<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Babalık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/babalik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/babalik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Dec 2018 11:23:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Babalık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/babalik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>En İyi Baba Kimdir?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/en-iyi-baba-kimdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rumeysa Çamdereli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jul 2017 09:04:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Babalık]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[İsveç]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet eşitsizliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16863</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Dünyanın en iyi babaları kimlerdir?” diye garip bir soru sorsak, sorunun ilk etkisi geçtikten sonra aklımıza yavaş yavaş, İsveçli babaların bolca paylaşılan resimleri gelecektir . Bu babalar kah çocuklarına yemek yediriyor, kah çocuk sırtında temizlik yapıyor, kah çocuğunu tuvalete tutuyor, yıkıyor ya da (özellikle de kız çocuklarıyla) oyunlar oynuyor. Bu “olağandışı” görüntülerin ortaya çıkmasının sebebi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/en-iyi-baba-kimdir/">En İyi Baba Kimdir?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-16868 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/johan-bavman-isvecli-babalar-60-gun-izin-5.jpg" alt="" width="215" height="287" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/johan-bavman-isvecli-babalar-60-gun-izin-5.jpg 700w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/johan-bavman-isvecli-babalar-60-gun-izin-5-640x853.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/johan-bavman-isvecli-babalar-60-gun-izin-5-610x813.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/johan-bavman-isvecli-babalar-60-gun-izin-5-320x427.jpg 320w" sizes="(max-width: 215px) 100vw, 215px" />“Dünyanın en iyi babaları kimlerdir?” diye garip bir soru sorsak, sorunun ilk etkisi geçtikten sonra aklımıza yavaş yavaş, İsveçli babaların bolca paylaşılan resimleri gelecektir . Bu babalar kah çocuklarına yemek yediriyor, kah çocuk sırtında temizlik yapıyor, kah çocuğunu tuvalete tutuyor, yıkıyor ya da (özellikle de kız çocuklarıyla) oyunlar oynuyor. Bu “olağandışı” görüntülerin ortaya çıkmasının sebebi ise bu babaların coğrafyamızda yaşayan erkeklerden farklı genlere sahip olması değil pek tabii. İsveç, zorunlu doğum izninin uygulandığı nadir ülkelerden biri olarak erkeklere bu “doğaüstü” güçleri bahşetme şansına sahip oluyor.<strong>*</strong><span id="more-16863"></span></p>
<p>Zorunlu doğum iznini böylesi önemli bir noktaya getiren nedir peki? Burada ilk olarak şunu söylemek gerekiyor: Anne ve babalar çocukların gelişimi için en kritik olan 0-1 yaş arasındaki dönemde dönüşümlü olarak bulunabilmiş oluyorlar. Eğer baba bu izni kullanmazsa devletin çocuk yardımı hakkı da elinden gidiyor. Yani hem çocuğun aile içerisinde ve sağlıklı bakımı garanti altına alınıyor, hem de erkek ve kadın arasındaki çocuk bakımı üzerinden oluşan uçurum bir nebze kapanmış oluyor.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-16865 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/32.jpg" alt="" width="206" height="275" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/32.jpg 700w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/32-640x853.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/32-610x813.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/32-320x427.jpg 320w" sizes="(max-width: 206px) 100vw, 206px" />Burada en önemli nokta ise iznin zorunlu olması. Türkiye örneğini ele aldığımızda, annelik izninin uzaması ve esnek çalışmanın yaygınlaşması tartışmalarının yoğunluklu olarak tartışıldığı şu dönemde, özellikle söylenen, &#8216;kadının işten ne kadar uzun süre ayrı kalırsa iş hayatından ayrılma ihtimalinin o kadar arttığı&#8217;. Bu durum çok da tesadüfi değil tabii ki. Kadın eğer evliyse ve çocuk sahibi olmayı düşünüyorsa (ve buna rağmen işverenlerin ayrımcı muamelelerini atlatmayı başarıp işe girmeyi başardıysa) işe girdiği andan itibaren bu ihtimal üzerinden hareket ediyor, işteki pozisyonunda ilerleme göstermek için gerekli çabayı göstermiyor ve dolayısıyla işe dönmek için yeteri kadar kalifiye olamıyor. Gerekli çabayı gösteriyor olsa bile işten ayrıldığı dönemde iş yerinde gerçekleşen yenilik ve gelişmelerle ilgili arayı kapatması ve odaklanması oldukça fazla zaman alıyor ve bu da ne iş yerinde birlikte çalıştığı kişilerin ne de işverenin işine geliyor. Kadın bu sıkışmışlık durumundan tek kurtuluşu, eğer maddi durumu elveriyorsa işten uzaklaşmak ve evde çocuk bakmakta buluyor (Bu durum, başka bir yazının konusu olmakla birlikte, çocukların bir projeye dönüşmesine, mutsuz anne ve çocuklara neden oluyor).</p>
<p>Tüm bu tablo içerisinde erkekler nerede peki? Birçok kuruluşta üç gün olarak uygulanan babalık izninin ardından (evet bebeğin doğumunun üzerinden bir hafta dahi geçmeden) erkekler, özelde de babalar, hanenin geçinmesi için daha fazla çalışmak durumunda kalıyor, çalışma saatleri arttıkça evle ve hanenin diğer üyeleriyle ilişkisi ise yüzeysel ve şekilsel oluyor. Akşam evde televizyon izleniyor, orta üst sınıf için çocuklar (artık haftanın altı günü çalışmak normal olan durum olduğu için tek boş günü olduğundan) pazar günleri sinemaya götürülüyor, birlikte etkinliklere katılınıyor, çocuk bakımının ve ev işlerinin eğlenceli kısmı babalarla gerçekleştirildikten sonra, tüketici ve döngüsel olan kısmı tamamen evdeki kadının üzerine kalıyor. Toplumsal cinsiyet meseleleri burada iyice ayyuka çıkıyor ve kadının tüm bu emeği ücretsiz, değersiz bir emek olarak bir kenara itiliyor, özellikle de eğer eve bir “yardımcı alınmıyorsa”.</p>
<p>Tüm bu işleri (ki bugün içerisinde pek temizlik de yapılmış değil) bu kadar detaylı yazmamın bir sebebi var. Bu işler her gün neredeyse aynı içerikte ve aynı şekilde yapılıyor. Eğer kadın tüm bu döngünün içerisinde dışarıya çıkacak, kendisi için bir şeyler yapacak, birileriyle hayatına dair bir şeyler paylaşacak, nefes alacak bir olanak bulamıyorsa, kadının kendisini dikkate almıyorsak bile, en azından, çocukla kurduğu ilişkinin çocuğun gelişimine hizmet eder bir ilişki olabilmesinin pek mümkün olmadığı aşikar. Yani kadını düşünmesek bile, çocukları düşündüğümüzde kadınların “dışarıya” çıkması, kendilerini ifade etmeleri ve var etmeleri gerekiyor.</p>
