<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Başkanlık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/baskanlik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/baskanlik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Dec 2018 13:09:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Başkanlık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/baskanlik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sivil toplum devlet odaklı düşünüyor, kendini güçsüz ve çaresiz görüyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/02/omer-faruk-gergerlioglu-sivil-toplum-devlet-odakli-dusunuyor-kendini-gucsuz-caresiz-goruyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 May 2017 09:51:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hak ve Adalet Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14115</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Referandum sonrası Türkiye” tartışmalarına yeni bir röportajla devam ediyoruz. Önde gelen insan hakları savunucularından (ve mağdurlarından), MAZLUMDER eski başkanı ve Hak ve Adalet Platformu kurucularından Ömer Faruk Gergerlioğlu ile referandumun gerekçeleri, sonuçları, sivil toplum-siyaset ilişkilerine etkileri ve Hak ve Adalet Platformunun geleceği üzerine konuştuk. &#8220;Evetçiler de hayırcılar da hep Erdoğan’ı konuştu.&#8221;  -AK Parti, Türkiye’nin karar [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/02/omer-faruk-gergerlioglu-sivil-toplum-devlet-odakli-dusunuyor-kendini-gucsuz-caresiz-goruyor/">Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sivil toplum devlet odaklı düşünüyor, kendini güçsüz ve çaresiz görüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>&#8220;Referandum sonrası Türkiye” tartışmalarına yeni bir röportajla devam ediyoruz. Önde gelen insan hakları savunucularından (ve mağdurlarından), MAZLUMDER eski başkanı ve Hak ve Adalet Platformu kurucularından Ömer Faruk Gergerlioğlu ile referandumun gerekçeleri, sonuçları, sivil toplum-siyaset ilişkilerine etkileri ve Hak ve Adalet Platformunun geleceği üzerine konuştuk.</h3>
<h4>&#8220;Evetçiler de hayırcılar da hep Erdoğan’ı konuştu.&#8221;</h4>
<p><strong> </strong><strong>-AK Parti, Türkiye’nin karar mekanizmasında bir değişiklik yapmaya gitti ve çok büyük bir destek bulduğu söylenemese de yüzde 50’yi geçerek karar alma mekanizmasını değiştirmiş oldu. AK Parti aslında neyi, neden değiştirmek istedi ve neyi değiştirebildi? </strong></p>
<p>AK Parti, uzun yıllardır sağ kesimin şikâyet ettiği ‘devleti toplum yönetmiyor, vesayetçi güçler, bürokratlar, asker yönetiyor’ düşüncesine sahip olarak böyle bir değişiklik yapmak istediğini söyledi. İlk yıllarında Avrupa Birliği uyum yasaları vb. yasaları çıkararak demokratikleşme yolunda önemli adımlar attı. Bu tabii hem dindar muhafazakarları hem liberalleri biraz umutlandırdı. 2010 referandumunda, farklı kesimlerden de destek alarak yüzde 58’i almış oldu. Daha sonrasında bence Erdoğan’ın yapısından kaynaklanan problemler çıktı. 2011 sonlarından itibaren demokratikleşme adımlarından bir uzaklaşma zaten başlamıştı aslında. O zamana kadar Alevilerin, Kürtlerin, farklı toplumsal kesimlerin, azınlıkların sorunlarını sahiplenen, açılımlar yapmaya çalışan Erdoğan, o dönemlerden itibaren geriye gitmeye başladı ve kendisine yakın yaşam tarzı olan kesimlerin sözcülüğünü adeta üstlendi ve kendisine bu desteğin yeterli olacağını düşünmeye başladı. Türkiye’nin yüzde 70’i sağ seçmendir, yüzde 30’u sol seçmendir. Yüzde 70’e güvenerek bir şeyler yapacağını düşündüğü zaman bir siyasetçi kolaylıkla başkasını dışlamaya başlar. Çözüm süreci bence aslında bir ara dönemdi. Kendisi bile yapılacak iş konusunda iddialı değildi. “Baldıran zehri içilecek bir işe girişiyorum, yarın öbür gün çark edersem beni mazur görün” demeye getiriyordu. Sonuçta çözüm süreci de bitti tabii ki. Uzlaşma masasında kendisiyle birlikte masaya oturan kişileri düşman ilan ederek, onları bir buldozer gibi ezip geçmeyi tercih etti. Sanırım cemaat de bu rahatsızlık ortamında bir darbe yapabileceğini ve başarılı olabileceğini düşündü. Böyle bir ortamda darbe ateşin üzerine benzin dökmek gibi oldu. Erdoğan daha güçlü olması gerektiğine daha yakından inandı. Darbe de bunu hızlandıran, toplum nezdinde de haklılaştıran bir faktör oldu. Bu kadar antidemokratik maddelerle dolu bir teklifin kabul edilmesi Türkiye demokrasisi açısından hayal kırıklığı oluşturan bir durum bence aslında. Bu kadar defolu bir teklifi bir toplum nasıl kabul eder? Kendisine bu muameleyi nasıl reva görür? Muhafazakâr camianın destekleme nedeni şu: Biz yıllarca vesayet güçleri, sivil ve askeri bürokrasinin altında ezildik, şu anda güvendiğimiz bir lider bizi korumaya alacak düşüncesi vardı. Eski günler, eski başörtüsü yasakları, din ve vicdan özgürlüğü yasakları günlerini hatırlayıp teklifin maddeleri ile ilgili konuşmak istemiyorlardı. Tabii burada, Cumhurbaşkanı Erdoğan ileride olmayabilir, bu sefer muhafazakâr kesim büyük bir hayal kırıklığına uğrayabilir. Evetçiler de hayırcılar da hep Erdoğan’ı konuştu. Hayırcılara da baktım ben hep, adam değişiklik tekliflerini konuşsa bile onun da bilinç altında hep Erdoğan var. Bu iş olursa Erdoğan başımıza kral olacak. Evetçiler değişiklik teklifleri hakkında öyle böyle konuşurken onların da kafasının arkasında “Erdoğan’ı oyluyoruz, reisi yalnız bırakmayalım” anlayışı vardı. Erdoğan atmak istediği cesur adımlar, almak istediği kararlar için istedi. Yarın öbür gün kendisi karşısında itiraz edecek, engelleyecek güçler olmasın diye istedi ve böyle bir ortamı yakaladı. Bu tabii yarın öbür gün, oy verenlerin yavaş yavaş pişman olacağı tür bir karar.</p>
<p><strong>-Ne tür kararlar alacağını düşünüyorsunuz? Yani bu güç, ona, ne tür kararların imkanını getirdi sizce?</strong></p>
<p>İç politikada belki kendisini korumaya yönelik, özel bazı kurumlar oluşturabilir. Gücünü arttırmaya yönelik kurumlar oluşturabilir. Dış politikada Avrupa Birliği ile ilgili önemli kararlar alabilir. Uzun süredir zaten Avrupa Birliği müracaatından çekilmeyi düşünüyordu. İdam getirebilir. İdam konusunda da şu andaki referandumdan daha fazla destek alabilir. Çünkü Türkiye’de ulusalcı anlayış biraz daha idama yatkın. Şu anda “hayır” diyenlerin bir kısmı da idama “evet” diyebilir. Bunlarla gücünü arttırabileceğini düşünebilir. Dış politikada, Suriye ve Irak üzerine bence düşünceleri var. Kürt meselesini, güneyde bir Kürt oluşumunu tehlike, kırmızı çizgi olarak ve ‘ben, onu engellemeliyim’ diye düşünüyor. Bu yüzden Suriye ve Irak’ta müdahil olucu şeyler yapabilir, diye düşünüyorum.</p>
<h4>&#8220;Avrupa Birliği demokratikleşme standartları getiriyor. Erdoğan ise gücü dağıtmayı istemiyor.&#8221;</h4>
<p><strong>-2002’de AK Parti iktidara ilk geldiğinde aslında başka bir vizyonu vardı. 2007’de Avrupa Birliği ile yeni bir döneme girdiğimizde de yine bugünkü ile ilgisi olmayan bir vizyon vardı. 2010 referandumu anayasa değişikliğine gittiğimizde içerik olarak bugünküne çok daha uzak bir paket vardı. Bugün de bu var. Yani bu yüzyıllık dediğiniz vizyon son birkaç yılda çizilmiş bir vizyon herhalde. 2011’in sonundan itibaren başlayan süreç, ona yeni bir yüzyıl vizyonu mu verdi diyorsunuz?</strong></p>
<p>Erdoğan’ın bu referandumu yapma meselesi bence şu ana kadar çok konuşulmayan bir hadiseden yani bundan sonra yapmayı düşündüğü çok riskli işler için bu kararı aldı. Biz bunu referandum döneminde çok konuşmadık. Bu yetkiyi niye bu kadar ısrarla istiyor? Üstelik bir de risk alarak istiyor. Bu referandumu kazanamayabilirdi. Risk aldı. Prestijini sarsabilirdi, bir miktar da sarstı aslında. Erdoğan her şeye hükmetmeye çalışan, kendi iradesi dışında hiçbir şey olmasın isteyen bir lider. Avrupa Birliği ile ilişkilerde de böyle, istenenleri yerine getirmemesinin nedeni buydu. Çünkü Avrupa Birliği demokratikleşme standartları getiriyor. Tek bir kişinin her şeye hakim olmasını doğru bulmuyor. Erdoğan ise gücü dağıtmayı istemiyor. Zaten uzun vadede Avrupa Birliği ile anlaşması mümkün değildi. Bunun adının Avrupa Birliği olması önemli değil. Başka bir kurum olur, demokratikleşme adımı olur. Gücünü daha çok hakim kılarak yönetmeyi seven bir lider. Yönetiminin böyle olmasını istiyor. Sonuçta gelinen noktada, büyük arzuları var iç ve dış politikada. Ve az çok o ortamı buldu, çok yüksek bir oy almasa da.</p>
<p><strong>-Ancak bir seçim daha kazanması gerekiyor. Bu yetkiyi o seçimi de kazandıktan sonra almış olacak. Varsayalım ki kazandı, peki bu büyük kararların -Suriye, Irak, Kürtler ile güneyde kırmızı çizgi, idam meselesi ve başka büyük kararların- siyasi şartları oluştu mu sizce? 2010 referandumuna giderken çeşitli toplumsal kesimlerin desteğini alarak gitti ve yüzde 58 oldu. Şimdi de MHP’nin desteğini alarak gitti ve yüzde 51 oldu. Yani aslında her büyük kararda bir siyasi ittifaka ihtiyaç duyuyor. Bundan sonra duymayacağını mı düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Bence “2019’da başkanlığı ele geçirdikten sonra bu tür ittifaklara çok ihtiyaç hissetmem” diye düşünüyor. “MHP olmasa da ben bu tür milliyetçi, muhafazakâr söylemlerle, tabanıyla bağ kurarım ve yine büyük bir çoğunluğa hitap ederim” diye düşünüyor. Hakikaten öyle, şu anda MHP belki parçalanacak. Hakikaten MHP’ye de ihtiyaç hissetmeyecek. Büyük gövdeye güveniyor. Kürt meselesini düşünürken de zaten öyle düşünmüştü: “Niye gücümü sarsayım, yüzyıldır çözülemeyen meseleyi çözecek ben mi kaldım. Bana ayak bağı teşkil edecek bir şey olmasın”. O yüzden bence siyasi açıdan zayıflamasını çok umursamıyor. Benim gördüğüm AK Parti inişte. Eskisi gibi inişli çıkışlı da değil. Azalıyor ve azalacak. Bu bence kaçınılmaz bir durum. HDP’yi zaten ezip geçtiğini düşünüyor. Kürt meselesine ilişkin yaptıklarına, seçim sonuçlarıyla da düşününce çok fazla itiraz görmediğini düşünüyor.</p>
<p><strong>-Siz de o kanaatte misiniz? Kürt seçmenin oyları konusunda?</strong></p>
<p>Evet. O çok dev bir konu, herkesin tartıştığı. Bence oy oranlarına baktığınız zaman, öyle çok şey değil, Kürtler oy verdi yani. Yüzde 10 -15 civarı artan bir oy var. HDP’den azalan oylar var. Bunu sadece seçim hilelerine, referandum öncesi ve sonrası hilelere, devlet baskısına, seçimlerdeki sahtekarlıklara bağlamak doğru değil.</p>
