube Kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[BBC]]></category>
		<category><![CDATA[Burcu Karakaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ceren Sözeri]]></category>
		<category><![CDATA[Deutsche Welle]]></category>
		<category><![CDATA[DW]]></category>
		<category><![CDATA[France 24]]></category>
		<category><![CDATA[orhan şener]]></category>
		<category><![CDATA[VOA]]></category>
		<category><![CDATA[Voice of America]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38233</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de medya giderek tek sesli hale dönerken ve baskı tartışmaları yoğunlaşırken; yabancı basın kuruluşlarının Türkçe servisleri artmaya, eski ana akımın yerini yeni medya almaya başlıyor. Son olarak uluslararası yayın kuruluşları BBC, Deutsche Welle (DW), France 24 ve Voice of America’nın (VOA) Türkiye’ye özel yeni YouTube kanalı +90’ı hayata geçirdi. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nde basının son durumunu medya çalışanları ve akademisyenlerle değerlendirdik. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/03/dunya-basin-ozgurlugu-gunu-yeni-bir-ana-akim-mi-doguyor/">Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Yeni Bir Ana Akım mı Doğuyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü&#8230; Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından her yıl yapılan ‘Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, bu alanda 180 ülke içinde 157. sırada. Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin hazırladığı rapora göre 2019’un ilk çeyreğinde ülkemizde 78 gazeteci işten çıkarıldı. Türkiye’de tutuklu gazeteci sıralamasında dünyada 3’üncü. Dünyada 2018’de 80 basın mensubu öldürüldü.<br />
Türkiye’de basının kendini özgür hissetmediği bir ortamda, yabancı basın kuruluşlarının Türkçe servisleri kendini göstermeye ve eski ana akımın yerini almaya çalışıyor. Son olarak uluslararası yayın kuruluşları BBC, Deutsche Welle (DW), France 24 ve Voice of America’nın (VOA) Türkiye’ye özel yeni YouTube kanalı +90’ı hayata geçirdi. Dünya basın özgürlüğü gününü kutlarken, biz de Türkiye’deki son durumunu, eski ana akımı ve yerini almaya çalışan yabancı basın kuruluşlarını, medya çalışanları ve akademisyenlerle görüştük.</p>
<figure id="attachment_29218" aria-describedby="caption-attachment-29218" style="width: 297px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29218 size-full" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2018/07/indir.jpg" alt="" width="297" height="170" /><figcaption id="caption-attachment-29218" class="wp-caption-text">Ceren Sözeri</figcaption></figure>
<p>Ana akım medyanın yaşadığı sermaye değişiklikleri sonrasında bugün geldiği yeri değerlendiren Evrensel Gazetesi yazarı ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi&#8217;nden Doç. Dr. Ceren Sözeri, ana akım medyanın doğası gereği çeşitliliğe çok da açık bir yer olmadığını söyledi. Popüler olana ilgi gösteren, farklı olanı marjinalleştiren, ticari kaygılarla hareket eden medyadan söz ettiğini belirten Sözeri, &#8220;Aynı zamanda reklam pastasından da en fazla payı alanlar. Türkiye’de medyaya baskının çok uzun yıllardır var olması, kendi ticari geliriyle ayakta durmanın özellikle 80&#8217;den sonra pazara giren yeni sahiplerle ortadan kaldırılması, onun yerini medyayı diğer yatırımları için araçsallaştıran mantığın alması, devlet zihniyeti ile bütünleşen medya sahiplerinin ve yöneticilerinin bu uğurda gazetecilik ilkelerinden kolayca vazgeçebilmesi eski ana akımın tarihsel anlamda bu sıfatı hiç hak etmediğini düşünmemizin gerekçeleri” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Ana Akımı Canlandırmak İsteyen Gazeteci ve Sermayedarlar Var’</strong></p>
