<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Berrin Sönmez arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/berrin-sonmez/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/berrin-sonmez/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 Mar 2024 09:54:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Berrin Sönmez arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/berrin-sonmez/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Hükümetin İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden Vazgeçmesi Bizim Vazgeçtiğimiz Anlamına Gelmiyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/21/hukumetin-istanbul-sozlesmesinden-vazgecmesi-bizim-vazgectigimiz-anlamina-gelmiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilan Karacan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2021 10:03:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Berrin Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67384</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın hakları aktivisti Berrin Sönmez, Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesiyle ilgili, karşımızda artık şiddeti insan hakları ihlali saymayan bir iktidar olduğunu belirterek; 'Hükümetin İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmesi bizim vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor.' dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/21/hukumetin-istanbul-sozlesmesinden-vazgecmesi-bizim-vazgectigimiz-anlamina-gelmiyor/">“Hükümetin İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden Vazgeçmesi Bizim Vazgeçtiğimiz Anlamına Gelmiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Resmî Gazetede Cuma günü (19 Mart) geç saatte yayınlanan bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Türkiye İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden resmen ayrıldı. Kararda &#8220;Türkiye Cumhuriyeti adına 11/5/2011 tarihinde imzalanan ve 10/2/2012 tarihli ve 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanan &#8216;Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin Türkiye Cumhuriyeti Bakımından Feshedilmesine, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin üçüncü maddesi gereğince karar verilmiştir&#8221; denildi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Resmi adı &#8220;Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi&#8221; olan İstanbul Sözleşmesi, şiddetin önlenmesi, şiddet kurbanlarının korunması ve faillerin cezasız kalmasının önlemek için 11 Mayıs 2011’de imzaya açılmıştı. Türkiye, 12 Mart 2012’de sözleşmeyi onaylayan ilk ülke olmuştu.</span></p>
<h5><b>“Bu Karar Mutlaka Değişecektir”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Alınan fesih kararı sonrası tepkisini dile getiren Sönmez, İstanbul Sözleşmesi için verilen mücadelenin güçlü bir şekilde devam edeceğini vurguluyor. Sönmez, sözleşmenin fesih kararının değişeceğine inanıyor ve çeşitli yöntemler ile sözleşmenin uygulanması için mücadele edileceğini söylüyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle bundan sonrası için mücadeleye devam diyoruz. Mücadeleye devam edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden hükümetin tek taraflı olarak vazgeçmesi bizim vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor. Biz İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden vazgeçmiyoruz. Sözleşme hiçbir yere gitmedi ve orada duruyor. </span></p></blockquote>
<figure id="attachment_67220" aria-describedby="caption-attachment-67220" style="width: 301px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-67220" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/berrin-sonmez.jpg" alt="Berrin Sönmez" width="301" height="224" /><figcaption id="caption-attachment-67220" class="wp-caption-text">Berrin Sönmez</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8221;Bu sözleşme hala bizim sözleşmemiz.&#8221; diye vurgulayan Berrin Sönmez, bu sözleşmeyi hükümet uygulamasa bile farklı yöntemler ile bu ülkede uygulanabilmesi için yollar geliştirdiklerini ve geliştireceklerini söylüyor: &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Önemli olan nokta 300 yıllık kadın hakları ve eşitlik mücadelesinin bir sonucu olan bu sözleşmeden asla vazgeçmeyeceğimizin bilinmesidir. Biz vazgeçmedik. Bu sözleşmeyi mücadele edenler olarak biz hazırladık, biz hazırlattık ve sözleşmeyi tekrar bu ülkenin gündemine sokmayı başaracağız. Bundan kimsenin şüphesi olmamalı. Ama bugün, ama yarın fakat kesinlikle tekrar gündeme sokacağız.”</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<h5><b>“Ayasofya Baş İmamının Söylediklerinin Peşinden Gideceklerine Hiç Şüphe Yok”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kararı iktidar odağında eleştiren Sönmez, fesih ile birlikte ortaya çıkan tabloyu yorumlarken iktidarın kamuoyu figüranlarına dikkat çekiyor: </span><span style="font-weight: 400;">“İktidar sözleşmeyi feshederek toplumda bu feshi destekleyen 7%’lik oy oranına talip oldu. Bu oyların görebildiği kadar hayrını görsün bakalım diyoruz. Bunu yapan kesim yani bu güruh bu sözleşmenin yanına 6284’ü ekliyordu, CEDAW sözleşmesini ekliyordu zaten. Tüm bunlar kaldırılsa bile susmayacaklar. İktidarın kadın milletvekillerine ve kadın bakanlarına asla seslerini yükseltmedikleri için kızmak, kınamak gerekiyor. Onlara ciddi anlamda öfkeliyim. Bu sözleşmeden imza çekilmesi kadın odağında ülkenin insan hakları ve hukukundan çekilmesi demektir. Çünkü sözleşme şiddetin insan hakları ihlali olduğunu tespit eden bir sözleşmeydi ve eşitlik ön görüyordu. Buna tahammül edemediler.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karşımızda artık şiddeti insan hakları ihlali saymayan bir iktidar olduğunu söyleyen Söznmez, &#8220;Şiddetle mücadele adına iktidarın yapacağı hiçbir şey eşitlik ilkesi barındırmadığı sürece hiçbir anlam ve öneme sahip olmayacaktır. Şiddeti önlemek için yeterli de olmayacaktır. Nitekim Fahrettin Altun’un kararnamenin dün gece resmî gazetede yayınlanmadan önce verdiği röportajda söyledikleri kesinlikle şiddetle mücadele ilkelerinden, yöntemlerinden ve mevzuattan habersiz olduğunu gösteren sözlerdi. Sade ve sadece “Cumhurbaşkanımızın onayı ile” ve “etkin yürütülme kararlılığını sürdüreceğiz” gibi yuvarlak ifadeler kullandı. Bence bunlar şiddet ile mücadeleye önem vermiyorlar. Ayasofya baş imamının söylediklerinin peşinden gideceklerine hiç şüphe yok. Bunları durdurmak için ortak hareket etmemiz gerekiyor.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<h5><b>&#8220;‘Güçlü Kadın, Güçlü Türkiye’ Gibi Laflara Aldanmasınlar”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Sözleşmeden çekilmesiyle birlikte AK Partililer&#8217;in sosyal medya üzerinden başlattığı &#8220;Güçlü Kadın&#8221; kampanyasını da değerlendiren Berrin Sönmez, &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Hiçbir şekilde “şiddetle mücadeleden vazgeçmiyoruz”, “güçlü kadın, güçlü Türkiye” gibi laflara aldanmasınlar. Aldandıkları görülüyor ama bundan vazgeçmeleri gerekiyor. Çünkü eşitlik yoksa kendilerinin de bulundukları konumu korumaları ve muhafaza etmeleri mümkün gözükmüyor. Ayasofya baş imamı bugün bize söylüyorsa yarın onlara söyleyecek. Ona bu şekilde bir yol açılıyor. Nitekim Fahrettin Altun’un röportajının yayınlanmasından az bir süre sonra Twitter hesabının altına doluşan yüzlerce trole ve İstanbul sözleşmesi karşıtlığıyla bayram eden mesajlara baktığımızda sözleşme feshinden sonra bütün diğer kadın haklarına saldırılacağını görüyoruz.&#8221; dedi.</span></p>
<h5><b>“Ya Hep Birlikte Özgürüz ya da Hiçbirimiz Özgür Değiliz”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kadın hakları adına herkese çağrı yapan Sönmez bu yolda eşitlik ve dayanışmanın önemine vurgu yapıyor: </span><span style="font-weight: 400;">“Kadın dayanışmasına kesinlikle ihtiyaç var. Biz kadın hareketi olarak, bağımsız kadın örgütleri olarak çok uzun yıllar boyunca hiç kimsenin ideolojik, siyasi, dini, fikir ayrılığı gibi farklılıklarını görmezden gelmeden bu farklılıklar ile beraber eşit temellere dayanan bir mücadele etme ve dayanışma kültürü geliştirdik. Bu kültüre AKP iktidarına mensup kadınlar, MHP’ye mensup kadınlar, iktidara yakın olan ve olmayan muhafazakâr kadın örgütleri de dayanışma ile katılmak zorundadır. Eşitlik ve özgürlük için birimiz bile dışarıda kalmamalıyız. Ya hep birlikte özgürüz ya da hiçbirimiz özgür değiliz. Bunu asla unutmamamız gerekiyor. “</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/21/hukumetin-istanbul-sozlesmesinden-vazgecmesi-bizim-vazgectigimiz-anlamina-gelmiyor/">“Hükümetin İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden Vazgeçmesi Bizim Vazgeçtiğimiz Anlamına Gelmiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Kadına Şiddete Gerçekten KarşılarMIŞ GİBİ”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/18/kadina-siddete-gercekten-karsilarmis-gibi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilan Karacan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2021 08:50:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Berrin Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[Canan Arın]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadına şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis Araştırma Komisyonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67215</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avukat ve kadın hakları aktivisti Canan Arın, "kadına yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi" amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulmasını değerlendirirken, "Komisyonun bir işe yarayacağını düşünmüyorum. İşi savsaklamak için 'komisyona havale etmek' çerçevesinde kadına şiddete gerçekten karşılarMIŞ gibi yaptıklarını düşünüyorum." dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/18/kadina-siddete-gercekten-karsilarmis-gibi/">“Kadına Şiddete Gerçekten KarşılarMIŞ GİBİ”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde TBMM Genel Kurulunda, &#8220;kadına yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi&#8221; amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulması kabul edildi. A<span style="font-weight: 400;">raştırma komisyonun 19 üyeden oluşacağı, ilk etapta 3 ay görev yapacağı, komisyonun görev süresince elde edeceği veriler ve değerlendirmeler doğrultusunda bir rapor hazırlayacağı ve bu raporun daha sonra Genel Kurul&#8217;da görüşüleceği belirtildi. </span></p>