<p>İşte tam burada o tabloda silikleşen babalar devreye giriyor. Erkek, her ne kadar uzun mesai saatlerinin “mağduru” oluyor olsa da, kadının da oldukça uzun süren, hatta neredeyse hiç tamamlanmayan bu mesaisinin bir parçası olmak durumunda olmalı. Erkeklerin mağdur olduğu iddiası da pek ikna edici olmuyor, çünkü en sonunda bakıldığında bu deneyim sayesinde kadınlardan daha fazla maaş, emeklilik maaşı ve sonuçta servet ve mülke sahip oluyorlar ve toplum içerisindeki konumlarını garanti altına almış oluyorlar. Ama bu konumu göz ardı etmeyi başarabilirsek, kadınlar ve erkekleri mağdur eden bu çalışma saati uzunluğu, babalık izninin yokluğu gibi durumların ortadan kaldırılması hem kadınlar hem de çocuklar için birincil öneme sahip oluyor. Kısacası baba olmayınca anne de, çocuk da sağlıklı bir şekilde hayatlarına devam etmiş olmuyor. Yani babaların “destek olmaları” değil, (zorunlu olması işi çözüyorsa zorunlu olarak) işin tam merkezinde olmaları gerekiyor. Ancak bu şekilde “en iyi baba” olmayı başarabilirler.</p>
<p>*Bu yazı Sivil Sayfalar&#8217;da 2016 Haziran&#8217;ında yayımlanmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/en-iyi-baba-kimdir/">En İyi Baba Kimdir?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Babaların Günahları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/19/babalarin-gunahlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jun 2017 14:06:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ACEV]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AÇEV]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Babalık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf (YADA Foundation)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15986</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;&#8216;Çocuğa rağmen&#8217; baba davranışları kötü bir şey, bu net. Fakat &#8216;çocuk için&#8217; babalık da eksik ya da aşırı olabilir. Sanki &#8216;çocukla birlikte&#8217; babalık formülünü aramak daha iyi.&#8221; Babalar gününün ardından, hep beraber bir hayli güzelleme dinledikten sonra, Türkiye babalık tecrübesi ile ilgili bir etkinlikten bahsederek babalık eleştirilerine yer vermeye çalışacağım. AÇEV, başlattığı yeni bir kampanya [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/19/babalarin-gunahlari/">Babaların Günahları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;&#8216;Çocuğa rağmen&#8217; baba davranışları kötü bir şey, bu net. Fakat &#8216;çocuk için&#8217; babalık da eksik ya da aşırı olabilir. Sanki &#8216;çocukla birlikte&#8217; babalık formülünü aramak daha iyi.&#8221;<span id="more-15986"></span></strong></p>
<p>Babalar gününün ardından, hep beraber bir hayli güzelleme dinledikten sonra, Türkiye babalık tecrübesi ile ilgili bir etkinlikten bahsederek babalık eleştirilerine yer vermeye çalışacağım.</p>
<p>AÇEV, başlattığı yeni bir kampanya ile Türkiye’nin babalık hallerine bir eleştiri getiriyor. Babalara “ilgili  olun” diyor, Türkiye’de babaların çocuklarının yetiştirilme serüveninde olmadıklarına ya da ancak sembolik olarak var olduklarına işaret ediyor. Anneler günü gibi coşkulu kutlanmasa da babalar günü markaların, kurumların ilanları, Facebook hesaplarındaki baba fotoğrafları, anıları vb. çağrışımlar babalığın gündeme nadiren geldiği zamanları oluşturuyor. Son yıllarda dikkatimi çeken bir gelişme, daha az da olsa, babaları ile ilişkisini ve başkalarının babalık güzellemelerini eleştiren paylaşımlar da artış var. Sanırım Türkiye’nin babalık tecrübelerinden memnun olmayanlar bunu daha yüksek sesle dile getirmeye başlayacak önümüzde yıllarda.</p>
<p>Etkinliğe geçmeden önce, AÇEV Aile Eğitimleri Birimi Yöneticisi Hasan Deniz’e sordum: ne istiyorsunuz bu babalardan, nedir günahları diye, onun yanıtlarını aktarayım. Bana sırasıyla ve en az maddede sıralamasını istedim. Her biri ayrı önemde diyerek şunları saydı:</p>
<ol>
<li>Çocuk bakımı ile ilgili işleri kendi sorumluluğu olarak görmemek <em>(alt değiştirmemek, giydirmemek, yıkamamak, yedirmemek…)</em></li>
<li>Çocuğu kendi devamı gibi görmek <em>(soy sürdürücü, meslek sürdürücü, iş sürdürücü, kendi eksiklerin-hayatta yapamadıklarını yapacak olan, istediği gibi yönlendirebileceği gibi olan)  </em></li>
<li>Eşle yaşanan bir krizde (boşanma, tartışma, ekonomik kriz) çocuğun sorumluluğunu öncelikli olarak anneye bırakmak <em>(sorumluluğu azaltma, yakınlığı azaltma)</em></li>
<li>Yakın olmayı, çocukla içten olmayı bilmemek</li>
</ol>
<p>AÇEV, üzerinde fazla durulmayan bu konuya ilgi gösterenler arasında başı çeken bir sivil toplum kuruluşu. Babalara çağrıları “ilgili baba” olun şeklinde. Sloganın ima ettiği üzere de ilgisiz olduklarını varsayıyor. Hatta bunu geçen hafta sonuçlarını paylaştıkları bir araştırma ile de tescillediler.</p>
<p>AÇEV’in babalık üzerine eğitimler verdiği, konuyu kendilerinden dinleyene kadar bilmediğim bir şeydi. 0ysa 1996’dan beri yaklaşık 60 bin kişi bu eğitimlerden geçmiş. Çocuğun gelişimini desteklemek amacıyla babaları da donatmak, dönüştürmek gerekir diye yola çıkmışlar. Son yıllarda ise eğitimlerde babaların toplumsal cinsiyet rollerini sorgulayan yaklaşım daha etkili yer bulmaya başlamış.  Bu dönüşüm, AÇEV’i babaların “erkeklik” ile ilişkisini daha güçlü ele almaya başlama kararlığından kaynaklı. Bu kararlılık da daha geniş kitlelere seslenmek üzere bir kampanya ile sonuçlanmış: “İlk iş babalık”.</p>
<p>“Türkiye’de ilgili babalık ve belirleyicileri” araştırması, “Türkiye’de babalığı anlamak” araştırma serisinin ilki. Türkiye temsili bir araştırma. Bu serinin üçüncüsünde YADA olarak biz bir çalışma gerçekleştirdik. Yayınlanınca o sonuçlarla da destekleyerek, karşılaştırarak tekrar yazacağım. Ama şimdiden bu araştırmadan ve sonuçların paylaşıldığı etkinlikte ve panelde konuşulanlardan bahsedeceğim.</p>
<p>Öncelikle araştırmanın en belirgin sonucu, Türkiye’de babaların net olarak “ilgili babalık” koşullarını sağlayamıyor olduğu. Sürpriz bir sonuç olmasa da bunu veri ile konuşabilmek güzel. Gelecek yıllarda da bir karşılaştırma zemini olmuş oldu. Araştırma ilgili babalık koşullarını ve sonuçları itibari ile zaaflarını üç başlıkta ele alıyor: 1. Bakım: sorumluluk, besleme, temizleme, doktora götürme, okul, kurs gibi alanlarda destekleme vb. 2. Kontrol: kural ve sınırlar oluşturma, olumlu davranış kazandırma, birey olarak kabul etme, vb. 3. Yakınlık: duygularına önem verme, sevgi, birlikte severek zaman geçirme, oyun oynama, vb.</p>
<p>Araştırma da ayrıca babaların bu ilgili olma düzeylerini etkileyen faktörler tespit edilmiş. Başlıcaları şunlar: Babanın sosyoekonomik düzeyi, babalıktan ve yaşamdan duyduğu tatmin, annenin eğitimi, evlilik tatmini, işte geçirilen zaman ve çocuğa ve kadına karşı cinsiyetçi tutumlar, ev içi iş bölümü.<br />
Araştırma sonuçlarını aktaran ve aynı zamanda araştırmanın danışmanı olan Güler Fişek, babaların %92’sinin “çocukları çok sevdiğim için çocuk sahibi oldum” yanıtını verdiğini aktarıyor. Bu yüzdenin yüksekliği (doğruculuğu) aslında bunun bir güçlü norm olduğunu, başka bir deyişle toplumun “erkekleri” çocuk sahibi olmanın iyi bir şey olduğuna ikna ettiğini gösteriyor. Bu rızanın iyi bir yönü var: Başka verilerden söyleyebilirim ki, babalık erkekliği görece ehlileştiren bir şey olarak karşımıza çıkıyor. Çocuk sahibi olmak kutsal bir şey, aynı zamanda da erkeği kısmen uysallaştıran. Fişek’in üzerinde durduğu bir başka nokta babaların çocukları ile pek vakit geçirmediği. En yaygın aktivite televizyon izlemek. Ancak %30’u birlikte sinemaya gidiyor. Öte yandan şunu da hatırda tutmakta fayda var. Türkiye’de bireylerin etkinlik çeşitliliği zaten fazla geniş değil. Yani bu sonuçlar çocuktan bağımsız olarak öyle. Zaten en çok televizyon izliyor ve sinemaya gitmiyor. Hatta buradaki oranı yüksek bile bulduğumu söyleyeyim. Dolayısıyla babalar kendileri için de neyi ne kadar yapıyor ona bakarak karşılaştırmak da fayda var. Tam bu noktada Hasan Deniz’in işaret ettiği bir durumu not düşmekte fayda var. Hasan Deniz, Eğitime katılan babaların çocuklarının kendilerinden en çok AVM’ye gitmeyi istediklerini aktardıklarını dile getiriyor ve ekliyor: Aslında çocuk baba ile vakit geçirmeyi seviyor ve bu AVM’ye gidince olduğu için onu istiyor.</p>
