<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Belediye arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/belediye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/belediye/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Dec 2019 08:37:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Belediye arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/belediye/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yerel Demokrasi için Belediye Yönetişim Karnesi Çalıştayı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/17/yerel-demokrasi-icin-belediye-yonetisim-karnesi-calistayi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Oct 2018 07:42:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Yerel Demokrasi Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Çalıştay]]></category>
		<category><![CDATA[yerel demokrasi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=31515</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yerel demokrasinin temel aktörleri olan belediyelerde, iyi yönetişim kültürünün varlığı her geçen gün önem kazanmakta. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/17/yerel-demokrasi-icin-belediye-yonetisim-karnesi-calistayi/">Yerel Demokrasi için Belediye Yönetişim Karnesi Çalıştayı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Sivil toplumun aktif katılım ve savunuculuğu, belediye karar ve kaynaklarının daha kapsayıcı, adil, etkin ve verimli olmasında kritik bir faktör. Argüden Yönetişim Akademisi’nin geliştirdiği <strong>‘Vatandaş Bakışıyla Belediye Yönetişim Karnesi’ </strong>Modeli sivil toplum için birçok alan ve konuda yeni fırsatlara işaret ediyor. Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve OECD gibi uluslararası kuruluşların örnek gösterdiği Karne çalışması, siz değerli sivil toplum temsilcilerinin, 19 Ekim Cuma günü ilgisine sunulacak. Güçlü bir yerel demokrasi ve sürdürülebilir yerel kalkınma için düzenlenecek Çalıştay&#8217;a davetlisiniz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Avrupa Konseyi’nin her yıl düzenlediği <strong>Avrupa Yerel Demokrasi Haftası</strong> kapsamında yapılacak olan bu etkinlik sonunda katılımcılara katılım belgesi verilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Tarih:</strong>    19.10.2018</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yer: </strong>      Marmara Belediyeler Birliği</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Adres:  </strong><a href="https://maps.google.com/?q=Sar%C4%B1demir+Mah.+Rag%C4%B1p+G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fpala+Cad.+No:+10&amp;entry=gmail&amp;source=g" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://maps.google.com/?q%3DSar%25C4%25B1demir%2BMah.%2BRag%25C4%25B1p%2BG%25C3%25BCm%25C3%25BC%25C5%259Fpala%2BCad.%2BNo:%2B10%26entry%3Dgmail%26source%3Dg&amp;source=gmail&amp;ust=1539847308103000&amp;usg=AFQjCNEWYFJ_-qZg4qxkmvj-6q7iMfWLMQ">Sarıdemir Mah. Ragıp Gümüşpala Cad. No: 10</a> Eminönü 34134</p>
<p style="font-weight: 400;">(MBB yanında İspark mevcut olup, yoğun talep olmaktadır. Toplu taşıma önerilir.)</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Program</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">13:15 Kayıt</p>
<p style="font-weight: 400;">13:30 Yerel Demokrasi, Yönetişim &amp; Sivil Toplum &#8211;  Fikret Toksöz</p>
<p style="font-weight: 400;">14:00 Yerel Demokrasi Aracı Olarak Belediye Yönetişim Karnesi – İnan İzci</p>
<p style="font-weight: 400;">14:45 Ara</p>
<p style="font-weight: 400;">15:00 Dünyadan ve Türkiye’den İyi Örnekler – Dr. Erkin Erimez</p>
<p style="font-weight: 400;">15:30 Çalıştay ve Soru-Cevap Oturumu</p>
<p style="font-weight: 400;">17:00 Kapanış</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/17/yerel-demokrasi-icin-belediye-yonetisim-karnesi-calistayi/">Yerel Demokrasi için Belediye Yönetişim Karnesi Çalıştayı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Yerel Yönetimleri Gözlemlemek İçin Hepimize Çok İş Düşüyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/01/turkiyede-yerel-yonetimleri-gozlemlemek-icin-hepimize-cok-is-dusuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halit Bingöllü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 May 2018 11:43:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Yereliz]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Hale Akay]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel yönetimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=26211</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yerel yönetimlere odaklanan, yerel yönetimler içinde yenilikçiliği ve katılımcılığı sağlamayı ve yaygınlaştırmayı kendine misyon edinen YERELİZ’den Hale Akay’la ‘Rehber Göstergelerle İstanbul Belediyeleri Katılım ve Kapsayıcılık Raporu’nu konuştuk</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/01/turkiyede-yerel-yonetimleri-gozlemlemek-icin-hepimize-cok-is-dusuyor/">Türkiye’de Yerel Yönetimleri Gözlemlemek İçin Hepimize Çok İş Düşüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yereliz ve yaptığı çalışmalara dair yaptığımız röportaj için <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/29/surdurulebilir-kalkinma-hedefleri-yerellesmedigi-surece-2030a-kadar-gerceklesmesi-hayal/">tıklayınız. </a></em></p>
