<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Başkent Kadın Platformu arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/baskent-kadin-platformu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/baskent-kadin-platformu/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jan 2020 11:44:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Başkent Kadın Platformu arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/baskent-kadin-platformu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye Barış Ağı’na Doğru: Barış Vakfı, STK’lar İle Mersin’de Buluştu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/turkiye-baris-agina-dogru-baris-vakfi-stklar-ile-mersinde-bulustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Tolga Akkuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 12:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Betül Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Gül Yılgör]]></category>
		<category><![CDATA[Başkent Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Akdokur Aktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Hayır Diyebilen Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kamuran İnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Peace Foundation]]></category>
		<category><![CDATA[Weqfa Aşitiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Levent Korkut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44295</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış Vakfı’nın (Weqfa Aşitiye, Peace Foundation), “Barış Açısını Savunmak ve STK’ları Güçlendirme/Geliştirme” başlıklı toplantısı 9 Kasım’da Mersin Liva Otel’inde gerçekleştirildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/turkiye-baris-agina-dogru-baris-vakfi-stklar-ile-mersinde-bulustu/">Türkiye Barış Ağı’na Doğru: Barış Vakfı, STK’lar İle Mersin’de Buluştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, Medipol Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Yakup Levent Korkut ve Yrd. Doç. Dr. Fatma Akdokur Aktaş’ın sunumları ile katıldığı toplantının moderasyonunu ise Mersin Üniversitesi’ndeki görevinden khk ile uzaklaştırılan Prof. Dr. Ayşe Gül Yılgör üstlendi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-44298 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/bar%C4%B1%C5%9F-vakf%C4%B1-3.jpg-hakan-tahmaz-640x441.jpg" alt="" width="348" height="240" />Toplantının açılış konuşmasında vakfın amacına dair açıklamalarda bulunan</span> Barış Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Tahmaz<span style="font-weight: 400;">, çözüm süreci tecrübelerinden çıkartılan dersler ile yeni ve kıymetli bir süreci tekrar başlatmanın imkanları üzerinde çalıştıklarını belirtti. Vakıf olarak kendilerinin ve toplantıya katılan sivil toplum örgütlerinin kendilerine sorması gereken sorunun, “AKP, HDP ya da PKK ne yapmalıdır?” yerine “Bizler ne yapabiliriz?” olması gerektiğinin altını çizen Hakan Tahmaz, “Bir çözüm sürecini deneyimledik. Masada oturmanın da kuralları ve usulü var. Bu süreçte bunu tecrübe etme imkanımız oldu. Şimdi yapılması gereken çatışma çözümü üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının da içerisinde olduğu bir dayanışma ağı meydana getirerek nihayetinde Türkiye Barış Ağı’na giden yolu açabilmektir. Zifiri karanlık bir dönemden geçiyor ve adeta bir Kayyım Cumhuriyeti’ne doğru gidiyoruz. &#8216;Kim ne yapıyor&#8217;dan ziyade &#8216;biz ne yapabiliriz?&#8217;e odaklanmalıyız.” şeklinde konuştu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hakan Tahmaz’ın konuşmasının ardından sözü alan </span>Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik<span style="font-weight: 400;">, kendisinin yıllarca çatışma çözümü üzerine akademik çalışmalar yürüttüğünü ifade etti. Sivil Toplumun barış inşasındaki süreçlerini; Cenevre Enstitüsü Kapsayıcı Barış ve Geçiş Girişimi Direktörü Thania Paffenholz’un belirttiği şekilde vatandaşları tüm taraflardan gelecek şiddete karşı koruma, insan hakları ihlallerini ve barış anlaşması uygulamalarını izleme, barış ve insan haklarını savunma, marjinalleştirilmiş grupların kimliğini yeniden inşa edip demokrasi ve barış değerleri üzerinden Grup İçi Sosyalleşme, karşıt grupları bir araya getirerek Gruplar Arası Sosyalleşme, tüm aktörler arası yerel ve ulusal diyalog süreçlerinin Kolaylaştırıcısı olma ve son olarak bu sayılan 6 işlev için giriş kapısı niteliğinde Hizmet Etme olarak özetledi. Çözüm sürecinin ilk günlerinde Radikal Gazetesi’nde yazı dizisi olarak başlatılan IRA’nın İngiltere, ETA’nın da İspanya ile sürdürdüğü görüşmelere dair detay bilgi aktaran “Onlar Nasıl Çözdü!” dosyasını da anımsatan Prof. Dr. Çelik, barışın sadece müzakere yolu ya da anayasa kapsamında yapılacak değişikliklerden ziyade çok katmanlı bir şekilde ve aşağıdan yukarı barış girişimleri sonucu sağlanabileceğini kaydetti.</span></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-44297 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/bar%C4%B1%C5%9F-vakf%C4%B1-1-640x453.jpg" alt="" width="355" height="251" />Medipol Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Yakup Levent Korkut<span style="font-weight: 400;"> ise barış hakkı kavramının tarihsel sürecine dair bilgilendirmede bulundu. Birleşmiş Milletleri kuran ve 26 Haziran 1945’te ABD’nin San Francisco kentinde imzalanan Birleşmiş Milletler Şartı’nda “devletler arası anlaşmazlıklar karşılıklı müzakere ile çözülür” maddesinin yer aldığını ve bunun “savaş yasaktır” olarak tanımlanabileceğini aktaran Korkut, bu anlaşmada “Barış Hakkı” teriminin yer almadığını da sözlerine ekledi. BM Şartı’ndan üç yıl sonra 10 Aralık 1948’de Paris’te kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde de, “barış hakkı” ifadesinin yer almadığını kaydeden Levent Korkut, ilgili belgenin antlaşma değilde bildirge olması hasebi ile bir bağlayıcılığı bulunmadığını da sözlerine ekledi. Dr. Yakup Levent Korkut, savaş propagandasının 16 Aralık 1966 tarihli BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile yasaklandığını, halkların barış hakkına dair bildirinin ise BM’nin 12 Kasım 1984 tarihli genel kurulunda kabul edildiğini, bu bildirgenin ilk maddesinde “Gezegenimizde yaşayan halkların kutsal barış hakları bulunduğunu ilan ederiz;” ifadesinin de yer aldığını aktardı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Barış Açısını Savunmak ve STK’ları Güçlendirme/Geliştirme” başlıklı toplantısının son sunumunu gerçekleştiren </span>Yrd. Doç. Dr. Fatma Akdokur Aktaş<span style="font-weight: 400;">, Ankara’da faaliyet gösteren Başkent Kadın Platformu kapsamındaki çalışmalarından söz ederken, barış dilini inşa etmenin kolay bir şey olmadığını, “Hayır” diyebilecek bir iradeyi ortaya koymak gerektiğini ifade etti. Bu noktada 90’lı yıllarda Kamuran İnan’ın başlattığı “Hayır Diyebilen Türkiye” konferanslarının önemine de değinen Akdokur Aktaş, “Bir barış süreci geçirdik ve o barış havasının tecrübesini yaşamış insanlarız. Barış dilinin de inşası tek başına olmaz. Farklı yaşayışlarla karşılaşıp kendimizi etüd edebildiğimiz noktada bir barış dili de neşet edebilir. Berfo Ana’nın “Tek istediğim oğlumun kabrini ziyaret etmek” diyen sesine kulak vermemiz gerekiyor.  Barış türkümüzü yükselterek sesimizi çoğaltmalıyız” diye konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-44300 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/DPESLz0b_400x400.jpg" alt="" width="351" height="351" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/11/DPESLz0b_400x400.