<figure id="attachment_67219" aria-describedby="caption-attachment-67219" style="width: 412px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-67219" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/canan-arin.jpg" alt="Canan Arın" width="412" height="232" /><figcaption id="caption-attachment-67219" class="wp-caption-text">Canan Arın</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Avukat ve aktivist Canan Arın komisyonu değerlendirirken, &#8220;</span>Kurulan komisyonun bir işe yarayacağını düşünmüyorum. İşi savsaklamak için; &#8216;komisyona havale etmek&#8217;; çerçevesinde kadına şiddete gerçekten karşılarMIŞ GİBİ yaptıklarını düşünüyorum. Kadına şiddeti önleme konusunda siyasi bir iradelerinin olduğu kanaatinde değilim. Mevcut yasaları uygulasınlar. İkide bir af çıkartmasınlar. Yargıç, savcı, avukat, tüm barolar, hekimler ve toplumun tümüne &#8216;toplumsal cinsiyet eşitliği&#8217; iç eğitimi versinler. En önemlisi kendileri de buna inansınlar. Yoksa oradan çıkacak kararları eğer son derece tutucu ve çağ dışı değilse uygulayacaklarını sanmıyorum.” dedi.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Komisyon hakkında görüşlerini aldığımız bir diğer isim olan feminist-aktivist Berrin Sönmez ise EŞİK Platformu olarak taleplerine dikkat çekerken, hükümetin komisyonun oluşması sürecindeki tutumunun &#8216;algı yaratma&#8217; hedefli olduğunu savunuyor. K</span><span style="font-weight: 400;">omisyonun kuruluşunun EŞİK platformunun başlattığı “Meclis Göreve” kampanyası ile ilişkili olduğunu düşündüğünü belirten Sönmez, &#8220;Kampanyada meclisten kadın hakları adına İstanbul Sözleşmesi’ni uygulanmasına ve bu anlaşmanın önündeki engellerin kaldırılmasına yönelik görüşme yapılmasını talep etmiştik. Daha çok da İstanbul Sözleşmesi&#8217;nin uygulanmasında görülen aksaklıklar hususunda GREVIO’nun sağladığı raporun resmi çevirisinin yapılarak bir yol haritası halinde kullanılıp uygulanmasını istemiştik. Raporun resmi çevirisinin yapılarak siyasi partilere, bütün kamu kurum ve kuruluşlarına da dağıtılmak suretiyle İstanbul Sözleşmesi uygulamalarında bir yol haritası ve elverişli bir araç olarak kullanılması çağrısını yapmıştık. Bu çağrımıza görünüşte hükümetten bir yanıt gelmedi. Fakat 8 Mart ertesinde bu tip bir komisyon kurulacağı şeklinde bir adım atıldı. Aslında muhalefet partileri bizim çağrımıza kulak vererek özel bir toplantı ve genel bir görüşme yapılması teklifini getirmişlerdi. Bu teklifler de iktidar tarafından oy çoğunluğu ile sürekli olarak reddedilmişti. Zaten aylardır muhalefet partilerinin kadına yönelik şiddet ve İstanbul Sözleşmesi adına oluşturduğu bütün soru önergeleri, yasa teklifleri vs. daima iktidarın toptancı bir bakışla reddettiği teklifler olmuştu. Anca 8 Mart’a gelirken, son günlerde yaşanan şiddet haberleri, özellikle de Samsun’da yaşanan o vakanın yarattığı sosyal infial ile birlikte bizim ve bunca zamandır muhalefetin bu hususlardaki adımlarını, tekliflerini görmezden gelmeye ve duyarsız kalmaya devam edemediler. Samsun Canik’te gerçekleşen şiddet olayına karşı duyarlılık gösteriyormuş gibi bir algı yaratmak adına bir komisyon oluşturdular.&#8221; şeklinde yorumluyor.</span></p>
<h5><b>“Komisyon Kurmak Sorunları Ötelemenin Bir Yoludur”</b></h5>
<figure id="attachment_67220" aria-describedby="caption-attachment-67220" style="width: 384px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" class=" wp-image-67220" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/berrin-sonmez.jpg" alt="Berrin Sönmez" width="384" height="286" /><figcaption id="caption-attachment-67220" class="wp-caption-text">Berrin Sönmez</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Ülkemizdeki komisyon oluşturma algısına vurgu yapan Sönmez 2005 yılında kurulan bir diğer komisyonun başarısı hakkındaki fikirlerini şöyle dile getiriyor: </span><span style="font-weight: 400;">“Ülkemizde siyasetin tıkandığı zamanlarda konunun uyutulması için hemen bir “komisyon” kurulur. Ve durumlar komisyona havale edilerek kamuoyu uyutulur.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ülkemizde komisyon kurmanın toplumu oyalamanın ve sorunları ötelemenin bir yolu olduğunu söyleyen Berrin Sönmez, &#8220;Dolayısıyla yapılan şeyin gene böylesi bir durum olduğundan şüpheleniyorum. Gene de bu komisyon ne yapabilir diye sormak istiyorum. Bu komisyonda yapılabilecek bir şeyler olabilir. Daha önce de yanlış hatırlamıyorsam 2005 yılında kadına yönelik şiddet için bir komisyon kurulmuştu ve bu komisyon görece etkili çalışmıştı. Bu komisyonun yayınladığı çok geniş çerçeveli bir rapordan yola çıkılarak 2006 yılında 2006/17 sayılı başbakanlık genelgesi çıkartılmıştı ve şiddetle mücadele adına etkili olmuştu. O zaman daha İstanbul Sözleşmesi yoktu.&#8221; diyor.</span></p>
<h5><b>“Çok Kısa Sürede Çok Geniş Çaplı Bir Rapor Hazırlanmalı”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">HDP’ye yönelik kapatma gündeminin bir erken seçim ihtimali doğurduğunu belirten Sönmez, komisyonun elini çabuk tutması gerektiğini belirtiyor. K</span><span style="font-weight: 400;">omisyonun GREVİO maddelerini inceleyip geniş çaplı bir rapor hazırlayabileceğini vurgulayan Sönmez, &#8220;Fakat bunu aylar sürecek geziler, görüşmeler vs. vakit kaybetmeden yapılması gerekir. Çünkü HDP’ye yönelik kapatma davası gibi gelişmeler bir erken seçim ortamı yaratabilir ve komisyon meclis ile beraber sahipsiz kalabilir. Bu sebepten dolayı hızlı hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. HDP’ye yönelik bu durum hızlı şekilde de sonuçlanabilir. Çok kısa sürede çok geniş çaplı bir rapor hazırlanmalı. Komisyon İstanbul Sözleşmesi ve 6284’ün uygulanmasında görülen aksaklıkları gidermek adına çalışmalı. Yeni bir yasa hazırlamaya ihtiyacımız yok. Böylesi bir ortamda hazırlanacak yeni bir yasaya asla ve asla güvenilemez. Yeni bir yasa ya da mevzuat gibi bir duruma gerek yok. Biz var olan yasanın uygulanmasının önündeki engeller ile ilgili çalışılmasını istiyoruz.” dedi.</span></p>
<h5><b>“Kadına Yönelik Şiddet Bir İşkencedir.”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Türk Ceza Kanunu’ndaki eziyet maddesine dikkat çeken Sönmez bu gibi maddelerin uygulanmamasının doğurduğu dramatik sonuçları hatırlatarak, &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Kadına yönelik şiddet bir işkencedir. Bireyin bireye yönelik şiddetini eziyet diye yorumlayan bu madde 2005 yılından beridir o kanunda yer alıyor. Fakat 2005 yılından bu yana kadına yönelik şiddet adına tek bir kez bile uygulanmadı. Bu maddenin uygulanması gerekiyor. Komisyon bu maddenin iddianamelere girmesini sağlayacak ve kadına yönelik şiddetin işkence olduğu için bu gibi davalarda uygulanması gerektiğini içeren bir rapor yazmalıdır. Örneğin Melek İpek davası. Melek İpek 12-13 yıl boyunca şiddet görmüş. Eğer bu madde yargılamada yer alsaydı bu gibi insanlar 2 yıldan 8 yıla kadar ceza öngören bir şekilde tutuklu yargılanacaktı. Yani Melek kocasını şikâyet ettikten sonra bu madde uygulanacaktı ve Melek’in kendini savunması ile son bulan bu süreç hiçbir zaman yaşanmayacaktı. Melek gibi birçok kadın da şiddetten kaçmak için şiddet uygulamaz ve böylesi bir şiddet sarmalı yaratılmış olmazdı. Şiddeti engellemenin yolu şiddet uygulayan insana şiddet uygulayamayacağı koşulları sağlamak, yani tutuklu yargılamak.” diye konuştu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz yıllarda KEFEK tarafından oluşturulan alt komisyona da değinen Sönmez, komisyonun hazırladığı ve yayınlanmayan raporun şimdiki komisyon tarafından kamuoyuna sunulması gerektiğini sözlerine ekledi.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/18/kadina-siddete-gercekten-karsilarmis-gibi/">“Kadına Şiddete Gerçekten KarşılarMIŞ GİBİ”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘’Karantinadan Sonra Kadına Şiddetin Artmasından Endişeliyiz‘’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/27/karantinadan-sonra-kadina-siddetin-artmasindan-endiseliyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2020 10:25:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Berrin Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[kadına yönelik şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[Selda Tuncer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=51559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın örgütleri ve aktivistler Türkiye’de insanların koronavirüs nedeniyle evlere kapanmasının ardından kadına şiddetin arttığını ve kadınların bu şiddeti bildirebilecek imkanlarının kısıtlandığını belirtiyorlar. Karantina günlerinde kadına şiddeti konuştuğumuz feminist akademisyen Selda Tuncer, sokağa taşacak kadar büyük bir şiddeti önleyemezken kadınlar için evdeki durumu tahayyül edemediğini belirtirken, Berrin Sönmez de salgından sonra alınacak kararların kesinlikle toplumsal cinsiyet perspektifiyle alınması gerektiğinin altını çiziyor. Mor Çatı da kadınların bu süreçte şiddetten uzaklaşabilmeleri için yapılabileceklerle ilgili bir bilgi notu yayınladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/27/karantinadan-sonra-kadina-siddetin-artmasindan-endiseliyiz/">‘’Karantinadan Sonra Kadına Şiddetin Artmasından Endişeliyiz‘’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Koronadan dolayı #evdekal #stayathome gibi taglarla dünya genelinde kampanyalar başlatıldı. Bu kampanyalar bir taraftan insanları virüsten korurken başka çatallı bir meselenin tam ortasına bırakıyor. Yapılan çalışmalar kadına şiddetin arttığı yönünde siz bu konuda  ne düşünüyorsunuz? </b></p>