<p>Ana akımın ölüm ilanının Doğan Grubu’nun medya kurumlarının Demirören’e satmasıyla verildiğini ifade eden Sözeri, bunun bir anlamda haklı bir kaygı olduğunu belirterek, şunları söyledi: &#8220;Çünkü Doğan Grubu her ne kadar hükümete her fırsatta boyun eğiyor olsa da kurumun geçmiş deneyimi, önceki siyasi ve ekonomik krizlerden kurtulma başarısı, pazardaki gücü, kimi özerk alanların korunmasını sağlıyordu. Bunun tamamen ortadan kalktığı, tüm grubun Sabah &#8211; ATV satışı gibi kamu bankası kredileriyle alındığı, gazetecilik adına heyecan duymayan yöneticileri ile tüm gücünün yerle bir edildiğine tanık olduk, olmaya devam ediyoruz. Bu anlamda ana akım öldü, evet ama bu dışında kalan mecraların o alanı doldurduğu anlamına gelmiyor. Ana akım sermaye ister, ben Türkiye’de beğensek de beğenmesek de eski ana akımı canlandırmak isteyen gazetecilerin de sermayedarların da olduğuna inanıyorum. Uygun zaman olduğunda yeniden o günlere dönülecektir. Fox Haber’in tek başına her gün reyting listesinin zirvesinde olması bunun en kayda değer göstergesi bence.”</p>
<p><strong>‘Fırsat Tanınırsa Gazeteciliğin Kalitesi Artar’</strong></p>
<p>Bugün yabancı yayın organlarının Türkçe servisleri, ana akım medyanın görevini, en azından internet ortamında devralmış gibi göründüğü bir ortamda, bu fikre tam olarak katılmayan Ceren Sözeri, pek çoğunun doğru haber alma ihtiyacında olan, yorumdan mümkün olduğunca kaçınan okuyucuya, izleyiciye hitap ettiğini dile getirdi. Sözeri, uluslararası standartlara uyma zorunluluğunun, en azından tüm unsurları barındıran, 5N1K içeren haberlerin olması, çoğu habere titizlikle eklenen arka plan bilgisinin Türkiye’deki gazetecilik standartları için de örnek teşkil ettiğini vurguladı.</p>
<p>“Peki, kim yapıyor bu haberleri, imzaların pek çoğu geçmişte ana akımda çalışmış, deneyimli, araştırmayı seven, haberleriyle ödüller almış, bilinen, sevilen iyi gazeteciler” diyen Sözeri, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dolayısıyla fırsat tanındığı takdirde gazetecilik kalitesinin nasıl arttığının en önemli göstergesi. Ama bunun yanında devlet ajansları da var örneğin ve evet onların da habercilik açısından standartları var, ancak bağımsız olduklarını söylemek, ana akıma dönüşme potansiyellerinin olduğunu söylemek mümkün mü? Uluslararası sermaye, ancak karlı bir ortam olursa ana akıma yatırım yapar, parası boşa gitsin istemez. Türkiye şu anda ekonomik açıdan ne kârlı, ne de gazetecilik için özgür bir ortam. Ancak uluslararası basın kuruluşlarının da göz ardı edemeyeceği kadar önemli bir merkez, bir nevi hub. Dolayısıyla buradaki gazetecileri desteklemeye, haberciliğe ufak tefek yatırım yapmaya devam edeceklerdir. Daha ileriye götüreceklerini sanmıyorum.”</p>
<p><strong>‘Hürriyet Ve Milliyet’in Düştüğü Hali Hayal Edemezdik’</strong></p>