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/11/DPESLz0b_400x400-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 351px) 100vw, 351px" /></span>Barış Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Aydoğan, p<span style="font-weight: 400;">rojenin farklı kesimleri bir araya getirmek, onların barışa dair düşünce ve fikirlerini açığa çıkarmak amacında olduğunu belirterek, “Barışa dair STK’ların kendilerine sorduğu soruları açığa çıkaracak bir toplantılar dizisi düzenledik. Bu proje hem STK’ların güçlendirilmesi, geliştirilmesi hem de nihayetinde bir Türkiye Barış Ağı’nın kurulmasına yönelik bir çalışma. Barış Vakfı, 2007’de oluşturulan Barış Meclisi faaliyetlerinin ardından 2016 Mart’ında kuruldu. Mersin’de sonuncusunu gerçekleştirdiğimiz toplantılar dizisinin önceki durakları Van, İzmir ve Ankara idi. Bugün ise Mersin’de sonuncu toplantıyı gerçekleştiriyoruz. Bu toplantıların öncesinde DİTAM (Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi) ve uluslararası kuruluşlar ile Türkiye Barış Ağı’nın kurulmasına dair faaliyetlerimiz olmuştu. Bundan sonraki süreçte de ağ yapısına geçilmesi adına yoğun çalışmalarımıza devam edeceğiz.” dedi.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/turkiye-baris-agina-dogru-baris-vakfi-stklar-ile-mersinde-bulustu/">Türkiye Barış Ağı’na Doğru: Barış Vakfı, STK’lar İle Mersin’de Buluştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslami STK’ların Dönüşümü (2)</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/19/islami-stklarin-donusumu-2/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/19/islami-stklarin-donusumu-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Feb 2018 08:03:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Başkent Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Hamilik Okulu Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Hidayet Tuksal]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Özdil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24538</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslami STK’ların Dönüşümü dosyamızın ikinci bölümünde, Hamilik Okulu Vakfı’ndan Süleyman Özdil ve Başkent Kadın Platformu’ndan ilahiyatçı yazar Hidayet Tuksal’la araştırma sonuçlarını ve İslami STK’ların süreçleriyle ilgili gözlem ve değerlendirmelerini konuştuk.  Hamilik Okulu Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Süleyman Özdil: “STK’lar birbirinin birikiminden faydalanmıyor” İslami STK’lar araştırmasında kurumsallaşma ve görünürlülüğün arttığına dikkat çekiliyor, sizin bu konudaki gözlemleriniz [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/19/islami-stklarin-donusumu-2/">İslami STK’ların Dönüşümü (2)</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/10/islami-stklarin-donusumu/" target="_blank" rel="noopener">İslami STK’ların Dönüşümü</a> dosyamızın ikinci bölümünde, Hamilik Okulu Vakfı’ndan Süleyman Özdil ve Başkent Kadın Platformu’ndan ilahiyatçı yazar Hidayet Tuksal’la araştırma sonuçlarını ve İslami STK’ların süreçleriyle ilgili gözlem ve değerlendirmelerini konuştuk. </strong></p>
<blockquote><p> Hamilik Okulu Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Süleyman Özdil:</p>
<p>“STK’lar birbirinin birikiminden faydalanmıyor”</p></blockquote>
<p><strong>İslami STK’lar araştırmasında kurumsallaşma ve görünürlülüğün arttığına dikkat çekiliyor, sizin bu konudaki gözlemleriniz neler? Yine aynı şekilde devletle yakınlaşma değerlendirmesiyle ilgili görüşleriniz nelerdir?</strong></p>
<p>Sivil toplum bildiğiniz gibi her geçen gün gelişen bir alan. Türkiye’nin sivil toplum gerçeğinde ise mesele şu anda daha çok ‘kurumsallaşma’ veya ‘görünürlülük’ bağlamı etrafında şekilleniyor. Bu durum aslında doğru; kabaca baktığımızda muhafazakâr insanların kurduğu STK’ların belirli bir görünürlülük kaygısı neticesinde kurumsallaşma çabaları artmış vaziyette. Kurumsallığı eğer bir uzun-ömürlü olabilme kaygısı bağlamında görüp, süreç kolaylaştırıcı ve mevzuat yükümlülükler ile mali sürdürülebilirliğin doğru yönetilmesi anlamında kullanıyorsak bu bir gelişme olarak görülebilir. Bu manada kullandığımız bir kurumsallaşma mefhumu STK-Devlet ilişkisi açısından da düzenleyici bir etki gösterebilir. Burada önemli olan itibar-güven kavramı etrafında kurumsallığın ne gibi anlamlar içerdiğidir. Sivil toplum kuruluşları kurumsallaşma ve görünürlülük gibi kavramlar üzerinden kendilerinin itibarını değerlendirmekten ziyade dert edindikleri alan veya çözmek istedikleri sorunlarla ilgili ortaya koydukları pozisyon üzerinden kendi itibarlarını yükseltebilirler.</p>
<p>Bu bakış açısından devlet-STK ilişkisi için şu sonucu çıkarmak mümkün olabilir; bir STK’nın faaliyet alanına dair geliştirdiği pozisyonunun itibarı yüksek ise bu durum devlet-kamu yönetimi açısından müzakere edilebilir olma ve kamu-yerel yönetim süreçlerinde iz bırakabilme anlamına gelir. Bu şekilde ilerleyen bir ilişki de sağlıklı bir ilişki olarak telakki edilebilir. Önce çalışılan konu ve bu konu için STK tarafından geliştirilen pozisyonun itibarı önemlidir. Bu faaliyet itibarının olması devlet-STK ilişkisinde zeminin kaymasına mani olacaktır.</p>
<figure id="attachment_24539" aria-describedby="caption-attachment-24539" style="width: 338px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-24539 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/1456619_10152056094848875_1395112847_n-e1518894848649-640x511.jpg" alt="" width="338" height="270" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/1456619_10152056094848875_1395112847_n-e1518894848649-640x511.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/1456619_10152056094848875_1395112847_n-e1518894848649-610x487.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/1456619_10152056094848875_1395112847_n-e1518894848649-320x255.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/1456619_10152056094848875_1395112847_n-e1518894848649.jpg 883w" sizes="auto, (max-width: 338px) 100vw, 338px" /><figcaption id="caption-attachment-24539" class="wp-caption-text">Hamilik Okulu Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Süleyman Özdil</figcaption></figure>
<p><strong>Kamu fonları ve devletle kurulan yakın ilişkinin İslami STK’ları olumsuz yönde dönüştürdüğüyle ilgili tartışmalar var bu konuda görüşleriniz nelerdir?</strong></p>
<p><strong> </strong>Türkiye’de günümüzde sadece vakıf ve dernekler STK olarak kabul ediliyorlar. Diğer oluşumlar şu an için bu kapsamın dışında. Buna rağmen Türkiye’de güçlü bir sivil toplum olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bizce bu güçlü veya bilinçli olma hali kaygı duyulan veya dert edinilen toplumsal meselelerin değişkenliği, dönemselliği ve çeşitliliği ile teknolojinin sağladığı imkânların artmasıyla doğru orantılı görülmektedir. Tabi artan bu hareketlilik STK’ların faaliyet sahalarını genişletmeleri gibi bir duruma yol açtı. İşte tam da burada başlayan kamusal fon ihtiyacı aslında idare edilmesi zor bir alanı işaret ediyor. Muhafazakâr insanların kurdukları STK’ların doğrudan kamu fonları ile bir değer üretme çabaları bir öncelik belirleme eksikliğine işaret ediyor. Bu eksiklik alanı STK’lar tarafında öncelik belirlenmesinde yapılan yanlışlık olarak özetlenebilir. STK’ların amaçlarını-faaliyet alanlarını-dert sahalarını belirleme, kendi kapasitelerini tahlil etme, faaliyetler geliştirme,  mükellef insan kaynağını ortaya çıkarma, finansal kaynak bulma ve bu kaynağı zaman içerisinde geliştirme gibi bir strateji üzerine gitmesi daha doğru olandır. Kamusal fon kullanılabilir; ancak bunun ölçüsü etraflıca belirlenecek bir toplumsal sorunsal üzerine devleti teşvik etmek ve işin içine uzun süreli katmak olmalıdır. Bu manada kamu otoritesi ile olan ilişkilerin bizce sıkıntılı noktası faaliyet alanlarının kamusal fon türü başlığına uydurulması gibi bir plansızlık-hedefsizlik içeriyor olmasıdır. STK tarafından fon kaygısı olmadan belirlenecek bir sorunsal ve dert sahası kendi etkisi sayesinde fon ihtiyacının azalmasını, devletin bu soruna kapsamlı ve uzun soluklu şekilde eğilmesini ve nihayet insanların ilgisini de cezbedecektir.</p>
<blockquote><p><strong> </strong>“STK’ların amaçlarını-faaliyet alanlarını-dert sahalarını belirleme, kendi kapasitelerini tahlil etme, faaliyetler geliştirme, mükellef insan kaynağını ortaya çıkarma, finansal kaynak bulma ve bu kaynağı zaman içerisinde geliştirme gibi bir strateji üzerine gitmesi daha doğru olandır. Kamusal fon kullanılabilir; ancak bunun ölçüsü etraflıca belirlenecek bir toplumsal sorunsal üzerine devleti teşvik etmek ve işin içine uzun süreli katmak olmalıdır.”</p></blockquote>