<p><a href="http://yereliz.org/"><strong>YERELİZ</strong></a>, geçtiğimiz hafta ‘<a href="https://www.slideshare.net/YERELIZdernegi/rehber-gstergelerle-stanbul-beledyeler-katilim-ve-kapsayicilik-raporu-94922890"><strong>Rehber Göstergelerle İstanbul Belediyeleri Katılım ve Kapsayıcılık Raporu</strong></a>’nu yayınladı. İstanbul’daki ilçe belediyelerinde katılımcılığı ve kapsayıcılığı çok basit göstergeler üzerinden ölçmeye çalışan bu rapor, YERELİZ’in bu yöndeki çabalarının ilk ürünü olarak kabul ediliyor. Bu raporu hazırlanırken, hem popülasyonu hem de çeşitliliği açısından yönetimi oldukça zor olmakla birlikte oluşturdukları modeller ile Türkiye’de yerel yönetimde öncü olması beklenen İstanbul ilçe belediyelerinin bu kapsamdaki performanslarının bir resmini kabaca çizebilmek isteniyor. Çalışma kapsamında taranan, ancak sınırlı bir kısmı bu rapor içine alınan verilerin, ileride daha derinlikli inceleme yöntemleri ile alınması ve yerel yönetim alanında çalışanlar ile paylaşılması hedeflenmekte. Bu çalışma, İstanbul’daki ilçe belediyelerinin katılımcılık ve kapsayıcılık derecesini kent konseylerinin yapısı ve stratejik planlarının içeriği üzerinden ölçmeye çalışmaktadır. Türkiye’de yerel yönetimlere ilişkin mevzuatta katılımcılık açısından mevcut olan bu iki mekanizmanın doğru bir şekilde kullanılması, yerel yönetim alanına farklı grupların dâhil edilmesini, katılımcı demokrasiyi ve insan hakları kenti anlayışını besleyecektir.</p>
<p><strong>Kayıt içi-kayıt dışı sayıları milyonu bulan mülteci ve göçmenlerin yaşadığı İstanbul’da belediyelerin ve kent konseylerinin bu insanların sorunlarına hazırlıksız olmaları nasıl sonuçlar yaratabilir?</strong></p>
<p>Öncelikle şunu söylememiz gerekli, biz bu çalışmada yerel düzeyde demokrasinin kurumsallaşması ve izlenmesi için önemli gördüğümüz iki konu üzerine yoğunlaştık: kent konseyleri ve stratejik planlar. Bu çalışma şu an için belediyelerin hizmetlerini kapsamıyor ve bu yüzden bu konuda çok yargılayıcı bir şeyler söylemek istemeyiz.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Hemşerilerin belediye hizmetlerinden yararlanmaya hakkı vardır</strong></p>
<p>Belediyelerin stratejik planlarında <strong>mülteci</strong> ve <strong>göçmen</strong>lerin görünmezliği konusuna gelirsek. Burada birkaç farklı neden olabiliyor. Bir tanesi; belediyelerin mülteciler ile ilgili meseleleri merkezi hükümetin bir sorunu olarak görmeleri. Diğer bir neden de belediye kanununda belediyelerin kime hizmet verebileceği konusunda yapılan farklı okumalar. Belediye Kanunun 13. Maddesine göre herkes ikamet ettiği bölgenin hemşerisidir ve hemşerilerin belediye hizmetlerinden yararlanmaya hakkı vardır. Burada hemşerilik vatandaşlık değil ikamet üzerinden tanımlanmıştır. Ancak hemen bu maddenin arkasından gelen 14. Maddede gecen hizmetlerin vatandaşlara sunulduğu ifadesi belediye yöneticileri açısından belirsizlik yaratmakta ve mevzuatı vatandaşlık temelli yorumlayan belediyeler mültecilere yönelik hizmet ve politikalar geliştirmekten olası bir <strong>sayıştay</strong> deneyiminde onlara ayıracakları kaynakları nasıl açıklayacaklarını bilmediklerinden kaçınabiliyorlar.  Tabi buna ek olarak mültecilere yapılacak hizmetlerin, Türkiye’de özellikle <strong>Suriyeliler</strong>e karşı olan algı nedeniyle seçmen tabanda rahatsızlık yaratabileceği bile düşünen belediyeler de var.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Kapsayıcılık açısından görünen tablo oldukça üzücü</strong></p>
<p>Açıkçası, çok temel göstergeler ve tamamıyla açık kaynaklar üzerinden yaptığımız bu çalışmadaki sonuçlar bizi de gerçekten şaşırttı. Kapsayıcılık konusunda öncü olan bir iki belediyeyi çıkardığımızda, kapsayıcılık açısından gerçekten üzücü bir tablo ortaya çıkıyor. Sonuçların da gösterdiği gibi belirli gruplar görünür değil; <strong>kadın</strong> veya <strong>çocuk</strong> gibi daha görünür gruplar da ise anlayış çağımızın geldiği aşamanın gerisinde duruyor.</p>
<p>Biz bu çalışmada özellikle <strong>İstanbul</strong>’daki belediyeleri ele almaya çalıştık, zira bu belediyelerin hizmet ettiği nüfus, ülke nüfusunun ciddi bir bölümünü oluşturuyor. Ancak İstanbul’da ilçe belediyelerinin görünmeyen bir çelişkisi de var; daha küçük kentlerde sivil toplum örgütleri genellikle doğrudan muhatapları olan belediyelere yöneliyorlar. İlişkiler daha yakın. İstanbul’da ilçe bazında yerel örgütlenme az, İstanbul’da sivil toplum genellikle daha geniş ölçekte çalışıyor ya da sosyalleşme ve dayanışma amaçlı kurulmuş olan hak temelli olmayan hemşeri derneklerinden oluşuyor. Bu da İstanbul ilçe belediyelerinin hak temelli çalışan yerel oluşumlar ile bir çalışma deneyimi kazanamamasına neden oluyor. <strong>Sivil toplum</strong> ile hak temelli değil yardım temelli ilişkilenmeye alışan belediyeler de stratejik plan dönemlerinde sivil toplumu dahil etme ihtiyacı duymuyor. Kadınlar olmadan, çocuklar olmadan, gençler olmadan, yapılan stratejik planlar da kapsayıcılıktan uzak oluyor. Bu nedenler İstanbul ile farklı kentleri ileride karşılaştırdığımızda ne çıkacağını çok merak ediyoruz.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Belediyeler taleplere tamamen duyarsız değil</strong></p>
<p>Yine, çalışmanın sonuçlarından değil ama gözlemlerimizden yola çıkarak bu belediyelerin taleplere tamamen duyarsız olmadığını da söylemeliyiz. Örneğin İstanbul nüfusunda son dönemde <strong>hayvan hakları</strong> alanında başlayan duyarlılık, bunun sosyal medyaya yansıması, ildeki birçok belediyenin bu konuda bir yarış halinde hizmet sunmaya başladılar. O yüzden İstanbul ölçeğinde sanırız belediyelerin yetersizliği kadar, <strong>kent</strong> odaklı toplum baskısının bazı konulardaki yetersizliğini de dikkate almalıyız.</p>
<p><strong>Hazırladığınız bu raporu belediyelerle paylaştınız mı, paylaşmayı düşünüyor musunuz? Belediyelerle böyle bir ortamınız ve ilişkiniz var mı? Bununla bağlantılı olarak belediyelerin eksiklikleri işaret etmişsiniz; belki bu aşamada değil ama eksikliklerini gidermeye dönük bir çaba/irade gözlemliyor musunuz?</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Sadece eğitimler değil, somut pratikler de iyi sonuçlar doğuracaktır</strong></p>
<figure id="attachment_26222" aria-describedby="caption-attachment-26222" style="width: 255px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-26222" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/hale-akay-640x640.jpg" alt="" width="255" height="255" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/hale-akay-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/hale-akay-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/hale-akay-610x610.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/hale-akay-320x320.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/hale-akay.jpg 720w" sizes="(max-width: 255px) 100vw, 255px" /><figcaption id="caption-attachment-26222" class="wp-caption-text">Hale Akay</figcaption></figure>