<p><b>Selda Tuncer:</b><span style="font-weight: 400;"> Korona hepimizin bildiği gibi küresel bir felaket. Bu tür kriz dönemlerinde toplumda hâlihazırda var olan eşitsizlikler çok daha fazla artar. Kadına karşı erkek şiddetinin bu dönemde artmasının ise belirli özgül durumları var. Kadınların hem evle hem dışarıyla ve aynı zamanda emekle ilişkisi bu süreçte baştan aşağı değişiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle ilgili bakmamız gereken en temel şey kamusal alan ile özel alanın sınırlarının nasıl çizildiğidir. Kadınlarla erkekler arasındaki ilişkilerin, eylemlerin ve pratiklerin düzenlenmesinde bütün ana ekseni bu oluşturur. Kadınların tarihsel olarak evin dışındaki dünyayla ilişkisi daima gerilimli olmuş. Çocukluğundan itibaren çeşitli ataerkil mekanizmalarla eve bağlandığı için dışarıya ve kamusal hayata katılması için sürekli mücadele vermesi gerekmiştir. Bunun karşısında ise erkekler adeta sokakları kendi evleri bilmiştir, hayatlarının çoğunu evin dışında geçirirler. Erkek evde çok vakit geçirince ne yapacağını bilemezken, kadının “gereğinden fazla” sokakta olması bir namus ve ahlak meselesi haline gelir. Toplumsal cinsiyete dayalı normlar dediğimiz şeylerin çıkışı tam da buralardan başlar. Şimdi virüsten korunmanın tek yolunun evde kalmak olmasını bu açıdan tekrar düşünürsek, bu sürecin kadınlar açısından büyük olumsuzluklar barındıracağı aşikâr. Bunun nedeni kadınlar için ev de güven ve huzur alanı değildir; kadınlar eşleri veya sevgilileri başta olmak üzere ailedeki erkekler tarafından dayak yemekte, taciz ve tecavüze uğramakta ve hatta öldürülmektedir. Karantina demek kadınların ev içinde yaşanabilecek her türlü şiddet ve kötü muameleye maruz kalması ve buna karşı yardım alabileceği kaynaklardan mahrum kalması demektir. Örneğin Çin’deki korona krizine ilişkin son üç aylık raporda erkek şiddetinin üç kat arttığı belirtilmiş. Türkiye&#8217;de de durum maalesef benzer bir sonuç doğuracak. Kadın cinayetlerinin son yıllarda nasıl arttığını ve bunları önleme noktasında yasal tedbirlerin işleme konulmadığını zaten biliyoruz. Bir de şimdi bütün hayatı askıya alacak düzeyde bir krizde, gerekli önlemler alınmazsa bunun çok daha korkunç bir noktaya gelebileceğini öngörmek zor değil.</span></p>
<p><b>Berrin Sönmez: </b><span style="font-weight: 400;">Bir yandan şiddet artarken ev içi şiddetle mücadelenin daha da zaafa uğradığı önemsizleştirildiğini görüyoruz. ‘’Erkeklik koronadan daha öldürücüdür’’ diyorduk. İspanya&#8217;da virüsten korkmayın erkeklik virüsünden korkun diyorlardı. Çin’de de kadınlar ‘’kapıları kapatarak virüsü önleyebilirsiniz ama erkeklik virüsünü önleyemezsiniz.’’ diyorlar. Bütün dünyada  virüs dolayısıyla toplumda sosyal mesafelenme yaşanırken evde her zamankinden daha fazla iç içe olma durumu haliyle ev içi şiddetin görülme hali kadını iyice çaresiz bırakıyor. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><b>Erkek ve çocuk evden gidince rahatlayan kadınlar şimdi onların yokluğunda kendine ayırabildiği zamandan da mahrum kaldı. Ve bir şekilde kadının yükü katmerlendiği düşünülüyor.</b></p>
<p><b>Selda Tuncer:  </b><span style="font-weight: 400;">Bakım emeği politikaları biz kadınların her zaman en büyük mücadele alanlarından biri. Özellikle afet ya da savaş zamanlarında hep kadınlardan fedakârlık beklenir; ev işi işleri yapsın, yaşlılara, çocuklara baksın, erkekler sinirlenince alttan alsın, aza tamah etsin. Yakında bütün bu söylemleri duyacağız, ayrıca bunlar şiddetin bir gerekçesi olarak sunulacak. Son günlerde eğitimli, iş sahibi insanlar, işte beyaz yakalı diyelim, kadın erkek neredeyse hepsi evde. Ve tabi ki de çocuklar da evde, alın size kocaman bir bakım emeği krizi. Bu durumda artık problem, eskiden olduğu gibi kadının dışarı çıkması yerine, erkeğin eve girmesi oluyor çünkü erkekler bugüne dek ev içi işlere ve çocuk bakımına dahil olmaya direndiler; bugün en iyisi bile yardımdan öteye gitmedi. Kadınlar bu durumu hep başka kadınlarla çözmeye çalıştılar, ya aile içinden bir kadın ya da ücretli bakıcı ve temizlikçi. Şimdi karantina sürecinde dışarıdan birini getirmek mümkün değil. İşte bu durumda sormamız gerekiyor, erkekler bu bakım emeğinin neresinde yer alacaklar? Bu arada bakım deyince bunun yaşlısı var, hastası var, bunlar hep kadından bekleniyor. Ve ayrıca virüse karşı temizlik başlı başına ayrı bir emek istiyor. Son iki haftadır sosyal medyada gözlemlediğim, normalde çalışan kadınlar evde çocuk, temizlik, yemek vb işlerle uğraşırken çıldırma noktasındalar, sabahtan akşama bitmeyen bir döngü. Öte yandan eğitimli iş sahibi, özellikle entelektüel vb erkeklere bakarsanız, çoğunluğu kamusal hayatını internet aracılığıyla sürdürüyorlar. Kimisi günlük iş programını yazıyor; çeviri, okuma, belgesel izleme diye devam eden bir liste, tabi bunların arasında mutfak ya da banyo temizliği gibi işler kendine yer bulamıyor. Ya da gençlere bu evde kaldıkları “boş” zamanlarını nasıl değerlendireceklerine dair kişisel gelişim listeleri yayınlanıyor. Tabi gençlerin, özellikle kadınların payına düşen bakım emeği akıllarına gelmiyor. Hatta yakın zamanda şair olduğunu öğrendiğim bir erkek iyice ileri giderek, sosyal medyada ekmek yapan erkeklerin bunun yerine neden entelektüel işlerle uğraşmadığını yazdı. Bütün bunlar bize ne gösteriyor; bugüne dek kadınların omuzlarına yüklenen bakım emeği değersiz görülüyor. Dolayısıyla bana kalırsa, korona krizi sürecinde toplumsal cinsiyet konusunda duyarlı olduğunu, eşitlikçi olduğunu söyleyen erkekler için büyük bir sınav var. Mecburi olarak bütün ailece evde kaldıkları bu süreçte, ne kadar evin içine girecekler? Sorumluluk alarak ev hayatının bir parçası olmayı mı deneyecekler, yoksa misafir gibi yaşamaya devam mı edecekler? </span></p>
<p><b>Berrin Sönmez: </b><span style="font-weight: 400;">Bunları ben daha çok şiddetin bahanesi olarak görüyorum. Erkeğin evde olması şiddeti haklı çıkaramaz hiçbir gerekçe çıkaramaz daha doğrusu. Evde erkek kapalıyken kadını kum torbası gibi kullanıyor söylemleri var bu söylemler kaygı veriyor. Erkek hegemonya kurmaktan vazgeçerse şiddet bitecek. Hegemonya kurma aracı olarak kadını  görüyor.  Erkekler en basit insani olumsuzlukları şiddete dönüştürüyor ve hegemonyayı şiddetle kuruyor. Dolayısıyla meselemiz evde kalma değil kadın evde kaldığında yapacak bir sürü işi varsa erkek de evde kaldığında yapacak bir sürü işi olmalı. Bu salgın gibi zor günlerde hayatı paylaşmak gerekiyor özellikle. Erkek kendisini ve ailesini sağaltmakla yükümlü. Aile içindeki her birey hem kendisine hem de aile içindeki diğer bireylere yükümlü olduğunu düşünmeli.  Eve kapanmakla kaynaklanıyor dersek bireyin o sorumluluğunu perdelemiş oluruz. 65 yaş grubu erkekleri eşitlik yönünde iyileşmesini beklemek hayal olur. Yaşlılar yalnızlıktan kaygı duyuyorlar. Erkekler yaşlı algısının düşmesi var. Toplumsal algıları kendi içlerinde çok kurdukları için gerçekten uzaklaşıyorlar. Ama internete düşen videoları çekerek tekrar ederek bu eşitsiz davranışları pekiştirmemek lazım. . </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Eşitlikçi bir bakış açısına sahip olduğunu iddia eden erkekler bunu fırsata çevirsinler. Ev içindeki huzur ortamını böylelikle artırabilirler. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayatı paylaşmanın yolunu arttırabilirler, bu mutluluğun da bir vesilesi olabilir. İnsanlar bunu hem kendilerini hem de ailelerini sağaltmak zorunda hissettikleri zaman yapabilirler. Sosyal medya paylaşımlarında bu süreçte yemek yapan erkekleri görüyoruz ‘’Kimi içini söyler kimi dışını söyler” diye bir söz var. Ne kadarı o görüntüyü vermek için yapıyor? Ne kadarı gerçekten yapıyor? Bunu da sorgulamak lazım. İnsanlara eşit bir perspektif sunması için evde kalmak fırsata dönüştürülmelidir. </span></p>
<p><b>Bir de normalde kocası çalışıp evde kalan kadınlar var. Kocalarının gittiği zamanlarda diğer kadınlarla dayanışma içinde olup bir şekilde konuşabilen kadınlar şimdi bu şiddete istismara daha çok maruz kalınca destek- dayanışma mekanizmalarını kullanamıyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? </b></p>