<p><strong>Size göre STK siyaset ilişkisi nasıl şekillenmelidir?</strong></p>
<p>Bu ilişki ilkesel bir çerçeveye işaret etmektedir. STK’ların kendilerini siyaset karşısında konumlandırmaları birer ‘etki mekanizması’ olacak şekilde olmalıdır. Etkileyen, hatırlatan ve toplumsal sorunların bir kısmı hakkında görüş beyan eden bir yaklaşımın belirlenmesi STK’ları dönemsel veya zamansal olarak görülen birer araç olmaktan çıkaracaktır. STK’ların toplumsal zeminden gelen talepleri belirli bir çerçeve içerisinde çalışması siyaset mekanizmasının ‘Yapılacaklar Listesi’ne katkı sunacaktır. Ayrıca bunun dikkate alınması sonucu da kamu-STK işbirliği mekanizmalarının hayata geçirilmesi anlamına gelecektir.</p>
<p><strong>Siyasetle bütünleşmenin toplumsal etkileri nasıl olacak sizce? İslami STK’ların toplumun sorunlarını görme ve değerlendirme açısından durumunu nasıl görüyorsunuz?</strong></p>
<p>Toplumsal değişimi etkileyen unsurlara dikkat çekme ve gündelik sorunların hızlı çözümü anlamında hem siyaset mekanizmasına hem de sivil toplum kuruluşlarına ihtiyaç duyduğumuz açıktır. Bu ihtiyaçların ayrı kompartımanlarda durmaları, fakat birbirlerinden kopuk olarak değil aksine aralarında işbirliği mekanizmasını temin etmeleri ideal olandır. Ayrık bir siyaset ve toplum erki toplumsal gelişim açısından bir anlam ifade etmeyecektir. Tabi bununla birlikte toplumsal sorunların doğru şekilde tespiti ve değerlendirilmesi bağlamında temelde protest bir dilden ziyade uyum ve değişimi esas alan bir yaklaşımın gerekliliğini de belirtmek gerekir. Muhafazakar STK’ların siyasetle bütünleşme yerine uyum ve değişim ilkeleri etrafında şekillendirebilecekleri bir sivil toplum gerek etki gücü gerekse de toplumsal sorunları çözüm ihtimali açısından faydalı olacaktır.</p>
<p><strong>Sivil toplum kuruluşlarının toplumda var olan kutuplaşmadan etkilenmesi veya içe kapanmasının toplumsal etkileri özellikle de farklı kesimlerin birlikte yaşama tecrübeleri açısından ne gibi etkileri olur sizce?</strong></p>
<p>Türkiye’nin sivil toplum kuruluşları kendileri dışındaki kurumlar ve onların düşüncelerinden veya birikimlerinden ne yazık ki faydalanmıyor. Bu temel bir sorunumuz. Burada insani bir durum söz konusu. Hepimiz günümüz dünyasının kurum ve sistemleri, kültürü ve bakış açısıyla hemhâl durumdayız. Bunun yanında Müslümanız ve Müslümanca bir hayat yaşamanın derdindeyiz. Bu derdin üstesinden gelmek ancak insanca yaşamayla, insanlığımızı tekrar keşfetme ve birbirimizi anlamakla mümkün görünüyor. Bu bahsettiğiniz içe kapanma aslında insanların kendilerini dışarıya kapatmaları ile ilgilidir. STK’lar da kendilerini dışa kapatmış-içe dönük olmaya devam ettikçe toplumsal işbirliği fırsatlarını da göremez hale gelmekteler. Bu olumsuz durum iletişimin zayıf olmasını ve yanlış anlamaların veya birbirini tanımama sorununun beraberinde gelmesine yol açmaktadır. Türkiye’nin düşünce ikliminin olumlu yönde değişmesi bu birliktelik ve anlayıştan geçmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>Başkent Kadın Platformu Üyesi Hidayet Tuksal:</p>
<p>“STKlar siyasete rehberlik etmeli”</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslami STKlar araştırmasında kurumsallaşma ve görünürlülüğün arttığına dikkat çekiliyor, bir yandan da bu kuruluşların devlete olan  yakınlaşmasının arttığı belirtiliyor? Bu ilişkiselliği nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Genel olarak sivil toplum örgütlerinin devletten bağımsız olması gerektiği düşünülüyor. Ancak pratikte bütün sivil toplum kuruluşları hangi kurum tarafından destekleniyorlarsa, o kurumun ilkeleri ya da menfaatleri doğrultusunda hareket etmek zorunda kalıyorlar. Bu yüzden kendi başına ayakta durmaya çalışan istisnai kurumlar dışında, bu ilişkiden kaçabilen yok ne yazık ki. Bu sorunun sadece İslami STKlar için konuşulmasını da eksik buluyorum. Bütün STKlar fon kaynaklarının politikalarıyla uyumlu olmak zorunda. Bence konuyu buradan konuşmak lazım öncelikle.</p>
<p><strong>Kamu fonları ve devletle kurulan yakın ilişkinin İslami STK’ları olumsuz yönde dönüştürdüğüyle ilgili tartışmalar var bu konuda görüşleriniz nelerdir?</strong></p>
<p>İslami STKlar eskiden devletle kavgalıydı, çünkü devlet onlarla kavgalıydı. Devlet tarafı bu kavgayı bitirince, ve üstüne üstlük maddi açıdan desteklemeye başlayınca, İslami STK&#8217;lar bundan yararlanmaya başladılar ve diğerleri gibi fon kaynağının dümen suyunda bir politika izliyorlar. Ancak tabi böylece bağımsızlıklarını da önemli ölçüde yitirdiler. Burada hesap soran kimse yok da, Allah&#8217;a nasıl hesap vereceklerini bilmiyorum doğrusu.</p>
<figure id="attachment_24540" aria-describedby="caption-attachment-24540" style="width: 259px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-24540 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/04eb48a261aff9a38d88-e1518895126994.jpg" alt="" width="259" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/04eb48a261aff9a38d88-e1518895126994.jpg 367w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/04eb48a261aff9a38d88-e1518895126994-320x278.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 259px) 100vw, 259px" /><figcaption id="caption-attachment-24540" class="wp-caption-text">Hidayet Tuksal</figcaption></figure>
<p><strong>Size göre STK- siyaset ilişkisi nasıl şekillenmelidir?</strong></p>
<p>STK ların siyasetle ilişkisinde, siyasetin eksik bıraktığını tamamlayan, yanlış yaptığında uyaran ve düzelten bir fonksiyonu olması lazım diye düşünüyorum. Yani siyaset STKlara patronluk yapmamalı, STKlar siyasete rehberlik etmeli. Ancak bizim STK&#8217;ların çoğu siyasetin patronluğu altına girmiş durumdalar, bu durumda rehberlik etme misyonunu yerine getirmeleri mümkün değil. Dolayısıyla da toplumla ilişkiler aşağıdan yukarıya bir ilişki olma özelliğini yitiriyor, siyasetin sözcülüğüne soyunan STKlar ancak yandaşları nezdinde bir anlam ifade eder, &#8216;sivil&#8217; niteliğinin pek bir anlamı kalmaz.</p>
<blockquote><p>“Başörtüsü yasaklarını destekleyen kadın çevrelerinin büyük bir iki yüzlülük günahı işlediklerini düşünüyorum. Bir yandan kadınları özgürleştireceğiz diye slogan atarken, başörtüsü yasaklarını da bu özgürlük adına destekleyerek, pek çok kadının erkeklere muhtaç hale gelmesine göz yumdular. Bu bir çifte standarttı, yaşandı ve bitti. Ancak bir başka çifte standart da İslami STK&#8217;larda. Erkeklerin çoğu bu STK&#8217;ları, kamuoyunda hayırlı işlerle tanınmak ve bir yer edinmek, sonra da imkan olursa buralardan başka yerlere atlamak için basamak olarak kullanıyorlar.”</p></blockquote>
<p><strong>Sivil toplum kuruluşlarının toplumda var olan kutuplaşmadan etkilenmesi veya içe kapanmasının toplumsal etkileri özellikle de farklı kesimlerin birlikte yaşama tecrübeleri açısından ne gibi etkileri olur sizce?</strong></p>
<p>Bu sorunun Ak Parti iktidarıyla ortaya çıkmış, yeni bir sorun olduğunu düşünmüyorum doğrusu. Ancak bir dönem insan hakları ve kadın hakları alanlarında çalışan farklı STKların bir araya geldiği bir tecrübe yaşandı. Bu hayırlı ve verimli bir tecrübeydi. Türkiye&#8217;de 80 senedir zaten var olan derin kutuplaşmanın aşılması yönünde bir çabaydı. Olumlu etkileri hala devam etse de şu sıralar bu etkileşimi ve işbirliğini sürdürmeyi başaran pek az grup var. Bunların çabası da, kutuplaşmanın aşılması için yetmiyor. Ve maalesef hükümet son iki dönemki icraatlarıyla, tekrar ediyorum 80 senedir var olan kutuplaşmayı derinleştirmiştir.</p>
<p><strong>28 Şubat’ın kadınların STK’lardaki görünürlüğünü arttırdığı belirtiliyor araştırmada buna katılıyor musunuz?</strong></p>
