<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bülent Şık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/bulent-sik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/bulent-sik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 04 Dec 2019 08:47:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Bülent Şık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/bulent-sik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Güvenli Gıda İçin Yerel Gıda Toplulukları Desteklenmeli</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/18/guvenli-gida-icin-yerel-gida-topluluklari-desteklenmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emet Değirmenci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Nov 2019 08:06:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Şık]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum Destekli Tarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44505</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güvenli ve sağlıklı gıdaya ulaşmak için  organik ürünler önermek çözüm değil. Toplumsal ölçekte başka çözümleri dikkate almak ve geliştirmek durumdayız. Bunlardan biri sosyo ekonomik alternatif model olarak bilinen Toplum Destekli Tarım (Community Supported Agriculture) uygulamalarıdır. Bu uygulamaların başarısı, yerel sivil gıda inisiyatifleri olan gıda toplulukları yoluyla yurttaşın, direkt çiftçisiyle kuracağı ilişkiye dayanıyor. Elbette küçük çiftçilerin hükümet tarafından desteklenmesi gerekir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/18/guvenli-gida-icin-yerel-gida-topluluklari-desteklenmeli/">Güvenli Gıda İçin Yerel Gıda Toplulukları Desteklenmeli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünyanın kaynaklarını kullanma açısından her şeyin tepe noktasını aştığı bir dönemdeyiz. Bu duruma topraktaki minerallerin çok azalması nedeniyle azot pestisit ve herbisit denilen zararlı böcek ve ot ilaçlarının kullanılması sonucu yediğimiz içtiğimizin zehir haline gelmesini sayabiliriz. Sunni gübrelerin ham madde kaynağı olan fosil yakıtların tükenme alarmı ise 1970’lerde verilmişti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanın kendisini doğanın bir parçası değil de efendisi olarak görmesine insan merkezli ya da antroposentrik yaşam biçimi diyoruz. İnsan merkezli tüketim toplumu ise artık Antroposen çağı olarak adlandırılıyor. İnsanlık tarihinde ise Antropocene’nin köklerinin ise 14. yüzyıla kadar uzandığını görüyoruz. 18. yüzyıldan itibaren endüstri devrimiyle insanın doğa üzerindeki egemenliği ve neden olduğu tahribat hızlandı. Bir başka deyişle, endüstriyel kapitalizm çağında küresel iklim değişiminin yol açtığı kuraklık sel felaketleri ve genel anlamda kapitalizmin eşitsiz paylaşım yoluyla açlık ve sınıflar arası uçurumun gittikçe açıldığını görüyoruz. Bu uçurum öyle ki; gıda yalnızca mide doldurmak olarak algılanıyor. Ya da üst sınıf organik tüketim dahil çevreci olarak pazarlanan yeşil tüketime kaymak da gücünün yettiğince tüketmek olarak hayata geçirilmiştir. Bir ülkenin gıda güvenliği yönetimi, kamuoyuna verilerin şeffaf bir şekilde yansıtılmasıyla olmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu haftadan itibaren Sivil Sayfalar’da ekoloji ve toplum konularında yazmaya çalışacağım. İlk yazıma, geçen hafta yaşanan ıspanak zehirlenmelerine değinmekle başlamak istiyorum. Ispanak krizinde araya başka otların karıştığı konuşuldu ama sebzelerin yetişme anında kullanılan tarım ilaçlarının zehirleyici özellikleri üzerinde pek durulmadı. Oysa pestisit ve herbisit kalıntılarından zehirlenme olabileceği uzun zamandır bu alanda çalışanların dile getirdiği konular. Pestisit (böcek kovucu) ve herbisit (yabani ot yok edici) denilen tarım ilaçları meyve ve sebzeleri büyütme aşamasında kullanılan zehirli kimyasallardır. Gıda Mühendisi Bülent Şık, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bu kimyasalların zararsız olduğuyla ilgili açıklamasına haklı olarak karşı çıkarak </span><a href="https://m.bianet.org/bianet/saglik/211008-turkiye-de-glifosat-kullanimi-27-kat-artmis-olabilir-ya-kanser"><span style="font-weight: 400;">şunları dile getiriyor:</span></a><span style="font-weight: 400;"> “Çoklu kalıntı analizi denilen bir yöntem kullanılarak tek bir analiz çalışması ile olabildiğince çok pestisitin kalıntısı araştırılır. Ancak bu yöntem her pestisit ya da herbisit için uygun olmayabilir”. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yurt dışında yaşadığım ülkelerdeki tepkilerden ve araştırmalarımdan da biliyorum ki; ülkemizde kullanımı her yıl daha çok artan ve ‘kanserojen’ olduğu belirtilen glifosat, çoklu kalıntı analizi yöntemi ile değil de farklı bir yöntemle araştırılır. Dolayısıyla ıspanakların glifosat içerip içermediğini bilmek gerçekten gerekliydi. Çünkü yerel semt pazarlarımız bile artık zehirli ilaç kokar duruma gelmiş durumda. Bir toksik kimyasal maddenin belli bir düzeyin altında olması (ya da kullanılması) ise kolayca manipule edilebilecek durumdur. Bunu nükleer endüstriden de biliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gıda güvenliği konusunda üzerinde durulması gereken diğer konu ise fazla azotlu sunni gübre (nitrat) kullanımıdır.  