<p>Deutsche Welle’den gazeteci Burcu Karakaş ise, bugün artık ana akım medyadan bahsetmenin mümkün olmadığını söyleyerek, medyanın ‘iktidar yanlısı olanlar ve olmayanlar’ şeklinde ikiye ayrıldığını savunarak, &#8220;Yaptıklarını beğenelim ya da beğenmeyelim, örneğin, “ana akım” olarak ifade edebileceğimiz Hürriyet ya da Milliyet’in bugün düştüğü hali 10 yıl önce hayal edemezdik” diyen Karakaş, kendisinin Milliyet’te çalıştığı dönemde bir ateşkes ve çatışmasızlığın var olduğunu aktardı. Bu durumun habercilik ortamını da etkilediğine değinen Burcu Karakaş, “Bir eşcinselin intiharı da gazetede haber olabiliyordu. Sonrasında kanun hükmünde kararnameler, seçimler, olağanüstü haller, ihraçlar, patlamalar görmeye başladık. Politik atmosfer değişince gündem, gündem değişince basın da değişti haliyle. “Çözüm süreci”nin medyaya olumlu yansıması çoktur, ancak ne yazık ki kısa süreli oldu” şeklinde konuştu.</p>
<figure id="attachment_38239" aria-describedby="caption-attachment-38239" style="width: 269px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" class="wp-image-38239" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/burcukarakas.jpg" alt="" width="269" height="179" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/burcukarakas.jpg 550w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/burcukarakas-350x231.jpg 350w" sizes="(max-width: 269px) 100vw, 269px" /><figcaption id="caption-attachment-38239" class="wp-caption-text">Burcu Karakaş</figcaption></figure>
<p>İktidar yanlısı medya denilen kurumların propagandadan öteye gidemediği için yabancı basın kuruluşlarının haber yapmasının göze battığını ifade eden Karakaş; &#8220;Durumun bundan ibaret ve bu kadar yalın olduğunu düşünüyorum. Her şeyin politikleştiği bir ortamda elinizi haberci olarak neye atsanız ‘iktidarı rahatsız edebilecek’ bir konuyu ele alma tehlikesiyle(!) karşılaşabiliyorsunuz. ‘Zam’ kelimesini kullanamayan basın kuruluşlarının varlığından bahsediyoruz. Daha başka söze gerek var mı? Bu durumda elbette yaptığımız haberler ön plana çıkıyor, bundan daha doğal bir şey olamaz. Esas doğal olmayan medya kuruluşlarının propagandaya bu denli sırtlarını yaslamış olmaları. Ancak artık kendilerinin de bu durumun farkında olduklarının ve hatta mevcut vaziyeti sıkıntılı bulduklarını düşünüyorum.” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Bugünkü Ana Akım İktidarın da Elinde Yük’</strong></p>
<p>Akademisyen Orhan Şener de geçmişte tüm eksiklerine ve sorunlarına rağmen Türkiye’de bir ana akım medyanın var olduğunu söyledi. Ana akım medyanın, son tahlilde, çok farklı kesimlerden geniş kitlelerin dünyada ve ülkelerinde neler olduğuna dair başvurdukları medya olarak tanımlanabileceğini dile getiren Şener, bunun geçmişte Türkiye’de Hürriyet ve Milliyet gibi medya kuruluşlarının sağlayabildiğini aktardı. Milyonlarca insanın izlediği ana haber bültenlerinin var olduğunu hatırlatan Şener, konuyla ilgili düşüncelerini şöyle aktardı: “Bunların yayın kalitesi, haber kalitesi tabii ki tartışmalı, ancak bu vasfı bir yere kadar yerine getirebiliyorlardı. Zaten var iken önemini çok anlayamadığımız medyayı kaybettiğimizde eksikliğini somut bir şekilde hissetmeye başladık. Bugün ise böyle bir ana akımdan bahsetmek mümkün değil. Çok geniş bir havuz medyası olarak tabir edilen, iktidara doğrudan bağlı veya organik ilişkiler içerisinde olan bir medyadan bahsedebiliyoruz. Ancak şöyle bir sorun var; ana akımı satın alıp kendi siyasetinizin iletişim aracı olarak kullanmaya başladığınızda, ana akım ana akım olmaktan çıkıyor. Haliyle bugün ana akımın eski vasfını yitirdiğini söyleyebiliriz. Birçok insan bu gazeteleri almayı bıraktı, bu kanalları izlemeyi de bıraktı. Dolayısıyla bunları ele geçiren iktidarın da elinde biraz yük olarak görülüyor, diyebiliriz.&#8221;</p>