<p>Kadınlar öncelikle yardımlaşma amaçlı STKlarda faaliyet gösterdiler, 90&#8217;ların sonuna doğru kadın hareketiyle belirli şekillerde etkileşime girmeye çalıştılar. Bu çabalarında aslında büyük bir dirençle karşılaştılar. Kemalist, sol, sosyalist, feminist kadın örgütleri dindar kadınları kabullenmekte çok zorlandılar. Fakat çatışmalı bir süreç olsa da iki taraf da birbirinin farkına vardı en azından, zayıf da olsa işbirlikleri yapıldı. 28 Şubat süreci elbette kadınların daha görünür olmasını sağladı ancak bizim Başkent Kadın Platformu gibi çok istisnai olarak bağımsızlığını koruyan bir kaç STK dışında, erkekler genellikle kadın aktörlerin arkasında oldu ve sistemle mücadelelerinde kadınları yedeklerine almaya çalıştılar. Patronajın erkeklerde olduğu bir sivil toplum dünyasında kadınların ne kadar bağımsız ve etkin olabileceği tartışılır kuşkusuz. Ancak, bu bir açıdan mecbur da kalınan bir süreçti. Çünkü kadınların parası, çevresi ve nüfuzu yoktu, bu yüzden erkeklerin desteğine muhtaçtılar. İşte bu yüzden, başörtüsü yasaklarını destekleyen kadın çevrelerinin büyük bir iki yüzlülük günahı işlediklerini düşünüyorum. Bir yandan kadınları özgürleştireceğiz diye slogan atarken, başörtüsü yasaklarını da bu özgürlük adına destekleyerek, pek çok kadının erkeklere muhtaç hale gelmesine göz yumdular. Bu bir çifte standarttı, yaşandı ve bitti. Ancak bir başka çifte standart da İslami STK&#8217;larda. Erkeklerin çoğu bu STK&#8217;ları, kamuoyunda hayırlı işlerle tanınmak ve bir yer edinmek, sonra da imkan olursa buralardan başka yerlere atlamak için basamak olarak kullanıyorlar. Kadınlar ise bu imkana sahip olmadığı gibi, onların erkek ağırlıklı İslami STKlar dünyasında pek bir şeyi değiştirebildiklerine de inanamıyorum, çünkü kadınlar bu STKlarda hala çoğunlukla bedelsiz ücretsiz Allah rızası için çalışıyorlar, ama bunun rantını erkekler topluyor&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dosyanın bir önceki yazısı:</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="mqHcZAyAjc"><p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/10/islami-stklarin-donusumu/">İslami STK’ların Dönüşümü</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;İslami STK’ların Dönüşümü&#8221; &#8212; Sivil Sayfalar" src="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/10/islami-stklarin-donusumu/embed/#?secret=FQ9UYeIFVq#?secret=mqHcZAyAjc" data-secret="mqHcZAyAjc" width="500" height="282" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/19/islami-stklarin-donusumu-2/">İslami STK’ların Dönüşümü (2)</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/19/islami-stklarin-donusumu-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkent Kadın Platformu Derneği Başkanı Zeynep Göknil Şanal: 15 Temmuz Sonrası Sivil Toplumun Etkili Olma Olasılığı Kalmadı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/baskent-kadin-platformu-dernegi-baskani-zeynep-goknil-sanal-15-temmuz-sonrasi-sivil-toplumun-etkili-olma-olasiligi-kalmadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 11:43:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başkent Kadın Platformu Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Başkent Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Göknil Şanal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16930</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başkent Kadın Platformu Derneği, farklı gönüllü kuruluşlar ve sivil yapılarda çalışan kadınların yanı sıra kendisini herhangi bir yerle bağlantılı görmeyen, toplumsal konulara duyarlı kadınların da bulunduğu bir grup aktivist tarafından 1995 yılında Ankara’da kuruldu. Temsilci ve üyelerinin çoğunluğunun başörtülü olması nedeniyle, platform 28 Şubat ve sonraki süreçte “başörtüsü yasağı ile diğer hak ihlallerine” karşı verdiği [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/baskent-kadin-platformu-dernegi-baskani-zeynep-goknil-sanal-15-temmuz-sonrasi-sivil-toplumun-etkili-olma-olasiligi-kalmadi/">Başkent Kadın Platformu Derneği Başkanı Zeynep Göknil Şanal: 15 Temmuz Sonrası Sivil Toplumun Etkili Olma Olasılığı Kalmadı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başkent Kadın Platformu Derneği, farklı gönüllü kuruluşlar ve sivil yapılarda çalışan kadınların yanı sıra kendisini herhangi bir yerle bağlantılı görmeyen, toplumsal konulara duyarlı kadınların da bulunduğu bir grup aktivist tarafından 1995 yılında Ankara’da kuruldu. Temsilci ve üyelerinin çoğunluğunun başörtülü olması nedeniyle, platform 28 Şubat ve sonraki süreçte “başörtüsü yasağı ile diğer hak ihlallerine” karşı verdiği yoğun mücadele ile adını duyurdu. Dernek, hala kadın sorunlarının tespiti, teorik ve pratik çözüm önerileri, kadınlar arası diyalog, iletişim, dayanışma ve yardımlaşmayı sağlamak gibi başlıklarda güçlü bir şekilde faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Başkent Kadın Platformu Derneği Başkanı Dr. Zeynep Göknil Şanal, 15 Temmuz sonrası süreci Sivil Sayfalar’a değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=Lc2TPqFd8H8">https://www.youtube.com/watch?v=Lc2TPqFd8H8</a></p>
<p>Değerlendirmeden önemli satır başları şöyle:</p>
<p>“Darbe teşebbüsü, tabi ki bir sorgulama getirdi. Herkes açısında bir dolu şeyin sorgulanmasına sebep oldu bu darbe.”</p>
<p>“Aslında platformu temsilen böyle bir konuda açıklama yapmak doğru değil kafalar çok karıştı bu bir gerçek; bir takım şeyleri sorgular olduk. Biat kültürü öyle bir şey ki tartışmıyorsun sorgulamıyorsun sadece emri uyguluyorsun ve benim şahsi fikrim bu koşullarda Allah’tan başka hiç kimseye biat edilmez.”</p>
<p>“Türkiye Cumhuriyeti sözüm ona laik bir devlet; bütün dinlere, mezheplere cemaatlere eşit… ve işlerine karışmıyor olması gerekiyor. Ama Türkiye her konuda olduğu gibi bu konuda da bir takım kendine münhasır klişeleri olan bir ülke.”</p>
<p>“Ben hiçbir şekilde devlet baskısının engelleyici bir unsur olduğunu düşünmüyorum. Devlet baskıcı olduğu zaman her şey yer altına iner.”</p>
<p>“Kapatılan dernekler, vakıflar var. Ama sadece dini bakımdan bakmak doğru mu, onu düşünürüm. Bunun sadece dini boyutu yok bunun siyasi boyutu da var. Etnik boyutu da var, yani genel olarak OHAL durumundan dolayı genel olarak baskı ortamında yaşıyoruz. Bunun sadece dini guruplara olduğunu düşünmüyorum, değil de zaten.”</p>
<p>“Zaten sivil toplumun görevi siyaseti etkilemek. Kamuoyu oluşturup bir takım şeyleri siyasete kabul ettirmek varlığımızın amacı bu aslında. Biz iktidar kaygısıyla yola çıkmayan insanlarız.”</p>
<p>“15 Temmuz sonrası sivil toplumun etkili olma olasılığı kalmadı aslında OHAL’den dolayı baskıcı bir ortam var sivil toplum sesi çıkarmaya çekinir hale geldi aslında.”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/baskent-kadin-platformu-dernegi-baskani-zeynep-goknil-sanal-15-temmuz-sonrasi-sivil-toplumun-etkili-olma-olasiligi-kalmadi/">Başkent Kadın Platformu Derneği Başkanı Zeynep Göknil Şanal: 15 Temmuz Sonrası Sivil Toplumun Etkili Olma Olasılığı Kalmadı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 Temmuz&#8217;un sivil topluma yansımaları: Muhafazakar sivil toplum kuruluşlarına yönelik kaygı arttı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/15/15-temmuzun-sivil-topluma-yansimalari-muhafazakar-sivil-toplum-kuruluslarina-yonelik-kaygi-artti-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nevruz Tol - Zehra Tozkoparan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Jul 2017 13:21:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma ve Kültür Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Başkent Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[İLKDER]]></category>
		<category><![CDATA[İnfak Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[islami stk]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Dünya Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Darbe teşebbüsünün en çok “vurduğu” başkent Ankara&#8217;da muhafazakar sivil toplum kuruluşlarına mikrofon uzattık, dernek ve vakıf temsilcileriyle 15 Temmuz sonrası yaşanan gelişmeleri konuştuk. Ortak görüş; “15 Temmuz, dernek, vakıf ve cemaatlere yönelik toplumsal kaygıyı arttırdı. Darbe teşebbüsü büyük bir travma yarattı, bizi iki kat vurdu” 15 Temmuz darbe teşebbüsü gecesi; başkentin sağına soluna düşen bombaların, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/15/15-temmuzun-sivil-topluma-yansimalari-muhafazakar-sivil-toplum-kuruluslarina-yonelik-kaygi-artti-2/">15 Temmuz&#8217;un sivil topluma yansımaları: Muhafazakar sivil toplum kuruluşlarına yönelik kaygı arttı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Darbe teşebbüsünün en çok “vurduğu” başkent Ankara&#8217;da muhafazakar sivil toplum kuruluşlarına mikrofon uzattık, dernek ve vakıf temsilcileriyle 15 Temmuz sonrası yaşanan gelişmeleri konuştuk. Ortak görüş; “15 Temmuz, dernek, vakıf ve cemaatlere yönelik toplumsal kaygıyı arttırdı. Darbe teşebbüsü büyük bir travma yarattı, bizi iki kat vurdu”</strong></p>