Azot yaprak ve dalların daha yeşil görünmesini sağlarken ürünün toprakta verimini artırmaz. Azotlu gübrelerin açığa çıkardığı nitrat ise suda kolayca çözündüğü için yalnızca kullanıldığı tarladaki sebze ve meyveleri ve de toprağı kirletmekle kalmaz yağmur suları ile taşınarak nehirlere yer altı ve yer üstü su kaynaklarını kirletir. Hatta toprakta tuzlanmaya neden olup kullanılamayan tarım arazileri yaratabilir. Aslında nitrat pestisit ve herbisit kullanımını doğal tarım metodlarıyla tarım yapmanın birçok yolu var. Bunun için toprağa doğanın diliyle ve diyalektiğiyle yaklaşmak gerekir. Örneğin, sürme yoluyla toprak erozyonunun önüne geçilmesini sağlamak, ekim-dikimde birbirini destekleyen kardeş bitkiler yöntemini izleyerek pestisit, herbisit kullanımından kaçınmak mümkün.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Organik gıdaya ulaşabilenlerin orta sınıf ve üstü olduğunu biliyoruz, bu yönüyle organik de bir endüstri. Neoliberal tarım politikalarıyla çiftçilerin şirketleşmesi öngörülür. Maliyetler nedeniyle organik sertifika alıp tarımı sürdürebilmek küçük aile tarımı yapanlar için neredeyse artık seçenek olarak görülmüyor. Bunu Türkiye’de zehirsiz gıda üretmeye kendini adamış çiftçilerden sıkça duydum. Üstelik Amerika’da olduğu gibi organik tarım da bir endüstrisi haline getirilip belli ellerde toplanabilir.  O halde güvenli ve sağlıklı gıdaya ulaşmak için organik ürünler önermek çözüm değil. Toplumsal ölçekte başka çözümleri dikkate almak ve geliştirmek durumdayız. Bunlardan biri sosyo ekonomik alternatif model olarak bilinen Toplum Destekli Tarım uygulamalarıdır. (Community Supported Agriculture) Bu uygulamaların başarısı, yerel sivil gıda inisiyatifleri olan gıda toplulukları yoluyla yurttaşın, direk çiftçisiyle kuracağı ilişkiye dayanıyor. Elbette küçük çiftçilerin hükümet tarafından desteklenmesi gerekir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak ne yediğini bilen ve sorgulayan sorumlu yurttaş olmak önemli. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı raporları inceleyip bize dayatılan zehir oranlarına ses çıkarmamız gerekiyor. Bugün ıspanak yarın  başka bir konu. Doğaya zarar verecek uygulamaların kalıcı olmaması, bu konudaki yasaların Meclis’ten geçmemesi için takipçi olmak, taleplerimizi ulaştırmak önemli. Bu konuda </span><a href="https://ekolojikhaklar.org/ispanaktan-fazlasi-gida-guvenligim-icin-ne-yapabilirim-2/"><span style="font-weight: 400;">Ekolojik Haklar Merkezi</span></a><span style="font-weight: 400;">’nin hazırladığı dilekçeyi inceleyerek başlamanız mümkün</span><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/18/guvenli-gida-icin-yerel-gida-topluluklari-desteklenmeli/">Güvenli Gıda İçin Yerel Gıda Toplulukları Desteklenmeli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Raporunu Açıklayan Bülent Şık’a 12 Yıla Kadar Hapis İstemiyle Dava Açıldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/03/kanser-raporunu-aciklayan-bulent-sika-12-yila-kadar-hapis-istemiyle-dava-acildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jan 2019 10:47:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Şık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser raporu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=33886</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büşra Cebeci'nin bu yazısı 2 Ocak tarihinde Medyascope sitesinde yayınlanmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/03/kanser-raporunu-aciklayan-bulent-sika-12-yila-kadar-hapis-istemiyle-dava-acildi/">Kanser Raporunu Açıklayan Bülent Şık’a 12 Yıla Kadar Hapis İstemiyle Dava Açıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kocaeli Dilovası, Ergene Nehri Havzası’nda yer alan Kırklareli, Edirne ve Tekirdağ ile Antalya’da yapılan, Sağlık Bakanlığınca sonuçları kamuoyuna açıklanmayan araştırmayı halka duyuran Bülent Şık hakkında “halkta infiale neden olduğu”, “dış alımları etkilediği” gerekçesiyle 5 yıldan 12 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. </strong></p>
<p>Konuya ilişkin Medyascope.tv’ye konuşan Şık, “Görevlerini yapmayan ilgili kamu kurumları değil, benim bu kamuoyunu bilgilendirmem suç olarak görüldü. Vicdanıma uygun davrandım, benim sorumluluğum kamusal bir sorumluluktur, sadece o noktadan bakıyorum” dedi.</p>
<p>Bilim insanı Bülent Şık’a Cumhuriyet gazetesinde yer alan “Türkiye’yi kanser eden ürünleri devlet gizledi, biz açıklıyoruz! İşte zehir listesi” adlı yazı dizisi sebebiyle 5 yıldan 12 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. T24’ten Gökçer Tahincioğlu’nun haberine göre, Kocaeli Dilovası Ergene Çayı Havzası’ndaki Kırklareli, Edirne ve Tekirdağ ile Antalya’da yapılan ve Sağlık Bakanlığınca sonuçları kamuoyuna açıklanmayan araştırmayı halka duyuran Şık hakkında “Halkta infiale neden olduğu”, “dış alımları etkilediği” gerekçesiyle suç duyurusunda bulunuldu.</p>
<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Şık hakkında iddianame düzenledi. İlk iddianame, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından hazırlandı. Şık, iddianamede, 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası öngören, TCK’nın 258/1, 334/1, 336/1 maddeleri uyarınca, “Açıklanması yasaklanan gizli bilgileri açıklama, temin etme, göreve ilişkin sırrın açıklanması” ile suçlandı. Ancak bu iddianame mahkemeden savcılığa geri gönderildi ve aynı iddianame bu kez terör suçları bürosunca hazırlanarak mahkemeye iletildi.</p>
<p>Halkı infiale sevk edecek şekilde yayımlanan yazı sebebiyle suç duyurusunda bulunulduğunun anlatıldığı iddianamede, “Bülent Şık’ın, görevi nedeniyle kendisine verilen veya aynı nedenle bilgi edindiği, gizli kalması gereken belgeleri, kararları ve emirleri ve diğer tebligatı açıklayan veya yayınlayan veya ne suretle olursa olsun başkalarının bilgi edinmesini kolaylaştıran, yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı, niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin ederek, Cumhuriyet gazetesinde yayımladığı, bu nedenle atılı suçları işlediği anlaşılmaktadır” denildi.</p>