<p>Çalışma henüz çok yeni, belediyeler ile elbette paylaşacağız. Bunun planlamasını yapmaktayız.</p>
<p>Bu derneği yerel yönetimler çalışan, <strong>yerel yönetim</strong>lerde çalışan insanlar olarak kurduk. Bu konuda bir irade eksikliğinden çok, bir kapasite sorunu olduğunu düşünmekteyiz. Yerel yönetimlerin güçsüzleştiklerinin, kendi idari yapılarından ve siyasi partilerle ilişkilerinden kaynaklanan zafiyetlerinin olduğunun da farkındayız. Zaten sadece yerel yönetimlere odaklanan bir dernek olarak yola çıkmaktaki amacımız da bu kapasite eksikliğinin giderilmesine katkıda bulunmak.</p>
<p>İleride bu göstergelerin geliştirilmesi aşamasında belediyelerin çalışanlarının da işin içine katılmasını istiyoruz. Sadece eğitimlerin veya belirli alanlara ilişkin tartışmaların değil, somut pratikler üzerinden tüm tarafların birlikte yapacağı değerlendirmelerin daha etkili sonuçlar almak için gerekli olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Bu raporu İstanbul’un neredeyse bütün belediyeleriyle iletişim kurarak hazırladınız ve çok fazla bilgi elde ettiniz. Bize sınırlı ama çalışma hakkında net veriler sunuyor. Peki, çalışmaya ekleyemediğiniz verileri ileride ne tür araştırmalar için kullanmayı hedefliyorsunuz?</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Yerel yönetimleri izleme konusunda hepimize çok iş düşüyor</strong></p>
<p>Biz derneği henüz geçen sene kurduk ve kurduğumuz andan beri amaçlarımızdan biri insan hakları kenti kavramını destekleyecek bir ölçme sistemi oluşturmak ve bunu düzenli olarak tekrarlayacak bir kurumsal kapasiteyi yaratmak.</p>
<p>Bu çalışma bu yöndeki çabalarımızın ilk ve çok küçük bir adımı. Sonrasında, bir yandan belediyelerin hizmetleri ve bütçelerine odaklanmak, bir yandan da ilk elde ettiğimiz sonuçları nasıl değerlendirmek ve ilerletmek gerektiğini diğer sivil toplum örgütleri ile tartışmak istiyoruz. İleride standart hale getirilmiş göstergeleri, Türkiye’nin farklı kentlerindeki yerel örgütlerin desteği ile izlemek ve sonuçları kamuoyu ile paylaşmak hedefimiz.</p>
<p>Türkiye’de yerel yönetimleri belirli göstergeler üzerinden izlemeye yönelik çabalar son dönemde yoğunlaştı. Ancak kapsam o kadar geniş ki bu çabalara rağmen hala alanda bir yetersizlik olduğunu ve herkese çok iş düştüğünü söylemek mümkün. Biz ileride uzmanlar değil, sivil toplumun kendisinin belirlediği ve değerlendirdiği göstergelerle bir izleme sistemi kurmak arzusundayız.</p>
<p>Hatta şunu söylemeliyim, bu kadar basit göstergelerle bir çalışma yayınlamak konusunu aramızda tartıştık, biraz ilerletelim ve öyle mi paylaşalım diye düşündük. Ancak sonuçta 2019 yerel yönetim seçimlerinin yaklaştığını dikkate aldık ve bu konuları tartışmaya açmanın, bunu sürekli kılmanın daha önemli olduğu kararına vardık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/01/turkiyede-yerel-yonetimleri-gozlemlemek-icin-hepimize-cok-is-dusuyor/">Türkiye’de Yerel Yönetimleri Gözlemlemek İçin Hepimize Çok İş Düşüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Su Hakkı Kampanyası: Su hakkı temel bir insan hakkıdır</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/26/su-hakki-kampanyasi-su-hakki-temel-bir-insan-hakkidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2017 11:05:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Bu Devirde Yemek Yemek Mide İster]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Su Forumu]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[gıda dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[melen projesi]]></category>
		<category><![CDATA[nuran yüce]]></category>
		<category><![CDATA[özelleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[su hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[su hakkı kampanyası]]></category>
		<category><![CDATA[su kaynakları]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir kalkınma hedefleri]]></category>
		<category><![CDATA[suyuma dokunma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15088</guid>

					<description><![CDATA[<p>Su meselesini politik bir yerden okuduklarını söyleyen Su Hakkı Kampanyası hakkında daha fazlasını öğrenmek için kampanya aktivistlerinden Nuran Yüce ile konuştuk. Nuran Yüce suyun kendine ait bir hakkı olduğunu söyledi ve suya dair çeşitli fikirleriyle &#8220;Bu devirde yemek yemek mide ister&#8221; adlı gıda dosyamıza katkıda bulundu. &#8220;Su hakkı hem doğanın hem de insanın hakkını birlikte [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/26/su-hakki-kampanyasi-su-hakki-temel-bir-insan-hakkidir/">Su Hakkı Kampanyası: Su hakkı temel bir insan hakkıdır</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Su meselesini politik bir yerden okuduklarını söyleyen Su Hakkı Kampanyası hakkında daha fazlasını öğrenmek için kampanya aktivistlerinden Nuran Yüce ile konuştuk. Nuran Yüce suyun kendine ait bir hakkı olduğunu söyledi ve suya dair çeşitli fikirleriyle &#8220;Bu devirde yemek yemek mide ister&#8221; adlı gıda dosyamıza katkıda bulundu.</strong><span id="more-15088"></span></p>
<h4>&#8220;Su hakkı hem doğanın hem de insanın hakkını birlikte savunmak anlamına geliyor&#8221;</h4>