<h4>&#8220;Kürtler çoğunlukla &#8216;hayır&#8217; vermiş ise ‘buna şükredelim’ demek yerine AK Parti’ye güveninde neden bir artış oldu, bunu konuşmak daha önemli.&#8221;</h4>
<p><strong>-Herkesin kendi rızasıyla ve özgür iradesiyle verdiği oylar olduğunu düşünerek soruyorum, bu yükselişin anlamı nedir?</strong></p>
<p>Evet, işte bence bu önemli. Kürtlerin belli ki AK Parti’ye devam eden ve artan bir güvenleri var, bu açık. Bunu görmezden gelmek bence yanlıştır. Bu kadar baskıya rağmen Kürtler çoğunlukla &#8216;hayır&#8217; vermiş ise ‘buna şükredelim’ demek yerine Kürtlerin AK Parti’ye güveninde neden bir artış oldu, bunu konuşmak daha önemli. Sorunları halının altına süpürücü bir tavra ben girmek istemem. Artan bir destek var, Batı’da da var, Doğu’da da var. Biz sahada da dolaşırken Kürt illerinde de muhafazakar Kürtlerin Erdoğan’ı desteklediğini duyuyorduk, oraya gittiğimizde de görüyorduk. HDP çözüm süreciyle beraber güçleniyordu. Çözüm sürecinin bitişiyle beraber ayak altında kaldı resmen. Hepimiz biliriz, kavgada iki kişi kavga ederken üçüncü kişi ayırmaya çalışırsa dayak yer, yumruğu o yer. HDP’nin durumu bu oldu.</p>
<p>Hem devlet için hem PKK için süreci bitirmenin anlamı buydu. Arada sivil olarak durmaya çalışan HDP de bizim gibi tarafsız durmaya çalışan meseleye duyarlı aydınlar, sivil toplum kuruluşları da zarara uğradı, hepsi ayak altında kaldı. Çünkü mukadder kaderleri buydu açıkçası. Çünkü, yumruklar atılıyor artık, “Durun kardeşim bir saniye” diyen yumruğu yiyordu, böyle bir ortamdı. Tabii bundan dolayı HDP büyük puan kaybetti. Bu noktada, HDP şöyle yapsa böyle yapsa, yapacak bir seçeneği yoktu ki. ‘Ey PKK sen dur’ diyecek bir gücü yok. Devlete de başka bir şey diyecek bir gücü yok. Böyle bir durumdaydı ve mukadderdi yani durumda. Sonuçta da liderlerinin ezilip götürülmesi, içeriye atılması ve önemli bir tepki görmemesi bunlar maalesef doğal sonuçlardı. Bu ortamlardan sonra Kürtler, şunu görmeye başladı: Bu kavga gürültüyle de bu Kürt Meselesi çözülmeyecek. Kim çözecek bunu? CHP mi çözecek? Kemal Kılıçdaroğlu, CHP zihniyeti yıllardır çözmeyen bir yerde. MHP mi çözecek? O zaten bu meseleleri çıkaran bir zihniyet. HDP zaten devreden çıktı, ayakaltında kaldı gitti. Geriye kalan Erdoğan. Erdoğan da ne kadar savaşçı bir dil kullansa da birtakım mesajlar veriyor ve din üzerinden veriyor bu mesajları. Kürt toplumu da az çok dindardır. Kötünün iyisi olarak bence kendilerine yine en yakın Erdoğan’ı gördüler. Bence seçimden gördüğümüz o, objektif olarak çıkarılabilecek bir netice olarak. Ve ona yönelik bir teveccüh göstermiş oldular.</p>
<p><strong>-Bu referandumda “evet” oylarını yükselten Kürt seçmeni, Kürt meselesi ile ilişkili taleplerden vazgeçtiği için mi bunu yapıyor yoksa bu taleplerinin Erdoğan tarafından karşılanacağına inandığı için mi?</strong></p>
<p>Bence ikincisi. AK Parti’nin MHP ile ittifakları, gösterilen bozkurt işaretlerini belli ki çok önemsemedi bir kısım Kürt seçmeni. Şehirler yıkılmış, bunları daha çok PKK’nın şımarıklığı gibi gördüler. Olmayacak duaya âmin diyen. Evet, bu doğal bir sonuçtur. Orada, burada hendek, çukur kazarsa devlet de gelir, ezer geçer, diye düşündüler. Bundan dolayı bence Erdoğan’a yönelik “evetçi” oldu. Ve halen bir miktar bence umutlular. Erdoğan yine meseleyi çözmeye en yakın adamdır. Bu hep şöyle düşünülüyor: Bak işte Kürtler Erdoğan’ı seçti. Hayır, o değil yani kötünün iyisi diye görüyor.</p>
<p><strong>-Önümüzdeki süreçte savaş konseptli politikanın da devam edeceği ve AK Parti oylarının da artacağı öngörüsünde mi bulunuyorsunuz?</strong></p>
<p>Evet şöyle; HDP’nin şu anda gerçekten güçsüzleştirilmesi var. Günde 25- 30 kişinin tutuklandığı bir ortam var, bütün yerel yöneticileri devreden çıkarılmış, sesini çıkaramayan, sandık müşahidi olmaya bile cesaret gösteremeyen HDP’liler olduğunu biliyorum. Fakat ilerde, Erdoğan’ın atabileceği bazı adımlar, hafifte olsa Kürt illerinde yükselmeler yapabilir bence. Çünkü HDP bir zirve yakaladı ve oradan aşağı inmeye başladı. 1 Kasım’dan daha yüksek bir “hayır” çıkacağını düşünüyordum ama demek ki vatandaş böyle düşünüyormuş. Bu düşünce tabanda kuvvet bulmaya başlamış. Ve bu hal devam ederse hafif miktarda artış sağlayabilir AK Parti.</p>
<h4>&#8220;Çok aydınlık bir gelecek görünmüyor sivil toplum için ama karamsar olmaya da gerek yok&#8221;</h4>
<p><strong>-Şimdi ben, referandum sonuçlarının başka bir boyutunu tartışmak istiyorum sizinle. Başkanlık ve cumhurbaşkanlığı genel seçimleri birlikte yapılacak ve artık parlamentodan bir hükümet çıkmayacak. Cumhurbaşkanı tarafından bir hükümet atanacak ve seçilmemişlerden oluşan, siyasi karakter taşımayan bir hükümeti olacak Türkiye’nin. Sivil toplum, her şeye rağmen milletvekillerini etkilemenin yolunu arardı, onunla görüşürdü, derdini ona anlatırdı, onun kürsüden ifade etmesini sağlardı. Hükümet, sivil toplumun sesini şu veya bu şekilde, milletvekillerinden, siyasi partilerden parlamentoda duyardı. Şimdi artık bunun imkanları çok kalmamış görünüyor. Hükümeti etkilemenin yeni kanalları neler olacak sizce?</strong></p>
<p>Tabii daha da zorlaştıracak gibi görünüyor. Çok aydınlık bir gelecek görülmüyor sivil toplum için. Hükümetin çevresinde hâllenen sivil toplum kuruluşları daha iyi bir hale gelecek. Hükümete muhalif olanlar da daha rahat ezilebilecek. Ve derdini şikayetini bildirmek isteyenler de artık bir itiraz, şikâyet yoluyla değil de birtakım eklemlenmelerle, sempati araçlarıyla sesini duyurabilecek, görüntü öyle. Yine de tamamen güçsüzleşeceğini de zannetmiyorum. Mutlaka partisinin sivil toplumdan desteğinin çekilmesine karşı bakanların da yine de biraz ihtiyatlı olabileceğini düşünüyorum. Tamamen krallık gibi, sivil toplumun sözünün hiç dinlenmeyeceği şekilde de olmayacağını, sivil toplumun da yine elinde bazı kozların olabileceğini düşünüyorum. O kadar da karamsar olmaya gerek yok. Bizim o kozları kuvvetlendirebilmemiz önemli bence. Onları nasıl daha etkin, aktif bir şekilde uygularız bunları konuşmamız önemli. Bunu yapabilirsek olabilir diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>-O nasıl olabilir yani sivil toplum bugünkünden daha etkili bir hale nasıl gelebilir sizce?</strong></p>
<p>Tabii şimdi ben sivil toplumun durumunu çok iyi bulmuyorum. Sivil toplum da kendine çok mazeretler buluyor kendine Türkiye’de. “Güçsüzüz, devlet çok güçlü, hiçbir şey yapamayız, biz neyiz ki” demeyi çok seviyoruz. Hatta biz bunu sahada da gördük. Ben bunu “hayır” yönünde çalışan biri olarak itiraf etmek zorundayım. Çalışmalarımıza insanları çağırdığımız zaman en kuvvetli “hayır” destekçileri bile sahada bulunmamak için bir sürü mazeret bulabiliyorlardı. Sivil toplum, devlet karşısında çok güçsüz, devlet karşısında bir şeyimiz yok diyoruz hep. Bence burada büyük hatalarımız var. Türkiye’deki son 10-15 yıla genel bir bakacak olursak sivil toplum biraz ilerledi, dernekler, vakıflar, şunlar bunlarla kendini biraz göstermeye başladı ama iktidar ve iktidarın gücü karşısında hemen geri adım attı ve iki seçenekten birini seçti: Ya gidip iktidara eklemlendi ya da umudunu kırdı, kendi köşesine çekildi, kabuğuna çekildi.</p>
<h4>&#8220;Sivil toplum kendi organizasyonlarını oluşturarak çeşitli baskı metotları oluşturabilir&#8221;</h4>
<p><strong>-Bir kapanma mı yaşıyor?</strong></p>
<p>Bir kapanma yaşadı. Bence burada büyük hatalar var. İnsanlarımız hâlâ devletin güçlü oluşu teziyle hareket ediyor, devlet eksenli bir anlayışla hareket ediyor. Toplum eksenli bir anlayışla hareket etme bizde yok. Çok otoriter bir yönetim sistemi olsa da bence, yine de genel bir olumsuz tablo olsa da sivil toplumun yine de yapabileceği çok şey vardır. Kendi organizasyonlarını oluşturarak çeşitli baskı metotları oluşturabilir. Bunlar hepten kapalı şeyler değildir. Bence bunları unutmamak zorundayız. O konuda hani sivil oluşumlar, STK’lar hepsi denenmeli ve bence birebir -insanlar birey ve grup olarak- neler yapabileceğini sürekli, ne kadar zorlarsa o kadar iyi bir duruma gelinebilir diye düşünüyorum.</p>
<h4>&#8220;Muhafazakar camia bizim sesimize hasret&#8221;</h4>
<p><strong>-Bir de son bölümde Hak ve Adalet Platformunu konuşmak isterim. Platform çok kısa bir sürede ortaya çıktı, siyasi ortam açısından da çok önemli bir momentte rol aldı. Merakım şu, platform AK Parti tabanında ya da elitleri arasında “biz, ne oldu da bu politikaya geldik” duygusuna hiç etki etti mi, sizce? Böyle bir tartışma yeni birtakım imkanları ortaya çıkarabilir mi?</strong></p>
<p>Tabii, ortaya çıktığımız dönemde aşırı bir kutuplaşma vardı. Toplum yeni bir kutuplaşma alanı bulmuştu kendisine, “evetçiler” ve “hayırcılar”. Biz, uzun süredir, İslami camianın sesi olarak iktidara yönelik eleştiriler yapıyorduk. Ben, sürekli köşemde yapıyordum. Diğer, Hak ve Adalet Platformu’nun üyeleri kendi köşelerinde, mecralarında bu yoğun eleştirileri, İslamcılık konusunda, AK Parti konusunda yapıyordu ama bunun yeterli olmadığını ve gelinen aşamada bir grup olarak buna karşı çıkmak gerektiğini düşündük. Aslında biz ilk olarak 28 Şubat’ın 20’nci yıl dönümünde, bir basın açıklamasıyla bunu yaptık. Ardından önümüzde önemli bir karar verme günü vardı, 16 Nisan için referandumda “hayır” denmesi gerektiğini ve burada da bize çok iş düştüğünü düşündük. Çünkü yürütülen kampanya, teklif maddelerinin zayıflığından ötürü, kamplaştırıcı, kutuplaştırıcı, din söylemi üzerinden yürütülen söylemdi. Bunun için biz bir platform olarak ortaya çıktık ve önemli bir ses getirdiğimizi düşünüyoruz. AK Parti içinde de iyi takip edildiğimizi düşünüyoruz. O dönem niye bizi görmek, gündeme getirmek istemediler çünkü o dönem iyice kemikleşmiş, kutuplaşmış iki taraf vardı: Evet ve hayır. Oturup da bunları tartışmak istemiyordu insanlar bence. Bizi, hain vb. gibi yaftalarla ötekileştirmeye çalıştılar. Efendim, Avrupa’nın, FETÖ’nün, PKK’nın “hayır” dediği bir teklife “hayır” diyen dindarlar. ‘Şer cephesine bunlar da katıldı’ demeye çalıştılar ama kendi içlerinde önemli bir tartışma yaşadıklarını ve belli etmediklerini biz hissediyorduk. O yüzden önemli bir alternatif olduğumuzu ve olacağımızı da biliyorduk. Olacağız da inşallah. Biz, çok daha erken yola çıksaydık, çok daha etkili