<p><strong>“Vicdanıma uygun davrandım, benim sorumluluğum kamusal bir sorumluluktur”</strong></p>
<p>Bülent Şık konuya ilişikin olarak Medyascope.tv’ye konuştu. Şık, “Burası normal bir ülke olsa araştırma sonuçlarındaki bulgular dikkate alınarak, halk sağlığını, çevre sağlığını, genel olarak insan sağlığını korumak için birtakım önlemlerin alınması gerekirdi” dedi. Konuyla ilgilenmesi gereken Sağlık Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Tarım Bakanlığı ve yerel yönetimler gibi birçok kamu kuruluşunun bulunduğunu ifade eden Şık, “Bu kurumların görevlerini yapmaması değil, benim bu araştırmayı açıklamam suç olarak görüldü. Vicdanıma uygun davrandım, benim sorumluluğum kamusal bir sorumluluktur, sadece o noktadan bakıyorum” diye konuştu.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://medyascope.tv/2019/01/02/kanser-raporunu-aciklayan-bulent-sika-12-yila-kadar-hapis-istemiyle-dava-acildi-vicdanima-uygun-davrandim-benim-sorumlulugum-kamusal-bir-sorumluluktu/" target="_blank" rel="noopener">Medyascope</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/03/kanser-raporunu-aciklayan-bulent-sika-12-yila-kadar-hapis-istemiyle-dava-acildi/">Kanser Raporunu Açıklayan Bülent Şık’a 12 Yıla Kadar Hapis İstemiyle Dava Açıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum Örgütleri Bir Araştırma Laboratuvarı Kurabilir mi?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/02/sivil-toplum-orgutleri-bir-arastirma-laboratuvari-kurabilir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 May 2017 09:19:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Bianet]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Şık]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gdo]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[gıda tarım ve hayvancılık bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Mutfaktaki Kimyacı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bülent Şık Bianet&#8217;te &#8220;Mutfaktaki Kimyacı&#8221; adlı köşesinde yazdığı yazısında sivil topluma bir öneride bulundu; &#8220;Önerim, gıda, tarım, ekoloji, çocuk sağlığı, tüketici ve çalışan haklarını savunan örgütlerin biraraya gelerek bir araştırma laboratuvarı kurması.&#8221; Gıdalar ve beslenme konusunu yüreklere korku salarak ele almaktan kaçınmaya çalışıyorum. İyi beslenme dediğimiz olgu “ne yemeli, ne yememeli?” sorusuna verilecek yanıtlarla çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/02/sivil-toplum-orgutleri-bir-arastirma-laboratuvari-kurabilir-mi/">Sivil Toplum Örgütleri Bir Araştırma Laboratuvarı Kurabilir mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Bülent Şık Bianet&#8217;te &#8220;Mutfaktaki Kimyacı&#8221; adlı köşesinde yazdığı yazısında sivil topluma bir öneride bulundu; &#8220;Önerim, gıda, tarım, ekoloji, çocuk sağlığı, tüketici ve çalışan haklarını savunan örgütlerin biraraya gelerek bir araştırma laboratuvarı kurması.&#8221;</h3>
<p>Gıdalar ve beslenme konusunu yüreklere korku salarak ele almaktan kaçınmaya çalışıyorum. İyi beslenme dediğimiz olgu “ne yemeli, ne yememeli?” sorusuna verilecek yanıtlarla çok az ilgili. Meseleyi hangi gıdaları yersek ya da yemezsek daha iyi besleniriz noktasından ele almak yetersiz bir bakış açısı olur.</p>
<figure id="attachment_12766" aria-describedby="caption-attachment-12766" style="width: 373px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-12766" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik.jpg" alt="" width="373" height="196" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik.jpg 848w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik-640x337.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik-610x321.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik-320x168.jpg 320w" sizes="(max-width: 373px) 100vw, 373px" /><figcaption id="caption-attachment-12766" class="wp-caption-text"><strong>Bülent Şık</strong></figcaption></figure>
<p>Böyle bir bakış açısı bütünüyle önemsiz değil; yaşa ve sağlık durumumuza bağlı olarak yemeniz ya da yememeniz gereken yiyecekler vardır örneğin. Ama iyi beslenme dediğimiz olgunun bireysel bilinç ve tercihlerle çok az ilgili olduğu da bir gerçektir.</p>
<p>İçinde olduğumuz politik sistem, nasıl bir toplumsal hayatın içinde yaşadığımız ve genel sağlığı ilgilendiren kamu politikalarının nasıl oluşturulduğu iyi beslenme açısından daha çok önem taşır. Örneğin şu meseleler üzerinde düşünelim: On beş yıl önce 3 milyon civarında olan küçük çiftçi sayısının günümüzde yaklaşık 2 milyona düşmesi; çocuk ve ergen nüfus içinde gözlenen obezite oranlarının yıldan yıla hızla artması; ucuz ama besin içeriği boş abur-cubur gıdaların her yanı sarması; toksik kimyasal kalıntılarının gıdalarda, sularda, doğal hayatta oluşturduğu problemin yıldan yıla büyümesi; işçi sağlığını izleme ve koruma anlamında dişe dokunur bir çalışma yapılmaması.</p>
<p>Bu meselelerin hiçbiri iyi beslenme ile doğrudan ilgili görünmüyor. İyi beslenmenin gelirle, bilinçli tüketiciler olmakla ilgili olduğu o kadar çok dile getirilmiş, öylesine doğallaştırılmış bir şey ki aksini düşünme konusunda epeyce dirençliyiz; ya da nereye bakmamız gerektiğini bilemiyoruz. Oysa iyi beslenme içine gömülü olduğumuz politik sistemin nasıl işlediğine çok bağlı.</p>