<p>15 Temmuz darbe teşebbüsü gecesi; başkentin sağına soluna düşen bombaların, ülke genelinde sokağa dökülen tankların, askeri bölgelerdeki çatışma haberlerinin bünyemizde yarattığı travma bir yana, sonrasında ortaya çıkan gerçekler, yaşanan gelişmeler, her kesimde farklı toplumsal travmalara yola açtı. Biz de 15 Temmuz’un seneyi devriyesinde “acaba bu konuya nasıl değinsek? Neyi, hangi açıdan gündeme getirsek? Sivil topluma etkilerini nasıl yansıtsak” diye kafa yorarken bu travmayı iki kat fazla yaşadığını dile getiren muhafazakar kesime mikrofon uzatmaya karar verdik. Bu doğrultuda sorular hazırlayarak belli bir çerçeve belirledik. Röportaj yapılan sivil toplum kuruluşlarına genel çerçevenin dışına çok çıkmadan benzer sorular sorduk.</p>
<p>Bir liste hazırlayıp, Muradiye Vakfı, Semerkant Vakfı, Araştırma ve Kültür Vakfı, KABİP, Anadolu Vakfı, TUGVA, İnfak Vakfı, TÜRGEV, Yeni Dünya Vakfı, İLKDER, Başkent Kadın Platformu Derneği ile röportaj yapma fikrimizi paylaştık. İçlerinden hiç ulaşamadığımız da oldu, röportaj yapmayı kabul etmeyen de… Sonuçta 5 sivil toplum örgütü temsilcisi ile konuşma fırsatı yakaladık.</p>
<p>Bu sivil toplum kuruluşlarından İnfak Vakfı, İLKDER, Başkent Kadın Platformu Derneği, Yeni Dünya Vakfı ile Araştırma ve Kültür Vakfı görüşme talebimizi kabul ederek, bize kapılarını açtı.</p>
<p>Muhafazakar kesim içinde çalışmalar sürdüren bu dernek ve vakıflar genelde gençlere burs/yurt, gıda/yemek yardımı gibi hayır işleri yapıyor, eğitim yayınları çıkartıyor, kültürel etkinlikler düzenliyor. Aralarında kadın derneklerinin ise çok özel bir yeri var, 28 Şubat süreci ile birlikte “başörtüsüne özgürlük” ve “hak ihlallerine karşı demokrasi” mücadelesi vermek zorunda kalan kadın derneklerinin diğerlerine göre biraz daha fazla siyasi faaliyetler sürdürdüğünü belirtmek de fayda var.</p>
<p>Görüştüğümüz sivil toplum örgütlerinden edindiğimiz izlenimlere göre &#8216;Fethullah Gülen yapılanması&#8217; ve darbe teşebbüsünün etkilerini anlatmak için 15 Temmuz önce ve sonrası olarak iki farklı değerlendirme yapmak gerekiyor.</p>
<p>15 Temmuz öncesi , aslında bir bakıma da 17/25 Aralık öncesi Fethullah Gülen yapılanmasının; devlet desteği ile sürdürdüğü ve tekeline aldığı sivil toplum faaliyetleri; muhafazakar kesim özelinde “hayır işleri” ve “eğitim/kültür faaliyetleri”, çok köklü pek çok yapıya hareket alanı bırakmıyor. Bağışlarla ayakta duran pek çok vakıf ve dernek, muhafazakar kesime kendilerini anlatmakta, Ramazan ayında ihtiyaç sahiplerine dağıtılacak iaşe yardımını örgütlemede, gençler için burs faaliyetleri gerçekleştirmekte ya da kurban bağışı toplamakta oldukça zorluk çekiyor, geleneklerini sürdürecek genç nesillere faaliyetlerini anlatacak zemin bulamıyorlar.</p>
<p>15 Temmuz darbe teşebbüsü ise tam da bu noktada bu dernek ve vakıflara ikinci darbe niteliği taşıyor. OHAL koşullarında, &#8216;Fethullah Gülen Yapılanması&#8217;nın kurduğu, kurdurduğu pek çok dernek ve vakıf ardı ardına kapatılırken, bir yandan büyük bir boşluk doğuyor, öte yandan  da muhafazakar kesimde büyük bir travma yaşanıyor ve yoğun bir güven problemi, toplumsal kaygı baş gösteriyor. Devlet veya hükümet desteğiyle kurulan ya da sonradan desteklenen sivil toplum kuruluşları bu boşluğu doldurmaya çalışırken, vatandaşla iletişimde aralarına bir duvar daha örülen, farklı geleneklerden gelen vakıf ve dernekler ise yeniden bir güven zemini oluşturma derdiyle çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p><strong>*Söz konusu röportajlar  Zehra Tozkoparan&#8217;ın değerli katkılarıyla hazırlanmıştır.</strong></p>
<p><strong>ARAŞTIRMA VE KÜLTÜR VAKFI BAŞKANI METİN MAYİTAPOĞLU: FETÖ&#8217; NÜN İSLAMİ CAMİADAKİ VAKIF, CEMAAT VE DERNEKLERE VURDUĞU DARBE DİĞERLERİNE ORANLA İKİ MİSLİ</strong></p>
<p>Araştırma ve Kültür Vakfı 1998 yılında İstanbul’da kuruldu, 1992 yılında Ankara şubesi açtı ve şu anda Hacı Bayram Veli Cami çevresindeki eski Ankara evlerinden birinde faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<p>Gençlere yönelik projeler üreten Vakıf, konferanslar, kamp faaliyetleri, panel, yaz okulu gibi etkinlikler düzenliyor, çeşitli yayınlar ile gençlere sesleniyor.</p>
<p>Araştırma ve Kültür Vakfı Ankara Başkanı Metin Mayitapoğlu, 15 Temmuz süreci sonrası sivil toplum örgütlerinin yaşadıklarına ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı.</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=0R9Rgt7gNBI">https://www.youtube.com/watch?v=0R9Rgt7gNBI</a></p>
<p>Mayitapoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:</p>
<p>“Bu yapı (FETÖ) bu anlamda Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının geneline ciddi bir darbe vurdu ama İslami camiadaki vakıf, cemaat ve derneklere vurduğu darbe belki onun iki misli fazlasıyla gerçekleşti.”</p>
<p>“Cemaat, imam, abla, abi, hizmet, vaiz, himmet gibi kavramlar, tamamen İslami medeniyetinin oluşturduğu kavramlardır ve bu süreçte bu kavramların ciddi anlamda içi boşaltıldı.”</p>
<p>“İslami camia ve vakıflar bu işin tek sorumlusu mu diye sorduğumuz zaman belki en son sırada olacak kesim… Bunun üstünde siyaset, bürokrasi, iktidar, devlet, devletin diğer kurumları bu işin birinci derecede sorumluları. Bunun belki en masum kesimi vakıf ve cemaatler ise en fazla bedel ödeyen kesim oldu.”</p>
<p>“Hem devletin hem de uluslararası güçlerin desteğini alarak dünya çapında organize oldular. Bunun suçluluları kim? Eğer bu arkadaşlar bugün bu kadar kötüyse bunu bu hale getirenlerden de bu hesabın sorulması gerekiyor. Oysa ki bu yapı büyük ihtimalle benim kanaatime göre NATO konseptli kurulan bir yapı. Ve dünya üzerinde de teşkilatlanmasını Amerika ve Batı yardımı ve desteğiyle sağlamıştır.”</p>
<p>“Sivil toplum kuruluşları toplum içinde çok ciddi bir ihtiyaç. Devletin bütün kurumlarının ulaşamadığı noktalara sivil toplum kuruluşları çok rahat ulaşabiliyorlar ve çok daha insancıl ulaşabiliyorlar. Mekanik değil ve insanlar bunu daha çok tercih ediyorlar.”</p>
<p>“Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının şeffaflaşması lazım.  Biz burada yaptığımız tüm faaliyetleri duyuruyoruz ve kamuoyuna açık,  ücretsiz bir faaliyet yapıyoruz ve bütün bağışlarımız resmi olarak kayıtlı”</p>
<p>“Devletin sivil toplum kuruluşları üzerinde kontrol kurması çok taraftar değilim işin açıkçası; devletin veya hükümetin… Çünkü sivil toplum kuruluşları bağımsız yapılardır ve sivil toplumun oluşturduğu bir inisiyatiftir.  Eğer bunun üzerine biz devletin veya hükümetin ya da başka kanalların kontrolünü korsak, buraya giriş yaparsak yaşadığımız 15 Temmuz sürecinden farklı bir yapı çıkmaz ortaya”.</p>
<p>“Bizim merdiven altından çıkmamız lazım. Yani cumhuriyet döneminde bizim İslami camiadaki sivil toplum kuruluşları Anayasadaki 163. Maddeden dolayı sürekli olarak merdiven altına kaçmak zorunda kaldı. Tekke ve zaviyelerin kapatılması, bu anlamda bir ciddi bir sıkıntı yarattı. 28 Şubat süreci ise bizi ciddi anlamda yıprattı ve bu süreçte ister istemez sivil toplum kuruluşları İslami camiada ve 12 Eylül sonrasında sol camiada merdiven altına kaçmak zorunda kaldı. Sivil toplum kuruluşları kendilerini ifade etme alanı oluşturamadılar. Bu biraz da devlet tarafından engellendi.”</p>
<p>“Sivil toplum kuruluşunun mülkünün malının olması doğru bir şey değil. Siz eğer vakıfsanız aldığınızı ihtiyaç sahiplerine dağıtmak zorundasınız. İmkanlarınızla yeni insan nesli yetiştirmek zorundasınız, ihtiyaç sahibi insanları yetiştirmek zorundasınız. Sivil toplum kuruluşlarının bu anlamda yoğun bir mülk sahibi olması doğru bir davranış değil. Ondan sonra bu sizi güce dönüştürüyor.”</p>