<p><b>-Öncelikle “su hakkı” nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Su hakkı dediğimizde insan hakkı ve suyun bizzat kendisinin hakkı olan daha geniş bir kavramdan bahsediyoruz.  Biz aslında şunu anlatmaya çalışıyoruz; insan ve doğa birbirinden bağımsız değil. İkisi bir bütün ve etkileşim içindeler. Biz insanlar doğanın bir parçasıyız doğa da bizim bir parçamız. Su hakkı bu bütün içinde hem doğanın hem insanın hakkını birlikte savunmak anlamına geliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Su hakkı temel bir insan hakkıdır. Hiç kimsenin fiziki, ekonomik ya da başka özelliklerinden dolayı suya erişimi engellenemez, su hakkımız hiçbir şekilde gasp edilemez. Çünkü su yaşamın temel kaynağıdır. Su olmadan insanlar yaşayamaz. Bu doğuştan gelen haklarımızın arasındadır. Bu yüzden de bir temel hak olarak tanınması için mücadele ediyoruz. Ama su hakkının temel bir insan hakkı olarak tanınması demek aynı zamanda su varlığının hakkının tanınmasıyla çok örtüşen bir talep. Çünkü eğer suyun kendi var olma hakkını tanımazsak zaten insanların kullanabileceği bir su da olmayacak. Bu şekilde daha geniş bir çerçeveden bakmaya çalışıyoruz.</span></p>
<h4>&#8220;Su Hakkı kampanyası da her alanda yaygınlaşan su gasbına karşı oluşan bir kampanya&#8221;</h4>
<p><b>-Bize biraz Su Hakkı Kampanyası’nı anlatır mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Su Hakkı Kampanyası 2010 yılından beri var. 2009 yılında Türkiye&#8217;de Dünya Su Forumu gerçekleşmişti. O dönemde Dünya Su Forumu’na alternatif forumlar yapıldı. O alternatif forumların bir tanesinin içindeydi Su Hakkı Kampanyası. O dönemlerde “Suyuma dokunma!” sloganıyla faaliyet yürütüyorduk. 2010&#8217;dan itibaren ise Su Hakkı olarak devam etmeye başladık. Aslında dünya su forumlarının tarihi biraz daha geç.  3 yılda bir uluslararası nitelikte,  hükümetlerin düzenlediği, bakanlar düzeyinde katılımların olduğu, ağırlıklı olarak şirketlerin yer aldığı resmi forumlar bunlar. Bu oluşum içinde genel olarak insanlara şu anlatılmaya başlandı; “Su temel bir hak değil bir ihtiyaç maddesidir, suyu da piyasa içerisinde normal ihtiyaç maddeleri gibi karşılayabilirsiniz.” Ayrıca var olan su krizinden de faydalanarak; “Su gittikçe değerli bir hale geliyor, kıt bir kaynak haline geliyor. Bu suyu korumak lazım. Korumanın yöntemi olarak ise bu varlığa bir değer biçmemiz gerekiyor ki insanlar har vurup harman savurmasınlar” dediler. </span></p>
<figure id="attachment_15090" aria-describedby="caption-attachment-15090" style="width: 330px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" class="wp-image-15090 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/nuran-yuce.jpg" alt="" width="330" height="330" /><figcaption id="caption-attachment-15090" class="wp-caption-text">Kaynak: marksist.org</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca “Bu güne kadar ağırlıklı olarak su hizmetleri kamunun elindeyken su sorunları çok arttı ve devlet bürokrasisinin içinde sorunlara hızlı yanıt üretilmedi. Şirketin titizliğinde çalışamıyor kamu mekanizmaları, bu yüzden de su varlıkları gittikçe tükeniyor, kirleniyor bir kriz oluşuyor bu krizin önüne geçmek için suyun hem hizmet alanının hem varlık olarak da özel şirketlere devredilmesi gerekiyor” denildi. Kamu kurumlarının bir ticaret işletme, şirketi gibi çalışması, su hizmetleri için yapılan her türlü maliyetin kullanıcılardan alınması gerektiği dayatıldı. Bu politikaların sonrasında su hizmetlerinde özelleştirme ve ticarileşmenin arttığını, suyun metalaştırıldığını görüyoruz.  Bu politikalardan dolayı çok sayıda insan suya ekonomik olarak erişimde problemler yaşamaya başladılar. Su hakkı talebi 2000&#8217;lerin başından itibaren çok fazla dile getirilmeye başlandı. 3 yılda bir yapılan dünya su forumlarına karşı güçlü hareketler ortaya çıkmaya başladı. Özellikle Latin Amerika ülkelerinde, ama tabii ki en gelişmişinden en gelişmemişine kadar dünyanın her ülkesinde var bu hareketler. Çünkü aynı modeller dayatılıyor;  “Su hizmetlerini özelleştirin, su hizmetlerini tam maliyet prensibiyle verin. Üstüne bir miktar kar koyun ve suyun bütün maliyetini kullanıcılardan karşılayın” deniliyor. O yüzden biz de sürekli artan faturalarla karşılaşıyoruz. Ama artan su faturalarına rağmen aynı zamanda musluklardan içme suyumuzu karşılamıyoruz. Çünkü içme suyumuz da tamamen özelleştirilmiş, ambalajlı su şirketlerine devredilmiş durumda. Su Hakkı kampanyası da her alanda yaygınlaşan su gasbına karşı oluşan bir kampanya.</span></p>
<h4>&#8220;gelirimizin %2&#8217;sinden fazlasını suya veriyoruz&#8221;</h4>
<p><b>-Su hizmetlerinin tam maliyet üzerinden fiyatlandırılması su faturalarında artışa yol açıyor ama diğer yandan suyun tasarruflu kullanımına da yol açmıyor mu? Buna neden karşı çıkıyorsunuz, biraz açar mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> “Suyun fiyatı arttıkça su tasarrufu sağlanacak” diyorlar ama bu bir su tasarruf sağlamaktan çok cezalandırma yöntemi ve hak gasbına yol açıyor. Özellikle dar gelirliler açısından bu böyle. İnsanlar zaten su, elektrik, doğal gaz gibi faturaları ödemekte zorluk çekiyor. Bu ödemelerin fazla gelmemesi için kullanım miktarlarını sınırlıyorlar.  Su faturalarında bazı yerlerde öyle fiyat artışları oldu ki insanlar su gibi yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiler. Aslında bu bir özelleştirme modeli ve Türkiye içinden de buna örnekler verebiliriz. Su borularının tamir ücretlerinin yansıtıldığı faturalarla birlikte 500-600 liralık su faturasıyla karşılaşabiliyorsunuz. Bu istisnai bir durum değil üstelik, çünkü tüm maliyeti sizden talep ediyorlar. Ya da İstanbul içinde dönüp hesapladığınızda içme sularını da ambalajlı sulardan karşıladığımızı düşünecek olursak 4 kişilik bir aile aylık 130-140 liralık bir su parası veriyor. Bu çok ciddi bir miktar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elimizde dünya genelinde şöyle veriler var; bir ailenin gelirinin %2&#8217;si su harcamalarına gidiyorsa bu gider masraflı kategorisinde sayılıyor. Biz özellikle büyük şehirlerde -asgari ücrete göre hesaplayacak olursak- gelirimizin %2&#8217;sinden fazlasını suya veriyoruz. Bundan asıl olarak yoksullar etkileniyor. Zaten suyu daha fazla kullan zengin kesim bu fiyat politikalarından yoksullar kadar etkilenmiyor.Bütün bireysel tüketime yönelik politikalarda, vergi yöntemlerinde hep aynı şeylerle karşılaşıyoruz. Bu daha az gelirli olanları cezalandırma yöntemidir; sanki bütün sorun onların üzerinden şekilleniyormuş gibi… Oysa insanlar yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak için suyu kullanıyorlar. Suyun fiyatını artırarak, insanların su kullanımlarını azaltmaya çalışmak, bu hizmeti sunanların daha çok gelir elde etmesine yarıyor ama istendiği kadar su tasarrufuna yol açmadığı gibi insanların suya erişiminde ekonomik olarak engel oluşturuyor.</span></p>