<p>Örneğin, tarımsal üretimde hangi gıdaların üretilmesinin teşvik edildiği, kimlere hangi desteklerin verildiği; gıdaların hangi tekniklerle üretildiği, sağlık üzerindeki olumsuz etkileri bilinmeyen kimyasal maddelerin kullanılmasına kimlerin ve hangi süreçlerle karar verdiği; kamu kurumlarının insan sağlığını koruma adına yapması gereken araştırma ve izleme çalışmalarını nasıl yaptığı, işçi sağlığının önemsenmediği bir gıda işletmesinde sağlıklı gıda üretmenin olanaklı olup olmadığı gibi çok uzun bir soru listesi oluşturmak mümkün. Sadece bazılarına örnek verdiğim bu sorulara yanıt aramak nasıl beslendiğimiz sorusuna daha çok ışık tutacaktır.</p>
<h4>Sosyal bir hak olarak beslenme</h4>
<p>Her şeyden önce iyi beslenme sosyal bir hak.</p>
<p>Kamu adına iş gören kurumlar örneğin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ya da yerelde belediyeler sağlıklı bir çevrede yaşama ve beslenme hakkını sağlamakla yükümlü kurumlar.</p>
<p>Bu sorumluluklarını yerine getirdikleri ise söylenemez. Yapılan çalışmaların kamusal erişime kapalı olması da apayrı bir başka sorun.</p>
<p>Birileri, akademi ya da kamu kurumları iyi besleniyor muyuz, sorusuna bizim adımıza çözümler getirmekte her zaman yetersiz kalacak. Bu sorunu çözmek için ne yapıyoruz ve ne yapabiliriz, sorularına da yanıtlar aramalı.</p>
<p>Bu yazıda sorunları teşhis etmeyi kolaylaştıracak, bilgi edinme sürecine bir fail olarak katılımımızı sağlayacak ve kamusal erişime kapalı bir alana kamusal çıkarları koruma gayesiyle girebilmemizi sağlayacak bir öneriyi dillendireceğim.</p>
<p>Önerim, gıda, tarım, ekoloji, çocuk sağlığı, tüketici ve çalışan haklarını savunan örgütlerin biraraya gelerek bir araştırma laboratuvarı kurması.</p>
<h4>Kimlerle birlikte ve neler yapılabilir?</h4>
<p>Ülkemizde gıda ve çevre sağlığı, tüketici hakları, işçi sağlığı ve çocuk sağlığı alanında faaliyet gösteren irili ufaklı pek çok örgüt var. Bu örgütlerin bir araya gelerek oluşturacakları bir bütçe ile bir kimyasal madde kalıntıları analiz laboratuvarı kurulabilir.</p>
<p>Kurulacak laboratuvar başta gıdalar olmak üzere, sularda, çeşitli tüketim ürünlerinde, doğal ortamlarda, çalışma ortamlarında ve ev ortamında çocuk ve yetişkin (sağlıklı bir çevrede yaşama ve beslenme hakkı açısından izleme yapabilmek), çalışan (işçi sağlığını tehdit eden toksik kimyasalları izleyebilmek), doğal hayattaki diğer canlılar (ekolojik kirlenmenin tespiti) açısından önem arz eden toksik kimyasalların analizlerini yapma yeterliliği temelinde iş yapmak üzere tasarlanabilir.</p>
<p>İşe toksik kimyasal kalıntıları analizleri ile başlamak farklı kesimlerin araştırma ihtiyacına yanıt verebilme açısından da bir avantaj içeriyor. Üstelik hem araştırma çerçevesi çok geniş ve hem de hakkında en çok bilgi edinme ihtiyacı duyduğumuz bir çalışma alanı. Ancak zaman içinde mikrobiyoloji, GDO, toprak, bitki vs. gibi alanlara da girmek ve analitik çalışma kapsamını genişletmek mümkün.</p>
<h4>Böyle bir bilgiye neden ihtiyaç var?</h4>
<p>Böyle bir laboratuvar ile bağımsız çalışmalar yapmak, yapılacak akademik araştırmalara analiz altyapısı desteği vermek, doğrudan bilgiye erişmek ve en önemlisi edinilen bilgiyi kamuya açık kılmak olanaklı.</p>
<p>Kamu kurumlarının yapması gereken bir işi biz neden yapalım ki, sorusu akla gelebilir ve o kurumları doğru düzgün çalışmaya zorlamak daha uygun bir strateji olarak görünebilir.</p>
<p>Bu stratejinin artık hiçbir işe yaramadığını düşünüyorum.</p>
<p>Kamu kurumları aracılığı ile yapılan işler mevcut sistemin işleyişine herhangi bir şekilde müdahale etme olanağı sağlayacak bilgileri üretmiyor. Dahası bu tip bilgilerin akademik ortamlardan çıkması da günden güne olanaksız bir hale geliyor. Dolayısıyla kamunun sağlıklı bir hayat ve iyi beslenme için politikalar oluşturmak üzere ihtiyaç duyulan bilgiyi kendi imkânları ile üretmeye çabalamasının önemli olduğunu düşünüyorum.</p>
<h4>Kurulum maliyeti</h4>
<p>En önemli bütçe kalemini analitik cihazlar oluşturuyor. İkinci el, hibe, analitik cihaz üreticisi firmaların bazı promosyonları ya da elden geçirerek satışa sundukları cihazlar dikkate alınarak bir cihaz parkı oluşturulursa cihazlara ayrılacak bütçe oldukça düşük olacaktır. Tahminim minimum 1, maksimum 3 milyon TL arasında bir bütçe gereksinimi olduğu.</p>
<p>Laboratuvarın kurulumu için 200-250 metrekare bir yer yeterli. Bu büyüklük başlangıç için işi çözer. Laboratuvarın nereye kurulacağı sorusuna şimdilik bir yanıtım yok. Laboratuvar mekanının iç donanımı, kimyasal ve sarf malzemesi giderleri çok değişken olmakla beraber minimum 500, maksimum 1.5 milyon TL arasında bir bütçe gerekiyor.</p>
<p>Bütçedeki minimum maksimum aralığında temel belirleyici yapılacak çalışmaların analitik kapsamının ne olacağı sorusuna verilecek yanıta bağlı. Analiz kapsamını ortaklaşa bir çalışma ile belirlemek gerekli. Zaman içinde kapsamı genişletmek de olanaklı şüphesiz. Laboratuvarın kurulum çalışmaları ile kurulum sonrası yapılacak araştırma çalışmalarının birlikte planlanması işleyişi kolaylaştırmak için bir gereklilik. Laboratuvarın faaliyete geçmesi ile eşzamanlı olarak araştırma çalışmalarındaki analizler de yapılmaya başlanabilir ve böylece araştırma bütçelerinden laboratuvar çalışmalarına pay aktarılmasını sağlanır.</p>
<p>Düşünülenin aksine bu işler büyük bütçeler gerektiren, yapılması zor işler değil. Ayakta tutmak zor ama çok ince hesaplanmış bir çalışma ile o da yapılabilir. İyi tasarlanmış ve akredite edilmiş bir laboratuvar gıda, tarım, işçi sağlığı gibi alanlarda zamanla ülkemizdeki en itibar edilen analitik kurum olabilir.</p>
