<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>birleşmiş milletler arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/birlesmis-milletler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/birlesmis-milletler/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 31 Aug 2023 08:35:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>birleşmiş milletler arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/birlesmis-milletler/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;BM Mekanizmaları Sivil Toplumun Sesini Duyurması İçin Etkili Bir Yöntem&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/08/31/bm-mekanizmalari-sivil-toplumun-sesini-duyurmasi-icin-etkili-bir-yontem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Aug 2023 08:35:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[HUDOTO]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=85048</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı özellikle iklim ve çevre konularında BM mekanizmalarını kullanan ve yine Birleşmiş Milletler Özel Raportörlerinin rapor hazırlıkları için yaptığı katkı çağrılarına yanıt veren bir örgüt. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği (STGM), Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Avukat Özlem Altıparmak ile hem Vakfı hem de BM mekanizmalarına katılıma ilişkin deneyimlerini konuştu. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/08/31/bm-mekanizmalari-sivil-toplumun-sesini-duyurmasi-icin-etkili-bir-yontem/">&#8216;BM Mekanizmaları Sivil Toplumun Sesini Duyurması İçin Etkili Bir Yöntem&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler’in kurucu belgesi olan BM Şartı&#8217;nda insan haklarının korunması için birçok mekanizma mevcut ve bu mekanizmalardan birisi de BM İnsan Hakları Sözleşme Mekanizmaları. Bu mekanizmalar insan hakları anlaşmalarının uygulanmasını izleyen bağımsız uzmanlardan oluşan komitelerden oluşurken bu mekanizmalar içerisinde pek çok araç da bulunuyor. Raporlama, oturumlara katılım, bireysel başvuru gibi&#8230; Bu araçlar STÖ&#8217;ler için kritik önem taşırken, Türkiye&#8217;de hak ihlallerinin mücadelesinde uluslararası prosedürler &#8211; Birleşmiş Milletler mekanizmaları gibi- sınırlı seviyede kullanılıyor.</p>
<p>Yakın bir zaman öncesinde kurulan Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı ise özellikle iklim ve çevre konularında BM mekanizmalarını kullanan ve yine Birleşmiş Milletler Özel Raportörlerinin rapor hazırlıkları için yaptığı katkı çağrılarına yanıt veren bir örgüt. Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Avukat Özlem Altıparmak, hem Vakfı hem de BM süreçlerine ilişkin deneyimlerini anlattı.</p>
<p><strong>İnsan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, iklim değişikliği ve çevre koruma alanlarında uzun zamandır çalışan bir avukatsınız. Yine hukuk büronuzda STÖ&#8217;lerle birlikte yaptığınız çalışmaları da bir vakıf ile somutlaştırdınız. Öncelikle Vakıf olma sürecine giden ihtiyacı konuşmak isteriz. Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı&#8217;na neden kuruldu? Hangi ihtiyaçlar sizi vakıf kurmaya yöneltti?</strong></p>
<p>Sizin de ifade ettiğiniz gibi uzun zamandır insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, çevre hukuku ve doğa savunuculuğu alanında çalışıyoruz. Aslında hak savunuculuğu, mesleki olarak öğrenip uyguladığımız bir şey değil bizim; üniversite yıllarımızdan itibaren içinde var olduğumuz, kendimizi tanımladığımız bir alan. Avukatlık faaliyetlerimiz de bu alanı gözeterek ve önceleyerek gelişti. Mesleki çalışmalarımızın yanında sivil toplum örgütlerinin savunuculuk kapasitelerinin geliştirilmesi amacına yönelik olarak birçok proje ve çalışmada uzmanlık sunduk, pro bono (toplum yararına hukuk) hizmet verdik ve sivil toplum kuruluşları ile her zaman güçlü bağlar içinde olduk. Bir stratejik dava açtığımızda, üzerinde çalıştığımız dilekçeyi bir yayın şeklinde herkese açtık ki başka hukukçular ve hak sahipleri de faydalansın. Türkiye’de ilk kez çevre hukuku üzerine uzmanlaşmış tematik bir avukatlık staj programı başlattık. Yine bir ilk olarak Ankara Üniversitesi Hukuk Klinikleri&#8217;nde İklim Kliniği açtık ve hukuk fakültesinde bu alanda çalışmak isteyen öğrencilerimiz oldu. Hukuk bürosu çatısı altında her ne kadar kamusal ve pro bono faaliyet yürütseniz de özel bir şirket gibi algılanıyorsunuz. Bu da çalışmalarımızı yaygınlaştırırken veya ortaklıklar kurmak istediğimizde engel olabiliyordu. Çalışmalarımız geliştikçe farklı bir oluşum üzerinden faaliyetlerimizi çeşitlendirip, geliştirmek ve yaptığımız işlerin etkisini arttırmak istedik. Bu alandaki deneyimizi ve çalışma isteğimizi kalıcı hale getirmek için, kurumsallaşmaya ve vakıf kurmaya karar verdik. 2022 yılı içinde başlattığımız vakıf kurulum sürecini Kasım 2022’de sonuçlandırdık ve HUDOTO’yu kurduk.</p>
<blockquote><p>Çalıştığımız her alanı hak bakışıyla çalışmaya ve uluslararası alandaki gelişmelerle harmanlamaya çalışıyoruz.</p></blockquote>
<p><strong>HUDOTO&#8217;yu da biraz anlatır mısınız? Hangi alanlarda çalışıyorsunuz?</strong></p>
<p>HUDOTO’da insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, doğa koruma ve iklim değişikliği konularını, hak temelli bakışla ve kesişimsel olarak çalışıyoruz. Sadece ulusal politikaları ve mevzuatı değil, uluslararası yayınları ve gelişmeleri de takip ediyor, düzenli olarak çeviriler yapıyor, bilgi notları hazırlıyor, makale ve yazılar yazıyoruz. Bu alanlarda önemli ölçüde bilgi, uzmanlık ve deneyim biriktirdik. Daha ilk yılımız dolmadan onlarca bilgi notu, politika belgesi, BM raporları ve BM Özel Raportörü katkı çağrıları çevirileri yayınladık. Etkiniz AB Programı desteği ile BM New York’ta düzenlenen Sendai Afet Risk Azaltma Çerçevesi Üst Düzey Toplantısı&#8217;na vakfımızı temsilen katıldık.</p>
<p>Çalıştığımız her alanı hak bakışıyla çalışmaya ve uluslararası alandaki gelişmelerle harmanlamaya çalışıyoruz. Hukuk en önemli savunuculuk araçlarından birisi ve sadece ulusal mevzuat, kanunlar ve yönetmeliklerden ibaret değil. Hukuk ve adalet aklımıza sadece açacağımız bir dava ile sınırlı şekilde gelmemeli. Yazılı kanunların ve sözleşmelerin dışındaki uluslararası politika belgeleri ve stratejik çerçeveler, bizim soft law dediğimiz esnek hukuk belgeleridir. Aslında politikayı, müzakere süreçlerini ve insan haklarının gelişimini belirleyen şey de işte bu metinler ve uzlaşılardır. Hukuku bu nedenle daha geniş kapsamlı anlıyor ve çalışıyoruz.</p>
<p>Geçen hafta bu konuda yeni bir girişimimiz oldu. Daha önce yazılı çevirisini yaptığımız BM Cinsel Yönelim, Toplumsal Cinsiyet Kimliği ve Din Özgürlüğü Uzman Raporu&#8217;nun okuyucu dostu özetini podcast olarak dört bölüm halinde yayınladık. Okumaya vakti olmayanlar, belki dinleyerek faydalanırlar diye düşündük ve denemek istedik. Podcasti <a href="https://open.spotify.com/show/7Ck0cIont2SIe5GJbjCJwV?si=ZEYEGJDeSr2L5Twng6-Vng&amp;nd=1" target="_blank" rel="noopener">buradan dinleyebilirsiniz.</a></p>
<p>Disiplinler arası ve anlaşılır biçimde çalışmak bizim için çok önemli. Örneğin her şey yolunda giderse Eylül sonu ya da Ekim ayı içinde UNDP desteği ile “İklim, Gıda Güvencesi ve İnsan Hakları için Agroekoloji” isimli bir atölye çalışması düzenleyeceğiz. Agroekolojiyi sadece bir tarımsal yöntem olarak duyuyoruz, çiftçinin meselesi sanıyoruz ama yaşadığımız iklim değişikliğinde durum hiç de öyle değil. Kuraklık, değişen iklim ve biyoçeşitlilik kaybının bizi hızla sürükleyeceği yer gıda krizi olacak ve önümüzdeki dönemde sıklıkla gıda hakkını, gıda egemenliğini ve gıda güvenliğini konuşuyor olacağız. Bu nedenle agroekolojiyi yine hak temelinde iklim değişikliği, gıda hakkı, biyoçeşitlilik ve insan hakları kesişiminde tartışmayı amaçlıyoruz. İklim değişikliği konusunda multidisipliner ve iklim adaletini gözeten çalışmalar çok önemli çünkü teknokrat bir bakışla yürütülen ve literatürde “iklim izolasyonizmi” denen anlaşılmaz, soyut ve teknik çalışma durumunu ortadan kaldırıyor. Böylece hak sahipleri için sorunu ve çözümü anlaşılır kılıyor.</p>
<p><strong>HUDOTO olarak Birleşmiş Milletler&#8217;in farklı çalışma alanlarına dair hazırlayacağı raporlara ilişkin katkı çağrılarını yakından takip ettiğinizi görüyoruz. Biraz bundan bahseder misiniz? Süreci nasıl yürütüyorsunuz? Katkı verdiğiniz raporlar oldu mu?</strong></p>
<p>BM Özel Raportörlerinin, tematik sorun alanlarına dair rapor katkı çağrılarını yakından takip ediyoruz. Bu çağrıların özellikle sivil toplum örgütlerince bilinir olmasına ve başvurulmasının mümkün olduğunu anlatmaya gayret ediyoruz.</p>
<p>BM İnsan Hakları Konseyi’nin Özel Prosedürleri aslında bağımsız insan hakları uzmanlarından oluşuyor. Özel Prosedürler, BM İnsan Hakları Konseyi’ne kendi alanlarıyla ilgili periyodik raporlar hazırlayıp sunuyorlar. İşte bu rapor hazırlama sürecinde Özel Raportör devletlerden, hak sahiplerinden ve paydaşlardan hazırlayacağı tematik rapor konusuna ilişkin katkıda bulunmalarını istiyor ve bu sebeple bir katkı çağrısı yayınlıyor. Hem tematik raporunun çerçevesini kamuoyuna duyuruyor hem de katkının hangi süre içinde ve hangi usullerle yapılacağını da belirtiyor.</p>
<p>Biz BM insan hakları sistemini, toplantılarını ve bu çağrıları düzenli olarak izliyoruz. Bu takibi yapmak bizim çalışmalarımızı da geliştiriyor. Aslında çağrılara katkı sunulmasa bile, sadece çağrıdaki çerçeveyi ve sorulan soruları okumak bile geliştirici olabiliyor. Örneğin geçen sene tüm raportörlerin ortak konusu iklim değişikliğiydi. Göçten, kadına yönelik şiddete, sürdürülebilir kalkınmadan toplantı ve gösteri hakkına kadar hemen hemen her alanda bu konuda çağrılar yayınlandı. Biz bu çağrıların izini sürdük ve sadece çağrıyı değil, çağrı sonucunda çıkan raporları da duyurmaya çalıştık. Geçen seneki çalışmalarımızda iklim değişikliğinin bir insan hakları meselesi olmasına odaklandık. Bu süreçte hem kendimiz katkı ve görüşlerimizi sunduk hem de katkı sunmak isteyen sivil toplum örgütlerinin sorularını yanıtladık. Bu konuda akademisyenlerden de olumlu geri bildirimler aldığımızı belirtmeliyim, çağrılardan çok faydalandıklarını söyleyenler oldu. Başta da dediğim gibi çağrılara görüş sunmak kadar çağrıların çerçevesini anlamak ve sorular üzerine düşünmek bile oldukça geliştirici olabiliyor.</p>