<p><strong>‘Youtube Kanalları Önemli Bir Eksiği Kapatacak’</strong></p>
<figure id="attachment_38241" aria-describedby="caption-attachment-38241" style="width: 238px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-38241" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/orhansener.jpg" alt="" width="238" height="238" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/orhansener.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/orhansener-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 238px) 100vw, 238px" /><figcaption id="caption-attachment-38241" class="wp-caption-text">Orhan Şener</figcaption></figure>
<p>Yabancı basın kuruluşlarının Türkçe yayın yapmasına ilişkin görüşlerini de paylaşan Şener, yabancı medyanın, özellikle en son +90 Youtube kanalının ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya’nın ortak girişimi olduğunu hatırlattı. Bu alanda oldukça ciddi adımlar atıldığını belirten Orhan Şener, “Böyle bir şeyi daha önce hiç bir yerde yapmadılar. Bunun öncesinde zaten Deutsche Welle, Independent , Al Jazeere, Fox ve BBC Türkçe deneyimleri var. Bu kadar çok yabancı aktörün olması bize somut bir şey gösteriyor. Bir; burada var olmaları kendilerine siyaseten bir avantaj kazandırıyor, ana akımın yarattığı boşluğu doldurabiliyorlar, en azından doldurmaya çalışıyorlar. ikincisi, finansal bakımdan da zarar etmeyecekleri kadar geniş bir pasta var burada. Hiç bir siyasi kaygı olmasaydı da, sırf ticari kaygılarla bile bu işe belki de girilebilirdi. Ancak orada bir de şöyle bir sorun var, gerek Reuters verilerine, gerekse diğer benzeri raporlara baktığımızda Türkiye’de hala birincil haber alma kaynağının televizyon olduğunu görüyoruz. Evet, basılı gazete belli bir yaş kesimi için çok az yüzdelik paya sahip ( yüzde 6, radyo bile yüzde 7) ama televizyon 1’inci sırada geliyor. Onun ardından internet geliyor. Çok geniş kitleler internete erişiyor, ama televizyon özellikle kırsalda, taşrada, belli bir eğitim seviyesinde, belli bir yaş kesiminin üstünde, en önemli haber alma mecrası. Bu anlamda yabancı mecraların kurduğu Youtube kanallarının bu boşluğu doldurması mümkün değil, ama özellikle genç, kentli nüfus için çok önemli bir eksiği kapatacağı muhakkak. Televizyon kanalı kurmak hem izin, bürokrasi anlamında hem de maliyet açısından mümkün değil bu mecralar için. Ama Youtube kanalıyla, oldukça düşük bir maliyetle geniş kitlelere ulaşabiliyorlar. Amacın da bu olduğunu tahmin ediyorum” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/03/dunya-basin-ozgurlugu-gunu-yeni-bir-ana-akim-mi-doguyor/">Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Yeni Bir Ana Akım mı Doğuyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsimlik işçi çocukları: Zehirli pet toplayıp satıyoruz</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/23/mevsimlik-isci-cocuklari-zehirli-pet-toplayip-satiyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Apr 2017 09:57:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Ben kendim büyüdüm demiyorum araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[Burcu Karakaş]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk İşçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[Emre Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimlik işçiler]]></category>