<h6>Yazının orijinaline ulaşmak için <a href="http://m.bianet.org/bianet/saglik/186093-sivil-toplum-orgutleri-bir-arastirma-laboratuvari-kurabilir-mi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayın</a></h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/02/sivil-toplum-orgutleri-bir-arastirma-laboratuvari-kurabilir-mi/">Sivil Toplum Örgütleri Bir Araştırma Laboratuvarı Kurabilir mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bülent Şık: Gıda üretimi hayatta kalmakla ilgili. Her zaman konuşulacaktır</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/26/bulent-sik-gida-uretimi-hayatta-kalmakla-ilgili-her-zaman-konusulacaktir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Mar 2017 12:01:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Bu Devirde Yemek Yemek Mide İster]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Şık]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[gıda dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[gıda güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ve hayvancılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12764</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Bu devirde yemek yemek mide ister&#8221; adlı dosya çalışmamız Bülent Şık&#8217;la yaptığımız röportajla devam ediyor. Akdeniz Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümünde öğretim üyeliği yaparken KHK ile ihraç edilen Şık, röportaj boyunca gıda güvenliği hakkında bizi bilgilendirdi, var olan gıda politikalarını ve sağlıklı gıdaya ulaşım imkanlarını değerlendirdi. &#8220;Devlet gıda kontrol ve denetim hizmetlerinden çekiliyor&#8221; -Gıda [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/26/bulent-sik-gida-uretimi-hayatta-kalmakla-ilgili-her-zaman-konusulacaktir/">Bülent Şık: Gıda üretimi hayatta kalmakla ilgili. Her zaman konuşulacaktır</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Bu devirde yemek yemek mide ister&#8221; adlı dosya çalışmamız Bülent Şık&#8217;la yaptığımız röportajla devam ediyor. Akdeniz Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümünde öğretim üyeliği yaparken KHK ile ihraç edilen Şık, röportaj boyunca gıda güvenliği hakkında bizi bilgilendirdi, var olan gıda politikalarını ve sağlıklı gıdaya ulaşım imkanlarını değerlendirdi.</strong><span id="more-12764"></span></p>
<h4>&#8220;Devlet gıda kontrol ve denetim hizmetlerinden çekiliyor&#8221;</h4>
<p><strong>-Gıda güvenliği nedir? Nasıl sağlanır? </strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gıda güvenliği gıdaların sağlıklı olması ile ilgili bir kavram.  Gıda maddelerinin topraktan sofralarımıza ulaşıncaya kadar ki süreç içinde sağlıklı ve besleyici özelliklerini koruma esasına dayanır. Gıda güvenliği sorunlarına yol açan pek çok unsur var ama halk sağlığı açısından mikrobiyolojik ve kimyasal unsurlar daha çok dikkate alınıyor. Mikrobiyolojik açıdan gıda maddelerinin hastalık yapan mikropları içermemesi; kimyasal açıdan da zehirli nitelikte kimyasalların gıdalarda bulunmaması istenir. Küreselleşme ve özellikle uluslararası ticaretin artmasına paralel olarak, gıda maddelerinin üretildiği yerler ile tüketildiği yerler birbirinden uzaklaştıkça gıda güvenliğini sağlamak zorlaşıyor.</span></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12766" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik.jpg" alt="" width="848" height="446" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik.jpg 848w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik-640x337.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik-610x321.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/bulent-sik-320x168.jpg 320w" sizes="(max-width: 848px) 100vw, 848px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gıda maddeleri söz konusu olduğunda her ülkenin üretim düzeyinin kendine yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Dolayısıyla ticaret yapmak kaçınılmaz. Beslenme açısından eksikliği duyulan, ülke dışından temin edilmesi zorunlu yiyeceklerin ticarete konu olmasına da kimse bir şey söyleyemez.   Ne var ki özellikle gıda maddeleri ihracatına dayalı bir üretim altyapısı kurmak beslenme açısından sorunlara neden oluyor ve kendine yeterliliği geri plana itiyor ama en önemlisi yol açtığı ekolojik tahribat nedeni ile zaman içinde gıda güvenliği sorunlarını artırıyor. İhracat odaklı tarımda üretimde verimliliği artırmak amacıyla kimyasal kullanımı kaçınılmaz oluyor. Ama hem verimlilik ile ilgili değerlendirme kusurlu olduğu için ve hem de dikkate alınmayan ekolojik-sosyal maliyetler nedeni ile tarımsal ürün ihracatı sadece kısa süreler için kazançlı olsa da uzun dönemde yüzleşilmesi gereken ekolojik sorunlar gıda maddeleri üretimini son derece olumsuz etkiliyor. Afrika’da açlık sorunu ile boğuşan ülkelerin durumu buna örnektir. Ülkemizde Çukurova’da, Gediz Deltasında, Menderes Havzasında tarımsal üretimde gerçekleşen olumsuzluklara da bu gözle bakmak gerekli. Söylediğim saçma gelebilir ama sağlıklı bir beslenme için gıda üretiminde kendine yeterliliği esas almak ve planları ona göre yapmak uzun dönemde çok daha akıllıca olacaktır. Ancak gıda maddeleri ihtiyacı dışalım yolu ile karşılanacaksa gıda güvenliğini sağlama açısından yapılması gerekli ürün kontrollerinin çok sıkı tutulması bir gerekliliktir. Şu an için ülkemizde bunun yapıldığı söylenemez. Bunun en önemli nedeni ise devletin gıda kontrol ve denetim hizmetlerinden çekiliyor olması. Çekiliyor derken sanki daha öncesinde her şey yolundaymış gibi anlaşılsın istemem; öncesinde de sorunlar vardı ama giderek artan bir şekilde gıda maddeleri üretimi-tüketimi süreçlerine halk veya çevre sağlığını önemseyen bir anlayışın değil şirketlerin çıkarını gözeten ya da, piyasa denilen şeyin dengelerini dikkate alan bir anlayışın hâkim olduğunu görüyoruz.  </span></p>