<p>Hasan Deniz’in vurgu yaptığı önemli bir başka husus ise babaların önce erkek oldukları ve bu erkeklik donanımları ile babalığa geçiş yaptıkları.  Dolayısıyla tüm bu babalık sorgulamaları aslında babalıktaki erkeklik sorgulamaları da. Etkinlikteki panelistlerden bazı notlarla devam edeyim. Yakın Ertürk de Hasan Deniz’in babalıktaki erkeklik vurgusuna dikkat çekiyor: “Modern erkekliğin inşasıyla babalık arasında çelişki yok, ama bir gerilim var.” Bekir Ağırdır ise, babalığı etkileyen sosyal etkenlere vurgu yapıyor: “Nüfusun artık ağırlıkla kentli, hatta metropollü olması aile yapısını etkiliyor”. Ali Çarkoğlu burada bir parantez açarak nüfusun kentli olsa da kır değerleri ile yaşadığını hatırlatıyor. Panel katılımcılarından Doğan Cüceloğlu ise bir özeleştiri yapıyor: “Ben iyi bir baba olamadım, iyi bir baba olmak nedir bilmiyordum, hatta bilmediğimi de bilmiyordum.” İş dünyasındaki gözlemlerini aktaran Cansen Başaran Symes ise “cinsiyet eşitsizliğinde baba ihmal edilmiş, kadının rolüne odaklanılmış” diyor. Bir de bir şirketten örnek veriyor. Babalara da doğrum izni verildiği halde çoğunun bunu kullanmadığını gözlemlemişler.</p>
<p>AÇEV’in babalık konusuna ilgi göstermesi ve yatırım yapması, özellikle de çalışmalarda babalıktaki temel meselenin erkeklik olduğu vurgusunun artması oldukça takdir ettiğim bir konu. 2000’li yılların başında erkeklik üzerine düşünmek, çalışmak yeni bir olguydu. Hegemonik erkekliğin, erkekler üzerinde bir baskı oluşturduğu ve erkekleri erkeklikten özgürleştirmenin toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamada önemli bir boyut olduğunu savunuyordum, buna yer verdiğimiz bir yazımız (Toplum Bilim’de yayınlanmıştı) tepki de çekmişti, zira öncelik kadının güçlendirilmesinde görülüyordu. Aradan geçen yıllar içeresinde bir çalışma ve müdahale konusu olarak erkekliğe ve erkekleri çalışmaya ilgi arttı. Babalık ise bu alanın yeni bir başlığı. Erkekliğin uzun da süren, ara aşamaları olan bir evresi. Bu yüzden babaları de erkeklikten özgürleştirme çabalarını desteklemek gerekiyor. Etkinlikte konuşan AÇEV eğiticilerinden birinin aktardığı bir aktarım: Eğitim alan babalar, eğitimden sonra, eğitim malzemesini gören olmasın diye yolunu değiştirip eve gidiyorlarmış, özellikle kahveden bir gören olmasın diye. Özgüvenleri arttıktan sonra, kahveye gidip, diğer babalara meydan okumaya başlamışlar. Babaların omuzlarındaki toplumsal yükü almak için babalığın erkeklik rolleri ile mücadele önemli. “İlk iş babalık” kampanyasının hedeflerinin başında da bu var. Öte yandan AÇEV’de hala geleneksel kodlarında olan psikoloji disiplinin ağırlığı da hissedilmiyor değil. İlkin araştırma verilerinde ağırlık davranışa odaklanmış, sosyolojik faktörler ve erkeklik izleri ikinci planda kalmış görünüyor. Örneğin, geleneksellik ve ahlaki muhafazakarlık babalık davranışını şekillendirebiliyor. Ağırdır’ın belirttiği üzere kentlileşme etkisi, kır ya da kent kökenli olmak, Ali Çarkoğlu’nun da vurgusuyla kentli olup kır değerlerini taşımak, geniş aile ile ilişki ve sosyalleşme halleri, vb. bir çok başka toplumsal etken de babaların davranışlarını etkiliyor. Benzer şekilde kız çocuğu olan babaların davranışları ve o babalar arasındaki farklara bakmak önemli. Bir başka deyişle babalığın erkek davranışlarının daha detay fotoğraflarını çıkarmak ve bunlara müdahale araçları geliştirmek de hedeflenmeli. Yaş farkı da diğer bir etken. Genç babalarla eski kuşak babalar arasındaki farkları da gözlemek, babalıkta erkekliği tartışmak açısından güncel bir konu. Velhasıl babalıktaki erkekliği ve bunu besleyen toplumsal faktörleri daha fazla derinleştirmekte fayda var. Yetişkinlerle ilgili bu başlıklar haricinde ek bir araştırma konusu da şu olabilir: Yeni kuşak baba adaylarında durum nedir ve de benzer şekilde gençlerin babaları ile tecrübelerini yorumlamaları nasıl?</p>
<p>“İlk iş babalık”a dair birkaç söz ile bitireyim. Kampanyanın amaçlarını ve hedeflerini bildiğim için bu vurguyu gayet iyi anlıyorum, niyetini takdir ettiğimi de bir kez daha belirteyim. Babalık talileştirilerek önemsizleştirilebilecek ve anneye havale edilecek bir iş değildir diyor bize bu slogan. Öte yandan bu tür kampanya tasarımlarında kimi zaman slogan, içeriğin fazla önünde durduğunda düşündüğüm iki şey oluyor: İlki iddiayı yüksek tonda dile getirdiği için, etkililiğini azaltıyor mu? İkincisi, istemeden başka bir yaklaşıma neden oluyor mu? İlkin, çocukla ilgilenmek, babaların iş sıralamasında çok çok altlarda yer alırken, bunu ilk sıraya çıkarmak biraz fazla iddialı olabilir. Para kazanmak, ailenin geçimine katkı sağlamak her zaman ilk iş olarak görülecektir. Yani ilk iş her daim iş olacak. Zaten toplumsal algıda babaların en önemli babalık görevi geçim olarak görülüyor. Bunu kırmak yerine beslemek mümkün ilk iş diyerek. Birçok kişi için zaten ilk iş babalıkta, iyi bir iş sahibi olmak üzere algılanabilir. Görev, öncelik anlamındaki iş ile, çalışma anlamındaki iş kelimelerinin aynı olması da bu algıyı tetikleyebilir. İkinci çekinceme gelecek olursam, iş değil ilk öncelik desek dahi slogan tam içime sinmiyor. Anneliğin kutsallaştırılmasını hep sorunlu bulmuşumdur. Bu kutsallaştırma annelerin fedakarlığına yatırım yapıyor. Bu zor ve haksız yüklerle dolu görevi ancak aşırı bir fedakârlık kaldırabilir, bunun için de bu durumu kutsallaştırmak gerekiyor. Babalara daha fazla rol biçmeye çalışırken babalığı kutsallaştırmaya çalışmak da -tabi ki aynı derece de olmasa da- sorunlu olabilir. İlk iş vurgusu fedakarlığa vurgu yapıyor. Halbuki ilk öncelik hayatta çocuk olmasa da ilgili bir baba olunabilmeli. Bir baba için çocuk kendinden de önce gelmeli diye bir beklenti bana haksızlık gibi görünüyor.</p>
<p>“Çocuğa rağmen” baba davranışları kötü bir şey, bu net. Fakat “çocuk için” babalık da eksik ya da aşırı olabilir. Sanki “çocukla birlikte” babalık formülünü aramak daha iyi.</p>