<p><strong>Hak ihlallerin mücadelesinde uluslararası prosedürler, Birleşmiş Milletler mekanizmaları gibi, sınırlı seviyede kullanılıyor. Doğa savunucuları için de benzer bir durum geçerli. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz? STÖ&#8217;ler BM mekanizmalarını nasıl daha etkin kullanabilir?</strong></p>
<p>Dediğiniz gibi hak ihlallerinde BM sistemini bir yöntem olarak bilmiyoruz ve kullanmıyoruz. Bunun bir sebebi dil engeli ama dil bilseniz de BM sisteminin kendisi de oldukça karışık bir yapıda diye düşünüyorum. BM içinde hangi komite var, hangi raportör ne iş yapar, sistem nasıl çalışır anlamak bile bir mesai gerektiriyor.</p>
<p>Bir de aslında bir hak ihlali varsa, doğal olarak sonuç alıcı şeyler yapmak istiyoruz. BM’yi bir adalet mekanizması olarak sonuç alabileceğimiz bir yer gibi görmüyoruz çünkü hiçbir zaman bizim bildiğimiz şekilde bir mahkeme kararı vermiyor. Bu noktada hukukçuların da uluslararası yol olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni bildiğini ve kullandığını ancak BM İnsan Hakları Komiteleri&#8217;ne başvuru yapmadıklarını belirteyim.</p>
<h5>&#8216;Sivil Toplumun Sesini Duyurması için Etkili Bir Yöntem&#8217;</h5>
<p>Oysa adalete erişim her zaman bir yargı mekanizmasına erişmek demek değil. Bazen bir bilgiye erişmek, bazen bir yasa değişikliğini sağlamak, bazen de alınacak kararlarda söz hakkı sahibi olmak gibi boyutları var. BM sistemi bu adalete erişimi hukuk mevzuatını ve yasaları kullanarak değil, insan hakları çerçevelerini, kararları ve müzakere süreçlerini işleterek mümkün kılıyor. Sivil toplumun sesini duyurması için etkili bir yöntem diye düşünüyorum.</p>
<p>Doğa savunuculuğu ve iklim değişikliği alanındaki çalışmalarda zaten insan hakları bakışı oldukça eksik. Sadece sivil toplum örgütleri için değil uluslararası alanda da böyle. Oysa iklim adaleti dediğimiz şey, iklim değişikliğinin ve çevresel tahribatların etkilerindeki eşitsizliği giderme üzerine kurulu. Bu da sivil toplum için gelişmeye, tartışmaya ve ortak çalışmaya çok açık bir alan yaratıyor. Kadın, çocuk veya engelli hakları gibi diğer tematik alanlarda çalışan sivil toplum örgütleri doğayı, iklim değişikliğini ve çevresel talanı kendilerine dert edinmeye başlarsa ve aslında bunların etkilerinin doğrudan hak ihlali yarattığını fark ederlerse bu alanda kesişimsel çalışmalar kuvvetlenecek diye düşünüyorum. BM mekanizmaları ve kararları bu kesişimsellikler için çok büyük bir alan açıyor ve fırsat sunuyor.</p>
<p><strong>BM mekanizmalarına dair deneyimleriniz üzerinden uluslararası prosedürleri kullanmak isteyen STÖ&#8217;lere neler önerirsiniz? </strong></p>
<p>Öncelikle kendi çalışma alanlarına ilişkin BM çağrılarını, raporlarını ve kararlarını takipte kalmalarını öneririm. Başvuru yapılmasa dahi süreci ve uluslararası alandaki tartışmaları bilmek bile çok geliştirici oluyor. Bir de savunuculuğu daha geniş bir çerçevede düşünmek gerek. Çoğunlukla bir kampanya veya eylem olarak gördüğümüz savunuculuk süreçlerinde aslında yazacağımız basit bir bilgi edinme dilekçesi ile kendi yaşam alanımızda alınacak kararı değiştirmemiz ve hak ihlalini önlememiz mümkün olabiliyor.</p>
<h5>&#8216;BM Çerçevesini Anlamak, Hak Bakışını Geliştirmek Açısından da Önemli&#8217;</h5>
<p>BM mekanizmalarına başvuruyu da bir dilekçe yazma hakkı gibi düşünebiliriz. Online başvurunun mümkün olduğu bir sistem var ve sivil toplum örgütleri için bu sistem erişilebilir durumda. Yabancı dil engelini aştığımız sürece, sistem kendi sözümüzü ve irademizi başvuru olarak girmemize olanak tanıyor. Aktaracağımız şey kendi yaşadığımız deneyimimiz ve çalışma alanımıza ilişkin oluyor. Bir dava açtığımızda olduğu gibi masraf yapıp kaybetme riskimiz yok. Sistem aynı zamanda sivil toplum örgütlerinin tek başına değil, birlikte başvurmalarına da imkan veriyor.  Bu tip başvuruların sivil toplumu güçlendireceğini düşünüyorum. BM çerçevesini anlamak, hak bakışını geliştirmek açısından da önemli.</p>
<p>Bir örnek vermek gerekirse, BM İnsan Hakları ve Çevre Raportörü, bu yılın başında “Çevresel Demokrasiyi Teşvik Etmek: Bir insan hakkı olarak temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre hakkının usule ilişkin unsurları” başlıklı katkı çağrısını yayınladı. Özel Raportörün hazırlayacağı tematik rapor temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre hakkının usule ilişkin boyutlarını ve katılımcılık konusunu ele alıyor. Çevresel konularla ilgili usuller dendiğinde; bilgiye erişim, kararlara katılım ve adalete erişim süreçlerini anlarız. Yani bu katkı çağrısında hemen yanı başımızdaki ormanlık araziye bir maden projesi izni verilmek istendiğinde, projeye dair bilgi edinme hakkımızın olup olmadığı, bu projeye dair alınacak kararlara gerçek anlamda katılım sağlayıp sağlayamadığımız, buna dava açmak istediğimizde yargılama giderini karşılayıp karşılayamadığımıza dair bilgi ve deneyimizi aktarmamız bekleniyor. Bu rapor aynı zamanda çevresel eğitim, ifade ve örgütlenme özgürlüğü hakları ile çevresel insan hakları savunucuları için güvenli alanlar gibi konuları da kapsayacak. Rapora 2 Ekim 2023 tarihine kadar katkı sunmak mümkün. Bu vesileyle bu katkı çağrısını da duyurmuş olalım: <a href="https://hudoto.com/yazilar/bm-insan-haklari-ve-cevre-raportoru-katki-cagrisi-cevresel-demokrasiyi-tesvik-etmek" target="_blank" rel="noopener">https://hudoto.com/yazilar/bm-insan-haklari-ve-cevre-raportoru-katki-cagrisi-cevresel-demokrasiyi-tesvik-etmek</a></p>
<h5>&#8216;Birleşmiş Milletler Sistemi İhlaller ile İlgili de Kullanabilir&#8217;</h5>
<p>Raporlara, mevzuat değişikliklerine ve ülke ziyaretlerine katkı ve görüş sunabileceğimiz gibi, ihlaller ile ilgili de Birleşmiş Milletler sistemini kullanabiliriz. Devam eden ihlallerde BM Özel Prosedürlere acil başvuru yöntemi işletilip online bir başvuru yapılabilir. Geçmiş ihlallerle ilgili iddia mektupları şeklinde başvurular yapılabilir. Ancak her durumda ihlalin ciddi, güvenilir ve somut verilerle delillendirilmiş olması gerekiyor. Bir basın haberine dayanarak başvuru yapamazsınız. Bu durumlarda da aslında güvenilir verinin toplanması gündeme geliyor. Etrafımızda pek çok ihlal olabiliyor ancak bunu belgelemekte, veriyi tutmakta ve analizinde sorunlar yaşıyoruz. Bir yılda bir sivil toplum kuruluşuna hukuki yardım talebiyle için kaç başvuru yapıldığını, bunların tematik ayrımını bile tutulmadığını görüyorum. Herkes ihlali biliyor ama o yöreye gittiğinizde bu ihlalden tam olarak kim etkilendi; etkilenenlerin kaçı kadındı, kaçı çocuktu; kaç kişi buna bağlı göç etti dediğinizde yanıt alamıyorsunuz. İdarenin veri toplama yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda sivil toplum örgütlerine, araştırmacılara ve akademiye çok iş düşüyor.</p>
<p>Hava kirliliği diyoruz veya dere yatağına dökülen bir atık ve molozdan bahsediyoruz ama bunun belgelendirilmesi ve veriye dökülmesi konularında ne yazık ki çok ciddi sıkıntı var. Bunu deprem döneminde de yaşadık. Özellikle verinin önemi, ayrıştırtılmış verinin tutulması ve analizi konusunda kapasitemizi güçlendirmemiz gerekiyor.</p>
<p>HUDOTO olarak tüm bu konularda sivil toplum örgütleriyle ortak çalışma içinde olmayı, uzmanlık alanlarımızı paylaşarak birlikte öğrenmeyi çok önemsiyoruz. Bu fırsatı bize verdiğiniz için çok teşekkür ederiz!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/08/31/bm-mekanizmalari-sivil-toplumun-sesini-duyurmasi-icin-etkili-bir-yontem/">&#8216;BM Mekanizmaları Sivil Toplumun Sesini Duyurması İçin Etkili Bir Yöntem&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’da Çocukların Güvenli Gıdaya Erişimi Çalıştayı Düzenlenecek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/10/13/ankarada-cocuklarin-guvenli-gidaya-erisimi-calistayi-duzenlenecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2022 09:35:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Kent Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenli Gıdaya Erişim]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma atölyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=82014</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler GEF Küçük Destek Programı (SGP) desteğiyle Kalkınma Atölyesi tarafından Ankara Kent Konseyi iş birliğiyle tasarlanan 'Ankara Çocuklarının Güvenli Gıdaya Erişimi Çalıştayı' 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü'nde Ankara Kent Konseyi'nde gerçekleşecek. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/10/13/ankarada-cocuklarin-guvenli-gidaya-erisimi-calistayi-duzenlenecek/">Ankara’da Çocukların Güvenli Gıdaya Erişimi Çalıştayı Düzenlenecek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Özne olarak çocukları, mekan olarak Ankara’yı odağına alan çalıştay, şehrin yoksul bölgelerindeki çocukların gıdaya erişiminde karşılaşılan sorunları tespit etmek, bu konuda yapılan çalışmaları değerlendirmek ve kent içi dayanışma mekanizmalarını güçlendirmek üzere muhtemel imkanları araştırmayı amaçlıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-82018 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/10/ankarada-cocuklarin-guvenli-gidaya-erisimi-calistayi-duzenlenecek-1-640x640.jpg" alt="" width="311" height="311" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/10/ankarada-cocuklarin-guvenli-gidaya-erisimi-calistayi-duzenlenecek-1-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/10/ankarada-cocuklarin-guvenli-gidaya-erisimi-calistayi-duzenlenecek-1-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/10/ankarada-cocuklarin-guvenli-gidaya-erisimi-calistayi-duzenlenecek-1-1024x1024.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/10/ankarada-cocuklarin-guvenli-gidaya-erisimi-calistayi-duzenlenecek-1.jpg 1080w" sizes="(max-width: 311px) 100vw, 311px" />Ankara’da çocukların güvenli gıdaya erişimi ile ilgili çalışmalar yapan yerel yönetimler, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve akademisyenlerin katılacağı çalıştay, Ankara’nın içsel kaynaklarıyla çocukların güvenli gıdaya erişimine dair hayata geçirilebilecek çözüm önerilerini gündemine alacak. Çalıştayda geliştirilen çözüm önerilerini içeren bir rapor hazırlanacak ve bu rapor, kamuoyu ile paylaşılacak.</span></p>