<p>“Fetullah Gülen hareketiyle ilgili 94-95’te yaptığımız eleştiride bu kadar okullaşmanın bu yapıyı saptıracağını, sapan bu yapının da bu milletin başına bela olacağının yorumunu yaptığımızda bizi eleştirmişlerdi. Çünkü uluslararası bir boyutta teşkilatlanma, okul açarsanız birileri sizin tabiri caizse damarınıza basıp gırtlağınıza yapışır. Bir yere yönlendirmek ister sizi.”</p>
<p>“Şimdi devletin bugün kurduğu veya kurmaya çalıştığı veya hükümetlerin kurmaya çalıştığı sivil toplum kuruluşları bu anlamda diğer sivil toplum kuruluşlarına çok hayat, yaşama şansı bırakmıyor gibi bir görüntü var ortada. Aslında devletin burada bir refleksi var. Devlet ciddi bir travma geçirdi. Toplum ciddi bir travma geçirdi.”</p>
<p>“Aslında devlet sivil toplum kuruluşları alanından geri çekilmesi lazım. Ama o anlamdaki sivil toplum kuruluşlarına belli bütçeler ayırarak belli alanlar biçerek bu konuda bir yönlendirme yapması ve kontrol etmesi lazım.”</p>
<p>“Bugün sivil toplum kuruluşunun yapabileceği şeyleri devlet yapıyor. O öyle yapınca sivil toplum kuruluşları devleti yönetmeye kalkıyor. Aslında herkesin yerini bilmesi lazım.”</p>
<p>“Sancılı bir süreçten geçiyoruz. Umarım sivil toplum kuruluşları durması gerektiği yerde dururlar, siyaset de durması gerektiği yerde durur. Devletin de durması gerektiği yerde durması kanaatindeyim.”</p>
<p>“Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bütün insanların bütün kurumların kendi öz eleştirisini yapması lazım. Kendi kendini sorguya çekmesi lazım.”</p>
<p>“Artık toplumda insanların birbirine karşı olan güveni ciddi anlamda zedelendi ve biz bu güveni yeniden sağlamamız lazım. Yeniden kendi görev tanımlamamızı yapmamız lazım.”</p>
<p>“Bu camianın dışında yaşayan insanlar da var. Yani Müslüman olmayabilir, İslami hassasiyeti az olabilir, farklı bir düşünce yapısında olabilir ve biz bu insanlarla nasıl bir araya gelip oturup konuşup yaşadığımız bu coğrafyaya sahip çıkmayı nasıl sağlarız bunu konuşmamız lazım.”</p>
<p>“15 Temmuz akşamı niye sokağa çıktınız diye sorsanız bana, &#8216;darbe oluyor&#8217; dedikleri zaman ‘eyvah ülke işgale açılıyor’ diye sokağa çıktım; yani ‘vatanımız elimizden gidiyor’ diye sokaklara çıktık ve sabahlara kadar sokaklardaydık ondan dolayı Türkiye’deki bütün camianın aklını başına toplaması lazım.”</p>
<p><strong>BAŞKENT KADIN PLATFORMU DERNEĞİ BAŞKANI DR. ZEYNEP GÖKNİL ŞANAL: 15 TEMMUZ SONRASI SİVİL TOPLUMUN ETKİLİ OLMA OLASILIĞI KALMADI</strong></p>
<p>Başkent Kadın Platformu Derneği, farklı gönüllü kuruluşlar ve sivil yapılarda çalışan kadınların yanı sıra kendisini herhangi bir yerle bağlantılı görmeyen, toplumsal konulara duyarlı kadınların da bulunduğu bir grup aktivist tarafından 1995 yılında Ankara’da kuruldu. Temsilci ve üyelerinin çoğunluğunun başörtülü olması nedeniyle, platform 28 Şubat ve sonraki süreçte “başörtüsü yasağı ile diğer hak ihlallerine” karşı verdiği yoğun mücadele ile adını duyurdu. Dernek, hala kadın sorunlarının tespiti, teorik ve pratik çözüm önerileri, kadınlar arası diyalog, iletişim, dayanışma ve yardımlaşmayı sağlamak gibi başlıklarda güçlü bir şekilde faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Başkent Kadın Platformu Derneği Başkanı Dr. Zeynep Göknil Şanal, 15 Temmuz sonrası süreci Sivil Sayfalar’a değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=Lc2TPqFd8H8">https://www.youtube.com/watch?v=Lc2TPqFd8H8</a></p>
<p>Değerlendirmeden önemli satır başları şöyle:</p>
<p>“Darbe teşebbüsü, tabi ki bir sorgulama getirdi. Herkes açısında bir dolu şeyin sorgulanmasına sebep oldu bu darbe.”</p>
<p>“Aslında platformu temsilen böyle bir konuda açıklama yapmak doğru değil kafalar çok karıştı bu bir gerçek; bir takım şeyleri sorgular olduk. Biat kültürü öyle bir şey ki tartışmıyorsun sorgulamıyorsun sadece emri uyguluyorsun ve benim şahsi fikrim bu koşullarda Allah’tan başka hiç kimseye biat edilmez.”</p>
<p>“Türkiye Cumhuriyeti sözüm ona laik bir devlet; bütün dinlere, mezheplere cemaatlere eşit&#8230; ve işlerine karışmıyor olması gerekiyor. Ama Türkiye her konuda olduğu gibi bu konuda da bir takım kendine münhasır klişeleri olan bir ülke.”</p>
<p>“Ben hiçbir şekilde devlet baskısının engelleyici bir unsur olduğunu düşünmüyorum. Devlet baskıcı olduğu zaman her şey yer altına iner.”</p>
<p>“Kapatılan dernekler, vakıflar var. Ama sadece dini bakımdan bakmak doğru mu, onu düşünürüm. Bunun sadece dini boyutu yok bunun siyasi boyutu da var. Etnik boyutu da var, yani genel olarak OHAL durumundan dolayı genel olarak baskı ortamında yaşıyoruz. Bunun sadece dini guruplara olduğunu düşünmüyorum, değil de zaten.”</p>
<p>“Zaten sivil toplumun görevi siyaseti etkilemek. Kamuoyu oluşturup bir takım şeyleri siyasete kabul ettirmek varlığımızın amacı bu aslında. Biz iktidar kaygısıyla yola çıkmayan insanlarız.”</p>
<p>“15 Temmuz sonrası sivil toplumun etkili olma olasılığı kalmadı aslında OHAL’den dolayı baskıcı bir ortam var sivil toplum sesi çıkarmaya çekinir hale geldi aslında.”</p>
<p><strong>İNFAK VAKFI BAŞKANI ÖMER KÖSE: </strong><strong>PARALEL YAPILAR BİR TANE DEĞİLDİR BU ÜLKEDE</strong></p>
<p>Ankara’da 1996 yılında kurulan İnfak Vakfı, “Zenginin fakire uzanan eli, muhtaç olup da söyleyemeyenin dilidir” cümlesiyle kendini tanımlıyor. Kültürel ve sosyal faaliyetler, geziler, iftar programları, sohbetler, şiir geceleri, yaz kampları, umre organizasyonları düzenleyen vakıf, burs, öğrenci evleri, gıda, giysi bağışı gibi yardım etkinlikleri de yapıyor. İnfak Vakfı Başkanı Ömer Köse ile 15 Temmuz öncesi cemaat faaliyetleri ve sonrası yaşanan gelişmelerin diğer sivil toplum örgütlerine yansımalarını konuştuk.</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=PpR3FO7S818">https://www.youtube.com/watch?v=PpR3FO7S818</a></p>
<p>Önemli satır başları ise şöyle:</p>
<p>&#8220;Şimdi cemaatin kısa bir geçmişine bakarsak durumu daha iyi kavrarız. 1970’li yıllardan sonra FETÖ hayır yapan gençlerin gelişmesine yönelik eğitimler yapan, siyasetle hiçbir alakası olmayan, dindar kesimi etkileyen, halk arasında sempati kazanan bir örgüt&#8230; Zaman zaman siyasi partilerden de destek alıyordu; özellikle Özal döneminde yurt dışına açılmalar oldu&#8230; Hayırseverlerin hayırları büyük ölçüde oraya aktarılıyordu. Darbeye kadar böyle bir sıkıntısı vardı sivil topluma FETÖ hareketinin.”</p>
<p>“Zaman zaman halktan destek almak için gittiğimizde; ‘biz zaten yaptığımız yardımları, işlerinde kullanan bir grup var, bu da hizmet hareketi var, biz onlara yardım ediyoruz’ sözlerine maruz kalıyorduk.”</p>
<p>“Bizim gibi sivil toplum kuruluşlarına zararı oldu ancak son aylarda hayırseverler biraz yumuşama gösterdiler.”</p>
<p>“Cemaat aslında İslami bir kavram. Ancak cemaat birbirlerine dışarıda bağlı, devleti kullanacak örgüt kuracak yapılar gibi ortaya çıktığında FETÖ gibi oraya çıkıyor.”</p>
<p>“Devlet aslında geçmişte çok baskı uyguladı, insanları yer altına itti. CHP zihniyeti gizli yapılanmayı teşvik etti. Cezaları getirdi. Kitap okudukları için Kur&#8217;an okudukları için cezaları getirdi. Vatandaşla devlet hep kavga halinde oldu. Bu da vatandaşları devlete karşı tavır alma gibi bir duruma itti. Gizli yapıları teşvik etti.”</p>
<p>“Paralel yapılar bir tane değildir bu ülkede. Başka paralel yapılarda vardır bu ülkede ve bu yapılar zamanı geldiğinde ortaya sokulur. Yeni belalar bu toplumun başına açılır.”</p>
<p>“Soruyorlar &#8216;Adıyaman&#8217;a (Adıyaman Cemaati) bağlı mısın değil misin?&#8217;. Bağlıysa üst seviye oluyorsun değilsen kalıyorsun. İnsanlar bağlı olduğu kişilerin dediklerini yapıyorsa ortada paralel yapı vardır. Süleymancılar çok daha farklı yapıdadır. Dış güçlerle birlikte çalışıyorlar.”</p>
<p>“Devlet sivil toplum örgütlerine geniş bir yol çizmeli ve devlet birçok yerden elini çekmeli”</p>
<p>“Şimdi akredite olmuş sivil toplum kuruluşları var devlet büyüklerinin güdümünde kurulmuş; çok yakınlarının kurduğu; kendilerinin o bünyelerden geldiği vakıflar var.&#8221;</p>
<p>“Devlet her şeyi biliyor anlayışından kurtulmak lazım. Bu hususta bir eğitime ihtiyaç var.”</p>
<p><strong>YENİ DÜNYA VAKFI ANKARA TEMSİLCİSİ ALİ TOKÖZ: </strong><strong>FETÖ SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINI VURDU</strong></p>