<p>Yazıyı Doğan Cüceloğlu’nun panelde aktardığı bir iki anektodu ile bitireyim. Doğan Hoca, bir iş toplantısına katılıyor. Toplantıdakilerin, suratlarındaki asıklık ve sertlik düzeylerine göre ünvanlarını tahmin edilebiliyor. En asık suratlı yani en üst düzeyde olan ile yalnız kaldığında, “bana küfret diyor”, şaşkınlığın ardından “bana Allah belanı versin de” diyor. “Olur mu, neden böyle bir şey diyeyim” yanıtına da “suratın öyle söylüyor ama” diyor. Bunun üzerine, yönetici kişi, “ya oğlum da hep bundan yakınıyor” diyor. Başka bir sefer yurtdışında önce ünvanlarını değil, isimlerini söyleyen ve gülümsemelerinden ünvanları belli olmayan bir grubun olduğu bir toplantıda, biri, bir çocukla konuşmak için eğilip diz çöküyor. Doğan Hoca nedenini merak ediyor; “o küçük bir insan, onun seviyesine inmek gerekir” yanıtını alıyor. Türkiye’de bunu aktardığı bir sırada, “heyecandan ölüyorum, hemen çocuğuma deneyeceğim” diyen biri denedikten sonra Hocaya geliyor ve dert yanıyor: “Hocam dediğiniz yaptığım eğilmemle tokatı yemem bir oldu, sizce neden böyle bir şey yaptı oğlum?” Hocanın yanıtı: “madem ki eşit olduk, birikmişlerin bir hesabını halledelim demiş olabilir.”</p>
<p>Son olarak AÇEV’e ve babalık çalışmaları ekibine teşekkürler, ilgili babalığın serüvenini ilgi ile izleyeceğim.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/19/babalarin-gunahlari/">Babaların Günahları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Babaların Yüzde 91’ine Göre Çocuk Bakımında Birincil Sorumlu Anne</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/babalarin-yuzde-91ine-gore-cocuk-bakiminda-birincil-sorumlu-anne/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2017 14:24:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Anne Çocuk Eğitim Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Babalar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Babalık]]></category>
		<category><![CDATA[Bernard Van Leer Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15786</guid>

					<description><![CDATA[<p>AÇEV’in Türkiye’de Babalık araştırmasına göre, babalar uzun çalışma saatlerinin çocuklarıyla birlikte zaman geçirmesinin önünde engel olduğunu vurguluyor, yüzde 79&#8217;u çocuklarıyla evdeyken televizyon izliyor. Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) Türkiye’de Babalık başlıklı araştırmasının sonuçlarını duyurdu. Araştırmaya göre, Türkiye’de babaların yüzde 91’i çocuk bakımında birincil sorumlunun anne olduğunu düşünüyor. Türkiye’de babalık algısını ortaya çıkarmak amacıyla Bernard van [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/babalarin-yuzde-91ine-gore-cocuk-bakiminda-birincil-sorumlu-anne/">Babaların Yüzde 91’ine Göre Çocuk Bakımında Birincil Sorumlu Anne</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>AÇEV’in Türkiye’de Babalık araştırmasına göre, babalar uzun çalışma saatlerinin çocuklarıyla birlikte zaman geçirmesinin önünde engel olduğunu vurguluyor, yüzde 79&#8217;u çocuklarıyla evdeyken televizyon izliyor.</h3>
<p>Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) Türkiye’de Babalık başlıklı araştırmasının sonuçlarını duyurdu.</p>
<p>Araştırmaya göre, Türkiye’de babaların yüzde 91’i çocuk bakımında birincil sorumlunun anne olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Türkiye’de babalık algısını ortaya çıkarmak amacıyla Bernard van Leer Vakfı’nın da desteğiyle gerçekleştirilen araştırma 51 ilden 3235 babanın katılımıyla yapıldı.</p>
<p>Araştırmaya katılan babaların yüzde 50’si çocuğunu hiçbir zaman tuvalete götürmediğini, yüzde 36’sı çocuğunun hiç altını değiştirmediğini, yüzde 35’i ise hiçbir zaman tırnaklarını kesmediğini söylüyor.</p>
<p><strong>Uzun çalışma saatleri</strong></p>
<p>Araştırmaya göre, babaların çalışma saatlerinin uzunluğu ciddi bir sorun olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p>Babaların çalışma süresinden sonra çocukla birlikte geçirdikleri zaman çocukların gelişimlerini desteklemiyor.</p>
<p>Araştırmaya göre, babalar gün içinde ortalama 9 saat 20 dakikalarını işte geçiriyor, çocuklarına 2 saat 20 dakika ayırabiliyor.</p>
<p>Ama çocukla geçirilen zamanın içeriği onların gelişimlerini destekleyecek nitelikte olmuyor. Babaların yalnızca yüzde 50&#8217;si çocuklarına masal ve hikayeler anlatıyor, yüzde 57’si ise çocuklarıyla birlikte kurmaca oyunlar oynamıyor. Yüzde 30’u çocuklarıyla daha fazla zaman geçirebilecekleri alanlar istiyor.</p>
<p>Babaların yüzde 21’i ise çalışma saatlerinin çocuklarına vakit ayırabilecekleri şekilde düzenlenmesini arzu ediyor.</p>
<p>Öte yandan babaların yarısı yasal hakları olan babalık iznini ya işyerlerinden izin alamadıkları ya da yasayı bilmedikleri için kullanmıyor.</p>
<p><img decoding="async" src="http://bianet.org/resim/olcekle/81872/500/983" width="500" height="983" /></p>
<p><strong>Toplumsal cinsiyet faktörü</strong></p>
<p>Babalık davranışlarını etkileyen bir diğer faktör kadına karşı cinsiyetçi tutum. Babaların yüzde 78’i kadınların, tabiatları gereği erkeklerden daha güçsüz olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet eşitliğine inanmayan babalar çocuklarının fiziksel bakımına da katılmıyor.</p>
<p>Çocukların fiziksel bakımına katılmayan babalar aynı zamanda ev içindeki diğer işleri de paylaşmıyor.</p>
<p>Babaların yarısından fazlası hiç yemek yapmıyor ve ev temizliğine destek olmuyor. Sadece dört babadan biri çamaşır yıkama, çamaşır asma ve cam silme işlerine yardımcı oluyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="http://bianet.org/resim/olcekle/81873/500/1095" width="500" height="1095" /></p>
<p><strong>Şiddet, disiplin&#8230;</strong></p>
<p>Araştırmaya göre, babaların bir kısmı gerçekte çocuklarının zararına olan bazı disiplin yöntemlerini onlar için faydalı olduğunu zannederek uyguluyor. Bazı babalar &#8220;şöyle hafifçe vurmanın&#8221;, dövmek olmadığını düşünüyor.</p>
<p>Babaların büyük bir çoğunluğu kendi babalarından gördükleri şiddeti unutamadıklarını ve bugün bile hatırladıklarını söylüyor.</p>
<p>Araştırmanın sonuçlarından bazıları şöyle&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="http://bianet.org/resim/olcekle/81874/500/966" width="500" height="966" /></p>
<h4>&#8220;Çok sevdiğim için&#8230;&#8221;</h4>
<p>* Babalar yüzde 92 oranında çocukları çok sevdiği için çocuk sahibi olduğunu belirtiyor.</p>
<p>* Babaların yüzde 58’i “ilk baba olduklarında ne yapacaklarını bilmiyor gibi hissediyor.”</p>
<p>* Babaların yüzde 50’si çocuğunu hiçbir zaman tuvalete götürmüyor, yüzde 36’sı çocuğunun altını değiştirmiyor, yüzde 35’i çocuğunun tırnaklarını kesmiyor.</p>
<p><strong>Okul etkinlikleri</strong></p>
<p>* Babaların yüzde 35’i çocuklarının okul etkinliklerine katılmıyor.</p>
<p>* Babalar, genelde çocuklarıyla birlikte sokakta dolaşarak, akraba ziyaretleri gerçekleştirerek ve alışveriş merkezlerine giderek zaman geçiriyorlar. Çocuklara uygun sinema veya tiyatroya giden babaların oranı ise yalnızca yüzde 30.</p>
<p>* Babalar en çok çocuklarının zihinsel gelişimi konusunda desteğe ihtiyaç duyuyor.</p>
<h4><strong>“Cezalandırma”</strong></h4>
<p>* Babalar çocuklarının kabul etmedikleri davranışları karşısında onları cezalandırmayı gerekli görüyor. Cezalandırma yöntemlerinde yüzde 33 yasaklama, yüzde 24 sözel ve psikolojik şiddet, yüzde 13 fiziksel şiddet kullanıyor. (YY)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="http://bianet.org/resim/olcekle/81875/500/1057" width="500" height="1057" /></p>