bir ses olarak ortaya çıksaydık bence, referandumun kaderi konusunda, belirleyici bir rol üstlenebilirdik. “Hayır”a çevrilmesi konusunda gayretlerimiz yetebilirdi. Bir miktar etki gösterdi ama “hayır”a çevirmeyi başaramadı. Bu, yeni olmamız, gereken maddi desteği bulamamamız ve benzeri birçok nedenden kaynaklanabilir. Çünkü bütün dindarlar şu anda, iktidar eksenli düşünmeye çalışıyor, güç, çıkar orada. Biz, sesimizin önemli bir alıcısı olduğunu düşünüyoruz. O yüzden de tartışma yaşandı. Biz, Hak ve Adalet Platformu olarak çıktığımız zaman iyi bir teveccühe mazhar olduk. Çeşitli illerden, farklı kesimlerden, mağdur olan insanlardan bize bir güvenin oluştuğunu, dindar, mağdur insanların bize yöneldiğini ve AK Partililerin orada tedirgin olduğunu gördük. Çünkü mahalleden bir ses yükselmişti ve yanlış yaptıkları hatırlatılıyordu, meşru bir ses yükselmişti. Her birimizi tek tek şeytanlaştırmaya çalıştılar, bunu da başaramadılar. Çünkü söylemlerimiz kabul gördü ve etkili olmaya başladı. Ben, referandum öncesinde de AK Parti içinde önemli bir çürüme ve yozlaşmanın olduğunu sürekli söylüyordum, bunun işaretlerini görüyordum ve kazansalar bile, “evet” çıksa bile içlerindeki çürüme ve yozlaşma ile çöküşün ancak süresi uzar. “Hayır” çıkarsa bu biraz daha hızlanır, diye düşünüyordum. “Hayır” çıkar yönünde bir düşüncem vardı ama düşündüğümüz değişim biraz daha yavaş seyredecek demek ki. “Evet” çıktı ama o düşündüğümüz, iddia ettiğimiz tartışmalar ortaya çıktı. Yazarlar arasında, “Kim Erdoğancı, Pelikancılar mı reisçiler mi” tartışmaları başladı.Yani muhafazakar camianın bizim sesimize daha çok hasret olduğunu biz daha iyi anladık. Bizim yoğun çalışma yaptığımız yerlerde, o sırada ben sosyal medyada da yazmıştım, Fatih’te umulanın üstünde “hayır” çıkacak, Üsküdar’da “hayır” kazanacak, yazıyordum. Herkes bana tepki gösteriyordu. “Olur mu öyle şey, var mı bizim öyle çevreler, sen atıyorsun, tutuyorsun”, yahu benim sokakta gördüğüm bu. Dindar, muhafazakar insanlar da şikayetçi artık ve bizim, bir karşılığımızın olduğunu görmek sevindiriyordu. Karşında dev bir güç var. Devlet gücü var. “Evetçilerin” de önemli bir şekilde gergin olduğunu görüyordum, çok gerginlerdi. Sanki böyle bir şeye sahip olursun, kaybetme korkusu olur ya. Eyvah kaybedeceğim gibi bir duygu olur ya, çok gerginlerdi. Biz sahada onu görüyorduk. Ne gerek var, tansiyonu düşür. Biz, zaten tansiyonu düşürmek istiyorduk. Bundan sonrası için de toplumda tansiyonun da düşmesi lazım.</p>
<p><strong>-“Evet” tarafında cephe olarak bakarsak BBP, MHP, AK Parti’yi görüyoruz. Bir tutarlılık oluşturmuş görünüyorlar, birlikte siyaset yapabilirler, bir hükümet de çıkarabilirler, koalisyon da yapabilirler gibi görünüyor. “Hayır” tarafına baktığımızda, MHP’den oy vermeyen bir grubu görüyoruz, HDP ve CHP’yi blok olarak görüyoruz. Buradan bir ortak irade çıkma ihtimali zayıf sanki. Bu fotoğrafa bkınca Hak ve Adalet Platformu kendine önümüzdeki dönemde nasıl bir misyon görüyor? </strong></p>
<p>Ben sahada şunu görüyorum Mehmet Ali Bey, mesela, Fethullah Gülen Cemaati’nden içeri girmiş insanlar, eskiden devlete toz kondurmazlardı ama şu anda devletin yaptığı haksızlıklarla mağdur ve malul bir durumdalar. Çok kötü bir durumdalar. Sol camia muhafazakarlara çok mesafeli bakıyor, Gülen Cemaati’ne ve diğerlerine. Türkiye’de ezilenin hep sol olduğunu, sağcıların hep işin kaymağını yediklerini, eziyet çekmediklerini, numara yaptıklarını, asıl eziyeti solun çektiğini söylerlerdi. Onlar da karşı tarafın mağduriyetini hissetmek istemezdi. Bazen musibetlerden hayır çıkabilir. İnsanlar şunu düşünmeye başlayabiliyor: “Kardeşim, ben devletime çok güveniyordum ama bu devlet de çok güçlü olunca adamı mahvediyormuş”, “Biz ağır deneyimler yaşadık. En çok güvendiğimiz insanlar bize en çok güvendiğimiz değerler ile haksızlık yaptılar.”, o zaman kimlikçilik içinde değil hak ve adalet kriterleri içerisinde hareket etmek lazım. Yani hakkı ve adaleti söyleyenler yarın mahcup olmazlar, düşüncesi bence biraz daha kuvvetlenmiştir. Şu anda, ne kadar bir kutuplaşma körüklense de yaşanılan tecrübeler zamanla bence bunu bize gösterecek. Ben, o yüzden, toplumdan umutsuz değilim. Sürekli bir kutuplaşma öğütleniyor ama ben, mesela sahada da en sağdan en sola kadar “Hayırcılar”la karşılaştık ama en azından insan şunu düşünüyor: en aşırı ulusalcı, Kemalist bir insan bakıyor ki Saadetçi birisi de, dindar birisi de “Hayır” diyor. “Sen de dindar olmana rağmen, bu adamları eleştirmeyi başarmışsın, bravo.” diyor. Bir sempati oluşuyor, ben bunu gözlemledim. Bu önemli, ben bunu önemsiyorum. Çünkü biz zaten hep böyle şey olarak ayrılmıştık zaten başı açıklar, başı örtülüler, şucular, bucular. Bakıyorsun bir Kemalist ile Mustafa Kemal’i hiç sevmeyen, nefret eden bir adam birlikte oturup prensipte anlaşabiliyor. Şu şöyle, bu böyle, ahlaklı yöneticimiz olmalı, farklı düşünsek de ahlaksız adamların peşinden koşmamalıyız ve benzeri söylemler olabiliyor. Ben, Hak ve Adalet Platformu’nun söylemlerinin bu yüzden başarılı olacağını düşünüyorum. Zor bir konu, hakikaten çok zor, çok çok uğraşmanız lazım. Çünkü toplum sürekli kimlikler üzerinden kutuplaştırılmaya çalışılıyor ama yaşadığımız tecrübeler bunun doğru olmadığını gösteriyor bize. İnsanlar acıyla bu gerçekleri anlıyorlar, yani işkence hanelerde anlıyorlar. Vicdansızlık yapıldığı anlarda anlıyorlar. En düşman olduğu adama yapılanı gördüğü anda anlıyor bunu ve bence bu da iyileştirici bir faktör. Biz, gerçekten bunu desteklemeliyiz. Şu anda, belki çok önemsenmeyen bir şey ama benim için çok çok önemli bu duygular. Buradan toplumu kurtarabiliriz diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>-Kendimize benzemeyenlerin başına gelen travmaları iyileştirme sorumluğumuz var yani?</strong></p>
<p>Var. Yaşanan hadiseler sürekli bize bunu söylüyor. Dün mesela, Ergenekon, ben açık söyleyeyim; Ergenekoncular -devletteki vesayet güçleri, darbeciler- tutuklanıyor, diye o dönemler seviniyorduk. Evet, birtakım ihlalleri de eleştiriyorduk ama şey diyordum; bunlar meşru idareye karşı darbe yapmaya çalışan insanlar, darbecilikleri cezalandırılsın, Ergenekon vardır herhalde, şu bu. Sonradan baktık ki orada büyük vicdansızlıklar yapılmış, büyük hukuksuzluklar yapılmış, hukuk ayaklar altına alınmış. Aynı bir benzeri şu anda yaşanıyor.</p>
<p><strong>-İntikam duygusu herhalde çok güçlü bir duygu Türkiye siyasetinde.</strong></p>
<p>Çok güçlü bir duygu evet. Müthiş bir intikamcılık var ve aynısını yaşıyoruz inanılmaz bir şekilde. Biz, şu anda artık bu yanlışları yapmamalıyız. Ergenekon’da aynı intikamlar yaşandı, şimdi de aynı intikamlar yaşanıyor. “Kardeşim, bunun aynısını yaşadık, yapmayalım artık” diyorsunuz, birileri yine duymamaya çalışıyor. Onları mazur görüyorum ben çünkü 24 saat kafaları doldurulan insanlar.</p>
<h4>&#8220;Şu anda toplumsal ruhu daha iyi temsil edebileceğimizi düşünüyoruz, İslami camianın sesi olarak&#8221;</h4>
<p><strong>&#8211;</strong><strong>Bir şey sormak istiyorum, son sorum da bu, Hak ve Adalet Platformu bir sivil toplum inisiyatifi gibi mi ilerleyecek, siyasallaşma projesi önüne koyar mı sizce?</strong></p>
<p><strong> </strong>Şu an için öyle siyasal bir şey, parti, şu, bu olalım gibi bir düşüncemiz yok. Şu an için bir sivil toplum faaliyeti olarak yola devam edelim düşüncesi var. Dışarıdan insanların bu türden teklifleri de yok değil, niye siyasi parti olmuyorsunuz, şu, bu. Bizim şu anki hedeflerimizde böyle bir şey yok. Bir siyasi parti olalım, şunu yapalım, bunu yapalım. Çünkü parti olduğunuz zaman ister istemez bir taraf olursunuz ve hak ve adalet kriterleri ortadan kalkar. Biz, şu anda toplumsal ruhu daha iyi temsil edebileceğimizi düşünüyoruz, İslami camianın sesi olarak.</p>
<p><strong>-AK Partinin vizyon değiştirmesiyle sanki siyasette bir boşluk oluştu. Sanırım Hak ve Adalet Platformu gibi girişimler görünce bu merakla bakılıyor. Peki şu an irade gösteremeyen ama irade gösterse başarılı olabilecekler de bu durumu, fotoğrafı görüp oraya girebilirler mi?</strong></p>
<p><strong> </strong>Evet, belki öyle olabilir. Burada bir sıkıntının olduğunu herkes görmüş oldu, biz zaten görüyorduk, böyle yani.</p>
<h6><strong>Ana görsel: Yeni Asya</strong></h6>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/02/omer-faruk-gergerlioglu-sivil-toplum-devlet-odakli-dusunuyor-kendini-gucsuz-caresiz-goruyor/">Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sivil toplum devlet odaklı düşünüyor, kendini güçsüz ve çaresiz görüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Hayır’ın çoğulculuğu ve imkânları…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/28/hayirin-cogulculugu-imkanlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Apr 2017 14:29:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Evet Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hak ve Adalet Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Fehmi Özer]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[hayır cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Medine Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Nalan Erkem]]></category>
		<category><![CDATA[nil mutluer]]></category>
		<category><![CDATA[Ohannes Kılıçdağı]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Tbmm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14015</guid>