<p>Merkezi İstanbul’da olan Yeni Dünya Vakfı, 1996 yılında Hadım Hasan Paşa Medresesinde kuruldu. Ankara Hacı Bayram’da bir şubesi, Türkiye genelinde ise 15 temsilciliği olan vakıf, üniversite öğrencilerine verdiği barınma olanakları ve bursların yanı sıra çeşitli sosyal faaliyetler de düzenliyor. “Yeni bir dünya için çalışıyoruz” sloganıyla çalışmalarını sürdüren vakıf, önceliklerini, “Gençlerimizin milli ve manevi değerlere bağlı, bilgili, kültürlü, ahlaklı, yeniliklere açık, aydın birer şahsiyet olmalarını sağlayarak milletimizin huzur içinde kalkınmasına ve gelişmesine katkıda bulunmak” olarak açıklıyor.</p>
<p>Vakfın Ankara Temsilcisi Ali Toköz ile 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan gelişmelerin muhafazakar sivil toplum örgütleri üzerindeki etkisi üzerine konuştuk.</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=I2Mkn1pHzII">https://www.youtube.com/watch?v=I2Mkn1pHzII</a></p>
<p>Sohbetten satır başları şöyle:</p>
<p><strong>“</strong>15 Temmuz ayaklanması; bu hain FETÖ; sivil toplum kuruluşlarını vurdu. İnsanların inanç değerlerini yardım değerlerini ortadan kaldırdı. Vakıflarımız, bu tür hizmet veren derneklerimiz ciddi derecede sıkıntı içinde… Vatandaş artık güvenip de yardım etmiyor.”</p>
<p>“Bu müesseselerin kurumlaşması lazım. Birçok yeni dernek, vakıf oluşmaya başladı. Bu da kirlilik meydana getirdi. Burada da insanların güveni sarsılmaya başladı. Her önüne gelen vakıf, dernek kurmaya çalışırsa bunlara da yeni düzenleme gelmesi gerekiyor.”</p>
<p>“OHAL’in devam etmesi lazım. Suçlu olanların tedirgin olması lazım, biz bundan şikayetçi değiliz. Daha rahat görevlerimizi yapıyoruz. Denetim olması gereken şey. Güvenilinir olmamız sağlıyor.”</p>
<p>“Sivil toplumun önde olacağı sürece doğru gidiyoruz. Siyasilerin de sivil toplum ekiplerini asla ihmal etmemesi gerekir.”</p>
<p>“Türkiye’de yüzde 60-70 insanın dernek ya da vakıflarla ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Siyasilerin bunları yok saymaması lazım. Önümüzdeki dönem bu derneklerin toplumların daha ön planda olacağını düşünüyorum.”<strong> </strong></p>
<p><strong> İLKDER BAŞKAN YARDIMCISI HAYRİYE KILIÇ: CEMAATLERE YÖNELİK BİR KAYGI OLUŞTU</strong></p>
<p>Ankara&#8217;da üniversiteden yeni mezun genç kadınlar tarafından, 1994 yılında kurulan İlke Kadın İlim Kültür ve Dayanışma Derneği (İLKDER) hak ihlallerine karşı mücadele, sosyal ve hayır amaçlı faaliyetlerle kadın duyarlılığını ortaya koymak için çalışmalarını sürdürüyor. Endonezya&#8217;daki tsunamiden sonra Açe&#8217;de, depremden sonra da Pakistan Keşmir&#8217;de yetim ve öksüz  çocuklara sahip çıkabilmek için Koruyucu Aile Platformu&#8217;nu oluşturan İLKDER, kadın eksenli çalışmalar yapan bir sivil toplum örgütü.</p>
<p>İLKDER Başkan Yardımcısı Hayriye Kılıç ile 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan gelişmelerin sivil toplum örgütlerine etkisini konuştuk.</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=MsWIJ6NZXkU">https://www.youtube.com/watch?v=MsWIJ6NZXkU</a></p>
<p>Sohbetimizden satır başları şöyle:</p>
<p>“Cemaatlere olan yaklaşımda insanlarda bir güvensizlik olduğunu düşünüyorum. Biz dernek olarak bunu kendimizde yaşadık.&#8221;</p>
<p>“Acaba bu verdiğimiz yardımlar nereye gidiyor sorusu kafalarda daha fazla oluşmaya başladı.”</p>
<p>“Sivil toplumu rayına oturtabilirsek eğer; cemaat ve tarikatlara şu an baktığımız zaman; cemaatlerin topladığı yardımlardan aidatlardan devletin haberinin olup olmadığı sorusu aklımızı meşgul ediyor. Ama sivil topluma baktığımızda bir kuruş dahi aidatın kaydını tutmamız gerekiyor. Ama bu cemaatlerde ve tarikatlarda bu kayıtların tutulmadığını düşünüyorum.&#8221;</p>
<p>“Toplumun her kesiminden insanın saygısını kazanmış bir kişiydi Fethullah Gülen ve meclise baktığımızda devletin kademelerinde başbakanlıktan tutun cumhurbaşkanına kadar devletin her seviyesine kadar gerçekten itibar gören bir cemaatti. Hatta şöyle bir söylemde vardı: Alnı secdeye değen insanlardan zarar gelmez.’’</p>
<p>“Hükümette iki taraflı bir korku var o yüzden baskı olabilir diye düşünüyorum ben. Baskının olduğunu da düşünüyorum.  Yani insan hakları örgütlerine yönelik farklı sivil toplum örgütlerine yönelik baskılar olduğunu düşünüyorum.”</p>
<p>“Bugün belediyenin yükünü alırsınız yarın farklı platformlarda hükümetin yükünü alırsınız. Bugün Hollanda’da farklı yerlerde hükümet üyelerini, bakanları konuşturmayanlar, bir sivil toplum örgütü başkanını konuşturabilirler ve devletin ya da Türkiye’nin yapmak istediği pek çok şeyi sivil toplum ayağıyla yapabilirler.”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/15/15-temmuzun-sivil-topluma-yansimalari-muhafazakar-sivil-toplum-kuruluslarina-yonelik-kaygi-artti-2/">15 Temmuz&#8217;un sivil topluma yansımaları: Muhafazakar sivil toplum kuruluşlarına yönelik kaygı arttı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Pembe Alanlara Sıkışmayı Değil; Her Alanda Güvenli ve Huzurlu Bir Şekilde Bulunmayı İstiyoruz&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/pembe-alanlara-sikismayi-degil-her-alanda-guvenli-huzurlu-bir-sekilde-bulunmayi-istiyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2017 09:12:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İLKDER]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Başkent Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[ilke kadın ilim kültür ve dayanışma derneği]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[pembe vagon]]></category>
		<category><![CDATA[taciz]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15757</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen haftalarda Bursa Belediyesi metro girişlerine &#8220;bayan yolcularımıza öncelikli vagon&#8221; yazıları koydurdu. Halk arasında &#8220;pembe vagon&#8221; denilen bu uygulamaya tepki gösteren kadın örgütlerinden ikisi olan Başkent Kadın Platformu Derneği ve İlke Kadın İlim Kültür ve Dayanışma Derneği konuyla ilgili ortak bir açıklama yaptılar. Örgütler, &#8220;Bursa’da gündeme gelen bu uygulama yanlıştır, çözüm değildir, daha büyük sorunlar yaratır!&#8221; [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/pembe-alanlara-sikismayi-degil-her-alanda-guvenli-huzurlu-bir-sekilde-bulunmayi-istiyoruz/">&#8220;Pembe Alanlara Sıkışmayı Değil; Her Alanda Güvenli ve Huzurlu Bir Şekilde Bulunmayı İstiyoruz&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geçen haftalarda Bursa Belediyesi metro girişlerine &#8220;bayan yolcularımıza öncelikli vagon&#8221; yazıları koydurdu. Halk arasında &#8220;pembe vagon&#8221; denilen bu uygulamaya tepki gösteren kadın örgütlerinden ikisi olan Başkent Kadın Platformu Derneği ve İlke Kadın İlim Kültür ve Dayanışma Derneği konuyla ilgili ortak bir açıklama yaptılar. Örgütler, &#8220;Bursa’da gündeme gelen bu uygulama yanlıştır, çözüm değildir, daha büyük sorunlar yaratır!&#8221; dediler.</strong></p>
<p>Kadın örgütlerinin açıklaması şu şekilde;</p>
<p>Kadınların erkeklerle birlikte bulundukları mekanlarda maruz kaldıkları ayrımcılık, şiddet ve taciz gibi çirkin fiillere ve suçlara karşı bir çözüm olarak önerilen, kadınlara ayrı bir yer tahsis ederek koruma uygulaması, iyi niyetli bir düşünce olabilir. Hatta bazı kadınların talebine yönelik bir hizmet de olabilir.</p>
<p>Ancak gerçekten bir çözüm müdür?</p>
<p>Bizler, Başkent Kadın Platformu Derneği ve İLKDER olarak; alanların, araçların pembe renklerle boyanıp kadınlara tahsis edilmesinin, toplumsal hayatta karşılaştığımız sorunlara karşı köklü bir çözüm olacağını düşünmüyoruz. Aksine bu uygulamaların, öncelikle maruz kaldığımız sorunun doğru tanımlanmasını engelleyeceğini düşünüyoruz.</p>
<p>Sorun kadınların erkeklerle bir alanı paylaşması değildir!</p>
<p>Sorun kimi erkeklerin, yaptıklarının yanına kar kalacağı düşüncesi ve tecrübesiyle, kadınlara karşı şiddet ve taciz gibi suçları rahatlıkla işlemeye cüret edebilmeleridir.</p>
<p>Bu yüzden çözüm de, kadınları tecrit etmek değildir.</p>
<p>Biliyoruz ki kadınlar tecrit edildikleri, hatta yuva diye sığındıkları mahrem alanlarda bile bu tür saldırılara maruz kalabiliyorlar.</p>