<p>Kaynak: <a href="http://bianet.org/bianet/cocuk/187392-babalarin-yuzde-91-ine-gore-cocuk-bakiminda-birincil-sorumlu-anne" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Bianet</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/babalarin-yuzde-91ine-gore-cocuk-bakiminda-birincil-sorumlu-anne/">Babaların Yüzde 91’ine Göre Çocuk Bakımında Birincil Sorumlu Anne</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uçan Baba: Yedek ebeveyn değil, babayım</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/26/ucan-baba-yedek-ebeveyn-degil-babayim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Gürer]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 06:29:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Anne Blogger]]></category>
		<category><![CDATA[Baba Blogger]]></category>
		<category><![CDATA[Babalık]]></category>
		<category><![CDATA[Blogger]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[uçan baba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=11133</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uçan Baba, 20 bin takipçisi olan bir baba blogger. Hamilelik ve anne sütü dışında her şeyi babalar da yapabilir diyor. Babaların, annenin yetmediği yerde devreye giren bir yedek oyuncu ya da stepne olmadığını anlatıyor takipçilerine. 2 aylık kızı Melina’nın doğumundan sonra bu tecrübelerini, yaşadıklarını diğer ebeveynlere ulaştırmak için blog tutmaya başlamış. Uçan Baba ile Türkiye’deki babalık-erkeklik kavramlarını, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/26/ucan-baba-yedek-ebeveyn-degil-babayim/">Uçan Baba: Yedek ebeveyn değil, babayım</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><a href="https://www.facebook.com/ucanbaba87/"><strong>Uçan Baba</strong></a><strong>, 20 bin takipçisi olan bir baba blogger. </strong><strong>Hamilelik ve anne sütü dışında her şeyi babalar da yapabilir diyor. Babaların, annenin yetmediği yerde devreye giren bir yedek oyuncu ya da stepne olmadığını anlatıyor takipçilerine. 2 aylık kızı Melina’nın doğumundan sonra bu tecrübelerini, yaşadıklarını diğer ebeveynlere ulaştırmak için blog tutmaya başlamış. Uçan Baba ile Türkiye’deki babalık-erkeklik kavramlarını, ilgili babalığı, bloggerlık macerasını ve paylaşımlarını konuştuk.</strong></h3>
<p>Bloggerlık artık yalnızca hobi ya da bir tür sosyalleşme hali olmanın ötesine geçti ve anketlerdeki “mesleğiniz&#8221; sorusunun seçeneklerine girmeye başladı. Hal böyleyken sosyal medya hesaplarımızda, video uygulamalarında birçok farklı bloggera rastlar olduk. Sanıyorum en popüler bloggerlık alanları yemek, annelik ve güzellik/bakım. Bunların arasında son dönemde yükselişte olan ise anne bloggerlar. Çalıştaylar, konferanslar, tanışma günleri, marka işbirlikleri derken anne bloggerlık yükselen uğraşlar yahut meslekler arasında yerini aldı. Anneler birbirlerine sorular soruyor, kendi annelik tecrübelerini paylaşıyor, öneriler veriyor, birbirini besliyor. Belli ki bu türden bir etkileşime ihtiyaç duyuyorlar. Lakin bu fotoğrafta göremediğimiz birileri var; babalar. Babalık anneliğin aksine paylaşım, öneri, tecrübe ve etkileşime ihtiyaç duyulan bir alan değil mi? Ya da bu paylaşım henüz kamusal alana mı taşınmadı? Tüm bu sorular arasında sayıları henüz az da olsa, paylaşım yapan, bu işe soyunan baba bloggerları dinlemek mühim. Uçan Baba da onlardan biri&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8211; “Anne bloggerlara tepki olarak doğdum” diyorsunuz. Nedir bu tepki?</strong></p>
<p>Aslında bu tabii işin esprisi. Anneler çocuklarıyla her anını paylaşıyor, bunu sosyal medyada da yayınlıyor. Peki babalar bu fotoğrafta neden yok? Babalar neden paylaşmıyor? Benim çıkış noktam şu; hamilelik ve emzirme dışında bir babanın yapamayacağı bir şey yok. Bu nedenle ben çocuğumu sağlıklı bir birey olarak yetiştirmek için eşit sorumluluğa sahip bir ebeveynim. Ben yedek ebeveyn değilim. Ya da annenin yetişmediği yerde devreye girecek bir stepne değilim. Aslında benim tepkim tam olarak buna. Sloganım babalara sesleniyor yani.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8211; Sonra dediniz ki o zaman ben neden başlamıyorum?</strong></p>
<p>Aynen öyle. Blog fikri kendi ihtiyaçlarımla ortaya çıktı yani. Baba olacağımı öğrendiğim günden itibaren hamilelik ve babalık üzerine okumaya, araştırmaya başladım. Bu alanda çok fazla kaynak var. Bir sürü kitap var, internette bir sürü bilgi var. Ama benim ihtiyacım kitabi bilgiler değil, kişisel tecrübelerdi. Babalar ne yaşıyor, neleri tecrübe ediyor bunu öğrenmek istedim ama fark ettim ki bloggerlık sektöründe babalara çok yer yok. İnternet ve sosyal medya blogger annelerin tekelinde. Ben de bu kaotik ortama bir baba yaklaşımı getirmek için öğrendiklerimi ve tecrübelerimi paylaşmaya karar verdim. Belki benim gibi ihtiyaçları olan erkekler vardır, bir araya geliriz, paylaşırız diye düşündüm. Ama bloga başladıktan sonra gördüm ki sayımız sandığım kadar çok değil, kadınlar bu tecrübeyi anlamak/dinlemek için çok daha istekli.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>&#8211; Evet sayfanızı inceleyince ben de fark ettim, daha çok annelerin takip ettiği bir baba bloggersınız. Hedeflediğiniz bu muydu yoksa gerçeğimiz mi bu? </strong></p>
<p>Evet, maalesef erkek takipçi sayım çok düşük şuan. Facebook’ta %3, Instagram’da %11 kadar. Aslında hedefim bu değildi tabii, gerçeğimiz bu dediğiniz gibi. Lakin blog daha çok yeni, sayı artacaktır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>&#8211; Kadınlar paylaşımlarınızın altına eşlerini, sevgililerini etiketliyor. Paylaşım yorumları, etiketlenmiş erkeklerle dolu. Ne demek istiyorlar?</strong></p>
<p>Yaygın olan tabii “bak ne güzel paylaşımlar, sayfayı takip et, bunları oku” demek. Ama bunların yanında “bak senin gibi babalar da varmış” demek için etiketleyenler de oluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8211; Takip ediyor, okuyorlar mı sonra?</strong></p>
<p>Arada kontrol ediyorum, etiketlenenlerden takip edenler oluyor mu diye ama pek yaygın olduğunu söyleyemem. Takipçi kadın-erkek oranından da anlaşılacağı üzere. Ama okuyup okumadıklarını, faydalanıp faydalanmadıklarını bilmiyorum. Bir kısmı takip etmeye, yorum yazmaya çekiniyor olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>Çocuğun bakımı için kariyerine ara veren baba da olabilir</strong></h4>
<p><strong>&#8211; Türkiye’deki hakim erkeklik ve babalık algısını nasıl tarif edersiniz? </strong></p>
<p>Hakim algı şu; baba evin direğidir, ekmek parasını kazanır, eve getirir. Otoritedir. Dolayısıyla bu algının içerisinde “ilgili babalık” kavramına pek de yer yok. Hakim babalık algısı “çocuğa bakan annedir” diyor yani. Çocuk konuşmaya başlayana kadar, yani sözlü iletişime geçene kadar da baba ile çocuk arasında bir ilişki kurulamıyor. Sorumluluk almıyorlar hatta alabilecekleri bir sorumluluk olduğunu da düşünmüyorlar ya da bilmiyorlar. Aslında bebek doğumdan önce, anne karnındayken dahi anne-baba seslerini ayırt etmeye başlıyor. Doğumdan sonra da anne-baba sesini algılıyor. Biz iletişime sözcüklere indirgiyoruz, sözsüz iletişimi bilmiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8211; Nasıl değişir bu fotoğraf?</strong></p>