					<description><![CDATA[<p>Referandum sonuçlarıyla ilgili farklı toplumsal kesimlerden yapılan değerlendirmeler, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın “toplumun korkularına, beklentilerine cevap üretecek yeni bir dil, yeni bir hayal, yeni bir ütopya üretmek” olarak formüle ettiği önümüzdeki dönem için ‘hayır’ cephesinin çoğulculuğu ve imkânlarının geniş bir zeminde tartışıldığını ortaya koyuyor. Geçen hafta yapılan referandum sonuçlarıyla ilgili tartışmalar üç zeminde devam [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/28/hayirin-cogulculugu-imkanlari/">‘Hayır’ın çoğulculuğu ve imkânları…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Referandum sonuçlarıyla ilgili farklı toplumsal kesimlerden yapılan değerlendirmeler, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın “toplumun korkularına, beklentilerine cevap üretecek yeni bir dil, yeni bir hayal, yeni bir ütopya üretmek” olarak formüle ettiği önümüzdeki dönem için ‘hayır’ cephesinin çoğulculuğu ve imkânlarının geniş bir zeminde tartışıldığını ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Geçen hafta yapılan referandum sonuçlarıyla ilgili tartışmalar üç zeminde devam ediyor. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararının oluşturduğu şaibe tartışması, protesto eylemleri ve onların yanı sıra ‘evet’- ‘hayır’ cephelerindeki neden-sonuç analizleri… İki tarafın da analizlerinin başlangıç noktasını referandum sonuçları oluştururken; 2019 seçimlerine yönelik öngörü ve değerlendirmeler de önemli bir yer tutuyor. ‘Evet’ cephesindeki tartışmalar; Ak Parti’nin geleceğiyle ilgili analizlerin yanı sıra; referandum sonuçlarının sorumluluğunu ötekine üzerine atan medya savaşlarıyla devam ediyor. Bu tartışmalar genel itibariyle referandum öncesinde ve referandum sırasında da devam etmişti. ‘Hayır’ cephesinde ise bir yandan elde edilen sonucun başarısı kendi hesabına yazılırken, öte yandan ‘evet’in geçilememiş olmasıyla ilgili kayıp da ötekinin, özellikle de Kürtlerin, üzerine yıkılmaya çalışılıyor. Ama bunun yanında ‘hayırın’ çoğulculuğunu daha etkili ve uzun ömürlü kılmak için de tartışma ve karşılaşmalar sürdürülüyor.</p>
<p>Herkesin ortaklaştığı bir konu var ki, ‘hayır’ cephesi referandum sürecinde epey tepki alan ‘terörist’ yaftalamasıyla ‘Erdoğan veya Ak Parti karşıtlığı’ motivasyonuna indirgenen bir yapıdan oluşmuyor. Bu konuda ortaklaşan gruplar olduğu kadar, kendi içinde kırılganlıkları da olsa, sürdürülebilir bir iletişime aday platformlar da yer buluyor kendine. Dosya için görüşlerini aldığımız bireysel ‘hayırcılar’ kadar; kendi değerlendirmelerini kamuoyuna sunan platformlar bu zeminin sınırlarının genişleyebileceğini ortaya koyuyor. Sonuçlar, yeni seçimler ve iktidarı kazanmak gibi siyasi tartışmaların yanı sıra; yeni dönemde kutuplaşmanın azalması, çoğulcu bir demokratik ortamın inşası, barışın sağlanması ve kalıcı kılınması, emek adaleti, sürdürülebilirlik gibi konular da son bir haftadır farklı toplantı ve mecralarda dile getiriliyor. Mehmet Ali Çalışkan, referandumdan hemen önce kaleme aldığı <a href="https://www.sivilsayfalar.org/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">değerlendirmede</a>, karar mekanizması ile birlikte onu etkileme potansiyeli taşıyan yapılarda da bir arınma, homojenleşme ya da etkisizleşme yaşanacağını vurgulayarak; “Toplumsal ve çevresel meselelerin çeşitliliğini, mağduriyetlerin ve mağdurların etnik, sınıfsal, kültürel çoğulluğunu gündeme taşıyan bir sivil toplum faaliyeti için karar mekanizmalarının farklı seslere hassas bir geçirgenliğe ihtiyacı var. Aslında konumuz misyonlarını toplumsal meseleleri keşfetmek ve yaklaşımları ile kararları etkilemeye çalışmak olarak gören STK’ların bundan sonra nasıl bir hayatları olacağı.  Referandumdan çıkacak her tür sonuçta da yeni bir dönem başlayacak. STK’ların karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor” diyerek sivil toplumun yeni dönemde daha etkin bir çaba göstermesinin gerekliliğine işaret ediyordu. Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar da referandum öncesi açıklamasında çoğulculuk ve istişarenin önemini şöyle vurguluyordu<em>: Referandum sonrası meclisteki milletvekili sayısının kaçtan kaça çıktığı değil, o mecliste yumrukların mı yoksa barış dilinin mi konuşulacağı önemlidir. Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı açıktır. Bu anayasa ancak olağanüstü halin ortadan kalktığı ve tüm seslerin duyulduğu bir ortamda yapılırsa tüm Türkiye’nin umudu olacaktır. Referandumdan hangi sonuç çıkarsa çıksın; herkesi, düşmanlık ve güç siyasetinin rağbet gördüğü yoz bir siyasi kültürden, çoğulculuğun ve adaletin hakim olduğu istişare kültürüne doğru bir yol açmaya ve bir arada yaşama imkanlarını inşa etmeye çağırıyoruz</em>.</p>
<p><strong>“Korku Değil Umut”</strong></p>
<p>Bu değerlendirme ve çağrıların ardından yapılan referandum değerlendirilmeleri; gerekli toplumsal çabaların gösterilmesi halinde eski dönemlerdeki karşıtlıkların giderilebileceğini ortaya koyacak bir duruma işaret ediyordu. Emek Adalet Platformu’ndan Mustafa Emin Büyükcoşkun, bu durumun ‘korku değil umut’ ekseninde değerlendirilmesinin gerekliliğini hatırlatarak şunları dile getiriyor: Sandıklardan taşan, iktidarı tedirgin eden ve daha da mühimi inanmışlığıyla ahlaki politik üstünlüğünü ilan eden “hayır” cephesindeki hayrı, başka bir olumsallığa taşımak için gene korku değil umut diyoruz. İradenin iyimserliğini, aklın kötümserliğine galebe çaldırarak, herkesi, bizleri buluşmaya, yan yana gelmeye, birbirimizi daha fazla dinlemeye, korkularımızı yenmeye, umuda yönelmeye davet ediyoruz. Bizleri ayrıştıran dikey kutupları yarmadıkça, “hayırla” “evet” arasındaki fark yaralarımız da kapanmayacak zira. Şimdi de tam da bunun için hayırda buluşmanın, hayırda yarışmanın vaktidir.</p>
<figure id="attachment_14016" aria-describedby="caption-attachment-14016" style="width: 270px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-14016" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/Ohannes.jpg" alt="Ohannes Kılıçdağı- Akademisyen" width="270" height="180" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/Ohannes.jpg 600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/Ohannes-320x213.jpg 320w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" /><figcaption id="caption-attachment-14016" class="wp-caption-text">Ohannes Kılıçdağı Akademisyen</figcaption></figure>
<p><strong>Ohannes Kılıçdağı &#8211;</strong><strong>Akademisyen</strong></p>
<p><strong>“</strong>Başkanlık sistemine kategorik olarak karşı olmamakla birlikte, bu değişikliğin, demokrasinin temel şartlarından olan kuvvetler ayrılığını mevcut sistemden daha geri götürdüğü kanaatindeyim. Hızlı karar alma ve uygulama uğruna, birçok denetleme mekanizması devre dışı bırakılmış. Bunların yanı sıra, daha ilkesel boyutta konuşmak gerekirse, yeni düzenleme birçok noktayı cumhurbaşkanı olacak kişinin iyi niyetine bırakmış. Şöyle ki, düzenlemenin imkân tanıdığı birçok sakıncalı uygulamayı cumhurbaşkanının yapmayacağı varsayılmış. Ana güvence bu. Oysa ki, demokrasiler yönetenlerin, hele tek adamların iyi niyeti üzerine bina edilemez. Bilakis yapılması gereken, “İktidar yozlaştırır” şiarını daima hatırlayarak, yönetenlerin yetkilerini denetimsiz bırakmamaktır. Nitekim, anayasa kavramının ve uygulamalarının tarihsel çıkış sebebi tam da yönetenlerin keyfiliğini kısıtlamaktır. Dolayısıyla, mevcut değişikliğin ruhu bu anlayışa zıt olduğu için de “Hayır” dedim.</p>
<p>KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır da sonuçları değerlendirirken, yaşanılan durumun sadece Türkiye’ye özgü olmadığının altını ısrarla çizerek, “İnsanlık bir kriz yaşıyor. Ben bunu “dünyada ara buzul dönem” diye tarif ediyorum. Neden insanlık krizde? Çünkü bizim bildiğimiz politika, sınıf meselesi, sağ-sol ayırımları vs. sanayi toplumunun kalkınma ve modernleşme problemlerine cevap üreten modellerdi, şemalardı. Halbuki bugün aynı zamanda insanların önünde küreselleşme ve demokratikleşme diye başka bir mesele var. Batı, sanayileşmenin ürettiği sorunları çözdüğü, hukuku, kurumlarını vs. oturttuğu için biraz daha kolay göğüslüyor bu problemleri” şeklinde değerlendiriyor. Türkiye’nin batının aksine hem sanayi hem de bilgi toplumunun sorunlarını aynı anda yaşadığını belirten Ağırdır, gündelik hayatına uygun siyasetleri ve hukukunun üretememiş olmamızın sorunları daha da ağırlaştırdığını vurguluyor.</p>
<h4><strong> </strong><strong>“Oyunu Kimliklerin Dışında Tasarlamak”</strong></h4>
<figure id="attachment_14017" aria-describedby="caption-attachment-14017" style="width: 258px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-14017" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/bekir.jpg" alt="" width="258" height="196" /><figcaption id="caption-attachment-14017" class="wp-caption-text">KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır</figcaption></figure>
<p>Ulus devlet ve merkezileşmenin bu sorunları çözmekte yetersiz kaldığını da vurgulayan Ağırdır, “Göç, çevre problemi, Kürt meselesi, adaletsizlikler, bunlara ulus devlet modeli içinden cevap üretilemiyor. Bugün Türkiye’de internete erişimin yüzde 80’lere geldiği, kırlarda bile yüzde 50 internet erişimi olduğu, sadece cep telefonunun bütün nüfusu aşan sayıda olduğu bir ülkede bildiğimiz eski usullerle iş yapma imkânı yoktur. Dolayısıyla olup bitenleri yalnızca bir liderin otoriter eğilimlerinden açıklayamayız. Önümüzde daha büyük bir mesele var. İçinde bulunduğumuz sert dönemin devam edeceğini göz önünde bulundurduğumuzda, ‘korkuların değil arzuların öne çıktığı’ daha demokratik bir ortak yaşamı nasıl sağlayabiliriz?” sorusu üzerinde düşünmenin önemine işaret ediyor. Bekir Ağırdır’ın ‘yeni bir ütopya oluşturmak’ olarak açıkladığı referandum sonrası dönem için vurguladığı yol haritası; kendi deyimiyle ‘oyunu kimliklerin dışında bir yerden tasarlamak’… Ağırdır, bunun için yüzde 51 ‘evet’ oyunun dahil olduğu bir yerden başlamak gerektiğini belirterek, “Başından beri referandum sürecinin bana umut veren kısmı şudur; birincisi, önce başarabiliriz umuduna yaslanmak. İki, gerçekten başarmak için öbür tarafın meramını da anlamaya çalışmak ve buradan yeni heyecanlar üretmek. Bu umudumu diri tutan şey, ilk kez “hayır” diye çabalayan insanların, kümelerin, grupların çoğu anonim, çoğu isimsiz birçok insanın ilk defa geleneksel particilik dışında, parti kimliklerinin dışından bir yerden düşünme, anlama, birbirini dinlemeye çalışma çabalarıydı. Hala da umutlu kılan şey o. Yani öbür tarafı anlayalım, öbür tarafa yanlış gelecek cümle kurmayalım! Bu çaba bile çok değerli&#8221; değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Nalan Erkem/İnsan hakları savunucusu</strong></p>
<figure id="attachment_14018" aria-describedby="caption-attachment-14018" style="width: 132px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-14018" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto.jpg" alt="" width="132" height="165" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto.jpg 767w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto-640x801.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto-610x763.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto-320x401.jpg 320w" sizes="(max-width: 132px) 100vw, 132px" /><figcaption id="caption-attachment-14018" class="wp-caption-text">Nalan Erkem-İnsan hakları savunucusu</figcaption></figure>