<h4>&#8220;şirketler ne kadar çevreci görünse de, ne kadar kaygı ifade etse de günün sonunda kendilerini güdüleyen şey; daha fazla kar etmek&#8221;</h4>
<p><b>-Su kaynaklarının ciddi ölçüde tükendiği bir gerçek. Özelleştirme projeleri de anlattığınız kadarıyla tükenmeyi engelleme iddiasıyla meşrulaştırıyor kendini. Sizin su kaynaklarının bitmesini ve kirlenmesini önlemek için uygulanması gerektiğini düşündüğünüz modeller var mı ?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Su krizi iki tarafında kabul ettiği bir durum. Yani şirketler de hükümetler de su krizi olduğundan bahsediyorlar, biz de bahsediyoruz. Dünya genelindeki ekolojik krizin derinleştiğini ve çeşitlendiğini görüyoruz.  Su krizi ise bir çok başka krizi tetiklediği için ondaki en ufak kriz ya da sorun diğer sorunları da doğurduğundan  daha hassasiyetle yaklaşmak gerekiyor. Evet çok ciddi kaygılar oluşturuyor bu kriz. Zaten böyle kaygılarımız oluştuğu için çözüm önerileri üretmeye çalışıyoruz. Tabii bu çözüm önerilerinde dayandığımız temeller var. Kriz noktasında iki taraf da anlaşıyor ama çözüm önerileri konusunda çok farklılaşıyoruz. Şimdi var olan yöntemler şunu anlatıyor,az önce de ifade etmeye çalıştım; “Evet bir kriz var, bu krizi ancak biz piyasa koşulları içerisinde çözebiliriz” deniliyor. Oysa bu yaklaşım krizi çözmediği gibi daha da derinleştiriyor. Çünkü piyasa dediğiniz şey birbirleri ile rekabet halindeki şirketlerden oluşuyor. Her bir şirketin amacı ise ürettiği ürünü satmak ve daha fazla gelir elde etmek .Burada tasarrufa imkan yok. Bu şirketlerin doğasına ve işleyişine aykırıdır. Yani bir şişe su sattığında 1 lira kazanacaksa 3 şişe su sattığında 3 lira kazanacak. Yani tasarruf mantığı satışın içerisinde anlatabileceğiniz, uygulayabileceğiniz bir şey değil. Ne kadar şirketler çevreci görünse de, ne kadar kaygı ifade etse de günün sonunda kendilerini güdüleyen şey; daha fazla kar etmek. Bizim kaygımız ise hayatta kalma o yüzden de çözümlerimiz çok farklı. Evet biz de su varlıklarını korumak, iyileştirmek gerektiğini söylüyoruz. Fakat şimdi dönüp bakıyoruz su varlıkları korunuyor mu? Bir ticari işletme veya bir şirket gibi çalışan AKP hükümetinin yaptıklarına bakalım. Örneğin 3. Köprü ve 3. havalimanının inşa edildiği yerler İstanbul&#8217;un önemli su havzalarıdır. Bu su havzaları yok edildiğinde İstanbul&#8217;un su krizinin büyüyeceği anlamına gelir. Bir yandan “Kriz var suyu tasarruflu kullanın” deniyor ama bir yandan da su varlıkları yok ediliyor. Sonra da İstanbul’a su temin etmek için ekolojik ve ekonomik maliyeti yüksek havzalar arası su aktarım projeleri ya da barajlar yapılıyor. Ve bütün bu büyük projelerin maliyetleri faturalarımıza yansıtılıyor. Piyasa merkezli çözümler krizi çözmüyor, derinleştiriyor. Su krizini çözmek için öncelikle su varlıklarını korumak ve iyileştirmek gerekiyor. İkincisi, suyu verimli ve tasarruflu kullanma yöntemlerine ihtiyacımız var ki bu da piyasanın asla benimseyeceği yöntem değil. Neden? Yine bir örnek vereyim; evimizdeki musluklardan su içebiliriz ama içemiyoruz çünkü buna yönelik kamu harcamaları yapılmıyor, alt yapı hizmetleri yenilenmiyor. Fakat düşünelim ki alt yapı hizmetlerine yeterli kaynak ayrıldı ve musluklardan içilebilir nitelikte su akmaya başladı. Birdenbire büyük bir ambalajlı su sektörü açıkta kalacak. Bu anlamlı bir açıkta kalma mı? Evet insan ve doğa açısından anlamlıdır çünkü her bir ambalajlı suyun ekolojik ayak izi musluk suyuna göre kat be kat fazladır. Ambalajlı suların taşınması, depolanması için harcanan enerjinin yanı sıra o şişelerin üretilmesi için de su harcanıyor. Ambalajlı sular insanlar ve su varlıklarının çıkarları açısından faydalı bir şey değil. Bundan tek karlı çıkan taraf ambalajlı su şirketleridir. Oysa bizim kolektif çözümlere ihtiyacımız var en basit ve en temel taleplerimizden bir tanesi; ambalajlı su tüketiminin azalması için musluktan temiz, kaliteli, içilebilir suyun akmasıdır.</span></p>
<h4>&#8220;2000&#8217;lerden itibaren hiç kimsenin aklına musluktan su içilebileceği gelmiyor&#8221;</h4>
<p><b>-Musluktan su içmek hele de İstanbul’da bunu düşünmek oldukça zor. Musluktan su içebilir miyiz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Musluktan su içme fikri bize şu an çok uzak geliyor ama içebiliriz ve bunu talep etmeliyiz. Aslında bu bir süreç. 90&#8217;lardan itibaren bir algı oluştu; bu İstanbul özelinde başlayan bir süreçti. Bir yanıyla suyun kokusu ve rengindeki sorunlar musluklardan sağlıklı su içme imkanının olmadığını gösterdi ve buna yönelik çözüm olarak o dönemlerde su satan dükkanlar devreye girdi. Daha sonrasında ise 19 litrelik damacana suların yasal olarak satışına izin verildi. Ondan sonra da içme suyuyla kullanım suyunun yolu tamamen ayrıldı. 2000&#8217;lerden itibaren hiç kimsenin aklına musluktan su içilebileceği gelmiyor. Herkes sanki başından itibaren tek çözüm ambalajlı suymuş gibi içme suyu ihtiyacını oradan karşılıyor. İlk olarak bu algının geri döndürülmesi lazım ama bu algıyı döndürmek için de tüm altyapı sistemlerinin evlerimize gelen şebeke suyunu taşıyan borular dahil sağlıklı bir yapıya kavuşturulması gerekiyor.Su altyapılarının yenilenmesi, bakımının yapılması tabi büyük işler ama yapılamayacak işler değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca içilebilir kalitede su dediğimizde tat, koku gibi unsurlar da devreye giriyor. Oysa şuanda daha ucuz olduğu için sular temizlik amaçlı sadece klorlanıyor. Bu nedenle de temiz ama yine içilemez nitelikte bir su sağlanmış oluyor. Aslında bir çok ambalajlı su da bizim musluktan akan suyun işlenmiş halidir. Şişenin üstünde işlenmiş su yazıyorsa bu bildiğimiz barajlardaki suyun ters osmoz yöntemiyle sirkülasyonunun sağlanıp şişelenmiş halidir. Ambalajlı su şirketi barajın yanına fabrika kurup barajdan aldığı suyu işleyip, şişeye dolduruyor ve piyasaya çıkarıyor. “hijyenik” diyor ve tadı kaliteli bir su diye bize veriyor. Aynı su borularla direkt olarak evlerimize gelebilir. Bazı sular kaynaktan dolduruluyor, onu da söylemek lazım  ama bu tahmin ettiğimiz kadar büyük miktarlarda değil. Musluktan su içemememizin en temel, en belirleyici nedeni su hizmetlerinin uzun zamandır kamusal hizmet alanı içinde görülmemesi ve su altyapı hizmetleri için gerekli yatırımın yapılmamasıdır.</span></p>