<p>Önemli konulardan biri çalışma yaşamı aslında. Kadınlar da kariyer yapıyor. Eğer çocuğun bakım yükünü üstlenecek başka bir seçenek yoksa ve ebeveynlerden biri kariyerine ara verecekse bu illa ki kadındır algısından vazgeçmek gerekiyor. Kariyerine ara veren babalar da olabilir. Buna uygun yasaların çıkması gerekiyor. Ebeveyn izinlerinin artırılması gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>Anneler babalara fırsat vermeli</strong></h4>
<p><strong>&#8211; İlgili babaların sayısının artması için annelerin bir sorumluluğu var mı sizce?</strong></p>
<p>Burada çok önemli bir konu var. Anneler bazen babalara şans vermiyor, çocuğun bakımını tamamen üstlenmek istiyor, aksini bir eksiklik, başarısızlık olarak yorumlayabiliyor. Zorlandıkları yerde babalar devreye girsin istiyorlar. Örneğin bebeğin altı nasıl değiştirilir diye bir yazı yazdım. Çünkü bazı babalar yapmak istiyor ama bilmiyor. Yeltendiğinde ise anne ya da anneanne-babaanne müdahale ediyor, “bırak yapamazsın, beceremezsin, geç kenara ben yapayım” diyor. Böyle olunca bu çabaya girmiş bir babayı kaybediyoruz. Melina’nın ilk aylarında, ağladığında kucağımda susturmaya çalışırken eşim sabırla, hatta içi yana yana bekledi. Çünkü biliyoruz ki annenin kucağına gidince, süt kokusunun da etkisiyle çocuk susuyor. Ama eşim bana destek olmasaydı, bu şansı vermeseydi yapamazdık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>Popüler anne bloggerların paylaşımlarında çocuk bakımının zorluklarını pek görmüyoruz</strong></h4>
<p><strong>&#8211; Siz neler paylaşıyorsunuz blogunuzda?</strong></p>
<p>Ben okuduklarım, öğrendiklerimin özetini değil  de kendi hayatımda yaşadığım tecrübeleri yazmaya çalışıyorum. Loğusalık döneminde anneye nasıl yaklaşılmalı, nasıl bez değiştirilir, anne-babayı çileden çıkaran sorular gibi doğrudan kendi tecrübe ettiklerim üzerine yazıyorum. Çünkü gerçek hayatın kitapta yazandan çok farklı olduğunu biliyoruz. Burada da aynı durum var. Kitaptaki o düzeni sağlayamayınca, ebeveynler kendini kötü ve yetersiz de hissetmeye başlıyor. Ben gerçek hayatta karşıma çıkan zorlukları paylaşmayı daha önemli buluyorum bu nedenle.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8211; Sosyal medyada paylaşılan “tecrübeler” de bazen bunlar gerçek hayat mı dedirtiyor.</strong></p>
<p>Kesinlikle. Sosyal medyanın öyle bir yönü var. İnsanlar genellikle mutlu anlarını, olumlu tecrübelerini paylaşıyor. Özellikle popüler, çok takipçisi olan anne bloggerlarda bunu çok görüyoruz. Uyuyan bebekler, gülen, kahkaha atan çocuklar. Orda sabaha kadar ağlayan, hastalandığı veya diş çıkardığı için huysuzluk yapan bebekleri çok görmüyoruz. Haliyle anne-baba adayları ya da yeni anne-babalar bu hesapları takip edip kendi gündelik pratikleri ile karşılaştırdıklarında “başarısızlık, yetersizlik” hissine kapılabiliyor. Ben neyi eksik/yanlış yapıyorum diye düşünüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>Babalara açık çağrı: Siz köşe yastığı değilsiniz!</strong></h4>
<p><strong>&#8211; Son olarak babalara seslenelim, ne demek istersiniz?</strong></p>
<p>Babalara çağrım şu:</p>
<p>“Siz köşe yastığı değilsiniz. Kalmayın öyle kenarda, ortaya gelin. Her an gidecekmiş gibi kapı ağzında durmayın.</p>
<p>Ne yapacağınızı bilmiyor olabilirsiniz. Bebeğinizin altını değiştiremiyor, gazını çıkaramıyor olabilirsiniz. Eşiniz için yapabileceğiniz çok daha önemli bir şey var. Şimdi size yapması hem çok kolay hem çok zor bir şey söyleyeceğim.</p>
<p>Hem hamilelik döneminde, hem de doğumdan sonraki lohusalık döneminde eşinize ve size akıl veren çok olacak. Normal doğum-sezaryen tartışmasından, anne sütü-mama tartışmasına, çocuğu nasıl giydirdiğinizden nasıl uyuttuğunuza kadar çok geniş yelpazede yüzlerce yorum duyacaksınız. Herkes kendi çocuğuna yaptığını size zorla yaptırmaya çalışacak, bu şekilde kendini meşrulaştırmaya çalışacak. Olmaz demeyin, olacak! Oluyor.</p>
<p>Çocuğunuzla ilgili hiçbir karar net bir sebep sonuç ilişkisine bağlanamadığı için anne babalığın bir doğrusu yok, o yüzden çocuğunuz için en iyisini siz bilirsiniz. Ne konu komşu, ne akraba, ne anneanne ne babaanne. O yüzden siz anne baba olarak bir karar verdiyseniz herkes buna saygı duymak zorunda. Yanlış olduğunu düşünseler dahi saygı duymak zorunda. Baktınız olmuyor, benim yaptığımı yapın. &#8220;Onun annesi İlkim&#8221; deyin. Karşıdaki kişi mesajı alacaktır ve muhtemelen daha fazla yorum yapmayacaktır. Siz ihtiyacınız olduğunda elbette insanların fikirlerini sorun, tavsiyelerini alın ama istemediğiniz halde gelen yorumlara tahammül etmek zorunda değilsiniz.</p>
<p>Babalar, siz eşinizi kendi anne babanız ve eşinizin anne babası dahil dış etmenlerden koruduğunuzda inanın eşinizin üzerindeki yük çok hafifleyecek. Bunu yapın. Ne tepki alırsanız alın, evinizin huzurundan önemli değil. İnsanları kırmaktan korkup, insanların eşinizi içten içe tüketmesine izin vermeyin! Baba olarak eşiniz için yapabileceğiniz önemli şey bu.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uçan Baba’yı takip edin:</p>
<p>Facebook <a href="https://www.facebook.com/ucanbaba87/">facebook.com/ucanbaba87</a></p>
<p>Instagram <a href="https://www.instagram.com/ucan_baba/">instagram.com/ucan_baba</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/26/ucan-baba-yedek-ebeveyn-degil-babayim/">Uçan Baba: Yedek ebeveyn değil, babayım</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Babamız bizi sevmedi”: Babasız Büyüyen Nesiller</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/06/18/babamiz-bizi-sevmedi-babasiz-buyuyen-nesiller/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jun 2016 09:30:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Anne Çocuk Eğitim Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Babalık]]></category>
		<category><![CDATA[Babalık Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Babasız Büyüyen Nesiller]]></category>
		<category><![CDATA[hasan deniz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=7879</guid>

					<description><![CDATA[<p>Babalar günü sanıldığının aksine fazla kutlanan bir gün değil. Babalık da benzer şekilde değer gören bir konu değil. Anneler ve annelik daha fazla gündemde, zira çocukların yetiştirilmesinde rol ve sorumluluklar ağırlıkla anneye yüklenmiş durumda. Çocuk gelişiminde babanın varlığı neredeyse belirsiz. Herkes kendi babasından şikayetçi iken, yeni ve iyi bir babalık nasıl olmalı ve mümkün mü? [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/06/18/babamiz-bizi-sevmedi-babasiz-buyuyen-nesiller/">“Babamız bizi sevmedi”: Babasız Büyüyen Nesiller</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Babalar günü sanıldığının aksine fazla kutlanan bir gün değil. Babalık da benzer şekilde değer gören bir konu değil. Anneler ve annelik daha fazla gündemde, zira çocukların yetiştirilmesinde rol ve sorumluluklar ağırlıkla anneye yüklenmiş durumda. Çocuk gelişiminde babanın varlığı neredeyse belirsiz. Herkes kendi babasından şikayetçi iken, yeni ve iyi bir babalık nasıl olmalı ve mümkün mü? Babalar günü vesilesiyle, Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV)’ndan Hasan Deniz ile babalar ve babalık üzerine konuştuk. Hasan Deniz AÇEV’de Aile Eğitimleri Birimi Koordinatörü ve Baba Destek Eğitimleri Programı’ndan sorumlu.</strong></h3>