<p>Bir hukukçu olarak öncelikle Anayasa Mahkemesi üyeleri ile Hakimler ve Savcılar Kurulunun üyelerinin çoğunluğunu seçme yetkisinin partili cumhurbaşkanına yani bir parti ve onun başkanına vererek yargı bağımsızlığını tümüyle ortadan kaldıracağı için “hayır” diyorum. Bağımsız ve tarafsız yargının, hukuk güvencesinin olmadığı yerde hiç kimse güvende olmayacaktır ki zaten bugün yargının içinde bulunduğu durum önümüzdeki sürecin provası mahiyetindedir. Anayasa değişikliği, daha bir çok sakıncasının yanı sıra TBMM’nin yetkilerini elinden alarak işlevsizleştirdiği, neredeyse  partili cumhurbaşkanının beğenmediği hiçbir yasayı çıkaramaz hale getirildiği, cumhurbaşkanına  meclisi devre dışı bırakarak tek başına çıkaracağı  kararnamelerle ülkeyi yönetme yetkisi verdiği ve bu geniş yetkilere sahip tek kişiyi denetleyecek hiçbir etkin  mekanizma ya da yargı yoluna  bu  yeni sistemde yer verilmediği için “hayır” diyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_14019" aria-describedby="caption-attachment-14019" style="width: 183px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-14019" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/buket.jpg" alt="" width="183" height="275" /><figcaption id="caption-attachment-14019" class="wp-caption-text">Buket Türkmen-Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi</figcaption></figure>
<p>Bekir Ağırdır’ın ‘yeni bir dil ve ütopya’ olarak formüle ettiği toplumsallıklar üzerinde düşünenler içinde, iki kadın akademisyenin değerlendirmeleri önemliydi. Buket Türkmen ve Nil Mutluer bir yandan “hayırın” içindeki ‘kadın’ vurgusuna dikkat çekerken bir yandan da yeni bir dönemin oluşma şartlarının Kürtlerin karşıtlığında buluşulmaması ve “hayırın” çoğulculuğunun kalıcı kılınmasının önemine işaret ediyorlardı. Referandum sonuçlarında İzmir-Diyarbakır fay hattının farklı saiklerle inşa edildiğini belirten Buket Türkmen, “Doğaldır ki aktörlerin farklı hafızaları bugün inşalarını da farklılaştırıyor. Yine de nereye kadar bu farklılıklar aşılmaz? Bu aşılamaz diye bakılan uçurumların yeniden pişirilmesinde nereye kadar iktidarın payı var? Bu bir tuzak gibi geliyor insana, sandıktan çıkan “hayır” oylarının coğrafi dağılımına bakınca. Bu farklı saikleri birbiriyle konuşturacak yeni bir “hayır”&#8221; hattının kotarılmasına, sertleş-tiril-miş söylemlerden uzak, minimum ortak paydaların altının çizildiği yeni bir muhalefet hattının inşasına ivedilikle ihtiyacımız var. Sandık ne mi söylüyor? Sandık en fazla bunu söylüyor, siyasal ve kamusal sahnedeki kutuplaşmacı söylemlere inat” yorumunda bulunuyordu.</p>
<h4><strong>“Yeni ‘hayırlı’ Siyaset”</strong></h4>
<figure id="attachment_14020" aria-describedby="caption-attachment-14020" style="width: 208px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14020" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nil.jpg" alt="" width="208" height="125" /><figcaption id="caption-attachment-14020" class="wp-caption-text">Nil Mutluer</figcaption></figure>
<p>Nil Mutluer ise, “hayır” bloğu bileşenlerinin milliyetçi-laik kanadının yaşanan oy kaybı için Kürtleri sorgulamaktan vazgeçmesi ve bunun yerine gerektiğini yıllardır hiç ulaşamadıkları Anadolu&#8217;ya ve ötekileştirilen kesimlere ulaşmak için atılacak adımları düşünmek olduğunu belirterek, “Kürtlerin hakikatinin üstünü örterek veya Müslümanları dışlayıcı siyaset yaparak bunun olmayacağı açık. Esasında atılacak adımların ne olabileceğini ve çoğulcu, özgür ve demokrat bir siyasetin nasıl örülebileceğinin cevabı da gene “hayır” bloğunun demokrat ve özgürlükçü bileşenlerinde mevcut. Yüzyıllardır süregelen kutuplaşmayı aşmak kolay değil, ancak eğer taraflar ötekileştirme yerine birbirini dinleme, anlama ve birlikte siyaset örme yoluna girerse &#8216;yeni hayırlı&#8217; bir siyasetin de adımını atmış olurlar. Yoksa, bu hareket de Türkiye siyasetinin benzer gerçekleşemeyen yenileşme heyecanlarından biri olarak tarihteki yerini alır” uyarısında bulunuyor.</p>
<h4><strong>Avukat Hasan Fehmi Özer: Millet darbeyi ve tankları nasıl durdurduysa Ak Parti’yi de durdurabileceğini açıkça göstermiştir.</strong></h4>
<p>2010 referandumunda 12 Eylül Anayasası özgürlükler lehine değiştirildiği için ‘evet’ oyu vermiştim. 16 Nisan’da özgürlükler lehine bir kazanım görmediğim için ‘hayır’ verdim. Referandumda, “hayır” oyu, 15 Temmuz darbe girişimini desteklemek üzerinden nitelendirildi. Buna da çok tepki gösterdim. 15 Temmuz&#8217;da daha çağrı gelmeden çok önce meydandaydım. 16 Nisan’da verilen “hayır” oylarıyla hükümeti yaptığı hukuksuzluklar ve OHAL rejimi uygulamaları sebebiyle ciddi şekilde uyardığımızı düşünüyorum. Millet darbeyi ve tankları nasıl durdurduysa Ak Parti’yi de durdurabileceğini açıkça göstermiştir.</p>
<p>Referandum sürecinde önemli bir kazanım olarak ortaya çıkan Hak ve Adalet Platformu da sonuçlarla ilgili yaptığı açıklamada sonuçların herkese tarihi sorumluluklar yüklediği belirtilerek, “Sürecin en büyük katkısı olan sivil toplumun siyasete müdahil olma avantajı her kesimin kendi rengi ile çalışıp ortak bir noktada buluşmasını sağlayabilir. Hak ve Adalet Platformu olarak bizler de “Medine Sözleşmesi” ışığında bu birlik ve beraberliğe katkı sağlamayı, kendilerinden emin olunanlar olmayı esas alarak bu sonuca katkı sağlayacağız. Hak ve Adalet Platformu toplumun dini duygularının iktidarların çıkarları için kullanılmasına esastan karşı duracak, kimlik odaklı değil bireysel özgürlüğü önceleyen, değer odaklı paydaşlıklara önem verecektir” değerlendirilmesinde bulunuyor. Referandum sonuçlarıyla ilgili farklı toplumsal kesimlerden yapılan değerlendirmeler, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın “toplumun korkularına, beklentilerine cevap üretecek yeni bir dil, yeni bir hayal, yeni bir ütopya üretmek” olarak formüle ettiği önümüzdeki dönem için “hayır” cephesinin çoğulculuğu ve imkânlarının geniş bir zeminde tartışıldığını ortaya koyuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/28/hayirin-cogulculugu-imkanlari/">‘Hayır’ın çoğulculuğu ve imkânları…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan hakları savunucusu Murat Dinçer: OHAL koşullarının tümünü yasal ve olağan uygulama haline getirdikleri zaman OHAL&#8217;i kaldıracaklar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/21/insan-haklari-savunucusu-murat-dincer-ohal-kosullarinin-tumunu-yasal-ve-olagan-uygulama-haline-getirdikleri-zaman-ohali-kaldiracaklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 13:33:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[AGİT]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[helsinki yurttaşlar derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Dinçer]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13698</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; “Suçluların da hakları vardır. Çalışma hakkı vardır hiç tartışılmaz. Yargılanan insanların çalışma hakkı fiilen ve hukuken engelleniyor. Sadece onlar değil aileleri de cezalandırılıyor ‘yaşayan ölüler sözü’ içinde bulundukları durumu çok doğru özetliyor.&#8221; Yurttaşlık Derneği eski yönetim kurulu üyesi ve insan hakları savunucusu Avukat Murat Dinçer’le olağanüstü hâl (OHAL) sürecinin hukuki yönlerini referandumu ve yeni [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/21/insan-haklari-savunucusu-murat-dincer-ohal-kosullarinin-tumunu-yasal-ve-olagan-uygulama-haline-getirdikleri-zaman-ohali-kaldiracaklar/">İnsan hakları savunucusu Murat Dinçer: OHAL koşullarının tümünü yasal ve olağan uygulama haline getirdikleri zaman OHAL&#8217;i kaldıracaklar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>“<strong>Suçluların da hakları vardır. Çalışma hakkı vardır hiç tartışılmaz. Yargılanan insanların çalışma hakkı fiilen ve hukuken engelleniyor. Sadece onlar değil aileleri de cezalandırılıyor ‘yaşayan ölüler sözü’ içinde bulundukları durumu çok doğru özetliyor.&#8221;</strong></p>
<p>Yurttaşlık Derneği eski yönetim kurulu üyesi ve insan hakları savunucusu Avukat Murat Dinçer’le olağanüstü hâl (OHAL) sürecinin hukuki yönlerini referandumu ve yeni anayasayı konuştuk.</p>
<p><strong> </strong><strong>Uzun yıllardan beri insan hakları alanında çalışan birisiniz. Biraz anlatır mısınız, nasıl başladınız?</strong></p>
<p><strong> </strong>Doksanlı yıllardan itibaren insan hakları alanında çalışmalar yapmaya başladım. Önce Çağdaş Hukukçular Derneği ile başladım. Sonra baroda bir dönem yöneticilik yaptım. O yıllarda Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) yeni çıkıyordu. Sanık hakları şüpheli hakları üzerinden gelişti benim insan haklarına da ilgim. Yani insan hakları, yasal haklar, kanuni haklarla birlikte gelişti. Daha sonra işkence konusunda çok çalışmalarımız oldu. İşkenceyi önleme diye bir grup kurduk baroda. Bu grupta yine insan hakları alanında çalışan meslektaşlarımız da vardı. Mağdurun kimliğine ve failin kimliğine bakmaksızın işkence konusunda hem derinlemesine çalışmalar hem de fikri anlamda pratik çalışmalar yaptık. Ve işkence başvurusunda bulunan mağdurlara hukuki destek de vermeye başladık. Giderek ciddi bir mekanizmaya dönüştü bu grup. Daha sonra bu engellendi. Fakat bu çalışmalar sırasında diğer insan hakları çalışmalarımız devam etti. Örneğin valiliğin aracılığıyla yaklaşık iki bin civarında polise insan hakları alanında eğitimler verdik. O dönemde iklim de buna uygundu. Türkiye hızla demokratikleşmeyi istiyordu. Bu çalışmalarımız özellikle bu işkence konusundaki çalışmalarımız Avrupa Birliği Türkiye hakkındaki ilerleme raporuna da girdi.</p>
<p><strong>Eski adıyla Helsinki Yurttaşlar Derneği yeni adıyla Yurttaşlık Derneği’ndeki çalışmalarınız da böyle başladı değil mi?</strong></p>