<h4><strong>&#8220;Ülkemizde gıda güvenliğiyle ilgili faaliyet gösteren kamu kurumları yaptığı çalışmalarla ilgili şeffaf bir yapıya sahip değil&#8221; </strong></h4>
<p><strong>-Gıda güvenliği kavramı hakkında Türkiye özelinde neler söylemek istersiniz? Türkiye&#8217;nin gıda güvenliği karnesi sizce nasıl?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ülkemizdeki mevcut durumun tam olarak nasıl olduğunu söylemek zor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zorluğun en önemli nedeni ülkemizde bu konuda faaliyet gösteren kamu kurumlarının yaptığı çalışmalarla ilgili açık veya şeffaf bir yapıya sahip olmamaları. Ülkemizde gıda maddeleri ile ilgili çalışmaları yapan kamu kurumu Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığıdır. Sular ile ilgili çalışmaları ise Sağlık Bakanlığı yürütür. Gıdalarda ve sularda halk ve çevre sağlığı koruma, tüketicilerin aldatılmasını engelleme, haksız rekabetin önlenmesi gibi gerekçelerle mikrobiyolojik ve kimyasal pek çok denetim ve izleme faaliyeti yapılır. Ama bu çalışmalarda nelere bakılıyor, hangi ürünlerde ne gibi kontroller hangi analitik yöntemlerle yapılıyor konularını bilmiyoruz. Bilebilsek daha net şeyler söylemek olanaklı olurdu. Ancak bunları söyleyemiyor olmak bile işlerin yolunda gitmediğini düşünmek için yeterli olur; kamu adına yapılan çalışmaları kamunun da bilmesi esastır çünkü. Fikir edinmek için bakılacak başka kaynaklar var, örneğin Avrupa Birliği’nin Hızlı Alarm Sistemi’ndeki Türkiye ile ilgili kayıtlar incelenebilir ama sınırlı bir bilgi sağlayacaktır.</span></p>
<h4>&#8220;Hayvancılığı ayrı bitkisel üretimi ayrı organize ettiğinizde sorunları da çağırıyorsunuz demektir&#8221;</h4>
<p><strong>-Mevcut gıda üretim yöntemlerimiz, tarım ve hayvancılık politikalarımız sağlıklı gıda üretimi vaat ediyor mu? </strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sağlıklı gıda üretimi bir idealdir. Bu ideale ulaşmanın günümüz koşullarında zor ama imkânsız olmadığını düşünüyorum. Önce bir konuya dikkat çekmeliyim, sorunuzda geçen “tarım ve hayvancılık politikalarımız” ifadesi bile bu idealden ne kadar uzakta olduğumuzu gösteriyor. Bu size özgü bir yanlışlık değil; çok yaygın. Tarım ve hayvancılık iki ayrı şey değildir. Ülkemizde bu konulardan sorumlu kamu kurumunun adının Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olması bile sorunu kristalize ediyor aslında. Tarım bitkisel ve hayvansal üretimin yan yana ya da birlikte yapıldığı üretim biçiminin adıdır çünkü. Hayvancılığı ayrı bitkisel üretimi ayrı organize ettiğinizde sorunları da çağırıyorsunuz demektir. En önemli sorun da sağlıklı gıda üretimini sağlamakta zorlanmaktır. Örneğin ister kümes hayvancılığı ve isterse besi hayvancılığı olsun fark etmez hayvanları doğal yaşam alanlarından örneğin çayır veya meralardan kopardığınızda, onları toplu yetiştirmeye başladığınızda suni yem temin etmek, hastalıkların açığa çıkmasını ve hızla yayılıp sürüyü telef etmesini önlemek için çeşitli antibakteriyel-antibiyotik ilaçlar kullanmak, açığa çıkan ve bir kimyasal kirlilik kaynağı olarak görülmesi gereken çok fazla miktarda atıkla uğraşmak zorunda kalırsınız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tarım bitkisel ve hayvansal üretiminin birlikte yapıldığı bir faaliyet ve bir bilim olmaktan ziyade bir zanaat olduğu gün be gün daha çok belirginlik kazanıyor. Her yerde ve aynı şekillerde uygulanabilecek homojen bir faaliyet değil. Bir bölgede yaşayan bitki ve hayvan türleri arasındaki ilişkilerin kavranması kritik önem taşıyor. Ancak o ilişkileri gözeterek ve koruyarak ürün elde etmek mümkün. Tarımsal faaliyet bir bölgedeki ekosistemin (anlayabildiğimiz kadarıyla) muhafaza edilmesinde rol oynayan en önemli etken. Aksi her durum bir zorlama. Üstelik bütün o verimliliği artırma iddialarına rağmen daha masraflı ve yol açtığı tek şey de uzun vadede bazen geri dönüşsüz bir yıkım oluyor. Bütün bu ilişkileri şimdilerde çok daha iyi anlıyoruz ve anladıkça son 40-50 yıl içinde bütün dünyada buğday, mısır, pirinç ve patates gibi birkaç çeşit ürünü yetiştirmeye dayalı tarımsal faaliyetlerin yaygınlık kazanması insana özgü nefes kesici düşüncesizlik örneklerinden biri olarak görünüyor. Üstelik yol açacağı sağlıksız durumlar yıllardır dile getirilmesine rağmen. Endüstriyel tarım sistemi çok saldırgan. Büyük bir ikna ve manipülasyon gücü olduğu da bir gerçek. Bu sistemin ekolojik kirlenme ve iklim değişikliğinde sahip olduğu önemli payın ortaya serilmesiyle sağlam bir eleştirel söylem üretebilmek mümkün olabildi ancak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ülkemiz tarımsal üretim açısından çok güçlü bir potansiyele sahip. Ama zaman içinde başımızı daha çok ağrıtacak bazı sorunlar sağlıklı gıda üretimi üzerindeki en önemli engelleri oluşturacak. Bu sorunlardan biri küçük çiftçiliğin tahrip edilmesi, şirket tarımına yenik düşüyor olması. Diğer sorun ise tarımsal ve endüstriyel üretim sonucu ortaya çıkan özellikle kimyasal kirlenme meselesini hiç ciddiye almamamız.</span></p>
<h4>&#8220;Gıda ürünlerinin bakanlığın açıklamasından bazı ürünlerde 8 kat bazılarında 10-12 kat daha fazla kalıntı içerdiğini belirledik&#8221;</h4>