<p><b>Selda Tuncer:</b><span style="font-weight: 400;"> Şiddet uygulayanların en yaygın yaptıkları şeylerden biri kadını güçsüzleştirip yalnızlaştırmalarıdır. Eşleri ya da sevgilileri tarafından, kadınların aileleriyle ve arkadaşlarıyla ilişkileri kısıtlanır ve kontrol altına alınır. Kadın şiddet gördüğünü dışarda söyleyemez, hem utanır hem de bu bir aile meselesidir, mahremdir. Son dönemde ise Türkiye’de daha özel bir durum oluştu, artık biz şiddeti kamusal alanda görüyoruz. Yani dört duvar ardında aile arasında olan şiddet sokağa taştı. Emine Bulut hepimizin gözünün önünde öldürüldü. Son birkaç yılda kadınların öldürülme şekline bakarsanız, yaklaşık üçte birinin ev dışında, sokakta ya da bir kamusal mekânda öldürüldüğünü görebilirsiniz. Şimdi düşünün evlerden sokağa taşan bir şiddetin yani erkek şiddetinin olduğu bir dönemde, virüse karşı evde kalmak zorundasınız.  Bu süreçte kadınların dışarısıyla ve ev dışındaki insanlarla teması eskisi gibi olamıyor, özellikle eşi sürekli yanındaysa. Bu eve kapanma ve yalnızlık hali hem şiddeti arttıran hem de şiddetle mücadeleyi zorlaştıran bir durum çünkü herhangi bir acil durumda yardım isteyeceği kişi ve kurumlara erişimi kısıtlı. Çoğu zaman yaşadığı şiddeti anlatacağı bir kişi bile olmuyor. Bu yüzden kriz dönemlerinde kadına yönelik şiddetle mücadelede devletin özel önlemler alması gerekirken, kadın örgütlerinin de destek grupları oluşturması önemli. Örneğin Çin’deki vakalar yükselince, şiddete uğrayan kadınlarla internet üzerinden görüşmek ve destek vermek için yaklaşık 2500 kişilik bir gönüllü kadın ağı oluşmuş. </span></p>
<p><b>Berrin Sönmez:</b><span style="font-weight: 400;"> Kadınlar şikâyet edemedikleri ve şikâyet etmeleri engellendiği için, polislerden destek bulamıyorlar. 184’e ulaşamıyorlar. Nereye şikâyet edeceksin? Şiddet yok değil ama şikâyet imkânı yok. Basına da yansıyan haberler de sınırlı. Gündemi korona ile mücadele işgal etmiş durumda. Çok doğru; korona, bütün insanlığı ilgilendiren bir problem ama kadına yönelik şiddet korona virüsünden de eski ve yaygın. Geçmişte de şimdi kadına yönelik şiddet vardı. Bu salgınlar bitecek ve bu salgınlar bittikten sonra tekrar elimizde büyük bir kadın yıkımı kalacak diye kaygılıyız. Çünkü kadının kendisini savunma, koruma, destek alma yolları kapatılıyor virüs bahanesiyle. Bu korkunç bir tablo çıkarabilir diye endişe ediyoruz. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><b>Ücretli/ücretsiz  izin veren bir özel ve kamu kuruluşu aslında ilk olarak anneye izin verdi. Toplumda kadına ve anneliğe  olan bakışı pekiştiriyor diye kadın örgütleri tepki gösterdi. Siz ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b>Selda Tuncer: </b><span style="font-weight: 400;">Haklı bir tepki tabi ki çünkü bu tür bir uygulama çocuk bakımını kadının görevi varsayımına dayanıyor. Baştan beri anlatmaya çalıştığım bakım emeği krizi tam da burada devreye giriyor; salgınla mücadele ederken kadınlara böylelikle daha fazla yük bindiriyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini de pekiştiren bir şey, niye çocuk bakımı sorumluluğu anne ve baba arasında eşit paylaşılabilen bir şey olmuyor? Ayrıca bu tür bir yaklaşımın kadınlar açısından başka olumsuz sonuçları da var. Korona salgını sürecinde çok sayıda insan işini kaybediyor, özellikle evden çalışma imkânı olmayan kadınlar –örneğin ev temizliğine, çocuk bakmaya gidenler ya da dışarda güvencesiz çalışanlar- için istihdamın dışına atılmak demek. Bunu uzun vadeli düşünürsek küresel düzeyde bir salgının dünya ve ülke ekonomisine büyük çapta zararları olacak ve bunun şüphesiz kadın istihdamına yansımaları da çok büyük olacak. Bu tür ekonomik krizlerde genelde kadınların evlerine dönmeleri ve çocuklarıyla ilgilenmeleri bekleniyor, erkeklerse evi geçindiren olarak bakılıyor. Kadınlar zaten hâlihazırda piyasanın en güvencesiz, esnek ve ilk gözden çıkarılabilen grubuyken bu kadar büyük bir krizde istihdama katılımının önünde çok daha büyük engeller olacak. Bu yüzden annelere izin vb uygulamalar başta çok masum ve iyi niyetli gibi görünse de, uzun vadeli sonuçları toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına ve kadınların güçlenmesine engel oluşturur.</span></p>
<p><b>Berrin Sönmez:</b><span style="font-weight: 400;">  İzin verilme meselesi olduğunda hemen  akla kadının izni geliyor böyle olmaması gerekir. Anne baba eşit sorumluluğa sahip olmalı. Her kriz önce  kadına patlıyor. Kadın ekonomik özgürlüğünü kaybetmiş oluyor. Çalışan kendi gelirini kazanan kadının para evde para bekleyen konumuna düşmesi kadınlarda sıkıntılara sebep oluyor. Aile içerisinde başlıca psikolojik bir yıkıma sebep oluyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği noktasında kesinlikle kabul edilemez bir durum olarak görüyoruz.  Ücretsiz izinlerin, işten çıkartılmaların hep ilk tercih olarak kadın olarak görülmesi çok problemli bir durum. Bunlar devletin düzenlemesi gereken konular kamuyu düzenlediği gibi özel sektörü de düzenlemesi gerekir. Pek çok kurum hala kendi kurallarına göre çalışıyor. Elemanların evden çalışma halini düzenleyebilecek iken düzenlemiyor. Bazı iş kollarının evden çalışma imkanı yok. Ben bu nedenle sokaktaki kademeli çalışma, nöbetleşe çalışma ya da evden çalışma usullerinin olmasını yanlış buluyorum. Virüsün yaygınlaşmasını engellemek için daha radikal daha keskin kararlar alınmalıdır. Ama bu keskin kararlar alınırken hem toplumsal cinsiyet perspektifinden kararlar alması hem de dar gelirli ailelerin geçim sıkıntısı yaşayanların günübirlik kazananların şartlarının iyileştirilmesi hem de sosyal adalet bakış açısının da korunması gerekir. Devlet bunu düzenlemeliydi maalesef açıklanana programlarda bunu görmedik.  Bütün dünyayı büyük bir ekonomik kriz bekliyor neoliberalizmin üretim ve tüketim çılgınlığı yani bir yerde patlayacak diye bekliyorduk. Bir virüs salgınıyla patlak verdi. Ekonomik kriz, firmaların kapanması, üretimin durması dolayısıyla tüketimin azalacağı gibi sorunlar olunca ilk anda kadınlar gözden çıkarılıyor. “Erkek ailesini geçindirir aman erkeğe iş verelim” anlayışı yaygın olduğu için olan kadına oluyor. Hacettepe’den 70’lerde yapılan bir araştırma vardı;  Aile bütçesinde kadının karar verdiği ailelerde çocukların aldığı pay yüzde yirmi pay artıyor. Kendisi çalıştığı zaman çocukları daha çok gözetiyorlar. Annenin çalıştığı evlerde çocuklar iyi eğitimli ve özgüvenli oluyor. Biz bu araştırmanın tam tersi yerdeyiz. İlk etapta kadınlar işten çıkarılıyor, kriz bitip işe alımlar başladığında ilk olarak erkeklerin alınması aile kadınlar en son işe girebiliyor dolayısıyla ailelerin ekonomik düzeninde çok büyük sapmalara sebep oluyor.  Dolayısıyla çocukların tekrar geleceğe hazırlanması da zorlaşacak. Önce kadına iş önce kadına söz verilirse çok daha sağlıklı olacaktı. Ama toplumsal cinsiyet eşitliğinden çok uzaktayız hem aile hem de bireyler olarak maalesef. </span></p>
<p><b>Karantinada var olan  sorunlara baktığımızda neler yapılması lazım? Kime ne gibi sorumluluklar düşüyor?</b></p>
<p><b>Selda Tuncer: </b><span style="font-weight: 400;">Bu konuda herkese iş düşüyor ancak asıl sorumlu tabi ki devlet. Sürecin başındayken, bir an önce acil eylem planı yapması ve gerekli tedbirleri alması gerek. Sığınma evlerinin sayısının artırılması ve koşullarının salgına karşı iyileştirilmesi gerekiyor. Kadının şiddet durumunda evden çıkması gerekiyorsa nereye gidecek? Bu süreçte düşünülmesi gereken en temel problem bu. Ama yaşadığımız ülkede kadın cinayetlerinin bu kadar artmasına rağmen, yeterli önlem alınmazken küresel düzeyde bir salgınla mücadele ederken nasıl olacak? Açıkçası kadınlar olarak fazlasıyla endişeliyiz ve bu çok haklı bir endişe. Kadın örgütleri ve feministler olarak dayanışmaya, örgütlenmeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence çözüm için en kritik olan şey bu soruna karşı nasıl bir yaklaşım benimseneceği. Korona salgınıyla mücadele ederken, kadına yönelik şiddeti önleme ve kadınları şiddete karşı korumak bu mücadelenin bir parçası olarak görülmesi gerek. Sadece bu da değil, genel olarak bütünlüklü bir şekilde toplumsal cinsiyet eşitliği ilkelerinin gözetilmesi gerek. Örneğin ebola gibi dünyada daha önce yaşanan salgın dönemlerinde kadınların sağlık hizmetlerine erişiminde ciddi sorunlar yaşandı, bebek ölümlerinde büyük artış oldu. Bütün bunların düşünülmesi ve buna göre bir mücadele planı geliştirilmesine ihtiyaç var kısaca. Ayrıca kadınların arasında farklı dezavantaj grupları var: göçmen/mülteci kadınlar, ev içi temizliğe giden kadınlar, seks işçisi kadınlar, engelli kadınlar, bekar çocuklu kadınlar vd. Bu süreçte her birinin özgül koşullarına bağlı olarak gelişen ihtiyaçları ve sorunları tespit etmek çok önemli.</span></p>
<p><b>Berrin Sönmez:</b><span style="font-weight: 400;"> Bütün kararları toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinden alınması ve uygulanması gerekiyor. Bu saikle yapılmayan her işlem kadına yönelik şiddetin taa kendisine dönüşüyor. Tüm uygulamalar kadınlara ayrımcılık yapılmadan ailelerin ihtiyaçları gözetilerek yapılmalı. Kriz bütçesi de toplumsal cinsiyet eşitliği gözetilerek hazırlanmalı. Biz 11.Kalkınma planından toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının tümüyle çıkarıldığı bir ülkeyiz. Beş yıllık ekonomik kalkınma planından bunlar çıkarıldığının gerçekleşebileceğine inanmıyoruz. Ama bu krizi atlatabilmenin en önemli koşulu da bu. Toplumu yarısını oluşturan kadınların her alanda tecrübe ve birikimlerini yansıtabilmesi için hem ekonomik tedbirlerin alınmasında ve uygulanmasında hem de sosyal politikaların gerçekleştirilmesinde kadının eşit söz ve karar hakkına sahip olması lazım. Toplumun bir yarısının aklından toplumun tümünü görmek mümkün değil. Erkek yarı karar verirse toplumun tamamını görmesi beklenemez. Yarım akıllı bir toplum oluyoruz o zaman. </span></p>