<p><strong>Neden babalarla uğraşıyorsunuz? </strong></p>
<p>Bir uzmanlık hastalığı olarak herkes kendi uzmanlaştığı noktanın hayatın kilit noktası olduğunu düşünür gerçi ama babalık gerçekten de epeyce bir şeyin merkezinde duruyor. Yeni nesillerin nasıl insanlar olacağının, ev içinde, toplum içinde demokrasinin, bir yükün paylaşılmasına bir sorumluluğun adil ve eşit paylaşılmasının, cinsiyet rollerinin, epeyce bir şeyin merkezinde durduğu için.</p>
<p><strong>Babalara eğitim şart dediğinize göre, Türkiye’de babalar babalığı bilmiyor mu diyorsunuz?</strong></p>
<p>Yeterli derecede bilmiyorlar. Ebeveynlik, çoğunlukla annelerin de çok etkin bir şekilde bilmediği bir mesele ama babalar ta çocukluktan itibaren ebeveyn olmaya, oyunlarda, atıflarda, sevilme biçimlerinde, nasıl çocuk bakacaklar, ebeveynlik edecekler, ona nasıl destek verecekler, hiç böyle bir donanıma yönlendirilmedikleri için bu konuda yetersiz kalıyorlar.</p>
<p><strong>Bunun sonucu ne oluyor peki, aslında şunu mu diyorsunuz: bizim toplumumuzda çocuklar babasız büyüyor?</strong></p>
<p>Ağırlıkla evet. Türkiye’de çocuklar babasız büyüyor. Türkiye babasız bir toplum. Başka bir açıdan bir babalık var tabi. Baba çınardır, sekiz köşe şapkalıdır, cefakardır, ekmek getirir, korkulur, yiğittir, merttir, kaya gibi serttir. Bununla ikame ediliyor. Çocukla ilişki kurmayan, gelişimini desteklemeyen ona tırnak içinde insan olmanın rehberliğini etmeyen aksine kendinden uzaklaşmasını korkmasını kendini kısıtlamasını sağlayan.</p>
<p><strong>Peki babasız büyüyen çocuklarda ne eksik kalıyor?</strong></p>
<p>Onlar da babasız çocuklar büyütüyorlar, aynısını tekrar ediyorlar, sevgili olamıyorlar, sevmeyi bilmiyorlar, demokratik insanlar olamıyorlar, eş olamıyorlar. Netice de ergen bile olamamış bir toplumla karşı karşıya kalıyoruz.</p>
<p><strong>Günümüz babaları “babamız bizi sevmedi”, “bize hep mesafe koydu” diyor. Peki kendileri farklılaşıyor mu?</strong></p>
<p>Evet, bir miktar farklılaşıyor, kuşak değişiyor, babalık da değişiyor tabi. Ama bu değişimin muhtevası ne? Türkiye’de babalık önemli bir yara, insanlar babasız büyüyorlar dediniz ya, babasız büyümelerinin acısını yeni nesillerden çıkarıyorlar bunu isteyerek bilerek yapmıyorlar, öğrendikleri yol bu olduğu için yapıyorlar. Bilmiyorlar. Net bilmiyorlar, çok teknik bir mesele. Şöyle söyleyeyim siz gidin çevrenizde eğitimli birine çocuğuyla bir oyun oynamasını isteyin, sizinle bir deney yapacağım deyin, şuradan 3 tane çocuk oyunu oynar mısın deyin size bocalayacağını garanti ederim. Aslında anne babadan beklentimiz çocukla değerli zaman geçirebilme kurgusuna sahip olması, ama bu yok. Yakınlık dediğiniz şey, “seni çok seviyorum” diyerek kurulabilen bir şey değil. Hayat üstünden, birlikte oynamak, bir şeyi birlikte yapabilmek, beraber zaman geçirebilmek, bir kararı alabilmek için ortak tartışma sürdürebilmektir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7883 size-large" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/06/IMG_0379-e1466172418553-768x1024.jpg" alt="IMG_0379" width="768" height="1024" /></p>
<p><strong>Yeni nesil babalarda bu değişmiyor mu hiç?</strong></p>
<p>Ben sanıyordum ki kızım doğduğu zaman böyle bir feng shui olacak, bi aydınlanma olacak. Ben ağlayacağım, hıçkırıklarla falan ama aldım kızı elime, öyle bi aydınlanma falan olmadı. Ama altını değiştirirken bacaklarının altı tombiş tombiş falan, ben o emeği verip o işi yapınca onunla bağ kurdum. Bir şey paylaşmadan yakınlık kurulmuyormuş. Yakınlaşmayı öğrendim, birlikte oyun oynadıkça, kutuplardaki yaşam hakkında konuştukça, çünkü bunu yapmazsan o bağ kurulmuyor. Türkiye’de babalık gelişiyor gibi görünüyor ya, aslında boğuşuyorlar böyle hareketli bedensel sportif işler yapıyorlar ve bunu belli bir yaşa gelince yapıyorlar; ama yakınlık orada kurulmuyor. Bu nedenle çok küçük adımlarla başlamayı önemsiyoruz. Bizim temel meselemiz ilgili babalık, sorumlu babalık. İlgili babalık derken çok uç ve kozmopolit bir şey demiyoruz, oyun oynasın. Birkaç temel şeyi yapsın, gece uyandığında çocuk anne diye uyanıyor, neden? Her baba bunu sorsun isterim. Kirlilerin nereye konulacağı konusunda babada bir planlama içinde mi?</p>
<p>Türkiye de insanlık ikiye ayrılıyor, yakınlaşmayı bilen beceren, bilmeyen ve beceremeyen insanlar diye; yakınlaşmak illa ki salya sümük şeyler değil. Ebeveynlik çok oynanan bir şey, hep öğrenilmiş içten olmayan şeyler, çocuğunla nasıl konuşuyorsun? Nasihat denen şey, “onları yapmıyorsun babacım” dediğinde mesela sen konuşmuyorsun şablon konuşuyor aslında dertleşmek, “evet evet… ne yapıyoruz başkalarından bir şey almıyoruz”, “çok güzel benim kızıma aferin benim kızıma!” Sen konuşmuyorsun yakınlık yok burada, burada bir ezber konuşuyor sen bir makinesin o diski koymuşsun diskteki 1000 yıllık aktarılan program konuşuyor. Konformize olan program.</p>
<p>Çok farklı kesimlerden babalarla çalıştım, herkesin fark ettiği şey şu, ben kendi babam gibi olmayacağım, bu böyle gitmez diyorlar. Bunun idrakını çok net görüyorum onun pratiği lazım.</p>
<p><strong>Babalar, sizin önerdiklerinizi yapmaktan utanıyorlar mı? </strong></p>
<p>Utanmaktan ziyade adam öyle bir pratiğin içinden gelmiyor ki. Utananlar da var ama esas olarak ikna olsa da ne yapacağını bilmiyor. Ben şeyi biliyorum eve gittiğimde bir set tahta oyacağım sonra biraz sohbet edeceğiz sonra biraz kitap okuyacağım sonra vakit kalırsa dünden kalan kağıtları keseceğiz. Kağıtları keserken de şekiller üzerine konuşacağım. Gerçekten o donanım yok asıl mesela burada utanmak daha tali.</p>
<p><strong>Bu donanım annelerde de yok ama annelerin mecburen kurduğu bir ilişki var sanırım?</strong></p>
<p>Evet aynen bence annelik de büyük sorun. Annelerle konuşurken bu en büyük derdim. Zorunlu olan şeyler yani giydirmek, yedirmek, yıkamak gibi şeyler, o kadar çok zaman alıyor ki, olay bu zannediliyor. Diğerleri ile ilgili ne zaman, ne nosyon var, ama utanmak babalarla ilgili. İki şey görüyorum biri çok utandığı için babalığı bunlardan uzaklaşmak üzerine kuran bir şey var ve tam tersine ne kadar yakın olduğuyla övünen babalar var. Utanmak daha çok bu birinci grup için geçerli.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-7884" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/06/IMG_0381-e1466172403175-576x1024.jpg" alt="IMG_0381" width="576" height="1024" /></p>
<p><strong>Ne tür konularda utanıyorlar, örneğin bir AVM’de çocuğun altını değiştirmekten mi?</strong></p>
<p>Altını değiştirmek, kız çocukların regl olması ile ilgili konuşmak, yemeklerin sorulması, yemekle ilgili sorumluluk üstlenmek ne yiyeceğinin sorulması, mama yedirmek, çünkü Türkiye’de erkeklerin ciddi anlamda ev işlerinde bir niyetsizliği ve beceriksizliği var, donanımsızlığı var.</p>
<p><strong>Biraz daha büyük yetişkinlerin ya da ergenlerin babalarının babalıkları nasıl?</strong></p>