<h5><b>Çalıştay Nasıl Tasarlandı?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalıştayı tasarlayan Kalkınma Atölyesi ve Ankara Kent Konseyi ekibi, Dünyada ve Türkiye’de gıda krizi ile başa çıkma yöntemlerini inceleyerek, Ankara özelindeki çalışmaları ele aldı, bu konuda çalışma yürüten aktörlerin ağ haritasını çıkardı. Çocuk işçilerin yoğunlukta olduğu Altındağ, Önder, Solfasol, Şentepe mahallelerinde hane ziyaretleri gerçekleştirdi. Yerel yönetimler, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra mahalle muhtarları, okul müdürleri ve öğretmenlerle bir araya gelerek kişilerin gıdaya erişimlerinin önündeki engelleri tespit etti, ihtiyaçları ve çözüm önerilerini kaydetti. Elde edilen bilgilerden hareketle, çok sayıda paydaşla çocukların güvenli gıdaya erişiminin ele alındığı çevrimiçi görüşmeler gerçekleştirdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukların güvenli gıdaya erişimi çok katmanlı ve birbirinden farklı aktörlerin iş birliğini gerektiren bir konu. Bu yüzden çalıştay, sorunun tüm taraflarına bir araya gelme, ortak fikir üretebilme ve dayanışma mekanizması inşa edebilme imkanlarını sunmak üzere, katılımcılık ilkesi esas alınarak tasarlandı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Ankara Çocuklarının Güvenli Gıdaya Erişimi Çalıştayı” 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü&#8217;nde Ankara’da Ankara Kent Konseyi binasında gerçekleştirilecek. </span></p>
<p><a href="https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSeF9k77EAahmAChY54pb30KWU633gDbvxeHbtCCSRB2H7tBzA/viewform" target="_blank" rel="noopener">Katılım formuna buradan ulaşabilirsiniz.</a></p>
<div>LCV kaydı için: 05550998565</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/10/13/ankarada-cocuklarin-guvenli-gidaya-erisimi-calistayi-duzenlenecek/">Ankara’da Çocukların Güvenli Gıdaya Erişimi Çalıştayı Düzenlenecek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceğin En Büyük İki Sorunu: İklim Krizi ve Kuraklık</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/06/16/gelecegin-en-buyuk-iki-sorunu-iklim-krizi-ve-kuraklik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jun 2022 08:04:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[TEMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[Su Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[TEMA Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=81189</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü’nde, gelecek dönemde en önemli iki sorunun iklim krizi ve buna bağlı olarak yaşanacak kuraklıkların olacağını vurgulayan TEMA Vakfı, kuraklığın doğal afet statüsüne alınması gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/06/16/gelecegin-en-buyuk-iki-sorunu-iklim-krizi-ve-kuraklik/">Geleceğin En Büyük İki Sorunu: İklim Krizi ve Kuraklık</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü’nde, bu yıl kuraklık sorununa karşı hep birlikte eyleme geçilerek önlem alınması gerektiği vurgulanıyor. Gelecek dönemde en önemli iki sorunun iklim krizi ve buna bağlı olarak yaşanacak kuraklıkların olacağını vurgulayan TEMA Vakfı ise, kuraklığın doğal afet statüsüne alınması gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<h5><strong>&#8216;Tarımsal Üretimi Etkileyen Kuraklık Son 20 Yılda %29 Arttı&#8217;</strong></h5>
<p>Kuraklığın dünyanın her yerinde iklim tipine bağlı olmaksızın görülen bir doğa olayı olduğunu hatırlatan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç; “1970-2019 yılları arasında oluşan doğal felaketlerin %50’sini kuraklık oluşturmaktadır. Kuraklık nedeniyle aynı dönemde 650 milyon insan yaşamını yitirmiştir ve bunun %90’ı iklimin kurak ve yarı kurak olduğu gelişmekte olan ülkelerdir. İklim krizi nedeniyle kuraklığın sayısı ve şiddeti artmaktadır. Kuraklıktaki artış oranı son 20 yılda %29 olmuştur. IPCC Raporlarına göre küresel ısınma 1.5°C’de dahi her 10 yılda bir kuraklık oluşma sıklığı %50, 2°C’ye ulaşması halinde ise %70 oranında artacaktır. Su sıkıntısı çeken insan sayısının 2040 yılında 5.7 milyara ulaşabileceği ve her dört çocuktan birinin çok kuvvetli derecede su sıkıntısı çeken bölgelerde yaşayacağı tahmin edilmektedir. Üretilen gıdanın %80’i yalnızca yağmur suyuna dayalı üretimin yapıldığı kuru tarım arazilerinden gelmektedir. Bu nedenle kuraklık tarımsal üretimi etkilemekte, kuraklığa bağlı olarak önemli ölçüde verim kayıpları oluşabilmektedir. Geçen yıl 65 ilimizde kuraklık nedeniyle verim kayıpları olduğu, bazı yerlerde ürün kayıplarının %70’e ulaştığı bildirilmiştir” dedi.</p>
<p>TEMA Vakfı tarafından Türkçeleştirilen <a href="/Users/teams/Downloads/IPCCIklimDegisikligiveArazizelRaporu_GenelIcerikveBlmAmaclari_SPManamesajlar_MuratTrkes.pdf" target="_blank" rel="noopener">IPPC İklim Değişikliği ve Arazi Raporu Yönetici Özeti</a>’ne de atıfta bulunan Ataç; “Raporda ifade edildiği gibi iklim değişikliğinin sonucu yüksek hava sıcaklıklarının görülme sıklığı artmış, bu durum gıda güvenliği ve karasal ekosistemleri olumsuz yönde etkilemiş, birçok bölgede çölleşmeye ve arazi bozulumuna neden olmuştur. Türkiye’nin de içinde yer aldığı Akdeniz Çanağı, iklim krizinin en olumsuz etkilerinin görüleceği bölgeler arasında gösterilmektedir. Akdeniz Çanağı’nda yüksek hava sıcaklıklarının sıklığının, şiddetinin ve süresinin artmaya devam edeceği, yağışların azalacağı, orman yangınlarında %50 artış olacağı, tarımsal ürün ve hayvancılık verimliliğinin ve bitki biyolojik çeşitliliğinin azalacağı öngörülmektedir. Kısacası gelecekte en önemli sorunlarımız, yanan orman alanlarında artış, su kıtlığı ve tarımsal üretimde azalış, buna bağlı olarak kırsal alanların sosyo-ekonomik olarak etkilenmeleri olacaktır” dedi.</p>
<h5><strong>&#8216;Kuraklığın Etkileri, Alınacak Aktif Önlemlerle Azaltılabilir&#8217;</strong></h5>
<p>Kuraklık oluştuktan sonra alınacak önlemlerin geç olacağını vurgulayan Ataç; “Böyle bir yaklaşım kuraklık yönetimi değil, ancak kriz yönetimi olur. Kuraklığın, daima karşılaşılma olasılığı yüksek, üstelik yaşanan iklim krizi ile daha da şiddetlenmesi beklenen doğal bir felaket olacağını kabul ederek, hazırlıklı olacak ve etkilerini azaltacak tedbirleri içeren planlar hazırlamak gerekir. Bu kapsamda 25 su havzamızın 13’ünde kuraklık yönetim planlarının hazırlanması önemli bir adımdır. Kalan havzalar için de bu çalışmalar tamamlanmalı, kuraklık riski yüksek ve etkilenebilir nüfusun yüksek olduğu bölgeler önceliklendirilerek hazırlanan planlar ivedilikle uygulamaya konulmalıdır. Kuraklık artışında ana nedenin insan olduğu dikkate alınarak tahrip olan arazilerde restorasyon çalışmaları yapılmalı, arazi tahribatı engellenmelidir. Vakıf olarak bizim de katılım sağladığımız Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi 15. Taraflar Toplantısı’nda, Arazi restorasyonlarıyla ilgili ‘2022-2024 için Hükümetlerarası Kuraklık Çalışma Grubu Oluşturma’ taahhüdü verilmesi bu konuda önemli bir adım olmuştur” diyerek 2030 yılına kadar 1 milyar hektar bozulmuş arazi restorasyonunu hızlandırma taahhüdünü mutlulukla karşıladıklarını ifade etti.</p>
<p>Su Kanunu’nun gerekliliğinin de altını çizen Ataç; “Kıt olan su varlığımızı koruyan, etkili bir su yönetimi sağlayan ve kurak dönemlerde su tahsisini düzenleyen bir kanun hazırlanarak yürürlüğe konulmalıdır. Türkiye’de kuraklık riski çok yüksek olmasına ve  tarımsal üretim ve gıda temini ile birlikte ekonomik, çevresel ve sosyolojik birçok etkisi olmasına rağmen, 7269 sayılı Umumi Afetler Kanunu’na göre afet sayılmamakta ve afet istatistiklerinde hiç yer almamaktadır. Oysa dünyada, etkili olan 31 çeşit doğal afet arasında ilk sırada yer almaktadır” diyerek kuraklığın doğal afet statüsüne alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/06/16/gelecegin-en-buyuk-iki-sorunu-iklim-krizi-ve-kuraklik/">Geleceğin En Büyük İki Sorunu: İklim Krizi ve Kuraklık</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;İklim Değişikliği, İnsan Hakları Meselesidir&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/25/iklim-degisikligi-insan-haklari-meselesidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nursen Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 May 2022 17:23:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa Mücadelesi ve Hak İhlallerinde Birleşmiş Milletler Özel Prosedürlere Başvuru Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=80987</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Doğa dediğimizde insanı da içine alan bir bütünlükten bahsediyoruz. İkisini ayırmadığımız, bu hakkı birlikte savunduğumuz bir şekilde konuları çalışmamız lazım. Artık tüm dünyada iklim değişikliği bir insan hakları meselesi olarak ele alınıyor.' Doğa Derneği'nden Özlem Altıparmak ile hazırladıkları Doğa Mücadelesi ve Hak İhlallerinde Birleşmiş Milletler Özel Prosedürlere Başvuru Rehberi üzerine konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/25/iklim-degisikligi-insan-haklari-meselesidir/">&#8216;İklim Değişikliği, İnsan Hakları Meselesidir&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Doğa Derneği olarak yayına hazırlanmasını sağladığınız<a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/doga-dernegi-doga-mucadelesi-ve-hak-ihlallerinde-birlesmis-milletler-ozel-prosedurlere-basvuru-rehberi/" target="_blank" rel="noopener"> Doğa Mücadelesi ve Hak İhlallerinde Birleşmiş Milletler Özel Prosedürlere Başvuru Rehberi</a> hazırladınız, rehberi  hazırlama hedef ve motivasyonunuzdan bahseder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-80988 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/ozlem-altiparmak-640x426.jpg" alt="Özlem Altıparmak" width="325" height="216" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/ozlem-altiparmak-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/ozlem-altiparmak-350x231.jpg 350w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/ozlem-altiparmak.jpg 700w" sizes="(max-width: 325px) 100vw, 325px" />Birleşmiş Milletler insan hakları mekanizmaları Türkiye’de yeterince bilinmediği için bir savunuculuk yöntemi olarak ne yazık ki kullanılmıyor. Bunun bir sebebi elbette dil engeli, diğeri de BM mekanizmalarının oldukça karışık bir yapıya sahip olması. Kullanılan teknik dil nedeniyle bu konudaki yayınları okuyup takip etmek de oldukça zor. Bizim rehberimizde kullandığımız “özel prosedürler” ifadesi bile insana oldukça yabancı ve anlaşılmaz geliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En basit ifadeyle BM çatısı altında başvuru yapılabilecek komiteler, raportörler ve uzmanlar var. Bir yargılama makamı değil, bir denetim organı olarak düşünebiliriz. Bu mekanizmalar da sivil toplum kuruluşları ve hak sahipleri tarafından kullanılabilir. Biz bu rehberi hazırlarken bu mekanizmaları tanıtmak ve </span><i><span style="font-weight: 400;">“Doğayı korumak için böyle bir yöntem de var”</span></i><span style="font-weight: 400;"> demek istedik. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Amacımız çevre savunucuları ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik bir kısa yayın oluşturmak ve bu alandaki eksikliği gidermekti. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Davalar açıyoruz, kamu denetçisine başvuruyoruz, kampanyalar yapıyoruz hatta bir bölgesel mekanizma olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni de kullanıyoruz ama BM yapısını ve işlevini ne yazık ki bilmiyoruz ve etkin olarak kullanmıyoruz. Amacımız çevre savunucuları ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik bir kısa yayın oluşturmak ve bu alandaki eksikliği gidermekti. Rehberin dilini de oldukça basit tutmaya çalıştık. Çünkü dediğim gibi BM dili zaten yeterince karışık. BM yapısının bürokratik işleyişi, teknik usuller ve de tüm bunların üstüne komplike ifadeler devreye girince, sunduğunuz bilgi de anlaşılmaz hale geliyor.  O nedenle sade ve anlaşılır bir yayın oluşturmaya çalıştık. İstedik ki rehberi okuyan kişi bu başvuruları yapabileceğini, BM mekanizmalarına erişmenin mümkün olduğunu düşünsün. Umarım bunu başarabilmişizdir ve rehberimiz adalete erişim açısından bir araç işlevi görür. </span></p>
<p><b>Rehberde de değindiğiniz Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi (BM İHK), 48. Oturumunda aldığı 13. İlke Kararı ile “güvenli, temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir çevre hakkını, bir insan hakkı olarak kabul etmiştir&#8221; ilkesinden yola çıkarak yaşanan ihlallere ve doğa tahribatın önlenmesi için müdahale önerilerinize dair neler söylemek istersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevre konusundaki savunuculuk ve çalışmalara baktığımızda insan hakları bağının oldukça zayıf olduğunu görüyoruz. Bu durum sadece çevre örgütleri için değil insan hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşları için de geçerli. İnsan hakları konusunda çalışan STK&#8217;lar için çevre, doğa ve iklim meselesi bir çalışma alanı ne yazık ki değil. Çevre STK&#8217;ları da konuyu bir insan hakları meselesi olarak ele alıp, savunuculuğu bu temelde ne yazık ki yapmıyorlar. İnsan hakları alanında özgürlük ve güvenlik hakkı, ifade özgürlüğü veya işkence gibi daha önceliklendirdikleri konular olması, insan hakları örgütlerinin gündemine çevre hakkını almasını bir anlamda engelliyor. Hâlbuki çevre ve doğaya yönelik her ihlalde, yaşam hakkımıza ciddi bir saldırı oluyor ancak konuya bütüncül bakılmadığı için, tüm dünyada doğa koruma ve insan hakları uzunca bir süre birbirinden ayrı olarak ele alınıp çalışıldı ne yazık ki.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevre ve iklim konusunda çalışan kişi ve kurumlara baktığımızda ise, meseleyi sadece bir karbondan çıkış veya ekonomi meselesi gibi ele aldıklarını ve bu eksende bir politika ve söylem geliştirdiklerini görüyoruz. Oysa bu konuların en büyük etkisi insan üzerinde. Doğa dediğimizde insanı da içine alan bir bütünlükten bahsediyoruz. İkisini ayırmadığımız, bu hakkı birlikte savunduğumuz bir şekilde konuları çalışmamız lazım. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">İklim değişikliği en büyük etkisini yoksullar, yaşlılar, çocuklar, kadınlar gibi kırılgan gruplar üzerinde gösteriyor.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Artık tüm dünyada iklim değişikliği bir insan hakları meselesi olarak ele alınıyor. Bahsettiğiniz BM ilke kararı geçtiğimiz Ekim ayında kabul edildi ve BM çatısı altında bu Haziran ayında yeni bir iklim ve insan hakları raportörlüğü kurulacak. Bunlar çok önemli gelişmeler. İklim değişikliği en büyük etkisini yoksullar, yaşlılar, çocuklar, kadınlar gibi kırılgan gruplar üzerinde gösteriyor. İklim adaleti dediğimizde işte tüm bu grupların iklim değişikliği etkilerine karşı dirençli hale getirilmesini kastediyoruz. Bu politikaların hepsi, insan haklarına temas eder ve konunun hak temelli çalışılmasını gerektirir. Biz bu alandaki tüm kararları ve BM raporlarını Türkçeye çevirip kamuoyuyla paylaşmaya çalışıyoruz. İklim değişikliği, bu değişikliğin etkileri ve değişikliğe uyum stratejileri tüm örgütler için bir ortak kesen olmalı. Hepimiz bunun için dertlenmeli ve savunuculuk yöntemleri geliştirmeliyiz. Çünkü artık kuraklık, salgınlar, seller ve afetler derken hepimiz bu krizden gittikçe daha fazla etkilenir halde olacağız. Ben rehberimizin, insan hakları, doğa ve çevre savunuculuğu bağını kuvvetlendireceğini ve bu amaca da hizmet edeceğini düşünüyorum. </span></p>
<p><b>Rehberde yer verdiğiniz  Doğa Mücadelesi ve Hak İhlallerinde Birleşmiş Milletler Mekanizmaları nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birleşmiş Milletler çatısı altında insan hakları korumak ve denetim amacıyla kurulmuş </span><b>Sözleşmeye dayalı</b><span style="font-weight: 400;"> ve </span><b>Şarta dayalı</b><span style="font-weight: 400;"> mekanizmalar var. Sözleşmeye dayalı mekanizmalar, kaynağını BM sözleşmelerinden alıyor. Örneğin Çocuk Hakları Sözleşmesi için Çocuk Hakları Komitesi’nin olması gibi. Pek çoğumuzun adını duyduğu iklim aktivisti Greta Thunberg ve arkadaşları BM Çocuk Hakları Komitesi’ne başvurmuşlardı ve devletlerin iklim değişikliğini önleme konusundaki sorumluluğu ile gelecek kuşakların haklarının korunması açısından bir argüman sunmuşlardı. Benzer şekilde BM sözleşmelerine dayalı Engelli Hakları Komitesi ve İşkenceye Karşı Komite gibi komiteleri de duymuş olabiliriz. İşte bunların tamamı sözleşmeye dayalı mekanizmalardır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer denetim mekanizmaları kaynağını </span><a href="http://humanrightscenter.bilgi.edu.tr/media/uploads/2015/08/01/BirlesmisMilletlerSarti.pdf"><b>Birleşmiş Milletler Şartı</b></a><span style="font-weight: 400;">’ndan alır ve bu nedenle Şarta Bağlı Denetim olarak adlandırılır. BM Şartının 1. Maddesine göre, Birleşmiş Milletler’in dört ana amacından biri “insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygıyı geliştirmek ve teşvik etmek”tir. Şarta bağlı denetim usulleri BM İnsan Hakları Konseyi (İHK)’ne şikayet ve İHK Özel Prosedürleri olarak ikiye ayrılır. İH Konseyine başvuru için ihlalin çok ağır ve sistematik olması gerekir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İHK Özel Prosedürleri ise bağımsız insan hakları uzmanları olan raportörler, bağımsız uzmanlar veya çalışma gruplarının ortak adıdır. Özel Prosedürler, çalışmaları neticesinde raporlar hazırlar, ülke ziyaretleri yapar ve tekil olarak yapılan insan hakları şikayetlerini inceler. Bizim rehberimizde yer verdiğimiz ve bir yöntem olarak kullanılabileceğini belirttiğimiz denetim usulü işte bu Özel Prosedürlere “şikayet” başvuru yoludur. </span></p>
<p><b>Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Özel Prosedürlerine başvuru nasıl yapılır? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BM Özel Prosedürlere başvuru yapmak isteyenler, BM sistemi üzerinden online bir form doldurarak başvuru yapabilirler. Başvuru için öncelikle <a href="https://spsubmission.ohchr.org/" target="_blank" rel="noopener">buradaki </a></span><span style="font-weight: 400;"><a href="https://spsubmission.ohchr.org/">linkten</a> kayıt oluşturmanız gerekiyor. Formda mağdur ve başvurucu bilgileri ile iletişim adresleri mutlaka doldurulmalı. Bu bilgilerin kamuya açık raporlarda ve ilgili devletle yazışmalarda gizli tutulmasını istiyorsanız bu durumu özellikle belirtmeniz gerekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başvuru dili olarak ne yazık ki Türkçe kabul edilmiyor, başvuruları sadece İngilizce, Fransızca veya İspanyolca olarak sunabiliyorsunuz. Başvuru öncesinde ihlal ve insan hakları bağına dair detaylı bir çalışma yapmışsanız ve başvuru metninizi öncesinde hazırlamışsanız, formu doldurmanız çok basit. Başvuru metnindeki karakter limitinin 4000 karakter ile sınırlı olduğunu özellikle belirteyim. Bu nedenle hak ihlaline dair somut, gerçekçi, delillendirilmiş ve özet bilgi sunmakta fayda var. Bu metin dışında üç ayrı görsel, rapor, doküman gibi başvuruyu destekleyici belge sunabilirsiniz. Başvurunun sadece medyada çıkan haberlere dayanmaması gerektiğini ve bu tip başvuruların dikkate alınmayacağını da vurgulamak isterim. </span></p>
<p><b>Rehberinizde başvuru yapacaklara öneriler bölümü yer alıyor, özetle önerilerinizden söz edebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğa tahribatı ve çevresel zararlar söz konusu olduğunda, olayın ve gerçekleşen ihlalin insan haklarıyla olan bağını ve ilgisini mutlaka birlikte düşünmeliyiz. Çünkü insan, doğadan ayrı değil ve aslında doğanın küçük bir parçası. Doğada oluşan tahribat ve ihlallerin, bu doğa içinde yaşam bulan tüm canlıları etkileyeceği açık. İnsan da bu canlıların başında geliyor ve insan eliyle gerçekleşen tahribatın mağdurlarından biri de yine çoğu zaman insan oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğer çevremizde bir ihlal meydana geldiğini düşünüyorsak, bu ihlalin insan haklarına olan etkisini mümkünse verilerle desteklemeliyiz. Bir su kaynağına zehirli atık döküldüğünü tespit etmişsek; sağlık hakkımızın, suya erişim hakkımızın, yaşam hakkımızın etkilendiğini dikkate almalıyız. Nasıl bir etki oluştuğunu sağlık raporları, uzman görüşleri ve akademik çalışmalarla desteklemeliyiz. İhlalden etkilenen kişilere dair güvenilir ve somut veriye ulaşmak için muhtarlar, yerel sivil toplum kuruluşları ve hizmet sağlayıcı kurumlarla iletişime geçmek ve başvuru konusunda kapsamlı bir çalışma yürütmek faydalı olacaktır. İhlale ilişkin verileri toplarken yaş, cinsiyet, engellilik gibi iklim değişikliğine karşı kırılgan grupların ve kişilerin durumunu mutlaka dikkate almamız gerekir. Çünkü iklim değişikliği ve çevresel zararlar herkesi aynı şekilde ve derecede etkilemez. Krizlere direncimiz her zaman farklıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğa koruma ve iklim konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarının insan hakları odaklı etkin izleme, veri toplama ve raporlama yapması gerekir. Bu çıktıların da objektif ve güvenilir olması çok önemli. Aksi halde bu tahribatlar, hepimizin bildiği ancak bir türlü delillendirip, neden-sonuç ilişkisi içinde sunamadığımız ihlaller olarak kalır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rehberimizde önerileri oldukça detaylı yazdık, kısaca bu şekilde özetleyebilirim. Dediğim gibi form ve başvuru çok karmaşık değil. Önemli olan bir farkındalık sahibi olmak. Çevresel ihlallere ve tahribatlara bakışımızı hak odaklı ve BM denetim mekanizmalarını da devreye sokacak şekilde düşünmemiz gerekiyor. </span></p>