<p><strong>Mor Çatı&#8217;dan Öneriler</strong></p>
<p>Mor Çatı da bir bilgi notu yayınlayarak bu dönemde yapılması gerekenlerle ilgili bir bilgi notu yayınladı. Bilgi notunda, kadınların bu süreçte şiddetten uzaklaşabilmeleri için alınması gereken acil önlemler şöyle sıralanıyor:</p>
<p>Online sosyal, psikolojik ve hukuki destek verilsin, sosyal yardımların arttırılması, ulaştırılması için Sosyal Hizmet Merkezi kriz masaları oluşturulsun.</p>
<p>Alo 183 Acil Yardım Hattı olarak çalışsın. Hat sadece kadına yönelik şiddet konusunda destek versin ve kapasitesi artırılsın.</p>
<p>Kolluk kuvvetleri görevini yapsın! Şiddet uygulayanın evden uzaklaştırılması için gerekli uzaklaştırma kararlarını alsın ve alınanların takipçisi olsun.</p>
<p>Sığınak ve acil barınma ihtiyaçları salgına ilişkin sağlık önlemleri uygulanarak sağlansın.</p>
<p>Aile Sağlığı Merkezleri tarafından ücretsiz doğum kontrol araçları ve ertesi gün hapı dağıtılsın.</p>
<p>Mor Çatı&#8217;nın bilgi notuna ulaşmak için <a href="https://morcati.org.tr/basin-aciklamalari/koronavirus-nedeniyle-evlere-kapanan-kadinlar-guvende-mi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayınız.</a></p>
<p>Kapak görseli: Shamsia Hassani</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/27/karantinadan-sonra-kadina-siddetin-artmasindan-endiseliyiz/">‘’Karantinadan Sonra Kadına Şiddetin Artmasından Endişeliyiz‘’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>8 Mart Reklamları Bize Ne Anlatıyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/12/8-mart-reklamlari-bize-ne-anlatiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rumeysa Çamdereli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2018 11:35:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[#ReklamlardaCinsiyetEşitliğiDosyası]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Reklamları]]></category>
		<category><![CDATA[Alparslan Nas]]></category>
		<category><![CDATA[Berrin Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Gürer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25122</guid>

					<description><![CDATA[<p>8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla şirketler, "günün anlam ve önemine" işaret eden reklamlar yayınlamak konusunda bir yarışa girdiler. Bu yarış görüntüsünün hem olumlu hem olumsuz yanlarına dair tartışmalar da oldukça yaygın bir şekilde yürütülüyor. Biz de geçtiğimiz hafta yayınlanan reklamları derledik ve akademisyen Alparslan Nas, yazar Berrin Sönmez ve Yaşama Dair Vakıf'tan Pınar Gürer'e bu reklamlara dair görüşlerini sorduk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/12/8-mart-reklamlari-bize-ne-anlatiyor/">8 Mart Reklamları Bize Ne Anlatıyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alparslan Nas:</strong> <img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-24424 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Ekran-Resmi-2017-01-15-01.56.33-386x390.png" alt="" width="304" height="307" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Ekran-Resmi-2017-01-15-01.56.33-386x390.png 386w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Ekran-Resmi-2017-01-15-01.56.33-386x390-320x323.png 320w" sizes="auto, (max-width: 304px) 100vw, 304px" /></p>
<div>
<div>Bu seneki 8 Mart&#8217;ta kadınlara yönelik reklamlarda adeta bir patlama yaşandığını söyleyebiliriz. Geçtiğimiz yıllarda da şirketler 8 Mart&#8217;a özel, kadınların sorunlarına işaret ettikleri reklamlar yayınlıyorlardı ancak bu sene pek çok şirketten bunu görmüş olduk. Geçtiğimiz yıllarda pek çok şirketin 8 Mart&#8217;ı kadınlara yönelik ürünlerin promosyonu için kullandığını görmekteydik. Bu durumda 8 Mart ticari amaçlar için araçsallaştırılıyor, aynı zamanda kadınlara yönelik cinsiyetçi kalıplar yeniden üretiliyordu. Bu seneki reklamlarda 8 Mart&#8217;ı ticari bir fırsat olarak görmek yerine, kadınların sorunları hakkında bir şeyler söyleme imkanı olarak değerlendirdiklerini görüyoruz. Kadınların ekonomik açıdan güçlenmesi ve erkek egemen kültürün eleştirilmesi gibi motifler ön plana çıkıyor. Açıkçası bu görünürlüğün önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu anlatıları kapitalizm ile ilişkilendirerek şüpheci yaklaşmak yerine, anlatının kendisine odaklanmak ve bu görünürlüğün sağladığı avantajlara dikkat çekmeyi tercih ediyorum.</div>
</div>
<blockquote>
<div>8 Mart reklamlarında öne çıkan motif, şirketlerin önemli bir kısmının reklamlarıyla cinsiyet eşitliği için sürdürdükleri faaliyetleri aktarmış olması. Sadece 8 Mart&#8217;ta bir reklam yapmış olmak için değil; geçmişten gelen bir takım projelerin kadınların hayatlarına yaptığı katkıları anlatıyor bize bu şirketler. Hatta bazı reklamlarda cinsiyet eşitliğinin şirket politikası olarak uygulamaya konduğunu duyuyoruz. Ayrıca, bu seneki 8 Mart reklamlarında dikkatimi çeken bir diğer unsur da reklam anlatılarında temsil edilen kadınların çeşitliliği. Çeşitli sosyo-ekonomik sınıflardan, yaşlardan ve kimliklerden kadınların reklamlar aracılığıyla görünürlük kazandığını gözlemliyorum. Buradaki çeşitlilik, genel reklam diline kıyasla başarılı ancak daha da geliştirilebilir. Genel olarak reklamlarda kullanılan dilin, yılın geri kalanında yayınlanan reklamlara göre oldukça olumlu olduğunu ve cinsiyetçiliğe karşı önemli meydan okumalar sergilediğini söyleyebilirim.</div>
</blockquote>
<div>
<div>Bu reklamlar olmasa özellikle televizyonlarda 8 Mart ile ilgili bir anlatıyla karşılaşmak neredeyse imkansız. 8 Mart ile ilgili konular genelde haber formatında işleniyor. Kaldı ki bu haberler, izleyiciler için reklamlar kadar akılda kalıcı olamıyor, reklamların anlaşılması çok daha kolay oluyor. Reklamlar retorik açıdan son derece güçlü araçlar olarak bize dair, erkekliğe, kadınlığa dair meseleleri bize aktarıyor. Toplumu ve bireyliğimizi tarif ediyor. Bu tanımlar izleyicilerde son derece etkin oluyor. Dolayısıyla reklamlarla kadın hakları ve cinsiyet eşitliği hakkında kazandırılan görünürlükleri çok önemsiyorum. Günümüzde markalar artık tüketicilerine değer verdiklerini hissettirmek, onların yaşamlarında olumlu değişimleri sağlamak istediklerini belirtmek ve bunu samimi bir biçimde yapmak zorundalar. 8 Mart reklamları da bunun bir göstergesi oldu. Elbette şunu da belirtmek gerekir; samimiyetlerini korumak için bu şirketlerin yılın geri kalanında yayınlamış oldukları reklamlarda da cinsiyetçilikten kaçınmaları gerekiyor. 8 Mart reklamları pek çok açıdan önemli artılar içeriyor ancak benim için erkekliği sorgulayan Axe reklamı (kırdıysak özür dileriz), dildeki cinsiyetçiliği sorgulayan Vodafone &#8220;kırmızı çizgi&#8221; kampanyası, erkek egemen bir alan olarak algılanan otomotiv sektöründe kadınların gücüne dikkat çeken Ford ve Lassa reklamları ve medyada kadınların temsilini ustaca bir dille eleştiren Koç Holding reklamının öne çıktığını söyleyebilirim.</div>
</div>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-11419 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/A31A8027-640x495.jpg" alt="" width="304" height="235" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/A31A8027-640x495.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/A31A8027-1280x990.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/A31A8027-1024x792.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/A31A8027-610x472.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/A31A8027-320x247.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/A31A8027.jpg 1300w" sizes="auto, (max-width: 304px) 100vw, 304px" />Berrin Sönmez</strong></p>
<p>Reklam filmlerinin teker teker analize girişmeyi hak etmeyecek kadar sıradan ve birbirine benzer bulduğumu söyleyerek başlayabilirim.</p>
<p>Özel sektörün kadın farkındalığı işine girmesi iyi bir şey. Ancak iyi birşey yapmak isterken ayrımcılığı ve kadına rol biçip yönlendirme üstenciliğini görmek üzücü.</p>
<p>Her şeyden önce yaratılan başarı illüzyonuyla insanı, ancak başkalarıyla yarıştığı ve üste çıktığı takdirde değerli kılan, değerini galebe etmekle ölçen eril zihniyetin pekiştirildiğini düşünüyorum. Genel olarak insanlık için vahim hatalardan başarı illüzyonu. Kadınları bu şekilde yönlendirmek ayrımcılıkla mücadele değil. Tersine futbolcu kızlar örneğinde olduğu gibi kadınların birbiriyle yarıştırılmasıyla değerli ve önemli kılınması, kadın bakış açısından, kadın ikincilleştirmenin bir başka versiyonu. Feminist perspektiften bakabilen filme rastlamadım yazık ki. Sadece Boyner filmi kadın çocuk vurgusu yaptığı için ters düşmüyor ama o da bence sıradan bir yaklaşım ve herhangi bir politik mesaj içermediğinden pek kıymeti yok.</p>
<blockquote><p>Başarı illüzyonunun yanı sıra filmlerde genellikle gerçek insanların değil dayatılmış estekik ölçülerle manken görünümündeki genç güzel kadınların kullanılması bir başka çarpıklık. Mükemmelin ölçütü güzellik ve başarı olarak sunulup, kadınlara ancak böyle mükemmel olunduğunda değerli sayılacakları mesajı veriliyor.</p></blockquote>