<figure id="attachment_13709" aria-describedby="caption-attachment-13709" style="width: 194px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-13709" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/xxxxxxxx.jpg" alt="İnsan hakları savunucusu avukat Murat Dinçer" width="194" height="251" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/xxxxxxxx.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/xxxxxxxx-640x828.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/xxxxxxxx-610x789.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/xxxxxxxx-320x414.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 194px) 100vw, 194px" /><figcaption id="caption-attachment-13709" class="wp-caption-text">İnsan hakları savunucusu avukat Murat Dinçer</figcaption></figure>
<p>Evet. İşkence konusunda hazırlamış olduğumuz raporun İlerleme Raporu’na girmesiyle temasımız oldu. O dönem Yurttaşlık Derneği, ‘İnsan Haklarında Yeni Taktikler’ isimli uluslararası önemli bir çalışma yürütüyordu. Bu çalışma tüm dünyadaki insan hakları alanında yapılan çalışmaları kapsayan bir projeydi.  Dünyada yüze yakın ülkenin katıldığı üç yüze yakın taktik sunuldu. Türkiye’den de iki taktik vardı. Biri bu bizim yürüttüğümüz işkence ile mücadele komisyonu yapılanmasıydı. Daha sonra dernekteki arkadaşlarla benim çalışmam üzerinden ‘işkencenin haritalanması’- işkence teknik olarak nasıl gelişiyor, nerelerden etkileniyor, soruşturma aşamasında ne yaşanıyor- başlıklı bir çalışma yaptık. Daha sonraki çalışmalarda olabildiğince yer aldım. Örneğin Romanlarla ilgili bir çalışmada yer aldım. Sonra yine İştar Gözaydın’ın yaptığı diyanet-din-devlet ve toplum ilişkileri konulu bir çalışmada yer aldım. Olabildiğince panellere ve konferanslara katılmaya çalışıyorum. Bir dönem de derneğin yönetim kurulunda yer aldım.</p>
<p><strong>Darbe girişiminin ardından başlatılan OHAL sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Basın özgürlüğünü düzenleyen anayasanın 30’uncu maddesi diyor ki, terör örgütüyle vs. ilişkisi mahkeme kararıyla sabit olmadıktan ve tespit edilemedikten sonra bir basın organına el konulamaz. Darbeyle ilişkisi olmayan birçok siyasi örgüt ve kişi etkili bir muhalefet yürütüyor diye cezalandırıldı ve cezalandırılmaya devam ediyor. Yani sadece devletin isimlendirdiği “FETÖ” adlı örgütün üyeleriyle ilgili yargılamalar sürmüyor. Bu örgütün dışında kalan, örgütle hiçbir şekilde ilişkilendirilmeyecek kişiler de cezalandırılıyor, bir kısmının üzerinde yeterli şüphe olabilir ama birçoğunda hiçbir şüphe olmadığını biliyoruz.</p>
<p><strong>Prof. Dr. İştar Gözaydın’ın gözaltına alınmasıyla ilgili süreçte aktif olarak çalıştığınızı biliyoruz. Söylediğiniz gibi OHAL döneminde bu tip ilgisiz tutuklamalar, gözaltılar çok yaşandı. KHK’larla birçok mağduriyet oluştu bu konuda neler düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Sivil toplum üzerinde de baskı oluştu. Çağdaş Hukukçular Derneği, Özgürlükçü Hukukçular Derneği, Gündem Çocuk Derneği, İnsan Hakları Araştırma Derneği gibi birçok dernek kapatıldı. KHK’lar ayrı bir mağduriyet oluşturuyor dediğiniz gibi. Kamuoyu bunlara güzel bir isim takmıştı “yaşayan ölüler”; varlar ama yoklar, işe girme hakları tamamen engellenmiş durumda. Özel üniversitelerin ihraç edilen akademisyenleri işe almaları engellenmiş, yasaklanmış. Gerek resmi gerekse gayrı resmi baskılar var üzerlerinde, farklı meslek gruplarından olan bu insanlar adeta damgalanmış durumdalar. Vahim olan şey şu: Genel hukuki ilkeye göre mahkumiyeti, mahkeme kararıyla sabit olmayan herkes masumdur ve suçsuz muamelesi görmek zorundadır. Vahim olan şu ki, yargılananlar baştan peşin olarak kanun hükmünde kararnamelerle suçlu ilan edilmiş durumdalar, kaldı ki suçluların da hakları vardır. Çalışma hakkı vardır hiç tartışılmaz. Bu insanların çalışma hakkı fiilen ve hukuken engelleniyor. Sadece onlar değil aileleri de cezalandırılıyor ve o “yaşayan ölüler “sözü de içinde bulundukları durumu çok doğru özetliyor, çok üzücü. Devlet ve kamu yok sayıyor. Bulundukları sosyal çevrede de konuyla alakalı çok sıkıntılar çekiyorlar.</p>
<p><strong>OHAL şartlarında bir anayasa değişikli süreci ve referandum geçirdik bir yandan…</strong></p>
<p>Evet. Bu durumun meşru olmadığı o kadar açık ki zaten devletin kendisi bir açıklama yapmıştı ve demişti ki biz OHAL de referandum yaparak referandumun meşruiyetine gölge düşürmeyiz ama şartlar öyle gelişti ki OHAL’ de yapıldı. Zaten Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı’nın (AGİT) son yaptığı açıklamada da aynı şeyi söylüyor: OHAL şartlarında siz oylama yaptınız. Şimdi şöyle denilebilir, hükümet tarafından bakınca “Biz OHAL şartlarında kimsenin propaganda yapmasını engellemedik” denebilir ama öyle değil. Meclisteki üçüncü büyük partinin genel başkanı ve bazı milletvekilleri de cezaevindeydi geri kalanlar ellerinden geldiğince bir şeyler yapmaya, propagandalarını yürütmeye çalıştılar ama asıl mesele şu bana göre: Bu zihniyet olarak, fikir olarak, psikolojik baskı ortamı, mitinglerin yapılamaması olarak, fiili ve fiziki engellemelerinin yanında zihinsel bir engelleme de getirdi. Yani OHAL döneminde hiçbir devlet, hiçbir ülke bunu söyleyemez.  Bu olağan bir durum değil, adı üstünde olağanüstü bir dönem. Dolayısıyla olağanüstü olan bu şartlar insanlara elbette ki bir baskı, bir yasak, hiçbir yere uygulanmazsa da zihinlere bir yasak getirmiştir. O nedenle insanlar otokontrol ile kendi dillerini kullanacağı propaganda dilini de gözden geçirmek zorunda kaldılar. Bu da elbette referandumu gölgeleyen bir durumdur.</p>
<p><strong>YSK’nın kararıyla ilgili değerlendirmeniz nedir?</strong></p>
<p>Ben bu konuya kamuoyunun baktığından daha farklı ve ihtiyatlı bakıyorum yani insanlar kolaylıkla, örneğin CHP’nin de böyle bir söylemi var- aslında ‘hayır’ yüksek çıktı ama hile yapıldı diyorlar. Hukukçu olmanın da getirdiği bir bakış açısıyla bunu söyleyemiyorum ben. Yani somut veriler gerekir ‘hayır’ çıktığını söyleyebilmek için, bunu ihtiyatla karşılıyorum ancak somut olan şeyler şunlar; ortada tartışılmayacak şeyler var. Daha önce zaten OHAL’de seçim yapmak, oylamayı gölgeleyen bir şey demiştik. ‘Evet’ ve ‘hayır’ propagandası yapanların eşit koşullarda yarışmadıkları da sabit. Televizyon kanallarının ayırdığı süre vs. her şey ortada. Ayrıca ‘hayır’ diyecek kişilere yönelik ithamlar hakaretler, bütün bunlar gerçekten süreci gölgeledi. Daha önemlisi ise şu: İnsanlar şöyle düşünüyor ve kesinlikle ben de katılıyorum, “şeffaflık istiyoruz”. Aynı zamanda insanlar oy dağılımının ne olduğunu bilmek istiyorlar ve tabiî ki bunca şaibeyi ve bunca meseleyi bir araya getirdiğimiz zaman ortaya başka bir şey çıkıyor. Somut veriler üzerinden gitmek ve elinizde somut veriler varsa bunun üzerinden mücadele etmek önemli.</p>
<p><strong>Bu arada OHAL yine uzatıldı …</strong></p>
<p>Başlangıçta üç ay için alındığı ve o kadar dahi sürmeden biteceği söylenerek OHAL ilan edilmişti. Şimdi uzatıla uzatıla bir yılı bulacak. Adeta bu olağanüstü hâl olağan hale geldi. Biraz çarpıcı gelebilir ama sanırım Türkiye’yi yönetenler OHAL’e o kadar alıştılar ki, OHAL’siz ülkeyi yönetemeyecek durumdalar artık. OHAL’i, OHAL&#8217;deki koşulların tümünü yasal ve olağan uygulama haline getirdiklerinde kaldıracaklar. Yani OHAL kalktığında maalesef sevinemeyeceğiz.</p>
<p><strong>Bundan sonraki sürece dair öngörüleriniz nelerdir?</strong></p>
<p>Bunu cevaplamak çok zor gerçekten. Türkiye’deki yeni gelişmelerinden sonra başkanlık sisteminin ve yeni anayasal düzenlemenin ustaca yapıldığını düşünmüyorum. Burada uyum kanunları çıkmasından söz ediliyor. Seçim kanununun değiştirilmesi, siyaset, partiler kanununda değişiklik, barajın düşürülmesi vs. Hiç istemeyiz ama önümüz karanlık gibi görünüyor, bir kaos yaşanacak. Bilinçli bir şekilde Türkiye’ye kötü şeyler yaşatacaklar anlamında söylemiyorum. İsteseler de içinden çıkılamayacak bir probleme, karmaşık bir yapıya dönüştü Türkiye çünkü yeni anayasanın hangi kurumlara, hangi yasal değişiklikleri getirdiği bilinmiyor. Bence yapanlar tarafından da bilinmiyor. Dolaysıyla birbiriyle çelişen bir hukuk sistemimiz oluştu. Anayasayla çelişen belki yüzlerce kanun var artık ve yeni yapılacak düzenlemeler de anayasaya ne kadar uygun olacak bilmiyoruz. Gelecekten uzun vadede umutluyum ama önümüzdeki günlerde hukuki anlamda çok ciddi karmaşık durumlar yaşanabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/21/insan-haklari-savunucusu-murat-dincer-ohal-kosullarinin-tumunu-yasal-ve-olagan-uygulama-haline-getirdikleri-zaman-ohali-kaldiracaklar/">İnsan hakları savunucusu Murat Dinçer: OHAL koşullarının tümünü yasal ve olağan uygulama haline getirdikleri zaman OHAL&#8217;i kaldıracaklar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Referandumdan sonra sivil toplum kimin kararlarını etkileyecek?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Apr 2017 15:06:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[7 Haziran Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Evet Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[hayır cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun Hükmünde Kararnameler]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[parlamenter demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13403</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Referandumdan çıkacak her tür sonuçta yeni bir dönem başlayacak. Sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor.” Türkiye yarın referandumunu yapıyor. Referanduma konu olan anayasa değişikliği paketinin meclise sunulmasından bu yana önerilen değişiklik tasarısının tek adam rejimine yol açıp açmayacağını konuşuyoruz. Bir de MHP&#8217;nin ‘evet’ kararına [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/">Referandumdan sonra sivil toplum kimin kararlarını etkileyecek?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Referandumdan çıkacak her tür sonuçta yeni bir dönem başlayacak. Sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor.”</strong></p>
<p>Türkiye yarın referandumunu yapıyor. Referanduma konu olan anayasa değişikliği paketinin meclise sunulmasından bu yana önerilen değişiklik tasarısının tek adam rejimine yol açıp açmayacağını konuşuyoruz. Bir de MHP&#8217;nin ‘evet’ kararına neden olan motivasyonunu. Tartışmada odak konular devletin, AK Parti&#8217;nin ve MHP&#8217;nin ve hatta CHP&#8217;nin kurumsal gerekçelerinden ziyade, liderlerin kişisel motivasyonları, açık-gizli niyetleri, kariyer hesapları oldu. Söz konusu tartışmalar, ne bu zamanda bu değişikliğin yapılmasının arka planını ne de Ak Parti-MHP gibi son on yılda düşmanlık derecesinde birbirinden uzaklaşmış iki siyasal aktörün ortak bir yaklaşım üretebilmesinin sebeplerini açıklamaya yeter gözüküyor.</p>