<p>Üstelik, kadınların kıyafetlerine, hal ve hareketlerine bakarak sürekli namuslu/namussuz kadın ayrımının yapıldığı bir ülkede, tecrit edilmiş alanları kullanmak istemeyen kadınlar için çok daha büyük bir tehdit ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Pembe alanların, kadınların küçük bir kesimini rahatlatması muhtemeldir, ancak geriye kalan çok daha kalabalık bir kesimini damgalama ve tacizlere daha açık hale getirme riski çok yüksektir.</p>
<p>Bu sebeple, kadınları şiddetten, tacizden koruma ve onlara güvenli alanlar sağlama iyi niyetiyle düşünülmüş olsa da, bu tür uygulamaların zararının faydasından büyük olacağına inanıyoruz. Üstelik, bu uygulamayla kendilerine potansiyel tacizci muamelesi yapılmasından erkeklerin de büyük rahatsızlık duyacağını düşünüyoruz.</p>
<p>Sonuç olarak, Bursa’da gündeme gelen bu uygulama yanlıştır, çözüm değildir, daha büyük sorunlar yaratır!</p>
<p>Biz kadınlar pembe alanlara sıkışmayı değil, her alanda güvenli ve huzurlu bir şekilde bulunabilmeyi istiyoruz. Kadınların değil; kötü niyetli, kötü fiilli erkeklerin tecrit edilmesini, ıslah edilmesini ve kadınlarla bir arada insana yakışır bir şekilde yaşamayı öğrenmelerini istiyoruz!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/pembe-alanlara-sikismayi-degil-her-alanda-guvenli-huzurlu-bir-sekilde-bulunmayi-istiyoruz/">&#8220;Pembe Alanlara Sıkışmayı Değil; Her Alanda Güvenli ve Huzurlu Bir Şekilde Bulunmayı İstiyoruz&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın örgütleri Kadınlar Günü reklamlarını nasıl değerlendiriyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/08/kadin-orgutleri-kadinlar-gunu-reklamlarini-nasil-degerlendiriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2017 12:03:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Başkent Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Engelli Kadın Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Erktolia]]></category>
		<category><![CDATA[filmmor]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12170</guid>

					<description><![CDATA[<p>8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü özelinde markalar toplumsal cinsiyet rollerine eleştiri getirdiği iddia edilen reklamlarla ön plana çıkmaya başladı. Bu tür reklamları nasıl değerlendirdiklerini öğrenmek için kadın örgütleriyle konuştuk. &#8220;Bu reklamların toplumdaki her görüşten kadını kapsamaları gerekiyor&#8221; Başkent Kadın Platformu: Şu son dönemde toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde bir takım olumlu gelişmeler var fakat diğer [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/08/kadin-orgutleri-kadinlar-gunu-reklamlarini-nasil-degerlendiriyor/">Kadın örgütleri Kadınlar Günü reklamlarını nasıl değerlendiriyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü özelinde markalar toplumsal cinsiyet rollerine eleştiri getirdiği iddia edilen reklamlarla ön plana çıkmaya başladı. Bu tür reklamları nasıl değerlendirdiklerini öğrenmek için kadın örgütleriyle konuştuk.</strong><span id="more-17747"></span></p>
<h4>&#8220;Bu reklamların toplumdaki her görüşten kadını kapsamaları gerekiyor&#8221;</h4>
<p><strong>Başkent Kadın Platformu:</strong> Şu son dönemde toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde bir takım olumlu gelişmeler var fakat diğer yandan geçmişten gelen, kadınla erkeğin ayrıştırıcı rollerini vurgulayan reklamlar aynı şekilde devam ediyor. Değişime yönelik reklamlar umut verici fakat yeterli değil. Sadece reklamlar değil toplumu etkileyen televizyon dünyasında diğer programlarda da cinsiyetçi figürlere şahit oluyoruz. Bunu ciddi anlamda belirleyen bir süreç var medya dünyasında. Bu tür reklamlar, yürüdüğümüz bu uzun yolda küçük bir ışık ama daha alınacak çok yol var. Özellikle 8 Mart yaklaşırken yapılan bu tür reklamlar, dostlar alışverişte görsün gibi bir izlenim oluşturabiliyor bazen. Ne kadar samimi ve yeterli olduklarına dair daha fazla çalışmaları gerekiyor. Bu arada toplumdaki her görüşten kadını kapsayıcı olmaları da önemli bir gereklilik.</p>
<h4>&#8220;Kadınları tüketim aracı kullanmak yerine toplumsal cinsiyet rollerini sarsan reklamları olumlu buluyoruz&#8221;</h4>
<p><strong>Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu:</strong> Her  8 Mart&#8217;ta kadınlara özel indirimlerle kadınları tüketim aracı kullanmak yerine toplumsal cinsiyet rollerini sarsan reklamları olumlu buluyoruz. Toplumun ihtiyacı olan ev içi rolleri yıkan, toplumsal cinsiyet rollerine eleştiri getiren bu tür reklamlar; belirli günlerde yapılan indirim kampanyaları değil.</p>
<h4>&#8220;Marka ve kurumlardan bu tür reklam çalışmalarının yanı sıra kadın çalışanları için adil ücret ve güvenli çalışma ortamı bekliyoruz&#8221;</h4>
<p><strong>Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi:</strong> Bu tür reklamlara temkinli yaklaşmayı tercih ediyoruz. Evet toplumsal dönüşüme sunduğu bir katkı var bu tür çalışmaların ve evet cinsiyetçiliği besleyen reklamlar yerine toplumsal cinsiyet rollerini yıkan reklamlar yapılmasını ancak destekleyebiliriz. Fakat bu reklam çalışmalarını yapan marka ve kurumların kadın çalışanlarına nasıl davrandıklarını, adil ücret verip vermediklerini ya da iş ortamının mobbing ve tacizden ne kadar uzak olduğunu bilmiyoruz. Buraya büyük bir soru işareti koyuyoruz ve bu sorunun cevabı bizim için belirleyici.</p>
<p>Marka ve kurumlardan bu tür reklam çalışmalarının yanı sıra kadın çalışanları için adil ücret ve güvenli çalışma ortamı bekliyoruz. Bir &#8220;70 dolarlık <em>feminist </em>tişörtler 1 dolara çalışan kadınlar tarafından üretiliyor&#8221; <a href="https://gaiadergi.com/70-dolarlik-feminist-tisortler-gunlugu-1-dolara-calisan-kadinlar-tarafindan-uretiliyor/" target="_blank" rel="noopener">hikayesi</a> daha duymak istemiyoruz.</p>
<h4>&#8220;Şu ara kadınların özgürlüğünden söz etmeden ürün satmak çok zor&#8221;</h4>
<p><strong>Filmmor:</strong> Şirketlerin, kurumların 8 Mart için film yapma yarışını, ki filmlerin bir kısmı meseleyi hiç anlamamış filmler olabilir ama bir kısmı hakikaten çok iyi işler, genel olarak feminizmin şanından görüyorum. 1954’te şimdilerde feminist Western diye tanımlanan Johnny Guitar (Dişi Kartal)’ın yapılması için de &#8220;feminizmin şanından” diyebiliriz. Keza yetmişlerde yapılan filmler için de. Demek ki şu ara kadınların özgürlüğünden söz etmeden ürün satmak çok zor.</p>
<h4>&#8220;Bu tür reklamları eğer engelli bir kadın olarak ele alırsanız size hiçbir şekilde hitap etmediğini görürsünüz&#8221;</h4>
<p><strong>Engelli Kadın Derneği:</strong> Bu tür reklamları eğer engelli bir kadın olarak ele alırsanız size hiçbir şekilde hitap etmediğini görürsünüz. Din, dil, ırk ayrımı yapmadığını iddia eden birçok reklam engellileri görmezden geliyor. Fakat salt kadın özelinde değerlendirirsen cinsiyetçi reklamlara karşı başlatılan reklamların şu an hazırlanan reklamlarda önemli bir payı olduğunu düşünüyoruz. Kadınların gösterdiği tepkiler reklamları olumlu anlamda şekillendiriyor.</p>
<h4>&#8220;Hayatın her alanında olduğu gibi, reklamlarda da cinsiyet temsilleri çok önemli&#8221;</h4>
<p><strong>Erktolia:</strong> Reklamların son zamanlarda feminizmi popüler bir satış aracı olarak kullanmaya başladığı bir gerçek. O yüzden cinsiyet eşitliğine olumlu yaklaştığı iddiasında olan reklamların da sıklıkla kalıp yargıları yeniden ürettiğini, kadınları belli stereotiplere sıkıştırdıklarını görüyoruz. Cinsiyetçilik kendini tam da böyle anlarda, firmaların satış amacıyla gerçek bir eşitlik temsili üretmeden, -mış gibi yapma hallerinde belli ediyor. Hayatın her alanında olduğu gibi, reklamlarda da cinsiyet temsilleri çok önemli. Bu yüzden gerçekten iyi kotarılmış, kadın örgütlerinden danışmanlık almış reklamların çoğalması gerekiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/08/kadin-orgutleri-kadinlar-gunu-reklamlarini-nasil-degerlendiriyor/">Kadın örgütleri Kadınlar Günü reklamlarını nasıl değerlendiriyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