<p>Böyle bir mesajın toplumdaki karşılığı yazık ki eşitlik kavramının yerleşmesi olamaz. Filli Boya reklam filminde gerçek insanların kullanılması güzel. Üstelik sadece kadınların değil erkeklerin de konuya dahil edilmesi yerinde. Ancak şiddeti uzay boşluğunda bilinmez bir yerlerden gelmiş gibi sunan gerçek dışılık da can yakıcı riyakarlığın filmi gibi, bana göre.</p>
<p>Özel sektör keşke 8 Mart&#8217;a daha uygun filmler yaparak kadın çalışanlar için iş yerini ve hayatı kolalaştırmak için neler yaptıklarına, yapacaklarına ilişkin tanıtımlara girişse. Mesela iş sözleşmelerinde evlilik ve çocuk sahibi olmayı kısıtlayan hükümleri kaldırdıklarını söyleseler keşke. Doğum sonrası işe geri dönüşlerin imkansız kılınması engellense ve bunun tanıtımını yapsa.</p>
<p>Filmlerde hayatın gerçeklerine ve temel kadın sorunlarına hiç değinilmeden 8 Mart&#8217;ın çicek böcek günlerine dönüştürülmesi de rahatsız edici. Ama tabi ekonomik özgürlük ve kendi hayatına dair karar verilmesi vurguları önemli, kıymetli. Sadece bir tanesinde istediği şeyi yapmaktan söz ediliyorudu. Bence bu iyi bir şey.</p>
<p><strong>Pınar Gürer &#8211; Yaşama Dair Vakıf<img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-23051 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-12.11.39-640x596.jpg" alt="" width="356" height="331" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-12.11.39-640x596.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-12.11.39-1024x954.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-12.11.39-610x568.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-12.11.39-320x298.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-12.11.39.jpg 1196w" sizes="auto, (max-width: 356px) 100vw, 356px" /></strong></p>
<blockquote><p>En mühim sıkıntılardan biri, bu tür duygusal arka planı kuvvetli reklamların, şirket dünyasının kadın meselesindeki rolünü gölgelemesi. Yani şirket bize kadın meselesine dair bir şeyler anlatıyor, bizi “bilinçlendirmeye” çalışıyor, lakin bir yandan kendi şirketinde ve tedarik ağında işler vahim, ürünlerinin reklamı, ambalajı cinsiyetçi vs. Bu tabii büyük bir tutarsızlık. Yapılan edileni de dünyalar kadar anlatma alışkanlığı var şirketlerin malum, onun da ölçüsünü kaçırıyorlar.</p></blockquote>
<p>Reklamlarda genel olarak bu “tuttuğunu kopardı, tüm zorluklara rağmen başardı, kendine inandı, içindeki gücü fark etti” gibi “insan üstü” özellikleri görmek istemiyorum ben. Yani koşulları konuşmuyoruz, koşulların değişimini konuşmuyoruz, güçlükleri konuşmuyoruz, güçlükleri zayıflatmayı konuşmuyoruz, tüm bunları aşan, yenen, kazanan o süper kadınları konuşuyoruz. Neden kadından gördüğümüz bu çabayla tatmin oluyoruz ki? Kadının önünde duranların, etrafını yamacını saranların oradan çekilmesi için gösterilen bir çabayı görmek isterim ben reklamlarda. Erkeklerin, babaların, abilerin, devletlerin, şirketlerin verdiği çabayı. Bunu da 8 Mart reklamlarında değil, ürün reklamlarında ve şirket politikalarında görmek isterim.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/12/8-mart-reklamlari-bize-ne-anlatiyor/">8 Mart Reklamları Bize Ne Anlatıyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adalet Zemini’nde Buluşma</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/11/adalet-zemininde-bulusma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Mar 2018 10:30:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla Aytemur]]></category>
		<category><![CDATA[Berrin Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Çiftçi]]></category>
		<category><![CDATA[Ferda Keskin]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Özkan]]></category>
		<category><![CDATA[Melek Ulagay]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer uğur dalay]]></category>
		<category><![CDATA[Ozan Tekin]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Gözen]]></category>
		<category><![CDATA[Roni Margulies]]></category>
		<category><![CDATA[Rümeysa Çamdereli]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Ramazanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adalet Zemini tarafından Cezayir toplantı salonunda düzenlenen “Dünyada ve Türkiye’de demokrasi ve barışın imkânları” paneline ilgi büyüktü. Konuşmacıların sunumları ve salondan yapılan katkılarla üç ayrı oturumda verimli tartışmalar yürütüldü.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/11/adalet-zemininde-bulusma/">Adalet Zemini’nde Buluşma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Panelin “Dünyada otoriterlik ve demokrasi mücadelesi” konulu ilk oturumunda Berrin Sönmez, Nilüfer Uğur Dalay, Roni Margulies ve Ramazan Gözen konuştu. Konuşmalar ve salondan katkılar özetle şöyleydi:</p>
<p><strong>Nilüfer Uğur Dalay:</strong></p>
<p>&#8211; Kapitalizmin krizleri bitmez, 20.yy’daki ilk büyük krizi 1929’da olmuştu, sonra 1970’lerde petrol krizini yaşadı, şimdi ise 2008 krizinin etkilerini yaşıyoruz. 10 yıldır kapitalizm yeterli büyüme sağlayamıyor, zenginlik giderek daha fazla küçük bir azınlığın elinde toplanıyor.</p>
<p>&#8211; Küresel kapitalist sistemde devletler sermaye sınıfının çıkarlarını koruyorlar, kriz ortamında kapitalizm daha da otoriter oluyor, bu nedenle bugün dünyada otoriterlik giderek artıyor. Ama bizler, işçiler ve yoksullar kapitalizme karşı demokrasi, barış ve ekonomik haklarımız için mücadele etmeye devam ediyoruz.</p>
<p>&#8211; Dünya Sosyal Forumu önemli bir mücadele deneyimiydi. Küresel barış ve adalet hareketi aynı zamanda antikapitalist bir hareketti. Kapitalizme karşı demokrasi ve barış mücadelemizi her zaman sürdüreceğiz.</p>
<p><strong>Ramazan Gözen:</strong></p>
<p>&#8211; Ulus devlet 500 yıldır insanlığın başında bir bela. Ulus devlete egemen olan kişileri, kesimleri denetleyebilmek gerek. Beş yılda bir gidip oy kullanmakla devleti denetleyemeyiz. Daha doğrudan denetim mekanizmaları, sivil toplumun yönetime katılımının sağlanması gerekir. Avrupa Birliği örneği bu konuda olumludur, üye devletleri daha demokratik olması noktasında zorlayabilmektedir. En azından 70 yıldır Avrupa’da barışın sürmesini sağlamıştır.</p>
<p>&#8211; İslam dünyası Arap ayaklanmaları ile daha demokratik yönetim sistemleri kurabilirdi, ama bunu başaramadı. Çünkü dışarıdan yapılan müdahaleler demokrasiyi geliştirmek bir yana, diktatörlüklerin yeniden tesisine hizmet etti. Marksist devlet önerileri de başarılı olamadı, Marksist ve İslam devleti örnekleri hep milliyetçiliğe mağlup oldu.</p>
<p>&#8211; Ak Parti’nin 2002-2009 yılları arasındaki yönetim tarzı ülkemiz için iyi bir çoğulculuk örneğidir. Ama sonrasında AKP de demokrasi açısından sınıfta kaldı.</p>
<p><img decoding="async" src="http://marksist.org/images/uUPUdUBXY5.jpg" alt="" /></p>
<p><strong>Berrin Sönmez:</strong></p>
<p>&#8211; Dünyada pek çok sorun ve eşitsizlik var, bunu en iyi biz kadınlar çözeriz. Kadınlar binlerce yıldır ataerkil baskıyla yaşadılar, son 150 yılda kadın mücadelesi öne çıktı, bazı alanlarda kadınlar seslerini duyurmayı başardılar. 8 Mart’ın kaynağındaki kadın hareketinin tarihi 1857’dir ve eşit işe eşit ücret talebidir. Bu talep hâlâ tam elde edilememiştir.</p>
<p>&#8211; Demokrasi mücadelesinde feminist kuramın yol göstericiliği önemli. Modern bilim zihinsel aktiviteyi esas alır, feminist kuram zihinsel aktivitenin yanına duygusal aktivitenin de katılmasını önerir. Bugün pek çok alanda kavramları yapıbozum sürecinden geçirmeli ve yeniden yapılandırmalıyız. Feminizm antimilitarist, otorite ve hiyerarşi karşıtı önerileri ile demokrasi mücadelesinde önemli bir yol göstericidir.</p>
<p><strong>Roni Margulies:</strong></p>
<p>&#8211; Tarihsel süreçler hep ileriye doğru girmez, inişli çıkışlıdır. İşçiler ve yoksullar olarak içinde bulunduğumuz dönem başka bazı dönemlere göre daha kötü durumdayız, ama mücadeleye devam ediyoruz. 1980’e kadar dünyada ve Türkiye’de işçi sınıfı hareketliydi, pek çok grev ve direniş yaşıyorduk. 1980 sonrası neoliberalizm egemen oldu, işçi hareketi 20 yıl süreyle geriye çekildi.</p>
<p>&#8211; 2000’lere gelirken işçiler ve yoksullar hareketi, küreselleşme karşıtı hareket adı altında tekrar canlandı. Bu hareket daha sonra savaş karşıtı harekete dönüştü. Ama 2008 krizi sonrası işçi hareketi tekrar geri çekilir gibi oldu, ama tam da geri çekilmedi. İstikrarsızlık artıyor, bundan sonra ne olacağını mücadelenin kendisi belirleyecek.</p>
<p><img decoding="async" src="http://marksist.org/images/katilim2.jpg" alt="" /></p>
<p><strong>Ortadoğu’da bitmeyen savaş</strong></p>
<p>Panelin “Ortadoğu’da bitmeyen savaş” konulu ikinci oturumunda İslam Özkan, Melek Ulagay, Ozan Tekin ve Yıldız Ramazanoğlu konuştu. Konuşmalar ve salondan katkılar özetle şöyleydi:</p>
<p><strong>Ozan Tekin:</strong></p>
<p>&#8211; Ortadoğu’da savaşlar devam ediyor, bunun nedeni emperyalizm ve kapitalizmdir. 2001’den beri yapılan tüm işgaller halkların direnişi ile karşılaştı. Mezhepçiliği ABD kışkırttı. Ortadoğu’da ABD güç kaybediyor, Rusya ve Çin mevzi kazanıyor. Geçmişte Ortadoğu’da, 1920’li, 30’lu hatta 50’li yıllarda farklı din, mezhep ve etnik kökenden halklar emperyalizme karşı birlikte mücadele etmişlerdi. 2003 Irak işgaline bütün Ortadoğu halkları karşı çıktı.</p>