<p>En belalı yer burası. Dünyada ergenliğin, annelik babalık açısından, eğitim politikası açısından, ne bileyim libido açısından bu kadar yönetilemediği bir yer az bulunur. Diyoruz ya sen çocuğun sadece gelişim alanını desteklemekle kalmamalısın, karşılıklı ve yakın bir ilişki kurmak zorundasın. 11, 12 yaşına kadar, yakınlık kurmasan da çocuk zaten ev dışında bir yere gidemez çünkü çocuk sana fiziksel ve duygusal olarak mecbur, kötü bile davransan gidecek bir yeri yok. 12 yaşına geldi zaten bir miktar uzaklaşması ve özerkleşmesi normal, sağlıklı olan ama artık sana hiçbir muhtaçlık ilişkisi hissetmediği için ilişki kopuyor; çünkü bir ilişki zaten yok, bir yakınlık yok, neyin üstünden yürüsün ki. Zorunluluklar da çıktı aradan, “evi pansiyon gibi kullanıyor”, e geçmiş olsun zaten öyle olacak.</p>
<p>Ergenlik meselesinde babanın kız çocuğuyla nasıl ilişki kurduğu oğluyla nasıl ilişki kurduğu, nasıl idealize ettiği ve neleriyle övündüğünün önemli bir mesele olduğunu düşünüyorum. Baba 14 yaşındaki oğlunun neleriyle övünüyor? Bu ara şu çok var ve bence büyük bir sorun, ön ergenlikte ve ergenlikte babalar oğlan çocuklarının sevgilileri olmasıyla çok övünüyorlar başarılarıyla,  kavgacılıklarıyla hatta geç gelmeleriyle övünüyorlar.</p>
<p><strong>Kız çocuğunun neyiyle övünüyor, neyinden tedirgin oluyor?</strong></p>
<p>Edepli olmasıyla en çok övünüyor. Eve vaktinde gelip gitmesiyle. Başına bir şey geleceğinden bir saldırıya uğrayacağından, böyle ifade edilmese de taciz edileceğinden, cinsel taciz edileceğinden de tedirgin oluyor.</p>
<p><strong>Erkek çocukta tedirgin olduğu konular?</strong></p>
<p>Erkek çocuğunda biraz madde bağımlılığından korku çok söyleniyor, bir de kötülüğe bulaşmasından korkuyor, bazen terör olur bazen başka soyut tehlikeler olur.</p>
<p><strong>Yani şu ilginç o zaman, kız çocuğunun başına kötü bir şey gelmesinden, erkek çocuğunun ise kötü bir şey yapmasından tedirgin oluyor.</strong></p>
<p>Aynen öyle ama erkek çocuğunda övünülen bazı yanlarsa kız çocuğu için kötülüklerle doğrudan ilişkili, bizimki çapkındır biraz diye sevinirler mesela. Buradan ailelere sesleniyorum, her yakın olunan ilişki seksüel içerikli değildir, insanlar yakın olarak ilişki kurar, aileler buna garip garip tepki vermesinler. Benim kızım 5 yaşında ve herkesi öpüyor şimdi diyorlar ki yılışık yılışık senin kız erken başlamış ya diye. Erken başlamış değil inşallah onun herkesle bu yakınlaşma isteğini sabote etmemeye çalışacağım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7885" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/06/Screen-Shot-2015-08-22-at-17.24.55-794x501.png" alt="Screen-Shot-2015-08-22-at-17.24.55-794x501" width="794" height="501" /></p>
<p><strong>Peki babalara bu kadar eğitim veriyorsunuz işe yarıyor mı?</strong></p>
<p>İşe yarıyor. Bir babanın 14 hafta boyunca babalık üstüne düşünüyor olması bile kıymetli bir şey bizim için. Bir sürü şeyi sorguluyor. Çocukla kurduğun yakınlık, kuralları koyuşun. En sevdiğim anket soruları şunlardır, çocuğun arkadaşının adı ne, çocuğun öğretmeninin adı ne? Çoğu baba bilmiyor mesela bunun yollarını öğretiyorsun, nasıl dinleyecek, çocuklara nasıl kurallar koyacak, nasihat etmenin ne kadar işe yaramaz bir şey olduğunu öğrenecek. Ama elbette zaman geçtikçe etkiler azalabiliyor.</p>
<p><strong>Biraz babalar gününü konuşalım istiyorum, neden böyle bir gün var?</strong></p>
<p>Valla ben de bilmiyorum nereden çıkmış. Biz krizi fırsata çevirme derdindeyiz. Babalar günü, babaların birey olarak kendi babalıkları üzerine bir düşünme günü olsun istiyoruz. Bir kutsallık gününden ziyade bir özeleştiri günü olsun, bir yenilenme ve keyfini yaşama günü olsun çünkü kutsallığın olduğu yerde iş gerçeklikten çıkıyor. Kutsallaştırma her zaman yalan söylüyor, gerçeği saptırdığı için. Babalar gününde çalışkan eve ekmek getiren sekiz köşe şapkasıyla idealizasyonuyla fetişleştirilen, kutsallaştırılıp yüceltilen baba yerine, şunları biraz daha ön plana çıkaralım istiyoruz:</p>
<ul>
<li>babanın çocuğun bakımında ve beslenmesinde sorumluluk üstlendiği,</li>
<li>çocuğu ile yakın ilişki içinde olduğu, çocuğunun annesine sorduğu ve annesinden istediği şeyleri babasından da isteyebildiği,</li>
<li>babalığın güçle korkutmakla değil de yakınlıkla, sırların en son duyulduğu değil, ilk duyulan kişi olmakla övünüldüğü,</li>
<li>baba olarak ben çocuklarıma ne kadar zaman ayırıyorumun fark edildiği bunun üzerine bir özeleştiri yapıldığı,</li>
<li>ben baba olarak çocuğumun okul arkadaşını tanıyor muyum, en son en çok üzüldüğü şeyi biliyor muyum, ben baba olarak çocuğumun üzüldüğü şeyleri hangi reaksiyonumla kapatıyorum, çözümü ben mi buluyorum onun bulmasına mı yardımcı oluyorum çözümü parayla mı nasihatla mı buluyorum yoksa gerçekten o meselenin kendisiyle mi ilgileniyoruz çocuğumla birlikte.</li>
</ul>
<p>Bunların hatırlandığı ve uygulandığı bir gün olmasını isteriz yoksa inanın aksi, babalara da çocuklara da kötü. Ama şimdi daha çok babanın elinin öpüldüğü babanın kutsallaştırıldığı bir de bir masraf kapısının açıldığı bir gün.</p>
<p><strong>Neden anneler günü gibi kutsal değil?</strong></p>
<p>Anneliğin bir karşılığı var; çocuk yetiştirme doğrudan annenin görevi görüldüğü için de bu kadar yüceltiliyor, bu kadar da kutsanıyor ama ben annelerle ilgili şiirler ve şarkıların babalarla ilgili şiirler ve şarkıların revize edilmesini istiyorum.</p>
<p><strong>Örnek verebilir misiniz?</strong></p>
<p>Annelerle ilgili bir şiir eleştirisi yaptım, çok da eğlendim. 5 adımda kutsal annelik şiiri yazmak diye bir şey. Gece uyanıp sessizce çocuğunun üstünü örtecek, saçı süpürge olacak ve sessiz sessiz ağlayacak, her şeyini adayacak, güzel kokulu yemekler yapacak, nadiren vuracak ama vurduğu yerde gül bitecek. Saçı süpürge imajı mesela. Bu bile kutsal anneliğin nasıl kutsallaştırıldığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Baba şiirinde ne var?</strong></p>
<p>Baba çınar olacak güçlü olacak, sekiz köşe şapkalı olacak, biraz o şiiri okuyanın sesi kalınlaşacak ve erkeksileşecek, bunun şimdi bir ekolü var böyle şiir okuyan insanlar var, bu adam benim babam, yiğitti, mertti, kaya gibi sertti falan diye. Üstelik bu garip şekilde ideolojiler üstüdür.</p>
<p><strong>Son olarak, babaların değişimi başka nelere bağlı?</strong></p>
<p>Türkiye’de ilgili ve sorumlu babalığın önündeki en büyük engellerden biri de şu: Türkiye’de babalar çok uzun çalışıyor, adam bizim dediklerimizi yapmaya ikna olsa dahi, 13 saat çalışan adam eve gelip nasıl oyun oynasın? Türkiye’de dar gelirli bir kesim var: garsonlar, boyacılar, tekstil çalışanları, 15 saat çalışanlar, pastacılar, oto tamircileri, tezgahtarlar vs. Buradan çalışma bakanlığına sesleniyorum, bu düzenlenmeden ilgili ve sorumlu babalık ilerlemez. Ben adamı eğittim adam ikna oldu, Hasan Abi söz veriyorum çocuğumla ilgileneceğim dedi ama enerji yok zaten yazık.</p>
<p><strong>Çok teşekkürler.</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/06/18/babamiz-bizi-sevmedi-babasiz-buyuyen-nesiller/">“Babamız bizi sevmedi”: Babasız Büyüyen Nesiller</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