<h4>&#8220;Banyo ve mutfakta kullanılan gri su arıtılıp yeniden kullanıma sokulsa, ortalama %50’lik bir su tasarrufu sağlanabilir&#8221;</h4>
<p><b>-Tekrar suyu tasarruflu kullanma yöntemlerine dönecek olursak başka neler öneriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suyu tasarruflu kullanmaya teşvik edecek yöntemlerinden biri temel ihtiyaçlara yetecek miktardaki suyun ücretsiz verilmesidir. Bu </span><span style="font-weight: 400;">kentlerde su tüketimini azaltmak için suyun fiyatını artıran, yani yoksulları cezalandırma yerine, daha az kullananı ödüllendiren bir yöntemdir. Temel ihtiyaçları karşılamaya yetecek miktarda suyun ücretsiz olması etkin bir su tasarrufunu, insan hakkını ihlal etmeden gerçekleştirebilir. Gri suyun arıtılması ve yeniden kullanımı, yağmur suyu hasadı ve yeşil binalar gibi teknik yöntemler ile de su en verimli şekilde kullanabilir. Örneğin İstanbul’da günlük su tüketimi 2,6 milyon m</span><span style="font-weight: 400;">3</span><span style="font-weight: 400;"> civarında. Bu miktarın %90’dan fazlası da evsel su kullanımı. Banyo ve mutfakta kullanılan gri su arıtılıp yeniden kullanıma sokulsa, ortalama %50’lik bir su tasarrufu sağlanabilir. Ayrıca yine altyapı hizmetlerine gerekli yatırımların yapılmaması nedeniyle barajlardan evimize gelinceye kadar suyun yaklaşık dörtte biri kayboluyor. Kayıpların önüne geçilse su kullanımında büyük oranda tasarruf sağlanacak. Yağmur suyundan da faydalanabiliriz. Şuanda betona gark edilen kentlerde yağışın neredeyse tamamı kanalizasyon sistemine ya da denize gidiyor. Oysa yağmur suyunu çok az arıtmaya tabi tutarak kullanabileceğimiz çok çeşitli alanlar var. Tüm bu yöntemlerle birlikte ciddi su tasarrufu gerçekleştirebiliriz. Ve bu yöntemleri hayata geçirdiğimizde Melen gibi projelere gerek kalmaz.</span></p>
<h4>&#8220;Tatlı ya da tuzlu su varlıkları ciddi kirlenme yüzünden tükenme noktasında&#8221;</h4>
<p><b>-Burada suyun kendi hakkına dönelim. Suya ne kadar çok zarar veriyoruz, günümüzde suyun kendi hakkını ne kadar gasp etmiş durumdayız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Su varlıklarının kirlendiği ve tükendiği konusunda neredeyse her gün yeni bir veriyle karşılaşıyoruz. Türkiye’de son 50 yılda Marmara Denizi büyüklüğünde sulak alan yok edildi. </span><span style="font-weight: 400;">Dünyanın en büyük yeraltı suyu havzalarının üçte biri insani tüketime bağlı olarak hızla tükeniyor ve iklim değişikliğiyle birlikte bu durum daha da kötüleşiyor. Bu akiferler dünya nüfusunun %35’i için çok önemli bir içme suyu kaynağı. Bu oran 2 milyarı aşan bir nüfusuna karşılık geliyor. </span><span style="font-weight: 400;">Bu çok kaygı verici bir veri. Yeraltı sularının önemli bir kısmını kaybediyoruz. İklim değişikliği nedeniyle yağış rejimlerinde büyük değişiklikler yaşıyoruz. Nehirlerin debisinde düşüşler var. Hem nüfus artışı, hem sanayi, hem debideki düşüş nehirlerin kirlenme oranlarını daha fazla artırıyor. Okyanuslar aynı şekilde çok ciddi bir kirlilik içerisinde. Okyanusun en derin noktası Mariana Çukuru&#8217;nda bile çok yoğun bir plastik kirliliği var. Bütün bunlardan sonra tatlı ya da tuzlu tüm su varlıklarının ciddi bir kirlilikle tükenme noktasında olduğunu söyleyebiliriz.</span></p>
<h4>&#8220;Kriz noktasında anlaşıyoruz ama çözümler yine piyasa içerisinde aranıyor ya da hiç aranmayıp sadece söylem düzeyinde kalıyor&#8221;</h4>
<p><b>-Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ilan edildi 2015&#8217;te biliyorsunuz. O hedefler içerisinde suya ulaşım hakkı da var BM üyesi ülkelere bu konuyu çözün diyerek hedefler konmuş durumda. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Az önce de söylemeye çalıştım, aslında kriz noktasında anlaşıyoruz çünkü elde veriler var ve bu veriler sadece bizde yok. Bütün bu organizasyonların hepsinin elinde var. Çocuk ölüm sayıları da var, su kirlilik oranları da var, suya ekonomik ya da fiziki nedenlerle erişemeyen insan sayısının her geçen gün arttığına ilişkin veriler de var. BM&#8217;in bir önceki sekreteri </span><i><span style="font-weight: 400;">“BM&#8217;in misyonu tüm dünyada barış, huzurun tesis edilmesi, yoksullukla mücadele etmek. Bunları sağlamak için BM aktif rol almaya çalışıyor ama şu an dünyanın 10’dan fazla yerinde savaş, kuraklık ve açlık var. Bunların her birine BM&#8217;in yetişme imkanı ve ihtimali yok. Bu yüzden herkesin çözüm için kafa yorması gerekir”</span></i><span style="font-weight: 400;"> diye uyarıda bulunmuştu. Haklı da çünkü günümüzde birden fazla krizi aynı anda yaşıyoruz. İklim değişikliğinin şiddetlendirdiği su krizi büyük göç dalgalarına, toplumsal çatışmalara yol açar nitelikte. İnsanlar hayatta kalmak için suya, gıdaya ulaşmak için göç ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabii çözümler yine piyasa içerisinde arandığı için ya da hiç aranmayıp sadece söylem düzeyinde kaldığı için gerçekçi çözümlerden bahsedemiyoruz. Türkiye de aynı zirvelere katılıyor ve bu zirvelerde etkili konuşmalar da yapıyor.  