<p>&#8211; 2011’de Arap ayaklanmaları her yerde diktatörlere karşı başladı. Ama emperyalizm bazen darbe, bazen iç savaş çıkararak halkın egemenliğini engelledi. Özellikle Suriye iç savaşı ile ayaklanan halklara şu mesaj verildi: isyan ederseniz, çok büyük bir yıkımla karşılaşırsınız. Emperyalizmin bu tehditlerine boyun eğmemeliyiz. Bizler özgürlük isteyen bütün halkların yanında olmalıyız.</p>
<p><strong>Melek Ulagay:</strong></p>
<p>&#8211; Ortadoğu’daki problemlerin asıl kaynağı bundan 100 yıl önce, 1918 yılında sömürgeci İngiltere ve Fransa devletlerinin tamamen kâğıt üstünde ve sömürgeciliklerini korumak için yaptıkları düzenlemelerdir. Sykes-Picot antlaşması olarak da bilinen bu gizli anlaşma ile 500 yıldır Osmanlı’nın yönettiği Ortadoğu’da daha önce olmayan Irak, Suriye, Ürdün gibi devletler kuruldu, Kudüs ise ileride İsrail’in kurulması için ayrı bir statüye alındı. Ortadoğu halkları 100 yıldır bu yapay sömürgeci düzenlemeler nedeniyle sürekli bir huzursuzluk ve savaş ortamında yaşıyorlar.</p>
<p>&#8211; Bugün Ortadoğu’da emperyalistler tarafından barış adı altında yapılacak yeni yapay düzenlemeler, yine halklar için acı ve ızdırap kaynağı olacaktır. Astana birliği ABD’yi bölgeden çıkarmak istiyor, ABD ise üsler kurmakla meşgul. Yakında doğrudan devletler arasında bir savaş çıkabilir, bu ise durumun çok daha kötü olmasına yol açar.</p>
<p><strong>İslam Özkan:</strong></p>
<p>&#8211; Suriye savaşı dünyayı çok olumsuz etkiliyor. Arap ayaklanmaları ordunun güçlü olmadığı Tunus’ta başarılı oldu ama güçlü olduğu Mısır’da darbe ile karşılaştı ki bu darbenin arkasında Suudiler, BAE ve ABD vardı. Suriye’de ise barışçıl başlayan ayaklanma çok kısa sürede militerleşti, ayaklanmanın daha 3. ayında Cisr el Şugur’da ayaklanmacılar 80 sivili öldürdüler. Elbette Esad rejimi baştan itibaren ayaklananlara karşı silahlı müdahalelerde bulunuyordu, ama ayaklananların büyük çoğunluğu, silaha başvurmak istemiyorlardı.</p>
<p>&#8211; Hâlen Suriye’de muhalefetlerini barışçı yollarla sürdürmek isteyenler var, örneğin Heysem Menna önderliğinde Buğday Hareketi isimli bir grup Dariye’de faaliyetini sürdürüyor. Ama hem rejim, hem de Suudi ve Katar devletleri ayaklanmanın kısa sürede askerileşmesini teşvik ettiler ve sonuçta milyonlarca insan mağdur oldu.</p>
<p>&#8211; AKP’nin Suriye siyaseti baştan itibaren hatalıdır, bugün de hatalıdır. Suriye’deki halk ayaklanmasına en başta barışçıl destek verilseydi, askerileşmesi engellenseydi, durum bu kadar içinden çıkılmaz hâl almazdı. Bugün de Suriye veya başka herhangi bir ülkeye asker yollamak yanlıştır. Bizler her durumda barışı savunmalıyız.</p>
<p><img decoding="async" src="http://marksist.org/images/cWsKbMOniJ.jpg" alt="" /></p>
<p><strong>Yıldız Ramazanoğlu:</strong></p>
<p>&#8211; Günümüzde devletler demokratik bir başlangıç yapsalar da, sonra giderek ceberutlaşıyorlar. Anarşizme uygun devletsiz sistemler ise sadece teorik olarak var, pratikte görülmedi. İslam tarihinde devletle ilgili pek çok teorik önerme var, ama pratikte fazla olumlu örnek yok. Ezme-ezilme ilişkisi, faşist yaklaşımlar iki insan arasında bile yaşanabiliyor.</p>
<p>&#8211; Bizler ‘80 sonrası Türkiye’de önemli olumlu örnekler yaşadık. Mazlum-Der, Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu, 1000 kadın buluşması, Emek Adalet Platformu, Doğu Konferansı hep örnek faaliyetlerdir. Dünyada kötülerin sesi çok çıkıyor, ama bizler iyi insanların da olduğunu bilmeliyiz. Dünya Sosyal Forumu böyleydi. Bugün de dünyanın dört bir yanında mültecilere yardım için çalışanlar, ırkçılığa karşı mücadele edenler var. Bölgemizde ABD’nin işgallerine, üsler kurmasına, silahlandırmasına karşı çıkmalıyız.</p>
<p>Bu oturumda salondan gelen katkılarla birlikte konuşmacılar da Afrin’e yönelik harekâta karşı olduklarını, savaş yerine diyalog ve çözümden yana olduklarını dile getirdiler.</p>
<p><strong>“</strong><strong>Türkiye’de muhalif olmanın güçlükleri ve imkânları”</strong></p>
<p>Panelin “Türkiye’de muhalif olmanın güçlükleri ve imkânları” konulu üçüncü oturumunda ise Atilla Aytemur, Fatma Çiftçi, Ferda Keskin ve Rumeysa Çamdereli konuştu. Konuşmalar ve salondan katkılar özetle şöyleydi:</p>
<p><strong>Ferda Keskin:</strong></p>
<p>&#8211; Sadece devlete ve kurumlarına karşı muhalefet etmek yetmez, devlette kristalleşmiş belli iktidar biçimlerine karşı da muhalefet etmeliyiz. Muhalefetimiz, içinde yaşadığımız çağda antikapitalist olmalıdır. Ayrıca her türlü etnik, dini, cinsel vb. ayrımcılığa karşı olmalıyız. Ulus devletlerin siyasi ayrımcılığına karşı muhalefet etmeliyiz.</p>
<p>&#8211; Ulus devlet bugün krizde, çünkü dayandığı neoliberal sistem krizde. Muhalefetimiz aynı zamanda neoliberal değerlere karşı olmalı. Neoliberal değerler yaşamımızı kuşatmış durumda, mücadele tüm bu kuşatmayı kırmalı. Yaşamımızdaki kapitalizmi tümüyle reddetmeliyiz. Bu anlamda kilit sözcük, özgürlüktür. Sadece devletten değil, tüm neoliberal değerlerden özgürleşmemiz gerekir.</p>
<p><img decoding="async" src="http://marksist.org/images/VIYqYKOz40.jpg" alt="" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fatma Çiftçi:</strong></p>
<p>&#8211; Hz. Ömer yanındakilere sorar: “Yanlış iş yaparsam, bana ne yaparsınız?”, “Seni kılıcımızla düzeltiriz” diye cevabını alır. 1980 sonrası İslamcı muhalefet daha kolaydı, iktidarın yıpratıcılığı ile tanışmamıştı. 2003’te iktidar olan AKP, İslamcı kimliğini sürdüremedi, kapitalizme eklemlendi. Bugün muhalefet yapmak, İslamcı olduğunu söyleyen iktidar tarafından beka kaygısı gerekçesi ile engelleniyor. Ben batı düşmanı değilim, batı değerleri de, doğu değerleri de insanlığın ortak mirasıdır. Bursa Mazlum-Der şubesinde çalışırken, kadın sorunu ile ilgili bir toplantı yapmak istedim, başarılı olamadım. Buna karşın pek çok seküler kurumla ve kişiyle ortak eylemler yapabildik, bunları daha da geliştirmek gerekir.</p>
<p><strong>Atilla Aytemur:</strong></p>
<p>&#8211; Türkiye elbette 20. yy başından bugüne epeyce ilerleme sağladı, ama hâlâ yurttaşlarına demokratik bir ülke sağlayamadı. 2002’de AKP iktidara geldi, kendi dışından da epeyce destek aldı, ama sonuçta bugün acaba diktatörlük mü yoksa faşizm mi var diye tartışıyoruz. Türkiye’de muhafazakâr ve modernist iki blok var. Bu iki blokta önemli, değerli isimler var. Bu dönem her iki kesimdeki isimler demokratik bir seçenek oluşturamıyorlar, aksine sürekli devlet tarafından kovuşturmalara uğruyorlar. Bizler Adalet Zemini, Barış Bloku, Hak ve Adalet Platformu vb. yapılar olarak bir araya gelmeliyiz. Yeni bir toplumsal iklimin yaratılması için çalışmalıyız.</p>
<p>&#8211; Yakında seçimler var, farklı sosyolojilerin bir arada yaşayabileceği bir toplumsal sistemi savunmalıyız. 1946’daki seçimlerden beri Türkiye’de bir toplumsal kesim seçimleri kazanınca, diğer kesim mağdur ediliyor. Buna son verecek, kutuplaşmaya hayır diyecek bir çizgi izlemeliyiz. Kimliklerde değil, değerlerde buluşmalıyız. Adalet Zemininde çok daha farklı kesimlerle bir araya gelebilmeliyiz.</p>
<p>&#8211; 2019 seçimlerine giderken muhalefetin önemli bir dinamizmi var. 2017 Nisan referandumunda bunu herkes gördü. Özellikle dindar Müslüman kesim AKP-MHP koalisyonuna önemli bir tepki gösterdi. Bu tepki, eğer önemli bir hata yapılmaz ise yine başarılı olabilir.</p>
<p><img decoding="async" src="http://marksist.org/images/ortalar.jpg" alt="" /></p>
<p>&#8211; AKP hem Kürt meselesini çözemedi, hem de 15 Temmuz darbe girişimi sonrası otoriterliğe yöneldi, böylece demokrasiye yönelerek çoğunluğun desteğini sağlama konusundaki fırsatlarını kaçırdı, şimdi biz kendi fırsatlarımızı kullanabilmeliyiz. Ortak değerler için dilimizi dönüştürmeliyiz, dönüştürebildiğimiz oranda yeni ortak değerler üretebiliriz.</p>
<p>Salondan yapılan katkılarda ise “Barış ve demokrasi arasında çok yakın bir ilişki var. Çözüm sürecinde barış ortamı sağlandığında demokraside de genişleme yaşadık. Bugün savaşların içindeyiz, demokrasi daralıyor. Yeniden bir barış sürecine, en azından çatışmasızlık sürecine ihtiyacımız var, bunun için çaba göstermeliyiz” denildi.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://marksist.org/icerik/Haber/8995/Adalet-Zemininde-bulusma-Kapitalizme-karsi-demokrasi-ve-baris-mucadelesi-surecek">marksist.org</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/11/adalet-zemininde-bulusma/">Adalet Zemini’nde Buluşma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak ve Adalet Platformu kuruldu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Mar 2017 20:29:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[16 Nisan Referandumu]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat Darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Berrin Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[Cihangir İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Dindar Kamuoyu]]></category>
		<category><![CDATA[Diyadin Fırat]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem Baran]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Bostan Ünsal]]></category>
		<category><![CDATA[Hak ve Adalet Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Halil İbrahim Yenigün]]></category>
		<category><![CDATA[Herkes için Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Hüda Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Sediyani]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Özkan]]></category>