<p>Tartışmada ihmal ettiğimiz önemli bir nokta bu değişiklik referandumdan geçsin ya da geçmesin Türkiye&#8217;nin karar alma mekanizmasının bir süredir değişmekte olduğu gerçeği. Aslında ne rejim değişikliği gibi büyük bir çerçeveyi ne de hükümet sistemi gibi teknik bir detayı konuşuyoruz. Konumuz Türkiye&#8217;nin karar alma mekanizmasının nasıl bir değişim geçirdiğiyle ilgili. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinden bu yana yeni bir karar alma mekanizması işliyor. Bu sadece halkın cumhurbaşkanını seçmesine yol açan hukuksal bir değişiklikle değil, karar almak için toplumsal desteği ve siyasi kapasitesi olan bir elitler grubunun hükümet etrafından çekilip ‘saray’ etrafında toplanmasıyla da ilgili oldu. Bu gelişme ‘sarayı’ siyasi ve ekonomik kararların merkezi haline getirirken hükümeti de teknik ve bürokratik bir heyete dönüştürdü. Şimdi karşı karşıya olduğumuz durum ise bir süredir yaşadığımız bu tecrübeye hukuksal bir zemin kazandırma çabası. Referandumdan ‘evet’ çıkarsa, meclisteki çoğulluğu dikkate almak zorunda olmayan, her zamankinden daha arınmış ve homojenleşmiş bir karar mekanizması hukuksal zemine kavuşmuş olacak. ‘Hayır’ çıktığında ise ‘saray’ efradının karar mekanizmasını daha da merkezileştirme konusunda işi zorlaşacak. Ancak ana fikirden vazgeçmelerini beklemek naiflik olur. ‘Hayır’ cephesinin içinden ortak bir proje çıkması ihtimalinin zayıflığı da ‘evet’ cephesinin yeni hamleler üretme ortamını kolaylaştırıyor.</p>
<h4>“MHP’nin, karar alma süreçlerinde HDP’nin de etkili olduğu bir meclis yerine, homojen devlet aklının hâkim olduğu tek bir gücü yani ‘sarayı’ yeğlemiş olması kuvvetle muhtemel. Bu durum MHP tarafından sadece siyasi iktidarın kararlarını etkilemede değil aynı zamanda onunla kalıcı ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmada da fırsat olarak değerlendirilmiş gibi duruyor.”</h4>
<p>Türkiye muhalefeti ve sivil toplumunun hatırı sayılır bir kısmı bir süredir karar mekanizmasındaki bu değişimi ya görmüyor ya da görmezden geliyor. Bu da karar alma sürecini etkilemekten uzak, kendi arasında dertleşen, içine kapalı bir muhalefet ve sivil toplum performansı ortaya koyuyor. Anlaşılan o ki, karar alma sürecinin değişen dinamiğini ise, bir tek MHP gördü. Ya da etkili bir devletli güç MHP&#8217;ye bunu gösterdi ve yeni dönemin ruhunu etkileyebileceğine onu ikna etti. Bunu MHP&#8217;nin görebilmesinin esaslı nedeni ise tehdit olarak hissettiği bir başka gelişme olabilir. Görece serbest bir ortamda geçen ve çözüm sürecinin henüz iyimser havasının dağılmadığı zamanlardaki 7 Haziran seçimlerinde HDP&#8217;nin elde ettiği başarı, demokratik ortamlarda yapılan seçimlerde Kürtlerin meclise MHP&#8217;den daha kalabalık ve etkin gelebileceğini gösterdi. 1 Kasım seçimleri ise ortam baskı altına alındığında ve HDP&#8217;nin önü kesildiğinde bile barajı geçip meclise gelebildiklerini ortaya koydu. Görünen o ki, HDP her şartta baraj sorununu geride bırakmış durumda. Bu olgu temel siyasi kararların alıcısı ve uygulayıcısı olan hükümetin mecliste kurulduğu, bakanların milletvekillerinden oluştuğu bir sistemi etkileme konusunda HDP&#8217;yi MHP&#8217;den daha etkili kılıyor. MHP için bu durum sadece siyasi etkisinin azalmasını ifade etmiyor, aynı zamanda devletin karar alma mekanizmasının Türklükle malul karakterini de tehdit ediyor. Sonuçta karar alma mekanizmasını merkezi kılan onun teknik çerçevesi değil homojenliği. Bilginin, kaynağın ve yetkinin homojen bir grupta toplanması. Bu nedenle MHP’nin, karar alma süreçlerinde HDP’nin de etkili olduğu bir meclis yerine, homojen devlet aklının hâkim olduğu tek bir gücü yani ‘sarayı’ yeğlemiş olması kuvvetle muhtemel. Bu durum MHP tarafından sadece siyasi iktidarın kararlarını etkilemede değil aynı zamanda onunla kalıcı ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmada da fırsat olarak değerlendirilmiş gibi duruyor. Anlaşılan o ki, Ak Parti ile MHP arasında kurulan ittifak referandumun ötesine geçen bir değer taşıyor.</p>
<h4>“Toplumsal ve çevresel meselelerin çeşitliliğini, mağduriyetlerin ve mağdurların etnik, sınıfsal, kültürel çoğulluğunu gündeme taşıyan sivil toplum faaliyetleri için karar mekanizmalarının farklı seslere ve hassas bir geçirgenliğe ihtiyacı var.”</h4>
<p>Malum Sivil Sayfalar’da sivil toplumla ilgili yazılara yer veriliyor. Bu yazı buraya kadar öyle durmasa da sivil toplumla ilgili. Geçirdiğimiz değişim pek çok sivil toplum kuruluşunun (STK), Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kapatılması, faaliyetlerinin durdurulması ya da İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlumder) örneğindeki gibi STK’ların bizzat kendi yönetimlerinin hem tematik hem de kimlik açısından yapılarını homojenleştirmeleriyle sonuçlandı. Sivil toplumun geri kalan hacimli kısmında ise sessiz bir görüntü hâkim. Bir kısmı karar mekanizmasındaki değişime uyum sağlayamadığı, hala bakanlıkların bürokratlarını etkilemeyi esas aldığı için etkisizleşirken, bir kısmı da yeni karar halkalarını meşru bulmadığı için kararları etkileme fikrinden neredeyse tamamen uzaklaşmış durumda. Görünen o ki karar mekanizması ile birlikte onu etkileme potansiyeli taşıyan yapılarda da bir arınma, homojenleşme ya da etkisizleşme yaşanıyor. Toplumsal ve çevresel meselelerin çeşitliliğini, mağduriyetlerin ve mağdurların etnik, sınıfsal, kültürel çoğulluğunu gündeme taşıyan bir sivil toplum faaliyeti için karar mekanizmalarının farklı seslere hassas bir geçirgenliğe ihtiyacı var. Aslında konumuz misyonlarını toplumsal meseleleri keşfetmek ve yaklaşımları ile kararları etkilemeye çalışmak olarak gören STK’ların bundan sonra nasıl bir hayatları olacağı.  Referandumdan çıkacak her tür sonuçta da yeni bir dönem başlayacak. STK’ların karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor. Konuya giriş mahiyetindeki bu yazının ardından bundan sonraki birkaç yazıda karar alma mekanizmasının giderek merkezileşmesinin ve siyasetin yeni ittifaklarının sivil toplum kuruluşları için ne anlama geldiğini STK temsilcilerini de katarak tartışacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/">Referandumdan sonra sivil toplum kimin kararlarını etkileyecek?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak ve Adalet Platformu kuruldu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Mar 2017 20:29:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[16 Nisan Referandumu]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat Darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Berrin Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[Cihangir İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Dindar Kamuoyu]]></category>
		<category><![CDATA[Diyadin Fırat]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem Baran]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Bostan Ünsal]]></category>
		<category><![CDATA[Hak ve Adalet Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Halil İbrahim Yenigün]]></category>
		<category><![CDATA[Herkes için Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Hüda Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Sediyani]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Özkan]]></category>
		<category><![CDATA[Kadrican Mendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Medine Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Bekâroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Efe]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem Şaşkın]]></category>
		<category><![CDATA[Nurcihan Saatçioğlu Rençber]]></category>
		<category><![CDATA[Nurten Ertuğrul]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Atalar]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Recep İhsan Eliaçık]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyla İnal]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Altıntaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12527</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslami kesimin önde gelen yazar ve siyasetçileri, Hak ve Adalet Platformu adı altında bir araya geldi. Platform, 16 Nisan&#8217;daki referandumda özellikle AK Parti tabanında kararsız mütedeyyin kesimlerin &#8216;hayır&#8217; yönünde tercih yapmaları için çalışmalar yapacak. Dîndar kamuoyunun yakından tanıdığı, hak mücadelesinin ve İslamî entelektüel camianın tanınan isimlerinden Adem Geverî, Ahmet Kaya, Berrin Sönmez, Cihangir İslam, Diyadin Fırat, Edip Yüksel, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/">Hak ve Adalet Platformu kuruldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İslami kesimin önde gelen yazar ve siyasetçileri, Hak ve Adalet Platformu adı altında bir araya geldi. Platform, 16 Nisan&#8217;daki referandumda özellikle AK Parti tabanında kararsız mütedeyyin kesimlerin &#8216;hayır&#8217; yönünde tercih yapmaları için çalışmalar yapacak</strong>.</p>
<p>Dîndar kamuoyunun yakından tanıdığı, hak mücadelesinin ve İslamî entelektüel camianın tanınan isimlerinden <strong>Adem Geverî, Ahmet Kaya, Berrin Sönmez, Cihangir İslam, Diyadin Fırat, Edip Yüksel, Ekrem Baran, Fatma Bostan Ünsal, Halil İbrahim Yenigün, Hüda Kaya, İbrahim Sediyani, İslam Özkan, Kadrican Mendi, Mehmet Bekâroğlu, Mehmet Efe, Muharrem Şaşkın, Nurcihan Saatçioğlu Rençber, Nurten Ertuğrul, Ömer Atalar, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Recep İhsan Eliaçık, Süheyla İnal</strong> ve <strong>Yasin Altıntaş</strong> olmak üzere yirmiden fazla ilahiyatçı, siyasetçi, gazeteci ve yazar, “Hak ve Adalet Platformu” adı altında bir araya geldi.</p>
<p>Kuruluşunu geçen cumartesi İstanbul’un Fatih semtinde düzenlediği bir etkinlikle ilan eden platform, referandum gününe kadar, özellikle AK Parti tabanında olan kararsız mütedeyyin kesimlerin &#8216;hayır&#8217; yönünde tercih yapmaları için çalışmalar yapacak.</p>