Örneğin iklim değişikliği konusunda Türkiye adalet kavramını kullanıyor, tarihsel olarak karbon salımından sorumlu olan ve gelişmelerini fosil yakıtlar üzerinden gerçekleştirmiş olan ülkelere dönüp “Şimdiye kadar siz fosil yakıtları kullanarak zenginleştiniz, dünyanın iklimini bozdunuz. Bizim de gelişme hakkımız var, sizlerle aynı kapasiteye gelinceye kadar fosil yakıt kullanmaya devam edeceğiz” diyor. Ama şöyle bir gerçek var ki gezegen bir bütün. Türkiye&#8217;nin artan sera gazları emisyonu herkesi etkiliyor. Somali&#8217;deki kuraklığa karşı duyarsız kalmadığı ile övünen hükümet, Türkiye&#8217;de açtığı her bir termik santral ile  Somali&#8217;deki insanların susuz kalmasına yol açıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz su meselesini çok politik bir yerden okuyoruz. Su meselesini sadece bir çevre meselesi olarak görmüyoruz; hem sistem sorunu olarak görüyoruz hem de sınıfsal bir mesele olarak görüyoruz. Şuanda ilk kez 3 büyük krizi aynı anda yaşıyoruz. Kapitalizmin yükseldiği dönemden itibaren ilk kez fosil yakıt kullanımına bağlı olarak küresel iklim değişiminden geçiyoruz. Bu insanlığın sebep olduğu bir kriz ve buna hala çözüm bulunabilmiş değil. Bir diğeri, 2008&#8217;de başlayan büyük ekonomik kriz. Bu ekonomik kriz de hala istenilen düzeyde çözülmüş değil. Üçüncü olarak kapitalizmin rekabetçi yapısından kaynaklı büyük devletlerin yürüttüğü sıcak savaştan yani emperyalist krizden söz ediyoruz. Ukrayna, Gürcistan, şimdi Suriye… Bir yığın devletin birbirine girdiği dönemde bir göç dalgasından söz ediyoruz. Bunların tabii her biri bir şekilde su meselesine bağlanıyor ama tek sebebi su değil. Dolayısıyla biz biraz daha genel bir perspektif içinde su meselesini ele almaya, anlatmaya çalışıyoruz.</span></p>
<h4>&#8220;Krizin oluşmasından bizzat sorumlu olanlar, krizin faturasını da üstlenmemizi istiyorlar&#8221;</h4>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8211;</span><b>Peki bu kriz ortamı içinde verilen mücadelelerin elde ettiği bir kazanım var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir dizi kazanımımız var ve küresel kazanımlar bunlar. Su meselesi özellikle gelişmekte olan ülkelerde, Hindistan&#8217;da Latin Amerika&#8217;da köylü ayaklanmalarına, işçi sınıfı hareketi üzerinden gelişiyor ve bir takım kazanımlar var. Yasal, uluslararası ve hukuki kazanımlar da var. 2010&#8217;dan itibaren BM su hakkkını insan hakkı olarak tanıdı. Bu aşağıda gelen mücadelenin sonucunda oldu. Su hakkının bu ülkede de anayasal güvence altına alınmasını istiyoruz. Eğer su hakkı anayasal bir hak olarak tanınsa su faturasını ödemediği için birinin suyunu kesemezsiniz, bu insan hakkı ihlaline girer. Anayasal güvence aynı zamanda su varlıklarının ticaretleştirilmesi, metalaştırılması ve belediyeler tarafından üzerine kâr konularak satılmasının önünde engel olmak anlamına geliyor. Bunun ötesine geçebilen başarılı uygulamalar da var. </span><span style="font-weight: 400;">Son yıllarda çeşitli ülkelerde nehirlerin de akma hakkı olduğuna yönelik mahkeme kararları alınmaya başlandı. Su hakkı mücadelelerinin özellikle su etrafında kendine özgü kültürel bir yaşamları da olan yerli halklar tarafından verildiği bölgelerde bu hak öne çıkıyor. Nehirlerin akma hakkı insanı değil doğayı merkeze alan bir düzenleme </span><span style="font-weight: 400;">Bolivya&#8217;da ve Ekvador&#8217;da </span><span style="font-weight: 400;">“vivir bien” (iyi yaşam) hakkını güvence altına alan ve doğaya özerk bir konum kazandıran yasal düzenlemeler var.</span><span style="font-weight: 400;"> İrlanda&#8217;da su hakkı hareketi var; bizim de kendimize örnek aldığımız İrlanda’daki su hareketi çok sınıfsal bir yerden yükseliyor. 2008 krizinde  IMF’nin İrlanda&#8217;ya dayattığı paketin içinde suyun ücretlendirilmesi de vardı. O zamana kadar evlerinde sayaç olmayan ve suya yılda bir kez düşük miktarda ödeme yapan İrlandalılara “sayaçlar takılacak ve İrlanda&#8217;ya verilen krediler buradan toplanan parayla geri ödenecek” denildi. İşsizliğin arttığı , gelirlerin düştüğü bir dönemde suyun ücretlendirilmesi ciddi bir sınıfsal mesele oldu ve Su Hakkı adında dev bir platform oluştu. Yüz binler sokağa çıktı ve sayaçları taktırmadılar. İktidarı zora soktular, sendikalarla toplumsal muhalefetin yan yana gelmesi sosyalist bir hareket oluşturdu. Son olarak geçen yılki seçimlere katılıp 6 vekil kazandılar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Korkunç koşullardan geçiyoruz.</span><span style="font-weight: 400;"> Otuz yıldır uygulanan piyasa merkezli politikaların sonucunda su varlıkları daha fazla tükendi, daha fazla kirlendi, ambalajlı su şirketleri daha fazla kâr elde etti ve birer ticari işletme gibi çalışan belediyelerin su gelirleri artı. Krizin oluşmasından bizzat sorumlu olanlar, krizin faturasını da üstlenmemizi istiyorlar. Buna hayır diyecek büyük bir hareketi </span><span style="font-weight: 400;">somut taleplere dayanarak oluşturabilir ve kazanımlar elde edebiliriz.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/26/su-hakki-kampanyasi-su-hakki-temel-bir-insan-hakkidir/">Su Hakkı Kampanyası: Su hakkı temel bir insan hakkıdır</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barış Vakfı: Barıştan Başka Yol Yok</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/20/baris-vakfi-baristan-baska-yol-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2017 08:03:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Newroz]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[tahir elçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12555</guid>