<p><b>Eklemek istediğiniz bir şey var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu rehber bu ilk çalışma niteliğinde oldu. Umarım doğayı, yaşam alanlarımızı ve haklarımızı koruma konusunda hepimiz için yol gösterici olur. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/25/iklim-degisikligi-insan-haklari-meselesidir/">&#8216;İklim Değişikliği, İnsan Hakları Meselesidir&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katkı Sunma Çağrısı:  BM Kadına Yönelik Şiddet Özel Raportörünün Türkiye Ziyareti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/06/katki-sunma-cagrisi-bm-kadina-yonelik-siddet-ozel-raportorunun-turkiye-ziyareti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 May 2022 12:15:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Reem Alsalem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=80811</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddet Özel Raportörü Reem Alsalem, 18-27 Temmuz 2022 tarihleri arasında gerçekleştireceği Türkiye ziyaretine hazırlık olarak, sivil toplum kuruluşları, kadın hakları aktivistleri, akademisyenler ve ilgili tüm kişi ve kuruluşları kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle ilgili konular ile kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti önlemek ve şiddetle mücadele etmek için uygulanmakta olan politikalar hakkında katkı sunmaya davet ediyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/06/katki-sunma-cagrisi-bm-kadina-yonelik-siddet-ozel-raportorunun-turkiye-ziyareti/">Katkı Sunma Çağrısı: &lt;br&gt; BM Kadına Yönelik Şiddet Özel Raportörünün Türkiye Ziyareti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddet Özel Raportörü Reem Alsalem, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin daveti üzerine 18-27 Temmuz 2022 tarihleri arasında Türkiye’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirecek. Özel Raportör gerçekleştirdiği ülke ziyaretlerinin ardından, BM İnsan Hakları Konseyi’ne ilgili devlete yönelik bulgularını, sonuçlarını ve tavsiyelerini içeren bir rapor sunacak.</p>
<p>Özel Raportör, Türkiye ziyaretine hazırlık olarak, sivil toplum kuruluşları, kadın hakları aktivistleri, akademisyenler ve ilgili tüm kişi ve kuruluşları kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle ilgili konular ile kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti önlemek ve şiddetle mücadele etmek için uygulanmakta olan politikalar hakkında katkı sunmaya davet ediyor. Ülke ziyareti hazırlığı ve katkı sunma konusunda Özel Raportör tarafından yayınlanan davet metni Altıparmak Hukuk Bürosu tarafından Türkçe’ye çevrildi.</p>
<h5><strong>Arka Plan Bilgisi ve Hedefler</strong></h5>
<p>Özel Raportör, 27 Temmuz 2022 tarihindeki ziyaretinin sonunda, ön bulguları hakkında ilgili hükümet yetkililerine bilgi verecek, sonrasında ise yerleşik uygulamaya uygun olarak ön bulguları daha geniş kamuoyu ile paylaşmak amacıyla bir basın toplantısı düzenleyecek. Basın toplantısının yeri ve saati hakkında ek bilgi ziyaret öncesinde paylaşılacak.</p>
<h5><strong>Anahtar Sorular ve Aranan Katkı/Yorum Türleri</strong></h5>
<p>Özel Raportör, ziyarete hazırlık olarak, sivil toplum kuruluşları, kadın hakları aktivistleri, akademisyenler ve ilgili tüm kişi ve kuruluşları aşağıdaki konularda katkı sağlamaya davet ediyor:</p>
<ol>
<li>Farklı tezahürleri dâhil olmak üzere, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle ilgili konular;</li>
<li>Özellikle toplumsal cinsiyete dayalı şiddet konusunda kırılgan olan kadın ve kız çocukları gruplarına yönelik bilgiler;</li>
<li>Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti önlemek ve şiddetle mücadele etmek için uygulanmakta olan politikalar.</li>
</ol>
<p>Özel Raportör, özellikle aşağıda ayrıntıya girilmeksizin bahsedilen konular hakkında bilgi almakla ilgilenmektedir:</p>
<ul>
<li>Ev içi şiddet dâhil olmak üzere, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle ilgili yasal, kurumsal ve politik çerçeveler;</li>
<li>Kadın haklarına ve kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılmasına ilişkin uluslararası ve bölgesel insan hakları çerçevelerine bağlılık;</li>
<li>Özellikle koruma önlemleri, verilerin toplanması ve önleme stratejileri açısından kadın cinayetlerini önlemeye yönelik çabalar;</li>
<li>Farklı cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği ve ifadesine sahip kadınlara yönelik şiddet;</li>
<li>Kadınlara, özellikle kadın insan hakları savunucularına, kadın gazetecilere ve kadın politikacılara karşı çevrim içi şiddet;</li>
<li>Türkiye uyruklu olabilecek kadınlara ve kız çocuklarına, vatansız kişilere, mültecilere, sığınmacılara ve Türkiye&#8217;deki göçmenlere yönelik şiddet;</li>
<li>Mağdurların temel hizmetlere erişimini engellemek dâhil, Türk ve yabancı uyruklu kadınların ve kız çocuklarının cinsel sömürüsü ve ticareti;</li>
<li>İklim değişikliği ve çevresel tahribat ile kadınların ve kız çocuklarının maruz kaldığı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet arasındaki ilişki;</li>
<li>Cinsel şiddet ve çocukların velayetine ilişkin davalar dâhil, yargı süreçlerindeki toplumsal cinsiyet rolleri ve önyargıları;</li>
<li>Kadınların cinsel ve üreme sağlıkları ile hakları;</li>
<li>Sığınma evleri, tek durak hizmet noktaları da dahil olmak üzere kadınlara yönelik temel hizmetlerin koordinasyonu ile toplumsal cinsiyete dayalı şiddet mağduru olan kadınlara ve kız çocuklarına sağlanan koruma kararları ile diğer entegre hizmetler;</li>
<li>Kapasite geliştirme girişimleri dâhil, farklı kuruluşların kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet durumlarını önleme, tespit etme, gözlemleme ve bunlara müdahale etme kapasiteleri;</li>
</ul>
<h5><strong>Katkıların Nasıl ve Nereye Gönderileceği</strong></h5>
<p>Katkılar e-posta yolu ile en geç 24 Haziran 2022 tarihine kadar <a href="mailto:OHCHR-vaw@un.org">OHCHR-vaw@un.org</a> adresine gönderilmelidir. Katkılar İngilizce, Fransızca ve İspanyolca dillerinde 2,500 kelime sınırı ile kabul edilmekle birlikte raporlar, akademik çalışmalar ve diğer materyaller katkıya ek olarak sunulabilmektedir.</p>
<h5><strong>Alınan Katkıların İşlenmesi</strong></h5>
<p>Tüm katkılar, Özel Raportör ve ekibi tarafından ve yalnızca ülke ziyaretine hazırlanma amacıyla gizli olarak işlem görecektir.</p>
<p><strong>İngilizce metine ulaşmak için<a href="https://www.ohchr.org/en/calls-for-input/calls-input/call-inputs-country-visit-turkey" target="_blank" rel="noopener"> buraya tıklayabilirsiniz.</a></strong></p>
<p>Katkı metninin hazırlanmasında uzman desteği almak için Etkiniz Programı’na başvurabilirsiniz. Bilgi için: <a href="http://www.etkiniz.eu/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://www.etkiniz.eu&amp;source=gmail&amp;ust=1652165843002000&amp;usg=AOvVaw3y2rB67Rd0ewoWaJy7pTih">www.etkiniz.eu</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/06/katki-sunma-cagrisi-bm-kadina-yonelik-siddet-ozel-raportorunun-turkiye-ziyareti/">Katkı Sunma Çağrısı: &lt;br&gt; BM Kadına Yönelik Şiddet Özel Raportörünün Türkiye Ziyareti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sağlıklı Araziler İçin Restorasyon Çalışmaları Şart&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/15/saglikli-araziler-icin-restorasyon-calismalari-sart/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2021 08:42:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[TEMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir kalkınma hedefleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71438</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler tarafından her sene 17 Haziran’da kutlanan Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü’nde bu yıl tahrip olmuş arazileri eski sağlığına kavuşturacak restorasyon çalışmalarına odaklanılıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/15/saglikli-araziler-icin-restorasyon-calismalari-sart/">&#8220;Sağlıklı Araziler İçin Restorasyon Çalışmaları Şart&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü&#8217;nde, arazi restorasyon çalışmalarının, sadece çölleşme ile mücadele açısından değil, insanlığın maruz kaldığı en büyük sorunlar olan iklim değişikliğinin azaltılması ve biyolojik çeşitlilik kaybının önlenmesi açısından önemi vurgulanıyor.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-61837 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/deniz-atac-640x426.jpg" alt="deniz ataç" width="364" height="242" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/deniz-atac-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/deniz-atac.jpg 700w" sizes="(max-width: 364px) 100vw, 364px" />TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, bozulan ekosistemleri sağlığına kavuşturmanın çocuklara ve gelecek kuşaklara borcumuz olduğunu belirtiyor ve bu durumu düzeltmek için herkese büyük sorumluluklar düştüğüne dikkat çekiyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler, bu yıl Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü’nde bozulmuş arazileri restore etmenin, gıda güvenliğinin artmasına, biyololojik çeşitliliğin korunmasına, iklim değişikliğinin etkilerinin azalmasına katkı sağlayacağını vurguluyor. Konuyla ilgili görüşlerini paylaşan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, restorasyon çalışmaları olmaksızın 2030 yılı Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılamayacağını ve insanlığın daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağını ifade ediyor.</p>