		<category><![CDATA[pınar uyan semerci]]></category>
		<category><![CDATA[tarım işçiliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13760</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin, “Ben Kendim Büyüdüm Demiyorum” başlığıyla Adana’da çalışan mevsimlik tarım işçileri hakkında yayımladığı araştırma, işçi çocuklarının yaşadıklarını ortaya koydu. *Bu haber ilk olarak Journo&#8216;da yayınlanmıştır ve Burcu Karakaş tarafından hazırlanmıştır. Doç. Dr. Pınar Uyan Semerci ve Doç. Dr. Emre Erdoğan tarafından hazırlanan raporun araştırma ekibinde, Veysi Kondu, Garip [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/23/mevsimlik-isci-cocuklari-zehirli-pet-toplayip-satiyoruz/">Mevsimlik işçi çocukları: Zehirli pet toplayıp satıyoruz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin, “Ben Kendim Büyüdüm Demiyorum” başlığıyla Adana’da çalışan mevsimlik tarım işçileri hakkında yayımladığı araştırma, işçi çocuklarının yaşadıklarını ortaya koydu.</h3>
<h6><em><strong>*Bu haber ilk olarak <a href="https://journo.com.tr/mevsimlik-isci-cocuklari" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Journo</a>&#8216;da yayınlanmıştır ve Burcu Karakaş tarafından hazırlanmıştır.</strong></em></h6>
<p>Doç. Dr. Pınar Uyan Semerci ve Doç. Dr. Emre Erdoğan tarafından hazırlanan raporun araştırma ekibinde, Veysi Kondu, Garip Hanay, Zübeyde Ekmekçi ve Gizem Külekçioğlu yer aldı. Rapor kapsamında, mevsimlik tarım işçileri ile bu işçilerin çocuklarının çalışma ve yaşam koşulları araştırıldı.</p>
<p>Araştırmaya göre, 6-10 yaş arası çocukların yüzde 7’si tarlada çalışırken, bu oran 11-14 yaş diliminde erkek çocuklarda yüzde 52, kız çocuklarında ise yüzde 60’a yükseliyor. 15-18 yaş diliminde ise tarlada çalışanların oranı yüzde 91 oluyor.</p>
<p>Araştırmada öne çıkan başlıklar şöyle:</p>
<ul>
<li> Ailelerin yüzde 80’inin kökeni Şanlıurfa. İkinci sırada yüzde 15 ile Şırnak geliyor. Şanlıurfa-Merkez ve Şırnak-Merkez ilçelerden gelenler hanelerin yüzde 50’sini oluşturmakta. Yoğunlukla işçi gönderen diğer ilçeler ise Suruç, Siverek, Harran ve Cizre.</li>
<li>Şırnak kökenli mevsimlik tarım işçilerine baktığımızda iki ana grup olduğu görülüyor. Bunlardan birincisi eskiden beri tarım işçiliği yapanlar. İkinci grup ise 2016 yılı içinde Şırnak’taki koşullar sebebiyle göç etmek zorunda kalmış, mevsimlik tarım işçisi olarak bölgeye çalışmaya gelmiş olanlar.</li>
</ul>
<h4>25 yıldır evine dönmeyen aileler</h4>
<ul>
<li>Görüşülen haneler ortalama 15 yıldır mevsimlik tarım işçiliğiyle uğraşmakta. Yüzde 25’lik bir kesim için mevsimlik tarım işçiliği 20 yıldır süregiden bir uğraş. 20 ya da 25 yıldır evine dönmeyen aileler var. Evlerine dönmeyen mevsimlik tarım işçileri, büyük çoğunlukla çadırda kalmaya devam etmekte (yüzde 67), çalışmadıkları dönemde bir eve geçmemekte.</li>
<li>Araştırmamız sırasında tarlaya gitmeyen çocukların bir kısmının mahalledeki köylülerin evlerinde ya da çiftliklerinde çalıştıkları ya da hurda, pet şişe, hortum, muşamba, demir, plastik boru ve “zehirli pet” toplayıp sattıkları gözlemlendi.</li>