<p>Mütedeyyin kesimlerin İstanbul’da nüfûs olarak yoğun olduğu Fatih, Üsküdar, Bağcılar, Sultanbeyli, Beykoz, Halkalı gibi bölgelerde, aynı zamanda Ankara’da da çalışmalar yapacak olan platform, salon buluşmalarına ağırlık vermekle birlikte sosyal medyayı etkin kullanarak, sokakta stand açıp bildiri dağıtarak da geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p>Salonda yer alan pankartlarda, “Hak ve Adalet İçin HAYIR”, “Vicdan İçin HAYIR”, “Mazlumların Sesi Olmak İçin HAYIR”, “Tekçi Yönetim Değil; İstişare, Hak ve Adalet” gibi sloganlar yazılıydı.</p>
<p>Üçü de Kanun Hükmünde Kararname (KHK) mağduru olan Ömer Faruk Gergerlioğlu, Fatma Bostan Ünsal ve Cihangir İslam’ın konuşmacı olduğu etkinlikte bu değişikliğe neden ‘hayır’ denmesi gerektiğinden bahsedildi. Platform olarak bu çıkışın tepkili ama sesini çıkaramayan dîndar kesimlere cesaret vermesini hedeflediklerini belirten konuşmaların ardından salonda yer alan dîn alimleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri de söz alarak platforma destek verdiklerini belirttiler. Etkinliğe katılanlar arasında, İstanbul Dîn Alimleri Derneği, Demokratik İslam Kongresi Kadın Meclisi, Eğitim İlke – Sen, Antikapitalist Müslümanlar, Tekirdağ Adalet Zemini gibi kurumlar vardı.</p>
<p>Hak ve Adalet Platformu tarafından okunan bildiri ise şöyle:</p>
<h4>Tekçi Yönetim Değil; İstişare, Hak ve  Adalet!</h4>
<p>Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Adaletin tesis edilmesi, toplumun farklı kesimlerine uygulanan ayrımcılıkların ortadan kaldırılması, farklı kültürler ve inançlar arasında eşitliğin sağlanması için yeni bir anayasaya ihtiyacımız var. Ancak önümüze konulan anayasa paketi, herkes için adaleti gerçekleştirmekten uzak. Bu değişiklikle güçlünün egemen olacağı bir anlayış tesis edilecek. Bu yüzden böylesi bir anlayışa en başta karşı çıkması gerekenler, hakkı ve adaleti ayakta tutmaya çalışanlar olmalıdır.</p>
<p>Bu toplumda kimliğimizden dolayı haksızlığa uğramış olsak da, sahip olacağımızı düşündüğümüz gücün hatırı için bir başkasının uğrayacağı adaletsizliğe göz yummak ilkelerimize ters düşen gayri ahlaki bir hevestir. Güçlünün haklılığı değil, haklının güçlülüğünden yana olmalıyız!</p>
<p>İlkelerimiz, kim olursa olsun sorgulanamaz, denetlenemez, frenlenemez tek adam iktidarının adalet değil zulüm getireceğini hatırlatır bize. Sınırsız ve denetimsiz bir güce izin vermek, hem o kişiye hem de topluma yapılmış büyük bir kötülüktür. Pusulamız; kaygılarımız, yandaşlarımız, karşıtlarımız değil, değerlerimiz olmalıdır.</p>
<p>Güç hayaline kapılmak, çoğunlukla tersine dönen ve altında kalınan bir akıbeti doğurur. Ne zalim ne de mazlum durumuna düşmemek için eksenimiz, gücün tek sahibi olmak değil, hak, adalet ve istişare ile yönetimin ortak paylaşımı olmalıdır.</p>
<p>16 Nisan’da referanduma sunulan 18 maddelik anayasa değişiklik paketi, toplumdaki kronik sorunları çözmek bir yana daha da ağırlaştıracak bir yapıdadır. Yürütmeyi, yasama ve yargı karşısında çok kuvvetli yapmaktadır. Oysa adil bir yönetim, güçlerin kontrolüne ve anında denetlenmesine bağlıdır.</p>
<p>Gücü ele geçirenin keyfileşeceği böylesi bir anlayışa, zamanında &#8220;Herkes için Adalet&#8221; diyen bizlerin razı olması mümkün değildir ve en başta bu sebeple bu değişikliğe karşı çıkmalıyız!</p>
<p>Kuvvetler ayrılığının sağlayacağı adalet için sarf edilecek her çaba, kuvvetin tek elde toplanması nedeniyle oluşacak haksızlıklardan çok daha güçlü ve değerlidir. Toplumun gerçek istikrarı, geçici, yanlı güç hayallerinden değil, adil bir demokratik katılımdan geçer.</p>
<p>Yakın tarihimizde gücün tek elde toplanmasının yol açtığı toplumsal afetleri gördük:</p>
<p>Suriye politikasının çökmesi,</p>
<p>Mavi Marmara katliamı,</p>
<p>Halkın yoksullaşması,</p>
<p>Yolsuzluk ve hırsızlıklara sessiz kalınması gibi olaylar karşısında hesap sorulamamıştır.</p>
<p>Bizler aynı filmi tekrar seyretmek istemiyoruz. Güçlü olanın kimliğine göre tavır değiştirenlerden olamayız. Gücü esas alan, ahlaki bir sonucu hayal etmesin; ortaya çıkacak sonuç güçler savaşıdır. Böylesi bir sonuç bu topraklardaki hastalıkları artıracaktır.</p>
<p>Yeni bir anayasa, farklı tüm toplum kesimlerinin omuzları üstünde yükselen, zor ve uzun da olsa toplumsal bir uzlaşma ve sözleşmeyi hedeflemelidir!</p>
<p>Dinî referansların tek adamlığı onaylaması mümkün değilken; en başta da Medine Sözleşmesi gibi çokluk, paylaşım ve yönetimde istişare geleneği ortadayken tek adam söylemleri temelsizdir.</p>
<p>Biz müslümanların kendi aramızda işleri birbirimizle danışarak yapmamız gerektiği ve özel olarak Kur’an’da bununla ilgili ‘’Şura Suresi’’nin olduğu malumdur. Bu da toplu denetim, istişare ve danışma ile yönetimde eşit ve adil ortaklığı esas almaktadır.</p>
<p>Biz müslümanlar, Allah’ın tek olduğuna inandığımız gibi yönetimlerin de ortaklık olduğuna inanmadıkça hakça bir yaşama kavuşamayız!</p>
<p>28 Şubat Darbesi’nde baskıya uğrayanlar olarak, o dönemde yaşadığımız zulmün, bugün benzerlerimiz tarafından daha şiddetli bir şekilde tüm topluma uygulanması, getirilmek istenen sistemle yapılabilecekler açısından ibret vericidir kanımızca.</p>
<p>Bu nedenle, 28 Şubat zulmünün hedef aldığı kesimlerden olan bizler bugünün zalimi olmaya karşı çıkıyoruz!</p>
<p>15 Temmuz darbe girişimine de karşı çıktık ve bundan sonrasında beyaz bir sayfa açılmasını istedik. Ama önümüze getirilen teklif daha çok demokrasi sunmadığı gibi, sorunları daha çok artıracak içeriktedir.</p>
<p>Darbeleri önlemek, güçler ayrılığına uymakla, bir gücün diğerlerini boyunduruk altına almamasıyla sağlanır.</p>
<p>Bütün müslümanlara, dindar kamuoyuna, halkımıza sesleniyoruz!</p>
<p>Kimsenin mağdur ve mazlum olmaması için;</p>
<p>Tekçi yönetim değil, istişare ve yönetimde ortaklık için;</p>
<p>Hak, Adalet ve Vicdan için &#8220;HAYIR&#8221;  diyoruz.</p>
<p>Gelin, bu itirazı birlikte yükseltelim; hak ve adalet arayışımıza bir &#8220;HAYIR&#8221;  ile sahip çıkalım!</p>
<p><strong>İMZACILAR:</strong></p>
<p>ADEM GEVERİ</p>
<p>AHMET KAYA</p>
<p>BERRİN SÖNMEZ</p>
<p>CİHANGİR İSLAM</p>
<p>DİYADİN FIRAT</p>
<p>EDİP YÜKSEL</p>
<p>EKREM BARAN</p>
<p>FATMA BOSTAN ÜNSAL</p>
<p>HALİL İBRAHİM YENİGÜN</p>
<p>HÜDA KAYA</p>
<p>İBRAHİM SEDİYANİ</p>
<p>İSLAM ÖZKAN</p>
<p>KADRİCAN MENDİ</p>
<p>MEHMET BEKAROĞLU</p>
<p>MEHMET EFE</p>
<p>MUHARREM ŞAŞKIN</p>
<p>NURCİHAN SAATÇİOĞLU RENÇBER</p>
<p>NURTEN ERTUĞRUL</p>
<p>ÖMER ATALAR</p>
<p>ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU</p>
<p>R.İHSAN ELİAÇIK</p>
<p>SÜHEYLA İNAL</p>
<p>YASİN ALTINTAŞ</p>
<p>HAK ve ADALET PLATFORMU</p>
<p>hakveadaletplatformu@gmail.com</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/">Hak ve Adalet Platformu kuruldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/19/islami-kesimin-onde-gelen-isimleri-hak-adalet-platformu-catisi-altinda-bulusti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Referanduma Giderken Türkiye’nin Ahvali ve Adalet Arayışı”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/16/referanduma-giderken-turkiyenin-ahvali-adalet-arayisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2017 10:52:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[16 Nisan Referandumu]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat Mağdurları]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Cihangir İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Bostan Ünsal]]></category>
		<category><![CDATA[Hak ve Adalet Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun Hükmünde Kararname]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Referanduma Giderken Türkiye’nin Ahvali ve Adalet Arayışı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12469</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hak ve Adalet Platformu, 16 Nisan&#8217;da yapılacak referandum öncesi kamuya açık etkinlik ve toplantılar düzenliyor. Hak ve Adalet Platformu&#8217;nun bu cumartesi düzenleyeceği toplantı çağrısı şöyle: “Referanduma Giderken Türkiye’nin Ahvali ve Adalet Arayışı” Adım adım 16 Nisan Referandumu&#8217;na doğru giderken topluma egemen olan çatışmacı ruh hali, birlikte yaşama irademizi aşındırmaya devam ediyor. Bu ruh hali, adalet [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/16/referanduma-giderken-turkiyenin-ahvali-adalet-arayisi/">“Referanduma Giderken Türkiye’nin Ahvali ve Adalet Arayışı”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hak ve Adalet Platformu, 16 Nisan&#8217;da yapılacak referandum öncesi kamuya açık etkinlik ve toplantılar düzenliyor. Hak ve Adalet Platformu&#8217;nun bu cumartesi düzenleyeceği toplantı çağrısı şöyle:</p>
<p>“Referanduma Giderken Türkiye’nin Ahvali ve Adalet Arayışı”</p>
<p>Adım adım 16 Nisan Referandumu&#8217;na doğru giderken topluma egemen olan çatışmacı ruh hali, birlikte yaşama irademizi aşındırmaya devam ediyor. Bu ruh hali, adalet arayışımızı ve ahlaki bir toplumda var olma istencimizi etkilese de, buna teslim olmamak bizim elimizde. Bu ruh halini, birlikte tartışarak, yan yana gelerek ve bu zeminleri güçlendirerek aşabileceğimize olan inancımız tam! Bu inançla hepinizi etkinliğimize bekliyoruz&#8230;<br />
<span class="text_exposed_show"><br />
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen öğretim üyesi ve hekimler arasında bulunan, Fatma Bostan Ünsal, Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Cihangir İslam ile birlikte referandumu ve toplumun ahvalini değerlendireceğimiz sohbetimize hepiniz davetlisiniz!</span></p>
<p><strong>Hak ve Adalet Platformu</strong></p>
<p><span class="text_exposed_show">Konuşmacılar:<br />
<strong>FATMA BOSTAN ÜNSAL</strong><br />
<strong>ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU</strong><br />
<strong>CİHANGİR İSLAM</strong></span></p>
<p><span class="text_exposed_show"><strong>Tarih</strong>: 18 Mart 2017 Cumartesi<br />
<strong>Saat:</strong> 18.30<br />
<strong>Yer</strong>: Renk Düğün Salonu, Hasan Halife Mah. Halıcılar Cad. No: 7/9, Fatih &#8211; İstanbul<br />
<strong>İletişim:</strong> 0545 942 42 39</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/16/referanduma-giderken-turkiyenin-ahvali-adalet-arayisi/">“Referanduma Giderken Türkiye’nin Ahvali ve Adalet Arayışı”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