<p>Çölleşme tehdidi ve yol açacağı sorunlara da değinilen bu önemli günde Deniz Ataç, çölleşmenin iklim değişikliği, erozyon, toprak bozulumu, biyolojik çeşitlilik kaybı ve tarım arazilerinin tahribatı gibi birçok konu ile doğrudan ilişkili olduğunu belirtiyor. Ataç; “Çölleşme, bugün dünya nüfusunun üçte birinin yaşadığı, dünya karasal alanının %42’sini, tarım alanlarının %44’ünü ve dünya hayvancılık stoğunun %50’sini barındıran kurak bölgelerde, arazi tahribatı anlamına geliyor.&#8221; diyor.</p>
<p>Biyolojik çeşitliliğin kaybına yol açan arazi tahribatının, aynı şekilde iklim değişikliği ve küresel ısınma gibi birçok büyük sorunun da en önemli nedenlerinden biri olduğuna değinen Ataç, &#8220;Dünyada her 1 dakikada 3.5 futbol sahası orman yok ediliyor, her yıl 12 milyon hektar tarım arazisi bozuluma uğruyor. Aynı şekilde tarım arazilerinin %23’ü ise verimliliğini kaybetmiş durumdadır. Bugünkü üretim ve tüketim anlayışıyla 2030 yılında Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak mümkün görünmüyor. Bugün insanların tüketimini karşılamak için 1.6 büyüklüğünde bir dünyanın gerekmesi bunun en açık örneğidir. Yaşanan arazi tahribatı, deniz ve kara ekosistemleri dahil tüm ekosistemleri etkiliyor. Dünyamız küresel ısınma, biyolojik çeşitlilik kaybı, gezegendeki azot ve fosfor döngüsünde sürdürülebilirlik eşiklerini çoktan geçmiş durumdadır. Gelecekte kuraklık, su sıkıntısı ve gıda krizi ile yüz yüze kalmamak için bugün vakit kaybetmeden arazi tahribatının önlenmesi ve ekosistem restorasyonu çalışmalarının başlatılmasının büyük önemi bulunuyor” dedi.</p>
<h5><strong>Türkiye’de 3.5 Milyon Hektar Tarım Toprağı Yok Oldu</strong></h5>
<p>Türkiye’nin  yaklaşık %80’inin orta ve yüksek derecede çölleşme riski taşıdığını söyleyen Ataç; “Ülkemizde kentleşme, alt yapı yatırımları vb. nedenlerle 3.5 milyon hektar tarım toprağı yok olmuş durumda. Kalan tarım topraklarının %39’u ve mera alanlarının %54’ü ise erozyon tehlikesi altında. Ne yazık ki yasalarımızda, doğanın sağladığı ekosistem kayıpları dikkate alınmadan, tek yanlı verilen kamu yararı kararlarıyla, tarım topraklarının, ormanların ve meraların çeşitli amaçlar için tahsisine olanak sağlanıyor. Arazi tahribatının yasalarda karşılığının olmadığı gibi, tam tersine arazi bozulumunu kolaylaştıran düzenlemeler mevcut” diyerek acil olarak arazi tahribatını engellemek için yasal düzenlemelere ihtiyaç bulunduğunu belirtti.</p>
<p>Toprağa olan borcumuzu ödemek için her bir bireye, özel sektöre, kamuya ve STK’lara büyük sorumluluklar düştüğünü de ifade eden Deniz Ataç, restorasyon çalışmalarında harcanacak her bir yatırımın 30 kat getirisi olacağını söylerken, bozulan ekosistemleri sağlığına kavuşturmanın çocuklarımızın ve gelecek kuşakların hakkını korumak olduğunun da altını çiziyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/15/saglikli-araziler-icin-restorasyon-calismalari-sart/">&#8220;Sağlıklı Araziler İçin Restorasyon Çalışmaları Şart&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dayanışma Gününde Birleşmiş Milletler Ne Kadar Etkin?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/20/dayanisma-gununde-birlesmis-milletler-ne-kadar-etkin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2020 12:07:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İnsani Dayanışma Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62820</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün 20 Aralık 2020… Birleşmiş Milletler’in hükümetlere uluslararası anlaşmalara verdikleri taahhütlere saygı göstermelerini hatırlatmak ve halkların farkındalığı için 2005 yılından bu yana kutladığı Uluslararası İnsani Dayanışma Günü… BM’nin kuruluş hedeflerinin merkezinde uluslararası sistemin istikrar ve güvenliği yer alıyor. Peki sistem ne durumda? Uzlaşı, işbirliği ve dayanışmaya mı yoksa çatışmaya mı eğilimli?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/20/dayanisma-gununde-birlesmis-milletler-ne-kadar-etkin/">Dayanışma Gününde Birleşmiş Milletler Ne Kadar Etkin?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası sistem son yüzyılda iki büyük savaş gördü. İlk büyük savaşın [1914-18] sonu Milletler Cemiyeti, ikinci büyük savaşın [1939-45] sonu Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi gibi birçok işbirliği girişimini de beraberinde getirdi.</p>
<p>Soğuk Savaş döneminde [1945-90] kutuplar arası ilişkiler nükleer başlıkların sırtında seyrederken iki kutuplu sistem kapanışını Afgan Savaşı [1978] ve ABD’nin Irak müdahalesi [1991] ile yaptı. Soğuk Savaş sonrası ABD önderliğindeki tek kutuplu dönem ise Balkanlar’daki soykırım, Afrika’daki yeni gerilimler ve devlet dışı aktörlerin yükselişini de beraberinde getirdi. 11 Eylül 2001 sonrası ise yeni bir difüzyonla birlikte geldi. Son yirmi yıldır “çok kutuplu dünya” tartışılmaya devam ederken Orta Doğu sistemin yeni sınavı oldu… 2020 sonrası dönem ise koronavirüs gibi daha önce hiç görülmemiş yeni bir kırılma ile karşı karşıya…</p>
<p>Liderler söylemde sürekli barış, işbirliği ve dayanışma ihtiyacından bahsetmelerine karşın pratikte korku ve güvenlik tehditleri yeniden üretildi. Gelinen noktada son bir yıldır neredeyse bütün bir kürenin evlerine kapandığı, kaygı dolu yeni bir kırılmanın içinde olduğumuzu görmekteyiz.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-62822" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Gorsel_1.jpg" alt="Dayanışma Gününde Birleşmiş Milletler ne kadar etkin?" width="460" height="341" />İnsanlar Niçin Bir Arada Yaşarlar?</strong></p>
<p>Bu soru birçok farklı cevap verilebilir fakat verilecek her cevabın arka planında güvende hissetme ve huzur arayışı yer alır. Bireyin güvenliğinin tesis edilmesi ve bu durumun sürdürülebilir kılınabilmesi için temel zemin ise “bir aradalık”tır. Birleşmiş Milletler aynı zamanda; 193 farklı üye ülkesi için barış içinde bir arada yaşayabilme ülküsünü sürdürebilecek dayanışma mekanizmasıdır.</p>
<p>Bunun farkındalığı ile 20 Aralık’ta kutlanan Uluslararası İnsani Dayanışma Günü <a href="https://www.un.org/en/observances/human-solidarity-day">BM için</a>;</p>
<ul>
<li>Çeşitlilik içinde birliğin kutlanmasıdır.</li>
<li>Hükümetlerin uluslararası anlaşmalara verdikleri taahhütlere saygı göstermelerinin yeniden hatırlatılmasıdır.</li>
<li>Dayanışmanın önemi konusunda halkın bilinçlendirilmesidir.</li>
<li>Yoksulluğun ortadan kaldırılması için yeni girişimleri teşvik etmektir.</li>
</ul>
<p>Fakat BM’nin söz konusu idealleri işletme konusunda yeterince etkin olabildiğini kim söyleyebilir. BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesine [ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Rusya] verilen veto yetkisi nedeniyle uluslararası krizlerde etkin çözüm bulamıyor.</p>
<p><strong>Uluslararası Sistem İşbirliğine Açık mı?</strong></p>
<p>Birbirine benzeyen aktörlerin güvenlik kaygısıyla bir araya gelişini “ittifak” olarak isimlendiriyoruz. İttifaklar aktörler için; sistemde gücü dengeleme, iktisadi akışı kolaylaştırma ve aktörlerin kimliklerini pekiştirebilmesini mümkün kılmaya çalışan “lig ve statü” beyanlarıdır.</p>
<p>Örneğin, Avrupa Birliği günümüzde ittifak ilişkilerinin devlet-üstü düzeyinde geniş zemine yayıldığı demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları iddiasında bir işbirliği modelidir. Avrupa Birliği içinde istikrarın sürdürülmesine ilişkin kaygı birliğin derinleşmesini sağlayan temel motivasyondur. Fakat bu durum [kısmen] sadece bu birliğe üye 28 devlet için geçerli… Öyle ki, Avrupa Birliği, Küresel Barış Endeksi’ne göre sistem içinde “en huzurlu” bölge iken; kendi sınırları içinde dış politika, göç, ırkçılığa karşı mücadele gibi çeşitli başlıklarda ulusal devletlerin baskısı nedeniyle dayanışma konusunda büyük çatlaklar yaşıyor.</p>
<blockquote><p>“En huzurlu” ülkeler ile “en huzursuz” ülkeler arasındaki açık daha da artmışken, Birleşmiş Milletlerin küresel dayanışma mücadelesinde yol kat edebildiğini ifade etmek mümkün değil.</p></blockquote>
<p>Tarık Oğuzlu’nun vurguladığı üzere “devletler birbirine güvenmiyor.” Uluslararası ilişkilerin çıkar-merkezli doğası uzun vadeli işbirliklerini engelliyor. Güven eksik… İlişkilerde gerilme arttıkça uluslararası örgütler de [AB dahil] devletler tarafından bir diğerinin aleyhine avantaj elde edebilmek için kullanılan araçlar konumuna indirgeniyor. Bu yönüyle ulus-devletler, doğru ve yanlış varsayımlarına ilişkin egemenlik haklarını aşırı derecede kıskanıyorlar. Aldatma ve göreceli kazançlar konusundaki endişeler, devletlerin güvene dayalı ilişkiler geliştirmesini <a href="https://www.dailysabah.com/opinion/op-ed/we-are-now-living-in-world-of-structural-realism">engelliyor</a>.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-62823" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Gorsel_2-640x489.jpg" alt="Dayanışma Gününde Birleşmiş Milletler ne kadar etkin?" width="440" height="336" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Gorsel_2-640x489.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Gorsel_2-1024x783.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Gorsel_2.jpg 1074w" sizes="auto, (max-width: 440px) 100vw, 440px" />Bu nedenle işbirliği ve dayanışma maalesef ancak çatışmadan sonra gelebiliyor. Son on yılda, biz göremesek bile yüzbinlerce hayat şiddet ve siyasi istikrarsızlıklar nedeniyle alt üst oldu. Birleşmiş Milletler ise söz konusu çalkantılarda etkin ve yapıcı bir tutum izleyemedi. <a href="https://www.visionofhumanity.org/wp-content/uploads/2020/10/GPI_2020_web.pdf">Küresel Barış Endeksi</a>’ne göre 2012-2017 yılları arasında şiddetin maddi maliyeti Suriye, Libya, Yemen, Orta ve Kuzey Afrika’daki artan gerilimler nedeniyle geçmiş döneme göre %11 artarak 14,6 trilyon dolara yükseldi. 2019 yılında şiddetin küresel ekonomi üzerindeki ekonomik etkisi, satın alma gücü paritesi cinsinden 14,5 trilyon dolar oldu. Endekse göre “en huzurlu” ülkeler ile “en huzursuz” ülkeler arasındaki açık daha da arttı. Dünyada en az 96 ülke bir şiddet olayına maruz kaldı. 2011-2019 arasında isyanlar, genel grevler ve hükümet karşıtı gösteriler %244 arttı.</p>