<p><strong>-Uzun yıllar Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı&#8217;nda çalıştınız. Bakanlığın son zamanlardaki çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle tarım ilaçları konusunda bakanlığın attığı olumlu adımlar var mı?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının tarımda kullanılan toksik kimyasal maddeler konusunda attığı adımlar Avrupa Birliği’nin bu konudaki hukuki mevzuatını takip etme esasına dayanır. Tarım ilaçları sözcüğünü kullanmaktan kaçınıyorum; ne kadar sıklıkla kullanılsa da ilaç sözcüğünü kullanmak olumlu bir çağrışıma neden olduğu için doğru gelmiyor bana. Tarım ilacı dediğimiz şeyler zehirli kimyasal maddelerdir. İnsan dâhil doğadaki her canlı bu zehirlerden az veya çok olumsuz etkilenir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa Birliği mevzuatı tarımda toksik kimyasal kullanımına izin veren bu konudaki uluslararası yaklaşımlara uyumlu bir mevzuattır. Bu mevzuat bu kimyasal maddelerin kullanımı sonucu gerek çevrede ve gerekse gıda ürünlerinde bıraktığı toksik kalıntıları bir sorun olarak görse de bu sorunun yönetilebilir olduğu düşüncesindedir. Yani gıda ve çevre güvenliği konusunda yapılacak denetim-kontrol-izleme çalışmaları ile toksik kimyasalların zararlı etkilerinin minimize edilebileceği fikrini savunur. Oysa bu doğru değil. Yol açılan zararın boyutları konusunda dahi yeterince fikrimiz yoktur. Zararlı olduğunu bile bile binlerce toksik kimyasalı kullanıyoruz. 1930’lu yıllarda dünyada kimyasal madde üretimi 1 milyon ton iken bugün 400 milyon tonu aştı. Bu kimyasalların “sadece %7’si” için güvenilirlik çalışmaları yapılmıştır. Üstelik yapılan o çalışmaların bile yeterliliği sorgulanmakta. Geriye kalan yüzde 93’ünün insan ve çevre sağlığa ne tür etkileri olduğu hakkında ise hiçbir şey bilmiyoruz. Toprağa, havaya, suya karışarak bir şekilde besin zincirine dâhil olan bu kimyasalların yol açtığı zararları tespit etmek ve bazen de düzeltmek için çaba harcasak da çoğunlukla ne olup bittiğini hiç umursamıyoruz. Bu kirlenmenin son yüzyıl hatta 1950’li yılardan günümüze uzanan süreçte gerçekleşmesi ise gerçekten çok üzücü; çünkü bu kadar kısa bir sürede hayatın geleceği açısından bu kadar büyük ve çözümü zor bir problem ortaya koymak hakikaten bir “başarı”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pestisitler konusunda da durum bu genel halden bağımsız değil.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tarımsal üretimde kullanılan kimyasal yapıları farklı yüzlerce çeşit pestisit var. Hangi pestisitin hangi gıda ürününde kullanılacağı yasal kurallara bağlı. Yasal olan bir şeyin iyi ya da hayırlı görülen bir şey olduğunu düşünme eğilimindeyiz; ama çok detaya girmeden yasal olan ile etik olan; yasal olan ile meşru olan ayrımlarını yapmak gerekiyor. Ne kadar bilimsel bir kisveye bürünse de pestisit kullanımının dünya genelinde bu kadar yoğun olması ve yol açtığı sorunlara bakmak için bu ayrımlar üzerinden giden bir düşünme sistematiği kurmak gerekli.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir gıda ürününün üretiminde farklı özelliklere sahip birden fazla sayıda pestisit kullanılabilir. Doğrusu kullanılıyor da. Böyle bir durumda ise, gıda ürününde birden fazla sayıda pestisitin kalıntı bırakacağı çok açık. Şu anki bilimsel bilgi düzeyimizle tek bir pestisitin yol açacağı sağlık sorunlarını kısmen de olsa belirleyebiliyoruz. Ancak gıda ürünlerinde bulunan pestisit kalıntılarının sayısı birden fazla olduğunda bunun ne gibi sağlık sorunlarına yol açacağını ise çok az biliyoruz. Uzun vadede nelere yol açtığı hakkında ise pek az bilgimiz var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gün içerisinde çok çeşitli gıda maddeleri yediğimiz ve her bir gıda ürününden de çeşitli sayıda pestisit gelebileceği dikkate alınırsa, konunun önemi daha çok anlaşılacaktır. Soru şudur: Bir gıda ürünü hepsi de mevzuatta belirtilen eşik değerlerin altında kalan 5 veya 7 tane pestisit içerirse ne olur veya bedenime beslenme yolu ile birden fazla sayıda pestisit girdiğinde nelere yol açar? Ne var ki, böyle bir durumda sağlığa zararlı etki nedir sorusunun sağlıklı bir yanıtı yok. Örneğin, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı her yıl belli sayıda gıda numunesinde pestisit kalıntısı analizi yapıyor. Bu çalışmalardan elde edilen verilere dayalı olarak yaptığı açıklamalarda kalıntı açısından sorun içeren örneklerin oranının %3 veya 5’i aşmadığını ve bu değerin Avrupa Birliği ülkeleri içinde elde edilen en iyi değer olduğunu belirtiyor yıllardır. Ama 2012-2015 yılları arasında üniversitede yürüttüğümüz bir çalışmada gerçek durumun bundan çok farklı olduğunu belirledik. Gıda ürünlerinin bakanlığın açıklamasından bazı ürünlerde 8 kat bazılarında 10-12 kat daha fazla kalıntı içerdiğini belirledik. Çalışmanın ana bulgularını “Gıdada Pestisit Kalıntısı ve Sağlık” adı ile Bianet’e yazmıştım; <a href="https://bianet.org/bianet/tarim/165871-gidada-pestisit-kalintisi-ve-saglik" target="_blank" rel="noopener">uzun bir yazı</a> ve detaylar orada var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bakanlık yaptığı çalışmalarda gıda örneklerinin ne kadarının birden fazla sayıda pestisit kalıntısı içerdiğine yönelik bir değerlendirmeyi mutlaka yapmalı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından en azından son on yıl içinde yapılan denetim çalışmalarında hangi gıda ürününde birden fazla sayıda pestisit kalıntısı tespit edildiği ve bu kalıntıların düzeyinin ne olduğu açıklığa kavuşturulmalı. Bu bilgileri edinmek maruziyet çalışmaları yapabilmek açısından da çok önem taşır. Çalışma sonuçlarının bütün detayları internet üzerinden açıklanmalı ve isteyen kişilerin ulaşabileceği şekilde erişime hazır hale getirilmesi de kamunun bilgi edinme hakkı açısından önemlidir.</span></p>
<h4>&#8220;İçinde yaşadığımız dönem ne kadar baskıcı olsa da insan doğru bildiğini söylemekten çekinmemeli, vazgeçmemeli&#8221;</h4>