</ul>
<h4>Güneş çarpmasına en çok kız çocukları maruz kalıyor</h4>
<ul>
<li>12-14 yaş aralığındaki çocuklar arasında çalışanların oranı erkek çocuklar<br />
için yüzde 51, kız çocukları için yüzde 62. Kız çocukları tarlada çalışmaya daha erken yaşta başlamakta. 15-18 yaş dilimindeki erkek çocuklarının yüzde 92’si, kız çocuklarınınsa tamamı tarlada çalışmaya gitmekte. Erkekler ve kızlar arasındaki bu farkın en önemli sebebinin erkek çocuklarının okumaya devam etmeleri olduğunu düşünülüyor.</li>
<li>Çocukların başlarına gelen kazalara bakıldığında en fazla güneş çarpması (yüzde 39 ve 42), arı/böcek sokması (yüzde 51 ve yüzde 40) ön plana çıkıyor. Cinsiyet bazında bakıldığında güneş çarpmasının kız çocuklarının başına daha fazla (yüzde 47) geldiği görülmekte. Bunun sebebi de kız çocukları arasında tarlada çalışanların oranının daha fazla olması.</li>
</ul>
<h4>15’inden küçük yaşta doğuran kadınlar</h4>
<ul>
<li>Kadınlar ilk çocuklarını ortalama 21 yaşında doğurmuş. Yaklaşık yüzde 8’lik bir kesim ise ilk doğumunu 15 yaşından daha küçükken yapmış.</li>
</ul>
<p>Erkek çocukları arasında tarlada çalışsa da eğitimine devam edenlere rastlanırken, kız çocuklarında tarlaya çalışmaya gitmek, eğitimden kopmak anlamına gelmekte.</p>
<p>12-14 yaşları arasındaki kız çocuklarının büyük çoğunluğu çadır temizliği, bulaşık yıkama, ateş yakma, odun toplama, su taşıma ve küçük kardeşe bakma gibi ev işlerine dâhil olmakta. Aynı yaş grubu erkek çocuklarında bu işlerle ilgilenenlerin oranı daha düşük. Bununla birlikte erkek çocuklarının su taşıma, odun toplama ve ateş yapma gibi işlere daha fazla katıldıkları görülmekte.</p>
<p><strong>Raporda yer alan anlatımlardan bazıları ise şöyle:</strong></p>
<ul>
<li>Biz yaklaşık dördüncü ayımıza girdik işte. Dört aydır buradayız… Yani Şırnak’taki yasağın bu kadar kalacağını düşünmüyorduk… Hani kalsın kalsın bir ay kalıp gideriz diye düşünmüştük. Zaten geldiğimizde sadece şu dolaptaki iki parça elbiseyle geldik. Başka hiçbir şey yanımızda getirmedik… Şu anda ne Şırnak’a dönebiliyoruz, ne burada kalabiliyoruz. (Kadın Odak Grup Görüşmesi)</li>
<li>Zehir petleri topluyorum. Mesela tarlalara ilaç veriyor. Petler, ilaçların petleri. Biz ona zehir diyoruz. Sonra onları satıyoruz. Köprünün üstünde bir tane bakkal var ona satıyoruz. (8-11 yaş, Çocuk Odak Grup Görüşmesi)</li>
<li>Yani inan ki, bugün pazara gittik, hani pazardaki çocukları ağladı illa bana elbise al diye. Karneye gideceğiz, karnede giyecek elbisemiz yok. Annemiz sen bize elbise al. Gitti borç aldı. O da tabii ki n’apsın, onlar da diyor ki abla biz şöyleyiz, böyleyiz. N’apıyım kardeşim, çocuğum istiyor param yok, vereceğim. Canımı almayacaksın ya vereceğim. (Kadın Odak Grup Görüşmesi)</li>
<li>Gelirim yetseydi zaten çadırda kalmazdım, bir ev tutmuştum. İnsan yeni evlendiği zaman, çadırda yaşamak zor geliyor. Her şey zor geliyor. Yürümek bile zor geliyor yemin ederim. Ben bazen öyle çadıra bakıyorum, lanet ediyorum hem kendime hem burada yaşadığım için buradaki insanların ben hepsine küfrediyorum. Bazen yakmayı düşünüyorum ha, o derece. (Kadın Odak Grup Görüşmesi)</li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/23/mevsimlik-isci-cocuklari-zehirli-pet-toplayip-satiyoruz/">Mevsimlik işçi çocukları: Zehirli pet toplayıp satıyoruz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