<p>Küresel dayanışmanın önemi her geçen gün daha da artıyorken devletler [özellikle orta ve küçük güçler] kısa vadeli çıkarları pahasına stratejik özerkliklerini korumayı önceliyorlar. Küresel koronavirüs salgını da gösterdi ki normlara dayalı uluslararası sistem hedefinden giderek uzaklaşıyoruz. Devletleri başarısız kabul edebileceğimiz Uluslararası İnsani Dayanışma Günü’nde, neyse ki, sivil toplum ayakta kalmaya ve insanlığa güç vermeye devam ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/20/dayanisma-gununde-birlesmis-milletler-ne-kadar-etkin/">Dayanışma Gününde Birleşmiş Milletler Ne Kadar Etkin?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nükleer Silahların Yasaklanmasına Bir Adım Daha</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/28/nukleer-silahlarin-yasaklanmasina-bir-adim-daha/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2020 09:38:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer silah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=60209</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler nükleer silahları yasaklayan uluslararası bir antlaşmanın 50 ülke tarafından onaylandığını ve 22 Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe gireceğini ifade etti. Antlaşmaya imza atan ülkeler hiçbir zaman hiçbir şart ve koşul altında nükleer silah geliştirmeyecekleri, test etmeyecekleri, üretmeyecekleri, bulundurmayacakları ve satın almayacaklarını taahhüt ediyor. Antlaşmanın imzalanma sürecinde Uluslararası Nükleer Silahları Yasaklama Kampanyası’nın [ICAN] önemli bir rolünün olduğu ifade edilmekte. Nitekim ICAN antlaşmadaki rolü nedeniyle 2017 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştü.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/28/nukleer-silahlarin-yasaklanmasina-bir-adim-daha/">Nükleer Silahların Yasaklanmasına Bir Adım Daha</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Modern anlamda silahlanma, 20. yüzyılın başlangıcı ile birlikte “aşırılıklar çağı”nın yarıklarını derinleştiren olgulardan biri oldu. Kimilerince güvenliği sağlayan kimilerince güvensizliğin bizatihi kendisi olan silahlanma olgusu II. Dünya Savaşı’nın sonu ile nükleer boyuta geçti. Silah teknolojisindeki göreceli ilerleme kimyasal ve biyolojik kaynaklı silahların gelişmesini de beraberinde getirdi. Gri odalarda birkaç kişiyle alınan kararlar sonucunda söz konusu silahların imha ettiği canlılar, diplomasinin insansız ve katı literatüründe “kitle” olarak adlandırıldı. </span></p>
<p><b>Nükleer Silahlar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En basit tanımıyla atomun kaynaşması veya ayrıştırılmasıyla ortaya çıkan nükleer reaksiyonun sonucu olan nükleer silahlar, 1945 yılında ABD tarafından icat edildi. İlk ve tek kez yine ABD tarafından New Mexico’da denenerek Japonya’nın Hiroşima ve Nagasaki kentlerinde kullanıldı. ABD’nin ardından 1949’da Sovyetler Birliği, 1952’de İngiltere, 1960’ta Fransa ve 1964’te Çin Halk Cumhuriyeti nükleer silah sahibi oldu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60211 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/soguk-savas-640x520.jpg" alt="soğuk savaş" width="352" height="286" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/soguk-savas-640x520.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/soguk-savas-1024x832.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/soguk-savas.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 352px) 100vw, 352px" />Soğuk Savaş sonrasında ise 1998’de Hindistan ve Pakistan ile 2006 yılında Kuzey Kore nükleer silah geliştirdi. İsrail ise nükleer silahlara sahip olduğunu ne reddeden ne de teyit eden ülkelerden biriydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitle imha silahlarının konvansiyonel silahlara göre tahrip gücü çok daha yüksek. Sadece bir uçaktan atılan bir nükleer bombanın yol açtığı tahribat 1000’den fazla uçağın günlerce süren bombardımanın ardından yol açtığı zararla karşılaştırılamayacak kadar büyük. Peki devletler niçin nükleer silaha sahip olmak ister? Prof. Dr. Ferhat Pirinççi’ye göre; “Nükleer silahlar her ne kadar ilk aşamada salt güvenlikle ilgili bir olgu olarak görülse de bu silahların güvenliği aşan bir boyutu bulunmakta. Nükleer silah arayışındaki bir ülke için dış politika hedeflerinin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak, ulusun gücünü ve prestijini artırmak gibi siyasal amaçların ötesinde, caydırıcılık da önemli bir faktör konumunda.” </span></p>
<p><b>Silahsızlanma Çabaları [Silahlanmanın Sınırlandırılması]</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60212 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-saldiri-etkisi-640x577.jpg" alt="nükleer saldırı etkisi" width="380" height="343" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-saldiri-etkisi-640x577.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-saldiri-etkisi-1280x1153.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-saldiri-etkisi-1024x923.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-saldiri-etkisi.jpg 1526w" sizes="auto, (max-width: 380px) 100vw, 380px" />Silahsızlanma silahların yok olması anlamına gelse de [ütopik kabul edilmesi nedeniyle] özellikle gerçekçi okulda silahlanmanın sınırlandırılması manasında okunmakta&#8230; Nitekim tarihsel süreçte konvansiyonel silahlara nazaran kitle imha silahlarına yönelik silahsızlanma faaliyetlerinde daha ileri adımlar atıldı. Nükleer silahsızlanmaya yönelik ikili girişimler en fazla nükleer kapasiteye sahip olan ABD ile SSCB arasında gerçekleştirildi. Bu çerçevede 1972 yılında Stratejik Silahların Sınırlandırılması Antlaşması [START-I] ile başlayan çalışmalar 2010 yılında imzalanan Yeni Stratejik Silahların Azaltılması [Yeni START] ile son buldu. Bu antlaşmanın 2021 tarihinde taraf devletler ABD ve Rusya tarafından yenilenmesi beklenmekte fakat Yeni START antlaşması taraf nükleer güçlerin arasında ihtilafa neden olmakta. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">The Guardian’a göre; “ABD ve Rusya’nın söz konusu antlaşma konusunda çıkmaza girmiş durumda. Her iki taraf da iki ülkenin nükleer başlıklarını 1550’ye, başta balistik füzeler olmak üzere gönderme araçlarını 700’e inmesini kabul ettiği 2010 yılında yenilenen Yeni START konusunda ortak bir zemin bulmakta zorlanmakta. ABD antlaşmayı Çin’i içerecek ve yeni tür silahları da kapsayacak şekilde genişletmek isterken, Rusya antlaşmanın herhangi bir koşul olmaksızın beş yıl uzatılmasını istiyor.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun yanında nükleer silahların yasaklanması ile ilgili bir diğer önemli gelişme de 1970’te yürürlüğe giren ve 1995’ten sonra süresiz hale getirilen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi [NPT] Antlaşması oldu. Antlaşma ile ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’nın nükleer silaha sahip olduğunu tescil eden imzacı devletler nükleer silaha sahip olmamayı ve buna yönelik faaliyetlerde bulunmamayı taahhüt etmiş konumda.</span></p>
<p><b>“Nükleer Silahların Sınırlandırılmasına İlişkin BM Antlaşması” Niçin Önemli?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60213 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/bm-640x427.jpg" alt="BM" width="327" height="218" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/bm-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/bm.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 327px) 100vw, 327px" />Birleşmiş Milletler nükleer silahları yasaklayan uluslararası bir anlaşmanın 50 ülke tarafından onaylandığını ve 22 Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe gireceğini ifade etti. Antlaşmaya imza atan ülkeler hiçbir zaman hiçbir şart ve koşul altında nükleer silah geliştirmeyecekleri, test etmeyecekleri, üretmeyecekleri, bulundurmayacakları ve satın almayacaklarını taahhüt ediyor. Bu durum nükleer silahların yasadışılaştırılması hususunda dünya tarihi açısından son derece önemli bir adım. Her ne kadar nükleer silahlara sahip güçler antlaşmayı imzalamamış olsa da antlaşmanın yürürlüğe girmesi için mücadele eden aktivistler, bu yeni antlaşmanın sembolik olmaktan çok daha fazlasını ifade ettiğini ve kademeli bir caydırıcı etkiye sahip olacağını umuyorlar. Antlaşma bu yönüyle kara mayınları ve misket mayınları üzerine imzalanan önceki antlaşmalar gibi domino etkisi sağlayarak silahların stoklanması ve kullanılması hususunda uluslararası alanda bir çekince getirebilir. Böylece imza atmayan ülkelerin bile davranışında bir değişikliğin gerçekleşmesi beklenebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun yanında söz konusu girişimin diplomaside ortak bir karara varma ve uzlaşı anlamına gelen “Anlaşma”nın [</span><i><span style="font-weight: 400;">Agreement</span></i><span style="font-weight: 400;">] ötesinde bir “Antlaşma” [</span><i><span style="font-weight: 400;">Treaty</span></i><span style="font-weight: 400;">] statüsünde olduğunu ifade etmek gerekiyor. Bu noktada Nükleer Silahların Sınırlandırılmasına İlişkin BM Antlaşması’nın  taraf devletlerin birbirlerine söz verip, ant içtikleri belge olarak bağlayıcılığı bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nitekim antlaşmanın bu yönü BM Genel Sekreteri tarafından; “Bu antlaşma BM’nin en yüksek silahsızlanma önceliği olan ülkeler arasında nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılmasına ilişkin anlamlı bir taahhüdü temsil ediyor.” ifadesiyle vurgulandı. Ayrıca söz konusu antlaşmanın imzalanmış olması nükleer patlamalardan ve testlerden kurtulanlara bir hediye olarak betimlendi.</span></p>