<p><strong>-İçinde bulunduğumuz siyasi gerilimden etkilenenlerden birisiniz. Son dönemde çıkan KHK&#8217;lardan biriyle işinize son verildi. Böyle bir süreçte hala gıda üzerine konuşmanın önemi nedir?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gıda üretimi hayatta kalma ile ilgili.</span> <span style="font-weight: 400;">Her zaman konuşulacaktır. Bireylerin, sivil toplum örgütlerinin, akademik kurumlar ve hatta devletin asli rolü veya fonksiyonu mevcut sağlıksız sistemi ne kadar var ettiği-edeceği üzerinden tanımlanıyor artık. Aradaki bağlantıları görmek çok kolay değil. Hayat söz konusu olduğunda birbirine değmeyen veya birbirini etkilemeyen bölmelere ayrılmış yerlerde düşünüyor, okuyor, yazıyor veya eyleme geçiyoruz. Böyle olması da dayatılıyor zaten. Hayatlarımızı daraltan, dünyayı giderek daha yaşanmaz bir yer haline getiren her şey birbiri ile bağlantılı. Kapitalizmi ya da günümüzde büründüğü şekliyle neoliberal sistemi var eden ilişkiler ağına müdahale etme olanakları hiçbir dönemde günümüzdeki kadar kısıtlanmamıştı. İçinde yaşadığımız dönem ne kadar baskıcı olsa da insan doğru bildiğini söylemekten çekinmemeli, vazgeçmemeli. Nasıl bir hayatın içindeyim ve nasıl olmasını istiyorum sorularını hayatın her döneminde sorarız aslında ya da sormamız gerekir ve vereceğimiz yanıta göre de bir tavır alırız. Bir konuda söz alırken mesele cesaretli olmak değil tutarlı olmak benim için. Cesaret anlık, tutarlı kalabilmek ise bütün bir hayatınıza yayılan bir şey ve bizim gibi ülkelerde tutarlı kalmak adına yaptıklarınız bir süre sonra cesaret gibi görülüyor. Şimdi konuya böyle bakınca her dönemde ve bulunduğunuz her yerde elinizden geldiğince doğru bildiğiniz şeyleri yapmaya devam edersiniz.</span></p>
<h4>&#8220;Kamu çıkarı adına iş yapmak, kamuoyunun rızasını almak gibi söylemler herhalde hiçbir dönemde kamunun darmadağın edilmesi için bu kadar ustaca kullanılmamıştı&#8221;</h4>
<p><strong>-Gıda tartışmaları ve sağlıklı gıdaya ulaşım imkânları üzerine yürüyen tartışmalara bakacak olursak, bu süreçte sivil topluma düşen rol nedir? Vatandaş sofrasına gelen gıdanın serüvenini takip etme ve hesap sorma mekanizmalarını nasıl kurabilir?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum önemli işlevler üstlenebilir ve işin aslına bakılırsa dünya genelinde gıda meselesine doğru bir perspektiften bakan, Gıda Egemenliği Hareketi, Navdanya, Slow Food vb. gibi kitlesel örgütler ile ekoloji ve gıda üzerine düşünen-eyleyen irili ufaklı sayısız örgüt ve inisiyatifin yaptığı en iyi şey deneyim biriktirmek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mevcut sistemin dışında konumlanan, içinde olduğumuz iklim değişikliği sürecinin yol açacağı sorunların daha çok farkında ve bir şeyler yapmak için uğraşan örgütlerin hepsinin çabaları son derece kıymetli görünüyor bana. İşin aslı başka bir alternatifimiz de yok uzun vadede. Çözüm devlet dediğimiz yapılardan gelmeyecek; ya da akademiden. Sadece kimyasal kirlenme sorunu üzerinde biraz derinleşmek bile sizi bu konuda dolaşımda olan ve yaygın kabul gören “bu meseleyi teknolojik gelişme ile çözeriz” ifadesinde somutlaşan bilme ve düşünme çerçevesinin dışına taşır. Gidişatın bir yıkıma doğru yöneldiğini fark edersiniz. Meşru şiddetin sınırlarını çizen ve kişinin beden bütünlüğüne saldırıyı tamamen yasaklayan ceza hukuku ölüm saçan endüstriyel faaliyetleri sorgulama ve soruşturma konusunda son derece sessizdir çünkü. Dünyanın her yerinde böyle ve bu durum kolektif bir akılsızlığa değil son derece rasyonel alınan ama sadece dar bir azınlığın çıkarlarını koruyan kararlara dayanıyor. İşin içinde sadece endüstriyel faaliyetleri yürüten şirketler yok. Akademik kurumlar ile kamu politikalarını oluşturma ve uygulama sorumluluğunu taşıyan ulusal ve uluslararası resmi kurumların “gayretli” ve “hevesli” işbirliği de unutmamak gerekli. Örneğin, toksik kimyasalları doğaya salan birbirine eklemlenmiş bu yapı sonuçta herkesin zarar göreceği apaçık olmasına rağmen bu tehlikeli görevi meşrulaştırıyor. Doğadaki biyolojik türlerin sayısında dramatik azalmalar olması, toksik kimyasallarla ilişkili olduğundan kuşku duyulan belirli bazı hastalıkların toplumda görülme sıklığının artması, çocukların sağlığının bozulması…, durumun vahametini gösteren bu liste uzatılabilir. Hiç kimseye bir şey sorulduğu ya da rızasının alındığı yok. Kamu çıkarı adına iş yapmak, kamuoyunun rızasını almak gibi söylemler herhalde hiçbir dönemde kamunun darmadağın edilmesi için bu kadar ustaca kullanılmamıştı. Ama ne yapılmalı sorusunun yanıtı karanlık. Bu konularda geçmişte olan bitene bakılırsa bir şeylerin çok zor değiştiği görülüyor. Örneğin asbestin kansere neden olan bir kimyasal olduğunu gösteren kesin kanıtlar ortaya konulmasına rağmen yasaklanması için yine de on yıllarca mücadele etmek gerekmişti. Milyonlarca insan asbeste maruz kaldığı için öldü. Ama yasaklanması karşı çıkılamaz tıbbi kanıtlar nedeniyle değil yapılan ısrarlı ve kararlı politik mücadeleler sonucu oldu. Dolayısıyla sivil toplum örgütlerinin rolünü ve etkisini küçümsememeli; ama mücadele dinamiklerini nasıl büyütebiliriz, birbirine nasıl eklemleyebiliriz, dayanışmayı nasıl güçlendirebiliriz bunlara yoğunlaşmak da çok önemli görünüyor bana.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/26/bulent-sik-gida-uretimi-hayatta-kalmakla-ilgili-her-zaman-konusulacaktir/">Bülent Şık: Gıda üretimi hayatta kalmakla ilgili. Her zaman konuşulacaktır</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