		<category><![CDATA[Kadrican Mendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Medine Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Bekâroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Efe]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem Şaşkın]]></category>
		<category><![CDATA[Nurcihan Saatçioğlu Rençber]]></category>
		<category><![CDATA[Nurten Ertuğrul]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Atalar]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Recep İhsan Eliaçık]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyla İnal]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Altıntaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12527</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslami kesimin önde gelen yazar ve siyasetçileri, Hak ve Adalet Platformu adı altında bir araya geldi. Platform, 16 Nisan&#8217;daki referandumda özellikle AK Parti tabanında kararsız mütedeyyin kesimlerin &#8216;hayır&#8217; yönünde tercih yapmaları için çalışmalar yapacak. Dîndar kamuoyunun yakından tanıdığı, hak mücadelesinin ve İslamî entelektüel camianın tanınan isimlerinden Adem Geverî, Ahmet Kaya, Berrin Sönmez, Cihangir İslam, Diyadin Fırat, Edip Yüksel, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/">Hak ve Adalet Platformu kuruldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İslami kesimin önde gelen yazar ve siyasetçileri, Hak ve Adalet Platformu adı altında bir araya geldi. Platform, 16 Nisan&#8217;daki referandumda özellikle AK Parti tabanında kararsız mütedeyyin kesimlerin &#8216;hayır&#8217; yönünde tercih yapmaları için çalışmalar yapacak</strong>.</p>
<p>Dîndar kamuoyunun yakından tanıdığı, hak mücadelesinin ve İslamî entelektüel camianın tanınan isimlerinden <strong>Adem Geverî, Ahmet Kaya, Berrin Sönmez, Cihangir İslam, Diyadin Fırat, Edip Yüksel, Ekrem Baran, Fatma Bostan Ünsal, Halil İbrahim Yenigün, Hüda Kaya, İbrahim Sediyani, İslam Özkan, Kadrican Mendi, Mehmet Bekâroğlu, Mehmet Efe, Muharrem Şaşkın, Nurcihan Saatçioğlu Rençber, Nurten Ertuğrul, Ömer Atalar, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Recep İhsan Eliaçık, Süheyla İnal</strong> ve <strong>Yasin Altıntaş</strong> olmak üzere yirmiden fazla ilahiyatçı, siyasetçi, gazeteci ve yazar, “Hak ve Adalet Platformu” adı altında bir araya geldi.</p>
<p>Kuruluşunu geçen cumartesi İstanbul’un Fatih semtinde düzenlediği bir etkinlikle ilan eden platform, referandum gününe kadar, özellikle AK Parti tabanında olan kararsız mütedeyyin kesimlerin &#8216;hayır&#8217; yönünde tercih yapmaları için çalışmalar yapacak.</p>
<p>Mütedeyyin kesimlerin İstanbul’da nüfûs olarak yoğun olduğu Fatih, Üsküdar, Bağcılar, Sultanbeyli, Beykoz, Halkalı gibi bölgelerde, aynı zamanda Ankara’da da çalışmalar yapacak olan platform, salon buluşmalarına ağırlık vermekle birlikte sosyal medyayı etkin kullanarak, sokakta stand açıp bildiri dağıtarak da geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p>Salonda yer alan pankartlarda, “Hak ve Adalet İçin HAYIR”, “Vicdan İçin HAYIR”, “Mazlumların Sesi Olmak İçin HAYIR”, “Tekçi Yönetim Değil; İstişare, Hak ve Adalet” gibi sloganlar yazılıydı.</p>
<p>Üçü de Kanun Hükmünde Kararname (KHK) mağduru olan Ömer Faruk Gergerlioğlu, Fatma Bostan Ünsal ve Cihangir İslam’ın konuşmacı olduğu etkinlikte bu değişikliğe neden ‘hayır’ denmesi gerektiğinden bahsedildi. Platform olarak bu çıkışın tepkili ama sesini çıkaramayan dîndar kesimlere cesaret vermesini hedeflediklerini belirten konuşmaların ardından salonda yer alan dîn alimleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri de söz alarak platforma destek verdiklerini belirttiler. Etkinliğe katılanlar arasında, İstanbul Dîn Alimleri Derneği, Demokratik İslam Kongresi Kadın Meclisi, Eğitim İlke – Sen, Antikapitalist Müslümanlar, Tekirdağ Adalet Zemini gibi kurumlar vardı.</p>
<p>Hak ve Adalet Platformu tarafından okunan bildiri ise şöyle:</p>
<h4>Tekçi Yönetim Değil; İstişare, Hak ve  Adalet!</h4>
<p>Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Adaletin tesis edilmesi, toplumun farklı kesimlerine uygulanan ayrımcılıkların ortadan kaldırılması, farklı kültürler ve inançlar arasında eşitliğin sağlanması için yeni bir anayasaya ihtiyacımız var. Ancak önümüze konulan anayasa paketi, herkes için adaleti gerçekleştirmekten uzak. Bu değişiklikle güçlünün egemen olacağı bir anlayış tesis edilecek. Bu yüzden böylesi bir anlayışa en başta karşı çıkması gerekenler, hakkı ve adaleti ayakta tutmaya çalışanlar olmalıdır.</p>
<p>Bu toplumda kimliğimizden dolayı haksızlığa uğramış olsak da, sahip olacağımızı düşündüğümüz gücün hatırı için bir başkasının uğrayacağı adaletsizliğe göz yummak ilkelerimize ters düşen gayri ahlaki bir hevestir. Güçlünün haklılığı değil, haklının güçlülüğünden yana olmalıyız!</p>
<p>İlkelerimiz, kim olursa olsun sorgulanamaz, denetlenemez, frenlenemez tek adam iktidarının adalet değil zulüm getireceğini hatırlatır bize. Sınırsız ve denetimsiz bir güce izin vermek, hem o kişiye hem de topluma yapılmış büyük bir kötülüktür. Pusulamız; kaygılarımız, yandaşlarımız, karşıtlarımız değil, değerlerimiz olmalıdır.</p>
<p>Güç hayaline kapılmak, çoğunlukla tersine dönen ve altında kalınan bir akıbeti doğurur. Ne zalim ne de mazlum durumuna düşmemek için eksenimiz, gücün tek sahibi olmak değil, hak, adalet ve istişare ile yönetimin ortak paylaşımı olmalıdır.</p>
<p>16 Nisan’da referanduma sunulan 18 maddelik anayasa değişiklik paketi, toplumdaki kronik sorunları çözmek bir yana daha da ağırlaştıracak bir yapıdadır. Yürütmeyi, yasama ve yargı karşısında çok kuvvetli yapmaktadır. Oysa adil bir yönetim, güçlerin kontrolüne ve anında denetlenmesine bağlıdır.</p>
<p>Gücü ele geçirenin keyfileşeceği böylesi bir anlayışa, zamanında &#8220;Herkes için Adalet&#8221; diyen bizlerin razı olması mümkün değildir ve en başta bu sebeple bu değişikliğe karşı çıkmalıyız!</p>
<p>Kuvvetler ayrılığının sağlayacağı adalet için sarf edilecek her çaba, kuvvetin tek elde toplanması nedeniyle oluşacak haksızlıklardan çok daha güçlü ve değerlidir. Toplumun gerçek istikrarı, geçici, yanlı güç hayallerinden değil, adil bir demokratik katılımdan geçer.</p>
<p>Yakın tarihimizde gücün tek elde toplanmasının yol açtığı toplumsal afetleri gördük:</p>
<p>Suriye politikasının çökmesi,</p>
<p>Mavi Marmara katliamı,</p>
<p>Halkın yoksullaşması,</p>
<p>Yolsuzluk ve hırsızlıklara sessiz kalınması gibi olaylar karşısında hesap sorulamamıştır.</p>
<p>Bizler aynı filmi tekrar seyretmek istemiyoruz. Güçlü olanın kimliğine göre tavır değiştirenlerden olamayız. Gücü esas alan, ahlaki bir sonucu hayal etmesin; ortaya çıkacak sonuç güçler savaşıdır. Böylesi bir sonuç bu topraklardaki hastalıkları artıracaktır.</p>
<p>Yeni bir anayasa, farklı tüm toplum kesimlerinin omuzları üstünde yükselen, zor ve uzun da olsa toplumsal bir uzlaşma ve sözleşmeyi hedeflemelidir!</p>
<p>Dinî referansların tek adamlığı onaylaması mümkün değilken; en başta da Medine Sözleşmesi gibi çokluk, paylaşım ve yönetimde istişare geleneği ortadayken tek adam söylemleri temelsizdir.</p>
<p>Biz müslümanların kendi aramızda işleri birbirimizle danışarak yapmamız gerektiği ve özel olarak Kur’an’da bununla ilgili ‘’Şura Suresi’’nin olduğu malumdur. Bu da toplu denetim, istişare ve danışma ile yönetimde eşit ve adil ortaklığı esas almaktadır.</p>
<p>Biz müslümanlar, Allah’ın tek olduğuna inandığımız gibi yönetimlerin de ortaklık olduğuna inanmadıkça hakça bir yaşama kavuşamayız!</p>
<p>28 Şubat Darbesi’nde baskıya uğrayanlar olarak, o dönemde yaşadığımız zulmün, bugün benzerlerimiz tarafından daha şiddetli bir şekilde tüm topluma uygulanması, getirilmek istenen sistemle yapılabilecekler açısından ibret vericidir kanımızca.</p>
<p>Bu nedenle, 28 Şubat zulmünün hedef aldığı kesimlerden olan bizler bugünün zalimi olmaya karşı çıkıyoruz!</p>
<p>15 Temmuz darbe girişimine de karşı çıktık ve bundan sonrasında beyaz bir sayfa açılmasını istedik. Ama önümüze getirilen teklif daha çok demokrasi sunmadığı gibi, sorunları daha çok artıracak içeriktedir.</p>
<p>Darbeleri önlemek, güçler ayrılığına uymakla, bir gücün diğerlerini boyunduruk altına almamasıyla sağlanır.</p>
<p>Bütün müslümanlara, dindar kamuoyuna, halkımıza sesleniyoruz!</p>
<p>Kimsenin mağdur ve mazlum olmaması için;</p>
<p>Tekçi yönetim değil, istişare ve yönetimde ortaklık için;</p>
<p>Hak, Adalet ve Vicdan için &#8220;HAYIR&#8221;  diyoruz.</p>
<p>Gelin, bu itirazı birlikte yükseltelim; hak ve adalet arayışımıza bir &#8220;HAYIR&#8221;  ile sahip çıkalım!</p>
<p><strong>İMZACILAR:</strong></p>
<p>ADEM GEVERİ</p>
<p>AHMET KAYA</p>
<p>BERRİN SÖNMEZ</p>
<p>CİHANGİR İSLAM</p>
<p>DİYADİN FIRAT</p>
<p>EDİP YÜKSEL</p>
<p>EKREM BARAN</p>
<p>FATMA BOSTAN ÜNSAL</p>
<p>HALİL İBRAHİM YENİGÜN</p>
<p>HÜDA KAYA</p>
<p>İBRAHİM SEDİYANİ</p>
<p>İSLAM ÖZKAN</p>
<p>KADRİCAN MENDİ</p>
<p>MEHMET BEKAROĞLU</p>
<p>MEHMET EFE</p>
<p>MUHARREM ŞAŞKIN</p>
<p>NURCİHAN SAATÇİOĞLU RENÇBER</p>
<p>NURTEN ERTUĞRUL</p>
<p>ÖMER ATALAR</p>
<p>ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU</p>
<p>R.İHSAN ELİAÇIK</p>
<p>SÜHEYLA İNAL</p>
<p>YASİN ALTINTAŞ</p>
<p>HAK ve ADALET PLATFORMU</p>
<p>hakveadaletplatformu@gmail.com</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/">Hak ve Adalet Platformu kuruldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