<p><b>Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Ne Söyledi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-60214 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/ican-640x207.jpg" alt="ICAN" width="294" height="95" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/ican-640x207.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/ican.jpg 694w" sizes="auto, (max-width: 294px) 100vw, 294px" />Antlaşma uluslararası alanda bir baskı gücü olan sivil toplum kuruluşlarını da memnun etti. Nitekim antlaşmanın imzalanması adına mücadelesi sayesinde Nobel Ödülü kazanan ICAN’ın imzacı 50 ülke üzerindeki rolü büyük. ICAN yetkililerine göre; “Nükleer Silahların Sınırlandırılmasına İlişkin BM Antlaşması [</span><i><span style="font-weight: 400;">the UN Treaty on the Prohibition of Nuclear Weapons-TPNW</span></i><span style="font-weight: 400;">] kabul edilmeden önce nükleer silahlar, yıkıcı insani sonuçlarına rağmen uluslararası hukukta yasaklanmamış tek kitle imha silahıydı. Şimdi antlaşmanın yürürlüğe girmesi ile birlikte tıpkı biyolojik ve kimyasal silahlar gibi yasak hale gelmesini için bir kanal açılmış olacak. Bu yönüyle antlaşmanın tarihi rolü büyük.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-60226 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleersiz.jpg" alt="nükleersiz.org" width="300" height="76" />Anlaşmayı Yeşil Gazete’de değerlendiren Pınar Demircan ise nükleer silah sahibi olmak için nükleer santral kurma gereği olmadığını belirtirken geliştirilen teknoloji ve silah endüstrisi ortamında nükleer silah sahibi olmanın da alt yapısının hazır olduğunu ifade ediyor. Nükleer enerjinin yarattığı risklere ve diğer sorunlara ilişkin dosya ve raporlar ve videolar hazırlayan Nükleersiz Projesini’nin Koordinatörü Demircan’a göre Türkiye de söz konusu anlaşmaya destek vermeli.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-60215 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/kizilhac.jpg" alt="kızılhaç komitesi" width="292" height="250" />Silahlı şiddet ve çatışmalardan etkilenen kişilere yardım etmek ve savaş mağdurlarını koruyan yasaları korumak amacıyla 1863’te kurulan ve dünya çapında faaliyet gösteren Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin Başkanı Peter Maurer ise antlaşma ile ilgili; “Bugün insanlık için bir zafer vakti, daha güvenli yarınlar için bir gelecek vaadidir.” ifadesini kayda geçti.  </span></p>
<p><b>Antlaşmayı İmzalamayan Ülkeler Var</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">5 nükleer güç ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa&#8217;nın yanı sıra nükleer silahlara sahip olduğu düşünülen ya da bilinen Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail oylamayı boykot etmekte. Nitekim geçen hafta ABD&#8217;nin antlaşmayı imzalayan ülkelere gönderdiği ve Associated Press ajansının ele geçirdiği mektupta bir dönüm noktası olarak kabul edilen 50 yıllık Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması&#8217;nı [NPT] tehdit ettiği ifade edildi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-60218 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-silah-sayisi-640x422.jpg" alt="Dünyada nükleer silah sayısı" width="387" height="255" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-silah-sayisi-640x422.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-silah-sayisi-350x231.jpg 350w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-silah-sayisi.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 387px) 100vw, 387px" />Japonya ise Birlemiş Milletler Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’nı imzalamayacağını duyuran bir diğer ülke oldu. Japonya Baş Kabine Sekreteri Katsunobu Kato 27 Ekim 2020 tarihinde gerçekleştirdiği basın toplantısında ülkesinin antlaşmaya katılmayacağını bildirerek; “tehditlerle başa çıkmak için caydırıcılık yeteneklerimizi korurken ve güçlendirirken, nükleer silahsızlanmaya doğru istikrarlı ve gerçekçi bir ilerleme kaydetmenin uygun olduğuna inanıyoruz” ifadesini kullandı.</span></p>
<h5><b>KAYNAKLAR</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Pirinççi, Ferhat (2014) Kitle İmha Silahları ve Silahsızlanma. İçinde; Şaban Kardaş &amp; Ali Balcı, </span><i><span style="font-weight: 400;">Uluslararası İlişkilere Giriş</span></i><span style="font-weight: 400;"> (s.375-81). İstanbul: Küre Yayınları.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oğuz, T.  Oğuz (2020, 22 Ekim) ABD, Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması&#8217;nı imzalayan ülkelerden desteklerini geri çekmelerini istedi, </span><i><span style="font-weight: 400;">Anadolu Ajansı</span></i><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Treaty to ban nuclear weapons made official with 50th UN signatory”, </span><i><span style="font-weight: 400;">The Guardian</span></i><span style="font-weight: 400;">, Oct. 25, 2020.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Historic milestone: UN Treaty on the Prohibition of Nuclear Weapons reaches 50 ratifications needed for entry into force”, ICAN, Oct, 25,2020.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“UN treaty banning nuclear weapons set to enter into force in January”, </span><i><span style="font-weight: 400;">UN News</span></i><span style="font-weight: 400;">, October 25, 2020.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ünal, Elif (Ekim 26, 2020), “50 ülke onayladı: Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması 22 Ocak’ta yürürlüğe girecek” Yeşil Gazete.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/28/nukleer-silahlarin-yasaklanmasina-bir-adim-daha/">Nükleer Silahların Yasaklanmasına Bir Adım Daha</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BM Sürdürülebilirlik Ajandası&#8217;nın Dolmasına 10 Yıl Kala</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/24/bm-surdurulebilirlik-ajandasinin-dolmasina-10-yil-kala/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Feb 2020 11:01:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir kalkınma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=48180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hedef belirlemenin amacı bireyler için olduğu kadar kurum, kuruluş hatta devletler için de gerçekleştirilmek istenen ideale yaklaşmaktır. Dostlar alışverişte görsün diye konan sürdürülebilirlik hedeflerinin ise bugünkü dünyada buzulların erimesiyle yükselen suya düşmesi kuvvetle muhtemel.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/24/bm-surdurulebilirlik-ajandasinin-dolmasina-10-yil-kala/">BM Sürdürülebilirlik Ajandası&#8217;nın Dolmasına 10 Yıl Kala</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Birleşmiş Milletler tarafından dört yıl önce  </span><a href="https://www.undp.org/content/undp/en/home/sustainable-development-goals.html"><span style="font-weight: 400;">Dünyamızı dönüştürmek: Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Ajanda</span></a><span style="font-weight: 400;">sı</span><span style="font-weight: 400;"> (Transforming our world: the 2030 Agenda for Sustainable Development) ilan edildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğal kaynak yönetimi, sürdürülebilir tüketim ve üretim, kurumların verimliliği ve iyi yönetimi, hukukun ve barışın hakim olduğu toplumların varlığı için çalışmak gibi temel ilkelerin benimsendiği &#8220;Kimsenin kalkınmada geride kalmaması&#8221; şiarıyla duyurulan hedefler iyi niyet ambalajına sarılmışsa da bugünkü sistem içinde kifayetsiz. Buna göre 2030&#8217;a kadar yoksulluğun her yerde sona erdirilmesi; açlığın sonlandırılıp gıda güvenliğinin sağlanması, beslenmenin iyileştirilmesi; kapsayıcı eşitlikçi kaliteli eğitim; kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik büyümenin teşvik edilmesi;sağlıklı yaşam sağlamak; cinsiyet eşitliği; herkes için suya erişim; uygun fiyatlı erişilebilir enerji; kapsayıcı esnek, yaşanabilir kentler; sürdürülebilir üretim ve tüketim imkanları; okyanusları, denizleri korumak; biyolojik çeşitlilik kaybını durdurmak; adaletin sağlanması, sürdürülebilirlik için  küresel ortaklık gibi büyük hedefler tayin edilmiş. Lakin ajandanın son 10 yılına girilmişken hedeflerin yakalanması pek mümkün görünmüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından 1987 yılında yayımlanan“Ortak Geleceğimiz” adlı rapora göre sürdürülebilirlik kavramı “İnsanlık; doğanın gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçları temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir” anlayışına dayanır. Ancak bugünkü dünya sistemi aşırı üretim ve tüketime bağlı olarak eşitsizlikler denklemlerinden oluşuyor. Dünya nüfusunun %60&#8217;dan fazlasına tekabül eden yaklaşık 4,3 milyar kişi günlük tüketimini 5 Doların altında tutarak açlık ve sefalet içinde hatta temiz su ve gıdaya erişimi olmadan; dünya nüfusunun %20&#8217;si ise zengin ülkelerde doğal kaynakların da %80&#8217;ini tüketerek yaşıyor. Gelişmiş ülkelerin refah imkanlarıyla diğerleri arasındaki devasa fark artarak devam ederken cinsiyetlere göre yaşam koşulları arasındaki eşitsizlikler de büyük bir toplumsal sorun olarak giderilmeye muhtaç. Temiz bir çevrede sağlıklı ve barış içinde yaşama hakkının, eğitim öğrenim hakkının sağlanmaması; işsizlik; toplumsal şiddet, son dönemde yaşanan savaş ortamı ve küresel iklim krizi; savaş ve iklim krizi nedeniyle yerinden edilmeler, göç gibi sorunlar azalmıyor tersine artıyor. Küresel çapta bir denge ve adalet mekanizmasına ihtiyaç olduğu aşikar. Ancak 70 yıl önce kurularak sorunları ulusüstü düzeyde çözmek iddiasına sahip Birleşmiş Milletler(BM) bu &#8220;sürdürülebilirliğe&#8221; sistemin içinden bakıyor. Zira emsalleri olan NATO, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Uluslarası Nükleer Enerji Ajansı ( IAEA) ve diğer ulusüstü kurumlar gibi var oluşunu hükümetlere dolayısıyla bugünün neoliberal sisteminde şirketlere borçlu. Başka nasıl 500 şirket dünya üzerindeki tüm devletlere üstün gelen ekonomik ve siyasi bir gücün sahibi olurdu? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BM 2030  hedeflerinin konduğu tarihten bugüne bahsi geçen tüm alanlarda gerileme yaşanırken kalkınma ve gelişmenin sürdürülebilirlikle  birlikte mümkün olmayacağı mikro ve makro düzeydeki tecrübelerle sabit. Hatta Birleşmiş Milletler&#8217;in tavsiyelerinin uygulanabilirliğini tartışacak vaktimiz bile olmayabilir. Zira bilim insanları tarafından küresel ısınmanın 1,5 derece hedefinin altında tutulamasını bırakın 3 derecelere varacağının açıklanmış olması dönüşü olmayan ve bütün eşitsizlikleri daha derinleştirici  felaketler çağının başlamasına 8 yıl gibi bir zamanımızın kaldığına işaret ediyor. Birleşmiş Milletler&#8217;in karbon emisyonlarının %28&#8217;ini oluşturan beş şirketle ortaklaşan hükümetlerin idari gücünden ari bir ulusüstü kurum olmadıkça düzenleyici bir rol oynaması imkansız ve maalesef yapılması gerekenler açısından da çözüme katkı sunmasını ummak zaman kaybı. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/24/bm-surdurulebilirlik-ajandasinin-dolmasina-10-yil-kala/">BM Sürdürülebilirlik Ajandası&#8217;nın Dolmasına 10 Yıl Kala</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