					<description><![CDATA[<p>2016&#8217;da  farklı siyasi görüşleri savunan aydınlar ve sivil toplum yöneticileri tarafından kurulan, bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olan Barış Vakfı, 21 Mart&#8217;ta tüm yurtta kutlanılması beklenen Newroz&#8217;a dair bir basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada &#8216;Çözüm Sürecine&#8217; yeniden dönülmesi gerektiği vurgulanırken,  sivil toplum örgütlerine de &#8216;barış&#8217; için inisiyatif  alma çağrısı yapıldı.  Eşit, Özgür ve Demokratik Bir Gelecek İçin Barış [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/20/baris-vakfi-baristan-baska-yol-yok/">Barış Vakfı: Barıştan Başka Yol Yok</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>2016&#8217;da  farklı siyasi görüşleri savunan aydınlar ve sivil toplum yöneticileri tarafından kurulan, bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olan Barış Vakfı, 21 Mart&#8217;ta tüm yurtta kutlanılması beklenen Newroz&#8217;a dair bir basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada &#8216;Çözüm Sürecine&#8217; yeniden dönülmesi gerektiği vurgulanırken, </em></strong><strong><em> sivil toplum örgütlerine de &#8216;barış&#8217; için inisiyatif  alma çağrısı yapıldı. </em></strong></p>
<p>Eşit, Özgür ve Demokratik Bir Gelecek İçin Barış Vakfı&#8217;nın (Barış Vakfı), Newroz için yaptığı basın açıklaması şöyle:</p>
<p><strong><em>Barıştan Başka Yol yok</em></strong></p>
<p>Dört gün sonra yeni bir Newroz kutlanacak. Tarih boyunca Newroz ateşi; özgürlüğün, umudun, mücadelenin ve baharın simgesi oldu.</p>
<p>2013 yılının başında İmralı’da başlayan görüşmeler sonucu,   Newroz’da Abdullah Öcalan’ın Diyarbakır’da okunan mektubunda yer alan “Bugün yeni bir dönem başlıyor. Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor. Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun. Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır” cümleleri  80 milyon Türkiye’de büyük umut, sevinç ve heyecan yaratmıştı.</p>
<p>Sonrasında büyük riskler göze alınarak başlatılan Çözüm Süreci’nde, açılan yaralar kabuk bağlamaya başlamıştı. Bu iki yıl içinde hiçbir şey kolay olmadı. Ama ölümlerin ve yeni yaraların oluşması engellendi. Bunun kıymeti bugün daha iyi anlaşılıyor.</p>
<p>Çözüm Süreci’n bitirilmesi sonrasında, kabuk bağlamaya başlayan yaralar, yeniden kanatıldı. Türkiye, yeniden ölümler ve OHAL ülkesi oldu.</p>
<p>Çatışmalar kentlere taşındı. Kentler ortadan kaldırıldı ve tarihi miraslar yok edildi. Katliamlar, bombalar ve intihar saldırıları olağanlaştı. Korku, bütün Türkiye’ye egemen oldu.</p>
<p>Paslı “bölücülük” silahı yeniden ateşlendi. Barış istemek suç oldu. Tahir Elçi gibi bir barış insanı hedef yapıldı, katledildi. Yazarlar, bilim insanları, hak savunucuları tutuklandı. Barış isteyen akademisyenler üniversitelerde uzaklaştırıldı; Çok sayıda kamu çalışanı işinden edildi. Milletvekilleri, belediye başkanları, parti ve sivil toplum yöneticileri tutuklandı. Belediyelere kayyım atandı.</p>
<p>Bu süreçte, 15 Temmuz’da ülkeyi daha büyük felakete sürükleyebilecek darbe girişimi önlendi.</p>
<p>Türkiye ateş çemberi içinde. Buradan çıkışın yolu, küllenen barış ateşini, yeniden alevlendirmekten  geçiyor. Başta, sivil toplum örgütleri, barış isteyen ve insanım diyen herkes, barış içinde bir arada yaşama umudunu yeniden yeşertmek için özveriyle harekete geçmeliyiz, ısrarcı olmalıyız. Türkiye, daha da geç olmadan barışa dönmeli. Barış umutlarını yok edenler, ülkeye kötülük yapmaya son vermeliler.</p>
<p>17 Mart 2017</p>
<p><strong> </strong><strong>Barış Vakfı Yönetim Kurulu</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/20/baris-vakfi-baristan-baska-yol-yok/">Barış Vakfı: Barıştan Başka Yol Yok</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>LGBTİ örgütleri Çankaya Kent Konseyi Kadın Meclisi’nde</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/09/lgbti-orgutleri-cankaya-kent-konseyi-kadin-meclisinde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2016 15:01:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ Hakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=2086</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaos GL ve Pembe Hayat önümüzdeki dönemde Çankaya Kent Konseyi Kadın Meclisi yürütme kurulunda yer alacak. Kaos GL’nin haberine göre, Çankaya Kent Konseyi Kadın Meclisi’nin 2016 Genel Kurulu Çankaya Belediyesi ev sahipliğinde 6 Şubat tarihinde gerçekleşti. Genel kurula, sivil toplum kuruluşlarından Kaos GL, Pembe Hayat, Uçan Süpürge, Kırmızı Şemsiye, Ankara Barosu Kadın Hakları merkezi, Türkiye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/09/lgbti-orgutleri-cankaya-kent-konseyi-kadin-meclisinde/">LGBTİ örgütleri Çankaya Kent Konseyi Kadın Meclisi’nde</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Kaos GL ve Pembe Hayat önümüzdeki dönemde Çankaya Kent Konseyi Kadın Meclisi yürütme kurulunda yer alacak.</h3>
<p>Kaos GL’nin haberine göre, Çankaya Kent Konseyi Kadın Meclisi’nin 2016 Genel Kurulu Çankaya Belediyesi ev sahipliğinde 6 Şubat tarihinde gerçekleşti.</p>
<p>Genel kurula, sivil toplum kuruluşlarından Kaos GL, Pembe Hayat, Uçan Süpürge, Kırmızı Şemsiye, Ankara Barosu Kadın Hakları merkezi, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, Mimarlar Odası, DİSK, Türkiye Kadınlar Birliği katıldı.</p>
<p>Yerel yönetimlerden Koru, Birlik, Sokullu mahallesi muhtarları ve Sokullu, Seyran, Kırkonaklar kent meclisi üyeleri yer aldı.</p>
<p>Açılış konuşmasını Belediye Meclis Üyesi Canan Araz gerçekleştirdi.</p>
<p>Genel kurul oylaması öncesi katılımcı sivil toplum kuruluşları yeni dönem için dilek ve projelerini sundular. Genel kurulda açık oylama sonucunda kadın meclisi yürütme kurulunda yer alacak sivil toplum kuruluşları Kaos GL, Uçan Süpürge, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu ve Türk Kadınlar Birliği olarak belirlendi. Yedek listede ise Pembe Hayat ve Kırmızı Şemsiye de yer aldı.</p>
<p>Kadın Meclisi’nin altında çalışmaları hem yedek üyeler hem de gönüllü diğer kadınlar yer alabilecekler.</p>
<p><strong>Kaynak</strong> <a href="http://kaosgl.org/anasayfa.php" data-cke-saved-href="http://kaosgl.org/anasayfa.php">Kaos GL</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/09/lgbti-orgutleri-cankaya-kent-konseyi-kadin-meclisinde/">LGBTİ örgütleri Çankaya Kent Konseyi Kadın Meclisi’nde</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
